<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>buzlu.org &#187; Ülkeler &#8211; Devletler</title>
	<atom:link href="http://www.buzlu.org/kategori/ulkeler-devletler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buzlu.org</link>
	<description>bilgi mi aradın, doğru yerdesin...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 19:32:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Kayıp kıta Atlantis</title>
		<link>http://www.buzlu.org/kayip-kita-atlantis/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/kayip-kita-atlantis/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Mar 2011 07:49:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ülkeler - Devletler]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[ad kavmi]]></category>
		<category><![CDATA[antik]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[atlantis]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[eflatun]]></category>
		<category><![CDATA[kaanıtları]]></category>
		<category><![CDATA[kayıp kıta]]></category>
		<category><![CDATA[kıta]]></category>
		<category><![CDATA[kıtalar]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl oldu]]></category>
		<category><![CDATA[ne oldu]]></category>
		<category><![CDATA[Neden,Niçin,Nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[nerede]]></category>
		<category><![CDATA[Platon]]></category>
		<category><![CDATA[sokrates]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5139</guid>
		<description><![CDATA[Atlantis, Eflatun&#8217;un tanımladığı hayal ürünü kayıp kıtadır. Atlantis, batık bir kıta ve uygarlık. Antik uygarlıklarla ilgili akademik programların dışında çalışmalar yapan araştırmacılarla bilimadamları arasında zaman zaman büyük görüş ayrılıkları olmakla birlikte birbirinden bağımsız gibi görünen bu çalışmaların nihai sonuca varmada hızlandırıcı etki yaptıkları şüphesizdir. M.Ö. 421 yılında Sokrates&#8217;in evindeki bir Felsefe sohbetinde Atinalı devlet adamı [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/03/atlantis-kıtası.jpg"><img class="size-full wp-image-5140 aligncenter" title="atlantis kıtası" src="http://www.buzlu.org/images/2011/03/atlantis-kıtası.jpg" alt="" width="448" height="245" /></a><br />
Atlantis, Eflatun&#8217;un tanımladığı hayal ürünü kayıp kıtadır.</p>
<p>Atlantis, batık bir kıta ve uygarlık.</p>
<p>Antik uygarlıklarla ilgili akademik programların dışında çalışmalar yapan araştırmacılarla bilimadamları arasında zaman zaman büyük görüş ayrılıkları olmakla birlikte birbirinden bağımsız gibi görünen bu çalışmaların nihai sonuca varmada hızlandırıcı etki yaptıkları şüphesizdir.</p>
<p>M.Ö. 421 yılında Sokrates&#8217;in evindeki bir Felsefe sohbetinde Atinalı devlet adamı Kristias, dedesi Dropides&#8217;in kendisine naklettiği efsaneyi hikaye eder. Hikayeyi dede Dropides&#8217;e nakleden ünlü Yunanlı şair Solon&#8217;dur. Solon&#8217;un gösterdiği kaynak ise Mısır&#8217;da bulunduğu dönemde tanıştığı Mısırlı bir keşiştir ve Keşiş&#8217;e göre Atlantis &#8216;e ilişkin olaylar M.Ö. 9000 yılında gerçekleşmiştir.<span id="more-5139"></span></p>
<p>Plutarkhos&#8217;a göre Sais şehrinde Solon&#8217;a ders veren rahibin adı Sonchis idi. İskenderiyeli Clemens&#8217;e göre bu aynı zamanda Pythagoras&#8217;a ders veren Mısırlı rahibin adı.</p>
<p>Platon&#8217;un hem Kritias, hem de Solon&#8217;la akrabalığı vardı. Ayrıca, kendisi de Mısır&#8217;ı ziyaret ederek birkaç yıl kalmış ve inisiye olmuştu. Onun için, bazı Atlantologlar onun Atlantis konusunu yazmadan önce, bu konuda bilgileri topladığı fikrindeler.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Kur&#8217;an&#8217;da &#8220;Ad kavmi&#8221; diye de geçer, Ad-land; Ad Ülkesi demektir. Kimi araştırmacılar İbranice’deki, ilk insanı belirten ve adama sözcüğünden gelen &#8220;Adem&#8221;, Sanskrit dilinde “ilk, başlama” anlamına gelen ve Aryenler’in ilk konuşan insan türüne verdikleri ad olan &#8220;Ad-i&#8221;, Frigler’in &#8220;Attis&#8221;, Kafkasyalılar’ın &#8220;Adige&#8221;, Polinezyada’daki &#8220;atea&#8221;, Truva öyküsündeki &#8220;Ate&#8221;, Aztek mitolosindeki &#8220;Atzlan&#8221; (ada) ve Türkçe’deki &#8220;ad&#8221;, &#8220;ada&#8221;, &#8220;ata&#8221; (pek çok dilde baba anlamına gelir) sözcükleri ile &#8220;Ad&#8221; kavminin adı arasında etimolojik bir bağlantı olabileceğini düşünmektedir.</p>
<p><strong>Atlantis&#8217;in Bilimsel Kanıtları</strong></p>
<p><strong>James Churchward</strong></p>
<p>James Churchward Atlantis&#8217;in Mu uygarlığının bir kolonisi olduğunu belirtmiştir. İngiliz ordusunda görevli subay olarak Tibet&#8217;te bulunmuş, daha sonra dünyayı gezmiş ve araştırmalar yapmıştır.Albay rütbesinde iken Tibet&#8217;ten bu tabletleri almıştır. Baş Rahibin niye tabletleri verdiği bilinmemekle beraber james in mason olması buna neden olabilir.<br />
James Churchward 1883&#8242;de, Batı Tibet&#8217;te bir manastırda bu belgelerin en önemlilerini gün yüzüne çıkartmıştır.</p>
<p>Tibet&#8217;te görevli olarak bulunan Churchward, eski dinlerin kökenleri hakkındaki araştırmaları doğrultusunda Tibet&#8217;teki manastırları dolaşırken, yolu Batı Tibet&#8217;te bir manastıra düşmüş ve bu manastırın, Büyük Rahipler Kardeşliğinin önde gelen üyelerinden olan baş rahibi Rishi, Churchward&#8217;a, günümüzden 15 bin yıl önce yazılmış Naacal Tabletleri ni göstermiştir.</p>
<p><strong>III. Ramses</strong></p>
<p>III. Ramses&#8217;in yazdırdığı yazılarda Atlantislilerin büyük su dairesi üzerindeki kara parçasından ve adalardan dünyanın ucundan, dokuzuncu kuşaktan geldikleri anlatılıyor. 9. Kuşak da eski Mısır, Yunan ve Roma&#8217;da kullanılan coğrafi bölümlere göre 52. ila 57. Kuzey enlemleri arasında kalan bölgedir.<br />
Ünlü tarihçi Renan ise oldukça şaşırtıcı bir şekilse Mısır sanatının gençlik dönemi olmadığı iddiasında bulunarak Mısır uygarlığı ile ilgili şüphelerini şöyle dile getiriyordu:</p>
<p>Mısır, sanki bu ülke gençlik dönemini hiç yaşamamış gibi, daha başlangıçta olgun, yaşlı ve mitolojik ve kahramanlık çağlarından tamamen yoksun gibi görünmektedir. Mısır uygarlığının bebeklik çağı ve sanatının da kadim dönemi yoktur. Mısır uygarlığı daha o zaman olgundu.</p>
<p>Heredot da şaşırtıcı bir şekilde, &#8216;Euterpe&#8217; adlı eserinde Mısır rahiplerinin yazılı tarihinin kendi zamanından 12 bin yıl öncesine kadar gittiğini belirliyor. Yani Atlantis&#8217;in batışına kadar.</p>
<p>5400 yıl önce, Mısır&#8217;daki Siyen(Aswan) kenti tam olarak Yengeç Dönencesi&#8217;nin altına rastladığı dönemde inşa edilmiş olan Siyen Duvarları, tam güneşin gündönümü anında, öğle vakti, güneş komple bir disk halinde bu duvarların üzerinden yansırken görülürdü. Günümüzde, Avrupa&#8217;nın bütün bilim adamları bir araya gelseler bunun bir benzerini yapamazlar diyor tarihçi Keneally Tanrının Kitabı adlı eserinde.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Amerikalı araştırmacı Robert Sarmast Platonun ünlü diyalogları Critias ve Timaeus’da ifade ettiği yaklaşık 50 fiziksel işaretten yola çıkarak çalışmalarını Kıbrıs yayı ve Levantine havzası olarak tarif edilen Doğu Akdeniz kıyılarına kaydırdı.</p>
<p>Bölge ile ilgili olarak Amerika Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi&#8217;nin (NOAA) hazırlamış olduğu haritalardan ve veritabanlarından faydalanan Sarmast bu bilgilerin yeterli olmadığını görünce dünyaca ünlü Jeofizikçi Dr. John K. Hall ile işbirliğine gitti. Dr. Hall, Sarmast’a 1980 li yıllarda bir Rus petrol gemisi tarafından Doğu Akdeniz’de deniz tabanından toplanan dijital verileri iletti. NOAA ve Dr. Hall dan gelen verileri birleştiren Sarmast bölgenin 3 boyutlu ve bathymetric (derinlik ölçü birimi) haritalarını çıkarttı. Sarmast’a göre Atlantis Kıbrıs, Suriye arasında idi ve batan kıtanın en üst noktası ise bugünkü Kıbrıs’tı.</p>
<p>Sarmast Discovery Of Atlantis isimli ünlü eserinde Atlantis’in bu bölgede olmasını güçlendiren bulguları ve nedenlerini açıkladı.<br />
Atlas Okyanus&#8217;u birçok volkanik hareketlerin sık sık yer aldığı bir yerdir. 1957&#8242;de yanar dağlar eşliğinde yeni bir ada Azorların yakınlarında ortaya çıktı.</p>
<p>526 yılında Antakya&#8217;da 250.000 kişi, 1042 yılında Tebriz, İran&#8217;da 40.000 kişi, 1556&#8242;da Çin&#8217;de 830.000 kişi, 1908&#8242;de Messina, Sicilya&#8217;da 200.000 kişi, 1923 Tokyo civarlarında 200.000 kişi ve 1976&#8242;da Çin&#8217;de 700.000 kişi şiddetli depremlerle hayatlarını kayıp ettiler. Sellere gelince Çin&#8217;de 1887&#8242;de Huang Ho nehrin taşıması en az iki milyon insanın ölümüne yol açtı. Aynı nehrin 1931&#8242;de taşması 4 milyon insanın ölümüne yol açtı.</p>
<p><strong>Buzul Çağ</strong></p>
<p>R. F. Walworth ve G. W. Sjostrom&#8217;e göre son buzul çağında su seviyesinin düşük olması Atlantis&#8217;in varlığı için yeterli bir sebeptir. Bu iki araştırmacıların geniş bir araştırmaya dayanan tezlerine göre periyodik gelen zincir volkanik patlamaları dünyanın geçmişinde uzun buzul çağlar yaratmıştır. Bazı jeolojik izlere göre buzlar bütün kıtaları kaplamıştır, su seviyeler inip yükselmiştir. Halen güncelliğini kazanan ve Donelly tarafından ortaya atılan bir teze göre, Atlantis&#8217;in batması ile daha önce onun yüksek dağları tarafından engellenen sıcak Gulf Stream akıntısı Kuzey Avrupa&#8217;ya ulaşarak buzların erimesine yol açmıştı. Halen yolunda devam eden bu sıcak su akımı Avrupa&#8217;nın ısısını bulunduğu enleme rağmen ılımlı tutmaktadır. Oysa, aynı enlemde bulunan Rusya&#8217;daki şehirler çok daha soğuk iklimlere sahiptir.<br />
Kuzey Sibirya&#8217;da buzlar altında on binlerce donmuş mamut cesetleri vardır.</p>
<p>Geçen asır sonlarında bu mamutlar&#8217;dan en az 20.000 çok iyi durumda fil dişi çıkartılarak piyasaya sürüldüğü kaydedildi. Bu mamutların toplu bir felakete kurban oldukları ortadadır. Ani bir donmadan ölen bu mamutlardan bazıların ağızlarında halen yemekte oldukları otlar bulunduğu görülmüştür. Karbon 14 testleri onların yaklaşık 12,000 sene evvel öldüklerini gösteriyor.</p>
<p>Profesör Frank C. Hibben&#8217;e göre son buz çağın sonuna gelen bu devrede sadece Kuzey Amerika&#8217;da 40 milyon hayvan ölmüştü. Amerika&#8217;da Niagara şelalelerin 12.500 yıl evvel meydana geldiği hesaplanmıştır. Cordilleras Dağları yaklaşık 10,000 sene evvel meydana geldiler. Karbon 14 testlere göre şu anda Bermuda civarlarında deniz altında olan geniş bir bölgede 11,000 sene önce sedir ormanları vardı. Aynı şekilde İngiltere’ye yakın Kuzey Denizi, İrlanda ve Grönland yakınlarında deniz diplerinde binlerce sene önce denizin dibini boylamış ormanlar görülür. Olayların çoğu Atlantis&#8217;in batış tarihine uymaktadır.</p>
<p><strong>Kutsal Kitaplarda Atlantis</strong></p>
<p>1947 yıllında, Ölü Denize yakın Kumran mağrasında bulunan rulo yazıtlar, İbrani kutsal edebiyatın en eski örneklerini oluşturur. Bulunan bir yazıta göre Nuh farklı bir fiziğe sahipti. Öyle ki, babası Lamek onun kendi oğlu olduğunu karısı Bartenoş&#8217;un yemin ve ısrarlarına rağmen inanmamıştı. Nuh&#8217;un &#8220;Bakıcılar, Kutsal Olanlar veya devler&#8221; in soyundan gelmediğini ancak meleklerden her şeyi öğrenen&#8221; büyükbabası Enok (İdris)&#8217;a danıştıktan sonra inanmıştı.</p>
<p>Kitabi Mukaddes&#8217;te (Eski Ahit ve Yeni Ahit / İncil) Enok kitabından yer yer söz edilir. Asırlardır saklanan ve kutsal metinler külliyatından çıkarılan bu kitabın iki farklı nüshası vardır, biri yakın zamanlarda bir Rus manastırında bulunarak Slavonik dilde muhafaza edilmiştir. Adı Enok&#8217;un (İdris) Sırlar Kitabıdır. Bu kitapta Enok&#8217;un Tanrı tarafından göğe kaldırıldıktan sonra cennet ve cehennem katlarında gördüklerini ve sonradan 360 kitap yazdığını anlatmaktadır. İkinci ve çok daha uzun kitap ise Enok’un Kitabıdır.</p>
<p>Burada Nefilimlerin devler olduklarını ve tufandan önceki çöküş devrinde onların insanoğlunun yiyeceklerini tükettiklerini ve bunlar da yetmediğinde insanları yediklerini yazıyor. Bu kitapta, bu çeşit atıflar, dini çevreleri rahatsız etmişti (San Augustine Tanrının Şehri) ve bu kitabın Eski Ahit külliyatından çıkarılmasına, 1772 yılında James Bruce tarafından bir Habeş manastırında bulunana dek, yüzyıllardır ortandan kayıp olmasına sebep vermişti.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fkayip-kita-atlantis%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/kayip-kita-atlantis/&amp;text=Kayıp kıta Atlantis&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/kayip-kita-atlantis/&amp;t=Kayıp kıta Atlantis">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/kayip-kita-atlantis/&amp;title=Kayıp kıta Atlantis&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fkayip-kita-atlantis%2F&name=buzlu.org&description=Kay%C4%B1p+k%C4%B1ta+Atlantis" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/kayip-kita-atlantis/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/kayip-kita-atlantis/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/kayip-kita-atlantis/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/kayip-kita-atlantis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bolşevizm nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/bolsevizm-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/bolsevizm-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Mar 2011 19:40:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ülkeler - Devletler]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Bolşevik]]></category>
		<category><![CDATA[Bolşevizm]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[Julius Martov]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyetler]]></category>
		<category><![CDATA[ruslar]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[sovyetler birliği]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Vladimir Lenin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5116</guid>
		<description><![CDATA[1903 yılında düzenlenen Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi&#8217;nin İkinci Kongresi&#8217;nde Vladimir Lenin ve Julius Martov arasında yeni kurulmakta olan partinin üyelik tanımı üzerine başlayan görüş ayrılığı sonucu yaşanan ayrışmadaki taraflardan Lenin yanlısı grup. Kongrede Lenin yanlıları çoğunlukta olduğu için Rusça çoğunluk anlamına gelen Bolşevik olarak, azınlıktaki Martov yanlıları da Menşevik olarak adlandırılacaktır. Kongreden sonra iki [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/03/trotsky_lenin.jpg"><img class="size-full wp-image-5117 aligncenter" title="trotsky_lenin" src="http://www.buzlu.org/images/2011/03/trotsky_lenin.jpg" alt="" width="283" height="198" /></a></p>
<p>1903 yılında düzenlenen Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi&#8217;nin İkinci Kongresi&#8217;nde Vladimir Lenin ve Julius Martov arasında yeni kurulmakta olan partinin üyelik tanımı üzerine başlayan görüş ayrılığı sonucu yaşanan ayrışmadaki taraflardan Lenin yanlısı grup.</p>
<p>Kongrede Lenin yanlıları çoğunlukta olduğu için Rusça çoğunluk anlamına gelen Bolşevik olarak, azınlıktaki Martov yanlıları da Menşevik olarak adlandırılacaktır. Kongreden sonra iki taraf arasında birleşme girişimleri olsa da birleşme gerçekleşmeyecek ve 1912 yılında kesin ayrım yaşanacaktır. Bolşevikler Ekim Devrimi ile iktidarı alacaklar ve Sovyetler Birliği&#8217;ni kuracaklardır.</p>
<p><strong>Bölünmenin tarihçesi</strong></p>
<p>Polis baskısı nedeniyle önce Brüksel sonra da Londra’da yapılan Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi RSDİP 2. Kongresi 1903 yılı Ağustos ayında toplanır. Toplantıda yeni partinin üyelik esasları ve tanımı üzerinden önemli bir ayrılma yaşanacak ve Rusya’daki devrimci hareketi derinden etkileyecektir.<span id="more-5116"></span></p>
<p>Vladimir İlyiç Ulyanov ya da takma adıyla Lenin parti üyelerinin dar ve aktif bir çevreden oluşmasını, sadece ceplerinde parti kimliği taşıyan ve zaman zaman partiye uğrayanlardan, hatta hiç uğramayanlardan oluşmamasını savunuyordu. Bu faal üyeler profesyonel devrimci kadrolar olarak Çarlık otokrasisine karşı işçi devrimi yapabilecek bir devrimci partinin yaratılabilmesi için zamanlarının çoğunu örgütlenmeyle geçireceklerdir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bu modele göre sempatizanlar dışarıda bırakılmış olmaktaydı. Partinin iç işleyişinde de demokratik merkeziyetçilik benimsenecekti. Lenin’in bu fikirlerine karşıt olarak ise arkadaşı Julius Martov partinin merkezinde profesyonel devrimcilerin olmasına onay verse de parti üyeliğinin sempatizanlara, devrimci işçilere ve diğerlerine açık olmasını savunuyordu. İkili bu konuyu daha önce de tartışmış olsalar da, görüş ayrılıkları kongrede ayrılığa yol açacaktır. Ayrılık ufak bir konuda ve kişisel ayrımdan kaynaklanıyor görünse de ayrım derinleşecek ve bölünme kaçınılmaz hale gelecektir.</p>
<p><strong>İsmin kökeni </strong></p>
