<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>buzlu.org &#187; Felsefe</title>
	<atom:link href="http://www.buzlu.org/kategori/felsefe/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buzlu.org</link>
	<description>bilgi mi aradın, doğru yerdesin...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 29 Jan 2012 19:33:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Mitolojide Hektor</title>
		<link>http://www.buzlu.org/mitolojide-hektor/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/mitolojide-hektor/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Dec 2011 17:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyetler]]></category>
		<category><![CDATA[athena]]></category>
		<category><![CDATA[ödev]]></category>
		<category><![CDATA[efsane]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[Hektor]]></category>
		<category><![CDATA[hera]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[kral]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Truva kralları]]></category>
		<category><![CDATA[yunan]]></category>
		<category><![CDATA[Zeus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5541</guid>
		<description><![CDATA[Hektor Truva krallarından Priam ve eşi Hecuba&#8217;nın en büyük oğlu, Paris&#8217;in ağabeyi, Dardanus&#8217;un torunuydu. Tros&#8217;un Ida dağları&#8217;nda yaşardı. Tüm zamanların en büyük savaşlarından biri olarak kabul edilen Truva Savaşı&#8217;nda mücadele eden Truva prensiydi. Ayrıca bu savaşı konu alan İlyada destanının da kahramanlarındandı. Teke tek savaştığı Akhilleus tarafından öldürüldüğü belirtiliyor. Truva kralı Priamos ile Hekabe&#8217;nin en [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/12/Hector_brought_back_to_Troy.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-5543" title="Hector_brought_back_to_Troy" src="http://www.buzlu.org/images/2011/12/Hector_brought_back_to_Troy.jpg" alt="" width="250" height="172" /></a></p>
<p>Hektor Truva krallarından Priam ve eşi Hecuba&#8217;nın en büyük oğlu, Paris&#8217;in ağabeyi, Dardanus&#8217;un torunuydu. Tros&#8217;un Ida dağları&#8217;nda yaşardı. Tüm zamanların en büyük savaşlarından biri olarak kabul edilen Truva Savaşı&#8217;nda mücadele eden Truva prensiydi. Ayrıca bu savaşı konu alan İlyada destanının da kahramanlarındandı. Teke tek savaştığı Akhilleus tarafından öldürüldüğü belirtiliyor.</p>
<p>Truva kralı Priamos ile Hekabe&#8217;nin en büyük oğlu ve Paris&#8217;in kardeşidir. Truvalıların en büyük savaşçılarındandır. Halkı tarafından çok sevilir. Kimsenin karşılaşmaya bile cesaret edemediği yarı-tanrı Akhilleus&#8217;a (Aşil) karşı durmuş, Truva ordularını komuta etmiş ve şehrin düşmesini 10 sene geciktirmiştir. <span id="more-5541"></span></p>
<p>Sonunda tanrıların tanrısı Zeus zaferi Hektor&#8217;a ve Truvalılara vermeyi kararlaştırmışken tanrıça Hera ve Athena&#8217;nın entrikalarıyla Hektor&#8217;un ölüm kararını vermiştir. Zeus&#8217;un emriyle Hektor&#8217;u koruyan tanrılar savaştan çekilmiştir. Athene Aineas kılığına girmiş ve Hektoru savaşması için kışkırtmış ve sonra da Hektoru savaşa göndermiştir. Athena da Aineas şeklinde kaybolmuştur ve Hera nın yanına gitmiştir.</p>
<p>Akhilleus yanında Hera ve Athena ile birlikte Hektor&#8217;la savaşmış ve ancak Athena&#8217;nın yardımlarıyla Hektor&#8217;u öldürmeyi başarmıştır. Bu olay Hektor&#8217;u efsanevi bir kahraman yapmıştır. Bu cesaret tarihte hiçbir kahramanda görülmemiştir. Hektor sadece bir adamla değil Akhilleus un yanında bütün tanrılarla savaşmıştır. O bir Prens, Komutan ve her babanın sahip olamayacağı özelliklerde bir oğul&#8217;du. Cesedi Akhilleus tarafından şehrin etrafında defalarca döndürülmüş ve Truvalılar moral açıdan çökmüşlerdir<a href="http://www.buzlu.org">.</a></p>
<p>Hektor&#8217;un bedeni daha sonra Troyalılara geri verilmiş ve şanına yaraşır bir cenaze töreni düzenlenmiştir. Hektor olmadan Troyalılar yine de dayanmış ve şehir düşmemiştir. Durum böyle olunca Athena ve Hera yine entrikalara baş vurup hileyle şehri düşürmüşlerdir. Akhilleus ise Hektorun ölüsüne yaptığı saygısızlıklardan dolayı ölmüştür.www.buzlu.org</p>
<p>Homeros&#8217;un yazmış olduğu ve Troya savaşını anlatan tek kaynak olan İlyada&#8217;da Hektor ölünce Troya yenilir.Akhilleus da bu sırada savaşırken bir rivayete göre bir asker,bir rivayete göre Prens Paris tarafından öldürülmüştür.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fmitolojide-hektor%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/mitolojide-hektor/&amp;text=Mitolojide Hektor&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/mitolojide-hektor/&amp;t=Mitolojide Hektor">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/mitolojide-hektor/&amp;title=Mitolojide Hektor&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fmitolojide-hektor%2F&name=buzlu.org&description=Mitolojide+Hektor" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/mitolojide-hektor/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/mitolojide-hektor/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/mitolojide-hektor/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/mitolojide-hektor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siyaset bilimi tarihi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/siyaset-bilimi-tarihi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/siyaset-bilimi-tarihi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Feb 2011 17:37:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[eski çağlarda]]></category>
