<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>buzlu.org &#187; Suikastler Tarihi</title>
	<atom:link href="http://www.buzlu.org/kategori/suikastler-tarihi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buzlu.org</link>
	<description>bilgi mi aradın, doğru yerdesin...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 19:32:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Cumhuriyet Tarihi Boyunca Öldürülen Gazetecilerimiz</title>
		<link>http://www.buzlu.org/cumhuriyet-tarihi-boyunca-oldurulen-gazetecilerimiz/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/cumhuriyet-tarihi-boyunca-oldurulen-gazetecilerimiz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 09:26:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Suikastler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Çetin Emeç]]></category>
		<category><![CDATA[Öldürülen Gazetecilerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[diğer gazeteciler]]></category>
		<category><![CDATA[hangi yıllarda]]></category>
		<category><![CDATA[hasan fehmi bey]]></category>
		<category><![CDATA[Hrant Dink]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[nezaman]]></category>
		<category><![CDATA[tarihleri]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Mumcu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4803</guid>
		<description><![CDATA[Hasan Fehmi Bey/Serbesti &#8211; İstanbul 6 Nisan 1909 Ahmet Samim/Sada-yı Millet &#8211; İstanbul 19 Temmuz 1910 Zeki Bey/Şehrah &#8211; İstanbul 10 Temmuz 1911 Şair Hüseyin Kami/Alemdar &#8211; Konya 1912 veya 1914 Hasan Tahsin/Hukuk-u Beşer &#8211; İzmir 27 Temmuz 1919 Silahçı Tahsin/Silah ve Bomba &#8211; İstanbul 27 temmuz 1914 İştirakçi Hilmi/iştirak,Medeniyet &#8211; İstanbul 1922 Ali Kemal/Peyam-ı [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/08/oldurulen-gazeteciler.jpg"><img class="size-full wp-image-4804 aligncenter" title="oldurulen gazeteciler" src="http://www.buzlu.org/images/2010/08/oldurulen-gazeteciler.jpg" alt="" width="278" height="203" /></a></p>
<p>Hasan Fehmi Bey/Serbesti &#8211; İstanbul 6 Nisan 1909</p>
<p>Ahmet Samim/Sada-yı Millet &#8211; İstanbul 19 Temmuz 1910</p>
<p>Zeki Bey/Şehrah &#8211; İstanbul 10 Temmuz 1911</p>
<p>Şair Hüseyin Kami/Alemdar &#8211; Konya 1912 veya 1914</p>
<p>Hasan Tahsin/Hukuk-u Beşer &#8211; İzmir 27 Temmuz 1919</p>
<p>Silahçı Tahsin/Silah ve Bomba &#8211; İstanbul 27 temmuz 1914</p>
<p>İştirakçi Hilmi/iştirak,Medeniyet &#8211; İstanbul 1922</p>
<p>Ali Kemal/Peyam-ı Sabah &#8211; İzmit 1922</p>
<p>Hikmet Şevket &#8211; 1930</p>
<p>Sabahattin Ali/Marko Paşa &#8211; Edirne 1948</p>
<p>Adem Yavuz/Anka Ajansı &#8211; Kıbrıs 27 Ağustos 1974</p>
<p>Ali İhsan Özgür/Politika &#8211; İstanbul 21 Kasım 1978</p>
<p>Cengiz Polatkan/ Hafta Sonu &#8211; Ankara 1 Aralık 1978</p>
<p>Abdi İpekçi/Milliyet &#8211; İstanbul 1 Şubat 1979</p>
<p>İlhan Darendelioğlu/Ortadoğu &#8211; İstanbul 19 Kasım 1979<span id="more-4803"></span></p>
<p>İsmail Gerçeksöz/Ortadoğu &#8211; İstanbul 4 Nisan 1980</p>
<p>Ümit Kaftancıoğlu/TRT &#8211; İstanbul 11 Nisan 1980<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Muzaffer Fevzioğlu/Hizmet &#8211; Trabzon 15 Nisan 1980</p>
<p>Recai Ünal/Demokrat &#8211; İstanbul 22 Temmuz 1980</p>
<p>Mevlüt Işıt/Türkiye &#8211; Ankara 1 Haziran 1988</p>
<p>Seracettin Müftüoğlu/Hürriyet &#8211; Nusaybin 29 Haziran 1989</p>
<p>Sami Başaran/Gazete &#8211; İstanbul 7 Kasım 1989</p>
<p>Kamil Başaran/Gazete &#8211; İstanbul 7 Kasım 1989</p>
<p>Çetin Emeç/Hürriyet &#8211; İstanbul 7 Mart 1990</p>
<p>Turan Dursun/İkibine Doğru ve Yüzyıl Dergileri &#8211; İstanbul 4 Eylül 1990</p>
<p>Gündüz Etil &#8211; 1991</p>
<p>Mehmet Sait Erten/Azadi Denk &#8211; Diyarbakır 1992</p>
<p>Halit Güngen/İkibine Doğru &#8211; Diyarbakır 18 Şubat1992</p>
<p>Cengiz Altun/Yeni Ülke &#8211; Batman 25 Şubat 1992</p>
<p>İzzet Kezer/Sabah &#8211; Cizre 23 Mart 1992</p>
<p>Bülent Ülkü/Körfeze Bakış &#8211; Bursa 1 Nisan 1992</p>
<p>Mecit Akgün/Yeni Ülke &#8211; Nusaybin 2 Haziran 1992</p>
<p>Hafız Akdemir/Özgür Gündem &#8211; Diyarbakır 8 haziran 1992</p>
<p>Çetin Ababay/ Özgür Halk &#8211; Batman 29 Temmuz 1992</p>
<p>Yahya Orhan/Özgür Gündem &#8211; Ceylanpınar 9 Ağustos 1992</p>
<p>Hüseyin Deniz/Özgür Gündem &#8211; Ceylanpınar 9 Ağustos 1992</p>
<p>Musa Anter/Özgür Gündem &#8211; Diyarbakır 20 Eylül 1992</p>
<p>Yaşar Aktay/Serbest &#8211; Hani 9 Kasım 1992</p>
<p>Hatip Kapçak/Serbest &#8211; Mazıdağı 18 Kasım 1992<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Namık Tarancı/Gerçek &#8211; Diyarbakır 20 Kasım 1992</p>
<p>Uğur Mumcu/Cumhuriyet &#8211; Ankara 24 Ocak 1993</p>
<p>Kemal Kılıç/Yeni Ülke &#8211; Şanlıurfa 18 şubat 1993</p>
<p>Mehmet İhsan Karakuş &#8211; Silvan 13 Mart 1993</p>
<p>Ercan Güre/ HHA &#8211; 20 Mayıs 1993</p>
<p>İhsan Uygur/Sabah İstanbul &#8211; 6 Temmuz 1993</p>
<p>Rıza Güneşer/Halkın Gücü &#8211; 14 Temmuz 1993</p>
<p>Ferhat Tepe/Özgür Gündem &#8211; Bitlis 28 Temmuz 1993</p>
<p>Muzaffer Akkuş/Milliyet &#8211; 20 Eylül 1993</p>
<p>Nazım Babaoğlu/Gündem &#8211; 12 Mart 1994</p>
<p>Erol Akgün/Devrimci Çözüm &#8211; 1994</p>
<p>Seyfettin Tepe/Yeni politika &#8211; 28 Ağustos 1995</p>
<p>Metin Göktepe/Evrensel &#8211; İstanbul 8 Ocak 1996</p>
<p>Kutlu Adalı /Yeni Düzen &#8211; Kıbrıs 8 Temmuz 1996</p>
<p>Selahattin Turgay Daloğlu &#8211; İstanbul 9 Eylül 1996</p>
<p>Reşat Aydın/AA, TRT &#8211; 20 Haziran 1997</p>
<p>Ayşe Sağlam Derince &#8211; 3 Eylül 1997</p>
<p>Abdullah Doğan Candan Fm &#8211; Konya 13 Temmuz 1997</p>
<p>Ünal Mesutoğlu/TRT &#8211; Manisa 8 Kasım 1997</p>
<p>Mehmet Topaloğlu Kurtuluş &#8211; Adana 1998</p>
<p>Ahmet Taner Kışlalı/Cumhuriyet &#8211; Ankara 21 Ekim 1999</p>
<p>Hrant Dink/Agos &#8211; İstanbul 19 Ocak 2007
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fcumhuriyet-tarihi-boyunca-oldurulen-gazetecilerimiz%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/cumhuriyet-tarihi-boyunca-oldurulen-gazetecilerimiz/&amp;text=Cumhuriyet Tarihi Boyunca Öldürülen Gazetecilerimiz&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/cumhuriyet-tarihi-boyunca-oldurulen-gazetecilerimiz/&amp;t=Cumhuriyet Tarihi Boyunca Öldürülen Gazetecilerimiz">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/cumhuriyet-tarihi-boyunca-oldurulen-gazetecilerimiz/&amp;title=Cumhuriyet Tarihi Boyunca Öldürülen Gazetecilerimiz&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fcumhuriyet-tarihi-boyunca-oldurulen-gazetecilerimiz%2F&name=buzlu.org&description=Cumhuriyet+Tarihi+Boyunca+%C3%96ld%C3%BCr%C3%BClen+Gazetecilerimiz" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/cumhuriyet-tarihi-boyunca-oldurulen-gazetecilerimiz/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/cumhuriyet-tarihi-boyunca-oldurulen-gazetecilerimiz/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/cumhuriyet-tarihi-boyunca-oldurulen-gazetecilerimiz/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/cumhuriyet-tarihi-boyunca-oldurulen-gazetecilerimiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Abdülaziz’in katilleri nasıl cezalandırıldı?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/abdulazizin-katilleri-nasil-cezalandirildi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/abdulazizin-katilleri-nasil-cezalandirildi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Aug 2010 08:52:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Suikastler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[abdülaziz]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[ceza]]></category>
		<category><![CDATA[cinayet]]></category>
		<category><![CDATA[entrika]]></category>
		<category><![CDATA[katilleri]]></category>
		<category><![CDATA[kim yaptı]]></category>
		<category><![CDATA[mahkeme]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl yaptılar]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[paşa]]></category>
		<category><![CDATA[suikast]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4799</guid>
		<description><![CDATA[Otuz ikinci Osmanlı Pâdişâhı Abdülazîz Hanın tahttan indirilerek şehit edilmesine sebep olanları yargılamak için kurulan mahkeme. Yıldız Sarayı yakınındaki Malta Karakolunun yanında kurulan bir çadırda görüldüğü için bu ad verilmiştir. Sultan Abdülazîz Han; Sadrâzam Mütercim Rüşdî Paşa, Serasker Hüseyin Avni Paşa, Şeyhülislâm HayrullahEfendi ve Midhat Paşanın gizli çalışmaları neticesinde 30 Mayıs 1876’da tahttan indirildi. Hüseyin [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/08/Abdulaziz_Han.jpg"><img class="size-full wp-image-4800 aligncenter" title="Abdulaziz_Han" src="http://www.buzlu.org/images/2010/08/Abdulaziz_Han.jpg" alt="" width="225" height="289" /></a></p>
<p>Otuz ikinci Osmanlı Pâdişâhı Abdülazîz Hanın tahttan indirilerek şehit edilmesine sebep olanları yargılamak için kurulan mahkeme. Yıldız Sarayı yakınındaki Malta Karakolunun yanında kurulan bir çadırda görüldüğü için bu ad verilmiştir.</p>
<p>Sultan Abdülazîz Han; Sadrâzam Mütercim Rüşdî Paşa, Serasker Hüseyin Avni Paşa, Şeyhülislâm HayrullahEfendi ve Midhat Paşanın gizli çalışmaları neticesinde 30 Mayıs 1876’da tahttan indirildi. Hüseyin Avni Paşanın ayda yüz altın lira maaşla Fer’iyye Sarayına bahçıvan adıyla aldığı Cezayirli Mustafa, Yozgatlı Mustafa Çavuş ve Boyabatlı Hacı Mehmed adlı pehlivanlar tarafından 4 Haziran 1876’da şehit edildi. Fakat intihar süsü verilerek olayın üzerine gidilmedi.</p>
<p>Sultan Beşinci Murâd Hanın kısa saltanatından sonra pâdişâh olan Sultan İkinci Abdülhamîd Han, amcası Abdülazîz Hanın şehit edilmesiyle ilgili olarak el altından soruşturmaya başladı. Bizzat veya vâsıtalı olarak yaptığı soruşturma neticesinde amcasının iddia edildiği gibi intihar etmeyip, sûikastle öldürüldüğü kanaatine vardı. Olayın resmî olarak soruşturulmasını istedi. Savcı olarak vazifelendirilen Fındıklılı Mehmed Efendi 1 Nisan 1881’de soruşturmaya başladı.</p>
<p>Soruşturma komisyonunda Şûray-ı Devlet Tanzimat Dâiresi başkanı Çorluluzâde Mahmûd Celâleddîn Beyle mâbeynci Râgıb Bey de vazifelendirildiler. Yapılan soruşturma sırasında sanıklar ve şâhitler dinlendi. <span id="more-4799"></span></p>
<p>Soruşturma neticesinde; bahçıvan ve uşak olarak üç kişinin yüzer altın lira aylıkla Abdülazîz Hanın hizmetine tâyin olundukları, Abdülazîz Hanın icâbında kendisini savunabileceği palasının bir tertiple alındığı, üzerinde daha hayat eseri varken doktorlara odasında muâyene ettirilmeden bir pencere perdesine sarılarak alelacele Fer’iyye Karakoluna indirildiği, ölümü hakkında on dokuz doktor tarafından verilmiş raporun yazılı ve açık olmadığı ve bileklerini keserek intihar ettiği söylenen makasın bu yaraları meydana getirilebileceği kaydıyla yetinilerek kapalı ifâdede bulunulduğu, Hüseyin Avni Paşanın; “Bu avam cenâzesi değildir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Size her tarafını muâyene ettirmem.” demek sûretiyle tam muâyeneye mâni olduğu, cenâze görülmeden yalnız Fahri Beyin sözüyle yetinilmek sûretiyle şer’î (dînî) îlam yazıldığı, Abdülazîz Hanın hizmetine tâyin edilen pehlivan Mustafalar ve Hacı Mehmed’in olaydan sonra cüzi bir maaşla emekliye ayrıldıkları halde “Yüksek maaşla memleketlerine gönderilmiştir” diye halka îlân edildiği, Abdülazîz Hana büyük kin besleyen Hüseyin Avni Paşanın olay günü Kuzguncuk’taki yalısından ilk olarak Fer’iyye’ye gelmiş olduğu, Dâmâd Mahmûd Celâleddîn ve DâmâdNûri paşaların Beşinci Murâd’ın annesinin isteğiyle Abdülazîz Hanı öldürmek üzere emir verdiklerini beyan ettikleri ortaya çıktı. Soruşturma neticesinde hazırlanan raporda Abdülazîz Hanın ölümünün intihar olmayıp suikast sebebiyle olduğu belirtildi.</p>
<p>Sultan İkinci Abdülhamîd Han bu raporu Şeyhülislâm UryânizâdeAhmed Esad Efendi, Dâhiliye Nâzırı Mahmûd Nedim Paşa, Tunuslu HayreddînPaşa ve Şûray-ı Devlet Tanzimat Dâiresi başkanı Mahmûd Celâleddîn Beyden meydana gelen bir komisyona ve Sadrâzam, Şeyhülislâm, Dâhiliye Nâzırı ve Hâriciye nâzırından meydana gelen ikinci bir üst heyete inceletti. Bakanların tam kanaat getirmesi için sanıkların ve şâhitlerin Bakanlar Kurulu huzûrunda ifâdelerinin dinlenmesini de uygun gören Sultan İkinci Abdülhamîd Han, bu görüşünü heyete bildirdi.</p>
<p>Ayrıca bu işle ilgili görülen Mütercim Rüşdî ve Midhat paşaların da tutuklanarak muhâkeme edilmeleri için olağanüstü bir Soruşturma Meclisinin kurulmasını Bakanlar Kurulu (Vekiller Heyeti) üyelerine bildirdi. Bunun için sarayda toplanarak bir karar vermelerini istedi. Sadrâzam Saîd Paşanın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu (Vekiller Heyeti) meseleyi görüştü.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
İfâdeleri tespit edilmiş olan sanıklar hakkındaki iddianâme okundu, fâillerden bir kısmı getirtilip Bakanlar Kurulu huzûrunda konuşturuldu. Durumu tekrar değerlendiren Bakanlar Kurulu, sanıkların cezâlandırılmak üzere evraklarıyla birlikte mahkemeye sevk edilmelerini, Yıldız Sarayı yakınında Malta Karakolunun yanındaki bir çadırda mahkeme kurulmasını, mahkemenin alenî (açık) olması ve seyircilerin Adliye Nâzırlığından alınacak dâvetiye ile mahkeme salonuna girmeleri gibi hususları kararlaştırdı.</p>
<p>Mahkemeye Adliye Nâzırlığından alınan dâvetiye ile girildiği için yabancı muhâbirlerin ve kordiplomatiğin hepsine ve sanıkların âilelerine dâvetiyeler verildi. Türk gazetecileri de mahkemeyi tâkip ediyorlardı. Sanıkların duruşma ve muhâkemeleri temyize bağlı İstinaf Mahkemesinin Cinayet Mahkemesi tarafından yürütülecekti.</p>
<p>Bu mahkemenin reisi Ali Sürûrî Efendi, ikinci reisi de Hristo Forides idi. Mahkeme heyetinin diğer üyeleri, Emin Bey, Hüseyin Hâmid Bey, Emin Efendi, Gadban Efendi ve savcı, Latif Bey yardımcıları ise Reşid ve Raif beylerdi. Ayrıca soruşturmayı yapmış olan Fındıklılı Mehmed Efendi ile Hüseyin Şükrü Efendi de bu heyette yer almıştı.</p>
<p>27 Haziran 1881 Pazartesi günü saat 10.00’da başlayan mahkemeye başta Midhat Paşa olmak üzere on bir sanık getirildi. Kalabalık bir dinleyici kitlesinin tâkip ettiği sabah oturumunda savcının iddianamesi okundu. Sanıklar veya avukatları ile şâhitler dinlendi.</p>
