
Altay dilleri Avrupa’dan, Orta Doğu’ya ve Orta Asya’dan Uzak Doğu’ya kadar uzanan büyük bir coğrafyada konuşulan dilleri kapsayan bir dil ailesidir. Altay kolunda Türk dilleri, Moğol, Japon ve Kore dilleri bulunur.
Estonca, Fince ve Macarca gibi Ural dilleri de bahsi geçen Altay dillerinin uzaktan akrabalarıdır.
Altay dil ailesinin kolları şöyledir:
Devamını Oku »
Etiketler: altay dilleri, Azerice, Çuvaşça, Özbekçe, Başkurtça, Buryatça, Gagauzca, Güneybatı Tunguz Dilleri, Güneydoğu Tunguz Dilleri, Halaçça, Japonca, Kalmıkça, Karaçay-Balkarca, Kazakça, Kazan Tatarcası, Korece, Kuzey Tunguz Dilleri, Kırgızca, Kırım Tatarcası, Moğol dilleri, Moğolca, Türk dili ve Edebiyatı, Türkiye Türkçesi, Türkmence, Tungus Dilleri, Uygurca, Yakutça

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ ni bitirdi (1923); liselerde, yüksek okullarda çeşitli dersler okuttu, İstanbul Üniversitesi’ nde Yeni Türk Edebiyatı profesörlüğüne atandı (1939), Milletvekilliği (1942-1946), Milli Eğitim müfettişliği gibi görevlerden sonra tekrar, ölümüne kadar süren, Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ ndeki profesörlüğüne döndü (1949). Rumelihisarı Mezarlığı’ nda Yahya Kemal’ in başucuna gömülü.
Devamını Oku »
Etiketler: Ahmet Hamdi Tanpınar, Biyografiler, hayat hikayeleri, hikaye, roman, Türk dili ve Edebiyatı, türk yazarlar, yazarlar, Şiirler

Bir zamanlar dünyanın en güzel sarayına sahip bir hükümdar varmış. Fakat, sahip olduğu güzelliğin farkına varmayan talihsiz biriymiş bu hükümdar. Sarayının aynı güzellikte bir de bahçesi varmış ki, ucu bucağı görünmezmiş.
En güzel çiçekler ekiliymiş orda. Halkın arasında konuşulanlara bakılırsa bahçeden daha güzel olan şey, o bahçenin içinde yaşayan bir bülbülmüş. Öyle güzel bir ötüşü varmış ki bülbülün, şöhretini duyanlar uzak ülkelerden bile onu görmek için oraya gelmek istermiş.
Devamını Oku »
Etiketler: bülbül, dünya, edebiyat, hükümdar, masal, Neden, Oyuncak, saray

Tommiks (Capitan Miki) 1955 yılından beri Türkiye’de yayınlanan ve kardeş yayın olan Teksas (Il Grande Blek) ile birlikte çocuklar ve gençler arasında çok büyük ilgi görmüş İtalyan yapımı bir çizgi romandır. Bu romana olan ilgi o dereceye varmıştır ki Türkiye’de bütün çizgi romanlar Teksas-Tommiks adıyla anılmaya başlanmıştır.
Tommiks çizgi romanı 1951 yılında İtalya’nın EsseGesse çizim-stüdyosu tarafından geliştirilmiştir ve Capitan Miki adı altında 16 yıl süreyle çizilmeye devam etmiştir.
EsseGesse stüdyoları, ismini kurucuları olan üç çizerin soyadlarından almıştır: Giovanni Sinchetto, Dario Guzzon ve Pietro Sartoris (S.G.S. yani İtalyanca okunuşuyla EsseGesse).
Devamını Oku »
Etiketler: çizgi roman, ilk, kuş, tarih, türkiye, tommiks

Fatma Aliye Hanım Türk edebiyatının ilk kadın romancısı olarak tanınır.
9 Ekim 1862′de İstanbul’da doğdu. Tarihçi Ahmed Cevdet Paşa’nın kızıdır. Fransızca ve Arapça dersleri aldı; matematik, hukuk, Arap tarihi ve felsefesi okudu. 1879′da Faik Paşa ile evlendi.
Edebi yaşantısına 1889′da George Ohnet’in Volonte adlı romanını Meram adıyla çevirerek başladı. Bu romanı “Bir Hanım” imzasıyla çevirmiştir. Fatma Aliye’nin bu çabası Ahmed Midhat tarafından Tercüman-ı Hakikat gazetesinde övüldü.
Daha sonra yapıtlarında “Mütercime-i Meram” takma adını kullandı. 1892 yılında ilk romanı olan Muhadarat’ı yazdı. Bu romanında bir kadının ilk aşkını unutamayacağı inancını çürütmeye çalışır. Romanlarında çoğunlukla duygusal aşk temalarını işler.
Devamını Oku »
Etiketler: avrupa, Biyografiler, dünya, edebiyat, Fatma Aliye Hanım, ilk, Matematik, Osmanlı, tarih, Türk dili ve Edebiyatı

A) İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI
Türkler, yerleşik hayata geçmeden önce atlı-göçebe medeniyeti denilen bir medeniyet tarzı içinde yaşamaktaydı. Adından da anlaşılacağı gibi, bu medeniyet tarzında atın önemli bir yeri vardır. At, ehil hayvanlar içinde en hızlısıdır. Türkler, ehlîleştirdikleri atlarla akıncılık yapmışlar, çiftçilikle uğraşan kavimler üzerinde üstünlük sağlamışlardır.
Divânü Lûgati’t-Türk’te yer alan “Kuş kanadı ile Türk atı ile.” ata sözü, atın Türklerin hayatında oynadığı rolü çok güzel anlatır.
At, eski Türklerde binek hayvanı olması yanında aynı zamanda yiyecek, içecek ve giyecek kaynağı olmuştur. Bu ihtiyaçlarını karşılamak için at sürüleri besleyen Türkler, yaylak ve kışlak hayatı yaşamak zorunda kalmışlardır.
Türkler, geçimlerini sağlamak için akıncılığı bir meslek hâline getirmişlerdir. Akıncılığın en önemli iki silâhı ok ve yaydır. Bunları kullanmakta çok usta olan Türkler, akıncılık dışında avcılık ile bu maharetlerini geliştiriyorlardı. Sonuç olarak atçılık, avcılık ve akıncılık, atlı-göçebe medeniyetinin temelini oluşturuyordu. Bu hayat tarzı, kuvvetli, cesaretli avcı ve akıncı tipini gerekli kılıyordu.
Devamını Oku »
Etiketler: ölçü, edebiyat, hayvan, ilk, kuş, medeniyet, Şiirler, şiir
|
Son Yorumlayanlar