		<category><![CDATA[italyan]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[orta çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[roma]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[yunan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5076</guid>
		<description><![CDATA[Siyaset bilimi çok eski çağlardan beri siyasî faaliyetlerle birlikte gelişim göstermiş, önemli bir sosyal bilim dalı hâline gelmiştir. Antik Hindistan&#8217;daki Vedik metinlerden, daha sonraki çeşitli Budist metinlere kadar birçok metinde siyasete dair incelemeler ve çalışmalar yer alır. Hintli siyasî düşünür Çanakya (MÖ 350-283) siyasî düşünce, ekonomi ve toplumsal düzen gibi konuları ele alan Arthashastra isimli [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/02/demokrasi.jpg"><img class="size-full wp-image-5077 aligncenter" title="demokrasi" src="http://www.buzlu.org/images/2011/02/demokrasi.jpg" alt="" width="251" height="307" /></a></p>
<p>Siyaset bilimi çok eski çağlardan beri siyasî faaliyetlerle birlikte gelişim göstermiş, önemli bir sosyal bilim dalı hâline gelmiştir. Antik Hindistan&#8217;daki Vedik metinlerden, daha sonraki çeşitli Budist metinlere kadar birçok metinde siyasete dair incelemeler ve çalışmalar yer alır. Hintli siyasî düşünür Çanakya (MÖ 350-283) siyasî düşünce, ekonomi ve toplumsal düzen gibi konuları ele alan Arthashastra isimli eseriyle tanınır.</p>
<p>Benzeri şekilde Antik Yunan&#8217;da da birçok siyasi fikre rastlanır; gerek Homeros, Hesiodos ve Tukididis gibi erken dönem yazarlarının eserlerinde gerekse Eflatun ve Aristo gibi filozofların eserlerinde çok çeşitli siyasî fikir ve incelemelere rastlanabilir. Eflatun Devlet isimli eserinde kendince ideal olan siyasi yapılanma ve yönetim biçimini açıklamış ve incelemiştir.<span id="more-5076"></span></p>
<p>Orta Çağ&#8217;da farklı siyasî görüşler ve din ile siyaset ilişkilerini ele alan çeşitli eserler ortaya çıkmıştır. Augustinus&#8217;un Tanrı&#8217;nın Şehri eseri gibi eserlerin Orta Çağ&#8217;daki din-siyaset ilişkileri anlayışına katkısı olmuştur. Orta Çağ&#8217;da ayrıca İslam topraklarında da çeşitli siyasî düşünüşler ve incelemeler olmuştur ve bu çağlardan başlarak siyasetname, ıslahatname vs. gibi adlandırılan farklı yazın gelenekleri ortaya çıkmıştır. Örneğin 11. yüzyılda Nizamülmülk tarafından yazılan Siyasetname devlet yönetimi ve devlet işleri konu edilmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Siyasî yazın ve inceleme geleneği daha sonraki çağlara kadar devam etmiş, örneğin Osmanlı Devleti&#8217;nde yoğun bir siyasetname ve ıslahatname gelenekleri ortaya çıkmıştır, Muhyî-i Gülşenî, Hasan Kâfî el-Akhisârî, Kâtip Çelebi gibi isimler Doğu&#8217;daki siyaset bilimine katkıda bulunmuşlardır.</p>
<p>İtalyan rönesansı sırasında yazar Niccolò Machiavelli yazdığı Prens (Il Principe) isimli eseriyle siyaset bilimi tarihi açısından önemli bir yere gelmiştir. Eserde farklı durumlarda iktidara gelen hükûmdarın her duruma göre nelere öncelik tanıması gerektiği, nasıl bir siyaset izlemesi gerektiği açıklanır. Orta Çağ&#8217;da ve sonrasındaki dönemde birçok farklı siyasî iktidar biçimi ve devlet yapılanması farklı isimlerce savunulmuştur. Örneğin Fransız hukukçu Jean Bodin iktidar ve devlet üzerine yazdığı Devlet üzerine Altı Kitap (Les Six livres de la République) isimli eseriyle tanınmış, mutlakiyetçiliği şiddetle savunmuştur.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bir bilim olarak siyaset bilimi özellikle 19. yüzyılda akademik anlamda yapılanmaya başlamış, 1880 yılında ABD&#8217;de ilk siyaset bilimi okulu (bölümü) kurulmuş ve daha sonra 1903 yılında Amerikan Siyaset Bilimi Birliği kurulmuştur. Siyaset bilimi üzerine akademik çalışmalar artarak devam etmiş, birçok farklı üniversitede siyaset bilimi bölümleri açılmıştır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fsiyaset-bilimi-tarihi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/siyaset-bilimi-tarihi/&amp;text=Siyaset bilimi tarihi&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/siyaset-bilimi-tarihi/&amp;t=Siyaset bilimi tarihi">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/siyaset-bilimi-tarihi/&amp;title=Siyaset bilimi tarihi&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fsiyaset-bilimi-tarihi%2F&name=buzlu.org&description=Siyaset+bilimi+tarihi" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/siyaset-bilimi-tarihi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/siyaset-bilimi-tarihi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/siyaset-bilimi-tarihi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/siyaset-bilimi-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pareto analizi nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/pareto-analizi-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/pareto-analizi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Jan 2011 14:43:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[faydaları]]></category>