<p>Lenin ve Martov yandaşları kongredeki durumlarına göre Rusça &#8220;bolshinstvo&#8221; (çoğunluk) ve &#8220;menshinstvo&#8221; (azınlık) olarak adlandırılırlar. Kongredeki delegeler sürekli olarak saf değiştirdikleri için birleşim başarısız olacak ve parti fiilen ikiye bölünecektir.<br />
<strong>1905 Devrimi </strong></p>
<p>İki taraf da sürekli olarak yeni üyeler kazanıyor ve kaybediyordu. Rus marksizminin babası olarak adlandırılan Georgi Plehanov ilk başta Lenin ve Bolşeviklerden yana olacak ancak 1904’de ayrılacaktır. Menşeviklerden yana olan Leon Troçki ise Menşeviklerin Rus liberalleriyle uzlaşma girişimleri ve Bolşeviklerle birleşmeme tutumları yüzünden ayrılacaktır. İki taraf arasındaki ayrım Nisan 1905’de Bolşeviklerin ayrı yaptığı ve 3. Kongre olarak adlandıracakları kongre ile derinleşecektir.</p>
<p>Menşevikler derhal alternatif bir kongre yapacaklardır. Rusya İmparatorluğu Çarlık rejiminin 1905 Devrimi ile sarsıldığı dönemde Bolşevikler azınlıktadır. Ayaklanan halkın kendiliğinden kurduğu Sankt Petersburg İşçi Sovyetinde azınlıkta olsalar da Troçki tarafından etkili bir şekilde temsil edilmektedirler. Buna rağmen Moskova Sovyetinde çoğunluktadırlar. Moskova Sovyetinin Aralık 1905’de aldığı ayaklanma kararı sonucu kentte iktidar alınacak ancak ayaklanma yaklaşık bir ayda bastırılacaktır.</p>
<p><strong>1906-1907 </strong></p>
<p>1905 Devrimi sürmekteyken Bolşevikler ile Menşevikler Stockholm’de Nisan 1906’da yapılan 4. Birleşim Kongresinde yeniden birleşmeye çalışırlar. Menşevikler Yahudiler arasında ayrı bir örgütlenmeyi savunan Bund ile ortak hareket edince Bolşevikler azınlıkta kalır. Kongrede birleşim yönünde karar alınsa da her grup kendi yönetimini koruyacaktır. Londra’da Mayıs 1907’de yapılan bir sonraki 5. Kongrede de bu durum değişmez.</p>
<p><strong>Lenin ve Bogdanov arasında (1908–1909) </strong></p>
<p>1905 Devriminin 1907 yılına girildiğinde tamamen yenilmesiyle beraber Bolşevikler, Çarlık rejiminin düzenlediği 3. Duma’ya katılıp katılmamayı tartışırlar. Lenin, Grigory Zinoviev ve Lev Kamenev Duma’ya katılmayı savunurken, filozof Aleksandr Bogdanov, Anatoli Lunaçarski ve Mihail Pokrovski Duma’daki vekillerin geri çağrılmasını savunurlar. Bu grup Rusça geri çağırmak fiilinden türetilen Otzovistler olarak anılacaktır.</p>
<p>Diğer bir grup ise Duma’da bulunan Bolşevik vekillerin parti yönetiminden bağımsız hareket etmelerinden dolayı ultimatomla uyarılmasını savunurlar. Bu gruba da Ultimatomcular denilecektir.Bolşevikler arasındaki Bogdanov yandaşlığı ve kararsızlık 1908 yılına doğru gelişince Lenin, Bogdanov’un filozof yanına saldırmaya başlar. 1909 yılında yayınladığı Materyalizm ve Ampiryokritisizm adlı eserde Bogdanov’u idealizm felsefesini savunmakla itham eder. Haziran 1909’da Paris’de Bolşevik yayın organı Proletary tarafından düzenlenen Bolşevik Konferansında Bogdanov eleştirilir ve Bolşevik saflarından atılır.</p>
<p><strong>1910 </strong></p>
<p>Partinin ikiye bölünmüş olması ve Çarlık rejiminin yoğun baskısı, güçleri yeniden birleştirme yanlılarını harekete geçirir. Ocak 1910’da Bolşevikler, Otozovistler ve çok sayıda Menşevik grup Paris’de Merkez Komite toplantısı yaparlar. Kamanev ve Zinoviev birleşme gündemine karşı olsalar da Viktor Nogin gibi arabulucu Bolşeviklerin ısrarına boyun eğerler.</p>
<p>Lenin birleşmeye şiddetle karşı çıksa da Bolşevik liderlik arasında yapılan oylamada azınlıkta kalır. Menşeviklerle yapılan anlaşmaya göre birleşik partinin yayın organı Troçki’nin Viyana’da çıkarttığı Pravda olacaktır. Ancak Pravda yayın kurulundaki Bolşevik temsilcisi Kamenev Ağustos 1910’da kuruldan istifa edince birlik çabaları sona erer.</p>
<p><strong>1912 ayrı parti </strong></p>
<p>İki grup arasında ilişkiler 1912 yılında kopacaktır. Bu yılın Ocak ayında Bolşevikler sadece kendi örgütüyle topladıkları Prag Konferansında Menşevikler ve Otzovistler partiden resmen atılacaklardır. Bu kongreden sonra Bolşevikler artık kendilerini RSDİP’in hizibi olarak değil ayrı bir parti olarak RSDİP (Bolşevik) olarak tanımlayacaklardır.</p>
<p>Bolşevik önderliği ayrı bir parti olmaya karar verse de Bolşevik yanlısı taban örgütü ve işçiler bu hattı izlemekte zorlanacaktır. Ayrıca Duma’daki 6 Bolşevik vekil de parti yönetiminin bu kararını kabul etmez. Sadece Matvei Muranov ayrı bir parti kurulmasından yana olur. Ancak buna rağmen Bolşevik önderlik duruma hakim olacak ve Eylül 1913’de ayrı bir Duma grubu kurulacaktır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>İdeolojisi </strong></p>
<p>Bolşevikler Çarlık rejimini kitlesel bir işçi devrimiyle devirecek merkezi ve disiplinli bir partiyi örgütlemeye çalışmıştır. Bolşevikler Rus işçilerine bir ayaklanmada önderlik edebilecek kitlesel ve sınıfın öncüsü militan işçilerin partisini oluşturmaya çalışmıştır. Bolşevik parti lider partisi olmamasına rağmen merkez komitesinde cisimleşmiş olan parti yönetimine demokratik merkeziyetçilik çerçevesinde sıkı sıkıya bağlı bir yapıdaydı. Menşeviklerin uyguladığı parti üyeliği daha esnekti ve diğer siyasi partilerle daha kolay işbirliği yapıyorlardı. Bolşevikler ise özellikle liberal partilerle işbirliği yapmayacak, diğer sosyalist partilerle de tanımlı ittifaklara girecektir.</p>
<p><strong>Yeniden isim değişikliği </strong></p>
<p>1952 yılında yapılan 19. Kongre sırasında Genel Sekreter Stalin’in önerisiyle isim değişikliği gündeme gelir:<br />
“Artık Menşevikler yok. Neden artık kendimize Bolşevik diyelim ki? Biz artık çoğunluk değiliz, biz bütün partiyiz.„</p>
<p>Josef Stalin &#8211; 1952</p>
<p>Stalin’in önerisi kongrede kabul edilir ve Bolşevik Partisinin adı Sovyetler Birliği Komünist Partisi olur. Bundan sonra Bolşevik adlandırması Ekim Devrimi ve Rus İç Savaşı dönemlerine ait olarak kalacaktır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbolsevizm-nedir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/bolsevizm-nedir/&amp;text=Bolşevizm nedir?&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/bolsevizm-nedir/&amp;t=Bolşevizm nedir?">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/bolsevizm-nedir/&amp;title=Bolşevizm nedir?&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbolsevizm-nedir%2F&name=buzlu.org&description=Bol%C5%9Fevizm+nedir%3F" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/bolsevizm-nedir/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/bolsevizm-nedir/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/bolsevizm-nedir/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/bolsevizm-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Laponlar (Samiler)</title>
		<link>http://www.buzlu.org/laponlar-samiler/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/laponlar-samiler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Feb 2011 16:08:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ülkeler - Devletler]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyetler]]></category>
		<category><![CDATA[giyinirler]]></category>
		<category><![CDATA[ingiliz]]></category>
		<category><![CDATA[insanları]]></category>
		<category><![CDATA[kimler]]></category>
		<category><![CDATA[Laponlar]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl yaşarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Norveç]]></category>
		<category><![CDATA[samiler]]></category>
		<category><![CDATA[soykırım]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[tarım ve hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5087</guid>
		<description><![CDATA[Laponlar ya da diğer adıyla Samiler, Norveç ve İsveç&#8217;in Kuzey Kutup Dairesi içinde kalan bölgelerinde çok eski tarihlerden bu yana yaşamakta olan bir etnik grup. Laponların günümüzdeki sayıları 60.000 kadardır ve %70&#8242;i Ural dil ailesine bağlı Sami (Saame) dili olan Laponca konuşur. Laponların temel uğraşı,ren geyiği yetiştiriciliğidir (topraklarında 700.000 dolaylarında ren geyiği yaşar). Laponların dokuma [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/02/Laponlar.jpg"><img class="size-full wp-image-5088 aligncenter" title="Laponlar" src="http://www.buzlu.org/images/2011/02/Laponlar.jpg" alt="" width="260" height="191" /></a></p>
<p>Laponlar ya da diğer adıyla Samiler, Norveç ve İsveç&#8217;in Kuzey Kutup Dairesi içinde kalan bölgelerinde çok eski tarihlerden bu yana yaşamakta olan bir etnik grup. Laponların günümüzdeki sayıları 60.000 kadardır ve %70&#8242;i Ural dil ailesine bağlı Sami (Saame) dili olan Laponca konuşur.</p>
<p>Laponların temel uğraşı,ren geyiği yetiştiriciliğidir (topraklarında 700.000 dolaylarında ren geyiği yaşar). Laponların dokuma giysilerinin kullanışlı ve güzel olması dikkat çeker. Laponların kendi bayrakları,ulusal marşları ve ulusal günleri vardır. 11 Aralık 2006 günü yayınlanan Banu Avar&#8217;la Sınırlar Arasında İsveç&#8217;in Nobeli bölümünde (TRT) 1900&#8242;lü yıllarda soykırıma uğradığı ve zorla kısırlaştırıldığı iddia edilmiştir.<span id="more-5087"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Tarih </strong></p>
<p>Toplam 80.000 – 100.000 arası nüfusa sahip olan bu halk kendilerine Lapyalı denmesini kesinlikle istemiyorlar, çünkü ‘Lapp’ yama anlamına geliyor ve Samiler rengarenk giysileri dolayısıyla kendilerine verilen bu ad ile, alay edildiğini düşünüyorlar.</p>
<p>Samiler bu bölgeye yaklaşık 4000 yıl önce gelmişler. Vikingler ve onları takip eden ortaçağ yıllarında en kalabalık toplumun Samiler olduğu biliniyor. Bu yıllarda Vikinglerle sürekli savaş halinde olan Samiler, Vikingler tarafından kutup dairesi dolaylarına doğru sürülürler. Bir süre sonra dünyayı keşfe çıkan Vikingler, Samilerin ticaret ortağı haline gelirler.</p>
<p>17. yüzyıldan itibaren Norveç ve İsveç krallıkları tarafından, asimile edilmeye başlanan halk, animist geçmişlerini bırakarak, Hıristiyanlığı seçmeye zorlanır, dillerini konuşmaları yasaklanır. İsveç, Norveç, Finlandiya ve Rusya ulusal sınırlarının çizilmesinden sonra, Samiler yaşamak zorunda oldukları ülkenin kültürüne ve diline adapte olmak zorunda kalırlar.</p>
<p>1956’da Finlandiya, İsveç ve Norveç te yaşayan Samiler, Kuzey Sami Konseyini kurduktan sonra hakları için mücadele etmeye başladılar ve bugün bu ülkelerde resmi olarak azınlık statüsünde olsalar, dillerini ve kültürlerini okullarında öğrenebilseler de, halen toprak ve doğal kaynaklar konusundaki mücadeleleri devam ediyor.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Müzik </strong></p>
<p>En bilinen Sami müzikleri, İngiliz edebiyatında da rastlanan “joik”lerdir. Joiklerde taklit önemli bir yer tutar. Sözleri özellikle ruhani konularla ilgilenir.</p>
<p>Lavu denen diğer bir şarkı türünün şiirsi sözleri vardır. Vuelie’ler ise bir kişi ya da olayın müzik eşliğinde anlatılmasıdır. Bu üç müzik türü de halen Samiler arasında biliniyor. Genç kuşaklar ise modern ritm aletleri ile müziklerini besliyorlar. Yerli çalgılar son derece ilkel. Bir ağaç parçasına ya da bir boynuza tel gerilerek yapılıyor. Müzisyen, telin boyu ve gerginliği ile oynayarak nota üretiyor.</p>
<p>Samiler, Enigma isimli müzik grubunun kendi müziklerini tanıttığını düşünüyorlar. Ayrıca ünlü caz saksafoncusu Jan Garbarek’in “Legend Of The Seven Dreams” albümünde Sami melodileri Finlandiya’da yaşayan Sami sanatçı Nils-Aslak Valkeapää’nın eşliği ile çalınıyor. Yine Norveç’te yaşayan Marie Boine de Peter Gabriel’in albümlerinden tanınıyor. Sami müziğinde Şaman ayinleri de önemli bir yer tutuyor.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Flaponlar-samiler%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/laponlar-samiler/&amp;text=Laponlar (Samiler)&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/laponlar-samiler/&amp;t=Laponlar (Samiler)">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/laponlar-samiler/&amp;title=Laponlar (Samiler)&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Flaponlar-samiler%2F&name=buzlu.org&description=Laponlar+%28Samiler%29" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/laponlar-samiler/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/laponlar-samiler/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/laponlar-samiler/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/laponlar-samiler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Steplerde sosyal yapı</title>
		<link>http://www.buzlu.org/steplerde-sosyal-yapi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/steplerde-sosyal-yapi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Jan 2011 21:05:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkeler - Devletler]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5059</guid>
		<description><![CDATA[STEPLERDE SOSYAL YAPI Bu yazıda steplerde sosyal yapı ve Türkler&#8217;deki yaşam tarzı,aile bağları ile gelenek ve göreneklerine göz atacağız. Eski göçebe topluluklarda aile sosyal yapının çekirdeğini oluşturmakta ve kan-bağı esasına dayanmaktadır. Eski Türk ailesinde çocuklar babalarının sağlığında evlenerek, mirastan hisselerini alıp ayrılabiliyorlardı. Baba evi ise küçük oğula kalıyordu. Her kabilenin bir kültü bulunur, kurban mevsimine [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/01/stepler.jpg"><img class="size-full wp-image-5060 aligncenter" title="stepler" src="http://www.buzlu.org/images/2011/01/stepler.jpg" alt="" width="259" height="194" /></a></p>
<p><strong>STEPLERDE SOSYAL YAPI<br />
</strong>Bu yazıda steplerde sosyal yapı ve Türkler&#8217;deki yaşam tarzı,aile bağları ile gelenek ve göreneklerine göz atacağız.</p>
<p>Eski göçebe topluluklarda aile sosyal yapının çekirdeğini oluşturmakta ve kan-bağı esasına dayanmaktadır.<br />
Eski Türk ailesinde çocuklar babalarının sağlığında evlenerek, mirastan hisselerini alıp ayrılabiliyorlardı. Baba evi ise küçük oğula kalıyordu.<br />
Her kabilenin bir kültü bulunur, kurban mevsimine ancak o kabileden olanlar katılabilirdi. Törenden kovulmak, kabile topluluğundan kovulmakla aynı şeydi. Akrabalık ilişkilerini düzenleyen kan temizliğine çok dikkat ediliyor, şüpheli şahıslar topluluktan atılıyordu.<br />
Eski Roma ailesinde kadın ve çocuğun hiçbir değeri yoktu. Pederşahi denen bu aile türünde aile reisi karısını ve çocuklarını satabilir isterse öldürebilirdi. Aileye ait her şeyin sahibi aile reisiydi aile bireylerinin hiçbir hakkı yoktu. Aile reisinin ölümü halinde o aileye dahil erkek çocuklarının her biri özgürlüklerini kazanmaktaydı. Buna rağmen sosyal birliğin devamına büyük bir önem verirler ve bunu zedeleyici her hareketten sakınırlardı.<br />
Halbuki eski Türk ailesi daha hür ve eşitçi (egalitaire) bir karakter gösteriyordu. Akrabalık tek taraflı değildi, ana ve baba tarafına dayanan bir özellik gösteriyordu. Yine erkeğin üstünlüğüne dayanan bu tür aileye, pederşahi aileden ayırmak için Z. GÖKALP “Pederi Aile demiştir.<br />
Eski Türklerde bir genç evlendiği zaman ne gelini baba ocağına getirir, ne de gelinin ocağına giderdi. Bundan anlaşılıyor ki, iç-güveylik olmadığı gibi, iç-gelinlik de yoktu. Erkek, baba ocağından hissesine düşen malı alır, kız da “yumuş” adlı bir çeyiz getirirdi. Böylece ortak bir ev sahibi olurlardı. tekelerde evlenenlere temiz ve beyaz bir çadır yapılır, eski çadırlar kirlenmiş ve esmerleşmiş olduğu için bunlara “Ak Ev denilirdi. Evin sağ tarafında “kısrak memeli”, evin sol tarafına da “inek memeli” iki put bulunurdu ki biricisi kocanın ikincisi karının sembolü idi.<span id="more-5059"></span><br />
Eski Türklerde evin eşiği de kutsal sayılırdı ve eşiğe ayak basan yabancının çarpılacağına inanılırdı.<br />
“soy”<br />
Türk ailesi “soy” adını alıyordu. Soy” da hem erkek hem de kadın akrabalıklar yer alıyordu. Bu iki taraf akrabalıkların hukuki statüleri eşitti.<br />
“Soy” batı Türklerde yedinci göbeğe kadar çıkardı. Yedinci göbeği dışında kalanlar yabancı sayılırdı. Bunlara “yad yabancı” veya “yedi yad” denirdi. Evlenmeler yedi göbeğin dışından olurdu.<br />
“Soy” büyükbabanın etrafında birleşmiş fert ve aileler topluluğudur. Soy birliği, büyükbabanın ölümünden sonra a devam eder, soyun başına soyun en yaşlısı geçer.<br />
Bir soya mensup fertler, soyu ilgilendiren işleri görüşmek için zaman zaman toplantılar yaparlardı. Bu toplantılarda soy üyelerinin söz söyleme hakkı vardı. Her soyun bir soyadı bulunmaktadır. Soylar arasında genellikle özel intikam (Vandetta) geleneği görülmektedir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Her soyun kendine göre adetleri, o soy içinde hayatı düzenleyen uyulması zorunlu hukuki nitelikte kuralları mevcuttur.<br />
Yakut’larda totemizme dayanan bir akrabalık şekli vardı. Kan bağına dayalı akrabalığın hiçbir hukuki ve sosyal anlamı yoktu. Bu yüzden “exogamie” geçerli olması gerekir. Aslında “Sip” adını taşıyan yakut klanlarında totemdaşlığa dayanan akrabalığın bütün hukuki belirtileri görülüyordu. “Sip” içinde ortak mülkiyet vardı. Karı-kocadan oluşan ailenin özel ismi yoktu. Bir çocuğun babasına, kardeşlerin birbirine hitap edeceği kelimeler bulunmuyordu. Yakutlardaki akrabalık klan akrabalığıdır. “Sip” içinde egzogami kuralı geçerlidir.<br />