<p>Reis Sürûrî Efendi şâhitlere sanıkların itirazlarını dinlettikten sonra, sanık avukatlarının savunmaları ve sanıkların savunmaları dinlendi. 29 Haziran Çarşamba günü saat 11.00’de reis Sürûrî Efendi; “Bugün mahkeme, müdde-i umûmî (savcı) beyle müdâfileri dinledikten ve yeniden müşâverede bulunduktan sonra hak edilen cezâların miktarını açıklayan hükmünü beyân edecektir. Söz savcınındır” dedikten sonra duruşmayı açtı.</p>
<p>Savcı sanıklar hakkında Cezâ Kânununun ilgili maddelerinin tatbikini taleb etti. Sonra söz alan sanık avukatları müvekkillerini savundular. Bundan sonra hâkimler yarım saat çekildiler. Bu müddet sonunda reis Sürûrî Efendi verilen cezâları bizzat okumaya başladı.</p>
<p>Karara göre; Abdülazîz Han tahttan indirildikten sonra kaldığı Fer’iyye Sarayının bahçıvan ve bekçileri Pehlivan Mustafa, Cezayirli Pehlivan Mustafa ve Boyabatlı Pehlivan Hacı Mehmed ile Mâbeynci Fahri Bey, Ali Bey, Necib Bey, Dâmâd Mahmûd Celâleddîn Paşa ve Dâmâd Nûri Paşa îdâma, Seyyid Bey ve İzzet Bey onar sene hapse mahkûm edildiler.</p>
<p>Cinâyete ortak olduğu anlaşılan, fakat cezâsı tespit edilmemiş olan Midhat Paşa da kendisini savundu. Mahkeme heyeti karar için çekildi. İkinci reis Hristo Forides tekrar celseyi açarak, Midhat Paşanın da îdâma mahkûm edildiğini, temyiz yolunun açık olduğunu, îtiraz için sekiz gün mühlet verildiğini açıkladı.</p>
<p>Abdülazîz Hanın öldürülmesinde eli bulunanlardan Hüseyin Avni ve Kayserili Ahmed Paşalar mahkemeden önce öldükleri için haklarında işlem yapılmadı. Midhat Paşa 6 Temmuz 1881’de temyize başvurdu. Temyiz Mahkemesi Midhat Paşanın îtirâzını görüşerek taleplerinin reddine karar verdi. Mahmûd Celâleddîn ve Nûri Paşaların cezâlarının hafifletilmesinin kararı ile Temyiz Cezâ Dâiresinin tasdikine âit iki îlâm Adliye Nezâretine gönderildi.</p>
<p>Adliye Nâzırı Ahmed Cevdet Paşa ve başvekil ünvânıyla Sadrazam olan Küçük Saîd Paşa da îlâmları göndererek Vekiller Heyetinde görüşülmesini istedi. Vekiller Heyeti toplanarak felâketlerin kaynağının Abdülazîz Hanın tahttan indirilmesi olduğunu, ayrıca mahkeme kararlarını değiştirmeye selâhiyet ve lüzum olmadığını, cezâların affı veya hafifletilmesinin Kânûn-i Esâsîye göre pâdişâhın yetkisi dâhilinde olduğunu belirtti.</p>
<p>Sultan İkinci Abdülhamîd Han, bakanlar dışında birçok devlet adamının katılmasıyla bir heyet toplayarak mahkeme kararlarının aynen tatbiki veya değiştirilmesi hakkında tek tek tekliflerinin bildirilmesini istedi. 9 Temmuz günü Yıldız Sarayında eski sadrâzamlardan Safvet Paşanın başkanlığında toplanan 25 kişilik heyetten 15 kişi kararların aynen uygulanmasını, 10 kişi ise cezâların hafifletilmesini istedi. Sultan İkinci Abdülhamîd Han, heyet üyelerinin yazılı mütâlaalarını tek tek inceledikten sonra kendi yetkisine dayanarak îdâm cezâlarının hepsini ömür boyu hapse çevirdi.</p>
<p>Sivil ve askerî rütbelerini, nişanlarını ve madalyalarını kaybeden mahkûmların on birinin de cezâlarını Hicaz eyâletindeki Taif Kalesinde çekmeleri kararlaştarıldı. Mahkûmlar cezâlarını çekmek üzere Taif’e gönderildi. Böylece Osmanlı târihinde karanlıkta bırakılmak istenen bir cinâyet de aydınlığa kavuşturuldu.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fabdulazizin-katilleri-nasil-cezalandirildi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/abdulazizin-katilleri-nasil-cezalandirildi/&amp;text=Abdülaziz’in katilleri nasıl cezalandırıldı?&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/abdulazizin-katilleri-nasil-cezalandirildi/&amp;t=Abdülaziz’in katilleri nasıl cezalandırıldı?">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/abdulazizin-katilleri-nasil-cezalandirildi/&amp;title=Abdülaziz’in katilleri nasıl cezalandırıldı?&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fabdulazizin-katilleri-nasil-cezalandirildi%2F&name=buzlu.org&description=Abd%C3%BClaziz%E2%80%99in+katilleri+nas%C4%B1l+cezaland%C4%B1r%C4%B1ld%C4%B1%3F" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/abdulazizin-katilleri-nasil-cezalandirildi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/abdulazizin-katilleri-nasil-cezalandirildi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/abdulazizin-katilleri-nasil-cezalandirildi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/abdulazizin-katilleri-nasil-cezalandirildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Saraybosna Suikastı</title>
		<link>http://www.buzlu.org/saraybosna-suikasti/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/saraybosna-suikasti/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Aug 2009 13:56:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Suikastler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[cinayetler]]></category>
		<category><![CDATA[kim öldürdü]]></category>
		<category><![CDATA[kim vurdu]]></category>
		<category><![CDATA[kurban gitti]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl oldu]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl yapıldı]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl yaşandı]]></category>
		<category><![CDATA[Saraybosna Suikastı]]></category>
		<category><![CDATA[silahlı saldırılar]]></category>
		<category><![CDATA[suikast]]></category>
		<category><![CDATA[suikastlar tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3715</guid>
		<description><![CDATA[Avusturya-Macaristan orduları, 1914 haziranında Bosna-Hersek bölgesinde manevra yapıyordu. Veliaht Arşidük Franz Ferdinand&#8217;ın karısı Hohenberg Düşesiyle birlikte izlediği bu manevralar için, doğrusu zamanın ve yerin iyi seçildiği söylenemezdi. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından ilhak edilen ve Sırbistan Krallığı dışında kalan Bosna-Hersek bölgesi halkı, Habsburg Hanedanından ve onların yönetiminden nefret ediyorlardı. Yetmiş bin kişilik ordu, manevraları sürdürürken, Veliaht Arşidük [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/08/Saraybosna-Suikastı.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3716" title="Saraybosna Suikastı" src="http://www.buzlu.org/images/2009/08/Saraybosna-Suikastı.jpg" alt="Saraybosna Suikastı" width="250" height="250" /></a></p>
<p>Avusturya-Macaristan orduları, 1914 haziranında Bosna-Hersek bölgesinde manevra yapıyordu. Veliaht Arşidük Franz Ferdinand&#8217;ın karısı Hohenberg Düşesiyle birlikte izlediği bu manevralar için, doğrusu zamanın ve yerin iyi seçildiği söylenemezdi.</p>
<p>Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından ilhak edilen ve Sırbistan Krallığı dışında kalan Bosna-Hersek bölgesi halkı, Habsburg Hanedanından ve onların yönetiminden nefret ediyorlardı. Yetmiş bin kişilik ordu, manevraları sürdürürken, Veliaht Arşidük Franz Ferdinand, karısı Hohenberg Düşesi&#8217;yle birlikte, Bosna-Hersek&#8217;in merkezi olan Saraybosna&#8217;yı 28 Haziran 1914 günü ziyaret etmeye karar verdi. Bu haber, Bosna-Hersek&#8217;te yaşayan halk, özellikle Sırplar arasında kızgınlık ve nefreti daha da artırdı.</p>
<p>Çünkü, Bosna-Hersek&#8217;te yaşayan Sırplar için 28 Haziran gününün çok büyük bir anlamı vardı. 1389 yılının 28 Haziranında yapılan Kosova Meydan Savaşı&#8217;nda, Sırplar, Osmanlı ordusuna yenilerek bağımsızlıklarını kaybetmişlerdi. Bu savaşta, kendi kralları Lazar ölmüş, fakat Miloş Kabloviç adlı bir soylu da, Osmanlı Padişahı Murat Hüdâvendigâr&#8217;ı hançerleyerek şehit etmişti. Sırplar 1389 yılından beri, her 28 Haziranda, Miloş Kabloviç&#8217;in Osmanlı Padişahı I. Murat&#8217;ı öldürmesini &#8220;Aziz Vitus Günü&#8221; adı altında, en büyük bayramları olarak kutluyorlar.<span id="more-3715"></span></p>
<p>27 Haziran günü, şehrin dışında istasyona yakın temiz bir otelde geceyi geçiren Veliaht ve eşi, ertesi gün kalabalık bir otomobil kafilesiyle saat 10&#8242;da Saraybosna&#8217;ya doğru yola çıkmışlardı. Aziz Vitus bayramı dolayısıyla köy ve kasabalardan gelenlerle, şehirde olağanüstü bir kalabalık vardı. Bu büyük kalabalık karşısında alman güvenlik tedbirleri, hemen hemen yok denecek kadar azdı. Arşidük ve karısı, Saraybosna sokaklarında üstü açık bir araba içinde ilerlerken, yedi suikastçı, ayrı ayrı noktalarda, Arşidük Franz Ferdinand&#8217;ı öldürmek için hazır bekliyorlardı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bu, yaşları 20&#8242;yi geçmeyen suikastçılar, Bosna-Hersek&#8217;i Sırbistan Krallığına bağlamak ve Avusturya-Macaristan egemenliğine son vermek isteyen &#8220;Genç Bosna&#8221; örgütünün üyeleriydiler.</p>
<p>Habsburg soyluları ve Veliaht Arşidük Ferdinand&#8217;ı taşıyan altı otomobillik kafile, Saraybosna sokaklarında boy gösterdiğinde, güvenliği sağlamakla görevli polisler heyecandan ne yapacaklarını şaşırmış durumdaydılar, Suikastçılardan Nedeljko Çabrinoviç, yanında duran polise, büyük bir soğukkanlılık içinde şu soruyu sormuştu:</p>
<p>&#8220;Arşidük hangi arabada?&#8221;</p>
<p>Polis, büyük bir saflık içinde, altı arabadan birini Çabrinoviç&#8217;e gösterdi. Suikastçı, birkaç saniye sonra, elindeki .bombayı Arşidük&#8217;ün bulunduğu otomobile fırlatıyordu. Bomba, Franz Ferdinand&#8217;ın arabasının çamurluğuna çarparak sıçramış, arkadan gelen yaverlerin otomobilinin önünde patlamıştı. Yol kıyısına birikmiş kalabalıktan 17, konvoydan da 3 kişinin yaralanmasına sebep olmuş, fakat Veliaht&#8217;a bir şey olmamıştı. Yaralananlardan biri, Arşidük Ferdinand&#8217;ın emir subayı Üsteğmen Merizzi&#8217;ydi.</p>
<p>Veliaht, büyük bir tedbirsizlik içinde, emir subayının yanına gitmiş, bir otomobille hastaneye kaldırılıncaya kadar başında beklemişti. Arşidük Franz Ferdinand, bu sırada şehrin Askeri Valisi General Potiorek&#8217;e şöyle bağırdığı duyuldu :</p>
<p>&#8220;Bombalar ne olacak? Yine atılacak mı?&#8221;</p>
<p>General Potiorek, Veliaht&#8217;ın bu azarlamasına verdiği karşılık, tam bir şaşkınlık örneğiydi:</p>
<p>&#8220;Ekselans, yolunuza gönül rahatlığıyla devam edebilirsiniz. Sorumluluğu ben yükleniyorum.&#8221;</p>
<p>Bunun üzerine Arşidük otomobiline binmiş ve &#8220;Doğru Belediye Dairesine&#8230;&#8221; emrini vermişti. Belediye dairesinin mermer merdivenlerine yol halıları serilmiş, başındaki sarığıyla müftü efendi bile, Veliaht&#8217;ı karşılayıp &#8220;hoş geldiniz&#8221; demek için karşılayıcılar arasında yer alınıştı. Daha önceden kararlaştırılan ziyafet nedeniyle zengin bir sofra hazırlanmıştı. Fakat Arşidük Ferdinand kızgınlığından yeninde duramıyordu. Yemeğe oturmadan General Potiorek&#8217;e, hastaneye gidip emir subayı üsteğmen Merizzi&#8217;yi ziyaret etmek istediğini söyledi.</p>
<p>Saraybosna Askeri Valisi Potiorek şaşkınlık içindeydi. Veliaht&#8217;a:</p>
<p>&#8220;Arşidük Hazretleri, gerçekten gitmek istiyor musunuz?&#8221; diye sordu.</p>
<p>&#8220;Elbette, elbette. Merizzi&#8217;yle konuşmalıyım!.&#8221;</p>
<p>Veliaht Franz Ferdinand, karısını Belediye Dairesinde bırakarak yalnız başına hastaneye gitmek istiyordu. Fakat Hohenberg Düşes&#8217;i, hastaneye kocasıyla birlikte gitmek için direndi. Öndeki iki arabada detektifler ve şehrin ileri gelenleri gidiyorlardı. Veliaht, karısı ve general Potiorek, Çek asıllı bir şoförün kullandığı üçüncü arabadaydı. Tam bir yol ayrımına geldiklerinde Veliaht&#8217;ın otomobilini kullanan şoför, direksiyonu sola kırmıştı. Birden General Potiorek&#8217;in kızgınlıkla ayağa kalktığı ve şoföre:</p>
<p>&#8220;Ne oluyor? Dur!.. Yanlış yola saptın, doğru yola gir!.&#8221; diye bağırdığı duyuldu.</p>
<p>Şoför bu uyarı üzerine frene basmış ve otomobili, kalabalık kaldırımın yanında, bir dükkânın önünde durdurmuştu. Suikastçıların ikincisi Gavrilo Princip de orada duruyor, iki kız arkadaşıyla konuşuyordu. Otomobilin önünde durduğunu görünce, kız arkadaşlarından ayrılmış, arabanın basamağına fırlayarak tabancasıyla üç el Veliahta iki el Hohenberg düşesine, bir kurşun da Askeri Vali Potiorek&#8217;e sıkmıştı.</p>
<p>Keskin bir nişancı olan Gavrilo Princip&#8217;in bütün kurşunları yerini bulmuştu, ilk ölen Hohenberg Düşesi oldu. Korsesini delip geçen bir kurşun, sağ böğrüne saplanmıştı. Arşidük Franz Ferdinand, karısından birkaç saniye daha fazla yaşadı. Boynundaki toplar damarı parçalayan ve bel kemiğine saplanan kurşunlarla. Veliaht da karısının yanına cansız olarak serilmişti. Vali&#8217;nin.yarası önemsizdi.</p>
<p>19 yaşındaki Sırp yurtseveri Gavrilo Princip, jandarma ve polisler tarafından hemen, yakalandı. Hiç kimse o anda, bu suikastın I. Dünya Savaşı&#8217;na yol açacağını ve milyonlarca insanın ölümüne sebep olacağını elbette ki düşünemezdi.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Veliaht&#8217;ın, 1914 yılı 28 Haziranında, saat 11,30&#8242;da bıyıkları yeni terlemeye başlayan Gavrilo Princıp adlı öğrenci tarafından öldürülmesi, Viyana&#8217;daki savaş taraftarları için bulunmaz bir fırsat oldu. Bunların kışkırtmaları sonucu, 28 Temmuz 1914 sabahı, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Sırbistan&#8217;a savaş açtı.</p>
<p>Önce iki devlet arasında başlayan savaşa, az sonra, hemen hemen bütün ülkeler katılacak ve I. Dünya Savaşı dört yıl boyunca kan ve ölüm saçacaktı.</p>
<p>Mahkeme önüne çıkarılan Princip, çekinmeden şunları söyledi:</p>
<p>&#8220;Veliaht&#8217;ı ben vurdum. Çünkü o. Güney Slavlarının birleşmesini önleyen tek kişiydi!..&#8221;</p>
<p>Ünlü tarihçi Emil Ludwig, çok sonraları bu konuda şöyle yazacaktı:</p>
<p>&#8220;Gavrilo Princip, prensip müjdecisi demekti. Bu genç acaba dünyaya hangi prensibi müjdeliyordu? Evet, bu genç dünyaya 10 milyon kişinin hayatına, 15 milyonunun sakatlığına ve bir o kadarının da öksüz kalmasına, binlerce şehrin harap olmasına ve uygarlığımızın birkaç yüz yıl geri gitmesine sebep olan bir felâketi, korkunç bir çatışmayı müjdeliyordu. Eğer bunun müjdelenecek bir yanıt var idiyse!..&#8221;
