
Napolyon savaşları kimyacıların dikkatini bir ihtiyaca daha çekmişti: Yiyecek sıkıntısı. Askerlerin, hele denizcilerin, yiyeceklerini birlikte götürmelerini ve bunların uzun süre dayanmasını sağlamak gerekiyordu. Taze et bulunmadığından eskiden beri fümesi, kurusu ya da salamurasıyla yetinilmekteydi. Buna reçel ve peynir katmak tek beslenme yolu olarak biliniyordu. Ancak, bu sınırlı imkânlar, savaş geniş bir alana yayılınca ve ulaşım gittikçe zorlaşınca sağlık bakımından kötü sonuçlar vermeye başladı. Hükümet, bilim adamlarına baş vurdu. Et ve sebzelerin besleyici niteliklerini ve tazeliklerini kaybetmeden uzun zaman saklanabilmelerini sağlayacak bir yöntem bulana 12.000 franklık bir ödül vaat etti.
Bu ödül 1810′da Nicolas Appert’e (1750-1841) verildi. Bu adam deÅŸ Lombards sokağında bir ÅŸekerci olup Champagne’da, ÅŸarap mahzenlerinde geçen çıraklık yıllarında bu konuyla ilgili bazı gözlemler yapmıştı. Kendi kendine “Yiyecekleri bozan mayalar olduÄŸuna göre, bunları kaynatmak yoluyla yok edilemez mi?” ÅŸeklinde düşünüyordu. Bu, Pasteur keÅŸifleri öncesinden dâhice bir esinlenmeydi. Pasteur de “Etudes sur le vın-Åžarap Üzerine İncelemeler” adlı kitabında aynı ÅŸeyi kabul etmiÅŸtir. Böylece Appert 1795′ten baÅŸlayarak yiyecekleri, sıkı sıkı kapatılmış kutularda ve bir Papin kazanının içinde kaynatmaya baÅŸladı.
Bu yöntemin iyi sonuç vermesinden sonra Appert, orduya yiyecek saÄŸlama iÅŸinin sorumlusu oldu. Elli işçinin çalıştığı Massy’deki fabrikasında cam kavanozlar içinde üç aya kadar taze kalan et, balık, sebze ve süt imal etmekteydi.
SavaÅŸ rastlantıları, bu ÅŸiÅŸelerden bazılarının İngiliz askerlerinin eline geçmesine yol açtı. Teknisyenler hayretle bunları incelemeye koyuldular ve 1812′de Bermondsey’de aynı yöntemle konserve yapan bir fabrika kurdular. Pratik insanlar olduklarından, ağır ve nazik bir madde olan camın uygun bir malzeme olmadığını düşünerek onun yerine maden kullanmanın çarelerini aramaya koyuldular. 1814′te Donkun ve Hail firması ilk teneke konserve kutularını piyasaya sürdü. Ama bunlar öylesine saÄŸlamdı ki, kalem ve çekiçle açılması gerekiyordu.
Konserve sanayinin kurulması yalnız askerleri deÄŸil, denizcilerin ve kâşiflerin de çok iÅŸine yaramıştı. Kalitesi de iyi olsa gerekti. Çünkü Parry’nin 1824′te Kuzey Kutbuna götürmüş olduÄŸu, konserveler, 1937′de açıldığında içindekilerin hâlâ yenebilecek durumda olduÄŸu görüldü.
Böylece, Appert’in icadından ilk yararlananlar askerler, denizciler ve kâşifler oldular. Konserve yalnız aylar boyu taze yiyecek saÄŸlamakla kalmıyor, az da yer tutuyordu. Yöntem daha da geliÅŸtirilebilirdi. Daha sonra ağırlığı hafifletmenin ve aynı hacme daha fazla yiyecek sığdırmanın yollarını aramaya koyuldular. İlk akla gelenler, etin kemiklerini ve buna benzer fazlalıkları ayıklamak oldu.
Bu iÅŸi de 1838′de Alman Justus Liebig (1803-1873) ele aldı.
Liebig otuz beÅŸ yaşında olduÄŸu halde dünyanın en ileri gelen kimyacılarından biriydi. ÇocukluÄŸunda kötü bir öğrenci olmuÅŸ, hiç bir lise onu kabul etmek istememiÅŸti. Babası onu bir eczacının yanına çırak verdiÄŸinde orada da sevilmemiÅŸ, ama 1822′de Gay-Lussac laboratuvarına girince ilerlemenin yolunu bulmuÅŸtu, iki yıl sonra da Humboldt’un tavsiyesi üzerine kendisine Giessen (Hesse) Üniversitesinde kimya kürsüsü verilmiÅŸti. Bundan sonra genç adam kendini araÅŸtırmalarına dileÄŸince verebildi. Öğrenciler yetiÅŸtirdi, laboratuvar kurdu, icatlarda bulundu. Bütün Avrupa’nın gözü ÅŸimdi teorik çalışmaların yanında pratik sorunlara da seve seve eÄŸilen, bu doÄŸuÅŸtan kimyacı genç adamdaydı.
Liebig 1838′e kadar kloroformu, kloralı bulmuÅŸ, yaÄŸları ve albüminoidleri incelemiÅŸti. Ette ne kadar çok yararsız maddeler bulunduÄŸunu tespit ederek ÅŸaÅŸtı. Bir sığırda yüzde 28 kemik ve üçte bir su bulunmaktaydı bu su çıkarıldı mı, et 5 ton yerine 2 ton gelirdi. Böylece fazla yer tutmamakla kalmaz, susuz daha da iyi saklanabilirdi.
Ette yalnız besleyici olan ÅŸeyleri saklayıp gerisini yok etme fikri bu genç kimyacının buluÅŸudur. Böylece besin gerçekten en küçük hacmine indirilmiÅŸ bulunuyordu. Appert’in eserini tamamlayan bu yöntem beslenmekte gerçek bir devrim yaratmıştı. Pek yakında da (1865), Güney Amerika’dan ithal edilen etlere Avrupa artık yünün yan ürünü, deri ve kemik tozu gözüyle bakmayacak, tersine bir ‘Liebig özü’ halini alan yiyecekler Avrupa’yı beslemeye baÅŸlayacaktır. Öte yandan 1856′da İngiliz sanayicisi Borden, sütün dörtte bir suyunu çıkarıp buna beÅŸte iki oranında ÅŸeker ekleyerek toz süt imaline baÅŸladı.
Kimya elini besin sorununa uzatmıştı.
Sizde Yorumunuzu Yazın
Ama önce siteye Buradan giriş yapın Hala Üye değilseniz Buradan üye olabilirsiniz.