Anlaşılıyor ki Yakut’larda en küçük sosyal çekirdek baba reisliğine dayalı aile (Kergen) dir. Bütün eski Türk topluluklarında olduğu gibi Yakut’larda da aile patriarkal bir karakter göstermektedir.</p>
<p><strong>TÜRKLERDE AİLE</strong><br />
Türklerde Ailenin Gelişmesi<br />
Gelişmiş bir “baba ailesi” ne sahiptiler. Baba ailesinin temeli, dışarıdan evlenme-yani (exogamy) ye dayanır.<br />
Büyük Hun İmparatorluğunda “hakanların kız aldıkları” belli boylar vardı. Tıpkı dede Korkut’taki “Dış Oğuzlar” gibi. Hunlar’ın sürekli olarak kız kaçırma geleneğiyle evlendiklerine dair bir kanıt yoktur.<br />
<strong>Proto-Moğollar da, “ana ailesi”</strong><br />
Hunlar’ın doğudaki Proto-Moğol komşularının henüz daha “ana ailesi” çağını yaşadıkları ise bir gerçekti. Örneğin Hunlar’ın doğudaki en yakın komşularından İsa’dan önceki Wuhuan Moğollarında “oğlan evlendikten sonra kız evine gider ve ilk çocuk doğuncaya kadar kayınbabasına hizmet ederdi. Buna karşılık kayınbaba da damada ev ve mal verir böylece kızı ile damadının yuvalarını kurardı.”<br />
Ana Ailesi’nin bu örneğini Çingiz Han çağı Moğollarında da görebiliriz. Ancak Türk tarihinde buna benzer örnekler bulmak zordur.<br />
İsa’dan sonraki çağlarda ortaya çıkan Sienbiler gibi eski Moğolların güçlü kesimlerinde ise, “aile büsbütün gelişmemiş bir görüntü” gösteriyordu. “Kızlar ile oğlanlar hep birlikte bir ırmak kıyısına gidip içip eğleniyorlar ve ondan sonra da kendi aralarında yaptıkları bir seçme yolu ile evleniyorlardı.”</p>
<p><strong>Devletin Güvenliği, Ailenin Güvenliği</strong><br />
Türklerde “halk ordu, ordu halk” demekti<br />
M.Ö. 174 yılından az sonra, yani Mete’nin oğlu çağında, iki büyük Çinli arasında geçen bir konuşma bize bir çok temel bilgi vermektedir. Hun başkentine gelen Çinli bir elçi hun hakanına hizmet eden ünlü bir Çinli vezire “hunlar kendi yaşlılarına neden değer vermediklerini” sormuştu. Hun veziri ise şu cevabı verdi:<br />
“-Çinlilerin oturdukları garnizonlardan, akına gitmek üzere asker toplanırken askerlerin Çinli akrabaları ile yakınları en kalın ve sıcak tutan elbiseleri ile en iyi yemeklerinden vazgeçebiliyorlar mı? Elbiselerini giyinsinler ve yemekleri de yolda yiyip içsinler diye askere gidenlere veriyorlar mı?”<br />
Hun vezirinin bu sorusu üzerine Çin elçisi “doğru vermiyorlar” deyip susmak zorunda kalmıştı. Bu konuşmadan da anlaşılıyor ki Hunlar’da babalar ile kardeşleri neleri varsa hepsini askere giden oğullarına veriyorlardı. Çinliler ise bu yardımı yaşlılara karşı bir haksızlık olarak görüyorlardı. Oysa yaşlılar bunu oğullarının ve torunlarının savaşta sıkıntı çekmemesi için yapıyorlardı. Bu belge Türklerde sosyal dayanışmanın ne kadar muhteşem olduğunu gösterir.<br />
<strong><br />
Ailede Kişilerin Güvenliği</strong><br />
Hunlar ile Göktürklerde ve Oğuzlarda da levirat adı verilen bir aile düzeni vardı. “Babaları ölen oğullar, babalarının öz annelerinden sonra evlendiği bütün kadınlarla küçük kardeşlerini ailelerine katıp bakmak ve beslemek zorundaydılar.” Ölen kardeşlerin eşleri ile çocukları sokakta kalamazlardı. “Yaşayan kardeşler hemen onları kendi ailelerine katarlar ve onlara sahip çıkarlardı.” Çinliler bu geleneği garipsemiş ve ahlaka aykırı bir şey gibi göstermişlerdir. Aslında bu geleneğin (leviratus) amacı, dulların ölen kocalarının servetini alıp ailenin mal ortaklığından ayrılmasına ve böylece diğer bir boyun zenginleşmesine engel olmaktı. Ayrıca bir oğlun üvey annesiyle, kardeşin yengesiyle evlenebilmesinde “ocakların zürriyetsiz kalarak sönmesi” endişesi rol oynuyordu.<br />
<strong><br />
ANNE BABA VE ÇOCUKLAR</strong><br />
<strong>BABA</strong><br />
Gelenekler Ve Değimler<br />
1- Eski Türkler babaya “kang” derlerdi. Bu sözün başında da Türklerde akrabalık gösteren “ka” sesi vardı. Aynı babanın oğullarına “kanğdaş” üvey kardeşler içinse “kanğsık” derlerdi. Ancak sonradan bu eski sözler unutulmuş ve yerine “ögey oğul” yani “üvey oğul” denmeye başlanmıştı.<br />
2- 11. yüzyıldan sonra Türkler babaya artık “ata” demeye başlamışlardı. Eski Türkler de anayı babadan önce söyleyerek, “öğ ve kang” diyorlardı. Ata evin büyüğüydü. Bundan dolayı büyükbaba da “ata” olabilirdi. Ama büyükbabalar için genelde “ata atası” denirdi.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Anadolu’da ise babaya “ece, ici, ede, eye..” de denir. Bu Anadolu sözleri de en eski Türkler’deki “eçi, içi, iğe” gibi deyişlerden başka bir şey değildi. Bunlar daha çok “evin büyüğü veya sahibi” için söylenirlerdi. “Evin büyüğü” için bazı Türkler ise “Ot ağası” yani “ateş ve ocağın atası, sahibi” demişlerdir.<br />
Oğulu yetiştirme babanın, kız ise annenin bir vazifesiydi. Kırgız Türklerine göre de “babasız oğul, anasız kız bakımsız” sayılırdı. Türkler saygı şuuruna anne ve babadan başlıyorlardı.<br />
“Baba hakkı”, yani eski Türkler’in dilince “atalık” Türkler’de sonsuz değildi. Mete ve Oğuz Kağanlar töreye karşı geldiler diye babalarını bile öldürebiliyorlardı. Babaya da oğula da düşen haklar ve görevler vardı.</p>
<p><strong>ANNE</strong><br />
<strong>Babanın mirası anneye değer:</strong><br />
Eski Türkler anneye “ög” derlerdi. Bugünkü “öksüz” sözümüz de buradan gelmektedir. “Babadan sonra aileyi, anne temsil ederdi”. Bunun için ananın yeri babanın diğer akrabalarından daha ileri olurdu. Babanın mirası anneye değerdi. Çocukların vasisi de oydu. Türk tarihinde kadınların hükümdarların naibi olabilmeleri veya devlet içinde büyük bir söz sahibi olmaları da bundan ileri geliyordu.<br />
Kayınbaba “babalık hakkı” nı damada veriyor<br />
1- Anne bir “el kızı” idi. Fakat evlendikten sonra “kocasının soyuna yazılmıştı. Kızın babası bile, gelin alma sırasında kızı üzerindeki “velayet” yani “babalık hakkını” damadına verirdi. Dul kalan ya da kocasına kızan bir kadın baba evine gidemezdi. Koca da kadını evden kovamaz ya da boşayamazdı. O zaman kalın müessesi ve zarara uğrayan her iki aile de buna karşı çıkardı.<br />
2- Uygurlar’da “ana-ata”, ana baba sözleri çok yaygındı. Anadolu’nun kültür gelişmesine büyük tesirleri olan Harezmşahlar’da ise büyük anaya “ulu-ana” deniyordu.<br />
Oğuzlar eskiden nedense, anneye, “aba” demişlerdi. Anadolu’da çok az görülen aba sözü, eski Osmanlı kitaplarında daha çok geçer.<br />
<strong>Büyük anne</strong><br />
Gelişmiş ve büyük devletler kurmuş olan Batı Türkleri ile Anadolu, babaanne ile anneanne arasında ayrılık gözetmemişlerdi. Eski Türk geleneklerinde “gerçek büyük anne” yalnızca babaanne olabilirdi. Bu inanış dış Türklerin bazı kesimlerinde hala yaşamaktadır.<br />
Ana adı, babadan önce<br />
Ana, daha önce gelir ve “ana-baba” denirdi. Dede Korkut’ta ana babaya “ana ata” dendiği gibi. Göktürk yazıları ile Uygur Türkleri’nde de ana, babadan önce söylenirdi. Çin’de ise baba öne alınır ve “baba, ana denirdi”<br />
Eski Türklerde “anaç” sözcüğü hem anacığım hem de “anasına çekmiş soylu kız” demekti.”Süt anne” de Türkler’de akraba sayılırdı. Saraylarda ise bu onur belli kadınlara verilirdi.<br />
Dul anne, ailenin başı<br />
Dul kalmış bir kadın, eğer çocukları küçükse, çocuklarının vasisi olurdu. Çocuklar büyük ise, evin büyüğü (senior) daha çok büyük oğuldu. Küçük oğul ise, baba ocağını devam ettiren “ocak beyi” yani “ot Tegin” idi. Radloff’a göre dul analar, oğlanlar evlendikten sonra bile bütün ailenin “baş kadını” olurdu. Yoksul ise, kocasından küçük olan kardeş, dulu ve çocukları himayesine alırdı.</p>
<p><strong>OĞUL VE KIZ</strong><br />
Oğul ve kız arasında ayrılık yok<br />
Eski Türkler’de “oğul”, evlat demektir. İster kız, isterse oğlan olsun, Anadolu’da oğula “oğuş” denmesi de çok manalıdır. Çünkü Göktürklerde “oğuş”, kan akrabalığı taşıyan birliklere denirdi. Oğul babasına, kız da anasına çekmeliydi. Bunun için soylu ve iyi oğlana “ataç” iyi kıza da “anaç” denirdi.<br />
Türkler, kız ile erkek çocuklar arasında bir ayrılık göstermiyorlardı. Hun ve Göktürk çağından beri belgeler, bize bunu böyle gösteriyorlar. Nitekim Dede Korkut’ta da, oğlu olan konukları ak otağda; kızı olanlar ise, kırmızı otağda konuk ediyorlardı. Çocuğu olmayanların yeri ise kara çadırdı.<br />
<strong>Türklerde “bekaret” önemi</strong><br />
Bekaret anlayışı Türkler’de İslamiyet’ten önce de vardı. Türkler, bakire kız için “kapalığ kız” yani kapalı kız diyorlardı. Yalnızca kız sözü bile bakire anlayışını içine alabiliyordu. Nitekim Kaşgarlı Mahmut’un derlediği çok eski bir atasözüne göre “kızı, ancak kalın verebilen alabilirdi.” Yoksa para ile alınan şey, ya cariye veyahut da kadın olabilirdi.</p>
<p><strong>KADIN VE ZEVCE</strong><br />
Eski Türkler’de “evin sahibi” kadındı: Bundan dolayı ev kadını için söylenen en yaygın söz de “evci” idi. Göktürkler’de “eş” derlerdi. Osmanlılar’ın “evdeş” ve Çağatay Türkleri’nin “evlilik” sözleri de ayrıca çok manalı ve derindiler. En eski Türkler’in, zevce için söyledikleri, “eşi, işler, yotuz, egmiç” gibi sözleri, bugün artık ya kaybolmuş veyahut da baka manalar için söylenir olmuşlardır.<br />
Eski Türkler kadın için genel manada “avrat”, yani eski deyişi ile “uragut” derlerdi. Kadına saygı duymak gerekti. Nitekim en eski Uygur şiirleri, ayıpsız kadına, erkeğin boynunu eğmesi gerek diyorlardı.<br />
İyi kadın ustaydı. Bilgiliydi. İyi kadın evinde görünmeliydi. İyi kadın evin dayağıdır. Dede Korkut’ta dendiği gibi “Ben yerimden durmadan, (yani ayağa kalkmadan) kadının yerinde durması gerekti.” Kadın yalnızca evde değil dışarıda da kocasının bir yardımcısı olmalıydı.</p>
<p><strong>EVLENME<br />
Evlenme ve evlilik</strong><br />
Evlenme ve yuva kurma eski Türk toplumu ile Türk devletlerinin temeli idi. Aile ise çekirdeğidir. Evliliğin sembolü “eb” yani evdir.<br />
Evlenme ve “ocak kurma”<br />
“Ocak” Türkler’de ev ve yuvanın tek sembolüdür. Nitekim dış tesirlerden uzak kalmış olan Yakut Türkleri’nde evlilik, “sönmez bir ateş yakma” dır. Eve gelen gelin ise “evi aydınlatan ateş”tir. Başka Türklerde ise “yanan ocağın sönmesinden” söz edilir. “Ateşin sıcak olsun” denir. Anadolu’da, “ocağın sönmesi”, “aile ocağı”; 15 yaşındaki çocuklara, “ocak umudu” denmesi, hep bu çok eski Türk geleneklerinin izleridir.<br />
Evlenme antlaşması için herkesin bir araya gelmesi gerekliydi. Toplantıda saygılı ve tecrübeli kişiler, aksakallılar veya Anadolu’da dendiği “köyün usluları” da bulunurdu. Bu kişiler aynı zamanda birer tanıktılar.<br />
Kızın kaçırılması ile kız tarafına bir “savaş hakkı” doğuyordu. Bunun için de, oğlan evi kız evine , bir “bağışlama veya kefaret parası” (Sühngeld) veriyordu. Kalın müessesesi de bunun üzerine kurulmuştu.<br />
Türkler’de kalın yaygın olarak taksitle ödenirdi. Fakat kız kaçıranlara, kalını peşin olarak ödeme zorunluluğu konmuştur. Bu peşin ödeme de, aracılar, tanıklar ve ailelerin toplantısı ile yapılır ve yeni bir antlaşma meydana gelirdi.<br />
Kalın veya balık Türk aile hukukunun temelini oluşturuyordu. Kalın kız ailesine verilen bir aile malıydı.  Bundan dolayıdır ki ödenen kalında oğlan ailesindeki bir payı ve miras hakkı vardır. Konuya böyle girince Hunlar’da, Göktürkler’de ve hatta Oğuzlar’da görülen (levirat) geleneğinin köklerini de daha iyi anlayabiliriz.</p>
<p><strong>ÇEYİZ</strong><br />
Türkler’de çeyiz de kalın kadar önemliydi. Eski Türklerde çeyiz baba malından kıza düşen bir paydır.<br />
Türklerde babanın kızına çeyiz yapması bir mükellefiyet ve yükümlülük olarak görülüyordu. Nitekim Kaşgarlı Mahmut’a göre bir bey, kızını çeyizli olarak evlendirmesi için bir babaya emir veriyordu.<br />
Eski Türklerde çeyizin “hayvan sürüleri, yardımcı insanlar, kızlar, yengeler(magd) halinde geldiği de görülüyor.</p>
<p><strong>SÖZ KESME</strong><br />
At üzerinde söz kesme<br />
Söz kesimi Türkler’de çok değer verilen bir antlaşmadır. Eski Türk geleneklerini kaybetmemiş bazı Türk kesimlerinde söz kesme antlaşması “at üzerinde” yapılırdı: “Kız ve oğlan tarafı at üzerine binmiş olarak karşılanır ve böylece antlaşırlardı.” Bu ana kadar kalın ve hediye antlaşmaları çoktan bitmiş olurdu.</p>
<p><strong>NİŞAN</strong><br />
“Nişan” daha çok gelişmiş Batı Türklerinde yayılmıştır. Aslında kalın antlaşması ve söz kesimi hediyeleri ile nişan da gerçekleşmiş oluyor. “Beşik kertme nişan” bütün Türklerde vardır Bu da tanıklar, antlaşma ve dua ile yapılırdı.<br />
Nişan evlenme için bir vaat ve aynı zamanda bir, “ön akid” tir. “Adaklı” sözü ise, bunun en güzel ve insani ifadesiydi. Beşik kertme nişanlılar, ergenlik çağına gelince ikinci defa yeniden nişanlanırlar.</p>
<p><strong>GELİN ALMA VE GELİN İNDİRME</strong><br />
Gelin alma: Anadolu’da kız evden çıkmadan önce, anasının diktiği bir “analık” giysisini giyer. Ancak bundan sonra gelin başı yapılır ve gelin elbisesi giydirilirdi. “Gelin başlığı”, Anadolu’da da, Orta Asya’da da kızlığın bitip kadınlığın başladığını gösteren bir semboldü. Gelin ayrılırken, baba ocağına ve ateşine saygı gösterir. 7atadan; Müslüman Türkler’de 7 evliyadan, izin ister ve dua edilirdi.<br />
Gelin indirme:  Bütün Türk illerinde büyü bir törendir. Gelin indirmede görülen ve eski Türk özlerini taşıyan gelenekler ise şunlardır:<br />
1)saçı: Saçının kökleri Şamanizm’e dayanır. Orta Asya Türkleri’nde “saçuv” veya “çaçılama” da denirdi. Ulu Yüz Türkleri “eskiden gelinin atının, yele ve kuyruğuna kımız saçarlarmış. İslamiyet’ten sonraki ikinci gelişmede, “un serpme”, Türk illerinde daha çok yaygınlaşmıştır. “Para, Çörek, şeker” ise daha geç çağlarda ortaya çıkmıştır. Anadolu’da saçı sırasında dua da edilirdi. Su serpme ve su töreni de Başkurtlar’da da görülürdü ve çok eskidir. Anadolu’da buna “gelin uğru” da denir. Un saçısına ise Özbekler, “yüz akı” derler.<br />
2)kurban kesme: Türk illerinde çok görülür. Anadolu’da buna “uğur kesme” de denir.<br />
3)eşik: Türklerde kutludur. Bütün Türk illerinde “gelinin eşiğin basmaması için halı veya kumaş serilir”.<br />
Nikah kalın antlaşmasından sonra kız evinde kıyılır. Nikahtan önce kalın ve çeyizlerin miktarı da tespit edilir.<br />
Altay Türkleri’nde “ocağa secde edilir”. Özbekler’de ise nikahtan sonra, gelin ateş üzerinden geçirilir ve bu sırada da üzerine un serpilir. Nikahın yanında su içme ve sakal kesimi gibi İslamiyet’ten önceki gelenekler de yer alır.<br />
Türklerde nikaha rağmen gerdeğe kadar gelinin yüzü tabuydu. Bu tabuluk ancak gerdekte, “körümdük” veya görümlük denen tören ve hediyelerden sonra kalkardı. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Türkler’de nikah yürürlülüğe girmiyordu.<br />
Bazı Türklerde evlilik, ancak ilk çocuğun doğması ile tamamlanıyordu. Çocuk doğmadıkça, evlilik ve nikah yürürlüğe girmiyordu. Görülüyor ki Türklerde gerçekçilik, şeriat ve dinin daha önünde gidiyordu.</p>
<p><strong>DÜĞÜN</strong><br />
Gelin toyu: Düğün bir toydur. Bundan dolayı Harezmşahlar çağında buna, “Kelin toyı” yani “gelin toyu” da denmiştir. Dede Korkut’ta ise nişan toyuna “küçük düğün” evlenme toyuna ise “ulu düğün denmiştir. Aynı zamanda büyük düğün “ağır düğün”dür.<br />
Kız alma toyu: Prof. Karutz’a göre, geçen yüzyıldaki Türkmenler düğünlerini kutlu bir sayı olan, “yedi bölüm” üzerinde yaparlardı. Kazak Türkleri ise iki çağlı düğün yaparlardı.<br />
Düğün bayrağı: Düğünü başlatmak kız evinin hakkıydı. Düğün kız evinde başlar erkek evinde biterdi. “Toy veya düğün bayrağı” da bütün Türklerde görülen yaygın bir gelenektir.<br />
Düğün aşı ve açları doyurma anlayışı da bütün Türkler’in müşterek inançları halindeydi.<br />
Toy ve düğün ateşi de ürk toylarının bir özelliğindir. Göktürkler, düğün için “törün” sözünü kullanmışlardı.</p>
<p><strong>GERDEK</strong><br />
Gerdek sözü Farsça’dır. “Kubbe veya kubbeli oda” karşılığında söylenir. Fakat Farsça’da bu söz gelin odası manasında söylenmemiştir. Türkler bu sözü Orta Asya’da iken almışlar ve gelin çadırı ile odasına uygulamışlardır. Türkler’de gerdek odasının da ayrı bir kutluluğu vardı.<br />
Gerdek yeri: Dede Korkut kitabında, “gerdek çadırının yeri, ok atılarak bulunur ve ok ile belirtilirdi”. Dış Türkler’de gerdek odası için daha çok “otağ” da denir. Kaşgarlı Mahmut’a göre 11. yüzyıl Türkleri gerdek odasına “münderü” derlerdi. Gelin odası ipekliler ve tüller ile süslenirdi. Harezmşahlar devletinde ise gelin odasına “terek ev” denirdi. Görülüyor ki gelin odası, Türk geleneklerinde büyük bir yer tutuyordu. Ulu Yüz Türkleri’nde kalın antlaşması olur olmaz “gelin obası” oğlanın babası tarafından hemen dikilir ve döşenirdi. Gelin baba evine giremezdi.<br />
“Ergenlik al kaftan” ise bütün Türkler’de bir güveyi elbisesiydi. Gelin alınırken, kızın babası, şal veya kuşağını güveye sarar ve böylece “babalık velayeti”ni güveyiye bırakmış olurdu. Güveyi de bunları düğünde üzerinde taşırdı.<br />
Sağdıçlık: sosyal bir müessesedir. Sağdıç biraz akraba da sayılır. Sağdıçlık da kalın ve nikah gibi evliliğin temelini kuran bir bağdı. Anadolu’da sağdıç düğün bayrağının altında gider.<br />