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fsaraybosna-suikasti%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/saraybosna-suikasti/&amp;text=Saraybosna Suikastı&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/saraybosna-suikasti/&amp;t=Saraybosna Suikastı">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/saraybosna-suikasti/&amp;title=Saraybosna Suikastı&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fsaraybosna-suikasti%2F&name=buzlu.org&description=Saraybosna+Suikast%C4%B1" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/saraybosna-suikasti/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/saraybosna-suikasti/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/saraybosna-suikasti/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/saraybosna-suikasti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Robert François Damiens (suikastçı)</title>
		<link>http://www.buzlu.org/robert-francois-damiens-suikastci/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/robert-francois-damiens-suikastci/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2008 15:27:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Suikastler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[Robert François Damiens]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[suikastçılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2561</guid>
		<description><![CDATA[Robert-François Damiens (1715-1757) Fransa Kralı XV. Louis&#8216;ye 1757 yılında yaptığı başarısız suikast girişiminden sonra kötü üne kavuşan bir Fransızdır. Fransa&#8217;da kral katillerine (regicide) uygulanan geleneksel ve acımasız sürükleyerek dörde bölmek yöntemi ile idam edilen son kişidir. Damiens 1715 yılında Artois yakınlarındaki Arras&#8217;ta bulunan La Thieuloye adında bir köyde doğdu. Genç yaşta orduya katıldı. Terhis edildikten [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-2562" title="robert-francois-damiens" src="http://www.buzlu.org/images/2008/12/robert-francois-damiens-300x209.jpg" alt="robert-francois-damiens" width="300" height="209" /></p>
<p>Robert-François Damiens (1715-1757) <a href="http://www.buzlu.org/xv-louisxv-louis" target="_blank">Fransa Kralı XV. Louis</a>&#8216;ye 1757 yılında yaptığı başarısız suikast girişiminden sonra kötü üne kavuşan bir Fransızdır. Fransa&#8217;da kral katillerine (regicide) uygulanan geleneksel ve acımasız sürükleyerek dörde bölmek yöntemi ile idam edilen son kişidir.</p>
<p>Damiens 1715 yılında Artois yakınlarındaki Arras&#8217;ta bulunan La Thieuloye adında bir köyde doğdu. Genç yaşta orduya katıldı. Terhis edildikten sonra sivil olarak Paris&#8217;teki Jesuits yüksek okulunda çalışmaya başladı, ve bundan da diğer girdiği işlerdeki gibi &#8220;kötü davranışları&#8221; nedeniyle atılarak çevresinden Robert le Diable (şeytani Robert) lakabını kazandı.<br />
<span id="more-2561"></span><br />
Papa XI. Clement&#8217;in Paris Parlementosu ile olan çatışmaları sırasında Damiens&#8217;in aklında Hristiyan kilisesine ilişkin fikirler mayalandığı ve ruhban sınıfının Jansenist ile Konvülsiyonist&#8217;lere kimi dini ayinleri uygulamayı reddetmesinin fikir hayatını etkilediği sanılmaktadır. Görünüşe göre kralın ölümünün barışı yeniden sağlayacağını düşünmüştür. Ancak Damiens (belkide gerçekten de) kralı sadece korkutmak istediğini ve ona ciddi bir zarar vermek gibi bir niyetinin olmadığını iddia etmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
5 Ocak 1757&#8242;de kral arabasına binerken Damiens öne atıldı ve kralı bıçakladı. Küçük bir yara bırakan Damiens kaçmak için herhangi bir girişimde bulunmadı ve derhal yakalandı. Sonra kendisini kimin gönderdiğini ve suç ortaklarını açıklaması için işkence edildi. Bu uğraş başarısız oldu. Paris Parlementosu tarafından kral katili olarak yargılandı ve Place de Grève&#8217;de bulunan atlar ile sürüklenip dörde bölünerek idamına karar verildi.</p>
<p>Önce kızgın kerpetenlerle işkence edildi, ve bıçağı tutan eli sülfür, balmumu ve kızgın yağ ile yakıldı. Sonra atlar dörde bölme işlemi için kollarına ve ayaklarına koşuldu. Damiens&#8217;in uzuvları kolayca ayrılmadı, ve birkaç saat sonra Parlemento vekilleri cellat ve yardımcılarına kol ve ayaklarındaki eklemleri kesme emri verdiler. Böylece Damiens kalabalığın alkışları arasında dörde bölündü. Hala yaşayan gövdesi kazığa bağlanarak yakıldı.</p>
<p>Ölümünden sonra evi yıkıldı, kardeşleri soyadlarını değiştirmeye zorlandı ve ailesi Fransa&#8217;dan sürüldü.</p>
<p>Damiens&#8217;in İdamı Michel Foucault&#8217;ın Discipline and Punish adlı cezalandırma sistemleri çalışmasının giriş kısmında ayrıntılı olarak anlatılır. Ayrıca Peter Weiss&#8217;in tiyatro oyunu Marat/Sade&#8217;de ölümünün bir canlandırması yapılmıştır.</p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik-->
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Frobert-francois-damiens-suikastci%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/robert-francois-damiens-suikastci/&amp;text=Robert François Damiens (suikastçı)&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/robert-francois-damiens-suikastci/&amp;t=Robert François Damiens (suikastçı)">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/robert-francois-damiens-suikastci/&amp;title=Robert François Damiens (suikastçı)&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Frobert-francois-damiens-suikastci%2F&name=buzlu.org&description=Robert+Fran%C3%A7ois+Damiens+%28suikast%C3%A7%C4%B1%29" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/robert-francois-damiens-suikastci/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/robert-francois-damiens-suikastci/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/robert-francois-damiens-suikastci/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/robert-francois-damiens-suikastci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Osman suikastı</title>
		<link>http://www.buzlu.org/hz-osman-suikasti/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/hz-osman-suikasti/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Mar 2008 09:55:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Suikastler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Takı]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım ve Hayvancılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/hz-osman-suikasti/</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Muhammet (s.a.v) bir gün evinde yatak kıyafetiyle oturmuş, az önce kendisini ziyarete gelen Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer&#8217;le konuşuyordu. Bir süre sonra kapı çalınmış ve kendisine Hz. Osman&#8217;ın geldiği bildirilmişti, Hz. Osman&#8217;ın geldiğini öğrenen Hz. Muhammet (s.a.v), hemen başka bir odaya geçerek, üzerindeki geceliği çıkarmış elbiselerini giymişti. Hz. Muhammet (s.a.v)&#8217;in bu davranışını gören Hz. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <a href="http://www.buzlu.org/images/2008/03/mabas_46.jpg" title="mabas_46.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/03/mabas_46.jpg" title="mabas_46.jpg"><img src="http://www.buzlu.org/images/2008/03/mabas_46.jpg" alt="mabas_46.jpg" /></a></p>
<p>Hz. Muhammet (s.a.v) bir gün evinde yatak kıyafetiyle oturmuş, az önce kendisini ziyarete gelen Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer&#8217;le konuşuyordu. Bir süre sonra kapı çalınmış ve kendisine Hz. Osman&#8217;ın geldiği bildirilmişti,</p>
<p>Hz. Osman&#8217;ın geldiğini öğrenen Hz. Muhammet (s.a.v), hemen başka bir odaya geçerek, üzerindeki geceliği çıkarmış elbiselerini giymişti. Hz. Muhammet (s.a.v)&#8217;in bu davranışını gören Hz. Ayşe, elbiselerini neden giydiğini sormuş ve şu karşılığı atmıştı:</p>
<p>&#8220;Osman&#8217;dan melekler utanır, ben nasıl utanmam!..)&#8221;</p>
<p>Ne acıdır ki, Hz. Muhammet (s.a.v)&#8217;in böylesine saygısını kazanan bu büyük adam, öldürmesini bilmediği için, kendisine baş kaldıranlar tarafından vahşice öldürülecekti&#8230;</p>
<p>Hz. Osman, Hicret&#8217;ten 47 yıl önce, bugünkü tarihle 575&#8242;te Mekke&#8217;de dünyaya gelmişti. Mekke&#8217;nin soylu Kureyş ailesindendi, O tarihlerde Kureyşliler birçok kollara ayrılmışlardı. Bunların en önemlileri, Hz. Muhammet (s.a.v)&#8217;in de bağlı bulunduğu Haşimiler, öbürü Hz. Osman&#8217;ın soyu olan Emevilerdi. Bu iki aile Mekke&#8217;yi birlikte yönetiyordu.<br />
<span id="more-1232"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Hz. Osman Müslümanlığı kabul ettiğinde 34 yaşındaydı. Müslüman olduktan sonra, Hz. Muhammet (s.a.v)&#8217;in büyük kızı Rukiye&#8217;yle evlenmişti. Fakat Rukiye, amansız bir hastalık sonucu ölünce, Hz. Muhammet (s.a.v) bu sefer küçük kızı Ümmü Gülsüm&#8217;ü, aralarındaki akrabalık bozulmasın diye Hz. Osman&#8217;a verdi. Böylece Hz. Osman iki kere peygamber damadı oldu. Bundan ötürü de kendisine &#8220;İki Nur Sahibi&#8221; anlamına gelen &#8220;Zinnureyn&#8221; deniliyordu.</p>
<p>Hz. Osman, yumuşak başlı, dürüst, son derece dinine bağlı bir kimseydi. İnsan sevgisi ve acıma duygusu, onun en büyük özelliklerindendi&#8230; Hz. Muhammet (s.a.v)&#8217;i içtenlikle sever. Onun uğrunda hiç bir fedakârlıktan kaçınmazdı. Etkili bir konuşmacıydı. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in kitap haline getirilmesinde olduğu kadar Müslümanlığın yayılmasında da büyük çaba göstermiş ve başarı sağlamıştı.</p>
<p>Hz. Osman&#8217;ın Halifeliği zamanında, İslâm Devleti, Orta Asya&#8217;dan Atlas Okyanusuna kadar uzanıyor; İran, Azerbaycan, Irak, Suriye, Filistin ve Mısır&#8217;ı içine alıyordu. Bütün bu ülkeler, Basra, Küfe, Şam ve Mısır Valilikleri tarafından yönetilirdi.</p>
<p>Onun amacı, Hz, Ömer&#8217;den devraldığı bu büyük İslâm devletinin sınırları içindeki değişik ırk, dil ve dindeki toplumları birbirleriyle kaynaştırmak, ileri ve uygar bir yönetim kurmaktı. Bunda başarı kazanmış, Hz. Ömer&#8217;in yerini tam anlamıyla doldurmuştu.</p>
<p>On iki yıllık Halifeliğinin ilk altı yılı, tam bir güvenlik ve düzen içinde geçmişti. Ülkede eksiksiz bir denetim kurulmuş, tarım ve ticaret alanlarında büyük atılımlar yapılmıştı. Ne var ki, varlıkları çoğaldıkça Müslümanlar yaşadıkları gösterişsiz ve yalın hayattan uzaklaşıp dünya zevk ve nimetlerinden yararlanmak için günlerini gün etmeye bakıyorlardı.</p>
<p>Hz. Muhammet (s.a.v) bir konuşma sırasında, rekabet ve kin duygusunun varlıkla birlikte geleceğini bildirmişti. Gerçekten de öyle olmuştu; aralarına çıkar ayrılıkları girdikçe, Müslümanların birliği bozuluyor, eski içtenlik ve gerçek dostluk hiç bir yerde görülmez oluyordu. Artık Müslümanlar da Bizanslılar -ve İranlılar gibi, saraylarda oturuyor, değerli kumaşlardan elbiseler giyiyorlardı. Hz. Muhammet (s.a.v)&#8217;in döneminde yaşamış olanlar yaşlanmışlardı. Onların yerine geçen yeni kuşak eskilerin ülkülerine bağlılığından yoksundu. Madde ve çıkar onlara daha çekici geliyordu.</p>
<p>Öte yandan Kureyş&#8217;in iki kolu olan Haşimilerle Emeviler birbirlerine düşman kesilmişlerdi. Emeviler, Hz. Osman&#8217;la olan yakın akrabalıklarından yararlanıp bütün yüksek memurlukları ellerine geçirmişlerdi. Bu durumdan en çok Haşimiler yakınıyorlardı.</p>
<p>Bu Sıralarda Mısır&#8217;dan birkaç kişi Medine&#8217;ye gelerek Hz. Osman&#8217;a Vali Abdullah bin Sa&#8217;d'ı şikâyet ettiler. Halife Hz. Osman, Vali&#8217;yi azarlayan bir mektup yazdı. Gelenler, mektubu Vali&#8217;ye ilettiklerinde, Abdullah bin Sa&#8217;d Halife&#8217;nin buyruklarına boyun eğeceği yerde, onları dövdürdü. Dahası şikâyetçilerden biri, dayak sırasında öldü. Bu olay, genel hoşnutsuzluğun su üzerine çıkmasına ve birtakım ayaklanma girişimlerine yol açtı.</p>
<p>Ayaklananlar Basra, Küfe ve Mısır üzerinden Medine&#8217;ye doğru üç ayrı koldan yürüyüşe geçtiler. Ancak, Medine&#8217;de Hz. Osman&#8217;ı tutanların bir ordu topladıklarını işitince, kentin yakınlarında konakladılar. Gelenler 600 kişiydiler. Duydukları bu haberin doğruluğunu öğrenmek için, Medine&#8217;ye birkaç kişilik bir kurul gönderdiler. Bunlar, Medine&#8217;de Hz. Ali, Talha ve Zübeyr&#8217;den başka, Hz. Muhammet (s.a.v)&#8217;in eşleri ve kentin ileri gelenleriyle görüştüler. Hac amacıyla geldiklerini, ayrıca halka kötü davranan memurların görevlerinden alınmaları için başvuracaklarını, arkadaşlarının da Medine&#8217;ye girmelerine izin verilmesini söylüyorlardı. Talha ve Zübeyr söylenenlere inanmadılar. Ayaklananlar, kötü amaçlarının ortaya çıktığını görünce Medine&#8217;nin dışında bekleyen arkadaşlarının yanına döndüler.</p>
<p>Aralarında yeniden bir görüşme yaptıktan sonra, Mısırlıların Hz. Ali&#8217;ye. Basralıların Talha&#8217;ya ve Kulelilerin ise Zübeyr&#8217;e baş vurarak, kabul ederlerse Hz. Osman&#8217;ın yerine kendilerini Halife seçeceklerini söyleme kararını aldılar. Teklif aynı anda üçüne birden yapılacak ve onların iktidar tutkuları kamçılanarak, düşmanlarını parçalayıp güçsüz düşüreceklerdi.</p>
<p>Hz. Ali olup bitenlerden kuşkulandığı için, Medine&#8217;de asker toplamış, oğulları Hasan ve Hüseyin&#8217;i de Hz. Osman&#8217;ı korumakla görevlendirmişti. Kendisi de Medine dışında karargâh kurmuştu. Burada Mısırlıların.temsilcileriyle görüşen Hz. Ali, teklifi öğrenince öfkelendi, hepsini kovdu. Öteki asi kurulları da Talha ve Zübeyr&#8217;den aynı karşılığı alınca, gidiyormuş gibi yaptılar. Bunun üzerine Hz. Ali, askerleriyle Medine&#8217;ye döndü.</p>
<p>Fakat ayaklananlar birdenbire geri dönerek saldırıya geçmişler ve güvenlik tedbirlerinin kaldırıldığı Medine&#8217;ye girmişlerdi. Kendilerine karşı koyanların öldürüleceğini, halka hiç bir kötülüklerinin dokunmayacağını açıklayan isyancılar, Hz. Osman&#8217;ın gönderdiği kişilerin öğütlerini dinlemediler. Daha sonra Medine&#8217;nin ileri gelen kişileriyle ayaklananların yanına giden Hz. Ali:</p>
<p>&#8220;Gitmeye karar vermişken niçin geri döndünüz?&#8221; diye sordu.</p>
<p>İsyancılar, Hz. Ali&#8217;ye amaçlarının Hz. Osman&#8217;ı Halife&#8217;likten düşürmek olduğunu söylediler. Hz. Osman&#8217;ı tutanlar, isyancılarla çarpışmak için ondan izin istediler. Fakat Hz. Osman, kendisinin yüzünden Müslüman kanı akıtmasından yana olmadığından, onlara bu izni vermedi.</p>
<p>İsyancılar Medine&#8217;ye yerleşmişlerdi. Hz. Osman ise. sanki hiç bir şey olmamış gibi imamlık görevine devam ediyordu. Ona karşı olanlar da arkasında namaz kılıyorlardı. Bir cuma namazında Hz. Osman minberden, isyancılara seslenerek:</p>