		<category><![CDATA[halkla ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[işlete]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl uygulanır]]></category>
		<category><![CDATA[pareto analizi]]></category>
		<category><![CDATA[Pareto Diyagramı]]></category>
		<category><![CDATA[problem çözme teknikleri]]></category>
		<category><![CDATA[problemleri belirleme]]></category>
		<category><![CDATA[sorun çözme]]></category>
		<category><![CDATA[sorunları belirleme]]></category>
		<category><![CDATA[yolları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5042</guid>
		<description><![CDATA[Pareto Diyagramı : Problem çözmek, başarı durumunu gözlemek veya problemin temel nedenini belirlemek için bir başlangıç noktası seçmek amacıyla tüm problemlerin veya şartların bağıl önemini göstermek için kullanılır. Kontrol çizelgeleri veya diğer veri toplama formlarına dayanılarak yapılan Pareto diagramları bize dikkatimizi hangi önemli problemlere vereceğimiz konusunda yardım eder. Pareto diyagramı, bir problemin önemli sebeplerini daha [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/01/Pareto-analizi.jpg"><img class="size-full wp-image-5043 aligncenter" title="Pareto analizi" src="http://www.buzlu.org/images/2011/01/Pareto-analizi.jpg" alt="" width="368" height="269" /></a></p>
<p>Pareto Diyagramı :</p>
<p>Problem çözmek, başarı durumunu gözlemek veya problemin temel nedenini belirlemek için bir başlangıç noktası seçmek amacıyla tüm problemlerin veya şartların bağıl önemini göstermek için kullanılır.</p>
<p>Kontrol çizelgeleri veya diğer veri toplama formlarına dayanılarak yapılan Pareto diagramları bize dikkatimizi hangi önemli problemlere vereceğimiz konusunda yardım eder.</p>
<p>Pareto diyagramı, bir problemin önemli sebeplerini daha az öneme sahip olan sebeplerden ayırdetmekte kullanılan bir çubuk diyagramıdır. Bu diyagram giderek azalan bir düzende bilgi verir. Pareto diyagramı aynı zamanda takım çalışması için önemli problemlerin belirlenmesinde kullanılan bir araçtır.</p>
<p>Pareto analizi ilk defa İtalyan ekonomist Wilfredo Pareto tarafından kullanılmıştır.<br />
Çalışma hayatında bir çok sorunla karşılaşılır. Sorunların nedenleri genellikle Pareto prensibine uygundur.</p>
<p>Pareto prensibi; problemlerin büyük bir kısmının genellikle birbiri ile bağlantılı az sayıdaki ancak baskın (dominant) nedenden kaynaklandığını ifade eder. &#8220;80/20 kuralı&#8221; olarak da adlandırılan bu kalite aracı, &#8220;problemin %80’lik kısmına %20’lik aktivitenin neden olması ve bu önemli %20’lik payın üzerinde yoğunlaşılması&#8221; anlamına gelmektedir.</p>
<p>Pareto diyagramları büyük kayıplara neden olan küçük sorunların belirlenmesine olanak sağlar. Pareto analizinde olaylar sıklık, zaman ve önem sırasına göre grafik üzerinde sıralanır. Bu şekilde oluşturulan tablonun en belirgin özelliği, sıralamayı göstermesidir. Olayların sıklık sırasına göre sıralanması, hangi sorunun daha önce ele alınması gerektiği hususunda konu üzerinde çalışanlara yardımcı olur. Yüzde onluk bir öneme ve önceliğe sahip bir probleme zamanın yüzde sekseninin ayrılması rasyonel olmayacaktır. Sorunların önem ve öncelik sırasına göre çözülmesi daha rasyonel bir davranış olup, pareto analizi bize bu imkanı verecektir. <span id="more-5042"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Pareto diyagramının amaca hizmet eder nitelikte oluşturulabilmesi için, sebeplerin önem sırasına göre gösterilmesi gerekir. Sebep-sonuç analizinden sonra, sorunların temel sebeplerinin belirlenmesine gerek vardır.</p>
<p>Pareto diyagramının oluşturulmasında izlenmesi gereken adımları aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür :</p>
<p>-Yoğun işlemlere ilişkin sorun ve süreçlerden başlanmalıdır. Bu nedenle, Pareto diyagramının sebep-sonuç analizinden sonra yapılması faydalı olacaktır. Sorunlarla ilgili veriler kategorize edilmelidir.<br />
-Toplanan verilerle elde edilen kategoriler azalan sırada diyagrama yerleştirilmeli ve verilerin toplam içindeki yüzdesi hesaplanmalıdır.<br />
-Diyagramın dikey eksenine ölçülen olayın, ölçüm birimi veya adı yazılmalıdır. Eksen sıfırdan başlayarak tüm oluşumların toplamının kaydedilebileceği eşit aralıklara bölünmelidir.</p>
<p>-Diyagramın yatay ekseni eşit aralıklarla bölünerek her aralık değişik kategorileri ifade edecek şekilde tanımlanmalıdır.<br />
-En sık tekrarlanan kategori en solda yer alacak şekilde ve azalan seyir ile sağa doğru daha düşük frekanslı kategorilerle devam edilmelidir.</p>
<p>Pareto Diyagramı Nasıl uygulanır ?</p>
<p>1.Karşılaştırılacak problemleri beyin Fırtınası  veya varolan verileri kullanarak  seçin.<br />
2.Ölçüm karşılaştırması için yıllık maliyet veya sıklık gibi bir standart seçin,<br />
3. Çalışılacak zaman periyodunu seçin, 8 saat, 5 gün, 4 hafta, &#8230; gibi.<br />
4. Her kategorideki gerekli verileri bir araya getirin.<br />
5. Diğer tüm kategorilere bağıl olan her kategorinin sıklığını veya maliyetini karşılaştırın.<br />
6. Kategorileri azalan sıklık veya maliyetlerine göre, soldan sağa yatay bir eksende sıralayın. En az madde içeren kategoriler, en sağda son bar olarak birbirinin içine alınabilir. Ölçüm birimini dikey eksene çizin<br />
