<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>buzlu.org &#187; Kitap Özetleri</title>
	<atom:link href="http://www.buzlu.org/kategori/kitap-ozetleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buzlu.org</link>
	<description>bilgi mi aradın, doğru yerdesin...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 19:32:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Don Kişot Kitap Özeti</title>
		<link>http://www.buzlu.org/don-kisot-kitap-ozeti-2/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/don-kisot-kitap-ozeti-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 20:55:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[ödev]]></category>
		<category><![CDATA[özeti]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[Don kişot]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanları]]></category>
		<category><![CDATA[karakterler]]></category>
		<category><![CDATA[konusu]]></category>
		<category><![CDATA[kısa özet]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[ne anlatıyor]]></category>
		<category><![CDATA[teması]]></category>
		<category><![CDATA[uzun özet]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5635</guid>
		<description><![CDATA[İspanya, Meça Kenti’nin köylerinden biride elli yaşlarında soylu bir adam yaşardı. Bu adam boş zamanlarını şövalye romanları okuyarak geçirirdi. Bu onda öyle bir tutku haline gelmişti ki kendini okuduğu romanlarda anlatılan “gezici şövalye” olarak görmeye başlamıştı. Artık o, evinde oturamazdı, Romanlarda olduğu gibi zırhını ve silahlarını alıp serüvenden serüvene koşmalıydı. Fakat bir eksiği vardı, okuduğu [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2012/01/don-kişot.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-5636" title="don kişot" src="http://www.buzlu.org/images/2012/01/don-kişot.jpg" alt="" width="200" height="264" /></a></p>
<p>İspanya, Meça Kenti’nin köylerinden biride elli yaşlarında soylu bir adam yaşardı. Bu adam boş zamanlarını şövalye romanları okuyarak geçirirdi. Bu onda öyle bir tutku haline gelmişti ki kendini okuduğu romanlarda anlatılan “gezici şövalye” olarak görmeye başlamıştı.</p>
<p>Artık o, evinde oturamazdı, Romanlarda olduğu gibi zırhını ve silahlarını alıp serüvenden serüvene koşmalıydı. Fakat bir eksiği vardı, okuduğu romanlarda her şövalyenin yaptığı kahramanlıkları adadığı bir prensesi olurdu. Prenses olarak kendi köyünde yaşayan ve çok güzel bir kız olan Aldonz Lorence’yi seçtikten sonra yola koyuldu yolda kendisinin şövalye ilan ettirmediğini hatırladı, bu yüzden yolda gördüğü ilk kişiye kendini şövalye ilan ettirecekti.</p>
<p>Biraz daha yol aldıktan sonra bir han gördü, bu hanı bir şatoya benzetti, içindede kendini şövalye ilan edecek bir soylunun yaşadığını düşündü. Hancı Don Kişot’u ilk gördüğünde onun nasıl bir insan olduğunu ve onun suyuna gitmeyi kendisi için uygun olacağını düşündü ve Don Kişot’un isteğini geri çevirmedi. Sabaha karşı uydurma bir tören düzenleyip Don Kişot’u şövalye ilan ettiler. Hancı şövalyeye iyi bir şövalyenin parasının ve bir seyisinin olmasını gerektiğini söyler. <span id="more-5635"></span></p>
<p>Buna inan Don Kişot köyüne dünüp biraz para ve birde seyis bulmaya karar verir. Dönüş yolunda bir grup tüccarla karşılaşır ve onları duelloya davet eder, düello esnasında atından düşen sövalye birde dayak yer. Olaydan sonra oradan geçmekte olan bir köylü tarafından bulunur ve köyüne getirilir. Köye döndüğünde ailesi onu bu işten vaz geçirmeye çalışsada o gezici şövalye olmaya kararlıdır.</p>
<p>Yanına kendi köyünde yaşayan Sanşo Panza bir delikanlıyı seyis olarak almak ister. Delikanlıyı ikna ettikten sonra sabah erkenden yola koyulurlar. Bir süre yol aldıktan sonra bir ovaya vardılar. Burada birçok yel değirmeni vardır ve Don Kişot bunları dev sanarak üzerlerine yürümeye başlar, seyisinin tüm engellemelerine rağmen vazgeçmez atını tüm gücüyle en yakındaki yel değirmenine sürmeye başlar.</p>
<p>Hayali bir deve saldıran şövalye yel değirmenin kanadına takılarak yirmi metre ileri fırladı. Don Kişot kendine geldikten sonra tekrar yola Lapice limanına doğru yola çıkarlar. Yolculuk sırasında kendileri yorgun hisseden çift biraz mola verirler. Bu sırada bir grup katırcının Don Kişot’un atının eğerini ve Sanşo Panza’nın eşeğinin yüklerini çalmaya çalıştığını geçte olsa fark ederler ve katırcılarla kavga eden Don ve Sanço kavgadan bir hayli kötü durumda çıkarlar.</p>
<p>Zor da olsa kendilerini bir hana atarlar, içeriye perişan halde girdiklerini gören hancı, karısı ve kızı onlara yardım ederler yaralarını sararlar. Birkaç gün sonra handan ayrılı ve yeniden yola koyulurlar.</p>
<p>Yolculuk sırasında yolun karşısından kendilerine doğru gelen bir atlı görürler. Atlının başındaki gümüş tası Mambrrinin büyülü miğferi sanır ve adama saldırır adam canını kurtarmak için her şeyini bırakır ve kaçar. Aslında adam bir berber ve kafasındaki tasta yağmurdan korumak için taktığı bir traş tasıydı. Sonra yeniden yola koyulurlar.</p>
<p>Yine yolculuk sırasında bir kalabalık gördüler ve bu kişiler zincirlerle birlerine bağlı idiler Sanço bunların birer şuçlu olduklarını anladı ve efendisini bu adamlardan uzak durması konusunda uyardı fakat Don Kişot gezici şövalyenin görevleri arsında bu durumdaki kişileri kurtarmak ta olduğunu savunarak onların yanlarına gitti. Onlara eşlik eden şövalyelere saldırarak suçluların serbest kalmasını sağladı. Buna karşılık olarak Don Kişot suçluları prensesi ilan ettiği Aldonz Lorence’ya göndermek isteyince mahkumlar Don Kişotu taşlarlar ve hepsi kendi yoluna gider.</p>
<p>Kara Dağa doğru yola koyulan kahramanlarımız oraya vardıkların birkaç gün dinlemeye karara veriler. Burada Don Kişot’un aklına dünya şövalyelerinin en kahramanı olan Aamadis de Gaules’ün yaptığını yapıp, tuhaf delilikler yapıp, çile çekecek ve onları prensesine adayacaktı.</p>
<p>Prensesin bunlardan haberdar olması içinde seyisiyle bir mektup yazıp ona gönderdi. Seyis bir hanın yanından geçerken köylüsü olan papaz ve berberi gördü, papaz ve berber Don Kişotu gezici şövalyelikten vaz geçirmek istiyorlardı. Sançodan Don Kişotun yerini öğrenip bir plan yaparak Don Kişotu yeniden köyüne götürdüler.</p>
<p>Fakat Don Kişot ve seyisinin bu işten vazgeçmeye niyetleri yoktur. Bir plan yaparak evden kaçmayı başarırlar. Bu kaçışa sinirlenen Don Kişotun ailesi ve arkadaşlar berber ve papaz bu kaçıştan Sançoyu sorumlu tutmaktadırlar. Don Kişotu eve getire bilmek için tekrar plan yaparlar. Bu sefer berber bir gezici şövalye kılığına girip Don Kiştu yenicek ve şartlarını ona kabul ettirecektir. Fakat işler umduğu gibi gitmez ve dövüşü kayıp eder, bunun sonucunda berber Don Kişotun şartlarını kabule etmek zorunda kalır.</p>
<p>Don Kişot Saragosa doğru yola çıkar. Saragos yolunda kocaman ve üzerinde renk renk bayraklar olan bir yük arabasını durduran Don Kişot onun krala altın götürdüğünü sanmaktadır. Abracıyı sorgular. Abracı arabadaki kafesin içinde iki Afrika aslanı bulunduğunu söyler. Don Kişot a göre bu Fresto adında bir büyücünü işidir ve bu yüzden aslanlar savaşma ister. Abracıya zorla aslan kafeslerinin kapısını açtırır.</p>
<p>Arabanın etrafında aslan bakıcısından başka kimse kalmamıştır. Bakıcının kapıları açmasına rağmen aslanlar dışarı çıkmak istemez. Don Kişot asların kendiden korktuğunu düşünür ve kapıların kapatılmasına izin verir.<br />
Aslan serüveninden sonra Don Kişot bir köy düğününe katılır. Düğünde ters giden olayları düzeltir. İki sevenin birbirine kavuşmasını sağlar.</p>
<p>Daha sonra Saragosa doğru yola koyulurlar.<br />
Saragosa doğru ilerlerken yolları Dük ve Düşeşle kesişir. Dük ve Düşeş onların komik öykülerini duymuşlar, şakayı ve eğlenceyi seven bu insanlar. Bunları ağırlamak bu soyluların tek düze yaşantısında bir değişiklik yaratacaktır diye düşünürler. Onlara gerçek Şövalye ve dünyanın en üstün seyisi muamelesi göstererek eğleneceklerdi. Don Kişot ve Sanço şato da misafir edildi şato halkı da bu eğlencelere katıldı. Sanço bir yere vali olmayı çok isteyen biriydi. Bunu öğrenen Dük Sançoya bir oyun oynayarak onu bir yere vali olarak atadı. Don Kişot ve Sançonun yolları burada ayrılmıştı. Sanço’nun geçici valiliğinden hemen herkes memnundu .</p>
<p>Etrafındakiler bir köylünün bu kadar akıllı, sağ duyu sahibi olmasına hayrandı, emir ve önlemler çok akıllıca idi. Dük bile valinin ipe sapa gelmez işlerine gülsede çoğu zaman Sanço’yu övmek durumunda kalıyordu. Bazıları ise artık bu oyununu bitmesini istiyordu. Bu geclerden birinde vali Sanço dinlenmeye çekildiğinde, olağan dışı sesler duyan Sanço yaşadığı olaylı geceden sonra, işiden iğrendi. Oyunu tertipleyenler. İşi bu kadar ileri götürdüklerinden dolayı pişman olmuşlardı. Sanço olaylı gecenin sonunda eşeğini alarak valilikten vazgeçip köyünün yolunu tuttu.</p>
<p>Valiliğin sorunlarının eşeğinin yanında Don Kişot’un dostluğunun yanında kıymeti olmadığını anlamıştı. Şuanda efendisi ne yapıyordu acaba?</p>
<p>Sanço sonunda şatoda yaşadıklarının hatırladıkça Dük ve çevresindekilerin onlarla alay ettiklerini fark ediyordu.<br />
Don Kişot’tan ayrıldığına çok pişmandı. Onu dünya zenginliklerine feda ettiğini düşündü. Onun yüzüne nasıl bakacaktı. Bu düşüncelerle ilerlerken eşeği ile beraber bir kuyuya düştü. Akşama kadar uğraştı kuyudan çıkamadı. Dışarıdan bir gürültü işitti, yardım istedi. Gelen Don Kişot’tu. Epey uğraştıktan sonra Don Kişot Sanço’yu kuyudan çıkarttı. İkisi birlikte uğraşıp Sanço’nun eşeğini de çıkartılar.</p>
<p>Don Kişot’ta Dük’ün kendisi ile alay ettiğinin fark edip şatodan ayrılmıştı. Beraber yeni serüvenlere doğru kucak açarak Barselona’ya doğru yöneldiler. Sonunda Barselona’nın surlarına vardılar. Bir sabah sahilde seyisi ile gezinen Don Kişot kendi gibi zırhlı bir şövalye ile karşılaştı. Adam beyaz ay şövalyesi olduğunu söyledi ve çarpışmaya karar verdiler. Bu sırada oradan geçen Barcelon’a valisi onları en doğrusu cirit oyunu düzenlemek olduğunu söyledi. Beyaz Ay şövalyesi Don Kişot’u yenerek, Don Kişot’tan 1 yıl boyunca şatosuna çekilmesini istedi. Don Kişot kabul etti. Beyaz Ay şovalyesi aslında Don Kişotun dostu berber idi.<br />
Köylerine dönerler iken Don Kişot şatosunu gördüğünde “Bütün yaptıklarımın delilik olduğunu anladım. Benimle alay ettiklerini şimdi anlıyorum.” Dedi ve özür diledi. Don Kişot şatosunu döndüğü günden beri hasta idi ve günden güne eriyordu. Don Kişot bir gün papaz ve berberle konuşup Allah’ın ona aklını yeniden bağışladığını ve artık Don Kişot olmadığını söyledi.</p>
<p>Şövalye öykülerine inanmadığını belirtti. Bir süre sonra herkesi toplayıp notere son arzularını yazdırdı. Bu günün akşam saatlerinde huzurlu ve sakindi. Şatonun yakınındaki bir çalılıkta karatavukların sesi, gürgen dalında öten güvercinin sesi duyuluyordu. Don Kişot dünyadan gelen bu selama gülümsedi sonra temiz ve günahsız ruhunu Allah’a teslim etti.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fdon-kisot-kitap-ozeti-2%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/don-kisot-kitap-ozeti-2/&amp;text=Don Kişot Kitap Özeti&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/don-kisot-kitap-ozeti-2/&amp;t=Don Kişot Kitap Özeti">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/don-kisot-kitap-ozeti-2/&amp;title=Don Kişot Kitap Özeti&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fdon-kisot-kitap-ozeti-2%2F&name=buzlu.org&description=Don+Ki%C5%9Fot+Kitap+%C3%96zeti" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/don-kisot-kitap-ozeti-2/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/don-kisot-kitap-ozeti-2/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/don-kisot-kitap-ozeti-2/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/don-kisot-kitap-ozeti-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Book Report Anne Frank&#8217;s Diary (Anne Frank&#8217;in Günlüğü ingilizce kitap özeti)</title>
		<link>http://www.buzlu.org/book-report-anne-franks-diary-anne-frankin-gunlugu-ingilizce-kitap-ozeti/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/book-report-anne-franks-diary-anne-frankin-gunlugu-ingilizce-kitap-ozeti/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Nov 2011 06:56:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce Ödevler]]></category>
		<category><![CDATA[alman]]></category>
		<category><![CDATA[ana karakterler]]></category>
		<category><![CDATA[Anne Frank's Diary]]></category>
		<category><![CDATA[ödev]]></category>
		<category><![CDATA[Book Report]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Hitler]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce]]></category>
		<category><![CDATA[nazi]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5494</guid>
		<description><![CDATA[Main Chracters Anne Frank:She was a lively girl who was loved by everyone.She made  people laugh.Her most precious thing was her diary. Otto Frank:Anne’s father.He worked  for a bank and lived with his family in a comfortable apartment. Margot Frank:Anne’s sister.She was three years older than Anne.She was a gentle,shy and clever girl. Edith Frank:Anne’s [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/11/Anne-Franks-Diary.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-5495" title="Anne Franks Diary" src="http://www.buzlu.org/images/2011/11/Anne-Franks-Diary.jpg" alt="" width="96" height="160" /></a></p>
<p><strong>Main Chracters</strong></p>
<p>Anne Frank:She was a lively girl who was loved by everyone.She made  people laugh.Her most precious thing was her diary.<br />
Otto Frank:Anne’s father.He worked  for a bank and lived with his family in a comfortable apartment.<br />
Margot Frank:Anne’s sister.She was three years older than Anne.She was a gentle,shy and clever girl.<br />
Edith Frank:Anne’s mother.She was a housewife.</p>
<p><strong>Other Chracters</strong></p>
<p>Adolf Hitler:Adolf Hitler as a dictator,which meant he had complete control of Germany.Huge crowds of Nazi followers gathered to listen to his speeches.<br />