<p>&#8220;Sizler lanetlenmiş kişilersiniz. Gelin asilikten vazgeçin, lanetlenmiş olmayın!..&#8221; dedi. Camide bulunanlardan birkaç kişi de onun bu sözlerini onayladılar. Buna çok kızan asiler, halkı taşa tuttular. Atılan taşlardan biri de Hz. Osman&#8217;ın başına geldi ve bayılmasına yo! açtı.</p>
<p>Vilâyetlerde, Medine&#8217;deki karışıklıklar öğrenilince, Hz. Osman&#8217;ı kurtarmak için hazırlıklar başladı. Şam&#8217;dan, Kûfe&#8217;den ve Basra&#8217;dan ona bağlı birlikler hızla Medine&#8217;ye doğru ilerlemeye başladılar. Tehlike içinde olduklarını anlayan isyancılar, işi çabucak bitirmek için Hz. Osman&#8217;ı öldürmeye karar verdiler.</p>
<p>Hz. Ali isyancıların kararını öğrenince, oğulları Hasan ve Hüseyin&#8217;i yeniden Hz. Osman&#8217;ı korumakla görevlendirdi. Talha, Zübeyr ve öteki seçkin kişiler de oğullarını Hz. Osman&#8217;ın yanına gönderdiler, öte yandan isyancıların Hz. Osman&#8217;ı öldürmeye iyice kararlı olduklarını gören Hz. Ali onlara:</p>
<p>&#8220;Kılıçlarınızı sıyırmayın; sıyırırsanız bir daha kınına koyamazsınız! Unutmayınız ki, Medine&#8217;yi koruyan meleklerdir. Eğer onu öldürürseniz, melekler Medine&#8217;yi bırakıp giderler! Bir Halife öldürülürce, 30 bin insan öldürülmüş sayılır.&#8221; diye onlara öğüt verdi fakat bu sözlerinin bir etkisi olmadı.</p>
<p>İsyancılar bir gün saldırıya geçip Hz. Osman&#8217;ın evini ok yağmuruna tuttular. Atılan oklardan, Hz. Ali&#8217;nin oğlu Hasan&#8217;la, Talha&#8217;nın oğlu Muhammet yaralandı. İsyancılar, ok atarak bir sonuç alamayacaklarını anlayınca, bitişik evin duvarını delerek Hz. Osman&#8217;ın evine girdiler.</p>
<p>Bu sıralarda Hz. Osman 82 yaşındaydı. Bir gece önce düşünde Hz. Muhammet (s.a.v)&#8217;i görmüş ve Peygamber ona:</p>
<p>&#8220;Yarın akşam iftarı bizim yanımızda yapacaksın&#8230;&#8221; demişti.</p>
<p>Delik duvardan içeri giren isyancılar, Hz. Osman&#8217;ı oruçlu ağzıyla Kur&#8217;an-ı Kerim okurken buldular. Muhammet bin Ebubekir, Hz. Osman&#8217;ın sakalından tutarak:</p>
<p>&#8220;Şimdi seni elimden hiç kimse alamaz!..&#8221; diye bağırdı.</p>
<p>Hz. Osman, Muhammet bin Ebubekir&#8217;in yüzüne bakarak yavaş bir sesle:</p>
<p>&#8220;Baban bu halini görse, ne kadar utanır, ne kadar üzülürdü&#8230;&#8221; deyince, Ebubekir utancından kaçtı. Geriye kalan üç suikastçıdan biri kılıcını çekerek Hz. Osman&#8217;a doğru salladı. Eşinin yanında bulunan Naile Hatun, Hz. Osman&#8217;ı korumak için kollarını siper etmek isteyince parmakları doğrandı. Bu sefer öbür iki suikastçı Halife&#8217;ye saldırdı. Biri kılıcını Hz. Osman&#8217;ın göğsüne saplarken, öteki de boğazına sarıldı. Az sonra, Hz. Osman kanlar içinde, cansız yerde yatıyordu. Hz. Osman&#8217;ın kanı, okumakta olduğu Kur&#8217;an&#8217;ın üzerine sıçramıştı.</p>
<p>Naile Hatun&#8217;un bağırışı üzerine koşan kölelerden biri, suikastçilerden ikisini öldürdü, üçüncüsü kaçmayı başarabildi. Kapıda nöbet bekleyenler de içeriden gelen gürültüleri duyunca, odaya girmişler, fakat geç kaldıklarını görmüşlerdi.</p>
<p>İsyancılar iki gün Medine&#8217;ye egemen oldular. Korkusundan kimse sokağa çıkamıyordu. Hz. Osman&#8217;ın cesedi iki gün olduğu yerde kaldı. Sonunda Hz. Ali. Hz. Osman&#8217;ın gömülmesi için harekete geçti. Ölüyü taşlamak isteyen isyancıları dağıttı. Hz. Osman&#8217;ın cenazesi, Medinelilerden ancak 20 kişi tarafından kaldırılarak gömüldü.</p>
<p>Hz. Osman&#8217;ın Kur&#8217;an-ı Kerim üzerine sıçrayan kanı hiç bir zaman kurumadı. Müslümanlar arasındaki savaşın başlangıcı oldu. Yüzyıllarca, sanki bu kanın kurumasını önlemek istercesine, mezhep kavgalarıyla Müslümanlar birbirlerinin kanını akıtıp durdular.</p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik-->
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fhz-osman-suikasti%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/hz-osman-suikasti/&amp;text=Hz. Osman suikastı&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/hz-osman-suikasti/&amp;t=Hz. Osman suikastı">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/hz-osman-suikasti/&amp;title=Hz. Osman suikastı&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fhz-osman-suikasti%2F&name=buzlu.org&description=Hz.+Osman+suikast%C4%B1" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/hz-osman-suikasti/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/hz-osman-suikasti/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/hz-osman-suikasti/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/hz-osman-suikasti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Ömer suikastı</title>
		<link>http://www.buzlu.org/hz-omer-suikasti/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/hz-omer-suikasti/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Mar 2008 14:30:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Suikastler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[ölçü]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/hz-omer-suikasti/</guid>
		<description><![CDATA[Bizans İmparatoru Heraclius (Ermeni asıllı ve Heraclius Hanedanının kurucusu olan I. Heraclius; 610-641 yıllan arasında Bizans imparatorluğu tahtında oturmuştur.) yüz çizgileri gerilmiş, sinirden titriyor, karşısında süklüm püklüm duran Prens Tomas&#8217;a bağırıyordu: &#8220;Anlamıyorum Tomas, ne oluyor?.. Urfa, İskenderun ve Antakya&#8217;yı verdik, fakat bu da yetmedi. Şimdi de Suriye elden gidiyor!.. Senden en küçük bir başarı ve [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/03/mabas_46.jpg" title="mabas_46.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/03/mabas_46.jpg" title="mabas_46.jpg"><img src="http://www.buzlu.org/images/2008/03/mabas_46.jpg" alt="mabas_46.jpg" /></a></p>
<p>Bizans İmparatoru Heraclius (Ermeni asıllı ve Heraclius Hanedanının kurucusu olan I. Heraclius; 610-641 yıllan arasında Bizans imparatorluğu tahtında oturmuştur.) yüz çizgileri gerilmiş, sinirden titriyor, karşısında süklüm püklüm duran Prens Tomas&#8217;a bağırıyordu:</p>
<p>&#8220;Anlamıyorum Tomas, ne oluyor?.. Urfa, İskenderun ve Antakya&#8217;yı verdik, fakat bu da yetmedi. Şimdi de Suriye elden gidiyor!.. Senden en küçük bir başarı ve karşı koyma haberi yok. Şam kalesi bile düştü düşecek!.. Şimdi de sıra Kudüs&#8217;e mi geldi?.. Bütün bu yenilgilerinizin gerçek nedenlerini anlayamıyorum.&#8221;</p>
<p>Prens Tomas, üzgünlüğünü belirten bir sesle imparatora şöyle karşılık verdi:</p>
<p>&#8220;Haklısınız efendimiz&#8230; Ama son bir kozum daha var. Eğer izin verirseniz bunu da denemek istiyorum&#8230; Belki de bu davranışımı iyi karşılamayacaksınız. Çünkü planımın içinde Kutsal Kitapların da rolü olacak&#8230;&#8221;<br />
<span id="more-1234"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
İmparator Heraclius:</p>
<p>&#8220;Söyleyin bakalım Prens Tomas.. Oyununuzu ben de merak ettim&#8221; dedi.</p>
<p>Prens Tomas, savaşta uygulayacağı planını anlatmaya başladı:</p>
<p>&#8220;Ellerine kutsal kitapları almış rahipleri, askerlerimin önünde yürüteceğim. İslâm kuvvetleriyle hiç cenge çıkmamış ve maneviyatları bozulmamış genç kumandanları da savaşa sürdüreceğim.&#8221;</p>
<p>İmparator elini Prens Tomas&#8217;ın omzuna koydu ve bu savaş planını beğendiğini belirterek:</p>
<p>&#8220;Güzel&#8230; güzel&#8230; Sonucunda başarı elde edilebilecek bir düşünce bu. Niçin bunu daha önce uygulama yoluna gitmedin?.. Tanrı yardımcın olsun.&#8221;</p>
<p>Ne var ki, bu gülünç savaş oyunu gerekli sonucu sağlamamış, Hıristiyanlık dünyasının kutsal şehri Kudüs de, her an İslâm ordularının eline düşmek tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. (Tarihler, Kudüs&#8217;ü kuşatan İslâm ordularının komutanı konusunda değişik adlar ileri sürmektedirler. Değişik kaynaklar, Halid bin Velid, Amr Ibnül As, Ubu Ubeyde ve Halid bin Sabit&#8217;i Kudüs&#8217;ü kuşatan birliklerin başında gösterirler. Bu karışıklığın, Kudüs&#8217;ün savaş yapmadan ele geçirilmesinden doğduğu ileri sürülebilir.)</p>
<p>Kudüs halkının tek umudu. Patrik Sofronius&#8217;a bağlanmıştı. Onun çevresinde toplanmış, çıkar yolun ne olduğu konusunda kendisinden bilgi istiyorlardı. Sofronius&#8217;a:</p>
<p>&#8220;Muhterem Patrik Hazretleri, biz kutsal dinimizin başkentini vermek istemiyoruz. Bunun için elimizden gelen son çarede birleştik. Bu kutsal kenti teslim etmektense, düşmanla çarpışa çarpışa Kudüs&#8217;ü yerle bir eder ve İslâm ordularına bir yıkıntı halinde bırakırız&#8230; Sizin bu konudaki düşüncenizi öğrenmek istiyoruz.&#8221; dediler.</p>
<p>Patrik, kendilerine şu karşılığı verdi: &#8220;Ben, sizden çok ayrı düşünmekteyim. Bana bu gücü veren de, elimde Halife&#8217;nin kendi eliyle yazdığı ahitnamenin (Anlaşma şartlarını kapsayan belge ya da resmi kâğıt) bulunmasıdır. Bu bana güven veriyor. Halife, bu ahitnamede cana, mala ve ırza dokunmayacağına dair, Tanrı katında yemin etmektedir. Hem de, dini inanışlarımıza ve kiliseye gitmemize engel olmayacağını da bildirmektedir..&#8221;</p>
<p>Uzun görüşme ve tartışmalar sonunda, Patrik Sofronius&#8217;un da etkisiyle, Kudüs halkı şu karara vardı; Halife Hz. Ömer gelirse, şehri ona teslim edeceklerdi.</p>
<p>Halife Hz. Ömer, Kudüs&#8217;ü teslim almak üzere Medine&#8217;den yola çıkmıştı. Develere binmiş bedeviler de arkası sıra geliyorlardı. Geçtikleri yol üzerindeki köy, kasaba ve kent halkları, Halife&#8217;ye büyük sevgi gösterilerinde bulunuyorlardı.</p>
<p>Yol boyunca karşılamaya çıkanlar, gelecek Halife birliklerinin göz kamaştırıcı ve olağanüstü görünümlerini düşlerken, giyim ve kuşamları birbirine benzeyen iki kişinin, yanlarındaki bir deveyle önlerinden geçtiklerini gördüler. Yoksul görünüşlü bu iki kişi, deveye nöbetleşe binerek yol alıyorlardı.</p>
<p>Yol boyunca birikenler, bu yoksul kılıklı iki kişinin kimliklerini öğrendiklerinde, şaşırıp kaldılar. Çünkü bunlardan biri. Hazret-i Ömer bin Hattab, ötekiyse kölesiydi.</p>
<p>Kudüs surları görününce, kumandanlarından Ebu Ubeyde, Halife Hz. Ömer&#8217;in yanına gelerek:</p>
<p>&#8220;Ya Ömer-ül Faruk&#8230;(Faruk: Arapça, &#8220;doğruyu eğriden ayıran&#8221; anlamına) Elbiseleriniz biraz eski ve yamalı. Kudüs&#8217;e girmek için seçtiğiniz binek hayvanınız da cins değil. Bunları değiştirip, size ve Halife&#8217;ye yaraşır elbiseler giyseniz nasıl olur?&#8221;</p>
<p>Hz. Ömer, bu sözler üzerine kaşlarını çatıp, ağır ağır şu karşılığı verdi:</p>
<p>&#8220;Bilirsin ki, bizde ad, ün, onur ve mevkiden yana ne varsa, tümü de İslama aittir. Kişiliğimize gelince; ona sadelik daha çok yaraşır!.. Elbiselerin kişiye ün ve onur kazandırdığını nerede gördün? Eğer öyle olsaydı; şu karşımızdaki süslu ve gösterişli elbiseler içindeki kumandanlar, çıplak ayaklarımızın karşısında emir kulu bulunmazlardı!..&#8221;</p>
<p>Kale kapısı açılmış, Kudüs şehrinin içine doğru uzanan anayolda, Hıristiyan dininin ileri gelenleri, başlarında Patrik Sofronius olmak üzere, Hz. Ömer&#8217;i karşılamak için sıralanmışlardı.</p>
<p>Önde üç atlı ilerliyordu. Ortadakinde sade ve yamalı elbiseler içinde Halife Hz. Ömer, sağ ve solunda kumandanları Halid bin Velid&#8217;le Ebu Ubeyde vardı. Onların arkasında da Amr Ibnül As, Şurabil ve Bilâl-i Habeşi geliyordu. En arkada da askerler düzenli sıralar halinde yürüyorlardı&#8230;</p>
<p>Ömer, bir ara Bilâl-i Habeşi&#8217;nin yanına giderek: &#8220;Ya Bilâl!.. Tanrı&#8217;mızın bize lütfuna, ihsanına ölçü yok!. Bu kutsal şehre girdiğimiz şu sıra, namaz vaktidir. Mübarek ezan-ı Muhammedi&#8217;yi senden dinlesek nasıl olur?..&#8221;</p>
<p>Bilâl-i Habeşi, Süleyman mabedinin karşısına düşen yüksek kale burcuna çıktı ve az sonra da, Kudüs&#8217;te ilk olarak ezan sesi işitildi&#8230;</p>
<p>Namaz çağrısı işitilince, Patrik Sofronius cemaati &#8220;Bâsübâdelmevt / ölümden sonra diriliş&#8221; adlı kiliseye götürerek, ibadetlerini burada yapabileceklerini söyledi.</p>
<p>Kiliseye giren Halife Hz. Ömer, içerisinin tapınmakta olan Hıristiyanlarla dolu olduğunu görünce, Patrik Sofronius&#8217;a dönerek:</p>
<p>&#8220;Görüyorsunuz ki, biz cemaat halinde namaz kılarsak bunların ibadetine engel olacağız. Sonra, kumandanlarım ve askerlerim kilisenin camiye çevrildiğini sanırlar. Buraya bir cami gözüyle bakarlar. Bu da ahitnamemize aykırı düşer!.. Biz namazımızı kilise dışında da kılabiliriz. İlginize teşekkür ederiz&#8230;&#8221; dedi.</p>
<p>Kudüs 637 yılında, böylece Müslümanların eline geçmiş oldu. (Kudüs&#8217;ün Müslümanların eline geçtiği tarih konusunda birlik yoktur. Bazı kaynaklar Kudüs&#8217;ün Fethini M.S. 638 olarak gösterirler. Taberi&#8217;ye göre Kudüs 637&#8242;de alınmıştır.</p>
<p>Aradan yedi yıl geçmişti. 644 yılında Hz. Ömer, Medine&#8217;de mescitte sabah namazını kıldırıyordu. Tam bu sırada Ebu Lülüe Feyruz adında bir köle, elinde bir hançerle cemaat içine daldı ve Halife Hz. Ömer&#8217;i secdedeyken altı yerinden yaralayarak yere serdi. Kaçmasını önlemek isteyen altı kişiyi daha yaralayıp mescitten dışarı çıktı.</p>
<p>Dışarıda nöbet beklemekte olan Beni Esed kabilesinden bir cenkçi, Ebu Lülüe Feyruz&#8217;un arkasından okunu fırlattı. Ok, suikastçının tam başına saplandı. Zehirli okun girmesiyle de Ebu Lülüe Feyruz olduğu yere yığılıp can verdi&#8230;</p>
<p>Hz. Ömer&#8217;i vuran Ebu Lülüe Feyruz&#8217;un dini ve ırkı konusu da karışıktır. Bir söylentiye göre, Halid bin Velid&#8217;in Yahudiden dönme kölesiydi. Başka kaynaklar da onu Hıristiyan ya da Zerdüşt dinine bağlı olarak gösterirler. Suikast konusundaki söylentilerden biri şudur: Küfe Valisi Mugayre ibni Sa&#8217;be, Ebu Lülüe Feyruz&#8217;un kızını kaçırtmış ve bedevi şeyhlerinden birisine armağan etmişti. Ebu Lülüe, bu durumu bildirmek ve kızını geri almak için Hz. Ömer&#8217;e baş vurmuş, fakat gereken ilgiyi görmemişti. Bunun üzerine bir sabah namazında onu, daha sonra ölümüne yol açacak biçimde hançerle ağır yaralamıştı.</p>
<p>Hazreti Ömer&#8217;i hemen evine taşıdılar. Aceleyle bulunan bir cerrah, karnındaki yaraları dikti. Yaraların iyileşmesi için Hz. Ömer&#8217;in hiç kıpırdamadan yatması gerekiyordu.</p>
<p>Halife Ömer, oğlu Abdullah&#8217;ı yanına çağırttı ve ona vasiyetini bildirdi:</p>