7.En uzun bar&#8217;ın üstünden, soldan sağa doğru, kategorilerin kümülatif sıklığını veren bir çizgi eklenebilir. Bu hat,  &#8220;Toplamın ne kadarı ilk 3 kategori ile açıklanır?&#8221; gibi sorulara cevap verir.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/01/Pareto-analizi.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-5043" title="Pareto analizi" src="http://www.buzlu.org/images/2011/01/Pareto-analizi.jpg" alt="" width="368" height="269" /></a></p>
<p>Pareto analizinin faydaları şöyle sıralanabilir :</p>
<p>1.Problem üstünde en önemli etkiye sahip olan faktörü belirlemek<br />
2.Problemleri listelemek ya da sebepleri tablolamak ve herbiri için oluşan hata sayısını saptamak<br />
3.Önem sırasına göre tablo oluşturmak<br />
4.Listedeki toplam hata sayısını belirlemek<br />
5.Herbir problemin gösterdiği % oranlarını hesaplamak<br />
6.Herhangi bir takım çalışmasında ortak bir karar almak ya da bir yolda birleşmek<br />
7.Pareto diyagramının oluşturulmasında dikkat edilmesi gerekli noktaları da gözönüne alarak izlenmesi gereken adımları aşağıdaki şekilde sıralamak olasıdır.<br />
8.Çalışan problemler veya prosesler seçilmelidir. Bölünebilir verilerde kategorilerin türü doğru olarak belirlenmelidir.<br />
9.Yatay eksende % oranı, düşey eksende aktivite ya da sebebin gösterildiği diyagram oluşturulmalıdır<br />
10.Yatay eksen eşit aralıklara bölünerek her çubuk değişik kategorileri ifade edecek şekilde tanımlamalıdır<br />
11.En sık tekrarlanan kategori en solda yeralacak şekilde ve azalan genlikte sağa doğru daha düşük frekanslı kategorilerle devam edilmelidir. Kolay tanımlama için her çubuğu adlandırmakta fayda vardır.<br />
12.Diyagramın anlamlı bir başlıkla sunumu önemlidir.<br />
13.Eğer pareto önemsizlikleri önemlilerden ayırmıyorsa verilerin değişik kategorilere ayrılması gereklidir.</p>
<p>ÖRNEK:<br />
Bir hastanede malzeme stoklanması için ABC ANALİZİ (Pareto Prensibi, 80-20 Kuralı)</p>
<p>Bu metotta, ilk adım olarak malzemelerin yıllık parasal hacimleri hesaplanır:<br />
Yıllık Parasal Hacim = Yıllık Kullanılan Malzeme Miktarı X Birim Maliyet</p>
<p>Sonra, yıllık parasal hacmine bakarak malzemenin “kritik” olup olmadığı belirlenir:Toplam envanter maliyetinin %70-80’ini oluşturan malzeme, “kritik” kabul edilir.Bu metod ile depodaki mallar, yıllık kullanımlarına göre üç gruba ayrılırlar:<br />
A sınıfı malzemeler, sayı olarak stoklanan toplam malzemenin %10-20’sini kapsarken, yıllık kullanım değeri (yıllık parasal hacim) olarak harcamaların %70-80’ini oluşturur =KRİTİK.<br />
B sınıfı malzemeler, kullanım değeri ve miktarı olarak % 20-30’luk ortalama bir kullanılma hızına sahiptir.<br />
C sınıfı malzemeler ise, düşük bireysel kullanım gösteren ve malzemenin yaklaşık %60 gibi bir çoğunluğunu oluşturan kalemleri içerir ki bu da harcamaların %25’inden azına karşılık gelir.</p>
<p>Kritik olarak adlandırılan ve malzemenin %20’sini oluşturan A tipi malzeme, önemli kabul edilerek yakın takip uygulanırken, tüm malzemenin %80’ini oluşturan B ve C tipi malzemeye çok fazla kaynak harcamayı gerektirmeyen takip politikaları uygulanır.</p>
<p>Stoktaki değişik malzemeler bu yaklaşımla sınıflanırsa, en pahalı kalemleri (A sınıfı) görme, böylece bu kalemleri sık sık kontrol ve takip ederek minimum stok yaratma imkanını bulabiliriz. C sınıfı mallar için kontrol periyodik olarak yapılabilir ve daha büyük bir stok yıl boyunca muhafaza edilebilir. Bunun sebebi, düşük değerli kalemler için büyük bir stoğun daha ekonomik olmasıdır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fpareto-analizi-nedir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/pareto-analizi-nedir/&amp;text=Pareto analizi nedir?&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/pareto-analizi-nedir/&amp;t=Pareto analizi nedir?">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/pareto-analizi-nedir/&amp;title=Pareto analizi nedir?&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fpareto-analizi-nedir%2F&name=buzlu.org&description=Pareto+analizi+nedir%3F" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/pareto-analizi-nedir/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/pareto-analizi-nedir/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/pareto-analizi-nedir/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/pareto-analizi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyal sınıflar</title>
		<link>http://www.buzlu.org/sosyal-siniflar/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/sosyal-siniflar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 14:44:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[burjuva]]></category>
		<category><![CDATA[Demografik]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomist]]></category>
		<category><![CDATA[fakir]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalist]]></category>
		<category><![CDATA[köyler]]></category>
		<category><![CDATA[kırsal]]></category>
		<category><![CDATA[Marshall yardımları]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal sınıflar]]></category>