Gelin kılavuzu: geline yol gösterir. Anadolu’da kılavuzluk yapan “başı bütün” kadınlara “danışık, düyüşü, yenge” de denir. Kız evinden gelen çeyizlere de yengeler bakar, zaten kadınlar arasında söz sahibi aracı da odur.</p>
<p><strong>Ailede ahlak</strong><br />
Kaşgarlı Mahmut’a göre şöyle sıralanabilirdi. “güzellik, sevimlilik, tatlılık, edeb, büyükleri ağırlama, sözünü yerine getirme, sadelik, öğünme, yiğitlik ve mertlik”<br />
Hakanların hoşlanmadıkları şeyler ise şunlardır: “1) Yalan(yalgan) 2) Zülüm(küç kılma) 3) Haris olma(suk) 4) Aceleci olma(ivek) 5) Haraketli olma(kılınç) 6) Doymaz olma(uvutsuz) 7) Hiddetli(buşı) <img src='http://www.buzlu.org/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> İçkici(borçı) 9) Sözünden dönme(söz kıygan) 10) İnatçı olma(arkuk)<br />
Konukluk ve misafir ağırlama Türkler’in sosyal yükümlülükleri arasında yer alıyordu. Ölen kişiler, konuklar için bir yer ve çadır vakfediyorlardı. İş ve vazife için seyahat edenleri misafir etmeyenler, cezalandırılır veya malının bir bölümü “konuk hakkı” olarak alınırdı.</p>
<p>AİLE VE TOPLULUKTA SOFRA VE YEMEK DİSİPLİNİ<br />
“Ülüş” Türkler’de “et payı” veya yemek payı demektir. Kökü “üleşmek”, pay etmekten gelir. Ailede ve büyük devlet ziyafetlerinde, herkes, devletin ileri gelenleri ile beyler bu paylara önemle uyma zorundadırlar.<br />
Eti doğrayan, evde baba; dışarıda, saygılı kişi<br />
Eti doğrayan ve pay eden kimsenin toplum içinde yüksekçe ve saygı değer bir yeri vardır.<br />
Eti doğrayan kişi bir suç işlerse bu üstünlüğünü kaybederdi. Onun yerine yeteneği ile saygı kazanmış başka bir kimse geçerdi. Bugünkü Orta Asya Türkleri’nde, bu iş için arı bir soyluluk aranmamaktadır.</p>
<p><strong>Baba payı ve çoban payı</strong><br />
İç Asya Türkleri’nde sofrada baba varsa hiç kimse koyunun baş kemiğine el süremezdi. Çoban payı, güden, yani bağırsaklardı. Eğer güden çobana verilmezse, çoban bu hakkını şikayet yolu ile talep edebilirdi.</p>
<p><strong>ZİYAFETE GİTME VE ZİYAFET VERME</strong><br />
Düğün, sünnet, oğlun doğuşu gibi olaylarda davetçi (okıgu) aşı, verilirdi. Ölü adına yapılan, yoğ-aşıdır.<br />
Yemeği sağ elle yemeliydi. Besmele çekmeliydi. Başkasının önündeki lokmaya dokunmamalıydı.sofrada bıçak çıkarmamalı ve kemik sıyırmamalıydı, verilen yemeğin hepsi küçük küçük yenmeliydi.<br />
Yemeği veren kişi davetini yapmalı, işini hazırlığını tam yapmalıydı. Her şeyi temiz olmalıydı. Yemekler de güzel olmalıydı.</p>
<p><strong>SOFRADA AĞIR TUTULAN YAYLA VE KÖYDE DE ÜSTÜN TUTULUYOR</strong><br />
Güney Anadolu Türkmenlerinde<br />
Konarken ve göçerken, her oba ve kişinin alacağı yer ve mevki töreye göre belirlenmişti. Her mevki ve rütbenin kendine ait bir “ülüş”ü, payı da vardı. Her kabilenin belirli bir ‘yer ve mevki alması’ onların kesilen bir hayvandan , töre ile belirlenmiş bir parçayı yeme hakkı olduğunu da gösterir.</p>
<p><strong>İç Asya Türklerinde</strong><br />
Kazak-Kırgız kabilelerinin “orun” yani mevki ve dereceleri “ülüş” yani kendilerinin töre ile belirlenmiş ‘et parçaları için’ kavga etmeleri, dıştan bakanlar için bir gerilik veya oburluk olarak yorumlanmıştır.<br />
Toplumun hukuku ve hakkı “orun” ve “ülüş” töresine göre belirlenmiştir. Bu haklarını kaybeden kabile veya oymak “yayla, otlak, ve av” gibi konularda da haklarını kaybetme tehlikesine düşer.</p>
<p><strong>KONUK VE KONUKLUK HAKKI</strong><br />
Proto-Türk gelenekleri, konuk aşı ile konuk evini boy veya kabilenin atasından gelen bir miras olarak görmüşlerdi. Bunun için misafiri ağırlama topluluğun müşterek bir vazifesi olarak kabul ediliyordu.<br />
Büyük devlet kurmuş olan Türklerde ise bu bir insanlık ve ahlak sorunu olarak ele alınmıştı. Eski kabile gelenekleri de bu yönde gelişmişti.<br />
Konuk evi yapma: Konuk bir kutluluk ve uğur işareti olarak sayılmış her topluluk veya ailede, konuk için bir “konukluk” yani konuk evi yapılmıştı. Bazen de konuk gelince ona yeni bir otağ dikilmişti.<br />
Anadolu’da “selamlık” ve “misafir” odası: Anadolu’da konuklar Çin evlerde “selamlık” denen bir bölüm ayrılmıştı. Köylerde ise misafir odasına sıra ile yemek götürülürdü.</p>
<p><strong>KONUK HAKKI</strong><br />
(Proto-Türk geleneklere doğru)<br />
Konuk aşı ile konuk yatağı Kazak Kırgızların müşterek malıdır, vermeyenden zorla alınır.<br />
Konuğun kendisine aş, hayvanına yem alma, atalarından gelen bir mira hakkıdır. Bu bir ikram, ağırlama değil, zorunlu bir vazifedir. Konuk aşı vermeyeler konuk tarafından dava edilebilir. Ceza olarak, “at ve giyim”, alınabilir, ancak bu giyim, konuğa değil konuğun ulusunun beyine verilir.<br />
Konuk aşı, konuğun mevki ve derecesine uygun olmalıdır. Konuğa, toklu yerine, oğlak kesilirse, konuk evi bırakıp gidebilir. Giderken de “hakkına karşılık olarak” ev sahibinin bazı şeylerini alıp (barımta) gidebilir.<br />
Kuzey Yakut Türklerinde konukların ev sahibinden “yemek ve yatak” isteme hakkı vardır. Yakutlar, yola çıkarlarken yanlarına hiçbir şey almazlar.. yolda rastladıkları ot yığınından –kime ait olursa olsun- alıp atlarına yedirebilirler. Ancak ot ile diğer yiyecek şeyleri yanlarında götürmezler.<br />
Anadolu’da bu gelenek daha yumuşamış ve sosyal bir hale gelmiştir. Büyük devlet kuran Türkler ile henüz Proto-Türk kültürü düzeyindeki bu Türkler arasında bir gelişme süreci vardır.</p>
<p><strong>TÖRE VE YOL</strong><br />
Yol, Türkler’de “örf, gelenek, töre, kanun ve düzen” demekti. Abdülkadir İnan’ın Türklerde töre anlayışını yol ve yang gibi deyimler üzerine oturtması çok yerinde bir görüştür. 11. yy Türkleri’nde de “yolundan şaşmış bir kimse” için yolsuz derlerdi. Yoldan çıktı ya da yolgu girdi, yani “yola girdi” sözlerini Altay dağlarının ıssız vadilerinde yaşayan Altay Türkleri bile söylüyorlardı.<br />
Eski Anadolu’da yol sözünün “ahlak ve örf” manasında kullanıldığını çok görüyoruz. “yola düşme, yola girme, yol azma, yol basma, yol bazma, yol bulma, yolragidü, yoldan eğilmek, yol eğilmek, yol dartmak, yolıra, yol sıra” gibi deyişleri eski Türk düşünce ve anlayışının Anadolu’daki devamları idi. Kutadgu Bilig’deki “köni yol, uçmak (cennet) yolu, ağırlık yolu” gibi sayısız deyiş de, Türk düşünce ve ahlak yolunun” temelleriydi. Ayrıca “mutluluk ve mutsuzluk” da ak yol ve kara yol deyimleri ile anlatılmıştı. Bu anlayış hemen hemen bütün Türk kavimlerinde aynı idi.<br />
Töre, devlet düzenidir. Aynı zamanda bu düzenden doğan devlet gücüdür. Temeli ise aile töresi ile aile gelenekleridir.<br />
Töre, aile ve topluluk içinde mevkie göre yer almaydı. Bu sıkı bir hiyerarşi ve protokoldür. Kişinin kişiye saygı ve tutumudur. Oturma ve yemek yeme düzenleri bunun içindedir.<br />
Devlette töre, devletin kuruluş düzenidir. Ataların töresi devletin kuruluşu, temel düzendir.<br />
“Ağır töre” Göktürklerce temel törelerdir. Bu eski kuruluş töreleri zaman zaman yenilenir. Türk milleti işini gücünü vererek yeni töreler de kazanıyordu.<br />
Töre kazanma, milletin zenginliği, refahı ve halkın iyi yurtlara yerleştirilmesi ile ilgili bir düzenin kurulması gibi anlaşılıyordu. Milletin devlete bağlanması ve devletin düzenince yaşaması da, “töre kazanma” demekti.<br />
Türkler için devletsiz, kağansız kalmış millet töresini kaybetmiş oluyordu. Türk töresinin yok olması ancak kıyametin kopması, göğün basması, yerin delinmesi ile mümkündü. Kağan burada başını alıp giden milleti suçluyordu.</p>
<p><strong>Şehirli Uygurlarda töre anlayışı</strong><br />
Uygur şehir ve devletinde, Göktürk özü ve düşünceleri daha yüksek bir düzeye çıkmıştır. Ancak her sözün altında buda dininin izlerini bulabiliriz. Uygurlar, Türk dili ve düşüncesi ile, yabancı bir din ile kültürü, büyük bir başarı ile birleştirip kaynaştırabilmişlerdir.<br />
<strong><br />
TÜRKLERDE OLÜM ANLAYIŞI VE OLÜM TÖRENLER</strong>İ<br />
<strong>Ölüm, ruhun uçup, tanrı katına gitmes</strong>i<br />
Ölüm, Göktürkler’de “uça barmak” yani “uçarak gitme” sözü ile söylenir. Onlar, “ruhun uçup, Tanrı katına gittiğine” inanırlardı. Bir de, Tanrı’nın takdiri vardı. Bu anlayış da, “kergek boldu” yani “gerekli oldu” sözü ile karşılanıyordu.</p>
<p><strong>Tanrı yaşar, insan ölür</strong><br />
Göktürkler’e göre, “kişi oğlu hep ölümlü türemiş” idi. Bunun için, “tanrı yasar”, insan da ölürdü. Ölüm aynı zamanda, “aileden bir ayrılma” idi. Bunun için yazıtlarda ölenler, kimlerden ayrıldıklarını birer birer sayarak, “ayrıldım” derler.<br />
“Kefen” için eski Türkler “eşük” derlerdi. Hakanları ipekli kumaşa sararak gömerlerdi. Bazen de bu kefenler yoksullara dağıtılırdı.</p>
<p><strong>Türk kağanlarının uluslar arası cenaze törenleri</strong><br />
Türklerin cenaze törenleri büyük halk kafilelerinin ordunun ve yabancı elçilerin, bir geçidi şeklinde yapılırdı. Cenaze törenleri ölümün hemen ardından yapılmıyordu.  Ölü bir süre için mumyalanarak bekletiliyordu.<br />
Şehit olanlara, “beyaz”; eceli ile ölenlere “siyah bayrak”<br />
Mezarların üzerine bayrak asma geleneği, Türkler’de ve Anadolu’da yaygındır. Mezarlara bez bağlama geleneği de buradan gelmektedir. Türkler’de zaman zaman beyaz elbiseler yas elbisesi olarak kullanılmıştı.<br />
<strong>Yerli ve yabancı devletlerden gelen ağlayıcılar</strong><br />
Eski Türkler’de cenaze merasimlerindeki ağlayıcılara “sığıtıcı” derlerdi. Ağlayıcıların arkasından ölünün önemine göre büyük bir halk kitlesi takip ederdi.<br />
<strong>Cenaze töreninde at yarışları</strong><br />
Türkler cenaze törenlerine “yuğ” derlerdi. Çin tarihleri Göktürklerin cenaze törenlerini özet olarak şöyle anlatırlardı:<br />
“Ölüler ilk önce bir çadıra konurdu. Bundan sonra da at sığır ve koyunlardan, türlü kurbanlar verilirdi. Daha sonra atlarla çadırın etrafı dönülür ve at koşturmaları yapılırdı. At koşturma bitince ölünün, ölünün bütün eşyaları atı ile birlikte yakılır ve geriye kalan kemikleri toplanırdı. Asıl büyük kurban törenleri ile diğer şenlikler, ölünün kemikleri, mezara konduktan sonra yapılırdı.” Başka bir yerde ise şöyle deniyordu:<br />
<strong>Mezar üzerine ölünün heykelini koyma </strong><br />
“Mezar kapatılınca, ölünün bir resmi veya heykeli yapılarak mezar üzerine konur ve öldürdüğü düşmanların sayısı kadar mezar üzerine taş dikilirdi&#8230;” öldürülen düşman sayısı kadar mezar üzerine dikilen bu taşlara “balbal adı verirlerdi. Ölü aşı, yemeği ve helvası, Anadolu’da da yaşamaktadır.<br />
<strong>Ölüyü yakma, Türkler’de unutulmuş bir gelenekti</strong><br />
“Ölü yakma” geleneği daha çok Kuzey Türkleri’nde ve özellikle Kırgız Türkleri’nde yaygındı. Göktürk çağındaki mezarların çoğunda yakılmış ölülerin izlerine pek rastlamıyoruz. Göktürk devletini kuran Türk soyluları ile Kağan ailesi daha çok Altaylara ve Kuzey Türkleri’ne yakındılar. Göktürklere ölüleri yakma adetinin bu eski yurtlarından gelmiş olması muhtemeldi. Hatta M.S. 630 yılından önce bile Göktürkler’in ölülerini yakma yerine gömmeye başlamaları üzerine, Çin imparatoru Türk elçisine bunun için Tanrı’nın başlarına felaketler yağdıracağını söylemiştir.</p>
<p><strong>GÖKTÜRKLERDE CENAZE TÖRENLERİ</strong><br />
Göktürkler’den birisi ölürse tören için ölü bir çadıra konur. Ölenin çocukları, torunları, kadın ve erkek akrabalarından hepsi, koyun sığır ve at kurban ederler ve ölünün bulunduğu çadırın önüne koyarlardı.<br />
Bundan sonra ata binerler ve çadırın çevresini 7 kez dört nala dönerler. Her dönüşte yüzlerini bıçakla keserler. Bu sırada ağlarlar. Kan ve gözyaşı birbirine karışır. Çadırın kapısının önüne gelir gelmez bir bıçakla, gözyaşları kan ile karışacak biçimde, yüzlerini keserler. Çadırın çevresinde yedi kez döndükten sonra dururlar.<br />
“7 sayısı” Batı Türklerinde kutludur. “gök de, 7 katlıdır”. Bu gelenek tahta çıkma törenlerinde de vardır.<br />
Ondan sonra bir gün seçerler. Ölenin eşyalarını, silahlarını, elbiselerini ve atını alarak ölü ile birlikte yakarlar. Külleri toplarlar toplarlar ve belirli bir günde gömerler.<br />
Eğer birisi ilkbaharda veya yazın ölmüşse, “yaprakların sararmasını beklerler. Sonbahar veya kışın ölmüşse ilkbaharı, “otların çıkmasını beklerler.<br />
<strong>Ölüyü gömme töreni</strong><br />
Mezar açar ve külleri içine koyarlar. Aynı gün bütün akrabalar yeniden kurban verirler. Yeniden mezarın çevresinde ilk günkü gibi at koştururlar. Mezarın yanına balballar dikerler.<br />
Cenaze töreninden sonra evlenme<br />
Gömme günü erkekle ve süslü elbiseleri ile takılarını takınan kadınlar toplanır. Eğer bir kız, bir erkeğin hoşuna giderse, -törenden dönüşte- kızın babasına birini gönderip evlenme diler. Çoğu zaman bu isteğe evet denir.</p>
<p><strong>ATALAR İÇİN YAPILAN SAYGI TÖRENLERİ</strong><br />
<strong>Hakan başkanlığında “ata mağarası”na saygı:</strong><br />
Göktürkler, Gök Tanrı’ya, Yer Tanrı’ya ve ecdat mağarasında kurt ataya “büyük kurban” sunarlar. “Küçük kurbanlar” her vesileyle ve sık sık yapılır. Örneğin Göktürkler, bir antlaşma yapmadan önce, bir kprü üzerinde beyaz at kurban ederler. Ongonlara sık sık kurban sunulur:<br />
“Tanrıların resimlerini keçeden yontarlar ve deri torba içinde saklarlar. Bu resimler içyağı ile yağlanır. Aynı zamanda sırık üzerine de dikilir. Onlara yılın dört çağında kurban verilir”<br />
Büyük kurbanlarda, Tanrı’ya kurban törenini kağan yönetir. Kagan bey ve beyleriyle birlikte ecdat mağarasına giderek kendi eliyle her yıl kurban sunar. İli vadisine yerleşen Batı Göktürk kağanı ecdat mağarasından çok uzaklarda bulunur. Ama yine de bu görevi yerine getirir, ya da getirtir.<br />
İkinci bir büyük kurban yılın 5. ayının 8. gününde Tamir nehri kıyısında Gök Tanrı’ya sunulur. Pek çok at ve koyun kurban edilir. 3. büyük kurban ise Ötüken’den 250 km kadar uzakta üstünde ağaç ve bitki bitmeyen çok yüksek bir dağda Yer Tanrı’ya verilir.<br />
Bu kurban törenleri aynı zamanda büyük bayramlardır. Sarhoş oluncaya karar kımız içilir. Kızlar özellikle ayaktopu oynarlar. (Kadınların da katıldıkları futbol, golf ve poloya benzer. Çeşitli top oyunları Türkler’de Hunlar’dan beri oynanır). Şarkılar söylenir. Bir çini gezgin “yarı vahşi ama kulağa ve kalbe hoş geliyor” der.<br />
Tamir nehri ve Ötüken dağı gibi yerler, Göktürk’lerde kutsal sayılır. bunlara “iduk yer sub” denir. Buralardaki bitkilere ve hayvanlara dokulmaz. Zira bu bitki ve hayvanlar, o yerlerin sahibi ruhlara ayrılmışlardır. Bu sahip ruhlar, bir cins tanrısallık kazanır ve Orhun yazıtlarında adı Gök Tanrı ve ana ve yavruların koruyucusu tanrıça Umay ile yanyana geçer. Gök Tanrı tanrıça Umay ve iduk yer sub Türk buduna hep birlikte zaferler kazandırırlar. Türgiş kağanının az bir kuvvetle yenilmesini sağlarlar. İdug yer sub gibi ateş de kutsal sayılır. Batı Göktürkleri’nin yanına giden Bizanslı gözlemci onların ateşi olağanüstü ululadıklarını yazar. Yabancı elçiler ateşten geçirilerek temizlenirler. Bu gözlemciye göre Batı Göktürkler su ve havayı da kutsal sayarlar.</p>
<p><strong>Türk mezarlarının bark’ı heykel ve yazıtları</strong><br />
Çinliler’e göre Türkler’de bir ata saygısı yoktu. Çünkü Çin’de her yerde ve hemen hemen her evde, bir “Ata köşesi” vardı. Çin tanrılarının sayısı on binleri bulduğu için bütün saygı, herkesin kendi atası üzerinde toplanmıştı.<br />
Türkler’de ise büyük ve yüce yaratıcı, öldürücü tek bir tanrı vardı. Bu sebeple “ata tapınakları” bu yüce Tanrı’nın yanında fazla bir önem kazanamıyorlardı.<br />
Türkler kendi ölülerinin mezarlarına “bark” dedikleri , küçük bir ev yapmayı da ihmal etmezlerdi. Göktürk kağanları ve özellikle Kül-Tegin için yapılan “barklar” taştan yapılmış oymalarla süslenmişlerdi. Bark’ın içine yazıtlar da yazılırdı. Bu evin içinde, ayrıca Tanrı’ya verilecek kurbanlar için bir sunak yeri bulunur ve ölünün de bir resmi ile heykeli saklanırdı.<br />
Türklerin büyük ölüleri gizli gömülüyor<br />
Türkler genel olarak ölülerini değerli malları ile beraber gömerlerdi. Bu da mezar hırsızları için bir hazine olabilirdi. Bu sebepten dolayı Türk ölüleri gizli olarak gömülürdü. Herhalde bunun dini bakımdan da bazı sebepleri vardı.<br />
Büyük ölülerin mezarları dağ başlarında<br />
Büyük ölülerin mezarları genel olarak dağ başlarında bulunmuştur. Eski Türkler’in inanışlarına göre gökte oturan Tanrı’ya yeryüzünde en yakın olan yerler yüksek dağ başlarıydı.</p>
<p><strong>TÖRENLER VE BAHAR BAYRAMLARI</strong><br />
<strong>Törenler</strong><br />
Eski Türkler’de pek çok tören vardır. Milli şuurun ve birlikte yaşama heyecanlarının doğmasında en çok rol oynayan olaylar “Resmi devlet törenleriydiler. Eski zamanlarda da her Türk’ün ve her Türk ailesinin kendilerine göre şahsi inançları vardı. Herkes bir şaman veya sihirbaz çağırabilir, ve kendi kaderi ile ilgili dualar okutup büyüler yaptırabilirdi. Bunlar de bir nevi törenlerdi. Fakat bu törenler bir aile evi içinde kalır ve yalnızca bir kişinin şahsı ile ilgili olarak düzenlenirlerdi.<br />
