Sülfürik Asit
Yazan: metin0307May 7
Toprak, insana hayatının iki temeli olan ekmek ve sudan baÅŸka gerekli bir maddeyi daha, tuzu da saÄŸlar. Bu maddenin öteden beri beslenmede önemli bir yer tuttuÄŸunu ve uzun zaman tuzdan yoksun kalmanın organizmada ne gibi düzensizliklere yol açtığını biliyoruz. Tuzun, yalnız beslenmede deÄŸil toplumsal hayatta da büyük rol oynadığını gösteren olaylar çoktur. SözgeliÅŸi Fransızca’daki Salaire, İngilizce’deki Salary kelimesini bir göz önüne alalım: Bu kelime Roma lejyonerlerinin ücretlerinin bir kısmını tuz (sel) olarak almalarından gelmektedir. Bu madde gerçekten birçok ülkede para yerine geçiyordu ve en uzak çaÄŸlardan beri devletin tekelinde olup birçok yerlerde ‘tuz vergileri’ konmuÅŸtu. Tuz, bazen buharlaÅŸtırma yoluyla deniz suyundan bazen tuz kayalarından çıkartılır.
XIX. yüzyıla kadar tuz, mutfaklarda ya da et ve balık tuzlama iÅŸinde kullanılırdı. Ama Leblanc’ın sodyum karbonatı hammadde olarak kullanmaya baÅŸlaması üzerine, yeni doÄŸmakta olan kimya sanayinin temel maddesi haline geldi.
Kimya sanayii böylece Leblanc yönteminin gerektirdiÄŸi ikinci elemanı, yani sülfürik asidi de imal etmeye koyuldu. Bu madde Arap simyacıları tarafından bulunmuÅŸtu ve Fransa’da Devrim sırasında biliniyordu. Ancak kullanıldığı yerler sınırlıydı. Kemirici bir madde olduÄŸundan, yalnız boyacılıkta yararlanılan bazı maddelerin hazırlanmasında, altın ve gümüşü arıtmada, bazen de organik kalıntıları yok etmekte kullanılmaktaydı. Belli sanayi dallarında kullanılan sülfürik asit içi kurÅŸunla kaplanmış odalarda imal edilirdi. Bu odalarda kükürdü yakarlar ve elde edilen kükürtlü anidriti sudan geçirerek sülfürik asit elde ederlerdi.
Bu imal ÅŸekli uzun süre İngilizlerin sırrı olarak kaldı. Ama ÅŸiddetle ihtiyaç duyulan bu madde elbetteki günün birinde öteki ülkelere de sızacaktı. Halk dilinde zaçyağı diye bilinen bu maddeyi imal eden ilk fabrika 1766′da Rouen’de kuruldu. Kullanma yerleri gittikçe artıyordu. Demire dökerek balonlar için gereken hidrojeni elde ediyorlar ve kibrit imalinde kullanıyorlardı. Derken imparatorluk döneminin ablukası gelip çatınca, Sicilya’dan gelen bir ithal malı olması nedeniyle görülmemiÅŸ bir fiyat yükseliÅŸi oldu. Bunun üzerine, kükürdün yerini tutabilecek baÅŸka bir madde bulma zorunluluÄŸu baÅŸgösterdi.
1810′da Peregrine Phillips adlı bir İngiliz, kükürtlü anidriti, İspanya’dan getirilen ve tabii demir sülfüründen baÅŸka bir ÅŸey olmayan piriti platinde ısıtmak yoluyla elde etti. Pirit bol bir hammaddeydi; kurÅŸun odalar da artık yeterince geliÅŸtirilmiÅŸ olduÄŸundan, 1838′den baÅŸlayarak bütün sodyum karbonat ve süper fosfotlar talepleri karşılayacak miktarda sülfürik asit imal edilmeye baÅŸlandı.
Kaldı ki, bu maddeyi arayanlar yalnız Leblanc yöntemiyle sodyum karbonat ve suni gübre imalcileri ya da boyacılar ve değerli madenleri işleyenler değillerdi. Güçlü ve ucuz bir kimyasal etken olduğundan sayısı gittikçe artan alanlarda bir reaksiyon etkeni olarak da aranmaktaydı. Henüz emekleme döneminde bulunan organik kimyada bile belli başlı rol oynamaya başlamıştı.
Åžeker, eritilmiÅŸ domuz yağı, alkol, üre gibi organik maddelerin esrarlı bir “hayat gücüne” sahip oklukları sanıldığından bunlar organik olmayan maddelerden ayrı tutulmaktaydılar. Bununla birlikte, kimyacılar bu maddeleri de her türlü analize tabi tutmaktan geri kalmadılar. Genç bir Fransız kimyacısı “Recherches chimiques sur leÅŸ corps gras” “YaÄŸlı Maddeler Üzerinde AraÅŸtırmalar” adlı eserinde (1823) hayvansal ve bitkisel yaÄŸların, yaÄŸlı asitlerle gliserin bileÅŸiminden meydana gelen kimyasal maddeler olduklarını kanıtladı.
Eugene Chevreuil (1786-1889) adlı bu genç kimyacı Charlemagne Lisesinde kimya öğretmeniydi ve Vauquelin’in yönetimindeki kimyasal maddeler fabrikasında çalışmaktaydı. 1823′te eserinin yayınlanması üzerine profesör olarak Gobelins Fabrikasına atandı ve orada yeteneklerinin ürünlerini verme imkânlarını buldu.
Yağlı asiti bir bazın üzerine uygulayarak sabun elde ediliyordu. Böylece bilimsel bir temel kazanan sabun sanayii, randımanını olduğu kadar ürünlerinin niteliğini ve çeşitlerini de artırdı. Baz olarak potası alındığında yumuşak, sodyumu alındığında sert sabun elde ediliyordu. İşte bundan sonradır ki, tuvalet sabunları ev ya da sanayi sabunları gibi özel kullanışlı sabunlar imal edilmeye başlandı.
Bu çalışmaların ikinci önemli sonucu mumların kalıplanmasında asitstearikin kullanılabilmesi oldu. Bu iÅŸi gerçekleÅŸtirme hevesine kapılan bilgin Paris’te bir fabrika açtı. Herkes, beyaz ve saydam bir ışık veren o hem süslü, hem ucuz mumlan kapışmaya baÅŸladı. Gariptir; tatsız bir konu olarak kabul edilen kimya bilimi insanları doyurma iÅŸinden sonra öteki alanlara da elini uzatacak kadar yararlı bir bilim dalı haline gelmeye baÅŸlamıştı.
Ya fotoğrafı? Onu insanlara armağan eden de kimya bilimi olmadı mı? Bu teknik objektifine kadar her şeyini kimya bilimine borçludur. Önce her işe elverişli adi camı gerçekleştirmiş, bundan sonra kullandığı maddelerin bileşimlerini ve oranlarını değiştirmek yoluyla çeşitli niteliklerde camlar meydana getirmiştir. Fotoğraf objektifleri, astronomik dürbünler, gözlükler, mikroskoplar, spektroskoplar, jeodezik ve topografik camlar gibi cam ve şişeden çok farklı niteliklerde ve kullanışta gereçler yaratmıştı.
Bunların yaratıcıları modern optik camların bulucusu İsviçreli Pierre-Louis Guinand (1748-1824), Alman Cari Zeiss (1816-1888) ve Ernest Abbe (1846-1907) oldular. Bunlardan birincisinin torunları Paris’te optik araçlar fabrikası kurdu, ikincisi de bilimsel kaliteyi ve üretimi geliÅŸtirdi.

[...] Buzlu.org [...]