		<category><![CDATA[sosyo]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[zengin]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4498</guid>
		<description><![CDATA[Sosyal sınıflar adı akındaki bu kitap Türkiye&#8217;nin şu andaki durumun gözler önüne sermektedir. 29 Ekim 1923 tarihinde kurulan yeni Türkiye Cumhuriyetinin Devletinin döneminin kapitalist ekonomi sistemini benimseme arzulan, özellikle 1945&#8242;lı yıllarda ikinci dünya savaşının hüküm sürdüğü sıralarda hız kazanır. Bu hızlanma da dönemin partisi olan Demokrat Partinin liberal görüşlerini temsil edici fikir ve tutundan bunun [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/02/sosyal-sınıf.jpg"><img class="size-full wp-image-4499 aligncenter" title="sosyal sınıf" src="http://www.buzlu.org/images/2010/02/sosyal-sınıf.jpg" alt="" width="258" height="294" /></a></p>
<p>Sosyal sınıflar adı akındaki bu kitap Türkiye&#8217;nin şu andaki durumun gözler önüne sermektedir.<br />
29 Ekim 1923 tarihinde kurulan yeni Türkiye Cumhuriyetinin Devletinin döneminin kapitalist ekonomi sistemini benimseme arzulan, özellikle 1945&#8242;lı yıllarda ikinci dünya savaşının hüküm sürdüğü sıralarda hız kazanır.</p>
<p>Bu hızlanma da dönemin partisi olan Demokrat Partinin liberal görüşlerini temsil edici fikir ve tutundan bunun en açık göstergesidir. Öyle ki (Küçük Amerika) yaratma çabaları ve bu çabalar doğrultusunda yapılan görüşmeler, sonrasında döneme damgasını vuran MARSHALL yardımları liberalleşme yoranda uygulanan politikaları oluşturmaktadır.<span id="more-4498"></span></p>
<p>Uzun yıllar boyunca savaştan çıkmış bir milletin ..ekonomik yönden yetersiz olması kaçınılmaz bir durum şüphesiz, rahat bu durum Cumhuriyet döneminin ilk partisi olan CHP tarafından adeta yadsınmış ve mili bir burjuva sınıfı yaratılması hedeflenmiştir.<br />
Bu hedeflemenin doğrultusunda ilk olarak 1923&#8242;te İzmir iktisat Kongresi toplanmıştır; fakat kongrenin sonunda amaçlananın doğrultusunda bir yapılanma görülememiştir. Böyle bu iktisadi sistemin yerine günün koşullan gereğince karma ekonominin daha olacağı kabullenilmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><!--adsense#336x280kareicerik--><br />
İkinci dünya savaşı ile daha fazla yerleşmiş olan kapitalist sistem tam anlamıyla benimsenemediği için günün gereklilikleriyle birlikte emperyalizmin ülkemizde hissedilmesine neden olmuştur. Bu sistem içinde sermaye sahipleri olsun, tüketiciler olsun batırmışlardır. Kapitalist sistemin bayatım devam ettirebilmesi ülkeler üzerindeki baskılarını azaltmaması, o ülkenin gelişmişlik oranıyla ilintili olduğundan.eğitimin artması da engellenmiştir.</p>
<p>Sosyal sınıfların evrimi Türkiye&#8217;de kapitalist sistemin ,emperyalizmin günümüzde batı egemenliği akındaki bu gelişimi ekonomik, sosyal, bilimsel ve kültürel unsurlara da bağlı durumdadır, değişim de oluşumda bu çarpıklara bağlı olarak oluşacaktır.</p>
<p><strong>KIR DÜNYASININ EVRİMİ</strong></p>
<p>Şehir ve kırsal kesimdeki uçurumlar ve kopukluklar sosyal yapının değişimine olduğu kadar; sınıflararası farklılıklarda da önemli unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Az gelişmiş ülkelerin ortak sorunu olmakla beraber her ülkede farklı seviyelerde ortaya çıkar. Ülkemizde ise bu en üst seviyededir.</p>
<p>Bu nedenle sömürgesi olduğu Batı ülkelerinin kültürünü gelişme sayarak değişmeye, batılılaşmaya çalışan şehir hayatı 19. yüzyıldan itibaren emperyalist sömürünün halkası haline gelmiştir.<br />
İki farklı sosyal yapı arasındaki çatışma, düşünce ayrılıklarından kaynaklanıyorsa, köyler tamamıyla batılılaşmanın karşısında bir tavır ve tutum izledikleri biline gelmiştir. Yine de meydana gelen değişimlerden pek de etkilenmediği varsayılan köylü kesimi, şehirle devamlı şekilde bağlantı halindedir.</p>
<p>Öyle ki dış ilişkiler bazen köklü değişikliklere neden olmuştur. Hatta yaşayan bu değişimler köylerin yok olmasına ve hatta yeni köylerin kurulmasına bile neden olmuştur. 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti’nin kapitalist ekonomi sistemine doğru açılmasıyla köylerde daha fazla bir parçalanma olmuştur. 1838’de Ticaret Antlaşması imzalanınca kır ekonomisinin üzerinde etkisini göstermeye başladığı yıllar 1840’lı yıllardır; ancak 1950’den sonra göze çarpan bir parçalanma vardır. Bu parçalanmayı kapitalist sisteminin eseri olarak görebiliriz.</p>
<p><strong>DEMOGRAFİK EVRİMİ</strong></p>
<p>Demografik evrimin ailemizde üç şekilde olduğunu söyleyebiliriz. Bu üç olgu, aileye göç dalgası ve ülke dışına olan göç, doğal nüfus artışı, köylerden şehirlere göç şeklinde sıralanabilir. Ülke dışından göç, özellikle 1774 Kırım Savaşı’ndan 1950’li yıllardaki Bulgaristan’da yaşayan Türklerin Türkiye’ye gelinceye kadar olan süreyi kapsamaktadır.</p>
<p>Osmanlı Devleti zamanında göçlerle gelenler devlet tarafından eski topraklara, meralara yerleştirilmiştir. Dışarıdan gelenlere yerel halkın elinde bulunan toprak kadar toprak verilmektedir. Bu şekilde uygulanan politika farklı ırklar arasında eşitlik ilkesine göre bağlı kalındığının bir göstergesidir.</p>
<p><strong>KIRDAN ŞEHİRE GÖÇ</strong></p>
