İstiklal Mahkemeleri Termos Yapalım
Nis 20

1940 yılının 25 Mayıs sabahında, Meksika’nın baÅŸkenti Mexico’da ortalık daha yarı karanlıkken, Gizli Polis Åžefi Albay Sanchez Salazar aldığı bir haber üzerine, apar topar arabasına binmiÅŸ Morelos caddesine doÄŸru yol almaya baÅŸlamıştı. Telefonla kendisine, Leon Troçki’ye suikast yapıldığı haberi verilmiÅŸti!..

Albay Salazar, otomobilinin camlarından ıssız sokakları seyrederken, Rus Devrimi’nin ünlü kiÅŸilerinden Leon Davidoviç Troçki’nin, Meksika’ya geliÅŸinden beri geçen olayları kafasından geçiriyordu. Troçki ve yanındakiler gelmeden önce, onu böyle gece yarısı sokaÄŸa düşürecek olaylar öylesine az olurdu ki… Ama bu Ruslar geleli beri, baÅŸkent Mexico’da çok ÅŸey deÄŸiÅŸmiÅŸti.

Troçki’nin, Morelos caddesi üzerindeki evi, ÅŸehrin dışındaydı. Evi dışardan görenler, eski çaÄŸlardan kalma bir ÅŸato olduÄŸu yargısına kolayca varabilirlerdi. Troçki ve yakınları, evi satın aldıktan sonra, onu tam bir kale durumuna getirmiÅŸlerdi. Alçak bahçe duvarları yükseltilmiÅŸ, kapıya kurÅŸun iÅŸlemez kalın bir zırh geçirilmiÅŸ, üstelik her yana alarm zilleri takılmıştı.

Mexico halkı, bu güvenlik tedbirlerini çoÄŸu zaman alaya alıyor, “Don Leon” dedikleri Troçki’ye ölüm korkusunun yerleÅŸtiÄŸini söylüyordu. İşin doÄŸrusunda, Gizli Polis Åžefi Salazar da, halktan ayrı düşünmüyordu bu konuda…

Morelos caddesi bilimindeki eve geldiÄŸinde Salazar görevlilerden ilk bilgileri aldı; suikast sonuçsuz kalmış, Troçki’ye hiç bir ÅŸey olmamıştı, ilk kapı, arkasından ikinci bira kapı daha geçildi. Salazar ÅŸimdi, Meksika iklimine özgü çiçeklerle süslü bir bahçedeydi. Burada, baÅŸta Troçki’nin sekreteri olmak üzere, öbür koruyucu polisler, ellerinde tabancalarıyla, halâ üzerlerinden atamadıkları bir heyecan içinde Gizli Polis Åžefini karşıladılar.

Troçki de bu kalabalığın arasındaydı. SoÄŸukkanlı görünüyordu. Yalnız, gözlüklerinin ardındaki mavi gözleri, bir garip ışıltıyla parlamaktaydı. Karısı yanıbaşında duruyordu. Kadın oldukça heyecanlıydı. Troçki’nin Sieva adındaki torunu, ayağından hafifçe yaralandığı için topallayarak yürüyordu.

Hep birlikte Troçki’lerin yatak odasına girdiler. Keskin bir barut ve yanık kokusu kaplamıştı odayı. Duvarlar ve yatakların üzerleri, atılan kurÅŸunlarla delik deÅŸik olmuÅŸtu. Odanın döşemesi ve yatak örtüleri de yanmıştı. Taban tahtalarından hâlâ duman tütüyordu. Odanın makineli tüfekle tarandığını anlamak için, Gizli Polis Åžefi olmak gerekli deÄŸildi!.