“Devlet törenleri”nin başkanı ise devlet reisiydi. Bu törenler ölü gömme törenleri gibi  yarı dini törenler veya av törenleri gibi din ile ilgisi olmayan şenlikler şeklinde olabilirdi. Ne şekilde olursa olsunlar, bunların başkan yine Türk Kağanıydı. Din törenlerini idare eden “baş rahip” yoktu. Devlet ile din işleri birbirinden ayrılmamıştı. Zaten eski Türk devletlerinin gücü de buradan geliyordu. Tıpkı Osmanlılarda padişahın aynı zamanda “halife” olması gibi. Fakat padişah “baş-rahip” ya da imam değildi.<br />
Uygurlar’ın Mani ve Buda dinerini almalarından sonra da, bu durum değişmemişti. Mani ve buda dinleri gibi büyük dinlerin alında sahipleri ile bunlara başkanlık eden baş rahipleri vardı. Fakat Turfan şehrindeki Uygurlar’ın Buda dini ile ilgili törenlerine, yine de Uygur hakanı başkanlık ediyordu.</p>
<p><strong>BAHAR BAYRAMLARI</strong><br />
Baharın gelişi Türkler için en önemli olaylardan biriydi. Eski Türkler’in “yılbaşı”ları da, baharla birlikte başlardı. Baharın gelişini, yılın ilk gök gürlemeleri haber verirdi. Bu ilk gök gürültüleriyle bahar da başlamış olurdu. Çünkü kışın her yerde olduğu gibi orada da gök gürlemezdi.<br />
<strong>Türkler yaşlarını gördükleri bahar sayısına göre hesaplarlar</strong><br />
Bir çok Türk yaşını baharlara göre hesaplardı. Mesela 20 yaşında olduğunu söylemek için “yirmi yeşil gördüm” derlerdi. Bu “20 defa yeşillenme mevsimi ve bahar gördüm” demekti. Oysa Türkler takvimi biliyorlar ve ayları ve seneleri de hesaplayabiliyorlardı.<br />
Yıldırımlar baharın habercisi<br />
Türkler senenin ilk “yıldırım” ve şimşeklerini yeni “yılbaşı”nın bir işareti olarak görürlerdi. Moğollar yıldırımdan çok korkar ve gizlenirlerdi. Türkler ise yıldırım düştüğü zaman atlarını koşturarak bağırır ve göğe ok atarlardı. 5. yüzyılda Orta Asya tarihinde önemli bir yer tutan Çinlilerce “kaoçı” yani “yüksek arabalılar” adı verilen Türk kavimler birliği vardı. Bunların doğu uçları Uygurların atalarıydılar.</p>
<p><strong>Sonbaharda savaş hazırlığı</strong><br />
Sonbaharda yapılan pek önemli törenler yoktu. Çünkü bu mevsimde artık atlar semizleşirdi. Bunun için de savaş hazırlıkları yapılır ve akınlar başlardı. Savaşlardan önce de bazı küçük törenlerin yapılması muhtemeldi.<br />
Bahar bayramının yarış ve şarkıları<br />
Çin tarihlerine göre Hunlar ile Göktürkler yılın beşinci ayında büyük bir bayram yapıyorlardı. Bu Orta Asya için “bahar bayramı” sayılırdı. Bahar bayramlarının en önemli olayları hiç şüphe yok ki kurban törenleriydi. Hem Hunların hem de Göktürklerin bahar bayramlarının ortak yönleri her ikisinde de at yarışlarının yapılması ve şarkıların söylenmesiydi. Ayrıca Göktürkler bu bayramlarda kımız da içer ve eğlenirlerdi. Kurultaylar da bu şenliklerde yapılırdı.</p>
<p><strong>YADA TAŞI</strong><br />
Eski Türk hayatında yağmur yağdıran “Yada Taşı” çok meşhurdur. Erek kuraklığa gerekse düşmanlara karşı kullanılan bu taşla yağmur, kar, dolu yağdırılmakla, fırtına estirilmektedir. Yabancı ve yerli bir çok yazar, bu hususu bizzat müşahede ettiklerini yazmaktadır. Bu bilginin, Hunlar’dan itibaren Türklerin elinde olduğu ve Yada Taşı’nı ele geçirmek için Türkler arasında sürekli mücadeleler yapıldığı anlatılmaktadır.</p>
<p><strong>KAĞAN KUTSALDIR</strong><br />
Göksel kurttan türeyen Kağan yalnız bir siyasal ve askeri şef değil, aynı zamanda dinsel şeftir. Kağanın her yıl ecdat mağarasında eliyle kurban sunması, onun dinsel işlevini belirler. Kurbanı şaman değil, “baş rahip” kağan sunar. Kağan kutsal Ötüken dağında oturur. Çadırının önünde altın başlı kurtla süslü tuğ bulunur. Kağanın çadırının kapısı güneşin doğduğu yere saygı için doğuya açılır. Kağan oturduğunda sürekli doğuya yani güneşe döner. Hum Tanhu’sunun her sabah güneşe tapması gibi, bu sürekli “doğan güneşe dönüş” dinsel bir anlam taşır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fsteplerde-sosyal-yapi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/steplerde-sosyal-yapi/&amp;text=Steplerde sosyal yapı&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/steplerde-sosyal-yapi/&amp;t=Steplerde sosyal yapı">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/steplerde-sosyal-yapi/&amp;title=Steplerde sosyal yapı&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fsteplerde-sosyal-yapi%2F&name=buzlu.org&description=Steplerde+sosyal+yap%C4%B1" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/steplerde-sosyal-yapi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/steplerde-sosyal-yapi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/steplerde-sosyal-yapi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/steplerde-sosyal-yapi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk bayrağı ve ölçüleri</title>
		<link>http://www.buzlu.org/turk-bayragi-ve-olculeri/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/turk-bayragi-ve-olculeri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Oct 2010 16:50:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ülkeler - Devletler]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[ay yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[ölçüleri]]></category>
		<category><![CDATA[bayrak]]></category>
		<category><![CDATA[bayrağımız]]></category>
		<category><![CDATA[hangi ölçüler]]></category>
		<category><![CDATA[hayat bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[işaretler]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl oluştu]]></category>
		<category><![CDATA[nelerdir]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk bayrağı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4917</guid>
		<description><![CDATA[Türk bayrağı, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ulusal bayrağıdır. 1982 Anayasası&#8217;nın 3. maddesine göre, &#8220;şekli kanunda belirtilen, beyaz hilal ve yıldızlı al bayraktır.&#8221; Kırmızı rengin tonu Pantone 186 ve RGB (227, 10, 23) olarak tayin edilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu&#8217;ndan önceki Anadolu Türk devletlerinde kullanılan bayrak renk ve sembolleri hakkında yeterli bir bilgi yoktur. Türk Bayrağı&#8217;nı ilk olarak Anadolu Selçuklu [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/10/türk_bayrağı.jpg"><img class="size-full wp-image-4920 aligncenter" title="türk_bayrağı" src="http://www.buzlu.org/images/2010/10/türk_bayrağı.jpg" alt="" width="277" height="196" /></a></p>
<p>Türk bayrağı, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ulusal bayrağıdır. 1982 Anayasası&#8217;nın 3. maddesine göre, &#8220;şekli kanunda belirtilen, beyaz hilal ve yıldızlı al bayraktır.&#8221; Kırmızı rengin tonu Pantone 186 ve RGB (227, 10, 23) olarak tayin edilmiştir.</p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu&#8217;ndan önceki Anadolu Türk devletlerinde kullanılan bayrak renk ve sembolleri hakkında yeterli bir bilgi yoktur. Türk Bayrağı&#8217;nı ilk olarak Anadolu Selçuklu hükümdarı Gıyaseddin Mesud tarafından Osman Bey&#8217;e gönderilen beyaz renkli sancak olarak görürüz.</p>
<p>15. yüzyıldan sonra al bayrak, Yavuz Sultan Selim dönemindeki Çaldıran Savaşı&#8217;nda ise yeşil bayrak kullanılmaya başlanmıştır. Türk Bayrağı&#8217;na en yakın şekle ise III. Selim döneminde rastlanır. Bu bayrakta hilal ile birlikte sekiz köşeli yıldız kullanılmıştır. 1842 yılında Abdülmecit döneminde yıldız beş köşeli haliyle kullanılmaya başlanmıştır.<span id="more-4917"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Saltanatın kaldırılması üzerine 29 Mayıs 1936 tarihinde bayrağın şekli kesin bir şekilde tayin edilmiştir. 28 Temmuz 1937 tarihli, 27175 sayılı Türk Bayrağı Nizamnamesi Kararnamesi ile de Türk Bayrağı&#8217;nın kullanılışı düzenlenmiştir.</p>
<p><strong>Türk Bayrağı ve Ölçüleri</strong><br />
<strong>Kanuna göre, Türk Bayrağı, yırtık, sökük, yamalı, delik, kirli, soluk, buruşuk veya layık olduğu manevi değeri zedeleyecek herhangi bir şekilde kullanılamaz. Resmi yemin törenleri dışında her ne maksatla olursa olsun, masalara kürsülere, örtü olarak serilemez. Oturulan veya ayakla basılan yerlere konulamaz. Bu yerlere ve benzeri eşyaya Bayrağın şekli yapılamaz.</strong></p>
<p><strong>Elbise veya üniforma şeklinde giyilemez. Hiçbir siyasi parti, teşekkül, dernek, vakıf ve tüzükte belirlenecek kamu kurum ve kuruluşları dışında kalan kurum ve kuruluşun amblem, flama, sembol ve benzerlerinin ön veya arka yüzünde esas veya fon teşkil edecek şekilde kullanılamaz. Türk Bayrağına sözle, yazı veya hareketle veya herhangi bir şekilde hakaret edilemez, saygısızlıkta bulunulamaz. Bayrak yırtılamaz, yakılamaz, yere atılamaz, gerekli özen gösterilmeden kullanılamaz.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/10/türk-bayrağı-ölçüleri.png"><img class="size-full wp-image-4919 aligncenter" title="türk bayrağı ölçüleri" src="http://www.buzlu.org/images/2010/10/türk-bayrağı-ölçüleri.png" alt="" width="426" height="293" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/10/türk-bayrağı-ölçüleri-2.jpg"><img class="size-full wp-image-4918 aligncenter" title="türk bayrağı ölçüleri 2" src="http://www.buzlu.org/images/2010/10/türk-bayrağı-ölçüleri-2.jpg" alt="" width="388" height="231" /></a></p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik-->
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fturk-bayragi-ve-olculeri%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/turk-bayragi-ve-olculeri/&amp;text=Türk bayrağı ve ölçüleri&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/turk-bayragi-ve-olculeri/&amp;t=Türk bayrağı ve ölçüleri">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/turk-bayragi-ve-olculeri/&amp;title=Türk bayrağı ve ölçüleri&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fturk-bayragi-ve-olculeri%2F&name=buzlu.org&description=T%C3%BCrk+bayra%C4%9F%C4%B1+ve+%C3%B6l%C3%A7%C3%BCleri" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/turk-bayragi-ve-olculeri/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/turk-bayragi-ve-olculeri/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/turk-bayragi-ve-olculeri/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/turk-bayragi-ve-olculeri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Han Hanedanı</title>
		<link>http://www.buzlu.org/han-hanedani/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/han-hanedani/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jun 2010 14:17:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ülkeler - Devletler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[Han Hanedanı]]></category>
		<category><![CDATA[hanedanlık]]></category>
		<category><![CDATA[imparator]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4712</guid>
		<description><![CDATA[Han Hanedanı  Çin&#8217;de M.Ö. 206 – M.S. 220 tarihleri arasında hüküm sürmüş hanedanıdır. Dönemin önemli klanlarından Liu tarafından kurulmuştur. Han Hanedanı Çin kültürünün zirvelerinden biri olarak kabul edilir. Günümüzde Çinliler Liu ailesinin ve kurdukları Hanedanının onuruna kendilerini Han insanı, Han Ulusu olarak adlandırır. İmparator Han Gaozu, tahtta bulunduğu yedi yıl içinde merkeziyetçi otoriter yönetimini sağlamlaştırmak [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/06/Han-Hanedanı.jpg"><img class="size-full wp-image-4713 aligncenter" title="Han Hanedanı" src="http://www.buzlu.org/images/2010/06/Han-Hanedanı.jpg" alt="" width="438" height="302" /></a></p>
<p>Han Hanedanı  Çin&#8217;de M.Ö. 206 – M.S. 220 tarihleri arasında hüküm sürmüş hanedanıdır. Dönemin önemli klanlarından Liu tarafından kurulmuştur.</p>
<p>Han Hanedanı Çin kültürünün zirvelerinden biri olarak kabul edilir. Günümüzde Çinliler Liu ailesinin ve kurdukları Hanedanının onuruna kendilerini Han insanı, Han Ulusu olarak adlandırır.</p>
<p>İmparator Han Gaozu, tahtta bulunduğu yedi yıl içinde merkeziyetçi otoriter yönetimini sağlamlaştırmak için “Halka nefes aldırma”ya yönelik bir dizi politika uyguladı.</p>
<p>Han Gaozu’nun M.Ö. 159 yılında ölmesi üzerine İmparator Hui Di, tahta geçti. Ancak Han hanedanının yönetimi, fiilen İmparator Han Gaozu’nun eşi Lü Zhi’nin eline geçti. İktidarda 16 yıl kalan Lü Zhi, Çin tarihindeki sayılı kadın yöneticilerden biriydi. <span id="more-4712"></span></p>
<p>Onun ardından M.Ö. 183 yılında tahta geçen imparator Wen Di ve oğlu imparator Jing (M.Ö. 156-M.Ö. 143 yılları arasında tahtta oturdu), “Halka nefes aldırma” politikalarını sürdürerek köylülerin vergi yükünü azalttılar. Bunun sayesinde Han hanedanının ekonomisinde büyük canlılık görüldü. Bu dönem, tarihçiler tarafından “Wen ve Jing Düzen Dönemi” olarak anlandırılıyor.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
“Wen ve Jing Düzen Dönemi”nden sonra Han hanedanı, adım adım güçlendi. M.Ö. 141 yılında tahta geçen imparator Wu Di, Wei Qing ve Huo Qubin adlı iki generali göndererek Hunlar’ı yenilgiye uğrattı, Batı Han hanedanının toprağını genişletti, ülkenin kuzey bölgelerindeki ekonomik gelişmeyi güvence altına aldı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
İmparator Wu Di, yaşamının son yıllarında savaşa son vererek tarımı geliştirmeye yöneldi. Böylece Çin ekonomisi, gelişmeye devam etti. İmparator Wu Di’nin ölümü üzerine tahta geçen İmparator Zhao Di, ekonomiyi geliştirmeye devam ederek Han hanedanını eşi görülmez bir refaha ulaştırdı.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fhan-hanedani%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/han-hanedani/&amp;text=Han Hanedanı&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/han-hanedani/&amp;t=Han Hanedanı">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/han-hanedani/&amp;title=Han Hanedanı&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fhan-hanedani%2F&name=buzlu.org&description=Han+Hanedan%C4%B1" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/han-hanedani/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/han-hanedani/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/han-hanedani/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/han-hanedani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hindistan</title>
		<link>http://www.buzlu.org/hindistan/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/hindistan/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Jun 2010 20:19:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ülkeler - Devletler]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[asya kıtası]]></category>
		<category><![CDATA[önemi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkeler]]></category>
		<category><![CDATA[başkenti]]></category>
		<category><![CDATA[devletler]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[hindistanın]]></category>
		<category><![CDATA[kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[kıtalar]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[tarım ve hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim şekli]]></category>
		<category><![CDATA[yüzölçümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4693</guid>
		<description><![CDATA[COĞRAFİ VERİLERİ Konum: Güney Asya, Arap Denizi ve Bengal Körfezi kıyısında, Burma ile Pakistan arasında yer almaktadır. Coğrafi konumu: 20 00 Kuzey derecesi, 77 00 Doğu boylamı Haritadaki konumu: Asya Yüzölçümü: 3,287,590 km² Sınırları: toplam: 14,103 km sınır komşuları: Bangladeş 4,053 km, Butan 605 km, Burma 1,463 km, Çin 3,380 km, Nepal 1,690 km, Pakistan [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/06/Hindistan.jpg"><img class="size-full wp-image-4694 aligncenter" title="Hindistan" src="http://www.buzlu.org/images/2010/06/Hindistan.jpg" alt="" width="330" height="355" /></a></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><br />
</span></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">COĞRAFİ VERİLERİ</span></strong></p>
<p><strong>Konum:</strong> Güney Asya, Arap Denizi ve Bengal Körfezi kıyısında, Burma ile Pakistan arasında yer almaktadır.<br />
<strong>Coğrafi konumu:</strong> 20 00 Kuzey derecesi, 77 00 Doğu boylamı<br />
<strong>Haritadaki konumu:</strong> Asya<br />
<strong>Yüzölçümü:</strong> 3,287,590 km²<br />
<strong>Sınırları:</strong> toplam: 14,103  km<br />
<strong>sınır komşuları:</strong> Bangladeş 4,053 km, Butan 605 km, Burma 1,463 km, Çin 3,380 km, Nepal 1,690 km, Pakistan 2,912 km<br />
<strong>Sahil şeridi:</strong> 7,000  km<br />
<strong>İklimi:</strong> Güneyde tropikal musondan kuzeydeki ılıman iklime kadar çeşitlilik görülmektedir.<br />
<strong>Arazi yapısı:</strong> Güneyde yüksek ovalar (Deccan Yaylası), Gang arazisinde düzlükler, batıda çöller, kuzeyde Himalayalar yer alır.<br />
<strong>Deniz seviyesinden yüksekliği:</strong> en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Kanchenjunga 8,598 m<br />
<strong>Doğal kaynakları:</strong> Kömür, demir, manganez, mika, boksit, titanyum, krom, doğal gaz, elmas, petrol, kireçtaşı, işlenebilir arazi<br />
<strong>Arazi kullanımı:</strong> İslenebilir topraklar: %56<br />
daimi ekinler: %1<br />
daimi otlaklar: %4<br />
ormanlar ve ormanlık arazi: %23<br />
diğer: %16 (1993 verileri)<br />
<strong>Sulanan arazi: </strong>535,100 km² (1995/96 verileri)<br />