<p>Genel olarak baktığımızda kırdan en büyük kente doğru bir akış olduğunu görmekteyiz. Belirtilen bu sebeplerin dışında kalan askeri bölgelerde bir yığılma ve aşiretlerin, diğer bir etken olarak yer değiştirmesidir. 1965’de Trakya’da askeri birliklerin bu bölgeye yerleşmesinden doğan faktör ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde de aynı geçerli bir sebep teşkil etmektedir. Köyden kente göçlerin dağılımına baktığımızda Türkiye’nin en büyük illerini barındıran Marmara Bölgesi başta gelmektedir. Bu bölgede dışarlıklı nüfusun %34,5’ü bulunmakta, İstanbul’da ise %27,5’i yaşamaktadır. Bunlardan sonra gelen ise Ankara ve ona komşu olan Eskişehir’dir.</p>
<p>Daha sonra ise İzmir ve sınır komşuları, ardından Adana ili ve komşuları olan Hatay ve mersin gelir. Bu dağılımlara baktığınızda genel itibarıyla ülkenin en büyük illeri oldukları görülüyor. Faktör olarak da sanayileşmenin, iş olanaklarının fazlalığı olduğu göze çarpıyor. Bunun yanında bir de hizmet sektörünün yoğun bir şekilde  illerde bulunmasını da görmekteyiz.</p>
<p>Kırdan kente göç olgusunu incelediğimizde temelde demografik evrimin, ekonomik evrim sonucu ortaya çıktığı bilinmektedir. Türkiye’deki var olan göçlerin niteliği şehrin cazibesinden ziyade kırın iticiliğinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Türkiye’de hareketsiz nüfusa sahip yerleşim alanlarının olduğu pek söylenemez, fakat bunun en aza inmediği Ege ve Güney Bölgelerimizdeki örneklerinde rastlamaktayız. Bunun nedenini ise bu bölgelerin tarıma elverişli arazilere sahip olmasında ve küçük yada büyük mülkiyetlere sahip kişilerin teknolojik aletlerin kullanımının yoğunluğundan anlayabilmekteyiz. Oysa Doğu bölgelerimizi incelediğimizde görmekteyiz ki gerek coğrafi koşulların yetersizliği, gerek elverişsiz topraklar ve de gerekse arazinin büyük toprak sahipleri tarafından gasp edilmiş olması, göç etmeyi adeta mecburiyet haline getirmektedir.</p>
<p>Bölgede para ekonomisine geçilmemiş olmasından, eski sosyal yapıların kendilerini korumaları daha da kolaylaşır. Haberleşmenin de az olması ile ülkenin iki tarafında zıt kutupların oluşmasına sebep olu. Orta bölgelerde ise, göçlerin en fazla derecede görülmesi durumu var iken, Güney Doğudaki ise çok az bir kesim değişimden etkilenmemiştir.</p>
<p>SOSYO-EKONOMİK YAPILARIN EVRİMİ</p>
<p>Kapitalist üretimin ülkeye soktuğu çeşitli araçların sonucudur. Bunun sonucu olarak ise sosyo-ekonomik yapılarda çözülme ve değişme olmuştur.<br />
Bu değişim iki şekilde oluşur. Kapitalist sistem öncesi yapıların çözülmesi, değişime uğraması bu zaman içinde kapitalist güçlerin kendi egemenliklerini arttırıp pekiştirmesidir. Bu da kırsal kesimlerde ve aşiretlerde bir yıkıma neden olmuştur.<br />
Kapitalist Öncesi Yapıların Evrimi: Bu daha çok Doğu Anadolu’daki aşiretlerde daha sonra ise uzantısı kapitalist işletmelerle ilgilidir.</p>
<p><strong>DOĞU’NUN EVRİMİ:</strong> Doğu’daki sorunlar etnik bir sorun olan Kürt Sorunu’na bağlıdır. Osmanlı Devleti’nde de aşiretlerin iç yapılarına dokunulmamıştır. Sadece onların reislerine Sancak Beyliği verilerek onların aşiretlerine mensup insanlarla olan ilişkilerine dokunulmamıştır.</p>
<p>18. yüzyılda orta ve Batı Anadolu’da bir çözülme olmasına rağmen Doğu’da ancak 19. yüzyıla kadar herhangi bir değişim olmamıştır.<br />
Bugün bile Doğu-batı arasındaki farkın temelini kopukluk oluşturur. 19. yüzyılda Doğu’daki değişimin temeli aslında Batı’nın isteklerine uymak için Osmanlının yaptığı, geçirdiği değişimin bir sonucudur. Batı’daki feodal yapıları yıktıktan sonra Doğu’ya yönelmiştir. Kavalalı Ahmet Paşa’nın Suriye’den geçerek Doğu’dan ilerlemesi, bu bölgelerdeki feodal güçlerin stratejik önemini vurgular. Bundan yararlanan ise Mehmet Ali Paşa Olmuştur.</p>
<p>Osmanlı Devleti’nin Kürt Beylerine karşı tutumunun değişmesi, Kürt Beylerini yıkan değişim için ortam hazırlar. Bu kez de yerine şeyhler yer alır. Aşiret alt yapısını korumasına rağmen üretim ilişkilerini değiştirmeye başlar. Önceden angarya olarak verilen vergileri daha sonradan ortakçılık olarak değiştirdiler. Bu da toprağın daha fazla sömürülmesine neden oldu. Bölgedeki tütün cinsinin yetiştirilmesi, para ekonomisinin ülkeye girmesine neden olur. Bu da kabile yapılarının çözülmesine neden olur.</p>
<p>İlk başlarda bol ve ucuz emekten yararlanmak için yapıları korunur. Batı’da kapitalist ekonomiyle birlikte Doğu’daki yapılanmanın anlamsız ve imkansız olduğu anlaşılmıştır.1960’lı yıllarda ise çözülme dönemine girmiştir. Doğu’da kapitalizme karşı varlığını sürdürmekte direnen göçebe Kürtlerin, büyük aşiret yapılarıyla büyük tarım mülkleri alanında kendini açığa vurur.</p>
<p>1945’ten sonraya baktığımızda ise bu tabloda bir değişim oluşur. Oluşan boşluk, yaş gruplar tarafından doldurulur. Nüfusta hızla ilerleme göze çarpar. Kişi başına düşen milli gelir ise 1938’dekini bulup üstüne çıkar.</p>
<p>Dışarıdan yapılan doğrudan yada dolaylı destekle köy nüfusunda hızlı bir artış olur. Bu ilerleme olmaksızın nüfusun artışı, büyüme ve hastalıklara karşı yapılan çalışmalarla nüfus artışı, büyüme ve hastalıklara karşı yapılan çalışmalarla nüfus artışı olmuştur. Ölüm oranı düşüp, yaşam standardının artmasından kaynaklanmıştır. 1970’li yıllarda ise işçi göçleriyle nüfusta bir durulma görülmüştür. Bu göçler 1960-1970 tarihleri arasında nüfusun düşmesinde oldukça etkili olmuştur.</p>