The SS:The SS were the Nazi politicial police.Their job was to track down Jews or anyone else who opposed the Nazis.People were terrified of them.<br />
Miep Gies:She was Otto’s secretary.She helped the Franks a lot.Especially in the war she found them food.<br />
Hermann van Pels:He is a dentist was a friend of Anne’s parents.He arrived the annexe with his family to hide.<br />
Auguste van Pels:She is Hermann’s wife.She argued with her husband a lot.<br />
Victor Kugler:He was the owner of the warehouse.He had a false bookcase built to cover the entrance to the annexe.<br />
Allies:The joint forces of Britain,France,the USA,Russia <span id="more-5494"></span></p>
<p><strong>THE DİARY OF HOPE</strong></p>
<p>Anne Frank was born on June,12,1929,in Frankfurt,in Germany.Her father was Otto Frank and her mother was Edith Frank.She had a sister called Margot.Margot was three years older than Anne.She was a gentle,shy girl and everyone loved her.But Anne was a curious girl.She was always asking questions.But anybody couldn’t resist her sense of fun.</p>
<p>Otto worked for a bank.They lived in a comfortable apartment near the countryside.Until Anne was 4,she had a very happy childhood.But,then their life has changed forever.</p>
<p>Adolf Hitler was the leader of the Nazi Party.On January 30,1933,he became ruler of Germany.Hitler blamed the Jews for many of the country’s problems.So,Jewish people began losing their homes and their jobs.</p>
<p>Otto Frank decided to move his family to Amsterdam in the Netherlands.He believed that they would be safer there.Anne’s new home was an apartment in Amsterdam.She made new friends.Some of them were Jewish children whose families had also fled from Germany.Anne and her friends liked to play hopscotch on the wide pavementsand race along on their bicycles and scooters.In the winter,Anne loved going ice-skating.</p>
<p>Anne was a popular girl at school.She loved to make people laugh.But sometimes she was in trouble at school for talking too much.One teacher gave her the nickname :&#8217;’Mistress Chatterbox’.</p>
<p>But when she was 10,her life got hard.The Germans were still very close.In April,1949 they conquered Norway and Denmark.Then,on May 10,they began their invasion of Belgium and the Netherlands.</p>
<p>That day,all the shops were closed and Anne didn’t go to the school.After a few days of fighting,the Netherlands surrendered.Now,the Dutch people and the Jews had to live under Nazi rule.</p>
<p>At first,life under Nazi occupation carried on as normal.The shops re-opened and everyone had enough food.Anne and Margot went back to the school  and their father went to work.Anne loved the cinema and collected pictures of famous film stars.She also loved swimming at the local pool.But,after a while,the Nazis made more and more rules againist the Jews.Anne couldn’t do most of her favourite activites.She wasn’t allowed to go outside and had to be quiet for most of the day.</p>
<p>A new rule was introduced in January,1941.Jewish people weren’t allowed to go to the cinema any more.In the summer,swimming was forbidden and the beaches were closed.</p>
<p>In September,Anne had to leave her school and she went to a Jemish school.The signs were put up which said:’Forbidden to Jews’ in the libraries,theatres,museums,coffehouses and the zoo.Jewish people were forced to give up their bicycles and cars.<br />
On 12,1942,was Anne’s thirteenth birthday.She had lots of presents.Otto gave her a red checked diary.Anne,treated her diary like a friend and even gave it a name’Kitty’.</p>
<p>At first,she wrote in her diary about all the things a typical teenager is interested in-her exam results,actresses and actors.But her parents were nervous all the time.Her father was talking about going into hiding.</p>
<p>At the end of June,the Franks learnt that.the Nazis wanted to send all Jews to work camps in Germany.So,Otto an his family decided to move to a secret annexe behid the offices and warehouse in Prisengracht.</p>
<p>So that Frank family moved to the annexe the following day.Margot went early the next morning,with Miep Gies,Otto’s secretary.If they had been caught,they would have been punished.</p>
<p>Anne and her parents arrived soon afterwards.Anne described her new home.There were three bedrooms,a tiny washroom,a toilet,a large room with a stove and sink,and an attic.</p>
<p>Anne had to share her room with Margot.She pasted up pictures of film stars in the bedroom.But another Jewish family,Hermann and Auguste van Pels and their son Peter arrived to share their hiding place.So,it became a crowded home.</p>
<p>During the day,when the workers were in the warehouse,everyone had to speak silently.If the floor creaked or they dropped something,someone might suspect that Jews were hiding there.Miep Gies put herself in danger almost everyday,She tried to buy enough food for the families in hiding.Luckily,the Nazis never caught her.</p>
<p>Living in hiding was very hard for Anne.She wrote:’I want to ride a bike,dance,whistle,look at the world and feel young.But now I can’t do anything’.That was very difficult for such a lively girl.She had to spend hours without talking or moving around.At least she could tell her diary how she felt.She told that she loved her father best of all because he stood up for her when other people picked on her.She also described her hopes and dreams.How she wanted to be a writer and to be grown up.</p>
<p>The families in hiding were always afraid and nervous.They had to be careful and quiet.Any sound might mean danger.</p>
<p>One night in April,the men from the annexe heard burglars breaking into the warehouse below and went down to look.The thieves ran away,but neighbours heard noises and came to check.Now the men from the annexe had to run away.They closed the bookcase door quickly.</p>
<p>Worst of all,the police turned up.They searched the building.Anne heard their footsteps.One of the policemen rattled the wrong bookcase.At last,the footsteps went away.Anne wrote:’None of us has ever been in such danger as we were that night’.</p>
<p>In Amsterdam,there were a lot of enemies.People who were hiding were in dangerous.The SS offered bribes to people who were prepared to give them information.</p>
<p>On August 4,an informer phoned the Nazi Secret police,and told them that Jews were hiding at 263 Prinsengracht.When the police arrived at the offices in Prinsengracht,they forced Victor Kugler to open the bookcase door and showed the secret annexe.The police arrested all the hideaways.Then they searched the annexe for money and jewellery.Prisoners were walked down the stairs and put into a truck.When they went,Miep Gies put Anne’s diary in a drawer to keep it safe.</p>
<p>The Frank family and their friends were taken to a prison camp Westerbork,near the German border.Anne,Margot and their parents had to wear prison clothes and wooden shoes .They were put in a factory to work.They had to break up old batteries.It was a hard,dirty work.But three weeks later.the family was sent to Auschwitz-Birkenau-a concentration camp.It was set up by the Nazis to get rid of people.Thousands of people died there.The Franks were in the last train.Anne and Margot stayed there for only a few weeks.Then they were sent to another camp called Bergen-Belsen.It was also a terrible place,full of dirt and disease.</p>
<p>The prisoners had very little food,they were starving.Anne and Margot had nothing to wear exept tags.They caught a deadly fever called typhus and Margor died.Anne was sure that,her father and her mother must die in Auschwitz.She was ill desperatly and she died a few days later Margot.</p>
<p>But one member of the Franks had survived.In January,1945,Allied Russian soldiers anvanced into Poland.Whwn they came tu Auschwitz,they set free the prisoners.Anne’s mother had died,but Otto was still alive.</p>
<p>On May,1945,World War II finished.The world was at peace again after six years of fighting.Otto Frank returned to Amsterdam to look for Anne and Margot.It was difficult to find out what happened the people who were sent to camps.But later Otto learnt that both of hi daughers were dead.</p>
<p>But Miep Gies still had Anne’s diary.She always hoped to return it to Anne but now she gave it to Otto.Otto read Anne’a diary over and over.And he decided that everyone should read her story.So,Anne’s diary was published in the United States as Anne Frank:The Diary of a Young Girl.It was also translated into many other languages.</p>
<p>-Did you like the story?Why?Why not?<br />
Yes,I did.Because even though terrible things had happened to Anne and her family,she was sure that people could make the world a better place.</p>
<p>-Copy out words struck you most in the story<br />
In spite of everything Anne wrote in her diary:’I still believe that people are really good at heart.’That was a very important and good idea I think.</p>
<p>UNKNOWN WORDS</p>
<p>Annexe:Rooms that are an extension to a main building.<br />
Border:The line where two countries meet.<br />
Bribe:A promise of money or a favour to encourage a person to do something.</p>
<p>Concentration camps:Death camps set up by the Nazisin Germany and occupied countries.Millions of Jews and other groups of people were imprisoned and killed.<br />
Diary:A book used to record a person’s private thoughts about everyday and important events.</p>
<p>Invasion:Taking control of a foreign country by military force.<br />
Jews:People who follow a religion called Judaism.Christianity and Islam developed from Judaism.The ancient Hebrew people in the Bible are considered to be the ancestors of modern Jews.<br />
Nazi:A member of the National Socialist German Workers’</p>
<p>Party,which took control of Germany in 1933.<br />
Occupation:Holding on to power in a foreign country.<br />
Typhus:A deadly disease carried by lice<br />
World War II :A war that lasted from 1939 to 1945.Allied forces on one side fought againist Germany,Japan and Italy on the other side.</p>
<p>Suspect:To think that someone may have commited a crime   or done something bad.<br />
Conquer:To take control of a country,or to defeat people by war.<br />
Afterwards:At a later time,after something else has happened<br />
Blame:To say or think that someone or something is responsible for something bad which has happened .<br />
Burglar:Someone who gets into buildings illegally and steals things.<br />
Enemy:Person who you dislike or oppose.<br />
Break up:To divide into many pieces,or to divide something into many pieces.<br />
Flee:To leave a place quickly because you are in danger or are afraid.<br />
Warehouse:A large building for storing goods that are going to be sold.</p>
<p>SENTENCES<br />
The company has been broken up and sold.<br />
I try not to make any enemies.<br />
Many people blame him for Tony’s death.<br />
I did my homework and went out afterwards.<br />
He was suspected of drug deailing.<br />
They suspected that he was lying.<br />
Peru was conqered by the Spanish in 1532.</p>
<p>Police think the suspect has now fled the country.<br />
According to my diary,I have got two meetings on Monday.<br />
The politician was accused of accepting bribes from businessmen<br />
Spain is bordered by France and Portugal.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbook-report-anne-franks-diary-anne-frankin-gunlugu-ingilizce-kitap-ozeti%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/book-report-anne-franks-diary-anne-frankin-gunlugu-ingilizce-kitap-ozeti/&amp;text=Book Report Anne Frank&#8217;s Diary (Anne Frank&#8217;in Günlüğü ingilizce kitap özeti)&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/book-report-anne-franks-diary-anne-frankin-gunlugu-ingilizce-kitap-ozeti/&amp;t=Book Report Anne Frank&#8217;s Diary (Anne Frank&#8217;in Günlüğü ingilizce kitap özeti)">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/book-report-anne-franks-diary-anne-frankin-gunlugu-ingilizce-kitap-ozeti/&amp;title=Book Report Anne Frank&#8217;s Diary (Anne Frank&#8217;in Günlüğü ingilizce kitap özeti)&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbook-report-anne-franks-diary-anne-frankin-gunlugu-ingilizce-kitap-ozeti%2F&name=buzlu.org&description=Book+Report+Anne+Frank%26%238217%3Bs+Diary+%28Anne+Frank%26%238217%3Bin+G%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BC+ingilizce+kitap+%C3%B6zeti%29" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/book-report-anne-franks-diary-anne-frankin-gunlugu-ingilizce-kitap-ozeti/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/book-report-anne-franks-diary-anne-frankin-gunlugu-ingilizce-kitap-ozeti/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/book-report-anne-franks-diary-anne-frankin-gunlugu-ingilizce-kitap-ozeti/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/book-report-anne-franks-diary-anne-frankin-gunlugu-ingilizce-kitap-ozeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zagor çizgi romanının hikayesi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/zagor-cizgi-romaninin-hikayesi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/zagor-cizgi-romaninin-hikayesi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Mar 2011 19:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[çizgi film]]></category>
		<category><![CDATA[çizgi roman]]></category>
		<category><![CDATA[Gallieno Ferri]]></category>
		<category><![CDATA[kahraman]]></category>
		<category><![CDATA[kızılderili]]></category>
		<category><![CDATA[Mister No]]></category>
		<category><![CDATA[Patrick Wilding]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[Sergio Bonelli]]></category>
		<category><![CDATA[Zagor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5121</guid>