<strong>Doğal afetler: </strong>Kuraklık, su baskını, yıldırımlı fırtına, deprem, tsunami</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">NÜFUS BİLGİLERİ</span></strong></p>
<p><strong>Nüfus:</strong> 1.029.991.145 (Temmuz 2001 verileri)<br />
<strong>Nüfus artış oranı:</strong> %1.55 (2001 verileri)<br />
<strong>Mülteci oranı:</strong> -0.08 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini)<br />
<strong>Bebek ölüm oranı:</strong> 63.19 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini)<br />
<strong>Ortalama hayat süresi:</strong> Toplam nüfus: 62.86 yıl<br />
erkeklerde: 62.22 yıl<br />
kadınlarda: 63.53 yıl (2001 verileri)<br />
<strong>Ortalama çocuk sayısı:</strong> 3.04 çocuk/1 kadın (2001 tahmini)<br />
<strong>HIV/AIDS &#8211; hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı:</strong> %0.7 (1999 verileri)<br />
<strong>HIV/AIDS &#8211; hastalığı olan insan sayısı:</strong> 3.7 milyon (1999 verileri)<br />
<strong>HIV/AIDS &#8211; hastalıklarından ölenlerin sayısı:</strong> 310,000 (1999 verileri)<br />
<strong>Ulus:</strong> Hintli<br />
<strong>Nüfusun etnik dağılımı: </strong>Hint-Aryan %72, Dravidian %25, Moğol ve diğer %3 (2000)<br />
<strong>Din:</strong> Hindu %81.3, Müslüman %12, Hıristiyan %2.3, diğer %4.4 (2000)<br />
<strong>Dil:</strong> İngilizce, Hintçe, Bengali (resmi), Telugu (resmi), Marathi (resmi), Tamil (resmi), Urdu (resmi), Gujarati (resmi), Malayalam (resmi), Kanaada (resmi), Oriya (resmi), Punjabi (resmi), Assamese (resmi), Kashmiri (resmi), Sindhi (resmi), Sanskrit (resmi), Hindustani<br />
<strong>Okur yazar oranı:</strong> 15 yaş ve üzeri için veriler<br />
toplam nüfusta: %52<br />
erkekler: %65.5<br />
kadınlar: %37.7 (1995 verileri)<span id="more-4693"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong> </strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">YÖNETİMİ</span></strong></p>
<p><strong>Ülke adı:</strong> Resmi tam adı: Hindistan Cumhuriyeti<br />
kısa şekli: Hindistan<br />
İngilizce: İndia<br />
<strong>Yönetim biçimi:</strong> Parlamenter Federal Cumhuriyet<br />
<strong>Başkent:</strong> Yeni Delhi<br />
<strong>İdari bölümler:</strong> 28 eyalet ve 7 birleşik bölge; Andaman ve Nicobar Adaları, Andhra Pradesh, Arunachal Pradesh, Assam, Bihar, Chandigarh, Chhattisgarh, Dadra ve Nagar Haveli, Daman ve Diu, Delhi, Goa, Gujarat, Haryana, Himachal Pradesh, Jammu ve Kashmir, Jharkhand, Karnataka, Kerala, Lakshadweep, Madhya Pradesh, Maharashtra, Manipur, Meghalaya, Mizoram, Nagaland, Orissa, Pondicherry, Punjab, Rajasthan, Sikkim, Tamil Nadu, Tripura, Uttaranchal, Uttar Pradesh, Batı Bengal<br />
<strong>Bağımsızlık günü:</strong> 15 Ağustos 1947 (İngiltere&#8217;den)<br />
<strong>Milli bayram:</strong> Cumhuriyet günü, 26 Ocak (1950)<br />
<strong>Anayasa:</strong> 26 Ocak 1950<br />
<strong>Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: </strong>AFDB (Afrika Kalkınma Bankası), ARF, ASDB (Asya Kalkınma Bankası), ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü), BIS (Uluslararası İmar Bankası), C, CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CP, ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G- 6, G-15, G-19, G-24, G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederasyonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IEA (Uluslararası Enerji Ajansı), FAD, IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), IOM (Uluslararası Göçmen Teşkilatı), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), MINURSO (BM Bati Sahra Referandum Misyonu), MIPONUH, MONUC (BM Kongo Operasyonu), NAM, OAS (Amerika Devletleri Teşkilatı), OPCW (Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu), PCA (Daimi Hakemlik Mahkemesi), SAARC (Güney Asya Bölgesel işbirliği Teşkilatı), UN (Birleşmiş Milletler), UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı), UNESCO (Eğitim-Bilim ve Kültür Örgütü), UNHCR (BM Mülteciler Yüksek Komiserliği), UNIDO (Endüstriyel Kalkınma Örgütü), UNIFIL (BM Geçici Gücü), UNIKOM (BM Irak-Kuveyt Gözlem Misyonu), UNMEE (BM Etyopya-Eritre Misyonu), UNMIBH (BM Bosna Hersek Misyonu), UNMIK (BM Kosova Geçici Yönetimi), UNU, UPU (Dünya Posta Birliği), WCL (Dünya Emek Konfederasyonu), WFTU (Dünya İşçi Sendikaları Federasyonu), WHO (Dünya Sağlık Örgütü), WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı), WMO (Dünya Meteoroloji Örgütü), WTOO (Dünya Turizm Örgütü), WTRO (Dünya Ticaret Örgütü)<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong> </strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">EKONOMİK GÖSTERGELER</span></strong></p>
<p><strong>Ekonomiye genel bakış:</strong> Hindistan ekonomisi geleneksel köy çiftçiliği, modern tarım, el sanatları, geniş çaplı modern endüstriler ve çok sayıda hizmet endüstrilerinden oluşur.<br />
<strong>GSYİH:</strong> Satın alma Gücü paritesi &#8211; 2.2 trilyon $ (2000 verileri)<br />
<strong>GSYİH &#8211; reel büyüme:</strong> %6 (2000 verileri)<br />
<strong>GSYİH &#8211; sektörel bileşim:</strong> tarım: %25<br />
endüstri: %24<br />
hizmet: %51 (2000)<br />
<strong>Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında):</strong> %5.4 (2000 verileri)<br />
<strong>Sektörlere göre işgücü dağılımı:</strong> tarım %67, hizmet %18, endüstri %15 (1995 verileri)<br />
<strong>Endüstri:</strong> Tekstil, kimyasallar, gıda maddeleri, çelik, taşıt ekipmanları, çimento, madencilik, petrol, makine, yazılım<br />
<strong>Endüstrinin büyüme oranı:</strong> %7.5 (2000 verileri)<br />
<strong>Elektrik üretimi:</strong> 454.561 milyar kWh (1999)<br />
<strong>Elektrik tüketimi:</strong> 424.032 milyar kWh (1999)<br />
<strong>Elektrik ihracatı:</strong> 200 milyon kWh (1999)<br />
<strong>Elektrik ithalatı:</strong> 1.49 milyar kWh (1999)<br />
<strong>Tarım ürünleri:</strong> Pirinç, buğday, pamuk, Hint keneviri, çay, şekerkamışı, patates, büyükbaş hayvan, su bufalosu, keçi, koyun, kümes hayvanları, balık<br />
<strong>İhracat:</strong> 43.1 milyar $ (2000) İhracat ürünleri: Tekstil ürünleri, değerli taşlar ve mücevherat, mühendislik ürünleri, kimyasallar, deri ürünleri İhracat ortakları: ABD %22, İngiltere %6, Almanya %5, Japonya %5, Hong Kong %5, Birleşik Arap Emirlikleri %4 (1999)<br />
<strong>İthalat:</strong> 60.8 milyar $ (2000)<br />
<strong>İthalat ürünleri:</strong> Ham petrol, makine, mücevherat, gübre, kimyasallar<br />
<strong>İthalat ortakları:</strong> ABD %9, Benelux (Belçika, Hollanda, Lüksemburg Ekonomik Birliği) %8, İngiltere %6, Suudi Arabistan %6, Japonya %6, Almanya %5 (1999)<br />
<strong>Dış borç tutarı:</strong> 99.6 milyar $ (2000)<br />
<strong>Para birimi:</strong> Hindistan Rupisi (INR)<br />
<strong>Para birimi kodu:</strong> INR<br />
<strong>Mali yıl:</strong> 1 Nisan &#8211; 31 Mart</p>
<p><strong>İletişim Bilgileri</strong></p>
<p><strong>Kullanılan telefon hatları:</strong> 27,7 milyon (Ekim 2000)<br />
<strong>Telefon kodu:</strong> 91<br />
<strong>Radyo yayın istasyonları:</strong> AM 153, FM 91, kısa dalga 68 (1998)<br />
<strong>Radyolar:</strong> 116 milyon (1997)<br />
<strong>Televizyon yayını yapan istasyonlar:</strong> 562 (1997)<br />
<strong>Televizyonlar:</strong> 63 milyon (1997)<br />
<strong>Internet kısaltması:</strong> .in<br />
<strong>Internet servis sağlayıcıları:</strong> 43 (2000)<br />
<strong>Internet kullanıcıları:</strong> 4.5 milyon (2000)</p>
<p><strong>Ulaşım ve Taşımacılık</strong></p>
<p><strong>Demiryolları:</strong> 62,915 km (1998 verileri)<br />
<strong>Karayolları:</strong> 3.319.644  km (1996)<br />
<strong>Suyolları:</strong> 16,180  km<br />
<strong>Boru hatları:</strong> Ham petrol 3,005 km; petrol ürünleri 2,687 km; doğal gaz 1,700 km (1995</p>
<p><strong>Limanları:</strong> Chennai (Madras), Cochin, Jawaharal Nehru, Kandla, Kolkata (Calcutta), Mumbai (Bombay), Vishakhapatnam<br />
<strong>Hava alanları:</strong> 337 (2000 verileri)<br />
<strong>Helikopter alanları:</strong> 16 (2000 verileri)</p>
<p>Asya’da bulunan ve yüzölçümü bakımından dünyada yedinci, nüfus bakımından ikinci sırada yer alan devlet. Kuzeyinde Keşmir ve Çin, kuzeydoğusunda Nepal ve Bhutan, doğusunda Bangladeş ve Birmanya, güneydoğusunda Seylan, güneyinde Hint Okyanusu, kuzeybatısında Pakistan bulunur. Üçgene benzeyen Hindistan yarımadası, ülkenin en büyük kısmını kaplar. Ülkenin kapladığı alan 3.287.590 km2 olup, kuzey-güney uzunluğu 3200 km, batı-doğu uzunluğu ise 2400 kilometredir.</p>
<p><strong>TARİHİ</strong></p>
<p>Hindistan’ın tarihî hakkında bilgiler, Aryalardan başlamaktadır. Bundan önceki dönemler içindeki olaylar hakkında çok çeşitli ve kesin olmayan bilgiler mevcuttur.<br />
Dravitleri yenerek Hindistan’a yerleşen Aryalar, Yunan istilâları, İskender’in saldırıları, Asoka dönemi, Mouryo İmparatorluğu, Gupta Devri, Hunlar, Harşalar, Kuzey ve Güney Sülâleler Dönemi, Türk-Moğol Hâkimiyeti, Arapların, Gaznelilerin, Babür Devletinin fetihleri, Avrupalıların yerleşmeleri ve bugünkü Hindistan’ın kurulması safhaları takip eder.</p>
<p>M.Ö. 2000 yıllarında Himalayaları aşarak gelen Aryalılar, Hindistan’da asırlarca sürecek bir hayat tarzının temelini attılar. Daha sonraları Maurya İmparatorluğu Hindistan’a hâkim oldu. Bu imparatorluğun yıkılmasından sonra hâkim olan Guptaların ülkedeki hâkimiyetine Hun saldırıları son verdi. Bundan sonrası, ülkede kurulan prenslikler dönemi ve aralarında yaptıkları savaşlarla geçti.</p>
<p>Müslümanlar, Hindistan’a ilk olarak sekizinci asırda geldiler. 712 yılında Muhammed bin Kasım’ın ordusu Hindistan’a girdi. Bunu müteakiben ülkede Müslüman Arap ordularının ve Gaznelilerin fetihleri görüldü. Gaznelilerin Sultan Mahmûd zamanında başlattıkları seferleri, Muhammed Guri Han zamanında Hindistan’ın tamamının fethedilmesiyle sonuçlandı. Bundan sonra 1206–1290 yıllarında Memlûkler, 1290–1320 yıllarında Halaciler, 1320–1413 yıllarında Tuğluklar ve 1526 yılına kadar da Ludîler Hindistan yönetimini ellerinde tuttular.</p>
<p>On beşinci asır başlarında bir ara Timur Han ordusuyla Hindistan’ın büyük bir kısmını topraklarına kattı. Böylece Hindistan’da Türk-Hind İmparatorluğu başladı. Timur Hanın soyundan Babür Şah, bütün Hindistan’ı fethederek Gürganiye (Babür İmparatorluğu) Devletini kurdu (Bkz. Babür İmparatorluğu). Bu devlet, İngilizlerin Hindistan’ı işgaline kadar bölgede 342 sene hükümranlığını sürdürdü. Babür İmparatorluğu zamanında Hindistan’da yüzlerce büyük İslâm âlimi yetişip insanlara doğru yolu gösterdiler, ilim öğrettiler. İslâm dinîne sokulmak istenen bid’atleri yok ettiler. Bu büyük âlimler arasında en meşhurlarından bazıları, İmam-ı Rabbanî, Muhammed Ma’sûm Fârûkî, Ubeydullah-ı Ahrar, Muhammed Zâhid, Derviş Muhammed, Muhammed Baki-billâh, Nur Muhammed Bedevânî, Mazhar-ı Can-ı Canan, Senâullah-ı Dehlevî, Abdullah-ı Dehlevî, Abdülhak Dehlevî, Abdülaziz Dehlevî, Muînüddîn Çeşti’dir.</p>
<p>Avrupalıların Ümit Burnunu dolaşarak Hindistan’a ulaşmaları, 16. yüzyılda burada ilk ticaret merkezinin kurulmasına yol açtı. İngilizler, Hindistan’ı işgal ettikten sonra, Müslüman halka çok eziyet ettiler. 1906 yılında Svaraç (kendi kendini yönetme) sloganı ile bağımsızlık savaşı başlatıldı. Bu arada Hindistan Müslüman Birliği kurulmuştu. 1919 yılında Gandhi ile birlikte Hindistan’da pasif direnme ve protesto hareketlerine başlandı. 1935’te ilk anayasa kabul edilerek parlamenter düzen kuruldu. 18 Temmuz 1947’de tam bağımsızlığını kazanarak, dünya devletleri tarafından tanındı (Bkz. Gandhi, Mahatma). 26 Ocak 1950’de Hindistan Birliği olan devletin ismi Hindistan Cumhuriyeti olarak değiştirildi. Bugün de bu isimle anılmaktadır.</p>
<p>Ülke yönetim yönünden eyaletlere bölündü. Ekonominin büyük ölçüde bozulduğu bir dönemde yapılan seçimleri İndra Gandhi’nin başkanlığındaki Kongre Partisi kazandı. Radikal tedbirleri başarıyla alan İndra Gandhi, 1971’de erken seçime giderek büyük bir zafer kazandı. Aynı sene Hindistan ile Pakistan arasında savaş çıktı. Bu savaş neticesinde Doğu Pakistan yani Bangladeş bağımsızlığını ilân etti. Baskı rejimi uygulayan İndra Gandhi, 1974’den itibaren halk desteğini kaybetti. 1977’de yapılan seçimleri Canata Partisi kazandı. Canata Partisi yönetimde başarılı olamayınca, 1980’de yapılan seçimleri tekrar Kongre Partisi kazandı. Aynı sene özerklik için mücadele eden Sihler, büyük bir mücadeleye başladılar. 1984 Ekimde iki Sih muhafızı İndra Gandhi’yi bir suikast neticesinde öldürdü. Bunun üzerine başbakanlığa Raciv Gandhi getirildi. İç çatışmalar hâlâ devam etmekte olup, Hindularla-Müslümanlar arasında çatışmalar büyük hız kazandı. Başbakan Raciv Gandhi 22 Mayıs 1991’de uğradığı bombalı suikast sonucunda öldü.</p>
<p><strong>FİZİKİ YAPI</strong></p>
<p>Hindistan Fizikî yapı bakımından üç ayrı bölüme ayrılır. Bunlar Dekkan Platosu, Ganj Ovası ve Himalayalar bölgesidir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">1. Dekkan Platosu: </span></strong>Hindistan Yarımadasının güneyinde, doğu ve batısı Gat Dağları ile çevrili 600–800 m yükseklikte bir platodur. Gat Dağlarından dolayı denizin tesirinden uzaktır. Dekkan Platosu, ülkeyi ikiye ayıran Vindiya Dağları ile Ganj Ovasından ayrılır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">2. Ganj Ovası:</span></strong> Himalaya Dağlarından doğan Ganj Nehrinin ve kollarının suladığı çok verimli bir ovadır. Alüvyonlarla örtülü olup, Brahmaputra Nehri ve Ganj Nehrinin deltası da bu ovaya aittir. Bu ovanın genişliği yaklaşık olarak 320 kilometredir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">3. Himalayalar Bölgesi:</span></strong> Kuzeyde 2400 km uzunluğunda, Hindistan’ı Tibet Yaylasından ayıran ve tarih boyunca istilâlara engel teşkil eden tabiî bir duvardır. En yüksek yeri Everest Tepesidir (8882 m). Himalaya Dağları Hindistan’ın kuzey sınırını çizer. Çok yüksek olan bu dağlar ancak, Muztag, Karakurum ve Hayber gibi yerlerden geçit verir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Dağları:</span></strong> Kuzeyde Himalayalar, doğuda Doğu Gatlar, batıda Batı Gatlar ve ortada Vindiya Dağları bulunur. Himalayaların Hindistan sınırları içindeki en yüksek noktası 7817  m ile Nanda Devi Dağlarıdır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Akarsuları:</span></strong> En önemli nehirleri Ganj, Brahmaputra, Narbada, Godavari, Krişna ve İndus’un bir kısmıdır. Ganj ve Brahmaputra en büyük nehirleridir. Brahmaputra 2900  km uzunluğundadır. Bu iki nehrin suları bazı bölgelerde ulaşıma elverişlidir. Ganj Nehri, Hindularca kutsal sayılır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Gölleri:</span></strong> Sonbahar ve Kuç Yarımadasındaki küçük göllerden başka birkaç göl vardır. Bunlar da önemsizdir.</p>
<p><strong>İKLİM</strong></p>
<p>Bütünüyle Ekvator’un kuzeyinde kalan Hindistan, sıcak bölge içerisindedir. Ovalık bölgeler yıl boyunca nemli ve sıcak olur. Hindistan ikliminin başlıca özellikleri musonlar, alize rüzgârları, sıcaklık ve düzensiz yağışlardır. Hindistan’da yazlar yağışlı, kışlar ise kurak geçer. Aylık sıcaklık ortalaması 25–35°C arasında değişir. 4500–5000 m yüksekliklerde karlarla örtülü bölgeler bulunur.</p>
<p>Muson rüzgârlarının getirdiği yağmurlar bölgelere göre değişmektedir. Dağlık bölgelerde yağış ortalaması 508 milimetreyi bulur. Bu ortalama Tar Çölünde 254 mm, Assam’da 10.000 mm, Dekkan’da 254 mm, Batı Gatlarda ise 5000 milimetreyi bulur.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>TABİİ KAYNAKLAR</strong></p>
<p>Bitki örtüsü ve hayvanlar: Tabiî kaynaklar bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Ülke topraklarının % 22’si ormanlıktır. Özellikle Himalaya etekleri sık ormanlıktır. Himalaya eteklerindeki ormanlar yapraklarını dökmezler. Bunlar palmiyeler, liyanlar, meşe, bambu ve defne ağaçlarından meydana gelmiştir. Dekkan’ın kuzeydoğusu ile Ganj Ovasında büyük ormanlar bulunmaktadır. Bu ormanların ağaçları kurak mevsimde yapraklarını dökerler.</p>
<p>Hindistan’ın dağlık bölgeleri ve balta girmemiş ormanları; her çeşit vahşî hayvanlar, nesli tükenmek üzere olan kuşlar ve dünyada pek nadir görülen hayvan çeşitlerine sahiptir. Kaplan, pars, aslan gibi yırtıcı hayvanlar bulunmaktadır. Kurt, ayı, yaban kedisi ve tilki gibi vahşî hayvanlara bolca rastlanmaktadır. Fil, misk geyiği, maymun, timsah, kertenkele, akrep, çeşit çeşit yılan cinsleri ve her nevi kuş cinsleri mevcuttur.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Madenler:</span></strong> Hindistan madenler bakımından bir hammadde deposu olup, tarih boyunca milletleri kendisinin üzerine çekmiştir. Dünya demir rezervlerinin% 25’ine, mika rezervlerinin % 80’ine sahiptir. Boksit rezervi bakımından dünyanın ikinci ve manganez rezervi bakımından da üçüncü ülkesidir.</p>
<p>Hindistan’da çıkarılan diğer yeraltı madenleri krom, kurşun, kömür, altın, gümüş, bakır, uranyum, titanyum ve petroldür. Ayrıca kireçtaşı ve amonyum sülfatlı gübre ile betonarme ve sıvı alçı için lüzumlu alçıtaşı, Rayasthan ve Gucerat bölgelerinde çıkarılır. Hindistan, elmas ve zümrüt bakımından da dünyanın sayılı ülkelerinden biridir.</p>