<p>Köylerdeki nüfus oranını karşılaştıracak olursak üç ayrı dönem olarak bakmamız gerekiyor. 1945 öncesi, köyden kente göç fazla olmasa da, esas doğan çocukların ölmesi, ülkenin genel nüfus artışının gerisinde kalmasında neden teşkil etmiştir. 1940’la 1945 arasında bu daha da artmıştır.</p>
<p>1950’li yıllara kadar dayanmaktadır. 1950’lerden sonra ise köy nüfus artışının düşmesi artık şehirlere göçlerdendir. Bu görüşler en iyi topraklara arazi sahipleri el koyması, makineleşmesi (üretimin) küçük köylülerin orman ve meraları açarak tarım alanı haline getirmeleri; fakat verimde orantılı olarak düşmüştür. Yayılmasının en son sınırına gelinmesi, buna rağmen köy ekonomisini canlandıracak herhangi bir ıslah yapılmaması ilk önce köy halkının şehre yığılmasına daha sonra ise dış ülkelere göçe neden olmuştur.<br />
Göçün yurt dışından ülkeye yapılması demografik yönden olumlu bir gelişmedir. Azınlıkların yurt dışına göçleri ise olumsuz bir durum oluşturur.</p>
<p>I. Dünya Savaşı sırasında Rum-Ortodoks ahalinin Anadolu’dan kaçışı ya da Yunanistan’daki Türk ahalisiyle mübadelesi kırsal yapılar üzerinde oldukça etki yapmıştır. Doğu’daki Ermenilerin yurttan çıkarılmalarıyla topraklarını da ağalar işgal etmiştir. Savaş bitiminde geri gelip topraklarını istemelerini, bunun korkusuyla köy ağalarını zorunlu mücadeleye katılmaya itmiştir. Köy ağaları bir karaktere bürünmüşlerdir. Bu durum feodal bir yapının oluşturmasında etken bir rol oynadı. Köylü halk ile toprak ağası arasında temel eşitsizliğini gösterdi.</p>
<p>Azınlıkların yurttan çıkışlarıyla ticaret yerli esnafların eline geçti. Böylece yerli esnafların üzerindeki denetiminde, malların elden çıkarılması denetleniyordu.<br />
Genel olarak baktığımızda göçlerle ilgili olan demografik evrim niteliklidir. Bu da demografik ilerlemenin temelinde en önemli olarak nüfus artışı olduğudur.</p>
<p>Türkiye’nin I. Dünya Savaşı sonrasına baktığımızda, on yıllık bir savaştan çıkan bu milletin nüfus yapısı alt üst olmuştur. Belirli yaşlar arasında boşluk oluşturmuştur. Aynı olay I. Dünya Savaşı sırasında göze çarpmaktadır; fakat buna bir de ekonomik buhran da eklenince ölüm oranının artmasına neden olur.</p>
<p><strong>GÖÇEBE AŞİRETLERİN EVRİMİ</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu’nun en uç kesiminde göçebe olarak yaşayan, yok olmuş bir kültürün devamını yaşatmaya çalışan bir kesim vardır. 1945’li yıllardaki büyük sıçrama Doğu bölgelerde diğer bölgelerle nazaran daha fazlasıydı. Bu da meraların, otlakların tarım arazisine çevrilmesine paralel olarak da arazi kiralarının artmasına, devlet ve yerleşik halk tarafından sömürülmesine neden olmuştur.</p>
<p>Bu sıkıntılar yüzünden kabileler giderek erimiş ve yok olmuşlardır. Onların yerine (Rumo) denilen yerleşim alanları oluşmuştur. Aşiret Reisleri ise göçebe olarak hayatlarını devam ettiren topluluklara otlak kiralamıştır. Bu paraları toplayarak toprak sahibine iletir. Bu göçebe yaşam er ya da geç bitecektir.<br />
<strong><br />
DOĞU’DAKİ BÜYÜK TARIM MÜLKLERİN EVRİMİ</strong></p>
<p>Doğu’daki evrim toprağa dayalı olduğu için bunun temelinde feodal-kabileci geçmişinde bulmak gerekir. Bu yapılarda ülkenin sosyo-ekonomik yapısının değişimine sebep olmuşlardır. Eski yapıların, bölgedeki sosyo-ekonomik, hayatın hızlı evrimine rağmen, her şeyi elinde bulundurma iddiası vardır.</p>
<p>Kapitalist sistem, makineleşmiş tarım içinde köylüleri tarım proletaryası olarak kullanmıştır. İşsizlik yüzünden eskiden bağlı oldukları toprak ağalarından kurtulurlar. Bu kez de kaçınılmaz olarak kendilerin sınıf çatışmaları içinde bulurlar. Bunun sonunda emperyalist sömürünün Doğu Anadolu’daki en son kademede olunca, ters yönde Doğuyla  Batı uluslar arası emperyalizm arasındaki ilişkilere yansır.</p>
<p><strong>KAPİTALİST ALANDA EVRİM</strong><br />
Kapitalist sistemin oluşturduğu, ortaya çıkmış olan egemen sınıfta üretici arasındaki ilişkiyi engellemez. Tersine yeni bir sosyo-ekonomik yapıların oluşmasını kolaylaştırır. Kapitalist yapılar kendi içinde zamanla değişik şekillere bürünerek kendine yeterli mal ekonomisin yerini alır.</p>
<p>Bu sistem içinde üreticilerle tüccar arasında keskin çıkar karşıtlığı himayeci ilişkiler ardına gizlenmiştir. Ürününü satabileceği en yakın yerde kasabadaki dükkan sahibi onun dış dünyayla ilişkisi olmakla kılınmayıp devletin hemen hemen hiçbir şekilde sağlamadığı sosyal yardım mekanizmasının da tüccar sağlamaktadır.</p>
<p><strong>KÜÇÜK MÜLKİYETE DAYALI KÖYLER</strong></p>
<p>Yerleşim alanında yaşayanların hepsinin küçük mülkiyetleri olan egemen bir kesimin olmadığı köylerdir. Önceden kırsal kesimin yerleşme yeri coğrafi koşullara dayanılarak oluşan daha sonraları bu faktörler değişmiş; şehre uzaklık, dış pazara açılan şartlarda belirlenmeye bağlanmıştır. Bu köydeki üretimin ürün fazlalığı ise toprağın niteliğine – niceliğine bağlıdır.</p>
<p>Makineleşmiş dönemin ortakçılarıyla – makineleşmemiş dönemin ücretli emekçileri büyük işgücüne ihtiyaç olan yerlerde yada şehirlerde çalışan gezgin emekçileri oluşturur. Bunlarda şehir proleteryasını -lumpen proloteryasını oluşturur. Evrimin bu denli hızlanması köyde de siyasallaşmayı ortaya çıkartır. Bunun da önüne geçemeyerek 1961 Anayasasında köylülerin siyasetle uğraşmaması gerektiğini ifade etmişlerdir. Fakat köydeki halk göçlerle birlikte kasabalarda şehirlerde siyasetle uğraşmaya devam etmiştir. Emekçi sınıf burjuvaziyle olan kişisel ilişkileri arasında boğulup kalmışlardır.</p>