		<description><![CDATA[Zagor, bir çizgi roman kahramanı. 1961 yılında Mister No&#8217;nun da senarist ve çizerleri olan Sergio Bonelli ve Gallieno Ferri tarafından yaratıldı ve ilk kez okuyucu ile buluştu. Türkiye&#8217;de 1962-1970 yılları arasında Ceylan Yayınları, 1970-1993 yılları arasında Tay Yayınları, Temmuz 1996-Ocak 2000 ayları arasında AD Yayıncılık, sonra Aksoy Yayıncılık, ve Nisan 2002&#8242;den bu yana da Lâl [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/03/zagor.gif"><img class="size-full wp-image-5122 aligncenter" title="zagor" src="http://www.buzlu.org/images/2011/03/zagor.gif" alt="" width="244" height="244" /></a></p>
<p>Zagor, bir çizgi roman kahramanı. 1961 yılında Mister No&#8217;nun da senarist ve çizerleri olan Sergio Bonelli ve Gallieno Ferri tarafından yaratıldı ve ilk kez okuyucu ile buluştu.</p>
<p>Türkiye&#8217;de 1962-1970 yılları arasında Ceylan Yayınları, 1970-1993 yılları arasında Tay Yayınları, Temmuz 1996-Ocak 2000 ayları arasında AD Yayıncılık, sonra Aksoy Yayıncılık, ve Nisan 2002&#8242;den bu yana da Lâl Kitap tarafından yayınlanıyor.</p>
<p>Zagor, A.B.D.&#8217;nin Pennsylvania eyaletinin kuzeyindeki Darkwood adlı düşsel bir ormanda yaşar. Asıl adı Patrick Wilding olan Zagor, henüz küçük bir çocuk iken anne-babası Darkwood yakınındaki evlerine Salomon Kinsky tarafından kışkırtılan Kızılderili Abenaki kabilesinin düzenlediği saldırıda öldürülür. <span id="more-5121"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Zagor nehre atlar, bir süre sürüklenir, daha sonra Nathaniel Fitzgeraldson (Fitzy) adındaki bir avcı tarafından farkedilerek kıyıya çıkarılır ve büyütülür. Fitzy ile geçirdiği yıllar boyunca avlanmasını ve balta fırlatmasını öğrenir. Ancak intikam ateşi de yüreğini kavurmaktadır. Birgün Salomon Kinksy&#8217;nin yerini öğrenir ve intikamını almak için Fitzy&#8217;den ayrılır.</p>
<p>Gerçekleştirdiği bir baskınla Salomon&#8217;u ve beraberindeki kızılderileri öldürür. Ancak bu esnada Salomon&#8217;un babasını öldürme sebebini de öğrenir. Evlenmeden önce orduda rütbeli bir subay olan baba Wilding, Abenaki Kızılderililerine bir katliam gerçekleştirmiştir ve kendisinden de bunun intikamı alınmıştır.</p>
<p>Karışık duygular içindeki genç Patrick uzun süre kendini toplayamaz. Bir gün ormanda kızılderili saldırısından hayatlarını kurtardığı bir cambaz topluluğu olan Sullivan&#8217;larla tanışır ve bu yeni dostarı kendisine Kızılderili Algonkin Kabilesinin dilinde &#8220;Baltalı İlah&#8221; anlamına gelen &#8220;Zagor Tenay&#8221; adını verirler.</p>
<p>Zagor sergilediği birkaç numara ile Kızılderilileri kendisinin bir yarı-tanrı olduğuna inandırır ve barışın korunması için harcadığı çabaları sonucunda Darkwood&#8217;un egemeni olup bataklıkta bir kulübe inşa ederek Çiko ile birlikte oraya yerleşir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Zagor&#8217;un en yakın dostu Çiko, çoğu macerada onunla birliktedir. Çiko Meksika&#8217;lı bir soyludur ve tam adı &#8220;Cico Felipe Cayetone Lopez Martinez ve Gonzales&#8221;tir. Oburluğu kendisinin bir zaafıdır. İlk başta yüreksiz biri gibi görünse de yeri geldiğinde dostları için hayatını tehlikeye atmaktan çekinmez. Sevimli, esprili, kültürlü bir karakter olarak serüvenlere renk katar.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fzagor-cizgi-romaninin-hikayesi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/zagor-cizgi-romaninin-hikayesi/&amp;text=Zagor çizgi romanının hikayesi&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/zagor-cizgi-romaninin-hikayesi/&amp;t=Zagor çizgi romanının hikayesi">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/zagor-cizgi-romaninin-hikayesi/&amp;title=Zagor çizgi romanının hikayesi&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fzagor-cizgi-romaninin-hikayesi%2F&name=buzlu.org&description=Zagor+%C3%A7izgi+roman%C4%B1n%C4%B1n+hikayesi" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/zagor-cizgi-romaninin-hikayesi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/zagor-cizgi-romaninin-hikayesi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/zagor-cizgi-romaninin-hikayesi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/zagor-cizgi-romaninin-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çanlar Kimin İçin Çalıyor kitap özeti</title>
		<link>http://www.buzlu.org/canlar-kimin-icin-caliyor-kitap-ozeti/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/canlar-kimin-icin-caliyor-kitap-ozeti/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Nov 2010 10:52:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[anlatma]]></category>
		<category><![CDATA[Çanlar Kimin İçin Çalıyor]]></category>
		<category><![CDATA[özetler]]></category>
		<category><![CDATA[Ernest HEMINGWAY]]></category>
		<category><![CDATA[istenen]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanları]]></category>
		<category><![CDATA[karakterler]]></category>
		<category><![CDATA[kitap okuma]]></category>
		<category><![CDATA[konusu]]></category>
		<category><![CDATA[kısa özeti]]></category>
		<category><![CDATA[yazarı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4963</guid>
		<description><![CDATA[Roberto Jordan, çok zor bir göreve seçilmişti. Gerçi daha önce birçok defa yaptığı işlerden biriydi ama yinede General Golz onu bu görev için bizzat kendi görevlendirmişti. General Golz’un tümeninin taarruza başlamasıyla beraber köprüyü uçurması gerekecekti. Uçakların bomba sesleri duyulunca köprü uçmuş olacaktı. Yaşlı bir adam ona kılavuz olarak verilmişti. 68 yaşına rağmen dinç ve kuvvetli [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/11/Çanlar-Kimin-İçin-Çalıyor.jpg"><img class="size-full wp-image-4964 aligncenter" title="Çanlar Kimin İçin Çalıyor" src="http://www.buzlu.org/images/2010/11/Çanlar-Kimin-İçin-Çalıyor.jpg" alt="" width="205" height="300" /></a></p>
<p>Roberto Jordan, çok zor bir göreve seçilmişti. Gerçi daha önce birçok defa yaptığı işlerden biriydi ama yinede General Golz onu bu görev için bizzat kendi görevlendirmişti. General Golz’un tümeninin taarruza başlamasıyla beraber köprüyü uçurması gerekecekti. Uçakların bomba sesleri duyulunca köprü uçmuş olacaktı.</p>
<p>Yaşlı bir adam ona kılavuz olarak verilmişti. 68 yaşına rağmen dinç ve kuvvetli bir görüntüsü vardı. Dağda Amerikalıya yardım edecek çetelerin hepsini tanıyordu. Gerçi çoğu işe yaramaz adamlardı ama tren işini iyi yapmışlardı. Kaşkin görevini çok iyi yapmış, treni bölgedeki çetelerle beraber havaya uçurmuştu. Daha sonrada başka bir iş esnasında ölmüştü.</p>
<p>Yaşlı adam Roberto ‘yu köprüye götürdü. Köprünün iki yanında iki nöbetçi vardı ve biraz uzağında 7 askerin kaldığı bir karakol vardı. Dinamitleri, yarım saatlik uzaklıkta bir tepede olan Pablo’ nun yerine götürdüler. Ağaçların arasında olan bu yerde Pablonun dört atı vardı. Pablo 50 yaşını geçmişti, çok akıllı ve tecrübeli bir adamdı. Tren işinde o da vardı. Çingene, Fernando, eşi Pilar ‘da. Tren işi esnasında kurtardıkları Maria’ yı hepsi de taşımışlardı. <span id="more-4963"></span></p>
<p>Pablo Cumhuriyetçiydi, çetelerin hepsi Cumhuriyetçiydi. Ama köprü işini öğrendiğinde Pablo ‘nun hoşuna gitmedi bu iş. Tren işi daha mantıklı idi. Onun kadar kampta sözü geçen Pilar, Roberto ‘yu destekleyince diğerleri de desteklediler. Pilar başkanlığı Pablo ’nun elinden aldı ve köprü için Roberto ‘ya yardım edeceğini söyledi. El Sordo (diğer çete reisi) ‘nun da yardım edeceğinden şüphe yoktu. Dağlarda yüzlerce adam olmasına rağmen El Sordo ‘nunkilerle beraber topu topu 18 kişi bulabilmişlerdi.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Diğerleri güvenilir değildi. Köprünün imha edilmesinden dolayı Pilar ve Sordo adamlarıyla beraber bu bölgeyi terk etmek zorunda kalacaklardı. O akşam Sordo gelmeyince ertesi gün Pilar ve Maria ‘yla beraber, Roberto Jordan El Sordo ‘nun yanına gitmeye karar verdiler. Maria trenden baygın halde kurtulmuştu. O zamanlar saçı tamamen kesilmiş olmasına rağmen, büyüdükçe Maria güzelleşmişti. Maria ve Roberto birbirlerine ilk görüşte aşık olmuşlardı. Pilar, Roberto ‘dan bu iş bitince kızı götürmesini istemiş, Roberto ‘da kabul etmişti.</p>
<p>El Sordo Cumhuriyetçi ruhunu dağlarda koruyan ender çete reislerinden biriydi. Roberto Jordan, El Sordo ‘nun kendisine yardım edeceğinden emin olmuştu. Altı at vardı. El Sordo, daha sonraki kaçış için gereken atları bulmak için gayret göstereceğini söyledi. Ne de olsa köprü işinden sonra buralardan gitmek zorunda kalacaktı.</p>
<p>Roberto, Maria ve Pilar akşama doğru barınaklarına döndüler. Pablo köprü işinden yana değildi. Roberto Jordan onu öldürmek zorunda olduğunu biliyordu. Diğer adamların hepsi de onun ölmesini istiyorlardı. Köprü işini bozabilirdi Pablo. Bir an mağaradan dışarı çıkan Pablo ‘nun kaçtığını düşündü herkes. Çünkü kaçarken birkaç dinamit lokumu da götürmüştü.</p>
<p>Roberto dışarıda yatmaya alışkındı. Gece bayağı ilerlemiş ve Maria ‘nın güzelliği onu büyülüyordu. Maria sıcacıktı. Bir ses üzerine arkaya dönünce Faşist Süvarilerden birini karanlıkların arasından zorda olsa seçebildi. Tabancasıyla onu vurdu. Tam kalbine gelmişti mermi.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Diğer süvarilerinde gelmesi yakındı. Adamlarıyla beraber pusu kurdu ve kardan ayak izini takip etmesini beklediği diğer süvarileri bekledi. Süvariler bekledikleri gibi geldiler. Onları farketmemişlerdi, ama ilerlemelerine devam edip gittiler.<br />
Silah sesleri Sordo ‘nun barınağından geliyordu. Sordo ’nun yerini bulmuşlardı. Birkaç saat sonra silah sesleri kesildiğinde Sordo ve adamları ölmüştü.Artık yalnızdılar. Köprü sabaha uçurulacaktı.</p>
<p>Pablo gece yarısı beş abamla geldi. Pablo kaçamamıştı. İhaneti kendine yedirememişti. Roberto Pabloyu karşısında görünce ümitlendi. Köprü işi olabilirdi.Pilar ve yanındakiler üstteki karakolu, Pablo yeni getirdiği beş atlı ile alttaki karakolu imha edecekti.</p>
<p>Uçakların bombaları sabaha karşı duyuldu, Anselmo ve Roberto köprüdeki iki nöbetçiyi öldürdüler. Roberto dinamitleri yerleştirirken acele edemezdi. Neredeyse başarmak üzereydi. Diğer iki karakoldan silah sesleri ardı ardına geliyordu. Dinamitleri yerleştirdi ve Anselmo ile beraber ipi germeden köprüden bir miktar uzaklaştılar. Pilar ve yanındakiler karakolu halletmişlerdi ama iki adamı ölmüştü Pilar‘ın. Roberto ipi çekti ve köprü ortadan ikiye ayrıldı. Gökden yağan demir parçalarından biri Anselmo ‘yu öldürmüştü. Yaşlı adam çok küçük gözüküyordu.</p>
<p>Pablo tek başına kurtulmuştu tanktan. Karakolu imha edememişlerdi ama Pablo tek başına kurtulmuştu. Artık herkese yetecek kadar at vardı. Maria çok seviniyordu, Roberto yaşıyordu. Atlarla hızla ilerliyorlardı. Pablo ‘nun kaçmak için çok güzel planları olsa gerekti.</p>
<p>Bayırı çıktıkça Roberto ‘nun atı yavaşlıyordu. Zavallı hayvanın nefesleri bile hızlanmıştı. Büyük bir gürültü ile Roberto ‘nun ayağı, düşen atın altında kalmıştı. Ayağı kırılmış ve kırık kemik Roberto ‘nun kaslarını yırtmıştı. Daha fazla ilerleyemezdi. Yardıma gelenlerle vedalaşıp, orda kalmak istediğini söyledi. Diğerleri giderlerken, biliyordu. Daha General Golz ‘dan emir alırken böyle olacağını biliyordu.</p>
<p><strong>ANAFİKİR:</strong>Savaş tam anlamıyla bir yıkımdır, her iki tarafa da zarar verir ve aslında her insan öldürmekten pişmanlık duyar. Aşk ise zaman ve mekan tanımaksızın bir savaşın ortasında dahi yeşerebilir.</p>
<p><strong>KİTAPTAKİ KARAKTERLER:</strong></p>
<p>Robert JORDAN: Amerika’da bir ispanyolca öğretmeniyken İspanyol iç savaşının patlak vermesi üzerine birden bire bombacı olarak eğitilip İspanya’ya yollanmış olan kültürlü, bilgili ve yakışıklı bir İngiliz.<br />
Maria:Bir tren patlaması esnasında Pilar ve Pablo tarafından kurtarılan ve daha sonradan Robert Jordan’ın aşık olduğu genç kız.<br />
Anselmo:Yeni görevi için ona rehberlik edecek ve çetelerle bağlantısını sağlayacak olan yaşlı bir adam.<br />
Pablo:Robert Jordan’a yardım eden çetenin lideri.<br />
Pilar:Pablo’nun kadını.<br />
Sordo:Bir çete lideri.</p>
<p><strong>ŞAHSİ GÖRÜŞLER:</strong>Bence oldukça ilgi çekici ve sürükleyici bir konuya sahip olmasına karşın için deki uzun tasvirler bazı yerlerde akıcılığın bozulmasına ve can sıkıcı olmaya kadar varabiliyor. Ama genel itibariyle güzel ve etkileyici bir kitap.</p>
<p><strong>YAZAR HAKKINDA BİLGİ:</strong>Amerikalı yazar(Oak Park, İllinois, 1899-Ketchum, İdaho, 1961). Three Stories and Ten Poems (1923) ve Torrents of Spring’den(1926), Akıntı Adalarına(1970) değin bir dizi yapıtta, savaş deneyiminden kaynaklanan imgeci anlatımlardan, Kızılderililer ve Amerika kıtası üstüne yansımalı bir öyküden, ada ve Okyanus temalarına ilişkin kurgulara dek uzanan betimlemeleri öylesine titizdir ki, karşıt güçleri saptamada ve gerçeğin serinkanlı bir görüntüsünü önermede hep aynı inat vardır. Savaş sürekli bir esin kaynağıdır (Silahlara Veda [1929], Çanlar Kimin İçin Çalıyor[1940], Irmağın Ötesi[1950] ) ve savaş konusu, av ve serüven öykülerinde (Afrika’nın Yeşil Tepeleri [1935], İhtiyar Adam ve Deniz[1952] ) ele aldığı aşk, moral gücü ve yalnızlık konularıyla birleşir. 20’li yılların sürgününü anlatan Güne de Doğar(1926) ve Paris Bir Şenliktir(1964) adlı yapıtlarında yazarın gizli ruhsal zayıflıklarıyla kırılganlığının düşsel evrenini ortaya koymak için seçilen yollar sergilenir. Hemingway, boğa güreşlerine ilişkin olarak anlattığı (Death in Afternoon, 1932) bu belirsizlikler nedeniyle intihar ederek öldü. (1954 Nobel edebiyat ödülü.)</p>
<p><strong>KİTABIN ADI:</strong> Çanlar Kimin İçin Çalıyor<br />
<strong>YAZARI:</strong>Ernest HEMINGWAY<br />
<strong>YAYINEVİ-ADRESİ:</strong>Cem Yayınevi-NuruosmaniyeCad. Kardeşler Han 3/3 Cağaloğlu/İstanbul<br />
<strong>BASIMYILI:</strong>Birinci Basım, 1991<br />