Yapılan incelemeden sonra, Troçki’nin karısı Nathalia, olayı Salazar’a şöyle anlatıyordu:

“Gecenin yarısını bulmuÅŸtuk. Çok yakından gelen silah sesleriyle uyandım. Leon da uyanmış, uyku sersemliÄŸiyle bana bakıyordu. Kulağına eÄŸildim; “Odaya ateÅŸ ediliyor!..” dedim. Birlikte yataktan döşeme üzerine kaydık. O sırada, bahçe, evin içi ve oda, sanki birbiri arkasına yıldırım düşüyormuşçasına aydınlanıyordu. Kapının eÅŸiÄŸinde duran üniforma giyinmiÅŸ bir adam, durmadan içeriye ateÅŸ ediyordu. Bir ara, Leon’u kurÅŸunlardan korumak düşüncesiyle yerimden doÄŸrulmak istedim. Fakat hızla beni yanına çekti. Adamın elindeki makineli tüfeÄŸin parıltısı ve gürültüsü, bir süre daha devam etti. Sonra birden, bütün sesler kesildi. Torunumuz kaçırıldı, yakınlarımız öldürüldü, diye düşündüm. Åžimdi de, Leon’u yeniden öldürmeye gelecekler kaygısı içinde, korkunç bir umutsuzluÄŸa kapıldım…”

Evin önündeki çimenlik, suikastçilerin attıkları bir yangın bombasıyla kavrulmuştu. Troçki, eliyle çimenliği göstererek:

“Anlaşılan, gelenler yalnızca beni öldürmek deÄŸil, aynı zamanda evi de yakmak istiyorlarmış..” dedi.

Albay Salazar sordu:

“Suç delillerini yok etmek için mi?”

“O da akla gelebilir… Ama, arÅŸivimi ve bende kalan gizli belgeleri yok etmek için de bu saldırıya giriÅŸmiÅŸ olabilirler. G.P.U (Sovyet Gizli Polis Örgütü) ÅŸu sıra sürdürdüğüm çalışmaların konusunu öğrenmiÅŸ olabilir. Daha önce de, Norveç’teyken, evde olmadığımız bir sırada bazı kimseler içeri girmek istemiÅŸlerdi. Fransa’da da, buna benzer bir ÅŸey oldu; Sosyal Tarih Enstitüsüne belgeler vermiÅŸtim. Bir gece, kimlikleri bilinmeyen kiÅŸiler, Enstitünün demir kapısını kaynakla eriterek içeri girmiÅŸler, 66 kilo ağırlığındaki belgeleri çalmışlardı..”

Bütün tunları kuÅŸkusuz Stalin düzenliyordu. O Rusya’da egemen olabilmek için en yakınlarını bile ortadan kaldırmaktan çekinmiyordu. Elbette sıra bir gün, Troçki’ye de gelecekti. Belirtileri de ortadaydı. Troçki’nin adı Sovyet devrim tarihlerinden, devrimi yansıtan tablolardan, hatta belgesel filmlerden, ÅŸarkı ve marÅŸlardan çıkartılmamış mıydı?.. Önce Rusya’dan sürülmüştü. Åžimdi de Troçki’yi öldürterek, bu sorunu çözümlemiÅŸ olacaktı. Ayrıca elini çabuk tutması da gerekiyordu; çünkü Troçki, kendi hayat hikâyesini yazmaya baÅŸlamıştı. Hem de tarihi belgelere dayanarak… Bunu önlemeliydi.

Yarım kalan bu suikastın üzerinden aşağı yukarı 3 ay geçmişti. 1940 yılının 20 Ağustos günü gelip çattı. Oldukça sıcak ve güneşli bir gün başlıyordu. Troçki, çalışma odasına geçmek üzereydi. Karısı Nathalia, kurşun geçirmez ceketini giymesini istedi. Troçki, her zaman olduğu gibi direnmiş ve kurşun geçirmez ceketi, tehlikeye daha yakın gördüğü koruyucusuna giydirmişti.

Onun kendine göre bir hayat görüşü vardı. “KiÅŸinin kendisini süresiz olarak ölüme karşı savunması imkânsızdır. Yoksa, yaÅŸamanın deÄŸeri kalmaz!..” derdi. Kendisini ölüme götürecek olan ikinci suikastın yapılacağı 20 AÄŸustos günü iÅŸte böyle baÅŸlamıştı.

