Türk Sinema Tarihi Bilim kurgu ve tarihi
Nis 06

1452- 1519 yılları arasında yaÅŸamış eÅŸsiz ressam ve filozof, yaÅŸadığı dönemin en büyük mucit ve deneyci bilimadamıdır. Leonardo da Vinci Rönesans’ın simgesidir.

” Mona Lisa” ve ” Son Yemek” tablolarının yaratıcısı Leonardo’nun sanat dünyasındaki yüce konumu hemen herkesçe bilinen bir gerçek. Ama bilimadamlığı kimliÄŸi için aynı ÅŸey söylenemez. Bir kez, yüzyılımıza gelinceye dek bu kimlik sanatçı kiÅŸiliÄŸinin gölgesinde ya gözden kaçmış, ya da, önemsenmediÄŸi için unutulmuÅŸtur. Sonra, bu unutulmuÅŸlukta Leonardo’nun kendi sıra dışı tutumunun da payı vardır.

Bilimsel çalışmalarını yayımlamaktan özenle kaçındığı gibi, tuttuğu notları düpedüz okumaya elvermeyen kendine özgü bir yöntemle kaleme almıştı (400 yıl mahzende kalan, çizimleriyle birlikte yaklaşık 5000 sayfa tutan bu notlar sağdan sola doğru yazıldığı için ancak aynada yansıtılarak okunabilmiştir).

Leonardo, yaşam boyu biriken gözlemsel bulgularını; botanik, jeoloji, coğrafya, anatomi ve fizyoloji alanlarındaki inceleme sonuçlarını; mimarlık, şehir planlama, su ve kanalizasyon projelerini; savaş teknolojisine ilişkin buluş ve icatlarım bu notlarda saklı tutmuştu. Notların yüzyılımızın başında gün ışığına çıkarılmasıyla dev sanatçının aynı zamanda, ilgi alanı son derece geniş büyük bir bilimadamı olduğu kesinlik kazanır. Notlar sonraki yüzyıllarda ortaya çıkan bilimsel buluş ve atılımların pek çoğunun ipuçlarını içermekteydi.

Leonardo mesleğinde cerbezeliğiyle tanınan hukukçu bir baba ile köylü bir hizmetçi kızın evlilik dışı çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Doğar doğmaz dede evine uzaklaştırılan bebek anasını hiç görmemenin acısıyla büyür. Babasının ilk yıllardan başlayarak eğitimiyle yakından ilgilenmesi çocuk için belki de tek teselli kaynağı olur. Okul yıllarında en çok matematik problemlerini çözmede gösterdiği üstün yetenekle dikkatleri çeken çocuk, bir yandan da yaptığı güzel resimlerle çevresinden hayranlık topluyordu.

Onaltı yaşına geldiÄŸinde dönemin tanınmış artisti Andrea del Verrochio’nun yanma çırak olarak girer. Ustasının gözetiminde coÅŸkuyla iÅŸe koyulan delikanlı çok geçmeden aÄŸaç, mermer, kil ve metal iÅŸlemede büyük beceri kazanır. OlaÄŸanüstü yeteneklerini gören usta çırağının Latin ve Grek klasikleriyle felsefe, matematik ve anatomi üzerinde öğrenimini sürdürmesine yardımcı olur. Öyle çok boyutlu bir öğrenim, Verrochio’ya göre, gerçek bir sanatçı için vazgeçilmez bir gereksinimdi.

Çıraklık dönemini yirmialtı yaşında noktalayan Leonardo baÅŸvurusu üzerine Artistler Loncası’na kabul edilir. Artık, kendi yönünü çizme, geleceÄŸini kurma özgürlüğüne kavuÅŸmuÅŸ demekti. Büyüleyici resim ve yontularının yanı sıra ortaya koyduÄŸu mühendislik projeleriyle Dük’lerin ilgisini kazanan genç adam, yaÅŸamını sırasıyla Floransa, Milano, Roma saraylarında sürdürme olanağı bulur; son üç yılını ise Fransa’da Kral Francois I’in koruyuculuÄŸunda geçirir.