<strong>KONUSU:</strong>İspanyol iç savaşı sırasında isyancı çetelerle birlikte bir köprüyü havaya uçurmak için uğraşan bir İngiliz bombacının başından geçen olaylar ve gerçek aşkını bulması.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fcanlar-kimin-icin-caliyor-kitap-ozeti%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/canlar-kimin-icin-caliyor-kitap-ozeti/&amp;text=Çanlar Kimin İçin Çalıyor kitap özeti&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/canlar-kimin-icin-caliyor-kitap-ozeti/&amp;t=Çanlar Kimin İçin Çalıyor kitap özeti">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/canlar-kimin-icin-caliyor-kitap-ozeti/&amp;title=Çanlar Kimin İçin Çalıyor kitap özeti&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fcanlar-kimin-icin-caliyor-kitap-ozeti%2F&name=buzlu.org&description=%C3%87anlar+Kimin+%C4%B0%C3%A7in+%C3%87al%C4%B1yor+kitap+%C3%B6zeti" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/canlar-kimin-icin-caliyor-kitap-ozeti/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/canlar-kimin-icin-caliyor-kitap-ozeti/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/canlar-kimin-icin-caliyor-kitap-ozeti/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/canlar-kimin-icin-caliyor-kitap-ozeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eylül kitap özeti</title>
		<link>http://www.buzlu.org/eylul-kitap-ozeti/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/eylul-kitap-ozeti/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 15:44:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[eylül kitap özeti]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanları]]></category>
		<category><![CDATA[karakterleri]]></category>
		<category><![CDATA[kitabın ana fikri]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet rauf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4641</guid>
		<description><![CDATA[KİTABIN KONUSU : Süreyya ve onun karısı Suat ve akrabaları olan Necip Bey ile aralarında geçen olayları anlatmaktadır. KİTABIN ÖZETİ : Süreyya ve karısı Suat’ la birlikte babasının evinde oturmaktadır. Ama bu halden memnun değildirler. Babası hem yaşlı, hem dediği dediktir. Onun yüzünden her yaz bir tane taş ocağına benzeyen köye gelirler ve orada sıkıntıdan [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/05/Eylül-kitap-özeti.jpg"><img class="size-full wp-image-4642 aligncenter" title="Eylül kitap özeti" src="http://www.buzlu.org/images/2010/05/Eylül-kitap-özeti.jpg" alt="" width="194" height="289" /></a></p>
<p><strong>KİTABIN  KONUSU	: </strong></p>
<p>Süreyya ve onun karısı Suat ve akrabaları olan Necip Bey ile aralarında geçen olayları anlatmaktadır.</p>
<p><strong>KİTABIN  ÖZETİ		: </strong></p>
<p>Süreyya ve karısı Suat’ la birlikte babasının evinde oturmaktadır. Ama bu halden memnun değildirler. Babası hem yaşlı, hem dediği dediktir. Onun yüzünden her yaz  bir tane taş ocağına benzeyen köye gelirler ve orada sıkıntıdan patlarlar.</p>
<p>Suat bu arada başka olaylardan da sıkılmaktadır. Suat’ ın kardeşi Hacer  akrabası olan Necip Bey’ le gönül eğlendirmektedir. Hacer evli ve eşi de onun için herşeyini verecek nitelikte bir eştir.</p>
<p>Daha sonraları Suat ile Süreyya birlikte mutlu bir şekilde yaşayabilmenin yolunu aramışlar ve bulmuşlardır. Suat Hanım gizlice babasından para isteyip eşi için bir yalı kiralar. Kocası bu duruma çok sevinir.<span id="more-4641"></span></p>
<p>Necip de hem dostarı hemde akrabaları  olarak Suat ve Süreyya’ nın yanına gelir. Süreyya için yelkenle gezmek ve balık tutmak vazgeçilmez bir zevktir. Süreyya bu alışkanlıklarını sürdürürken  Suat  da Necip’le birlikte piyano çalmaktadır.</p>
<p>Başbaşa geçen bu uzun yaz tatilinin sonlarında Necip Bey birşeylerin olduğunu, Suat Hanım’a aşık olduğunu anlar. Bu durumdan kurtulmaya çalışsada başarılı olamaz. Sonunda çare olarak onların yanından ayrılmaya  karar verir. Giderkende Suat’ın eldivenlerinden bir tanesini izinsiz olarak hatıra olması için alır.</p>
<p>Daha sonraları Necip’in tifoya tutulduğu öğrenilir. Süreyya ve Suat buna çok üzülürler. Tehlike devresi geçince Necip’in yanına giderler. Necip hastalığın etkisiyle sinir yorgunluğu içerisindedir. Hacer Necip’in hastalığı sırasında yanında bulunmuş ve o sıralarda Necip’in kendiden  geçmiş olduğu  zamanda yastığının altından bir bayan eldiveni bulmuştur.</p>
<p>Hep birlikte hasta hakkında konuşurlarken Necip’in annesi eldiveni gösterir. Suat kendi eldivenini görünce şok olur ve olayı anlar fakat kimseye  sezdirmez. O sırada Necip’te sapsarı olur utancından ve çaresizliğinden ne yapacağını bilemez.</p>
<p>Necip hastalıktan sonraki iyileşme devresini yalıda geçirilmek üzere mecbur edilir. Halbuki O, onlardan kaçmak için uğraşmaktadır.</p>
<p>Bir yaz sessiz ve olaysız bir şekilde geçmiştir. Eylül gelince Süreyya konağa gider. Bu gidiş beklenen bir gidiş değildir. Suat bu duruma anlam veremez. Daha gitmeden önce kışı bile beraber geçireceklerini söylemiştir. Ama Süreyya  birşeyleri sezmiş olup, o yüzden gitmiştir.</p>
<p>Konağa geri dönülür. Necip artık eskisi kadar yalıya gelmemektedir. Hele Hacer’in davranışları , onların her bakışlarından anlam çıkarmaya çalışan tavrı her ikisini de deliye döndürür. Birbirlerini buldukları anda , ister istemez kaybedeceklerdir. Suat kendisinden kalan , Necip’in aldığı eldivenin diğerini de verir. Bunun sebebi ise artık hayatın Suat için yaşamaya değer bir tarafı kalmamasıdır.</p>
<p>O gece konakta yangın çıkar.Herkesi bir telaş ve korku alıp götürür. Canlarını zor kurtarırlar. Ama Suat  ortalıklarda yoktur. Süreyya alevlerin içine doğru Suat diye inlemektedir. Ama cesaret edemez. Necip bir haykırışla içeriye fırlar . Her ikiside çöken tavanın altında can verirler.</p>
<p><strong> KİTABIN ANA FİKRİ                       :</strong></p>
<p>Her ikisi de evli olan kişilerin ellerinde olmadan , birarada bulundukları sürede birbirlerine , eşlerinden habersiz yakınkaşmaları ve aralarındaki yasak aşkı anlatmaktadır.</p>
<p><strong> KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ  :</strong></p>
<p><strong>Suat         :</strong> Kocası Süreyya ile mutlu bir evlilik sürdürürken Necip Bey’e aşık olur.<br />
<strong>Necip       : </strong>Akrabaları olan Süreyya ve Suat’ın yanına gelip , Suat’a aşık olan bir adamdır.<br />
<strong>Süreyya :</strong> Suat’ın kocasıdır. Onun için yelkenle gezmek ve balık tutmak vazgeçilmez bir zevktir.<br />
<strong>Hacer       : </strong>Suat’ın kardeşi ve Necip ile gönül eğlendiren bir kadındır.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="253" valign="top">KİTABIN ADI</td>
<td width="391" valign="top">EYLÜL</td>
</tr>
<tr>
<td width="253" valign="top">KİTABIN YAZARI</td>
<td width="391" valign="top">MEHMET RAUF</td>
</tr>
<tr>
<td width="253" valign="top">YAYIN EVİ VE ADRESİ</td>
<td width="391" valign="top">HİLMİ  KİTABEVİ</td>
</tr>
<tr>
<td width="253" valign="top">BASIM YILI</td>
<td width="391" valign="top">1946</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Feylul-kitap-ozeti%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/eylul-kitap-ozeti/&amp;text=Eylül kitap özeti&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/eylul-kitap-ozeti/&amp;t=Eylül kitap özeti">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/eylul-kitap-ozeti/&amp;title=Eylül kitap özeti&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Feylul-kitap-ozeti%2F&name=buzlu.org&description=Eyl%C3%BCl+kitap+%C3%B6zeti" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/eylul-kitap-ozeti/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/eylul-kitap-ozeti/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/eylul-kitap-ozeti/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/eylul-kitap-ozeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğunun Limanları kitap özeti</title>
		<link>http://www.buzlu.org/dogunun-limanlari-kitap-ozeti/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/dogunun-limanlari-kitap-ozeti/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Jan 2010 20:45:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[AMIN MAALOUF]]></category>
		<category><![CDATA[özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Doğunun Limanları]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[kitap özeti]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4422</guid>
		<description><![CDATA[KİTABIN KONUSU: ‘Doğunun Limanları’ isimli roman Osmanlı prensliğine dayanan bir babanın ve yahudi bir kadının oğlu olan Kitabdar adlı hayali kişinin hayat hikayesini anlatmaktadır. Kitabın yazarı olan Amin maalouf bu kitabı 60’lı yılların sonuna doğru tanıştığı bir kişinin hayatından esinlenerek yazıyor. Bu kişi Lübnan’da doğmuş Parise giderek direniş hareketine katılmış tekrar Lübnan’a döndüğünde ise bir [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/01/Doğunun-Limanları.jpg"><img class="size-full wp-image-4423 aligncenter" title="Doğunun Limanları" src="http://www.buzlu.org/images/2010/01/Doğunun-Limanları.jpg" alt="" width="180" height="320" /></a></p>
<p><strong>KİTABIN KONUSU: </strong></p>
<p>‘Doğunun Limanları’ isimli roman Osmanlı prensliğine dayanan bir babanın ve yahudi bir kadının oğlu olan Kitabdar adlı hayali kişinin hayat hikayesini anlatmaktadır. Kitabın yazarı olan Amin maalouf bu kitabı 60’lı yılların sonuna doğru tanıştığı bir kişinin hayatından esinlenerek yazıyor. Bu kişi Lübnan’da doğmuş Parise giderek direniş hareketine katılmış tekrar Lübnan’a döndüğünde ise bir kahraman gibi karşılanmıştır. Kitapta da aynı olayların işlendiği görülmektedir.</p>
<p><strong>KİTABIN ÖZETİ:</strong></p>
<p>“Doğunun Limanları” bir zamanlar Avrupalıların doğuya giriş yaptıkları, tespih taneleri gibi sıralanan ticaret kentlerine verilen isimdir. “Doğunun Limanları” kelime anlamı olarak “Doğunun Merdivenleri” olup, bazı Akdeniz limanlarına Fransızların taktığı isimdir.</p>
<p>Olay 1976 Haziranında Paris’te bir metroda geçmektedir. Yazar, romana tablodaki bir resimden söz ederek başlamaktadır. Tabloda, deniz ve o maviliğin üstündeki gemi bulumaktadır. Yazar, bu tabloya hayran kalmıştır. Metroda bu tabloyu seyrederken gözleri, son derece ilgi çeken bir adama takılır ve bu bu adamı takip etmeye başlar. Bu takip neticesinde her ikisi Hubert Hugles sokağında karşı karşıya gelirler. Yazar,türlü yollarla bu adama yaklaşmaya başlar.<span id="more-4422"></span></p>
<p>Adamın yabancı olduğunu sezer ve ona yardımcı olmaya çalışır. Bu yardımlaşma sonucunda her ikisi dost olurlar. Adamın amacı, Paris’te direnişçilerin adını taşıyan 39 cadde ve sokağı gezmektir. Bu arada yazar ile yabancı arasında koyu bir muhabbet başlar. Yabancı adam, yazarın sorularına yanıt vermeye çalışır ve ona Pariste dört gün kalacağını söyler. Bunun üzerine yazr ondan Paris’te kalacağı dörrt gün içinde hayat hikayesini anlatmasını ister. Yabancı bunu kabul eder. Yabancının kaldığı otel odasına giderler ve yabancı hayat hikayesini anlatmaya başlar.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Olaylar bir Osmanlı prensesinin aklını yitirmesiyle başlar . Kitabdar adlı Acem doktor tedavi amacıyla onu Adana’daki evine götürür. Onu seviyordur ve bu güzel kızla evlenir. Bir çocukları olur.<br />
Her türlü düzene isyan eden bu prens bir gün Adana’da çıkan ayaklanmalar nedeniyle en iyi arkadaşı olan Nubar adlı bir Ermeni ile Lübnan, Beyrut’a gider. Burada Nubar’ın kızı ile evlenir, bir kızı ve iki oğlu olur. Karısı oğlu Salem’i doğururken ölür.<br />
Kitabın asıl kahramanı prensin babasının adını verdiği oğlu Kitabdar’dır.<br />
Kitabdar, isyan manasına gelmektedir. Oğlunun bir ihtilalci olmasını isteyen babası ona bu sebeple bu ismi vermiştir.</p>
<p>Kitabdar babasının onun hakkındaki tüm düşüncelere rağmen bir doktor olmak istiyordur. Ablasınında yardımıyla onu ikna ederek Paris’e tıp  okumaya gider. Fakültede çok başarılı olan İsyan bir gün barda arkadaşlarıyla beraberken katıldığı bir tartışma aracılığı ile Bertrand takma adlı bir direnişçi ile tanışır ve bir anda kendini 2.Dünya Savaşı’nda bulur. Bu sırada hayatının kadını olacak Clara ile tanışır. Savaştan sonra Beyrut’a dönen Kitabdar bir kahraman olarak karşılanır. Kısa süre sonra Clara da Hayfa’da dayısının yanına yerleşir. Bu tanışmayı takben Kitabdar ve arasında sıcak gelişeler olur ve evlenmeye karar verirler.</p>
<p>Evlendikten sonra Hayfa ve Beyrut arasında gidip gelen çift, Clara hamileyken Hayfa’da kalmayı tercih ederler. 1948’de Kitabdar’ın babasının rahatsızlığı üzerine Beyrut’a dönüşü sırasında patlak veren Arap-Yahudi savaşı nedeniyle birbirlerinden ayrı kalırlar. Bu ayrılık Kitabdar’ın hayatını değiştirir.<br />
Bu savaş nedeniyle Kitabdar karısını ve doğacak çocuğunu uzun süre göremez. Onların sağlığından duyduğu endişe, onu bir takım psikolojik sorunların içine iter. Davranışlarında gözle görülür bir değişme olur. Bundan yararlanan kardeşi Salem onu sadece zengin hastaların bulunduğu bir tımarhaneye kapattırır. İsyan, her gün onu uyuşturacak, deli olmasa bile onu deli gibi gösterecek sakinleştirici bir ilaç almak zorunda bırakılır. Yaklaşık yirmi yıl boyunca bu tımarhaneye kapalı kalan ve uyuşturulan isyan artık kurtulmanın imkansız olacağını düşündüğü  sırada kızı Nadya onun izini bulur ve hastane yöneticilerine anlaşılmaması için farklı bir kimlikle onu ziyaret eder. Bu Kitabdar için bir kurtuluş kaynağıdır. Artık kızının varlığından güç almaktadır. Kitabdar Nadya’yı bir kez görmüştür.</p>
<p>Ancak çevresinden gelen nasihatlere uyarak, kız bir daha babasına gelmemiştir. Bu Kitabdar için üzücü bir olay olsa da onu hayata geri dönme arzusundan mahrum bırakmamıştır. Kahve içinde verilen uyuşturuyucuyu daha az alarak  hergün biraz daha kendine gelir.1976’da Lübnan da çıkan çatışmalar sırasında fırsatını bulup, yaşadığı hastaneden kaçan Kitabdar bir şekilde Paris’e gider ve orada Bertrand’ı bulur. Tüm yaşadıklarını anlatarak ondan Clara’nın adresini ister. Clara’dan 28 yıl sonra hiçbir şey bekleyemeyeceğini bilmesine rağmen yine de ona bir mektup yazar ve başından geçen her şeyi anlatır. Ondan cevap beklemiyordur, yıllar önce buluştukları bir limanda randevu verir.</p>
<p>Buluşma günü gelir. Buluşma günü yazarla Kitabdar’ın ayrılacağı gündür.<br />