<p>&#8220;Cenaze namazını kılındıktan sonra, Hz. Ayşe&#8217;ye (Hz. Muhammet (s.a.v)&#8217;in üçüncü eşi.) git, benim Revza-i Mutahhara&#8217;ya (Hz. Muhammet (s.a.v)&#8217;in Medine&#8217;deki mezarına verilen ad) gömülmem için izin al!&#8221; dedi ve sonra cerraha dönerek:</p>
<p>&#8220;Şimdi namaz vakti yaklaşıyor, Abdest almaya kalksam ne olur?..&#8221; diye sordu. Cerrah büyük bir kaygı ve telâşla karşılık verdi:</p>
<p>&#8220;Ya Emir-ül Müminin! Sakın böyle bir davranışta bulunmayınız, yerinizden kımıldarsanız, dikişler hemen sökülür, Tanrı korusun büyük felâket olur!&#8221;</p>
<p>Hz. Ömer gülümseyerek:</p>
<p>&#8220;Namazımı bırakmaktansa, karnım yarılsın daha iyi.&#8221; dedi ve yattığı yerden doğrulmak istedi&#8230;</p>
<p>Acı bir haykırış duyuldu&#8230; Hepsi o kadar&#8230;</p>
<p>Babasının soğuyan ellerini, avuçlarında ısıtmaya çalışan Abdullah, göz yaşlarını tutamadı. Bir sahabi (Hz. Muhammet (s.a.v)&#8217;in görüp konuştuğu, yakınları. Çoğulu Sahabe&#8217;dir) onu kıyıya çekerek, şu ayet-i kerimeyi söyledi:</p>
<p>&#8220;İnna Lillâhi ve inna ileyhi raciûn .&#8221;</p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik-->
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fhz-omer-suikasti%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/hz-omer-suikasti/&amp;text=Hz. Ömer suikastı&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/hz-omer-suikasti/&amp;t=Hz. Ömer suikastı">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/hz-omer-suikasti/&amp;title=Hz. Ömer suikastı&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fhz-omer-suikasti%2F&name=buzlu.org&description=Hz.+%C3%96mer+suikast%C4%B1" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/hz-omer-suikasti/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/hz-omer-suikasti/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/hz-omer-suikasti/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/hz-omer-suikasti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>izmir suikastı</title>
		<link>http://www.buzlu.org/izmir-suikasti/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/izmir-suikasti/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Mar 2008 14:50:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Suikastler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Örgü]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/izmir-suikasti/</guid>
		<description><![CDATA[İzmir Suikastı Davası Haziran 1926, İzmir Giritli Motorcu Şevki&#8217;nin 15 Haziran 1926 günü İzmir Valiliğine yaptığı bir ihbarla ortaya çıkarılan Mustafa Kemal&#8217;e suikast olayının yeni kurulan cumhuriyette bir iktidar savaşı olduğu bellidir. İktidarı elinde bulunduran kadro kendisine rakip olarak gördüğü bir diğer kadroyu tasfiye etmek için bu olayı kullanmıştır. Dolayısıyla bu tuhaf davanın sanıkları durumuna [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/03/izmir-suikasti.jpg" title="izmir-suikasti.jpg"></p>
<p style="text-align: center"><img src="http://www.buzlu.org/images/2008/03/izmir-suikasti.jpg" alt="izmir-suikasti.jpg" /></p>
<p></a></p>
<p>İzmir Suikastı Davası<br />
Haziran 1926, İzmir</p>
<p>Giritli Motorcu Şevki&#8217;nin 15 Haziran 1926 günü İzmir Valiliğine yaptığı bir ihbarla ortaya çıkarılan Mustafa Kemal&#8217;e suikast olayının yeni kurulan cumhuriyette bir iktidar savaşı olduğu bellidir. İktidarı elinde bulunduran kadro kendisine rakip olarak gördüğü bir diğer kadroyu tasfiye etmek için bu olayı kullanmıştır. Dolayısıyla bu tuhaf davanın sanıkları durumuna sokulan ünlü şahsiyetlerin, milli mücadelenin önde gelen paşalarının başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir!</p>
<p>Sonuçta çoğu İttihatçı olan 18 kişi idam edilirken Mustafa Kemal, Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü dışında milli mücadeleyi yürüten askeri liderlerin hemen tümü şaibeli hale getirilmiştir. Hukuksal olarak nasıl bir skandal veya fiyaskonun cereyan ettiği ise olayın üzerinden sekiz ay geçtikten sonra bizzat Mustafa Kemal tarafından itiraf edilecektir.</p>
<p>Şevki&#8217;nin ihbarı sonucunda 15 Haziran akşamı İzmir&#8217;de ve İstanbul&#8217;da yapılan tutuklamalarla yakalanan Ziya Hurşit, Çopur Hilmi, Gürcü Yusuf, Laz İsmail gibi kişilerin verdiği ifadelerin yanı sıra yakalanan silahlar ve bazı diğer kanıtlardan Mustafa Kemal&#8217;in İzmir&#8217;i ziyareti sırasında Kemeraltı&#8217;nda bir suikast teşebbüsü olacağı söylenebilir.<br />
<span id="more-1231"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Ama Enver Paşa&#8217;nın adamı olarak bilinen Hacı Sami ve İttihat ve Terakki&#8217;nin Teşkilat-ı Mahsusası&#8217;nın kurucularından Kuşçubaşı Eşref&#8217;den yurtdışında bulunan Çerkez Ethem&#8217;e kadar birçok kişiyle bağlantısı olduğu ileri sürülen olayın karanlıkta kalan yanları açığa çıkarılan yanlarından daha fazladır.</p>
<p>Tabii bütün bu kargaşa içinde asıl önemli olan tam bir yıl önce, Haziran 1925&#8242;te kapatılan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası&#8217;nda yer alan paşaların olaya dahil edilmeleri ve tutuklanarak idam talebiyle İstiklal Mahkemesi&#8217;nde yargılanmalarıdır. Çok değil, daha birkaç yıl önce gerçekleştirilen milli mücadelenin kahramanları birdenbire cumhurbaşkanına suikast düzenlemeye kalkışacak kadar iktidar hırsından gözleri bir şeyi görmeyen caniler haline gelivereceklerdir!</p>
<p>Kasım 1924&#8242;de Kazım Karabekir&#8217;in başkanlığında kurulan ve Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Cafer Tayyar Eğilmez, Mersinli Cemal Paşa gibi ünlü komutanların da yer aldığı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Haziran 1925&#8242;te hükümetin aldığı bir kararla kapatılmıştı. Ama İttihat ve Terakki&#8217;nin nasıl bir örgüt olduğunu iyi bilen Mustafa Kemal Paşa açısından bu defter tam anlamıyla kapanmamıştı.</p>
<p>İktidar savaşı şu veya bu şekilde devam edecekti. Bu duruma hazırlıklı olmak ve gerektiğinde hiç tereddütsüz ve acımasız bir şekilde hareket etmek zorunluydu. İşte İzmir suikastı davası bu bağlamda bir anlam taşımaktadır.</p>
<p>Mustafa Kemal&#8217;e yönelik bir suikast hazırlığından haberi olan hükümetin olayı denetimi altında tuttuğu ve suikastçıların içine de kendi adamı olan emekli jandarma yüzbaşısı Sarı Efe Edip&#8217;i soktuğu mahkeme sırasında paşalar tarafından ileri sürüldü. Ama üzerine gidilemediği için kanıtlanamadı. Ancak olayın bu çerçevede geliştiğini gösteren çeşitli işaretler vardır.</p>
<p>İzmir&#8217;de yakalanan tetikçilerin ardından İstanbul&#8217;da Bristol Oteli&#8217;nde yakalanan Sarı Efe Edip İstanbul Polis Müdürü Ekrem Bey&#8217;e verdiği ifadede suikastın, &#8220;Terakkiperver Fırkası Umumi Heyeti tarafından kararlaştırıldığını&#8221; söyleyince, İzmir&#8217;de bulunan Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Ankara&#8217;daki Başbakan İsmet Paşa&#8217;ya bütün Terakkiperver paşalarının, yani Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Cafer Tayyar Eğilmez, Rüştü Paşa, Mersinli Cemal Paşa&#8217;nın tutuklanmasını ve yargılanmak üzere İzmir İstiklal Mahkemesine gönderilmesini isteyecektir. (Rauf Orbay o sırada yurtdışında olduğu için daha sonra gıyabında Ankara&#8217;da yargılanacak ve 10 yıl hapis cezasına çarptırılacaktır.)</p>
<p>Ancak İsmet Paşa durumdan çok emin değildir ve ortada ciddi bir kanıt olmadan, hepsi de mebus olan ve milli mücadelenin önderliğini yapmış bu şahsiyetlerin tutuklanmasının bir skandal olacağını düşünmektedir. Nitekim Kazım Karabekir 18 Haziranda tutuklanmış ama Başbakan İsmet Paşa&#8217;nın müdahalesiyle hemen serbest bırakılmıştır. İçişleri Bakanı Recep Peker bu durumu bir telgrafla Mustafa Kemal&#8217;e ihbar edecek ve bunun üzerine İzmir İstiklal Mahkemesinin Başbakan İsmet Paşa için de tutuklama kararı çıkardığı söylenecektir ama bu da kanıtlanmış değildir.</p>
<p>İzmir ve Ankara arasında karşılıklı telgraflarla durum açıklığa kavuşamayıp İsmet Paşa yeterince ikna olmayınca kalkar İzmir&#8217;e gider. Orada Mustafa Kemal ve mahkeme heyetiyle yüz yüze yaptığı görüşmeler sonucunda ikna edilecek ve böylece paşaların hepsi tutuklanarak İzmir&#8217;e gönderileceklerdir.</p>
<p>Elbette bütün ülke ve dünya şaşkın bir şekilde olayı izlemektedir ve sadece bir kişinin, sanık paşaların &#8220;hükümet ajanı&#8221; olduğunu, örtülü ödenekten para aldığını söyledikleri birinin verdiği saçma bir ifade nedeniyle tutuklanmışlardır. Saçma, çünkü cumhurbaşkanına suikast düzenlenmesi gibi bir eylemin kapatılmış bir partinin &#8220;umumi heyeti&#8221; tarafından kararlaştırılması aklın alacağı bir iş değildir.</p>
<p>Sonuçta İzmir&#8217;de Elhamra Sineması salonunda yapılan İstiklal Mahkemesi duruşmalarında celladın ipini boyunlarında hisseden paşalar mümkün olduğunca durumu açıklığa kavuşturmaya çalışırlar. İp boyunlarındadır, çünkü İstiklal Mahkemeleri neredeyse önüne gelene idam cezası vermekle ünlüdür. Bu kadar uydurma bir gerekçeyle tutuklanıp mahkemeye çıkarıldıklarına göre aynı şekilde idam cezasına çarptırılmaları ve hemen infaz edilmeleri işten bile değildir.</p>
<p>Mahkeme çok hızlı bir şekilde çalışarak davayı en kısa sürede sonuçlandırmak istemektedir. Gerek Kazım Karabekir, gerekse Ali Fuat Cebesoy, Sarı Efe Edip&#8217;in Meclis Başkanı Kazım Paşa&#8217;nın yakını olduğunu, hatta Ankara&#8217;ya geldiğinde onun evinde kaldığını, bu tertibin içine hükümet tarafından ajan olarak sokulduğunu anlatırlar ve kendilerinin olayla bir ilgilerinin olmadığını belirtirler.</p>
<p>13 Temmuzda Kel Ali başkanlığındaki mahkeme kararını açıkladığında verdiği 13 idam cezası arasında tetikçilerin yanı sıra suikastın örgütleyicileri olarak adı geçen İzmit mebusu Şükrü, Rüştü Paşa, Eskişehir mebusu ve Mustafa Kemal&#8217;in çocukluk arkadaşı Miralay Arif, Saruhan mebusu Abidin, Sivas mebusu Halis Turgut gibi isimler de vardır, ancak Terakkiperver paşalar beraat etmişlerdir.</p>
<p>Mahkeme Terakkiperver Fırka içinde gizli bir örgütün Cumhurbaşkanım öldürerek yönetime el koymak istediği kararına varmıştır, ancak paşaların bununla ilişkisi kurulamamıştır.</p>
<p>Sarı Efe Edip de beklemediği idam cezası karşısında şaşıracak ve &#8220;Bu kararda benim hizmetim nazara alınmadı&#8221; diyecektir ama mahkeme başkanı Kel Ali tarafından &#8220;Hizmetiniz elbette nazara alınacaktır&#8221; diye susturulacaktır. Ali Fuat Paşa hatıralarında, Sarı Efe Edip&#8217;in hükümet ajanı olmasına rağmen idam edilişini &#8220;Bu hizmet esnasında yanlış bir hareketine yahut başka bir sebebe bağlıdır&#8221; diye yazacaktır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Sonuçta paşalar boyunlarını cellatın ipinden kurtaracaklar ama siyasi hayatları da bitmiş olacaktır. Hukuki olarak ortada ciddi hiçbir şey yoktur, ama beraat etmiş de olsalar Mustafa Kemal&#8217;e suikast davasından yargılanmış olmaları siyasette artık bir rol üstlenememeleri için yeterlidir. Nitekim bazıları ancak Mustafa Kemal&#8217;in ölümünden sonra tekrar siyasetle ilgilenecekler ve mebus olabileceklerdir.</p>
<p>Bu davadan sekiz ay kadar sonra, Mart 1927&#8242;de bir akşam Çankaya&#8217;daki sofrasında ağırladığı çocukluk arkadaşı Ali Fuat Cebesoy&#8217;a Mustafa Kemal itirafta bulunup, şöyle diyecektir: &#8220;Paşaları senin hatırın için affettirdim.&#8221; Harbiye&#8217;den atılmaktan Ali Fuat&#8217;ın babası İsmail Paşa sayesinde kurtulan Mustafa Kemal bu sözlerinde herhalde samimidir ama aslında bu sözler aynı zamanda büyük bir fiyaskonun da itirafı değil midir?</p>
<p>Mustafa Kemal milli mücadelede omuz omuza savaştığı paşaları affettirmiştir ama onlar Mustafa Kemal&#8217;i affetmemiş, hatta Mustafa Kemal&#8217;in çağrısına ve çabalarına rağmen bazıları bir daha ölünceye kadar kendisiyle görüşmemiştir&#8230;
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fizmir-suikasti%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/izmir-suikasti/&amp;text=izmir suikastı&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/izmir-suikasti/&amp;t=izmir suikastı">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/izmir-suikasti/&amp;title=izmir suikastı&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fizmir-suikasti%2F&name=buzlu.org&description=izmir+suikast%C4%B1" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/izmir-suikasti/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/izmir-suikasti/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/izmir-suikasti/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/izmir-suikasti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Talat Paşa Suikastı</title>
		<link>http://www.buzlu.org/talat-pasa-suikasti/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/talat-pasa-suikasti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Aug 2007 08:04:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Suikastler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Örgü]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[Neden,Niçin,Nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[Takı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=435</guid>
		<description><![CDATA[İttihat ve Terakki&#8217;nin eski Başvekili Talat Paşa, kendisine seslenen adamı görmek için geriye döndü. Dönmesiyle ateşlenen bir tabancadan çıkan kurşunun alnına saplanması ve kaldırımların üzerine yığılması bir olmuştu. Bir zamanlar, Osmanlı İmparatorluğunun kaderini elinde tutan Talat Paşa, İran&#8217;ın Selmas şehrinde doğan Salomon Taleyran adlı bir Ermeni Komitacısının kurşunuyla böylece can vermişti. Olay Berlin&#8217;de geçiyor, takvimler [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2007/07/talat-pasa.jpg" title="talat-pasa.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.buzlu.org/images/2007/07/talat-pasa.jpg" title="talat-pasa.jpg"><img src="http://www.buzlu.org/images/2007/07/talat-pasa.jpg" alt="talat-pasa.jpg" height="197" width="197" /></a></p>
<p>İttihat ve Terakki&#8217;nin eski Başvekili Talat Paşa, kendisine seslenen adamı görmek için geriye döndü. Dönmesiyle ateşlenen bir tabancadan çıkan kurşunun alnına saplanması ve kaldırımların üzerine yığılması bir olmuştu.</p>