Sonradan, karısının anlattığına göre, Troçki bütün gününü çalışma odasında geçirmiÅŸti. AkÅŸama doÄŸru dışarı çıkmış, bahçedeki tavÅŸanlarını beslemiÅŸti. Yanıbaşında birisi vardı; hem de havanın açık olmasına raÄŸmen, kolunda yaÄŸmurluÄŸu, başına iyice geçirilmiÅŸ ÅŸapkasıyla Jackson duruyordu. Jackson. her günkünden daha sinirli ve kuÅŸkulu görünüyordu. Bu adam, çevresinde de sevilmeyen birisiydi. Komünist geçinmesine raÄŸmen, bu konuda bilgisi hemen hemen hiç yoktu. Yalnız, Troçki’nin en güvendiÄŸi sekreterlerinden birinin kızıyla niÅŸanlı olması, Troçki’nin yanına girebilme olanağını ona saÄŸlıyordu. NiÅŸanlısıyla birlikte gelirdi daima, ilk olarak 18 AÄŸustos günü yalnız gelmiÅŸti. Bu gün de ikinci kere Troçki’nin evine tek başına geliyordu.

Bir ara Troçki karısına:

“Jackson burada, niÅŸanlısı Sylvia’yı bekliyor… Bu gece New York’a gideceklermiÅŸ.” dedi.

Jackson da, bayan Nathalia’ya ÅŸunları söylemek gereÄŸini duydu:

“Onu, burada bulamayınca ÅŸaşırdım! Oysa daha önce gelmesi gerekiyordu.”

Sonra Troçki’ye dönerek:

“Onu beklerken, son yazdığım yazıyı da bir gözden geçirelim.” dedi.

Troçki’nin bu teklif karşısında biraz canı sıkılır gibi oldu. Fakat olgun kimselere özgü hoÅŸgörüsüyle, bu teklifi kabul etti. Birlikte çalışma odasına girdiler.

Olayın bundan sonrasını bayan Nathalia şöyle anlatmıştır:

“En çok iki üç dakika geçmiÅŸti ki, korkunç bir bağırma iÅŸittim. Baktım; Leon, eÅŸik üzerinde gözüktü. Düşmemek için de arkasını kapıya dayadı. Zorlukla ayakta durmaya çalışıyordu. Yüzü kan içindeydi. Gözlüksüzdü ve gözleri dehÅŸetle açılmıştı!

“Ne oldu, ne oldu?” diye bağırarak onu kollarımın arasına aldım. O, yalnızca:

“Jackson…”

diyebildi. Her şeye rağmen soğukkanlı bir görünüş içindeydi. Birlikte birkaç adım atabildik. Sonra onu yavaşça yere bıraktım. O zaman işitilmesi güç bir sesle:

“Seni seviyorum Nathalia!..” dedi. Başıyla çalışma odasını göstererek:

“Biliyor musun orada… Ne yapacağını anladım… Bir kere daha vurmak istedi, fakat kaçtım!.”

Durumu öğrenen evdeki koruyucular, dışarıdaki polislere haber salarken, süre kaybetmeden Jackson’ın üzerine atılmışlardı. Umutsuzca direnen katilin ÅŸapkası başından fırlamış, odanın bir köşesine yuvarlanmıştı. Elindeki suç aracı olan keser de, boÄŸuÅŸma sırasında yere düşmüştü. Kâğıtlar, gazete ve dergiler ortalığa saçılmıştı. Troçki’nin üzerinde büyük bir özenle çalıştığı Stalin’in hayatıyla ilgili eserin birçok sayfası kan içindeydi!.. Öfke içindeki koruyucular, tabancalarının kabzalarıyla, durmadan Jackson’a vuruyorlardı.

Jackson ise, dehşet ve acı içinde bağırıyordu:

“Onların zoruyla yaptım bunu!.. Öldürün beni!.. Annemi hapsettiler.. Beni tehdit ediyorlardı…”

Bu sırada, yığıldığı yerden Troçki’nin sesi duyuldu: “Öldürmeyin onu!.. KonuÅŸması gerekiyor!., öldürmeyin onu!..”

Hastaneye kaldırılan Troçki’nin yarasını doktorlar çok derin buldular. Aynı zamanda sürekli kan kaybediyordu Kafatası çökmüş, beyni zedelenmiÅŸti. Kurtulma umudu yok denecek ölçüde azdı. Yapılan ameliyat bir sonuç vermedi Troçki uzun bir süre can çekiÅŸtikten sonra, 1940 yılının 21 AÄŸustos sabahında, ortalık aÄŸarmaya baÅŸlarken oldu.

Sizde Yorumunuzu Yazın

Ama önce siteye Buradan giriş yapın Hala Üye değilseniz Buradan üye olabilirsiniz.