Kitabdar yazarla randevu verdiği yeri yeniden bulma çabası ile dolaşırken karşılaşır. Bu karşılaşma sonucunda Doğunun Limanları adlı kitap oluşmaya başlar. Tüm roman dinleyen kişinin notlarından aktarılıyor ve buluşma günü olan 20 Haziran’da bu notlar tamamlanıyor ve kitap da bitiyor.<br />
Yazar 20 Haziran’da buluşma yeri olan köprüyü görebilecek bir cafeye oturarak olanları izlemeye başlar. Clara köprünün ucunda gözükür. Daha sonra eski sevgililer birbirlerine yaklaşır ve  uzun uzun sarılırlar. Romanda burada biter.<br />
<strong><br />
KİTABIN ANA FİKRİ:</strong></p>
<p>Kitaptaki olaylardan çok durumlara bakacak olursak yazarı insanların milliyetlerinden çok onların insan olmalarının ve kardeş gibi yaşamalarının gerektiği düşüncesinde olduğu görülmektedir. Kitabdar isimli kahraman bir müslüman olmasına rağmen yahudi olan Clara ile evleniyor, kahramanın babası bir Osmanlı prensi ama en iyi arkadaşı bir ermeni ve bu sebepten dolayı bulundukları şehirden ayrılmak zorunda kalıyorlar. Kitabdar hiçbir ilgisi olmamasına rağmen Paris’te direniş hareketine katılıyor.<br />
<strong><br />
KİTAPTAKİ  OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMSESİ:</strong></p>
<p>Kitap tamamiyle Kitabdar’ın hayat hikayesini anlatmaktadır. Olaylar gerçek hayattan alınmıştır. Kitaptaki kişiler Kitabdar’ın ailesi ve arkadaşlarıdır. Kitabdar’ın arkadaşları şans eseri karşılaştığı ve daha sonradan aralarında pek bağlantı olmamasına rağmen samimi oldukları kişilerdir. Bertrand’la bir barda tanışmışlar daha sonra Bertrand’ın yanında direniş örgütüne katılmıştır. Clara ile polisten kaçarken tanışıp daha sonra evlenmişlerdir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:</strong></p>
<p>Kitap çok akıcı ve okuyucunun ilgisini çeken bir kitaptır. Anlatılan olayların gerçek bi hayat hikayesi olması ve bu hikayenin Amin MAALOUF tarafından harmanlanması kitabın akıcılığını bir kat daha arttırmıştır. Yazar, çok iyi bildiği Asya ve Akdeniz kültürünü diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da okuyucuya aktarmaktadır. Amin MAALOUF’un bu ve diğer kitaplarını herkese önerebilirim.</p>
<p><strong>KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:</strong></p>
<p>1949’ da Lübnan’da dogdu. Ana dili Arapça’ dir. 1976 yilindan<br />
beri Paris’te yasiyor ve romanlarini Fransizca yaziyor. Kendini hem Lübnanli<br />
hem de Fransiz olarak tanimliyor. Romanlarinda hep çocuklugunu ve gençligini<br />
geçirdigi Doğu’ yu anlatiyor.</p>
<p>Yazar 1983 yilinda ilk romani “Araplarin Gözüyle Haçlilar” ile tanindi. 1986<br />
yilinda yayimlanan ikinci romani “Afrikali Leo” ile ayni yil Fransiz-Arap<br />
Dostluk Ödülünü kazandi. 1988’ de yayimlanan üçüncü romani<br />
Semarkant” hemen hemen tüm dillere çevrilmistir. Maalouf’ un sonraki romanları Işık Bahçeleri (1991) ve Beatrice’ den Sonraki Birinci Yüzyil (1992) dir. Son romani olan Tanios Kayasi ile ise Fransa’nin en önemli ödüllerinden Goncourt Ödülü’nü kazandi.</p>
<p>KİTABIN ADI :   DOĞUNUN LİMANLARI<br />
KİYABIN YAZARI :   AMIN MAALOUF<br />
YAYINEVİ VE ADRESİ :   YKY YAYINLARI<br />
BASIM YILI :   EKİM 1998
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fdogunun-limanlari-kitap-ozeti%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/dogunun-limanlari-kitap-ozeti/&amp;text=Doğunun Limanları kitap özeti&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/dogunun-limanlari-kitap-ozeti/&amp;t=Doğunun Limanları kitap özeti">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/dogunun-limanlari-kitap-ozeti/&amp;title=Doğunun Limanları kitap özeti&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fdogunun-limanlari-kitap-ozeti%2F&name=buzlu.org&description=Do%C4%9Funun+Limanlar%C4%B1+kitap+%C3%B6zeti" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/dogunun-limanlari-kitap-ozeti/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/dogunun-limanlari-kitap-ozeti/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/dogunun-limanlari-kitap-ozeti/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/dogunun-limanlari-kitap-ozeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çölde Bir İstanbul Kızı kitap özeti (Mahmut Esat Karakurt)</title>
		<link>http://www.buzlu.org/colde-bir-istanbul-kizi-kitap-ozeti-mahmut-esat-karakurt/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/colde-bir-istanbul-kizi-kitap-ozeti-mahmut-esat-karakurt/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 19:57:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Çölde Bir İstanbul Kızı]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[konusu]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmut Esat Karakurt]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4314</guid>
		<description><![CDATA[1. KİTABIN KONUSU : Çölde eşkiyalar tarafından kaçırılan bir paşa kızının yaşadığı olaylar ve eşkiyaların reisi ile yaşadığı aşk. 2. KiTABIN ÖZETİ : Şam valisi Abdullah Paşa’nın kızı Fahrünnisa Hanımı kaçırıp, öldüren İbni Fikret aşiretini dağıtmak amacıyla Nazım Paşa komutasında bir birlik kurulup; Yemen çöllerine gönderilir. Birliğe Nazım Paşa’nın kızı Sermin de katılır. Sermin 24  [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/10/Çölde-Bir-İstanbul-Kızı.jpg"><img class="size-full wp-image-4315 aligncenter" title="Çölde Bir İstanbul Kızı" src="http://www.buzlu.org/images/2009/10/Çölde-Bir-İstanbul-Kızı.jpg" alt="Çölde Bir İstanbul Kızı" width="150" height="220" /></a></p>
<p><strong>1. KİTABIN KONUSU :</strong> Çölde eşkiyalar tarafından kaçırılan bir paşa kızının yaşadığı olaylar ve eşkiyaların reisi ile yaşadığı aşk.</p>
<p><strong>2. KiTABIN ÖZETİ : </strong>Şam valisi Abdullah Paşa’nın kızı Fahrünnisa Hanımı kaçırıp, öldüren İbni Fikret aşiretini dağıtmak amacıyla Nazım Paşa komutasında bir birlik kurulup; Yemen çöllerine gönderilir. Birliğe Nazım Paşa’nın kızı Sermin de katılır. Sermin 24  yaşında, iyi eğitim görmüş, güzel bir kızdır. Birlik komutanı Yüzbaşı Afif Beyle nişanlıdır. Yemen çöllerinde 20 gündür asilerle karşılaşamayan Sermin Hanımın canı çok sıkılır. Paşa; Afif Bey, Sermin ve bir çavuşu üç saaat ilerideki bir eğlence yerine gönderir. Sabahlara kadar şarkıların çalınıp, söylendiği; yarı çıplak kızların dans ettiği bu yer tıklım tıklım doludur.</p>
<p>Bir masaya otururlar. Aradan biraz süre geçtikten sonra kapıdan iri cüsseli genç biri girer ve ardından yüzlerce eşkiya buraya dolar. Burada Sermin Hanım ile bu genç arasında sürtüşme çıkar, araya Afif Bey girer; fakat eşkiyalar onu etkisiz  hale getirirler. Bunun üzerine hemen orayı terk edip çadırlarına dönerler. Sabah Sermin olayları babasına anlatır. Nazım Paşa anlatılanlardan bunların peşlerinde oldukları İbni Fikret aşireti olduğunu düşünür. Hemen  Yzb. Afif Beyden birliği ile bu aşiretin peşine düşmesini ister. <span id="more-4314"></span></p>
<p>Sermin Hanım da akşamki olayların öcünü almak için onlarla gitmek ister, Yzb Afif Beyin karşı çıkmasına rağmen birliğe dahil olur. Birlik eğlence  yerinin etrafını  sarar.Yzb. Afif Bey oranın sahibi yaşlı adamı sorgular.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Yaşlı adam bu aşiretle uğraşmamalarını, çok tehlikeli olduklarını söyler. Tam bu sırada aşiret etraflarını sarar. Yzb. Afif Beyin birliğinin tüm mukavemetine rağmen aşiret bunları yener ve Sermin Hanımı da esir alarak oradan uzaklaşır. Bundan sonra Sermin için kötü günler başlamıştır. Sermin’i karargâhlarına götürürler, o artık aşiretin malıdır. Sermin için kura çekerler,kurada çıkan kişi o geceyi Sermin ile birlikte geçirecektir. Kurada çıkan kişi Sermin’I sürüyerek odasına götürür.</p>
<p>Bunu yaptığına aşiret reisi Fikret çok üzülür; fakat  elinden bir şey gelmez. Sermin odada kendisine sahip olmak isteyen adama iki el ateş ederek öldürür. Araplar hemen odaya girerler ve adamı kanlar içinde bulurlar. Bunun üzerine aşiretin ihtiyar heyeti  Sermin’i yargılayarak idama mahkum ederler. Bu görevi de Fikret’e verirler. Alınan karara göre Fikret Sermin’le o geceyi geçirecek ve sabah güneş doğmadan iki kurşunla öldürecektir. Fikret bunu yapamaz ve Sermin’le birlikte oradan kaçmayı başarır.</p>
<p>Fikret  kız kardeşi ve onun nişanlısını öldürdüğü için ölüme mahkumdur. Bunu da göze alarak Sermin ile İstanbul’a döner. Nazım Paşa kızını kurtardığı için Fikret’in affedilmesi için ön ayak olur fakat; muvaffak olamaz. Fikret tekrar yargılanarak ölüm cezası onaylanır ve idam edilir.</p>
<p><strong>3. KİTABIN ANA FİKRİ :</strong> İnsan ne kadar gaddar ve acımasız olursa olsun yine de içinde bir sevme yönü vardır. Bu sevgi onu ölüme dahi götürebilir.</p>
<p><strong>4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : </strong></p>
<p>Sermin:İyi eğitim görmüş, güzel bir İstanbul kızıdır. Karşı cins ile arkadaşlık kurmayı sevmeyen bir kişiliğe sahiptir. Erkek gibi yetiştirilmiştir.</p>
<p>Fikret:Kız kardeşini öldürdüğü için İstanbul’dan kaçmış ve eşkiya olmuştur.</p>
<p>Yzb. Afif Bey:Sermin’le nişanlıdır. Onun da birliğe katılmasına karşı çıkmıştır.</p>
<p>Nazım Paşa:Kızının isteklerine hayır diyemeyen bir Osmanlı paşasıdır.<br />
<strong><br />
5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :</strong> Kitap, serüven, hareket niteliklerini birleştiren sürükleyici bir romandır.</p>
<p><strong>6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ  :</strong><br />
1902 yılında İstanbul’da doğan yazar; özellikle aşk ve serüven romanlarıyla tanınmıştır.Kadıköy Sultanisi’ni, İstanbul Diş Hekimliği Okulu’nu ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.Avukatllık,gazetecilik, Galatasaray Lisesi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı.<br />
İlk yazıları muhabir olarak çalıştığı Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yayımlanan Karakurt daha sonra İleri gazetesinde çalıştı.İkdam, Cumhuriyet, Tasvir, Yeni Sabah gibi gazetelerde çeşitli konuları, özellikle de polisiye olayları konu alan röportajlarıyla dikkat çektiKüçük öyküler yazdı.Çoğu sinemaya uyarlanan, olaya dayalı aşk ve serüven romanlarıyla geniş bir okur kitlesine seslendi.</p>
<p>Eserleri; Vahşi Bir Kız Sevdim, Çölde Bir İstanbul Kızı, Dağları Bekleyen Kız,  Allahaısmarladık, Ölünceye Kadar, Son Gece, Kadın Severse, İlk ve Son, Kocamı Aldatacağım, Sokaktan Gelen Kadın, Ankara Ekspresi, Bir Kadın Kayboldu, Ömrümün Tek Gecesi, Erikler Çiçek Açtı, Son Tren, Kadın İsterse.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>KİTABIN ADI :</strong> Çölde Bir İstanbul Kızı<br />
<strong>KİTABIN YAZARI : </strong>Mahmut Esat Karakurt<br />
<strong>YAYIN EVİ  VE ADRESİ :</strong> İnkilâp Yayın Evi<br />
<strong>BASIM YILI : </strong>1980
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fcolde-bir-istanbul-kizi-kitap-ozeti-mahmut-esat-karakurt%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/colde-bir-istanbul-kizi-kitap-ozeti-mahmut-esat-karakurt/&amp;text=Çölde Bir İstanbul Kızı kitap özeti (Mahmut Esat Karakurt)&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/colde-bir-istanbul-kizi-kitap-ozeti-mahmut-esat-karakurt/&amp;t=Çölde Bir İstanbul Kızı kitap özeti (Mahmut Esat Karakurt)">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/colde-bir-istanbul-kizi-kitap-ozeti-mahmut-esat-karakurt/&amp;title=Çölde Bir İstanbul Kızı kitap özeti (Mahmut Esat Karakurt)&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fcolde-bir-istanbul-kizi-kitap-ozeti-mahmut-esat-karakurt%2F&name=buzlu.org&description=%C3%87%C3%B6lde+Bir+%C4%B0stanbul+K%C4%B1z%C4%B1+kitap+%C3%B6zeti+%28Mahmut+Esat+Karakurt%29" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/colde-bir-istanbul-kizi-kitap-ozeti-mahmut-esat-karakurt/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/colde-bir-istanbul-kizi-kitap-ozeti-mahmut-esat-karakurt/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/colde-bir-istanbul-kizi-kitap-ozeti-mahmut-esat-karakurt/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/colde-bir-istanbul-kizi-kitap-ozeti-mahmut-esat-karakurt/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kumarbaz kitap özeti (Dostoyevski)</title>
		<link>http://www.buzlu.org/kumarbaz-kitap-ozeti-dostoyevski/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/kumarbaz-kitap-ozeti-dostoyevski/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Oct 2009 14:10:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dostoyevski]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[konusu]]></category>
		<category><![CDATA[Kumarbaz]]></category>
		<category><![CDATA[kısa özet]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4291</guid>
		<description><![CDATA[1.KİTABIN KONUSU : Genç,iyi eğitim gömüş,soylu birisi olan Aleksey İVANAVİÇ’in tek umudunu rulete bağlaması. 2.KİTABIN ÖZETİ : Aleksey İVANAVİÇ,25 yaşında özel öğretmendir.Açık sözlü,yaptığı işlerde kendine güvenen,kumara olan tutkusunu yenmeye çalışan birisidir.Çar ordusundan emekli bir generalin  akrabasıdır. Aleksey İVANAVİÇ,General’in üvey kızı olan  Polina’ya aşıktır. Antonida Vasilyevna TARASYEVİÇEVA,Generalin halasıdır.Büyükanne diye anılır.Çok zengindir.Beş parasız olan General onun ölmesini [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/10/Kumarbaz.jpg"><img class="size-full wp-image-4292 aligncenter" title="Kumarbaz" src="http://www.buzlu.org/images/2009/10/Kumarbaz.jpg" alt="Kumarbaz" width="191" height="291" /></a></p>
<p><strong>1.KİTABIN KONUSU :</strong><br />
Genç,iyi eğitim gömüş,soylu birisi olan Aleksey İVANAVİÇ’in tek umudunu rulete bağlaması.</p>
<p><strong>2.KİTABIN ÖZETİ :</strong><br />
Aleksey İVANAVİÇ,25 yaşında özel öğretmendir.Açık sözlü,yaptığı işlerde kendine güvenen,kumara olan tutkusunu yenmeye çalışan birisidir.Çar ordusundan emekli bir generalin  akrabasıdır. Aleksey İVANAVİÇ,General’in üvey kızı olan  Polina’ya aşıktır.<br />
Antonida Vasilyevna TARASYEVİÇEVA,Generalin halasıdır.Büyükanne diye anılır.Çok zengindir.Beş parasız olan General onun ölmesini beklemektedir.Çünkü büyükanne Rusya’da ölüm döşşeğindedir.General,Çar ordusundan ayrılıken aldığı yediyüz rubleyi rulette kaybetmiştir.Olay Almanya’da bir kaplıca kenti olan Ruletenburg’ta geçmektedir.<br />