<p>Bir zamanlar, Osmanlı İmparatorluğunun kaderini elinde tutan Talat Paşa, İran&#8217;ın Selmas şehrinde doğan Salomon Taleyran adlı bir Ermeni Komitacısının kurşunuyla böylece can vermişti.</p>
<p>Olay Berlin&#8217;de geçiyor, takvimler 15 mart 1921&#8242;i gösteriyordu.</p>
<p><span id="more-435"></span></p>
<p>Eşi Hayriye hanım, kocasının ölümünden yıllar sonra, Talat Paşa&#8217;nın öldürülmesi konusunda şunları söylüyordu:</p>
<p>&#8220;Çok cesurdu. Tehlike nedir bilmezdi. Etrafında kimbilir, ne maksatla kimler dolaşıyor, dikkat et, dedikleri zamanlarda bile aldırmaz, çantasını koluna alınca, fırlar tek başına giderdi. Berlin&#8217;de -en sonunda kanına giren- katil daha önce iki kere karşısına çıkmış, Paşa&#8217;yla göz göze gelmiş. Fakat Paşa o kadar pervasız, sakin, hatta gülümseyerek bakıyormuş ki, adam avuçladığı silahını çıkarmaya cesaret edememiş ve nihayet: Ben Talat Paşa&#8217;ya baka baka silahımı çekemeyeceğim, ancak arkasından vurabilirim, demiş.&#8221;</p>
<p>Talat Paşa Berlin&#8217;deyken, bir dostuna yurt hasreti içinde şunları söylemişti:</p>
<p>&#8220;Selanik&#8217;teyken ikide bir sürgün cezasına çarpılan Bulgar komitacılarıyla karşılaşırdık. Bunlar vatanlarından ayrılmadan evvel, jandarma nezaretinde bulundukları halde merasimle rıhtımın üzerinde toplanır ve içlerinden birisinin verdiği işaretle hep birden eğilip toprağı öperlerdi.</p>
<p>Bu, onlar için vatana dönüş umudunun bir ifadesiydi: Öptüğümüz toprak bizimdir, buraya yine geleceğiz&#8230; demek istiyorlardı. Bir gün ben de vatana dönersem, bilir misiniz ne yapacağım?&#8221;</p>
<p>Dostu: &#8220;Her halde siz de onlar gibi toprağı öpeceksiniz&#8230;&#8221; deyince, Talat Paşa ağlayarak şu karşılığı vermişti:</p>
<p>&#8220;Ne dersin sen? Ne dersin sen? Ben öpmekle doyamam ki&#8230; Yiyeceğim vatan toprağını, yiyeceğim&#8230;&#8221;</p>
<p>Talat Paşa, 1874 yılının 17 Ağustosunda Edirne&#8217;de doğmuştu. Yoksul bir ailenin çocuğu olarak ilk ve orta öğrenimini bitirdikten sonra Alyans İsrail okulunda iki yıl Fransızca okudu. Zeki, çalışkan bir gençti. Okul yöneticileri, kendisine bir yıl kadar Türkçe öğretmenliği görevini vermişlerdi.</p>
<p>Mehmet Talat, Edirne&#8217;de çok durmadı. Selanik’e giderek Telgrafhaneye maaşsız memur adayı olarak girdi. Hukuk Mektebi&#8217;ne kaydoldu. Bir yıl sonra. Telgrafhane &#8220;Mukayyid&#8221;i (Kayıt memuru) olarak maaşa geçti ve yirmi yaşının içindeyken politikayla ilgilenmeye başladı. Jön-Türklerle haberleşirken yakalandığından üç yıl sürgün cezası yedi, Hukuk Mektebini de ikinci sınıfında bırakmak zorunda kaldı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Cezası iki yıl sonra bağışlandı ve 1898&#8242;de Selanik&#8217;le Manastır arasında &#8220;gezici posta memuru&#8221; oldu. Bu görevi, İttihat ve Terakki örgütünün bu dolaylardaki haberleşmesini, güvenlik içinde yapabilmesi amacıyla kabul etmişti. 1893 yılında Posta Telgraf Başmüdürlüğü kâtipliğine, 1903&#8242;te de başkâtipliğine getirildi. 1907 yılındaysa, İttihat ve Terakki&#8217;nin &#8220;İhtilâl Komitası&#8221; sivil kadrosunun basında olduğu anlaşılarak, görevinden çıkarıldı ve tutuklandı.</p>
<p>1908&#8242;de, İttihat ve Terakki&#8217;nin önde gelen kişilerinden biri olarak Mehmet Talat, İkinci Meşrutiyet Meclisine, Edirne mebusu seçildi. Önce Meclis Reis Vekilliğine getirildi, 1909 Temmuzundan başlayarak sırasıyla Dahiliye Nazırı, Meclis&#8217;te İttihat ve Terakki Fırkası Reisi, Posta Telgraf Nazırı ve yine Dahiliye Nazırı oldu.</p>
<p>1916 yılında, Sadrazam Sait Halim Paşa&#8217;nın istifasıyla onun yerine getirildi. Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı İmparatorluğunun yenilmesi ve Mondros Mütareke&#8217;sinin imzalanması üzerine, Enver ve Cemal Paşalarla birlikte yurtdışına kaçmak zorunda kaldı.</p>
<p>31 Temmuz 1918&#8242;de Mondros Mütarekesi uyarınca, Osmanlı İmparatorluğu orduları silahlarını bırakmış, yenilgiyi kabul etmişti, İttihat ve Terakki&#8217;nin üç büyükleri, Talat, Enver ve Cemal Paşaların, savaş suçlusu olarak yargılanmaları kesindi. Bu nedenle, üç büyükler yurtdışına kaçmaya karar verdiler,</p>
<p>Talat Paşa, yurt dışına çıkmadan önce, yerine getirilen Başvekil İzzet Paşa&#8217;ya şu mektubu göndermişti:</p>
<p>&#8220;Pek muhterem ve mübarek tanıdığım İzzet Paşa Hazretlerine,</p>
<p>Memleketin bir müddet ecnebi nüfuz ve tesiri altında kalacağını anladım. Buna rağmen memlekette kalmak ve millet muvacehesinde muhakeme olmak fikrinde idim. Bütün dostlarım bunu atiye talik etmek için ısrar ettiler. Zat-ı fahimtaneleriyle istişare edemedim. Müşkül mevkide kalacağınızdan çok düşündükten sonra sarfı nazar ettim. Bütün hayat-ı siyasiyemde hedefim, memleket namuskârane ve fedakârane hizmet etmek idi. Şahsen buna muvaffak oldum. Bütün servetim, zat-ı şahanenin ihsan ettiği otomobil esmanıyla (değer, kıymet) her ay artırdığım yirmişer liradan müterakim bin altı yüz liralık istikraz-ı dahili bedelinden ve bir de dört arkadaşımla birlikte isticar (kiralamak) ettiğimiz çiftliğin devri icarından hasıl olan paradan ibarettir. Bunun bir kısmını aileme terk ederek bir kısmını yanıma aldım. Bundan başka bir nesneye malik değilim. Millete karşı hesap vermek ve muhakeme olarak tayin edilecek cezayı kemal-i cesaretle çekmek isterim, işte zat-ı fahimanelerine söz veriyorum. Memleketim ecnebi nüfuz ve tesirinden azade kaldığı gün, ilk telgrafınıza itaat edeceğim. Baki kemal-i hürmetle ellerinizden öperim muhterem Paşa Hazretleri.</p>
<p>2 Teşrinisani 1334 (2 Kasım 1918)<br />
Mehmet Talat&#8221;</p>
<p>2 Kasım 1918 cumartesi gecesi, saat 11&#8242;e yaklaştığı sırada, karanlıklar arasında iki kişi hızlı hızlı rıhtıma doğru yürüyordu. Bunlardan biri Talat Paşa, öteki de İhsan Namık Bey&#8217;di. Rıhtıma yaklaştıklarında üç kişinin daha orada beklediğini gördüler. Talat Paşa, İhsan Bey&#8217;e dönerek:</p>
<p>&#8220;Bir kadınla iki erkek dolaşıyor, bunlar kimdir İhsan?&#8221; diye sordu.</p>
<p>&#8220;Belki de pokerden dönüyorlardır. Paşam&#8230;&#8221;</p>
<p>Bekleyen üç kişiden biri onlara doğru ilerleyince, tanımakta gecikmediler: Bu Enver Paşa&#8217;ydı.</p>
<p>Eski Harbiye Nazırı Talat Paşa&#8217;nın elini sıktıktan sonra:</p>
<p>&#8220;Tam zamanıdır, motor da neredeyse gelir&#8230;&#8221; dedi.</p>
<p>Gerçekten de az sonra, burnunda cansız bir ışıkla yol alan bir motor Amerikan Koleji yönünden gelerek rıhtıma yanaştı. Enver Paşa, kendisini uğurlamaya gelen kız kardeşini kucakladıktan sonra motora atladı. Onu ötekiler izlediler. Biraz sonra bütün yolcularını alan motor, açıkta kendilerini bekleyen Alman torpitobotuna yanaşıyordu.</p>
<p>Talat Paşa Berlin&#8217;e yerleşmişti. Anılarını yazıyor, karısıyla birlikte yoksul sayılabilecek bir hayat yaşıyordu. Sık sık karısı Hayriye hanıma:</p>
<p>&#8220;Beni bir gün sokakta vuracaklar. Alnımdan kanlar akarak yere serileceğim. Yatakta ölmek nasip olmayacak. Ama ziyanı yok, varsın vursunlar, vatan benim ölümümle bir şey kaybetmez. Bir Talat gider, bin Talat gelir!..&#8221; derdi.</p>
<p>Bir gün ya Ermeni Komitacılarının ya da bir başka düşmanının kurşunlarıyla can vereceğini biliyordu. Özellikle Ermeni Komitacılarının&#8230;<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Ermeniler, 1878 Türk-Rus savaşından sonra Doğu illerimizde bağımsız bir devlet kurmak istiyorlardı. Çarlık Rusyası ve İngiltere, Ermenileri sürekli olarak kışkırtıyor, Amerikan misyonerleri de aynı yönde çalışmalar yapıyorlardı. Aya-Stefanos Anlaşması (Yeşilköy&#8217;ün eski adı) yapılırken, Avrupa Devletlerinin Berlin Kongresi&#8217;ndeki yetkili delegelerine bu amaçla baş vurmuşlar fakat, diplomatik yollardan yaptıkları bu baş vurmanın sonuçsuz kalmasıyla birtakım anarşist örgütler kurarak, sabotaj ve ayaklanma eylemlerine girişmişlerdi. Hınçak ve Taşnak adlı bu gizli örgütler, her eylemlerinde karşılarında Osmanlı Hükümetini buluyor, yabancıların işe karışmasını sağlamak için, &#8220;Türkler, Ermenileri kesiyor!..&#8221; şeklinde propaganda yaparak, Avrupa&#8217;yı birbirine katıyorlardı.</p>
<p>Ermeni Komitacılar, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasından sonra, Ermenilerin Doğu illerimizden göç ettirilmelerinde İttihat ve Terakki&#8217;nin, dolayısıyla bu örgütün önderleri durumundaki Enver, Talat ve Cemal Paşaların parmağını görüyor, intikam için fırsat kolluyorlardı.</p>
<p>15 Mart 1921 günü Talat Paşa, her zamanki gibi erkenden kalkmış saat ona kadar çalıştıktan sonra, eşine dönerek:</p>
<p>&#8220;Haydi Hayriye, seninle biraz dolaşalım. Hava almış olursun&#8230;&#8221; demişti.</p>
<p>Fakat mutfakta yemek pişirmekte olan karısı:</p>
<p>&#8220;Ben çıkmayayım. Hem yorgunum, hem de ateşte yemek var.&#8221; diye karşılık verdi.</p>
<p>Talât Paşa Hardenberg Strasse&#8217;deki evinden çıkıp tek başına yürümeye başlamıştı. Daldın ve düşünceli bir şekilde. Kurfüstendam caddesine saptı. Daha birkaç adım atmamıştı ki, arkasından birinin:</p>
<p>&#8220;Talat Paşa!.. Talat Paşa!..&#8221; diye bağırdığını duydu. Geriye döndü ve&#8230;</p>
<p>Rumeli&#8217;de başlayan, fırtınalar içinde geçen bir hayat,. Kurfüstendam caddesinin kaldırımları üzerinde sona ermişti. Katil Salomon Taleyran, 24 yaşında üniversite öğrencisi gözü dönmüş bir Taşnak Komitacısıydı.</p>
<p>Alman mahkemesi, kendi toprakları üzerinde işlenen bu cinayetin suçlusuna hiç bir ceza vermeyerek, Taleyran’ı beraat ettirdi. Yıllarca dost bildiği, Birinci Dünya Savaşı&#8217;nda kader birliği ettiği Almanya, onun anısına ve kanlı ölüsüne bile saygı göstermemişti.</p>
<p>Talat.Paşa&#8217;nın cesedi, aradan 22 yıl geçtikten sonra 25 Şubat 1943&#8242;te yurda getirilerek Hürriyet-i Ebediye tepesindeki şehitliğe gömülmüştür. Talat Paşa, dostuna söylediği biçimde yurdunun toprağını yiyememiş, ancak bir torba kemik olarak yurt topraklarında sonsuz uykusuna dalmıştır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Ftalat-pasa-suikasti%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/talat-pasa-suikasti/&amp;text=Talat Paşa Suikastı&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/talat-pasa-suikasti/&amp;t=Talat Paşa Suikastı">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/talat-pasa-suikasti/&amp;title=Talat Paşa Suikastı&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Ftalat-pasa-suikasti%2F&name=buzlu.org&description=Talat+Pa%C5%9Fa+Suikast%C4%B1" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/talat-pasa-suikasti/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/talat-pasa-suikasti/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/talat-pasa-suikasti/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/talat-pasa-suikasti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Troçki Suikastı</title>
		<link>http://www.buzlu.org/trocki-suikasti/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/trocki-suikasti/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Apr 2007 17:32:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Suikastler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[ölçü]]></category>
		<category><![CDATA[barut]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bomba]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[Takı]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=242</guid>
		<description><![CDATA[1940 yılının 25 Mayıs sabahında, Meksika&#8217;nın başkenti Mexico&#8217;da ortalık daha yarı karanlıkken, Gizli Polis Şefi Albay Sanchez Salazar aldığı bir haber üzerine, apar topar arabasına binmiş Morelos caddesine doğru yol almaya başlamıştı. Telefonla kendisine, Leon Troçki&#8217;ye suikast yapıldığı haberi verilmişti!.. Albay Salazar, otomobilinin camlarından ıssız sokakları seyrederken, Rus Devrimi&#8217;nin ünlü kişilerinden Leon Davidoviç Troçki&#8217;nin, Meksika&#8217;ya [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img src="http://www.buzlu.org/images/trocki.jpg" height="184" width="140" /></p>
<p>1940 yılının 25 Mayıs sabahında, Meksika&#8217;nın başkenti Mexico&#8217;da ortalık daha yarı karanlıkken, Gizli Polis Şefi Albay Sanchez Salazar aldığı bir haber üzerine, apar topar arabasına binmiş Morelos caddesine doğru yol almaya başlamıştı. Telefonla kendisine, Leon Troçki&#8217;ye suikast yapıldığı haberi verilmişti!..</p>
<p>Albay Salazar, otomobilinin camlarından ıssız sokakları seyrederken, Rus Devrimi&#8217;nin ünlü kişilerinden Leon Davidoviç Troçki&#8217;nin, Meksika&#8217;ya gelişinden beri geçen olayları kafasından geçiriyordu. Troçki ve yanındakiler gelmeden önce, onu böyle gece yarısı sokağa düşürecek olaylar öylesine az olurdu ki&#8230; Ama bu Ruslar geleli beri, başkent Mexico&#8217;da çok şey değişmişti.</p>
<p><span id="more-242"></span></p>
<p>Troçki&#8217;nin, Morelos caddesi üzerindeki evi, şehrin dışındaydı. Evi dışardan görenler, eski çağlardan kalma bir şato olduğu yargısına kolayca varabilirlerdi. Troçki ve yakınları, evi satın aldıktan sonra, onu tam bir kale durumuna getirmişlerdi. Alçak bahçe duvarları yükseltilmiş, kapıya kurşun işlemez kalın bir zırh geçirilmiş, üstelik her yana alarm zilleri takılmıştı.</p>
<p>Mexico halkı, bu güvenlik tedbirlerini çoğu zaman alaya alıyor, &#8220;Don Leon&#8221; dedikleri Troçki&#8217;ye ölüm korkusunun yerleştiğini söylüyordu. İşin doğrusunda, Gizli Polis Şefi Salazar da, halktan ayrı düşünmüyordu bu konuda&#8230;</p>
<p>Morelos caddesi bilimindeki eve geldiğinde Salazar görevlilerden ilk bilgileri aldı; suikast sonuçsuz kalmış, Troçki&#8217;ye hiç bir şey olmamıştı, ilk kapı, arkasından ikinci bira kapı daha geçildi. Salazar şimdi, Meksika iklimine özgü çiçeklerle süslü bir bahçedeydi. Burada, başta Troçki&#8217;nin sekreteri olmak üzere, öbür koruyucu polisler, ellerinde tabancalarıyla, halâ üzerlerinden atamadıkları bir heyecan içinde Gizli Polis Şefini karşıladılar.</p>
<p>Troçki de bu kalabalığın arasındaydı. Soğukkanlı görünüyordu. Yalnız, gözlüklerinin ardındaki mavi gözleri, bir garip ışıltıyla parlamaktaydı. Karısı yanıbaşında duruyordu. Kadın oldukça heyecanlıydı. Troçki&#8217;nin Sieva adındaki torunu, ayağından hafifçe yaralandığı için topallayarak yürüyordu.</p>