<p><strong>NÜFUS VE SOSYAL HAYAT</strong></p>
<p>Dünya nüfusunun % 15’ine sahiptir. Nüfusu 889.700.000’dir. Nüfusun % 20’si şehirlerde, % 80’i köy ve kırlarda yaşar. Halk, beş ayrı etnik gruptan meydana gelmiştir. Bunlar Dravitler, Aryalar, Hindular, Tibet-Çin ve Moğollar ve Müslüman’dırlar.</p>
<p>Resmî dili Hintçe olmasına rağmen, 850 çeşit dil vardır. Yazışmalarda İngilizce kullanılır. Hindistan 27 eyaletten meydana gelmiş olup, her eyaletin kendi resmî dili vardır. Hindistan anayasasında kabul edilen resmî dillerden bazıları şunlardır: Hindu, Urdu, Pecabi, Marathi, Bengali, Gucerat, Oriya, Assamese, Keşmir dili, Sindhi, Sanskritçe, Telugu Tamil, Kannada, Malayam dilleri. Bu dilleri kullanan insanlar arasında anlaşmak için ya Hindu dili veya İngilizce kullanılır.</p>
<p>Nüfus sayısı bakımından dünyada Çin’den sonra ikinci sırayı alır. Nüfus fazlalığı sebebiyle Hindistan’da hayat seviyesi çok düşüktür. Halkın büyük çoğunluğu açlıkla karşı karşıyadır. Bunun yanında Hinduların ineği kutsal sayması, ineklerin kesilmesine engel teşkil etmekte, bu da besin yetersizliğine sebep olmaktadır. İnek kesimi Hindularla Müslümanlar arasında birçok kavgalara sebebiyet vermektedir. Elde edilen tarım ürünleri artan nüfusa cevap verememektedir.</p>
<p>Nüfusu meydana getiren etnik gruplar arasında devamlı sokak kavgaları olmaktadır. Bu kavgalar özellikle Müslümanlarla Hindular arasında cereyan etmektedir. Müslümanların bu ülkedeki varlıklarını tarih boyunca bir türlü içlerine sindirememiş olan Hindular, her fırsatta bir bahane ile Müslümanlara saldırmakta ve kanlı çatışmalara sebep olmaktadırlar. Müslümanların kurban bayramında inek kurban etmeleri, bu bahanelerin en çok öne sürülenidir. Hindistan hükümetleri de takip ettikleri politikaların, etnik ve kültürel yapılarının icabı olarak bu sataşmalara çok defa ya seyirci kalmakta veya Müslümanların aleyhine uygulamalar yapmaktadır. Böylece tarih boyunca Hindistan’a hâkim olan Müslüman devletlerinin, bıraktıkları İslâm ilimleri ve kültürünün gün geçtikçe unutulup yok edilmesine sebep olunmakta, tarihî İslâm memleketlerinden olan Hindistan’ın bu vasfının ortadan kaldırılmasına çalışılmaktadır.</p>
<p>Aryalar zamanından beri uygulanan kast sistemi, ancak 1975’te çıkarılan bir kânunla kaldırılmış, fakat köylüler yine iyi bir hayat seviyesine ulaştırılamamıştır. Kast sistemi aslında bir dayanışma birliği olarak düşünüldüğü hâlde tatbikatta birçok insanın köle gibi çalışmasına sebep olmuştur.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Din:</span></strong> Nüfusun % 83’ü Hindu, % 11’i Müslüman, % 2’si Hıristiyan, % 2’si Sih, % 2’si de diğer dinlere mensuptur.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Eğitim:</span></strong> Eğitim ve öğretim son yıllarda önem kazanmaya başlamıştır. Ülkede 100’den fazla üniversite, 400.000 civarında ilkokul ve 55.000 civarında ortaokul bulunmaktadır. İlk ve orta öğretimde bugün için yaklaşık 90.000.000 civarında öğrenci okumaktadır. Okuma-yazma oranı % 30’dur. Bunların % 61,2’sini erkekler, % 28,8’ini kadınlar teşkil etmektedir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Önemli şehirleri:</span></strong> Yeni Delhi, Bombay, Kalküta, Mandras, Haydarabat, Ağra, Benares’tir.</p>
<p><strong>SİYASİ HAYAT</strong></p>
<p>1950’de kabul edilen anayasa ile parlamenter sisteme geçildi. Hindistan 9 tanesi merkezî hükümetçe, 18’i eyalet merkezince yönetilen 27 eyaletten meydana gelmiştir. Hindistan Parlamentosu iki meclisten ibaret olup, 250 üyeli Eyalet Meclisi ve 508 üyeli Millet Meclisi vardır. Millet Meclisi üyeleri halk tarafından doğrudan doğruya; Cumhurbaşkanı merkez ve eyalet meclisleri tarafından 5 yıl için seçilir. Eyalet hükümetleri, Devlet Başkanı tarafından 5 yıllığına tayin edilen valiler tarafından idare edilir.</p>
<p><strong>EKONOMİ</strong></p>
<p>1945’te bağımsızlığa kavuştuktan sonra ekonomik yönden plânlı ve hızlı bir şeklide gelişmiştir. Fakat çok artan nüfus, refah seviyesinin yükselmemesine ve kişi başına düşen millî gelirin düşük olmasına sebebiyet vermektedir. Hindistan’ın iş gücünü meydana getiren nüfusun % 80’i tarımla, % 10’u endüstri ile uğraşır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Sanayi:</span></strong> Millî gelirin 1/5’ini imalâtçılık ve madencilik teşkil eder. Petrol ve kimya ürünleri kısmen kendi tüketimi için kâfidir. Ortalama çelik üretimi 9,5 milyon, demir filizi üretimi ise 40 milyon tondur. Hindistan’da bugün Damador Vadisinde 5 milyar ton kömür rezervi, Madras’da 2 milyar ton linyit rezervi, Assam bölgesi civarında ise 5 milyon ton petrol rezervi bulunmaktadır. Ortalama yıllık kömür üretimi 123 milyon, petrol üretimi 19 milyon ton, boksit üretimi 1.740.000 ton civarındadır. Manganez üretiminde dünyada üçüncü sırayı almaktadır. Maden kaynakları bakımından oldukça zengin olan Hindistan’da alüminyum, krom, petrol, mika, kalay, çinko, kurşun, bakır ve altın çıkarılır.</p>
<p>Kalküta ve Bombay bölgesi pamuklu tekstil, jüt, gıda maddeleri ve kimya endüstrisi alanları ile gelişmiştir. Hindistan’da sanayi iki kolda ilerlemiştir. Bunlar pamuklu ve jütlü dokumacılık ve maden çıkarmadır. Makine endüstrisi alanında; vagon, lokomotif, gemi tezgâhları ve otomobil fabrikaları vardır.</p>
<p>Hindistan’ın elektrik üretimi yaklaşık 112 milyar kws’dır. Nükleler enerji hususunda dünyanın en büyük uranyum ve toryum rezervlerine sâhib olduğu için nükleer santralleri bulunmaktadır. Hindistan’ın büyük sanayi merkezleri; Bombay, Kalküta, Ahmedâbâd, Madras, Bangalore, Delhi, Jodhpur, Bhopol, Manharpur, Nagpur, İndore ve Srinagar bölgeleridir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Tarım:</span></strong> Hindistan halkının 3/4’ü tarımla uğraşmaktadır ve gelirlerin yarısı tarımdan sağlanır. Hindistan topraklarının yarısında ekim yapılmaktadır. Tarım topraklarının % 80’ine tahıl ekilmektedir. Malabar ve Kromandel kıyılarında pirinç, şekerkamışı yetiştirilmektedir. Kuzeyindeki Ganj Ovası ve Bengal Körfezi kıyıları çok verimli topraklar olup, her nevi ürün alınmaktadır. Hindistan çay, susam, mercimek, yerfıstığı ve nohut üretiminde dünyada birinci sırayı; pirinç, şekerkamışı, soğan, keneotu ve hindkeneviri üretiminde ikinci sırayı almaktadır.</p>
<p>Bunların yanında buğday, arpa, keten, tütün, portakal, mısır, patates ve elma yetiştirilmektedir. Ayrıca her cins baharat, pamuk, kahve ve haşhaş üretilir.<br />
Balıkçılık: Hindistan, 4800 kilometrelik sahil şeridi, iç sularla birlikte sığ bölge olarak yaklaşık 260.000 km2lik alanda balıkçılık potansiyeline sahiptir. Fakat yılda ortalama iki milyon ton gibi cüzî miktarda balık avlanmaktadır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Hayvancılık:</span></strong> Hindistan hayvancılık bakımından oldukça zengindir. Dinî inanışlarından dolayı sağda solda serbestçe gezinen inek, öküz ve mandalardan yeterli şekilde faydalanılamaz. Sadece güçlerinden ve sütlerinden sınırlı ölçüde fayda sağlanabilmektedir. Sığır, tavuk, koyun, eşek, keçi, manda beslenmektedir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Ormancılık:</span></strong> Ülke topraklarının % 22’si ormanlıktır. Ormanlardan kerestenin yanında ağaç zamkı, reçine, ilaç hammaddesi de elde edilmektedir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Ticaret:</span></strong> Ticaretinin büyük kısmını, ABD, AET ülkeleri, İngiltere, Japonya ve Almanya ile yapmaktadır. Tekstil ürünleri, madenler, çay, bazı tarım ürünleri, pamuklu ve jütlü dokuma ve hintkeneviri başlıca ihraç ürünleridir. Besin maddeleri, makine ve âletler, sanayi hammaddeleri, motorlu araçlar ve buğday ithal etmektedir. Dış yardımlar sayesinde ekonomisini geliştirmektedir. İhracatının % 17’sini ABD’ye yapmakta ve ithalâtının % 23’ünü ABD’den karşılamaktadır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Ulaşım:</span></strong> Deniz ulaşımı iyi durumdadır. 8 büyük, 150 küçük liman vardır. Demiryolu ulaşımı bakımından dünyanın dördüncü ülkesidir. Toplam demiryolları 61.810 km, karayolları 1.772.000 km kadardır. İç suyolları ise 16.810 kilometredir. Ülkede 95 kadar havaalanı vardır. Hindistan Hava Yollarına ait uçaklar beş kıtaya uçuş yapmaktadır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fhindistan%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/hindistan/&amp;text=Hindistan&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/hindistan/&amp;t=Hindistan">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/hindistan/&amp;title=Hindistan&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fhindistan%2F&name=buzlu.org&description=Hindistan" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/hindistan/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/hindistan/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/hindistan/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/hindistan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arnavutluk hakkında genel bilgiler</title>
		<link>http://www.buzlu.org/arnavutluk-hakkinda-genel-bilgiler/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/arnavutluk-hakkinda-genel-bilgiler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Feb 2010 17:16:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ülkeler - Devletler]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Arnavutluk]]></category>
		<category><![CDATA[ülkeler]]></category>
		<category><![CDATA[başkentler]]></category>
		<category><![CDATA[bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[devletler]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iller]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[tarım ve hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[yüzölçümü]]></category>
		<category><![CDATA[şehirler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4505</guid>
		<description><![CDATA[Arnavutluk, güneydoğu Avrupa&#8217;da bir Balkan ve Akdeniz ülkesidir. Balkan yarımadasının batı bölgesinde uzanan Arnavutluk, kuzeyden Karadağ, doğudan Sırbistan ve Makedonya, güneydoğudan Yunanistan, batıdan Adriyatik Denizi&#8217;yle çevrilidir. Tarihi Türkçe&#8217;deki Arnavut kelimesi bir güney Arnavut (Toska) aşireti olan &#8216;Arvanit&#8217;lerin Türkçeleştirilmiş şeklidir. Arnavutlar ülkelerine kartallar ülkesi anlamında Shqiperia (okunuşu Şipria veya Şiptar) derler. Diger dünya dillerinde ise &#8216;Albania&#8217; [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/02/arnavutluk.jpg"><img class="size-full wp-image-4507 aligncenter" title="arnavutluk" src="http://www.buzlu.org/images/2010/02/arnavutluk.jpg" alt="" width="288" height="418" /></a></p>
<p>Arnavutluk, güneydoğu Avrupa&#8217;da bir Balkan ve Akdeniz ülkesidir. Balkan yarımadasının batı bölgesinde uzanan Arnavutluk, kuzeyden Karadağ, doğudan Sırbistan ve Makedonya, güneydoğudan Yunanistan, batıdan Adriyatik Denizi&#8217;yle çevrilidir.</p>
<p><strong>Tarihi</strong><br />
Türkçe&#8217;deki Arnavut kelimesi bir güney Arnavut (Toska) aşireti olan &#8216;Arvanit&#8217;lerin Türkçeleştirilmiş şeklidir. Arnavutlar ülkelerine kartallar ülkesi anlamında Shqiperia (okunuşu Şipria veya Şiptar) derler. Diger dünya dillerinde ise &#8216;Albania&#8217; kelimesi kullanılır.</p>
<p>Arnavutlar Avrupa&#8217;nın en eski halkı oldukları konusunu özellikle vurgularlar.<br />
Arnavutça dili (Arn. Gjuha Shqiptar) Hint-Avrupa dil ailesinin özgün bir koludur. Arnavutçada, uzun süre komşu olmaktan ve 1000 yıllık Bizans idaresinden dolayı Yunanca ve Sırpça, 437 yıllık Osmanlı idaresinden dolayı da Türkçe ve Arapça kelimeler mevcuttur. Latin ve Germen dilleriyle de, bilhassa Italyanca, Fransizca ve Almanca ile benzer yanları çoktur.<span id="more-4505"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Arnavutlar tarihçilerce eski İlliryalıların devamı olarak görürlürler. Antik İllirya bugünkü Dalmaçya sahil bölgesidir (bugünkü Hırvatistan ve Karadağ) ve pek çok Roma imparatoru bu bölgeden çıkmıştır.<br />
Roma İmparatorluğu&#8217;nun kurucu halklarından olan İllirya bölgesi 5. yüzyılda Roma&#8217;nın Germen, Hun ve Slavlar tarafından saldırıya uğraması ve yıkılması sonucunda 7.-8. yüzyıllardan sonra giderek Slavların eline geçmiş ve bölge Orta Çağ&#8217;dan sonra Hırvatistan ve Karadağ olarak anılmaya başlanmıştır. 20. yüzyılda da bu bölgede &#8216;Güney Slavları&#8217; anlamında &#8216;Yugoslav&#8217; devleti kurulmuştur. Ancak Arnavutlar bu bölgede her zaman hak iddia etmişlerdir.</p>
<p>Ortaçağda bölgenin tam Doğu ve Batı Roma İmparatorlukları&#8217;nın sınırında bulunması nedeniyle Arnavutlar 6.yüzyıldan sonra Slavlaşma tehlikesine karşı, batının en güçlü şehri olan Venedik&#8217;in himayesine girerek katolikliği tercih etmişler ama daha doğuda kalan Kosova ve bugünkü Sırbistan bölgeleri hızla Slav asimilasyonuna ve ortodokslaşmaya girmiştir.</p>
<p>Doğu Roma&#8217;nın 13. yüzyıldan sonra yıkılma sürecine girmesi sonucu doğudan gelen Osmanlılar 15.yüzyılda bölgeyi ele geçirmişler, Arnavutların ulusal kahramanları Gjergj Kastriotiİskender Bey&#8217;nin önderliğinde 40 yıldan fazla süren direnişini kırıp bölgeyi 1478&#8242;de ele geçirmişlerdir. Bu gelişmeler yüzbinlerce Arnavut&#8217;un İtalya&#8217;yada yoğunlukla sicilya ve clebriaya göç etmesine yol açmıştır. Günümüzde bu Arnavutlar &#8216;Arbereş&#8217; adıyla anılmaktadırlar.</p>
<p>Arnavutlar, Osmanlılar döneminde ulusal kimliklerini kaybetmemek için en çok direnen millet olarak bilinirlerdi (Arnavut inadı). Diğer Balkan milletleri gibi Arnavutlar da bu dönemde müslümanlaşmış ve Osmanlı idaresinde sadrazamlık gibi pek çok önemli mevkiye gelmişler ve bu sayede ezeli rakipleri olan Slav milletlerine karşı bölgede kendilerine büyük avantajlar sağlamışlardır.</p>
<p>Arnavutlar 7.yüzyıldan sonra karşılaştıkları Slav istilasına karşı azınlıkta kalmalarından dolayı, kendilerini destekleyen ve avantaj sağlayabilecekleri her yabancı güçten faydalnmaya çalışmışlardır. Bunun diğer bir örneği de 1. ve 2. Dünya Savaşlarında Almanya, Avusturya ve İtalya&#8217;nın destekleriyle Balkanlar&#8217;daki Sirp üstünlüğüne karşın tekrardan bölgenin hakimi olmaları gösterilebilir. 2. Dünya Savasinda Alman Ordusu&#8217;nun destegiyle Arnavut Skandarbeg birlikleri kurulmus, Arnavutlar tekrar bölgenin hakimi olmuslar, ancak 1. ve 2.Dünya Savaşlarının Almanya ve İtalya&#8217;nın yenilgisiyle sonuçlanması, Arnavutları tekrar Sirp hakimiyeti altına sokmuştur. Ayrıca İtalya 1939&#8242;da Arnavut ordusu ile birlikte Yunanistan&#8217;a da girmiştir.</p>
<p>Arnavutlar her zaman için ulusal kimliklerini ve aidiyetliklerini öne çıkarmış, aralarındaki din farklılıklarını hiçbir zaman önemsememişlerdir. Bu olgu kendilerinin &#8216;Arnavut Dini&#8217;ne mensup oldukları esprisine yol açmıştır. Şu anki halk 1944-1990 arasıdaki komünist rejimin etkisi ile genellikle ateist eğilimlidir. Ancak Osmanlı dönemi öncesi ait oldukları Katolikliğe ilgi de giderek büyümektedir ve bu Avrupa Birliği Hristiyan Demokratlarınca desteklemektedir. Yarı-bağımsız bir Arnavut Katolik Kilisesi mevcuttur.</p>
<p>Osmanlı Devleti 1478&#8242;de Arnavutluk&#8217;u ele geçirerek Arnavut sancağını kurdu. Arnavutluk&#8217;ta Osmanlı idaresine karşı çeşitli isyanlar çıktı. Bu isyanlar ve bazı dış müdahaleler dolayısıyla Arnavutluk&#8217;un bir kısmı Osmanlıların elinden çıktı. 1463 Osmanlı-Venedik savaşlarından sonra Osmanlı, Arnavutluk&#8217;un elinden çıkan bölgelerini geri almaya başladı ve 1501&#8242;de büyük bir kısmını ele geçirdi.<br />
I.Dünya Savaşı sırasında Osmanlı, Rusya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluklarının askeri ilgi alanları arasında kalan Arnavut bölgesi, Avusturya&#8217;nın desteğiyle bağımsızlığını kazanmış ancak kuzeyden Rus ve Sırp, güneyden ise Yunan ordularının taaruzlaruna maruz kalmış, Arnavut devleti fiilen ancak 1930&#8242;lardan sonra Kral Zogu yönetimi altında ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Osmanlı fethinden sonra dört asırdan fazla bir süre Avrupa&#8217;da İslam&#8217;ın yayılmasında bir merkez rolü oynayan Arnavutluk, 1912&#8242;de diğer Balkan ülkeleriyle birlikte Osmanlılar&#8217;dan ayrıldı. Ancak bu tarihten sonra da Balkan Ülkeleri Birliği&#8217;nin saldırılarına uğradı. Bu saldırılar sonunda Arnavutluk&#8217;a giren hıristiyan Balkan orduları ülkenin Müslüman halkını Hıristiyan olmakla ölüm arasında bir tercih yapmaya zorladılar. O tarihlerde onbinlerce Arnavut hıristiyan olmadığından öldürülmüştür. İşgalciler 1914&#8242;te Sırp asıllı William Ovfid&#8217;i ülkeye kral tayin ettiler. Ancak Kral William din ve milliyet yönünden Arnavutlara yabancı olduğundan ülkede otoriteyi sağlayamadı. Bu yüzden Arnavutluk 1925&#8242;e kadar tam bir karışıklık yaşadı. Bu dönemde ülkenin bağımsızlığını sağlamak için çeteler oluşturuldu ve bu çeteler işgalcilere karşı mücadele ettiler. 1925&#8242;in başlarında ülkede cumhuriyet ilan edildi ve cumhurbaşkanlığına da Ahmed Zogu seçildi. 1939&#8242;da II. Dünya Savaşı&#8217;nın başlamasıyla birlikte faşist İtalyan orduları Arnavutluk&#8217;u işgal etti. Bu işgal 29 Kasım 1944&#8242;e kadar sürdü. İşgalin sona ermesinden hemen sonra ülkede Enver Hoca&#8217;nın liderliğinde bir komünist rejim kuruldu.</p>