General,zengin bir Fransız soylusu olan Mlle.</p>
<p>Blanche ile evlenmek istemektedir.Mlle. Blanche,göründüğü gibi zengin bir Fransız soylusu değildir.General’le büyükanneden gelecek miras için evlenmek istemektedir.Ama herşey beklenildiği gibi olmaz.Büyükanne iyileşir ve doktorun tavsiyesi üzerine Ruletenburg’e,Generalin yanına gelir.Ayrıca Generalin Büyükannenin ölümüyle ilgili olarak Rusya’ya çektiği tegraflardan haberi vardır.<span id="more-4291"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Büyükanne, Ruletenburg’e gelir gelmez rulet masasının başına geçer.Generale yaptıklarından dolayı çok kızgındır.Birkaç gün içinde parasının büyük bir bölümünü kumarda kaybeder.Generalin mirası alamayacağını anlayan Mlle. Blanche Ruletenburg’tan ayrılır.Mlle. Blanche ile birlikte bir Fransız markisi olan Degrieux’ta ayrılır. Degrieux da Polina’ya aşıktır.Polina’yı kendine bağlamak için Generale borç verdiği paranın büyük kısmını geri almaz.<br />
Parasız kalan büyükanne ,bir İngiliz genci olan Astley’den borç ister.Astley de Polina’yı sevmektedir. Astley,Polina’ya kendisiyle birlikte gelmeyi önerir.Polina onun bu teklifine şiddetle karşı çıkar.</p>
<p>Aleksey İVANAVİÇ ,kumar tutkusunu yenmek istemektedir ama Polina’nın borçlarını ödemek için onun adına oynamaktadır.Tüm yaşanan kötü olaylardan sonra Polina da Aleksey İVANAVİÇ’eolan sevgisini belli eder.</p>
<p><strong>3.KİTABIN ANA FİKRİ :</strong><br />
Kumar insana zengin hayat tecrübesi kazandırırken biryandanda korkunç acılar çekmesini sağlar.Rulet iptilasından kaynaklanan acılardır bunlar.Kumar hayatında,umutsuzluklar,tutkular,sevinçler,zaaflar,nefretler,zaferlerkısaca herşey ölçüsüz boyutlardadır.</p>
<p><strong>4.ROMRNDAKİ KARAKTERLER :</strong></p>
<p>Aleksey İVANAVİÇ  :25 yaşında  özel öğretmen.Generalin akrabası. Açık sözlü,yaptığı işlerde kendine güvenen,kumara olan tutkusunu yenmeye çalışan birisi. General’in üvey kızı olan  Polina’ya aşık.<br />
General  :Çar ordusundan albaylık rütbesiyle emekli olmuş birisi.Kumara olan tutkusu yüzünden beş parasız kalmıştır.<br />
Polina  :Generalin üvey kızı. Aleksey İVANAVİÇ’I sevmektedir ama bu sevgisini saklamöaktadır.Akıllı ve ağır başlı bir kızdır.Siyah gözleri ince uzun saçları vardır.<br />
Antonida Vasilyevna TARASYEVİÇEVA  : Generalin halasıdır. Tehlikeli bir hastalık geçirmiştir.Çok zengindir.<br />
Mlle.Blanche  :Tanınmış bir Fransız ailesindendir.25yaşlarında çok güzel bir bayandır. Uzun boylu,geniş omuzludur.Esmer cildi ve siyah gözleri vardır.Kunaz,kuşkulu ve kustah bir kadındır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :</strong></p>
<p>Kumar insana maddi dünya özgürlüğünün en yücesini verir. Kumar hayatında,umutsuzluklar,tutkular,sevinçler,zaaflar,nefretler,zaferler kısaca herşey ölçüsüz boyutlardadır.Dostoyevski’nin bizzat kendi yaşadığı bu tutkuları ‘Kumarbaz’da ustaca bir üslüpla dile getirmesi romana ayrı bir güzellik katmış.<br />
<strong><br />
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ  :</strong></p>
<p>Yazdığı ilk  romanın adı &#8216;İnsancıklar&#8217;dır.İkinci romanı Beyaz Geceler ile ünlenir. Yazdığı diğer romanları :&#8217;Suç ve Ceza&#8217;, &#8216;Budala&#8217;, &#8216;Cinler&#8217;, Kumarbaz&#8217; . Karamazov Kardeşler adlı romanıyla sanatının zirvesine çıkar.Dostoyevski 10 şubat 1881’de ölür.</p>
<p>KİTABIN ADI           : KUMARBAZ<br />
KİTABIN YAZARI    : FYODOR DOSTOYEVKİ<br />
YAYIN EVİ               : SOSYAL YAYINLARI<br />
BASIM YILI              :1999<br />
SAYFA SAYISI        :197
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fkumarbaz-kitap-ozeti-dostoyevski%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/kumarbaz-kitap-ozeti-dostoyevski/&amp;text=Kumarbaz kitap özeti (Dostoyevski)&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/kumarbaz-kitap-ozeti-dostoyevski/&amp;t=Kumarbaz kitap özeti (Dostoyevski)">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/kumarbaz-kitap-ozeti-dostoyevski/&amp;title=Kumarbaz kitap özeti (Dostoyevski)&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fkumarbaz-kitap-ozeti-dostoyevski%2F&name=buzlu.org&description=Kumarbaz+kitap+%C3%B6zeti+%28Dostoyevski%29" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/kumarbaz-kitap-ozeti-dostoyevski/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/kumarbaz-kitap-ozeti-dostoyevski/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/kumarbaz-kitap-ozeti-dostoyevski/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/kumarbaz-kitap-ozeti-dostoyevski/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gazi ve Fikriye kitap özeti</title>
		<link>http://www.buzlu.org/gazi-ve-fikriye-kitap-ozeti/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/gazi-ve-fikriye-kitap-ozeti/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Oct 2009 11:57:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[ana fikri]]></category>
		<category><![CDATA[eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gazi ve Fikriye]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[hıfzı topuz]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4185</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Kemal,Harbiye’de öğrenci iken,hafta sonu izinlerini üvey amcasının eşi olan,Makbule Hanımın evinde geçiriyordu.Fikriye’de o zamanlar küçük bir kızdı.Mustafa Kemal’e olan ilgisi de bu zamanlarda başladı.Mustafa Kemal Harbiye’den mezun olduktan sonra,görevleri nedeniyle uzun süre İstanbul’dan ayrı kalmıştı. Bu zaman aralığında Fikriye,onun hasretiyle başbaşaydı. Mustafa Kemal,Milli Mücadele’yi başlatmak için,bazı fikirleridoğrultusunda İstanbul’a gelmiş,ilk iş olarakta Makbule Hanımların köşküne [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/10/Gazi-ve-Fikriye.jpg"><img class="size-full wp-image-4186 aligncenter" title="Gazi ve Fikriye" src="http://www.buzlu.org/images/2009/10/Gazi-ve-Fikriye.jpg" alt="Gazi ve Fikriye" width="200" height="279" /></a></p>
<p>Mustafa Kemal,Harbiye’de öğrenci iken,hafta sonu izinlerini üvey amcasının eşi olan,Makbule Hanımın evinde geçiriyordu.Fikriye’de o zamanlar küçük bir kızdı.Mustafa Kemal’e olan ilgisi de bu zamanlarda başladı.Mustafa Kemal Harbiye’den mezun olduktan sonra,görevleri nedeniyle uzun süre İstanbul’dan ayrı kalmıştı.</p>
<p>Bu zaman aralığında Fikriye,onun hasretiyle başbaşaydı.<br />
Mustafa Kemal,Milli Mücadele’yi başlatmak için,bazı fikirleridoğrultusunda İstanbul’a gelmiş,ilk iş olarakta Makbule Hanımların köşküne gitmişti.Makbule Hanım ve Fikriye O’nu göz yaşları içinde karşılamıştı.Fikriye büyümüş,güzel bir kız olmuştu.Mustafa Kemal’e olan ilgisini gizleyemiyordu.<span id="more-4185"></span></p>
<p>Mustafa Kemal’de bu ilginin farkına varmış,ama belli etmemiştir.<br />
Mustafa Kemal,milli mücadele için Anadolu’ya geçmiş,Samsun,Amasya,Erzurum,Sivas derken,Ankara’ya gelmişti.Ulus’ta kalmaya başlamış,ve cumhuriyetin temellerini atmaya başlamıştı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Fikriye ise biran önce aşık olduğu adamın yanına gitmek istiyordu.Mustafa Kemal’in Ankara’ya gidip,orda kalmaya başladığını duyunca,O’na haber gönderip,Ankara’ya gelmek istediğini belirtmişti.Olumlu cevap alınca dünyalar onun olmuş,hemen yola çıkmıştı.<br />
Fikriye,Kurtuluş Savaşı yıllarında Mustafa Kemal’in enbüyük yardımcısı olmuştu.Fakat hastalığa yakalanmış ve bitkin düşmüştü.Bunu paşasına belli etmemeye çaba sarfetmişti.Ancak savaş bittikten sonra,Mustafa Kemal bunu fark etmiş,ve tüm itirazlarına rağmen onu Almanya’ya,tedaviye göndermişti.</p>
<p>Bu süre içinde Mustafa Kemal,İzmir’de Latife adında biriyle tanışmıştı.Latife,kültürüyle Mustafa Kemal’i etkilemişti.Zaten kendiside her genç kız gibi paşaya aşıktı.Bir süre sonra da evlenirler ve Çankaya’ya yerleşirler.<br />
Evlilik haberini duyan Fikriye yıkılmış ve tedavisini yarıda kesip hemen Ankara’ya dönmüştür.Çankaya’ya gitmiş fakat Latife’nin engellemeleri sonucu paşasıyla görüşememişti.Bunun üzerine köşkten dönerken göğsüne tabancasını doğrultup intihar etmişti.Hemen hastaneye kaldırılmış ve kurtarılmış,fakat bu sefer de hastalığının ilerlemesi sonucu ölmüştür.<br />
Mustafa Kemal,Fikriye’nin ölümüne çok üzülmüştü.Çünkü onun,kendisini ne kadar sevdiğini biliyordu.Yıllar sonra kardeşine şunu söyler:”Beni iki kadın sevdi;biri kendim için,diğeri mevkiim için.”<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>7)KİTABIN ANAFİKRİ:</strong> Gerçek aşkta mevkiinin hiçbir önemi yoktur.</p>
<p><strong>8)KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:</strong><br />
Mustafa Kemal:Kendini vatanın bağımsızlığına adamış fakat aynı zamanda aşka da vakit ayırabilmiş,fakat ikisini birbirine karıştırmamıştır.<br />
Fikriye:Hayatını Mustafa Kemal’e adamış,onun için tüm sıkıntılara göğüs germiş v O’nu kaybedince canına kıymıştır<br />
<strong>9)KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:</strong><br />
Kitap,aşkla savaşı,sevinçle üzüntüyü bir arada anlatan,akıcı ve sürükleyici bir kitaptır.<br />
<strong>10)KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:</strong><br />
Galatasaray Lisesini bitirmiş,üniversiteden sonra gazetecilik yapmıştır.Akşam gazetsinde yayın yönetmenliği yapmıştır.Bir çok eseri mevcuttur.</p>
<p>1)KİTABIN ADI:              GAZİ VE FİKRİYE<br />
2)KİTABIN YAZARI:    HIFZI TOPUZ<br />
3)YAYINEVİ:        REMZİ KİTABEVİ<br />
4)BASIM YILI:        2001<br />
5)KİTABIN KONUSU:Fikriye adındaki genç bir kızın Mustafa Kemal’e olan aşkı.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fgazi-ve-fikriye-kitap-ozeti%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/gazi-ve-fikriye-kitap-ozeti/&amp;text=Gazi ve Fikriye kitap özeti&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/gazi-ve-fikriye-kitap-ozeti/&amp;t=Gazi ve Fikriye kitap özeti">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/gazi-ve-fikriye-kitap-ozeti/&amp;title=Gazi ve Fikriye kitap özeti&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fgazi-ve-fikriye-kitap-ozeti%2F&name=buzlu.org&description=Gazi+ve+Fikriye+kitap+%C3%B6zeti" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/gazi-ve-fikriye-kitap-ozeti/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/gazi-ve-fikriye-kitap-ozeti/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/gazi-ve-fikriye-kitap-ozeti/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/gazi-ve-fikriye-kitap-ozeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küçük Kara Balık kitap özeti</title>
		<link>http://www.buzlu.org/kucuk-kara-balik-kitap-ozeti/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/kucuk-kara-balik-kitap-ozeti/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Aug 2009 07:25:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[özet kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kara Balık]]></category>
		<category><![CDATA[kitabı özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[kitap ve özeti]]></category>
		<category><![CDATA[kısa kitap özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Samed Behrengi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3663</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Samed Behrengi Kitap ismi: Küçük Kara Balık Denizin derinliklerinde yaşlı balık oniki bin çocuğu ve torununu başına toplamış onlara masal anlatıyordu: Bir zamanlar annesiyle ırmakta yaşayan küçük bir karabalık vardı. Bu ırmak dağdaki bir kayadan doğuyor ve vadinin tabanında akıyordu. Küçük balık ile annesinin evi siyah bir taşın arkasıydı; yosunlar da evin çatısını oluşturuyordu. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/07/Küçük-Kara-Balık-kitap-özeti.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3664" title="Küçük Kara Balık kitap özeti" src="http://www.buzlu.org/images/2009/07/Küçük-Kara-Balık-kitap-özeti.jpg" alt="Küçük Kara Balık kitap özeti" width="232" height="388" /></a></p>
<p><strong>Yazar:</strong> Samed Behrengi<br />
<strong>Kitap ismi:</strong> Küçük Kara Balık</p>
<p>Denizin derinliklerinde yaşlı balık oniki bin çocuğu ve torununu başına toplamış onlara masal anlatıyordu:<br />
Bir zamanlar annesiyle ırmakta yaşayan küçük bir karabalık vardı. Bu ırmak dağdaki bir kayadan doğuyor ve vadinin tabanında akıyordu.<br />
Küçük balık ile annesinin evi siyah bir taşın arkasıydı; yosunlar da evin çatısını oluşturuyordu. Geceleri yosunların altında uyuyorlardı. Bir defacık olsun evlerinden ay ışığını görmek küçük balığın özlemiydi.<br />
Anne ile yavrusu sabahtan akşama dek birbirinin peşine düşer, bazen öbür balıklara karışır, hızlı hızlı küçücük bir mekanda dolaşır dururlardı. Annesinin bıraktığı on bin yumurtadan kala kala bir bu yavru balık kalmıştı.<br />
Küçük balık birkaç gündür düşünceliydi ve çok az konuşuyordu. Tembel tembel, isteksizce o yana bu yana gidiyor, çoğu zaman annesinin peşine takılıyordu. Annesi, yavrusunda bir keyifsizlik olduğunu, yakında iyileşeceğini sanıyordu ama Kara Balığın derdi öyle böyle dert değildi.<br />
Küçük Balık bir sabah erkenden, daha güneş doğmadan annesini uyandırdı:<br />
- Anneciğim, seninle biraz konuşmak istiyorum.<br />
Annesi uykulu uykulu:<span id="more-3663"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
- Yavrucuğum, bula bula bu vakti mi buldun? Daha sonra konuşsak olmaz mı? İstersen gezintiye çıkalım ha, ne dersin?<br />
- Hayır anneciğim, artık dolaşamıyorum. Buradan gitmeliyim.<br />
- Mutlaka gitmen mi gerekiyor?<br />
- Evet anneciğim, gitmeliyim.<br />
- Ama, sabahın köründe nereye gideceksin?<br />
- Irmağın nereye kadar gittiğini görmek istiyorum. Biliyor musun anneciğim, aylardır bu ırmağın sonu neresi diye düşünüp duruyorum. Ama hâlâ işin içinden çıkamadım. Dün geceden beri gözüme uyku girmedi. Nihayet, gidip ırmağın sonunu bulmaya karar verdim. Başka yerlerde neler olup bittiğini bilmek istiyorum.<br />