<p>Hep birlikte Troçki&#8217;lerin yatak odasına girdiler. Keskin bir barut ve yanık kokusu kaplamıştı odayı. Duvarlar ve yatakların üzerleri, atılan kurşunlarla delik deşik olmuştu. Odanın döşemesi ve yatak örtüleri de yanmıştı. Taban tahtalarından hâlâ duman tütüyordu. Odanın makineli tüfekle tarandığını anlamak için, Gizli Polis Şefi olmak gerekli değildi!.</p>
<p>Yapılan incelemeden sonra, Troçki&#8217;nin karısı Nathalia, olayı Salazar&#8217;a şöyle anlatıyordu:</p>
<p>&#8220;Gecenin yarısını bulmuştuk. Çok yakından gelen silah sesleriyle uyandım. Leon da uyanmış, uyku sersemliğiyle bana bakıyordu. Kulağına eğildim; &#8220;Odaya ateş ediliyor!..&#8221; dedim. Birlikte yataktan döşeme üzerine kaydık. O sırada, bahçe, evin içi ve oda, sanki birbiri arkasına yıldırım düşüyormuşçasına aydınlanıyordu. Kapının eşiğinde duran üniforma giyinmiş bir adam, durmadan içeriye ateş ediyordu. Bir ara, Leon&#8217;u kurşunlardan korumak düşüncesiyle yerimden doğrulmak istedim. Fakat hızla beni yanına çekti. Adamın elindeki makineli tüfeğin parıltısı ve gürültüsü, bir süre daha devam etti. Sonra birden, bütün sesler kesildi. Torunumuz kaçırıldı, yakınlarımız öldürüldü, diye düşündüm. Şimdi de, Leon&#8217;u yeniden öldürmeye gelecekler kaygısı içinde, korkunç bir umutsuzluğa kapıldım&#8230;&#8221;</p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p>Evin önündeki çimenlik, suikastçilerin attıkları bir yangın bombasıyla kavrulmuştu. Troçki, eliyle çimenliği göstererek:</p>
<p>&#8220;Anlaşılan, gelenler yalnızca beni öldürmek değil, aynı zamanda evi de yakmak istiyorlarmış..&#8221; dedi.</p>
<p>Albay Salazar sordu:</p>
<p>&#8220;Suç delillerini yok etmek için mi?&#8221;</p>
<p>&#8220;O da akla gelebilir&#8230; Ama, arşivimi ve bende kalan gizli belgeleri yok etmek için de bu saldırıya girişmiş olabilirler. G.P.U (Sovyet Gizli Polis Örgütü) şu sıra sürdürdüğüm çalışmaların konusunu öğrenmiş olabilir. Daha önce de, Norveç&#8217;teyken, evde olmadığımız bir sırada bazı kimseler içeri girmek istemişlerdi. Fransa&#8217;da da, buna benzer bir şey oldu; Sosyal Tarih Enstitüsüne belgeler vermiştim. Bir gece, kimlikleri bilinmeyen kişiler, Enstitünün demir kapısını kaynakla eriterek içeri girmişler, 66 kilo ağırlığındaki belgeleri çalmışlardı..&#8221;</p>
<p>Bütün tunları kuşkusuz Stalin düzenliyordu. O Rusya&#8217;da egemen olabilmek için en yakınlarını bile ortadan kaldırmaktan çekinmiyordu. Elbette sıra bir gün, Troçki&#8217;ye de gelecekti. Belirtileri de ortadaydı. Troçki&#8217;nin adı Sovyet devrim tarihlerinden, devrimi yansıtan tablolardan, hatta belgesel filmlerden, şarkı ve marşlardan çıkartılmamış mıydı?.. Önce Rusya&#8217;dan sürülmüştü. Şimdi de Troçki&#8217;yi öldürterek, bu sorunu çözümlemiş olacaktı. Ayrıca elini çabuk tutması da gerekiyordu; çünkü Troçki, kendi hayat hikâyesini yazmaya başlamıştı. Hem de tarihi belgelere dayanarak&#8230; Bunu önlemeliydi.</p>
<p>Yarım kalan bu suikastın üzerinden aşağı yukarı 3 ay geçmişti. 1940 yılının 20 Ağustos günü gelip çattı. Oldukça sıcak ve güneşli bir gün başlıyordu. Troçki, çalışma odasına geçmek üzereydi. Karısı Nathalia, kurşun geçirmez ceketini giymesini istedi. Troçki, her zaman olduğu gibi direnmiş ve kurşun geçirmez ceketi, tehlikeye daha yakın gördüğü koruyucusuna giydirmişti.</p>
<p>Onun kendine göre bir hayat görüşü vardı. &#8220;Kişinin kendisini süresiz olarak ölüme karşı savunması imkânsızdır. Yoksa, yaşamanın değeri kalmaz!..&#8221; derdi. Kendisini ölüme götürecek olan ikinci suikastın yapılacağı 20 Ağustos günü işte böyle başlamıştı.</p>
<p>Sonradan, karısının anlattığına göre, Troçki bütün gününü çalışma odasında geçirmişti. Akşama doğru dışarı çıkmış, bahçedeki tavşanlarını beslemişti. Yanıbaşında birisi vardı; hem de havanın açık olmasına rağmen, kolunda yağmurluğu, başına iyice geçirilmiş şapkasıyla Jackson duruyordu. Jackson. her günkünden daha sinirli ve kuşkulu görünüyordu. Bu adam, çevresinde de sevilmeyen birisiydi. Komünist geçinmesine rağmen, bu konuda bilgisi hemen hemen hiç yoktu. Yalnız, Troçki&#8217;nin en güvendiği sekreterlerinden birinin kızıyla nişanlı olması, Troçki&#8217;nin yanına girebilme olanağını ona sağlıyordu. Nişanlısıyla birlikte gelirdi daima, ilk olarak 18 Ağustos günü yalnız gelmişti. Bu gün de ikinci kere Troçki&#8217;nin evine tek başına geliyordu.</p>
<p>Bir ara Troçki karısına:</p>
<p>&#8220;Jackson burada, nişanlısı Sylvia&#8217;yı bekliyor&#8230; Bu gece New York&#8217;a gideceklermiş.&#8221; dedi.</p>
<p>Jackson da, bayan Nathalia&#8217;ya şunları söylemek gereğini duydu:</p>
<p>&#8220;Onu, burada bulamayınca şaşırdım! Oysa daha önce gelmesi gerekiyordu.&#8221;</p>
<p>Sonra Troçki&#8217;ye dönerek:</p>
<p>&#8220;Onu beklerken, son yazdığım yazıyı da bir gözden geçirelim.&#8221; dedi.</p>
<p>Troçki&#8217;nin bu teklif karşısında biraz canı sıkılır gibi oldu. Fakat olgun kimselere özgü hoşgörüsüyle, bu teklifi kabul etti. Birlikte çalışma odasına girdiler.</p>
<p>Olayın bundan sonrasını bayan Nathalia şöyle anlatmıştır:</p>
<p>&#8220;En çok iki üç dakika geçmişti ki, korkunç bir bağırma işittim. Baktım; Leon, eşik üzerinde gözüktü. Düşmemek için de arkasını kapıya dayadı. Zorlukla ayakta durmaya çalışıyordu. Yüzü kan içindeydi. Gözlüksüzdü ve gözleri dehşetle açılmıştı!</p>
<p>&#8220;Ne oldu, ne oldu?&#8221; diye bağırarak onu kollarımın arasına aldım. O, yalnızca:</p>
<p>&#8220;Jackson&#8230;&#8221;</p>
<p>diyebildi. Her şeye rağmen soğukkanlı bir görünüş içindeydi. Birlikte birkaç adım atabildik. Sonra onu yavaşça yere bıraktım. O zaman işitilmesi güç bir sesle:</p>
<p>&#8220;Seni seviyorum Nathalia!..&#8221; dedi. Başıyla çalışma odasını göstererek:</p>
<p>&#8220;Biliyor musun orada&#8230; Ne yapacağını anladım&#8230; Bir kere daha vurmak istedi, fakat kaçtım!.&#8221;</p>
<p>Durumu öğrenen evdeki koruyucular, dışarıdaki polislere haber salarken, süre kaybetmeden Jackson&#8217;ın üzerine atılmışlardı. Umutsuzca direnen katilin şapkası başından fırlamış, odanın bir köşesine yuvarlanmıştı. Elindeki suç aracı olan keser de, boğuşma sırasında yere düşmüştü. Kâğıtlar, gazete ve dergiler ortalığa saçılmıştı. Troçki&#8217;nin üzerinde büyük bir özenle çalıştığı Stalin&#8217;in hayatıyla ilgili eserin birçok sayfası kan içindeydi!.. Öfke içindeki koruyucular, tabancalarının kabzalarıyla, durmadan Jackson&#8217;a vuruyorlardı.</p>
<p>Jackson ise, dehşet ve acı içinde bağırıyordu:</p>
<p>&#8220;Onların zoruyla yaptım bunu!.. Öldürün beni!.. Annemi hapsettiler.. Beni tehdit ediyorlardı&#8230;&#8221;</p>
<p>Bu sırada, yığıldığı yerden Troçki&#8217;nin sesi duyuldu: &#8220;Öldürmeyin onu!.. Konuşması gerekiyor!., öldürmeyin onu!..&#8221;</p>
<p>Hastaneye kaldırılan Troçki&#8217;nin yarasını doktorlar çok derin buldular. Aynı zamanda sürekli kan kaybediyordu Kafatası çökmüş, beyni zedelenmişti. Kurtulma umudu yok denecek ölçüde azdı. Yapılan ameliyat bir sonuç vermedi Troçki uzun bir süre can çekiştikten sonra, 1940 yılının 21 Ağustos sabahında, ortalık ağarmaya başlarken oldu.</p>
<p><!--adsense#728x90yatay--></p>
<p><!--adsense#firefox-->
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Ftrocki-suikasti%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/trocki-suikasti/&amp;text=Troçki Suikastı&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/trocki-suikasti/&amp;t=Troçki Suikastı">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/trocki-suikasti/&amp;title=Troçki Suikastı&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Ftrocki-suikasti%2F&name=buzlu.org&description=Tro%C3%A7ki+Suikast%C4%B1" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/trocki-suikasti/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/trocki-suikasti/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/trocki-suikasti/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/trocki-suikasti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hitler&#8217;e Suikast</title>
		<link>http://www.buzlu.org/hitlere-suikast/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/hitlere-suikast/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Mar 2007 23:05:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Suikastler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[alman]]></category>
		<category><![CDATA[amaçları]]></category>
		<category><![CDATA[Hitler]]></category>
		<category><![CDATA[kim tarafından]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl öldürüldü]]></category>
		<category><![CDATA[nazi]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[plan]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçları]]></category>
		<category><![CDATA[suikast]]></category>
		<category><![CDATA[suikastçılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=94</guid>
		<description><![CDATA[Haziran 1944&#8242;te Müttefikler tarafından yapılan Normandiya çıkartması, Almanya&#8217;da umutsuzluğu iyice artırmıştı. Fakat Hitler, sonuna kadar direnme niyetini belirtiyor, çok yakın bir zamanda işitilmedik silahların kullanılacağını bildiriyordu. Ona göre bu korkunç silahlar, savaşı derhal Almanya lehine sonuçlandıracaktı. Hitler&#8217;in sözünü ettiği &#8220;işitilmedik silah&#8221; Amerikan ve İngiliz bilginlerinin de üzerinde çalışmakta oldukları atom bombasıydı. Alman bilginleri, atom bombasını [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img src="http://www.buzlu.org/images/hitler92.jpg" alt="" /></p>
<p>Haziran 1944&#8242;te Müttefikler tarafından yapılan Normandiya çıkartması, Almanya&#8217;da umutsuzluğu iyice artırmıştı. Fakat Hitler, sonuna kadar direnme niyetini belirtiyor, çok yakın bir zamanda işitilmedik silahların kullanılacağını bildiriyordu. Ona göre bu korkunç silahlar, savaşı derhal Almanya lehine sonuçlandıracaktı. Hitler&#8217;in sözünü ettiği &#8220;işitilmedik silah&#8221; Amerikan ve İngiliz bilginlerinin de üzerinde çalışmakta oldukları atom bombasıydı. Alman bilginleri, atom bombasını gerçekleştirme yansısında geri kalıp, bu korkunç silahı zamanında yetiştiremezlerse, Hitler, Berchtesgaden dolaylarındaki sığınağa çekilerek, kendisiyle birlikte Almanya&#8217;yı da uçuruma sürükleyecek delice planlar tasarlıyordu.</p>
<p>Almanya&#8217;da, daha savaşın başından beri, Hitler&#8217;i ortadan kaldırıp ülkelerini felâketten kurtarmaya çalışan sağduyu sahibi kişiler de vardı. Bunlar, Hitler&#8217;i öldürerek Müttetiklerle barış yapmayı düşünüyorlardı. Bu amaçla da 1941 yılından beri birkaç suikast girişiminde bulunmuşlar fakat hiç birinde başarı kazanamamışlardı.<br />
<span id="more-94"></span><br />
Amiral Canaris ve Kont Helmuth von Moltke tarafından yönetilen ve aralarında Schacht, Belçika Valisi Von Falkenhausen, Mareşal Rommel, Von Beck, Fransa Valisi Karl Heinrich von Stulpnagel, Von Hassel gibi general ve devlet adamları bulunan bir grup, Hitler&#8217;i devirdikten sonra yerine Feldmareşal Vitzleben’i geçirmeyi kararlaştırmıştı. Ne var ki, Gestapo bu komployu haber almış ve Kont Moltke 1944 Ocak ayında tutuklanmıştı. Onun tutuklanması, ötekilerinin çalışmalarını durdurmamış ve 1944 Temmuzunda Hitler&#8217;e son ve en önemli suikastı yapmışlardı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Hitler, daha öncekilerden olduğu gibi, bundan da kurtuldu ve suikastı düzenleyenlerin tümünü ortadan kaldırdı. 20 Temmuz 1944&#8242;te yapılan bu suikaste geçmeden önce, başarısızlıkla sonuçlanan öbür suikastlardan da söz etmek gerekir.<br />
<strong style="color: red"></strong><br />
4 Ağustos 1941&#8242;de Merkez Grubu Ordusu, Borisov&#8217;daydı. Bu ordu Feldmareşal Von Bock&#8217;un komutası altındaydı. Ordu karargâhı, Hitler&#8217;i tutuklayıp mahkeme önüne çıkarmaya kararlı subaylarla doluydu. Bunların başında Orgeneral Von Treckow&#8217;la yardımcısı Teğmen Von Schlabrendorff&#8217;du. Von Bock, ancak girişim başarıya ulaşırsa yardım vaadinde bulundu.</p>
<p>Hitler, Borisov&#8217;daki Merkez Grubu Ordusu karargâhına geldiğinde, suikastçılar şaşkınlık ve korkudan hiç bir şey yapamadılar. Kalabalık bir koruyucu çemberi içindeki Hitler&#8217;in yanına suikastçılar yanaşamadılar bile.</p>
<p>13 Mart 1943&#8242;te, Stalingrad&#8217;ta Alman ordularının yenilgiye uğramalarından hemen sonra, Hitler&#8217;e ikinci bir suikast düzenlendi. Merkez Grubu Ordusu karargâhı o sırada Smolensk&#8217;de bulunuyordu. Komutan değişmiş, Von Bock&#8217;un yerine Feldmareşal Von Kluge getirilmişti. Tresckow&#8217;la Schlabrendorff, aynı teklifi Von Kluge&#8217;ye yaptılar ve aynı karşılığı aldılar.</p>
<p>Von Kluge, suikast başarıya ulaşırsa yardıma hazır olduğunu söyledi. Hitler&#8217;in pek yakında karargâhı ziyaret edeceği biliniyordu. Canaris ve öteki komplocu subaylar, Smolensk&#8217;e plastik bombalar ve sigorta tapaları getirdiler. Hitler karargâha geldi ve ayrılmasına yakın suikastçılar hareket geçtiler. Tresckow ve Schlabrendorff iki konyak şişesine bomba yerleştirip Hitler&#8217;in maiyet subaylarından Albay Brandt&#8217;a vererek, Rastenburg’daki bir arkadaşlarına götürmesini istediler. Brandt, şişeleri yerine ulaştırmak üzere aldı. Bombalar, Hitler&#8217;in uçağının havalanışından yarım saat sonra patlayacak şekilde ayarlanmıştı. Suikastçılar, Berlin ve Smolensk&#8217;de heyecanla sonucu beklerlerken, Hitler&#8217;in uçağının Rastenburg&#8217;a sağ salim indiği haberini şaşkınlık içinde öğrendiler.</p>
<p>Bunun üzerine teğmen Schlabrendorff, büyük bir soğukkanlılıkla Hitler&#8217;in karargâhına giderek, her şeyden habersiz Brandt&#8217;dan, içine bomba yerleştirilmiş konyak şişelerini alarak, yerine gerçek konyak şişeleri verdi. Suikastçılar, bombaların patlamayışını Hitler&#8217;in uçağının çok yüksekten uçmasına ve bu nedenle tapa sigortasının çalışmamasına yordular.</p>
<p>21 Mart 1943&#8242;te Hitler&#8217;e üçüncü suikast girişiminde bulunuldu. Hitler&#8217;i öldürmeyi kafasına koyan Orgeneral Von Tresckow, Führer&#8217;in Berlin&#8217;de, Unter den Linden&#8217;deki Şehitler Anıtı binasında yapılan kahramanları anma törenine katılmasından yararlanmak istedi. Bu sefer Albay Von Gresdorff, kaputunun ceplerine iki bomba yerleştirerek binanın içinde beklemeye başladı. Hitler&#8217;in ziyaretinin yarım saat süreceği daha önceden bildirilmişti. Fakat Hitler, binada ancak 8 dakika kaldı ve suikast girişimi de suya düştü.</p>