<p>Komünist Arnavutluk ilk zamanlar Rusya&#8217;ya yanaştı ve o sıralar Stalin&#8217;in yönettiği Rusya&#8217;dan destek gördü. Ancak altmışlı yıllardan sonra daha çok Çin&#8217;e yöneldi. Yetmişli yılların başından itibaren Çin&#8217;le de bağlantısını keserek, kendine özel, içine kapanık bir ülke halini aldı. Arnavutluk&#8217;taki komünist rejim başından itibaren baskıcı çizgiyi izledi. Ülke halkının dışarıyla bağlantısını kesti. Daha komünist diktatörlüğün kurulduğu ilk yıllarda binlerce insan İtalya&#8217;yla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle idam edildi. Sonraki yıllarda da halk içindeki bütün gelişmeler çok iyi organize edilmiş bir istihbarat örgütü aracılığıyla izlendi.</p>
<p>Enver Hoca, 11 Nisan 1985&#8242;te ölünceye kadar yönetimde kaldı. Ondan sonra cumhurbaşkanlığına Ramiz Alia seçildi.<br />
Sovyetler Birliği&#8217;nde başlayan değişim rüzgârlarından en son etkilenen Doğu Avrupa ülkesi Arnavutluk olmuştur. Ülke yönetiminin halkın dışarıyla bağlantısını kesmesinin ve dünyadaki gelişmelerden doğru bir şekilde haber almasını engellemesinin bunda büyük etkisi olmuştur.</p>
<p>Temmuz 1990&#8242;ın başlarında Tiran&#8217;da bazı kişilerin yabancı büyükelçiliklere sığınması olaylarına kadar görünürde ciddi bir olay yaşanmamıştı.<br />
Arnavutluk cumhurbaşkanı Ramiz Aliya 25 Ocak 1990&#8242;da yaptığı konuşmasında, Doğu blokundaki gelişmeleri sosyalist çizgiden sapma ve bir felaket olarak niteledi ve Arnavutluk&#8217;un bu duruma asla düşmeyeceğini ileri sürdü. Ama çok geçmeden Temmuz 1990&#8242;da meydana gelen olaylar halkın rejimden rahatsız olduğunu ortaya çıkardı ve ülke çok hızlı bir değişim sürecine girdi. Ramiz Alia, bu hızlı değişim süreci içinde koltuğunu koruyabilmek için birden radikal bir reformcu kesildi. Halkın tepkisini yatıştırmak için çok partili sisteme geçme kararı aldı.</p>
<p>Ardından, iktidardaki komünist Emek Partisi&#8217;nin yanısıra Demokrat Parti&#8217;nin kuruluşu da resmen kabul edildi. Bunu basın alanında da bazı özgürlükler sağlanarak Demokrat Parti&#8217;nin Demokrasinin Doğuşu adlı bir gazete çıkarmasına izin verilmesi izledi.</p>
<p>Ramiz Alia&#8217;nın ülkede pazar sistemine dayalı bir ekonomik modele geçileceğini açıklaması üzerine ekonomik reformlar da uygulamaya konmaya başladı. Bütün bu reformların süreklilik kazanması için yürürlüğe konan yeni anayasa da kısmen din hürriyeti, özel mülkiyet edinme hakkı, seyahat hürriyeti ve yabancı sermayenin ülke içinde iş yapması imkânı getiriyordu.</p>
<p>10 Şubat 1991&#8242;de 250 kişilik Halk Meclisi üyelerinin belirlenmesi için seçimler yapıldı. Seçimlerin böyle aceleye getirilmesindeki amaç muhalefet partilerinin teşkilatlanmalarını tamamlamadan, halka kendilerini tanıtamadan ve seçim hilelerinin yapılabileceği ortam mevcutken Emek Partisi&#8217;nin devamı olan Sosyalist Parti&#8217;nin bir dönem daha iktidarda kalmasını sağlamaktı. Öyle de oldu ve Sosyalist Parti seçimlerde parlamentoda 169 üyelik kazandı. Ancak halk bu sonuçtan memnun kalmadı ve tepki gösterdi. Bunun üzerine 22 Mart 1992&#8242;de tekrar seçim yapıldı ve bu seçimlerde Demokrat Parti 92 milletvekilliği kazanarak birinci parti oldu. Bunun üzerine Ramiz Aliya istifa etmek zorunda kaldı ve cumhurbaşkanlığına Demokrat Parti lideri Sali Berişa seçildi. Sosyalist Parti iktidarına da son verilerek Demokrat Parti liderliğinde bir hükümet kuruldu.</p>
<p>Arnavutluk&#8217;ta Eylül 2005 seçimlerini Demokrat Parti büyük farkla kazanmış, Fatos Nano başbakanlığındaki Sosyalist Parti hükümeti yerini S.Berisha hükümetine bırakmıştır.<br />
Arnavutluk&#8217;un Avrupa Birliği ve Nato üyelik görüşmeleri sürmektedir.</p>
<p><strong>Coğrafyası</strong></p>
<p><strong>Önemli şehirleri:</strong> Tiran, İşkodra, Elbasan, Dıraç, Körçe, Avlonya.</p>
<p><strong>Nüfusu: </strong>3.425.000 (1993 tahmini). Nüfusun % 36&#8242;sı şehirlerde yaşamaktadır. Ortalama ömür 72 yıldır. Çocuk ölümlerinin oranı binde 28&#8242;dir. Nüfusun % 33&#8242;ünü 14 yaşın altındakiler oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>Nüfus artış hızı: </strong>% 1.7</p>
<p><strong>Etnik yapı:</strong> % 95.3 Arnavut, % 2.5 Roman, % 1.8 Yunan, % 0.14 Makedon, kalanı diğer etnik unsurlar. Arnavutların İliyalıların soyundan geldikleri sanılmaktadır. Makedonya ve Kosova başta olmak üzere eski Yugoslavya cumhuriyetlerine ve dünyanın birçok ülkesine yayılmışlardır. Arnavutluk&#8217;taki Arnavutların % 70&#8242;i Müslüman büyük çoğunluğu sünni, az bir kısmı da bektaşidir, ancak din farkliliklari Arnavut ulusal bilinci acisindan önem tasimaz,farklı dinlere mensup olnalarda kendilerini arnavut olarak tanımlarlar.</p>
<p><strong>Dil:</strong> Resmi dil Arnavutçadır. Etnik unsurların dilleri de konuşulur.</p>
<p><strong>Coğrafi durumu: </strong>Bir balkan ülkesi olan ve Balkan yarımadasının batı bölgesinde uzanan Arnavutluk, kuzeyden Karadağ, doğudan Sırbistan ve Makedonya, güneydoğudan Yunanistan, batıdan Adriya Denizi&#8217;yle çevrilidir. Adriya Denizi&#8217;ne bakan kıyısının uzunluğu 316 km&#8217;dir. Genelde dağlık olan topraklarının üçte ikisi dağlar ve tepelerden oluşur. Kalan kısmı ise ovalık ve alçak tepelerdir. Ülkenin batısında Adriya Denizi&#8217;ne paralel olarak Dinar Alpleri, kuzeyinde de Arnavutluk Alpleri uzanır. En yüksek yerleri Korab tepesi (2751 m.) ve Yezertsa Zirvesi (2694 m.)&#8217;dir. Çok sayıda akarsuyu vardır. En uzun ırmakları Drina, Vyosa, Şkumbi, Semani, Mati ve Erzen&#8217;dir. İşkodra, Ohri ve Prespa göllerinin bir kısmı Arnavutluk&#8217;a aittir. Sınırları içinde bazı küçük gölleri vardır ve bunların bazıları buzul gölleridir. Topraklarının % 36&#8242;sı ormanlık, % 17&#8242;si tarım alanı, % 14&#8242;ü otlaktır. Akdeniz iklimi kuşağında bulunan Arnavutluk&#8217;ta yazlar kuru sıcak ve güneşli, kışlar bol yağmurlu ve yumuşak geçer. Dağlık kısımlarda iklim bölgeden bölgeye değişir. Buralarda kışlar daha soğuktur. Kıyıdan biraz içerde yeralan başkent Tiran&#8217;da yıllık sıcaklık ortalaması 15.6 derece, yıllık yağış ortalaması da 1588 mm.&#8217;dir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Yönetim</strong></p>
<p><strong>Yönetim şekli:</strong> Arnavutluk çok partili demokratik sistemle ve 29 Nisan 1991&#8242;de yürürlüğe konan anayasayla yönetilmektedir. Devletin en üst yöneticisi devlet başkanı, hükümetin başkanı başbakandır. Üyeleri serbest genel seçimlerle belirlenen 140 üyeli bir parlamentosu vardır. Arnavutluk, BM&#8217;e ve Uluslarası Para Fonu&#8217;na üyedir.</p>
<p><strong>Siyasi partiler:</strong> Arnavutluk&#8217;taki siyasi partilerin başta gelenleri şunlardır:<br />
<strong>Demokrat Parti:</strong> Liberal anlayışa sahiptir. En son genel seçimlerde parlamentoda 92 üyelik kazanan bu parti iktidarı elinde bulundurmaktadır.</p>
<p><strong>Sosyal Demokrat Parti:</strong> Solcudur. En son genel seçimlerde parlamentoda 7 üyelik kazandı.</p>
<p><strong>Sosyalist Parti:</strong> Komünist Emek Partisi&#8217;nin devamıdır. En son genel seçimlerde parlamentoda 38 üyelik kazandı.</p>
<p><strong>Cumhuriyetçi Parti:</strong> Demokrat Parti&#8217;ye yakındır.</p>
<p><strong>İdari bölünüş:</strong> 27 ille, 200 ilçeye ayrılır.</p>
<p><strong>Dış problemleri: </strong>En önemli dış problemi Kosova meselesidir. Bugün Yeni Yugoslavya sınırları içinde bulunan ve Sırbistan yönetimi tarafından özerkliği kaldırılarak Sırbistan&#8217;a ilhak edilmiş olan Kosova halkının % 80&#8242;den fazlası Arnavut asıllıdır. Arnavutluk yönetimi Kosova meselesine sahip çıkmakta ve buranın bağımsızlığı için mücadele eden Kosova Arnavutlarını desteklemektedir. Makedonya&#8217;da yaşayan Arnavutlara baskı uygulanması da bu iki ülke ilişkilerini olumsuz yönde etkilemektedir.<br />
Arnavutluk-Yunanistan ilişkileri de iyi değildir ve Yunanistan etnik azınlık ve göç gibi konularda Arnavutluk yönetimine baskı yapmaktadır.</p>
<p><strong>Ekonomi</strong></p>
<p><strong>Ekonomi:</strong> Arnavutluk ekonomisi daha çok maden üretimine ve sanayiye dayanır. Bir miktar petrol ve doğal gaz çıkarmaktadır. 1992&#8242;de toplam 6 milyon varil petrol, 136 milyon m3 doğal gaz üretmiştir. 1993&#8242;deki petrol rezervi 185 milyon varil, doğal gaz rezervi 11 milyar m3 olarak tahmin ediliyordu. Ayrıca krom, linyit, nikel, bakır, demir, kükürt, çinko, kurşun ve boksit üretmektedir.</p>
<p>Tarım ve hayvancılığın da ekonomide önemli yeri vardır. Bu sektörlerden elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 36&#8242;dır ve çalışan nüfusun % 55&#8242;i bu alanlarda iş görmektedir. Orta kesimdeki kıyı ovalarda daha çok buğday, mısır, tütün ve patates, iç kesimlerde daha çok şeker pancarı, güney kıyılarda en çok zeytin ve turunçgiller üretilir. Ülke genelinde bunlardan başka meyve ve sebzeler de üretilmektedir. 1992&#8242;de 600 bin ton tahıl, 60 bin ton yer bitkileri, 15 bin ton baklagiller, 130 bin ton meyve, 250 bin ton sebze üretilmiştir.</p>
<p>Aynı yıl ülkede 500 bin baş sığır, 1 milyon baş koyun, 170 bin baş domuz bulunuyordu. 1991&#8242;de % 55&#8242;i denizden, % 45&#8242;i iç sulardan olmak üzere 12 bin ton balık avlanmıştır. Aynı yıl 2.6 milyon ton da tomruk üretilmiştir.<br />
Dış ticaret: İhraç ettiği ürünlerinin başında petrol, maden cevherleri (bunlar tüm ihracatının % 47&#8242;sini oluşturur) ve çeşitli tarım ürünleri gelir. İthal ettiği malların başında da makinalar, ulaşım araçları ve yedek parçaları, gıda maddeleri, kimyasal maddeler ve dayanıklı tüketim maddeleri gelir. 1991&#8242;deki dış ticaret açığı 179 milyon dolar olmuştur.</p>
<p><strong>Sanayi: </strong>En çok metalürji, demir-çelik, kimya, tekstil, ayakkabı, deri, kereste, mobilya, gıda, meşrubat, sigara, ilaç ve inşaat malzemeleri sanayileri gelişmiştir ve gelişme yolundadır. Yerel kaynaklardan ve imalat sanayiinden elde edilen gelirlerin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 42&#8242;dir. Çalışan nüfusun yaklaşık % 19.5&#8242;i sanayi sektöründe iş görmektedir. Buna maden ocaklarında çalışanlar da dahildir.</p>
<p><strong>Enerji:</strong> 1991&#8242;de 2 milyar 800 milyon kw/saat elektrik üretilmiş, 3 milyar 155 milyon kw/saat tüketilmiş, aradaki fark ithalatla karşılanmıştır. Elektrik enerjisinin % 9&#8242;u termik santrallerden, % 91&#8242;i hidroelektrik santrallerinden elde edilmektedir. Kişi başına yıllık elektrik tüketimi ortalama 960 kw/saattir.</p>
<p><strong>Ulaşım:</strong> Ülkenin tarifeli sefer yapılan tek havaalanı başkent Tiran&#8217;daki uluslararası trafiğe açık havaalanıdır. Arnavutluk, 100 grostonun üstünde yük taşıyabilen 25 gemiye, 720 km. demiryoluna, 8.000 km.&#8217;si asfaltlanmış olmak üzere 21.000 km. karayoluna sahiptir. Bu ülkede ortalama 68 kişiye bir motorlu ulaşım aracı düşmektedir.</p>
<p><strong>Eğitim:</strong> Eğitim ücretsizdir. 1800 ilkokul, 50 genel ortaöğretim kurumu, 470 mesleki ortaöğretim kurumu, 8 yükseköğretim kurumu vardır. Üniversite çağındaki gençlerden üniversiteye kayıt yaptıranların oranı % 80, okuma yazma bilenlerin oranı ise % 100&#8242;dür.</p>
<p><strong>Sağlık: </strong>Arnavutluk&#8217;ta 900 hastane, toplam olarak 5860 doktor ve diş doktoru, 40 bin ebe ve bayan sağlık görevlisi mevcuttur. Ortalama 585 kişiye bir doktor düşmektedir. (Buna diş doktorları da dahildir.)</p>
<p><strong>Coğrafi Verileri</strong></p>
<p>Konum: Güneydoğu Avrupa&#8217;da, Adriyatik Denizi kıyısında yer almakta olup, kuzey ve kuzey doğuda Karadağ, Kosova, doğuda Makedonya, güney ve güney batıda Yunanistan ile komşudur.<br />
Coğrafi konumu: 41 00 Kuzey enlemi, 20 00 Doğu boylamı<br />
Haritadaki konumu: Avrupa<br />
Yüzölçümü: toplam: 28,748 km²<br />
Kara: 27,398 km²<br />
Su: 1,350 km²<br />
Sınırları: toplam: 720 km<br />
Sınır komşuları: Yunanistan 282 km, Makedonya 151 km, Yugoslavya 287 km<br />
Akarsuları: Kuzeydeki İşkodra Gölü (368 km²) Balkanlardaki en büyük gölüdür. Ohri Gölü 362 km² güney-doğudadır ve Balkanların en derin gölüdür. Prespa Gölü ise Makedonya, Yunanistan ve Arnavutluk arasındadır. Bunların dışında kuzey ve kuzeydoğusunda küçük alp gölleri mevcuttur. Drin, Mati, İşmi, Erzeni, Şkurbini, Semani, Niosa başlıca ırmaklardır. 152 ırmak ve çay, 5 baraj, 200 kaynak (içme suyu ve mineral) vardır.<br />
Sahil şeridi: 362 km<br />
İklimi: Ilıman iklim; kışlar soğuk, bulutlu, yağışlı; yazlar sıcak, açık, kuru geçer; iç kısımlarında daha soğuk ve daha rutubetli bir iklim hakimdir.<br />
Arazi yapısı: Arnavutluk dağlık bir ülkedir. Ülkenin batısında denizden yüksekliği 300 metre olan platolar olmakla birlikte üçte ikisi dağlık ve tepeliktir.<br />
Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Adriyatik Denizi 0 m; en yüksek noktası: Maja e Korabit (Korabi dağı)<br />
Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, kömür, krom, bakır, kereste, nikel<br />
Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %21<br />
düzenli ekilen topraklar: %5<br />
Otlaklar: %15<br />
Ormanlık arazi: %38<br />
Diğer: %21 (1993 verileri)<br />
Sulanan arazi: 3,410 km² (1993 verileri)<br />
Doğal afetler: yıkıcı depremler; güneybatı kıyısında su baskınları; kuraklık</p>
<table style="height: 286px;" border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="534">
<tbody>
<tr>
<td width="18"></td>
<td><strong>Arnavutluk Cumhuriyeti</strong></td>
<td width="384"></td>
</tr>
<tr>
<td width="18"></td>
<td></td>
<td width="384"></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="145" valign="top"><strong>Nüfus:</strong></td>
<td width="557" valign="top">3,544,841 (Temmuz 2002 tahmini)</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="145" valign="top"><strong>Yaş Dağılımı:</strong></td>
<td width="557" valign="top"><em>0-14 yaş:</em> 28.8%   (erkek 528,678; kadın 493,531)<br />
<em>15-64 yaş:</em> 64% (erkek 1,094,034;   kadın 1,175,024)</p>
<p><em>65 yaş ve üstü:</em> 7.2% (erkek 111,524; kadın 142,050) (2002 tahmini)</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="145" valign="top"><strong>Nüfus Büyüme Hızı:</strong></td>
<td width="557" valign="top">1.06% (2002 tahmini )</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="145" valign="top"><strong>Doğum Oranı:</strong></td>
<td width="557" valign="top">18.59 doğum/1,000 nüfus (2002 tah.)</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="145" valign="top"><strong>Ölüm Oranı:</strong></td>
<td width="557" valign="top">6.49 ölüm/1,000 nüfus (2002 tah.)</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="145" valign="top"><strong>Net Göç Oranı:</strong></td>
<td width="557" valign="top">-1.46 göçmen/1,000 nüfus (2002 tahmini )</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="145" valign="top"><strong>Yaşam Ortalaması:</strong></td>
<td width="557" valign="top"><em>Toplam nüfus:</em> 72.1 yıl<br />
<em>kadın:</em> 75.14 yıl<br />
<em>erkek:</em> 69.27 yıl (2002 tahmini )</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="145" valign="top"><strong>Etnik Gruplar:</strong></td>
<td width="557" valign="top">Arnavut 95%, Yunan 3%, Diğerleri 2% ( Çingene, Sırp,   Bulgar )</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="145" valign="top"><strong>Dinler:</strong></td>
<td width="557" valign="top">Müslüman 70%, Ortodoks Arnavut 20%, Katolik Roman 10%</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="145" valign="top"><strong>Okur-Yazarlık:</strong></td>
<td width="557" valign="top"><em>Tanım:</em> 9 yaş ve   üstü okur-yazar<br />
<em>erkek:</em> 93.3<br />
<em>kadın:</em> 79.5<br />
<em>toplam nüfus:</em> 86.5</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Farnavutluk-hakkinda-genel-bilgiler%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/arnavutluk-hakkinda-genel-bilgiler/&amp;text=Arnavutluk hakkında genel bilgiler&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/arnavutluk-hakkinda-genel-bilgiler/&amp;t=Arnavutluk hakkında genel bilgiler">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/arnavutluk-hakkinda-genel-bilgiler/&amp;title=Arnavutluk hakkında genel bilgiler&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Farnavutluk-hakkinda-genel-bilgiler%2F&name=buzlu.org&description=Arnavutluk+hakk%C4%B1nda+genel+bilgiler" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/arnavutluk-hakkinda-genel-bilgiler/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/arnavutluk-hakkinda-genel-bilgiler/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/arnavutluk-hakkinda-genel-bilgiler/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/arnavutluk-hakkinda-genel-bilgiler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