Annesi gülerek:<br />
- Ben de çocukken çok düşünürdüm böyle şeyleri. Yavrucuğum, ırmağın başı, sonu olmaz ki. İşte hepsi bu kadar. Irmak hep akar durur ve hiçbir yere de varmaz.<br />
- Ama anneciğim, her şeyin bir sonu olmaz mı? Gece sona erer, gündüz sona erer, ay öyle, yıl öyle.<br />
Annesi sözünü kesti:<br />
- Böyle büyük lafları bırak bir yana; kalk, dolaşmaya çıkalım. Şimdi laf değil, gezinti zamanı!<br />
- Hayır anneciğim. Ben böyle gezmelerden bıktım artık. Yola düşüp gitmek, başka yerlerde neler olup bittiğini öğrenmek istiyorum. Bu lafları bana birinin öğrettiğini düşünüyorsun ama bilmeni isterim ki çoktandır düşünüyordum ben bunları. Elbette ondan bundan da çok şey öğrendim. Örneğin şunu anladım: Balıkların çoğu yaşlandıkları zaman ömürlerini boşu boşuna geçirdiklerinden yakınırlar. Sürekli sızlanır, lanet okur, her şeyden şikayet ederler. Ben bilmek istiyorum; gerçekten de yaşamak dediğimiz şey şu bir avuç yerde yaşlanıncaya kadar dolaşıp durmaktan mı ibaret; yoksa dünyada başka şekilde yaşamak da mümkün mü?<br />
Küçük Balığın sözleri bitince annesi:<br />
- Yavrucuğum, çıldırdın mı sen? Dünya&#8230; Dünya da ne demek oluyor? Dünya burası işte; yaşam ise işte yaşıyoruz, varız&#8230;<br />
Bu sırada evlerine büyük bir balık yaklaştı:<br />
- Komşu, ne diye çocuğunla tartışıyorsun? Bugün dolaşmaya çıkmayacak mısınız yoksa?<br />
Anne balık komşunun sesiyle evden çıktı:<br />
- Ne günlere geldik bak! Artık çocuklar annelerine akıl öğretiyorlar!<br />
Komşu:<br />
- Ne oldu ki?<br />
Anne balık:<br />
- Bak şu bücüre, nerelere gitmek istiyor! Dünyada neler olup bitiyor, gidip göreceğim diye tutturdu da tutturdu. Boyundan büyük laflar işte!<br />
Komşu:<br />
- Küçüğüm, sen ne zaman bilgin, filozof oldun da bizim haberimiz olmadı?<br />
Küçük Balık:<br />
- Hanımefendi, kime bilgin, filozof diyorsunuz bilmem ama, bu dolaşmalardan sıkıldım artık. Bu yorucu gezmeleri sürdürmek istemiyorum. Göz açıp kapayana kadar sizler gibi yaşlanmış olacağım ve eskisi gibi gözü, kulağı kapalı kalacağım. İstemiyorum, anlıyor musunuz?<br />
Komşu:<br />
- Vay vay vay!&#8230; Ne biçim laf bunlar!<br />
Annesi:<br />
- Biricik çocuğumun böyle olacağını hiç düşünmezdim. Hangi soysuz, güzel yavrumun aklına girdi, bilmem!<br />
Küçük Balık:<br />
- Hiç kimse aklıma filan girmedi. Benim aklım, fikrim var; anlıyorum; gözüm var, görüyorum.<br />
Komşu Küçük Balığın annesine:<br />
- Kardeş, hani dedikoducu salyangoz vardı&#8230;.<br />
Annesi:<br />
- İyi dedin valla; çocuğumla pek uğraşıyordu. Allah&#8217;ın belası!<br />
Küçük Balık:<br />
- Yeter anne! Benim arkadaşımdı o.<br />
Annesi:<br />
- Balıkla salyangozun arkadaşlığı; pöh, hiç duymamıştım!<br />
Küçük Balık:<br />
- Balık ile salyangozun düşman olduklarını duymamıştım; ama günahına girdiniz onun.<br />
Komşu:<br />
- Martaval bunlar.<br />
Küçük Balık:<br />
- Siz martaval okuyorsunuz.<br />
Annesi:<br />
- Ölümü hak etmişti o. Şurada burada otururken ne laflar ettiğini unuttun galiba.<br />
Küçük Balık:<br />
- Öyleyse beni de öldürün. Ben de aynı lafları ediyorum çünkü.<br />
Başınızı ağrıtmayım. Tartışma sesine diğer balıklar da geldi. Küçük balığın sözleri herkesi sinirlendirmişti.<br />
Yaşlı balıklardan biri:<br />
- Sana acıyacağımızı mı sandın?<br />
Öbürü:<br />
- Ufaklık kaşınıyor iyice.<br />
Kara Balığın annesi:<br />
- Çekilin kenara! İlişmeyin çocuğuma!<br />
Bir başkası:<br />
- Hanım, hanım, madem çocuğunu gerektiği gibi terbiye etmiyorsun, cezasını da çekeceksin.<br />
Komşu:<br />
- Sizinle komşu olmaktan utanıyorum.<br />
Bir başkası:<br />
- İşi daha ileri götürmeden, gönderelim şunu yaşlı salyangozun yanına.<br />
Balıklar Küçük Kara Balığı yakalamaya geldiklerinde dostları etrafını çevirip tehlikeden kurtardılar. Kara Balığın annesi hem dövünüp hem ağlıyor &#8220;Vah vah vah! Yavrum elden gidiyor! Ne yapayım? Ne edeyim? Başımı hangi taşlara çalayım?&#8221; diyordu.<br />
Küçük Balık:<br />
- Anneciğim, benim için ağlama. Şu aciz, ihtiyar balıkların haline ağla.<br />
Balıklardan biri uzaktan bağırdı:<br />
- Bızdık, ağzını bozma!<br />
İkincisi:<br />
- Gittikten sonra pişman olursan, bir daha aramıza almayız seni.<br />
Üçüncüsü:<br />
- Bunlar gençlik hevesidir; gitme.<br />
Dördüncüsü:<br />
- Buranın suyu mu çıktı?<br />
Beşincisi:<br />
- Başka dünya münya yok. Dünya burası işte; geri dön.<br />
Altıncısı:<br />
- Aklını başına toplar da dönersen, o zaman senin akıllı bir balık olduğuna inanırız.<br />
Yedincisi:<br />
- Ama sana alışmıştık biz&#8230;<br />
Annesi:<br />
- Acı bana; gitme! Gitme!<br />
Artık Küçük Balığın onlara diyecek sözü kalmamıştı. Kendisiyle yaşıt olan arkadaşlarından birkaçı onu çağlayana kadar uğurlayıp geri döndü. Küçük Balık onlardan ayrılırken:<br />
- Dostlarım, görüşmek üzere! Unutmayın beni.<br />
Arkadaşları:<br />
- Nasıl unuturuz seni? Bizi sen uyandırdın; önceden hiç düşünmediğimiz şeyleri öğrettin bize. Görüşmek üzere bilgili ve yürekli dostumuz.<br />
Küçük Balık çağlayandan atlayıp bir su birikintisine düştü. İlkin telaşlanır gibi oldu ama sonra yüzüp su birikintisinde dolaşmaya başladı. O zamana kadar böylesi büyük bir su birikintisi görmemişti.<br />
Yumurtadan çıkmış binlerce kurbağa yavrusu kaynaşıyordu. Küçük balığı görünce başladılar alay etmeye:<br />
- Aaaa, şunun kılığına bakın! Sen ne biçim yaratıksın böyle?<br />
Balık tepeden aşağı süzdü onları:<br />
- Lütfen terbiyenizi bozmayın. Benim adım &#8220;Küçük Kara Balık&#8221;. Siz de adınızı söyleyin; tanışalım.<br />
Bir kurbağa yavrusu:<br />
- Biz birbirimize Yavru Kurbağa deriz.<br />
Öbürü:<br />
- Soylu sopluyuz.<br />
Diğeri:<br />
- Dünyada bizden güzeli yoktur.<br />
Bir başkası:<br />
- Senin gibi kılıksız ve rüküş değiliz.<br />
Balık:<br />
- Sizin bu denli kendini beğenmiş olduğunuzu tahmin etmezdim. Yine de affediyorum sizi. Çünkü cahilliğinizden böyle konuşuyorsunuz.<br />
Yavru kurbağalar bir ağızdan:<br />
- Biz cahil miyiz yani?<br />
Balık:<br />
- Cahil olmasaydınız, dünyada birçoklarının kendilerine göre bir güzellikleri olduğunu bilirdiniz. Adınız bile size ait değil!<br />
Yavru kurbağalar çok kızdılar ama Küçük Balığın doğru söylediğini görünce manevra yaptılar:<br />
- Boşuna uğraşıyorsun sen. Biz her gün sabahtan akşama kadar dünyayı dolaşırız; ama kendimizden, annemizden, babamızdan başka kimse görmeyiz. kurtçukları hesaba katmıyoruz tabii.<br />
Balık:<br />
- Şu su birikintisinden dışarı çıkamayan sizler nasıl dem vurursunuz dünyayı dolaşmaktan?<br />
Yavru kurbağalar:<br />
- Bunun dışında başka bir dünya daha mı var?<br />
Balık:<br />
- Var ya. Düşünün bakalım, bu su nerelerden geliyor buraya ve neler var suyun dışında?<br />
Yavru kurbağalar:<br />
- Suyun dışı da ne demek? Biz suyun dışını hiç görmedik. Ha ha ha! Sen aklını oynatmışsın!<br />
Küçük Kara Balık da gülmeye başladı. Yavru kurbağaları kendi hallerine bırakıp yoluna devam etmenin daha iyi olacağını düşündü. Sonra anneleriyle iki laf etmek geldi aklına:<br />
- Anneniz nerede şimdi?<br />
Ansızın bir kurbağanın tiz sesiyle irkildi:<br />
Su kenarında bir taşta oturan kurbağa suya atlayıp balığın yanına geldi:<br />
- İşte geldim, buyur.<br />
Balık:<br />
- Selam büyük hanım.<br />
Kurbağa:<br />
- Soysuz yaratık! Ne poz atıp duruyorsun? Bulmuşsun çocukları; sallıyor da sallıyorsun! Ben, dünyanın bu su birikintisi olduğunu anlayacak kadar çok yaşadım. Haydi, git işine; çocuklarımın da aklını karıştırma!<br />
Küçük Balık:<br />
- Yaşadığının yüz mislini yaşasan da yine aynı cahil ve aciz kurbağa olarak kalacaksın.<br />
Kurbağa sinirlenip Küçük Kara Balığın üstüne atıldı. Balık savrularak dibe vurdu ve dipteki çamurları, kurtçukları birbirine karıştırdı.<br />
Kıvrım kıvrım bir dereydi. Irmağın suyu da birkaç kat artmıştı ama dağlardan dereye bakılsa ırmak, beyaz bir iplik gibi görünürdü. Dağdan büyük bir kaya ayrılıp dereye yuvarlanmış, suyu ikiye ayırmıştı.<br />
El kadar iri bir kertenkele karnını taşa dayamış, sığ sularda yakaladığı kurbağayı kumların üstünde yiyen iri bir yengece bakıyordu. Küçük Balık ansızın yengeci görünce korktu; uzaktan selam verdi. Yengeç ters ters bakarak:<br />
- Ne terbiyeli balıksın sen! Yaklaş küçüğüm, yaklaş!<br />
Küçük Balık:<br />
- Dünyayı dolaşmaya gidiyorum ve sizin avınız olmayı hiç mi hiç düşünmüyorum.<br />
Yengeç:<br />
- Neden bu kadar kötümser ve korkaksın Küçük Balık?<br />
Balık:<br />
- Ben ne kötümserim, ne korkak. Gözümün gördüğünü, aklımın söylediğini dile getiririm.<br />
Yengeç:<br />
- Pekala, de bakalım, gözün ne gördü, aklın ne söyledi de seni avlamak istediğimi düşündün?<br />
Balık:<br />
- Lafı dolaştırıp durma.<br />
Yengeç:<br />
- Kurbağayı mı söylemek istiyorsun? Sen de çok safmışsın canım! Kurbağalarla aram iyi değil; bu yüzden avlıyorum onları. Akılları sıra dünyadaki tek varlığın kendileri olduğunu ve mutlu olduklarını sanıyorlar. Ben de onlara gerçekten dünyanın kimin elinde olduğunu anlatmak istiyorum. Artık korkmana gerek yok canım, yaklaş, yaklaş!<br />
Yengeç sözlerini bitirdikten sonra Küçük Balığa doğru yampiri yampiri yürümeye başladı. Yürümesi o denli gülünçtü ki balığın gülmesi tuttu elinde olmadan.<br />
- Zavallı! Daha sen yürümeyi öğrenmemişsin, dünyanın kimin elinde olduğunu nereden bileceksin?<br />
Balık yengeçten ayrıldı. Derken suya bir gölge düştü ve kuvvetli bir darbe yengeci kumlara gömdü. Kertenkele yengecin haline gülerken durduğu yerden kaydı ve az daha suya düşecekti. Yengeç bir daha çıkamadı. Küçük Balık bir çocuk çobanın su kenarında durmuş ona ve yengece baktığını gördü. Suya koyun ve keçi sürüsü yaklaşıyordu. Ağızlarını suya daldırıp meleşiyorlardı. Sesleri vadide yankılanıyordu.<br />
Küçük Kara Balık keçilerle koyunlar sularını içip gidene kadar bekledi. Sonra kertenkeleye seslendi:<br />
- Kertenkeleciğim, Ben Küçük Kara Balığım. Nehrin sonunu bulmaya gidiyorum. Senin akıllı ve bilgili bir varlık olduğunu düşünüyorum. Bir şey sorabilir miyim?<br />
Kertenkele:<br />
- İstediğini sor.<br />
Balık:<br />
-Pelikanlar, testere balıkları ve balıkçıllar yolda çok korkuttular beni. Onlar hakkında bir şeyler biliyorsan, anlat bana.<br />
Kertenkele:<br />
- Testere balığı ile balıkçıl buralarda bulunmaz. Testere balığı aslında denizde yaşar. Pelikana gelince buralarda olabilir. Sakın aldanıp da torbasına girerim deme!<br />
Balık:<br />
-Ne torbası?<br />
Kertenkele:<br />
- Pelikanın boynunun altında çok su alan bir torbası var. Suda yüzerken bazen balıklar bilmeden torbasına girer ve dosdoğru midesine giderler. Tabii pelikan aç değilse, balıkları bu torbada sonra yemek için depolar.<br />
Balık:<br />
- Balık bir kere torbaya girerse, bir daha çıkamaz mı?<br />
Kertenkele:<br />
- Torbayı parçalamaktan başka çare yok. Ben sana bir hançer vereyim. Pelikana yakalanırsan, dediğimi yaparsın.<br />
Kertenkele bir taşın aralığına girdi ve çok küçük bir hançerle geri döndü. Balık hançeri alarak:<br />
- Kertenkeleciğim, çok şefkatlisin. Sana nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum.<br />
Kertenkele:<br />
- Bir şey değil canım. Bende bu hançerlerden çok var. Boş kaldığım zamanlar oturup bitki dikenlerinden hançer yapar, senin gibi akıllı balıklara veririm.<br />
Balık:<br />
- Benden önce de buradan geçen balık oldu mu?<br />
Kertenkele:<br />
- Çok geçtiler. Onlar şimdi bir grup oluşturdular ve balıkçı adamı basbayağı bunalttılar.<br />
Kara Balık:<br />
- Afedersin; laf lafı açıyor işte. Lütfen gevezeliğime verme. Balıkçıyı nasıl bunalttıklarını anlatır mısın?<br />
Kertenkele:<br />
- Her zaman bir arada değiller. Balıkçı ağ attığı zaman, ağın içine girip denizin dibine kadar çekerler ağı.<br />
Kertenkele kulağını taşın aralığına koydu ve kulak kabartarak:<br />
- Ben gideyim artık. Çocuklarım uyanmış.<br />
Kertenkele taşın aralığına girdi. Balık tekrar düştü yola. Soruların biri geliyor, biri geçiyordu aklından. “Irmak denize dökülüyor mu acaba? Pelikan benimle uğraşmasa bari! Testere balığı hemcinslerini de öldürüp yer mi acaba? Balıkçılın bizimle ne düşmanlığı olabilir ki?”<br />
Küçük Balık hem yüzüyor hem düşünüyordu. Her karış yolda yeni bir şey görüyor, yeni bir şey öğreniyordu. Taklalar atarak çağlayanlardan düşmek ve yüzmeye devam etmekten hoşlanıyordu artık. Güneşin sıcaklığını sırtında hissettikçe kuvvet alıyordu. Bir yerde ceylanın biri acele acele su içiyordu. Küçük Balık selam verdi:<br />
- Güzel ceylan, neden acele ediyorsun?<br />
Ceylan:<br />
- Avcı peşime düştü; üstelik vurdu beni, bak işte.<br />
Küçük balık kurşunun isabet ettiği yeri göremedi ama ceylanın aksayarak koşmasından doğru söylediğini anladı.<br />
Bir başka yerde kaplumbağalar güneşin sıcağı altında kestiriyorlar, öbür tarafta keklik kahkahaları vadide yankılanıyordu. Dağ bitkilerinin kokusu havada dalga dalga yayılıp suya karışıyordu.<br />
Öğleden sonra vadinin genişleyip suyun ormanın ortasından geçtiği bir yere geldi. Su o kadar çoğalmıştı ki Kara Balık iyiden iyiye keyiflendi. Sonra birçok balığa rastladı. Annesinden ayrıldığından beri balık görmemişti. Birkaç küçük balık başına toplandı. &#8220;Yabancısın galiba?&#8221;”dediler.<br />
Kara Balık:<br />
- Evet, yabancıyım. Uzaklardan geliyorum.<br />
Küçük balıklar:<br />
- Nereye gidiyorsun?<br />
Kara Balık:<br />
- Irmağın sonunu bulmaya gidiyorum.<br />
Küçük balıklar:<br />
- Hangi ırmağın?<br />
Kara Balık:<br />
- İçinde yüzdüğümüz ırmağın.<br />
Küçük balıklar:<br />
- Biz buna nehir deriz.<br />
Kara Balık bir şey demedi. Küçük balıklardan biri:<br />
- Pelikanın yolumuzu tuttuğunu biliyor musun?<br />
Kara Balık:<br />
- Evet, biliyorum.<br />
Bir başkası:<br />
- Pelikanın ne kadar büyük torbası olduğunu da biliyor musun peki?<br />
Kara Balık:<br />
- Bunu da biliyorum.<br />
Küçük balık:<br />
- Yine de gitmek istiyorsun, öyle mi?<br />
Kara Balık:<br />
- Evet, ne olursa olsun, gideceğim.<br />