<p>Yine 1943 yılının kasım ayında, Hitler&#8217;e dördüncü suikast düzenlendi. Rusya&#8217;daki ordu için Hitler yeni kaput modelleri seçmişti. Axel von dem Bussche adındaki genç bir subay, kaputu giyip bir manken gibi Hitler&#8217;in karşısına çıkacaktı. Kaputun her cebinde birer bomba bulunacak ve bunları ateşleyerek, kendisiyle birlikte Hitler&#8217;i de havaya uçuracaktı. Fakat Hitler, model seçme işini durmadan erteliyordu. Sonunda 30 Kasım günü, Hitler&#8217;in kaput modelini seçeceği bildirildi. Bir gün önceden, Bussche&#8217;ye kaput ve bombalar verildi. O gece kaput deposu, müttefiklerin bir hava akını sonunda bombalanarak yandı. Böylece, Hitler’in kaput seçme işiyle birlikte, suikast planı da suya düştü.</p>
<p>Hitler&#8217;in muhalifleri, suikast girişimlerindeki başarısızlıklarına rağmen, yollarından dönmüş değillerdi. Bu sefer de Albay von Stauffenberg&#8217;i sahneye çıkardılar. Stauffenberg 1942 yılında, Kuzey Afrika&#8217;da bir mayın tarlasına düşerek ağır yaralanmıştı. Patlama sonunda, sağ koluyla sol elinin iki parmağı kopmuş, sol gözü de kör olmuştu. Aylarca hastanede yaşama savaşı verip iyileşince, Hitler&#8217;in muhalifleri, bu morali bozuk ve Almanya&#8217;nın geleceğinden umudunu kesmiş von Stauffenberg&#8217;e çengel atmakta gecikmediler.<br />
<strong style="color: red"></strong><br />
Stauffenberg&#8217;in ilk suikast denemesi 11 Temmuz 1944&#8242;te oldu. Albay, Hitler&#8217;le bir toplantıya katılmak için Obersalzberg&#8217;e gitti. Çantasında patlamaya hazır bir bomba vardı. Fakat, toplantı o gün yapılmadığından, suikast da gerçekleşmedi. 15 Temmuz 1944&#8242;te Hitler&#8217;in karargâhı Doğu Prusya&#8217;da Rastenburg&#8217;da Goering ve Himmler&#8217;in de katılmasıyla bir toplantı yapılıyordu. Stauffenberg de toplantıdaydı. Tam tapa sigortasını çalıştıracağı sırada, Hitler odadan dışarı çağrıldı ve bir daha da geri dönmedi. Führer bir kere daha rastlantı ve şans sonucu ölümden kurtulmuş oluyordu.</p>
<p>20 Temmuzda yapılan toplantıda. Kurmay Albay Stauffenberg de bir rapor okuyacaktı. Albay, Mussolini&#8217;nin ziyareti dolayısıyla toplantının saat 13 yerine 12,30&#8242;da yapılacağını ve görüşmelerin yeraltı salonundan &#8220;Misafirler Pavyonu&#8221;na alındığını öğrenince canı sıkıldı. Çünkü Misafirler Pavyonu uzun, tahta bir yapıydı. Bombanın patlamasına ince duvarlar ve çatı fazla bir direnme göstermeyeceğinden, etkisi de o ölçüde az olacaktı. Fakat artık ilk adım atılmıştı ve geriye dönmek düşünülemezdi.</p>
<p>Albay Stauffenberg, pavyona girmeden önce kapıda kısa bir süre duraklayarak eğildi, çantanın içindeki bombanın mekanizmasını sağlam kalan üç parmağıyla çalıştırdı. Salonda sayıları yirmiyi bulan yüksek rütbeli subay bulunuyordu. Ortadaki masada büyük bir kurmay haritasının üzerine eğilmişlerdi. Hitler, büyük bir dikkatle anlatılanları dinliyordu. Feldmareşal Keitel, bir ara Stauffenberg&#8217;in kulağına eğilerek:</p>
<p>&#8220;Raporunuzu general Heusinger&#8217;den sonra okuyacaksınız.. Onun için Führer&#8217;in yakınında bulunun.&#8221; dedi. Stauffenberg elindeki çantayı, masanın altındaki ağır tahta desteğini Hitler&#8217;in en yakın tarafına dayadı. Albay Stauffenberg, birkaç ay önce İhtiyat Orduları Başkomutanı General Fromm&#8217;un emir subaylığına atandığından, bu çok gizli toplantıya katılma olanağını bulmuştu.</p>
<p>Hitler, ihtiyat tümenlerinin Rus saldırısını önleyecek güçte olup olmadıklarını öğrenmek istiyordu. Stauffenberg, raporunda Hitler&#8217;e bu konuda bilgi verecekti. Çantayı Hitler&#8217;in yanına bıraktıktan sonra, Berlin&#8217;le bir telefon konuşması yapmak için Keitel&#8217;den izin alarak dışarı çıktı. O sırada General Heusinger, Doğu Cephesi hakkındaki raporunu bitirmek üzereydi.</p>
<p>Tam bu sırada, bir yıl önce &#8220;konyak&#8221; şişelerini taşıyan Albay Brandt, masanın altındaki çantayı gördü. Hitler&#8217;i rahatsız edebilir düşüncesiyle çantayı durduğu yerden alıp desteğin öbür yanına dayadı, içinde bomba bulunan çanta, şimdi Hitler&#8217;in oldukça uzağına gitmişti.</p>
<p>General Heusinger, raporunun son satırlarını okurken, Feldmareşal Keitel yanındaki General Buhle&#8217;ye dönerek:</p>
<p>&#8220;Stauffenberg nerede kaldı?&#8221; diye sordu. &#8220;Konuşma sırası ona geldi.&#8221;</p>
<p>Albay Stauffenberg o sırada, Misafirler Pavyonu&#8217;nun oldukça uzağında. Teğmen von Haeften&#8217;le birlikte zırhlı bir otomobilin içinde, bombanın patlamasını bekliyordu. Saat on ikiyi elli geçerken, Misafirler Pavyonundan korkunç bir patlama duyuldu. Pavyonun çatısı çökmüş, camlar paramparça olmuştu. Barakanın üzerinde siyah bir duman tabakası yükseliyor, yaralıların, ya da can çekişenlerin iniltileri, acı bağırışları duyuluyordu. Albay Stauffenberg ve Teğmen von Haeften, olanları büyük bir soğukkanlılık içinde izliyorlardı. Bir yardım ekibinin pavyona koştuğunu ve sedyeyle bir cesedi dışarıya çıkardıklarını gördüler. Stauffenberg, çıkarılan cesedin Hitler&#8217;e ait olduğundan zerre kuşkusu yoktu. Çünkü çantayı Hitler’in ayakları dibine bırakmıştı. Teğmen Haeften&#8217;e:</p>
<p>&#8220;Hitler&#8217;in cesedini çıkardılar!.. Çabuk gidelim..&#8221; diye bağırdı.</p>
<p>Stauffenberg olaydan yarım saat kadar sonra, bir uçakla Berlin&#8217;e gitti. Milli Savunma Bakanlığında, General Olbricht&#8217;in odasında yirmiye yakın subay toplanmış heyecan ve merak içinde sonucu bekliyordu. Saat 15,15&#8242;te Stauffenberg, Hitler&#8217;in ölüm haberini bekleyen subaylara telefon etti :</p>
<p>&#8220;Hava alanındayız. Bize bir araba gönderin.. Hitler öldü!..&#8221;</p>
<p>Oysa o sırada Hitler, karargâhın istasyonunda, Mussolini&#8217;yle Mareşal Graziani&#8217;yi getirecek treni bekliyordu. Ölmemişti. Patlama sırasında saçları kavrulmuş, sağ bacağı yanmış, sağ koluna da hafif bir felç gelmişti. Albay Brandt&#8217;la Hitler&#8217;in sağındaki iki general ve bir stenocu hemen ölmüşlerdi. Hitler, kendisini yerden kaldırmaya çalışan Keitel&#8217;e:</p>
<p>&#8220;Yeni pantolonum pek de güzeldi, bana bir üniforma getirsinler..)&#8221; demişti. Patlamadan üç saat sonra iyice kendine gelmiş, Mussolini&#8217;ye havaya uçurulan barakayı göstermişti.<br />
<strong style="color: red"></strong><br />
General Olbricht, Albay Stauffenberg&#8217;den aldığı haberi İç Güvenlik Ordusu Kumandanı General Fromm&#8217;a bildirdi. Ancak General Fromm, Hitler&#8217;in ölüm haberini kuşkuyla karşıladı. Hitler&#8217;in karargâhıyla bağlantı kurmak ve Führer&#8217;in kesin olarak ölüp ölmediğini öğrenmek istedi. Az sonra Feldmareşal Keitel telefonda şunları söylüyordu :</p>
<p>&#8220;Yok efendim, saçma. Bir suikast oldu ama Führer kurtuldu. Şu anda Duçe&#8217;yle görüşüyor..&#8221;</p>
<p>General Olbricht, Keitel&#8217;in yalan söylediği inanandaydı. Az sonra Stauffenberg de Milli Savunma Bakanlığına geldi. Albay kesin konuşuyordu :</p>
<p>&#8220;Konferans salonu yerle bir oldu, uçuşan cesetler gördüm, oradan tek kişinin canlı çıkması mümkün değil..&#8221; Ona, Keitel&#8217;in telefonda söyledikleri tekrarlanınca: &#8220;Onu bilmem, ama Hitler&#8217;in öldüğünü gördüm.&#8221; dedi. Komplocular, Stauffenberg&#8217;in bu sözleri üzerine harekete geçtiler ve Almanya&#8217;nın dört bir yanma, işgal altındaki ülkelere telgraf ve telefonlarla durumu bildirip taraftarlarının daha önce hazırlanan planı uygulamasını istediler. General Fromm, Hitler&#8217;in öldüğüne inanmamıştı. Stauffenberg’e :</p>
<p>&#8220;Sizin yapacağınız, şimdi beyninize bir kurşun sıkmak. Çünkü suikast başarıya ulaşmadı.&#8221; dedi. General Olbricht&#8217;in de tutuklanması gerektiğini ileri sürüyordu. Fakat, Olfbricht&#8217;le Stauffenberg onu tutuklayarak, yandaki odaya hapsettiler. Komplocular beş saat süreyle Berlin&#8217;i ellerinde tuttular. Akşama doğru, Hitler&#8217;in yaşadığı kesin olarak anlaşılınca, ne yapacaklarını bilemez duruma geldiler. Suikastçıların Paris kolu, daha üstün bir başarı gösterdi. Fransa Valisi Karl Heinrich von Stulpnagel, bütün S.S. ve S.D.’leri (Partisi Casusluk Örgütü) bir Fransız hapishanesine doldurmakta güçlük çekmedi. Daha sonra ordu komutanı von Kluge&#8217;ye giderek Nazi Yüksek Komutanlığına karşı gelmesini ve barış için girişimde bulunmasını istedi. General von Kluge ona şunları söyledi &#8220;Domuz ölmüş olsaydı, bunu yapardım&#8230;&#8221;<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Öte yanda, Berlin&#8217;de de Naziler karşı harekete geçmişlerdi. Plan gereğince Propaganda Bakanlığına gidip Goebbels&#8217;i tutuklaması gereken Yarbay Remer, orada bir emir alıyordu: &#8220;Derhal Goebbels&#8217;in emrine giriniz. Führer&#8217; in emridir.&#8221; Yarbayın duraksadığını gören Goebbels, elinde tuttuğu telefon ahizesini Remer&#8217;e uzattı.</p>
<p>&#8220;Beni tanıdınız mı Yarbay Remer?&#8221;</p>
<p>&#8220;Evet Führer&#8217;im tanıdım.&#8221;</p>
<p>&#8220;Yarbay Remer, şimdi emirlerimi iyi dinleyin. Şu andan itibaren Berlin&#8217;de duruma siz hâkim olacaksınız, tam yetkilisiniz. Generallere, mareşallere bile emir verebilirsiniz. Karşı duranları acımadan temizleyiniz. Doğrudan doğruya Führer adına hareket edeceksiniz.&#8221;</p>
<p>Yarbay Remer, Goebbels&#8217;i tutuklamak için geldiği Propaganda Bakanlığından, az sonra, kendi arkadaşlarını yakalamak için harekete geçti. Goebbels&#8217;i tutuklamaya hazırlanan birliğine şu emri verdi:</p>
<p>&#8220;Hazır ol!.. İstikamet Savunma Bakanlığı!. İleri&#8230;&#8221;</p>
<p>Akşam saat sekize doğru Yarbay Remer&#8217;in askerleri Savunma Bakanlığını ele geçirmişlerdi. Çarpışmada ilk vurulan Albay Stauffenberg oldu. Sırtına bir kurşun saplanmıştı. Bu arada Fromm da hapsedildiği odadan çıkmış ve kumandayı yeniden ele almıştı. Alelacele bir Harp Divanı kuruldu. Komplocuların hemen hemen hepsi yakalanmıştı. General von Beck, Fromm&#8217;a tabancasının kendisinde bırakılmasını istedi. Fromm:</p>
<p>&#8220;Peki, işinizi kendi elinizle bitirecekseniz buyrun, ama çabuk olun!.&#8221; dedi. Fakat von Beck, beynine yönelttiği namluyla hedefini bulamadı ve hafif yaralı olarak bir koltuğa yığıldı. Harp Divanı, beş dakika sonra kararını General Fromm ağzından şöyle açıklıyordu :</p>
<p>&#8220;Führer adına karar veren Divan, General Olbricht&#8217;i, Kurmay Albay Mertz von Quirnheim&#8217;i, Albay Stauffenberg&#8217;i ve Teğmen von Hasften&#8217;i idama mahkûm etmiştir&#8230;&#8221;</p>
<p>Von Beck, eline verilen ikinci tabancayla da intihar edemeyince, bir başkasının yardımıyla &#8220;işi bitirildi.&#8221; İdama mahkûm edilenler, hemen oracıkta, Savunma Bakanlığının avlusunda kurşuna dizildiler.</p>
<p>Komplocuların Paris&#8217;teki lideri von Stulpnagel olaydan sonra intihar etmek istemiş fakat yalnızca gözleri kör olmuştu. Geri kalan sanıklarla birlikte yargılanarak 20 Ağustosta asıldı. Mahkemenin Başkanı ayrı bir âlemdi. Suikastçılara açıkça küfrediyor, polis tarafından kemeri alınan ve sık sık pantolonunu çekiştirmek zorunda kalan, komplocuların Hitler&#8217;in yerine devlet şefi olarak düşündükleri Von Vitzleben&#8217;e :</p>
<p>&#8220;Seni ahlâksız ihtiyar seni, neden durmadan pantolonunu karıştırıyorsun!&#8221; diye bağırıyordu.</p>
<p>Von Stulpnagel, intihar teşebbüsünden sonra hastanede yatarken :</p>
<p>&#8220;Rommel!. Rommel!..&#8221; diye sayıklamıştı.</p>
<p>İlk önce kimse, suikast olayında Rommel&#8217;in de parmağı olacağına inanamamıştı. Çünkü, suikasttan üç gün önce Mareşal Rommel, 17 Temmuzda Kuzey Fransa&#8217;da, otomobiline ateş açan bir İngiliz uçağı tarafından ağır yaralanmıştı. Gestapo soruşturmayı derinleştirince, Mareşal Rommel&#8217;in de komplocularla birlik olduğunu ortaya çıkardı.</p>
<p>13 Ekim 1944 günü, iyileşmeye yüz tutan Rommel, Herrlingen&#8217;deki evinde dinlenirken Feldmareşal Keitel&#8217;den bir mektup aldı. Mektupta olaylar özetleniyor ve suçlamalar doğruysa, şerefli bir insanın nasıl davranması gerektiğini Rommel&#8217;in bileceği ileri sürülüyordu.</p>
<p>Mektubu getiren subaylardan General Burgdorff, Mareşal Rommel&#8217;e :</p>
<p>&#8220;Sayın Mareşalim, gelirken bir kutu zehir getirdim. Ampul halinde.. Bunları kullanmak isterseniz, Führer&#8217;in cenazenizin askerlik geçmişinize yaraşır ulusal bir tören olarak yapılacağına dair mesajını da size iletmekle görevliyim.&#8221; dedi.</p>
<p>Rommel, karısı ve çocuklarıyla vedalaştıktan sonra, mareşal üniformasını giymiş olarak General Burgdorff ve General Maisel in yanma döndü. Daha sonra, içinde General Maisel&#8217;in de bulunduğu bir otomobil, Rommel&#8217;i yakındaki bir koruluğa götürdü. Burada General Maisel, yanına şoförü de alarak Rommel&#8217;i otomobilde yalnız bıraktı. Geri döndüklerinde Mareşal Rommel can çekişiyordu. Hastaneye götürülürken de yolda öldü.</p>
<p>Yapılan resmi açıklamada, Rommel&#8217;in kalp durması sonucu öldüğü bildiriliyordu. Goering, Dönitz ve Jodl gibi Nazi ileri gelenleri bile, Rommel&#8217;in gerçek ölüm sebebim bilmiyorlardı.</p>
<p>Rommel için parlak bir cenaze töreni düzenlendi. Ulm alanında yapılan törende Führer&#8217;in özel temsilcisi olarak konuşan Mareşal Rundstedt. Rommel&#8217;der, &#8220;Alman Kumandanlarının en büyüklerinden biri olarak tarihe geçtiğini” söyledi.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fhitlere-suikast%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/hitlere-suikast/&amp;text=Hitler&#8217;e Suikast&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/hitlere-suikast/&amp;t=Hitler&#8217;e Suikast">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/hitlere-suikast/&amp;title=Hitler&#8217;e Suikast&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fhitlere-suikast%2F&name=buzlu.org&description=Hitler%26%238217%3Be+Suikast" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/hitlere-suikast/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/hitlere-suikast/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/hitlere-suikast/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/hitlere-suikast/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