Leonardo çok yönlü etkinlikler içinde sürekli uğraş veren bir kişiydi, ancak yeterince dirençli değildi. Çoğu kez, coşkuyla üstlendiği bir çalışmayı bitirmeden, daha çekici bulduğu başka bir işe yönelir, yeni serüvenler arkasında koşardı. Asıl tutkusu sanattı kuşkusuz. Sanat dışı çalışmalarında özellikle esemenli ve dağınıktı. Projelerinin pek çoğu kağıt üzerinde kalmış, ya da, tam sonuçlandırılmadan bir kenara itilmişti.

Projeleri arasında çok önemsediÄŸi, deneysel olarak gerçekleÅŸtirmeye çalıştığı uçak, helikopter, paraşüt türünden araçlar, çeÅŸitli silah modelleri vardı. Anatomi konusundaki incelemeleri hiç kuÅŸkusuz dönemin en deÄŸerli bilimsel çalışması diye nitelenebilir. Hayvan ve insan cesetleri üzerindeki teÅŸrih çalışmaları, sayısı 750′yi bulan ayrıntılı çizimleri ona anatomi tarihinde üstün bir yer saÄŸlamıştır.

Fizyolojinin geliÅŸmesine yaptığı katkıları arasında en baÅŸta kanın iÅŸlev ve devinimine iliÅŸkin çalışması gelir. Kalbin kaslarını ayrıntılarıyla incelediÄŸi özellikle kapakçıkların iÅŸlevini iyi kavradığı çizimlerinden anlaşılmaktadır. Kanın tüm organizmaya yayılarak doku ve organları nasıl beslediÄŸini, çökeltileri nasıl temizlediÄŸini açıklamaya çalışır. Organizmadaki kan devinimini suyun doÄŸadaki devinimine benzetir: Bulutlardan yağışla inen su deniz ve göllerde toplanır, sonra buharlaÅŸarak yeniden bulutları oluÅŸturur. Bu benzetiÅŸte, Harvey’in 100 yıl sonra olgusal olarak doÄŸruladığı “kan dolaşımı” hipotezini bulabiliriz.

Astronomiye gelince, Leonardo’nun bu alanda Kopernik’i öncelediÄŸi söylenebilir. Kilisenin o sıra gösterdiÄŸi hoÅŸ görüden de yararlanarak, yerkürenin güneÅŸ çevresinde bir gezegen olduÄŸunu ileri sürebilmiÅŸti. Oysa yerleÅŸik öğretiye göre dünyamız evrenin merkezinde sabitti. Göksel nesneler ise kutsal nitelikleriyle apayrı bir ortamda devinmekteydiler.

Leonardo’nun fizikte, özellikle mekanik dalında, ulaÅŸtığı bazı sonuçlarla Galileo ile Newton’u da öncelediÄŸi bilinmektedir. “Canlılar dışında algıladığımız hiç bir nesne kendiliÄŸinden devinime geçmez,” diyen Leonardo, “her nesnenin devindiÄŸi yönde ağırlığı olduÄŸunu, serbest düşen bir cismin düşmede geçen zamanla orantılı olarak ivme kazandığını” ileri sürmekle de kalmaz; daha ileri giderek, egemen Aristoteles öğrentisinin tam tersine, kuvveti devinimin deÄŸil, hız veya yön deÄŸiÅŸtirmenin nedeni olarak gösterir. Bu savın daha sonra mekaniÄŸin devinim yasalarından biri olarak dile getirildiÄŸini biliyoruz.

Aristoteles’in öğretilerine uzak duran Leonardo’nun ArÅŸimet’e çok yakın ilgi göstermesi ilginçtir. ArÅŸimet’in yapıtları o sıra henüz basılmamıştı. Ellerde dolaÅŸan bir kaç el yazması kopya da, okunur gibi deÄŸildi. Bu kaynakları çok önemseyen Leonardo’nun okunaklı iyi nüsha elde etmek için baÅŸvurmadığı kimse, çalmadığı kapı kalmaz. Amacı: klasik çağın öncü bilimadamının kaldıraç ve hidrostatik konularındaki buluÅŸlarını bilim dünyasına tanıtmak, “ArÅŸimet” adını layık olduÄŸu yere yükseltmekti.