Kısa zamanda balıklar arasında yayıldı haber. “Küçük bir kara balık uzaklardan gelmiş. Irmağın sonunu bulmaya gidiyormuş. Üstelik pelikandan hiç mi hiç korkmuyormuş!” Birkaç küçük balık Kara Balık’la birlikte gitmeyi düşündülerse de büyük balıklardan korktukları için çıtları çıkmadı. Birkaçı da “Pelikan olmasa, seninle gelirdik. Ama pelikanın torbasından korkuyoruz” dediler.<br />
Irmak kenarında bir köy vardı. Köylü kadınlarla kızlar ırmakta çamaşır ve bulaşık yıkıyorlardı. Küçük Balık bir süre onların konuşmalarını dinledi, biraz da çocukların yüzmelerini seyredip yola koyuldu. Akşam oluncaya kadar gitmeye devam etti. Sonra bir taşın altına girip uyudu. Gece yarısı uyandı. Baktı, ay ışığı suya vurmuş ve her tarafı aydınlatmıştı.<br />
Küçük Kara Balık ayı çok severdi. Ay ışığının vurduğu geceler Balık yosunların arasından süzülüp ayla birkaç kelime konuşmak isterdi ama her defasında annesi uyanıp onu tekrar yosunlara çeker ve uyuturdu.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Küçük Balık ay ığışığına çıkıp:<br />
- Selam güzel ay!<br />
Ay:<br />
- Selam Küçük Kara Balık. Sen neredeydin, şimdi burası neresi?<br />
Balık:<br />
- Dünya seyahatine çıktım.<br />
Ay:<br />
- Dünya çok büyük. Her tarafı dolaşamazsın.<br />
Balık:<br />
- Olsun; gidebildiğim kadar gideceğim.<br />
Ay:<br />
- Sabaha kadar yanında kalmak isterdim ama büyük bir kara bulut bu yana geliyor; ışığımı kapatacak.<br />
Balık:<br />
- Güzel ay; ben senin ışığını çok seviyorum. Işığının hep beni aydınlatmasını isterdim.<br />
Ay:<br />
- Balıkçığım, doğrusunu istersen, ışığım yok benim. Güneş bana ışık verir, ben de onu yeryüzüne gönderirim. Hiç duymadın mı insanlar birkaç yıla kadar uçup üstüme konacaklar?<br />
Balık:<br />
- Bu imkansız bir şey.<br />
Ay:<br />
- Güç bir iş, ama insanlar neyi yapmak isterse&#8230;<br />
Ay sözünü bitiremedi. Kara bir bulut gelip ayı kapadı ve gece tekrar kapkaranlık oldu. Küçük Balık yapayalnız kalmıştı. Şaşkınlık içinde birkaç dakika karanlığa baktı. Sonra taşın altına girip uyudu.<br />
Sabah erkenden uyandı. Başucunda fısıldaşan birkaç küçük balık gördü. Kara Balığın uyandığını görünce bir ağızdan:<br />
- Günaydın!<br />
Kara Balık hemen tanıdı onları:<br />
- Günaydın! Sonunda peşime düştünüz demek ki.<br />
Küçük balıklardan biri:<br />
- Evet; ama hâlâ korkumuz geçmedi.<br />
Bir başkası:<br />
- Pelikanı düşünmekten rahatımız, huzurumuz kaçtı.<br />
Kara balık:<br />
- Siz çok düşünüyorsunuz. Hep düşünmek, hep düşünmek gerekmez. Yola çıkınca korkunuz mutlaka geçer.<br />
Ama tam hareket edecekleri sırada çevrelerindeki su kabardı, üstlerine bir kapak geldi ve her taraf karardı. Kaçış yolu kalmamıştı. Kara Balık pelikanın gagasına düştüklerini anladı hemen.<br />
Küçük Kara Balık:<br />
-Arkadaşlar, pelikanın gagasına düştük ama kaçış yolu da tümüyle kapalı sayılmaz.<br />
Küçük balıklar ağlamaya başladılar. İçlerinden biri:<br />
- Artık kaçacak yolumuz kalmadı. Senin yüzünden bunlar! Yanımıza gelip ayarttın bizi!<br />
Bir başkası:<br />
- Şimdi hepimizi yutacak. İşimiz bitik!<br />
Birden suda korkunç bir kahkaha duyuldu. Pelikanın gülüşüydü bunlar:<br />
- Ne kadar çok küçük balık yakaladım! Ha ha ha ha&#8230;Gerçekten acıyorum size! Yutmaya kıyamıyorum! Ha ha ha&#8230;<br />
Küçük balıklar yalvarıp yakarmaya başladılar:<br />
- Pelikan beyefendi hazretleri! Ne zamandır sizin hakkınızda övgü dolu sözler duyardık. Lutfedip mübarek gaganızı biraz açın da dışarı çıkalım, bundan böyle hep duacınız olalım.<br />
Pelikan:<br />
- Hemen şimdi sizi yutmak istemiyorum. Depolanmış balığım var. Bakın aşağılara&#8230;<br />
Torbanın dibinde irili ufaklı birkaç balık vardı. Küçük balıklar:<br />
- Pelikan beyefendi hazretleri! Biz bir şey yapmadık; suçsuzuz. Şu Küçük Kara Balık ayarttı bizi&#8230;<br />
Küçük Balık:<br />
- Korkaklar! Bu hilekar kuşu bağış madeni mi sandınız ki böyle yalvarıyorsunuz?<br />
Küçük balıklar:<br />
- Senin ağzından çıkanı kulağın duymuyor. Göreceksin şimdi; Pelikan beyefendi hazretleri bizi affedip seni yutacak!<br />
Pelikan:<br />
- Evet, affederim sizi ama bir şartla.<br />
Küçük balıklar:<br />
- Şu geveze balığı boğarsanız, özgürlüğünüzü kazanırsınız.<br />
Küçük Kara Balık kenara çekildi. Küçük balıklara:<br />
- Kabul etmeyin! Bu hilekar kuş bizi birbirimize düşürmek istiyor. Bir planım var&#8230;<br />
Küçük balıklar sadece kendi kurtuluşlarını düşündükleri için Küçük Kara Balığın üstüne çullandılar. Küçük Balık torbanın gerisine doğru çekildi ve yavaşça:<br />
- Korkaklar! Öyle de olsa, böyle de olsa, yakalandınız bir kere. Kaçacak yeriniz de yok. Üstelik gücünüz bana yetmez.<br />
Küçük Balıklar:<br />
- Seni boğacağız. Biz özgürlüğümüzü istiyoruz.<br />
Kara Balık:<br />
- Aklınızı kaybetmişsiniz siz. Beni boğsanız bile kaçış yolu bulamayacaksınız. Kanmayın ona!<br />
Küçük balıklar:<br />
- Canını kurtarmak için söylüyorsun bunları. Yoksa bizi düşündüğünden değil.<br />
Kara Balık:<br />
- Öyleyse dinleyin beni; size bir yol göstereyim. Cansız balıklar arasında ölmüş gibi yapacağım. Haydi görelim bakalım, pelikan sizi serbest bırakacak mı bırakmayacak mı? Dediğimi kabul etmezseniz şu hançerle hepinizi öldürürüm ya da torbayı parçalayıp kaçarım ve siz&#8230;<br />
Balıklardan biri sözünü kesti:<br />
- Yeter artık! Bu sözlere dayanamıyorum&#8230; Hüngür&#8230; hüngür.. hüngür.<br />
Kara Balık onun ağladığını görünce:<br />
- Şu hanım çocuğunu niye aldınız yanınıza?<br />
Sonra hançeri çıkarıp küçük balıkların gözüne tuttu. Balıklar ister istemez onun önerisini kabul etti. Yalancıktan kavga ettiler. Kara Balık da ölmüş gibi yaptı. Küçük balıklar yukarı çıkarak:<br />
- Pelikan beyefendi hazretleri! Geveze Kara Balığı boğduk&#8230;<br />
Pelikan güldü:<br />
- İyi ettiniz. Ödül olarak sizi diri diri yutacağım. Böylece midemde gezinmiş olursunuz.<br />
Küçük balıklar kıpırdayacak fırsat bulamadılar ve yıldırım hızıyla pelikanın boğazından geçtiler. İşleri bitmiş oldu.<br />
Kara Balık o sırada hançerini çekti. Bir darbede pelikanın torbasını yarıp kaçtı. Pelikan acıdan çığlık atmaya, başını suya vurmaya başladı ama Küçük Balığı takip edemedi.<br />
Kara Balık öğle olana kadar gitti. Artık dağ ve vadi bitmişti ve ırmak dümdüz bir kırdan geçiyordu. Sağdan soldan birkaç küçük çay da ırmağa katılmış ve su bir o kadar çoğalmıştı. Kara Balık suyun çokluğundan zevk alıyordu. Birden kendine geldi ve suyun dibinin olmadığını gördü. O yana gitti, bu yana gitti, hiçbir kenara ulaşamadı. Küçük Balık suda kaybolmuştu! Yüzdü de yüzdü, yine bir yere varamadı. Ansızın uzun ve büyük bir hayvanın yıldırım hızıyla kendisine saldırmakta olduğunu farketti. Karşısında ağzının önünde iki kenarlı bir testere vardı. Küçük Balık testere balığının onu paramparça edeceğini düşünerek toparlandı, oradan sıvışıp su yüzüne çıktı. Bir süre sonra deniz dibini görmek için dalışa geçti. Yolda bir balık sürüsüne rastladı. Binlerce binlerce balık! Sordu birine:<br />
- Arkadaş, ben yabancıyım. Uzaklardan geliyorum. Burası neresi?<br />
Balık arkadaşlarına seslendi:<br />
- Bakın, bir tane daha&#8230;<br />
Sonra Kara Balığa:<br />
- Arkadaş, hoş geldin denize.<br />
Balıklardan bir başkası:<br />
- Bütün ırmaklar ve nehirler buraya dökülür. Tabii bazıları da bataklığa gider.<br />
Öbürü:<br />
- İstediğin zaman bizim grubumuza girebilirsin.<br />
Denize ulaştığı için Küçük Kara Balık sevinçliydi.<br />
- İyisi mi şöyle bir dolaşayım. Sonra gelir sizin grubunuza katılırım. Balıkçının ağını kaçırırken ben de sizinle olmak isterim.<br />
Balıklardan biri:<br />
- Yakında dileğine kavuşursun. Şimdi gidip dolaş ama su yüzüne çıkarsan balıkçıla dikkat et. Bu günlerde kimsenin gözünün yaşına bakmıyor. Günde dört beş balık avlamadan yakamızı bırakmıyor. Kara Balık deniz balıklarının sürüsünden ayrılıp tek başına yüzmeye başladı. Bir süre sonra su yüzüne çıktı. Güneş ışığı sıcacıktı. Küçük Kara Balık güneşin yakıcı sıcağını sırtında hissediyor, bundan zevk alıyordu. Usul usul ve keyifle deniz yüzeyinde yüzerken “ Her an ölümle yüz yüze kalabilirim. Ama yaşayabildiğim sürece ölümü karşılamaya gitmem gerekmez. Bir gün ister istemez ölümle karşılaşacağım; bu önemli değil. Önemli olan benim yaşamamın veya ölümümün başkalarının yaşamını nasıl etkileyeceği&#8230;.” diye düşünüyordu.<br />
Küçük Kara Balık daha fazla düşünce ve hayal dünyasında kalamadı. Balıkçıl geldi, onu yakalayıp götürdü. Küçük Balık balıkçılın uzun gagasında çırpınıyor ama kurtaramıyordu kendini. Balıkçıl onu belinden öyle sıkı kavramıştı ki çok canı yanıyordu. Küçük bir balık suyun dışında ne kadar yaşayabilirdi ki! Balık düşünüyordu kendi kendine. Keşke balıkçıl onu hemen yutsaydı! En azından onun midesindeki su ve rutubet birkaç dakika daha ölmesini engelleyebilirdi. Bunları düşünerek balıkçıla:<br />
- Niçin beni diri diri yutmuyorsun? Ben öldükten sonra vücudu zehirle dolan balıklardanım.<br />
Balıkçıl bir şey demedi. şöyle düşündü içinden:<br />
- Uyanık seni! Neler çeviriyorsun aklın sıra? Beni konuşturup ağzımdan kurtulmayı mı düşünüyorsun acaba?<br />
Uzaktan kara görünmüş, gittikçe yaklaşıyordu. Kara Balık “Karaya varırsak, işim bitti demektir” diye düşündü kendi kendine.<br />
- Biliyorum, beni çocuklarına götürüyorsun. Ama karaya varana kadar ben ölmüş olurum ve bedenim zehirli bir torbaya dönüşür. Çocuklarına acımıyor musun hiç?<br />
Bu kez balıkçıl düşünmeye başladı: “İhtiyatlı olmakta yarar var. Seni ben yeyip çocuklarıma başka balık avlayım&#8230; Ama işin içinde bir numara olmasın sakın! Hayır, hayır, hiçbir şey yapamazsın sen.”<br />
Balıkçıl bunları düşünürken Kara Balığın bedeninin gevşeyip hareketsiz kaldığını gördü. Yine düşünceye daldı: “ Öldü mü yani? Şimdi ben de yiyemem artık onu. Böylesi yumuşak ve ince bir balığı yasaklıyorum kendime.”<br />
“Hey ufaklık! Henüz yarı canlısın. Şimdi seni yiyebilir miyim acaba?” diyecek oldu ama lafını bitiremedi. Gagasını açar açmaz Kara Balık fırlayıp aşağıya düştü. Balıkçıl fena oyuna geldiğini anladı ve Küçük Kara Balığın peşine düştü. Balık yıldırım hızıyla suya doğru ilerliyordu. Suya kavuşma arzusuyla kendinden geçmiş, kuruyan ağzını denizin nemli rüzgarına çevirmişti. Ama suya dalıp da soluklanana kadar balıkçıl yıldırım hızıyla yetişti ve bu kez balığı öyle süratle avlayıp yuttu ki zavallı balık başına nasıl bir bela geldiğini bir süre anlayamadı. Tek hissettiği her tarafın nemli ve karanlık oluşuydu. Hiçbir yol yoktu ve ağlama sesleri geliyordu. Gözleri karanlığa alışınca, bir köşede büzülmüş ağlayan ve sürekli annesini isteyen küçücük bir balık gördü. Kara Balık yaklaştı:<br />
-Küçüğüm, kalk da bir çare düşünmeye bak. Ağlayıp anneni istemen neye yarar?<br />
Minik balık:<br />
-Sen de&#8230; kimsin? &#8230; Görmüyor musun?&#8230;. Ölü&#8230; yorum. Hüngür&#8230; hüngür. Anneciğim artık seninle gelip balıkçının ağını dibe çekemeyeceğim&#8230; hüngür&#8230; hüngür!<br />
Küçük Kara Balık:<br />
-Yeter artık, kes! Rezil ettin bütün balıkları!<br />
Minik balık ağlamayı kesince Küçük Kara Balık:<br />
- Balıkçılı öldürüp balıkları kurtarmak, huzura kavuşturmak istiyorum. Ama önce seni dışarı göndermeliyim; yoksa bir çuval inciri berbat edersin.<br />
Minik balık:<br />
- Sen kendin ölüyorsun, nasıl öldüreceksin balıkçılı?<br />
Küçük Kara Balık hançerini gösterdi:<br />
- İçerden karnını parçalayacağım. Şimdi beni dinle. Balıkçılın gıdıklanması için ben oraya buraya koşuşturmaya, dönüp dolanmaya başlayacağım. Ağzını açıp da kah kah gülmeye başlayınca sen fırla dışarı.<br />
Minik balık:<br />
- Peki sen ne yapacaksın?<br />
Küçük Kara Balık:<br />
- Beni düşünme sen. Bu soysuzu öldürmeden dışarı çıkmayacağım.<br />
Küçük Kara Balık bunu söyledikten sonra dönüp dolanmaya, o yana bu yana koşuşturmaya ve balıkçılın midesini gıdıklamaya başladı. Minik balık balıkçılın midesinin ağzında hazır bekliyordu. Balıkçıl ağzını açıp da kah kah gülmeye başlayınca minik balık dışarı fırladı ve az sonra da denize düştü. Ne kadar beklediyse de Kara Balık’tan haber yoktu. O sırada balıkçıl kıvranmaya, çığlık atmaya başladı. Sonra çırpınıp süzüldü süzüldü ve şlapp diye suya düştü. Suda da çırpınışını sürdürdü. Yine haber yoktu Küçük Kara Balık’tan&#8230;</p>
<p>Yaşlı balık masalını bitirdi ve on iki bin yavrusuna ve torununa:<br />
-Artık yatma vakti çocuklar. Gidip yatın bakalım.<br />
Çocuklar ve torunlar:<br />
-Büyükanne, minik balığa ne olduğunu söylemedin.<br />
Yaşlı balık:<br />
-O da yarın akşama kaldı. şimdi yatma vakti. İyi geceler.<br />
On bir bin dokuz yüz doksan dokuz küçük balık “İyi geceler” dileyerek yatmaya gitti. Büyükanne de uykuya daldı. Ama küçük bir kırmızı balık ne yaptı ne ettiyse de uyuyamadı. Sabaha kadar denizi düşündü hep&#8230;</p>
<div id="_mcePaste" style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px;"><strong>Samed Behrengi-Küçük Kara Balık</strong></div>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fkucuk-kara-balik-kitap-ozeti%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/kucuk-kara-balik-kitap-ozeti/&amp;text=Küçük Kara Balık kitap özeti&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/kucuk-kara-balik-kitap-ozeti/&amp;t=Küçük Kara Balık kitap özeti">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/kucuk-kara-balik-kitap-ozeti/&amp;title=Küçük Kara Balık kitap özeti&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fkucuk-kara-balik-kitap-ozeti%2F&name=buzlu.org&description=K%C3%BC%C3%A7%C3%BCk+Kara+Bal%C4%B1k+kitap+%C3%B6zeti" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/kucuk-kara-balik-kitap-ozeti/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/kucuk-kara-balik-kitap-ozeti/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/kucuk-kara-balik-kitap-ozeti/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/kucuk-kara-balik-kitap-ozeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

<!-- Dynamic page generated in 9.833 seconds. -->
<!-- Cached page generated by WP-Super-Cache on 2012-02-06 00:58:35 -->