Su ve havada dalgasal devinim, ses oluÅŸumu vb. olgularla da ilgilenen Leonardo, ışığın da dalgasal nitelikte devinme olasılığından söz etmiÅŸti. Onun ilginç bir gözlemi de, yarım ay’ın karanlık bölümünün belirsiz de olsa görünmesine iliÅŸkindir. “Eski ay, yeni ay’ın kucağında” diye betimlediÄŸi bu olayı, dünyamızın yansıttığı ışıkla açıklar.

Leonardo’ya jeolojinin öncüsü gözüyle de bakılabilir. DaÄŸ yamaçlarında topladığı fosillerin bir bölümünün deniz yaratıklarına ait olduÄŸunu söyler; yerküre kabuÄŸunun zamanla deÄŸiÅŸikliklere uÄŸradığı, yeni tepe ve vadilerin oluÅŸtuÄŸu gibi noktalara deÄŸinir. Üstelik bu tür oluÅŸumların salt doÄŸal nedenlere baÄŸlı olduÄŸunu vurgulamaktan da geri kalmaz.

Simya, astroloji ve büyü türünden uygalamaları aldatmaca bulduÄŸunu açıkça söyleyen Leonardo, doÄŸayı neden-sonuç iliÅŸkisi içinde düzenli, nesnel bir gerçeklik olarak algılıyordu. Dinsel inançlara saygılıydı, ama onun için bilim teolojik baskıdan uzak, özgür bir arayış olduÄŸu ölçüde amacına ulaÅŸabilirdi. Leonardo’nun bilimsel yöntem anlayışı neredeyse çaÄŸdaÅŸ anlayışla eÅŸdeÄŸer düzeydedir. Bu anlayışta “olgusal veri - açıklayıcı kuram etkileÅŸimi” temel öğedir.

Leonardo’nun sezgisel de olsa bunun ayırdında olması oldukça ÅŸaşırtıcı; çünkü, bu noktanın açıklık kazanması çağımız bilim felsefesini beklemiÅŸtir. Leonardo bilimde deney gibi matematiÄŸin de önemini kavrayan bir düşünürdü. Ona göre insanoÄŸlu sürgit kesinlik arayışı içinde olmuÅŸtur. Ancak, kesinlik görecelidir; olduÄŸu kadarıyla, doÄŸal bilimlerde deÄŸil, soyut zihinsel kavramlarla sınırlı kalan matematikte bulunabilirdi. İşe gözlemle baÅŸlayan bilimadamı ise, ulaÅŸtığı açıklamaları gözlem ya da deneye baÅŸvurarak doÄŸrulamakla yetinmeliydi.

Vurguladığı bir nokta da, teori ile uygulamanın elele gitmesi gereğiydi: Uygulamaya elvermeyen teoriyi anlamsız, teoriye dayanmayan uygulamayı kısır sayıyordu. Doğaya tüm saplantılardan arınmış bir kafayla, bir çocuğun her şeyi kucaklayan açık yüreğiyle yaklaşmayı öğütlüyordu.

Onun gözünde sanat, felsefe ve bilim kültürün bütünlüğünde birleşen, etkileşim içinde gelişen çalışmalardı. Sanatı salt yaratıcı imgelemin, felsefeyi soyut düşüncenin, bilimi deneyin ürünü sayıp birbirinden ayrı tutmak yanlıştı. Leonardo değişik ölçülerde de olsa hepsinde yaratıcı imgelemin, soyut düşüncenin ve olgusal deneyimin payı var demekteydi.

Tüm ilgi alanlarında evrensel bir deha, yetkin bir örnek sergileyen Leonardo, son günlerinde, zengin yaÅŸam öyküsünü basit bir tümcede dile getirmiÅŸti: “Nasıl yaÅŸamam gerektiÄŸini anlamaya baÅŸladığımda, nasıl ölmekte olduÄŸumu gördüm. ”

Öldüğünde 67 yaşındaydı, ama bedensel olarak tükenmişti. Güçlü bir beynin amansız sürükleyişi içinde, durmadan bulmak ve yaratmak savaşımı veren bu insanın yaşamı acı dolu güzelliğiyle gerçek bir dramdı.

Sizde Yorumunuzu Yazın

Ama önce siteye Buradan giriş yapın Hala Üye değilseniz Buradan üye olabilirsiniz.