<p><strong>BÜYÜK TOPRAK MÜLKİYETİNE DAYALI KÖYLER</strong><br />
Doğu ve Batı arasında büyük mülkiyetlerde farklılık vardır. Batı Anadolu’daki büyük mülkiyetler kapitalist üretim amaçlı mal üretmektedir. Çalışan kesime iş göçüne bakarsak benzer özellik kaydetmesi, emekçi kesim olması aynı kefeye koymamıza yetmez. Bu iki toplumun değişimleri de farklı şekilde gelişir. Batı daha önce kapitalist güçlerin ülkeye girmesi 1774’de antlaşmayla başlarken Doğu’da 19. yüzyıla kadar herhangi bir değişim yoktur. Koşullar ve bu koşulların sonuçları da farklı olmuştur.</p>
<p>19. yüzyıl sonlarına doğru başlayan makineleşme 1920-1930 yılları arasında duraksama (ekonomik buhrandan) olur. Bu durum farklı şekillerde açığa vurur. Tarım mülkiyetinin yeniden oluşmasına göçlerin başlamasına neden olur.<br />
Doğudaki eski sosyal yapı tüketim ihtiyaçlarına yönelik değişimini izlemez. Bu insanların kendi ürettikleri kendilerine yetmekteydi. Osmanlı’da bunun iç yapısına dokunmamıştır. Bir çok kişi yerine tek kişiyle uğraşmanın daha basit olması, bunun yanı sıra ucuz emek ve mal alınması Doğu’daki gelişimin olmasına zaman kaybettirmiş, Batı’daki kapitalist sistemin pekişmesi sayesinde Osmanlı böyle gitmeyeceğini anlayarak toprak ağaları üzerindeki tutumlarını değiştirmiştir.</p>
<p>Bu toprak ağalarının yerine şeyhlerin geçmesi onların yüzünden istemeyerek de olsa para ekonomisinin bölgeye girmesi, toplumun zanaatlar üzerine çalışmaları evrim sürecini arttırmıştır. Günümüzde bile hala bazı bölgelerde etkilerini sürdürmektedirler. Batıda daha erken bir geçiş olduğundan günümüzde güçlü toprak sahipleri yoktur. Hatta devlet küçülen arazileri büyütmek, tekelleştirmek için çalışma yürütmektedir. Çünkü toprakların miras olarak dağıtımından gittikçe araziler küçülmekte ve verim düşmektedir.</p>
<p>E<strong>mperyalist Sömürünün Kademeleri </strong></p>
<p>Ülkemizdeki sömürü iki büyük sınıfın ticari ve mali büyük burjuvazisiyle köylerdeki büyük toprak sahibi tarım burjuvazisi arasında kurulmuştur. Bu düzen cumhuriyetin kurulduğu dönemde ortaya çıkmıştır. Şehir burjuvazisi oluşturma çalışmaları ilk yıllarda başlamıştır. Devlette destek vermiştir. Daha sonra II. Dünya Savaşı sırasında bu denge bozulur gibi olsa da 1950 yıllarda kabul edilen dereceli seçme  sistemi ile yeniden sağlanmıştır.</p>
<p>Prekapitalist alanın ülke genelinde yetersizliği ve güçsüzlüğünde beraberinde getiren bu siyasal yetersizlik Doğu’nun Batı tarafından sömürülmesine neden olmuştur. 1950 yılından sonra hızla artan kapitalist ilişkilerle Doğu-Batı arasında uçurumlar oluşturmuştur.</p>
<p>Doğu Anadolu’daki egemen sınıfın izlediği yol, onu emperyalizmin en büyük yararı sağlaması uğruna Batı’nın büyük burjuvazisiyle sıkı bir işbirliğine götürür. Doğu Anadolu’nun egemen sınıfı tarafından sömürülmesini engelleyecek biçimde kurmaktadır.</p>
<p>Doğu Anadolu’daki kapitalist ilişkilerin hızla evrimleşmesi buranın egemen sınıfının, önder olma niteliklerinden soyutlayarak ülkenin egemen sınıfı içinde eritir. Doğu Anadolu’daki halkın tepkisi sömürücülerin tamamına karşı yönelir.</p>
<p><strong>KIRLARDA SOSYAL SINIFLAR</strong></p>
<p>Sonuç olarak bakıldığında kapitalist ilişkilerin, para ekonomisinin köylere girmesiyle bunların sosyal ekonomik yapılarında dejenere oluşturmaktadır. Hayat şartlarını da alt üst eder. Bunun yanında ise çelişkiler su yüzüne çıkar. Siyasal olarak olsun dini gericilik sömürü ortadan kalkar. Halkta bilinçlenme oluşur. Bu da mevcut olan yapıların değişmelerine yönelik en önemli güç olarak karşımıza çıkar.</p>
<p>Toprağın ilk kez ele geçirilmesi 19. yüz yılda başlar. Esas olarak Hıristiyan azınlıkların topraklarının işgaliyle tamamlanır. Bu işgal önce fiilen sonra medeni bununla yasal olarak gerçekleşir. 1950’de başlayan tarım politikasıyla başlayıp 10 yıl içinde tamamlanmıştır. Bu gelişmeler büyük tarım burjuvasını işini tarım araçları konusunda yatırım yapmaya yöneltmiştir. Böylece şehir burjuvazisini ortadan kaldırmak artık değerin tümünü kendi elinde tutmak ister.</p>
<p><strong>1970 Öncesi Şehir Çevresinin Evrimi</strong></p>
<p>Şehirlerin evrimi bulundukları yerlerin konumlarına göre değişir. Maden şehri, Başkent, Liman Şehri, örnek; İstanbul’un evrimi ise sanayileşmesi iki kıtayı bağlayan konumda olması tarihi bir üstünlük olması gibi faktörlerle şehirlerin değişimi evrimi gerçekleştirir. Bu şehirler emperyalist sömürünün Türkiye’deki uçları ve çıkış noktalarıdır. Türkiye’deki şehir ağı kademeleşmenin büyük merkezlerinden sonra bölgesel şehir merkezleri daha sonra ise mahalli pazarlar gelir. Bu halka içerisine küçük merkezleriyle Pazar – kasaba niteliğindeki ilçe merkezleri de girer.</p>
<p><strong>Ekonomik Yapıların Evrimi</strong></p>
<p>Şehirlerdeki kademeleşme işlenmiş hammaddelerin dağıtımı bir yanda ise tarım kesiminden gelen hammaddelerin bir araya toparlanmasını sağlayan bir ağ olarak belirlenir. Emperyalizmin ürettiği malların karşısına o, Batı kültürünün taşıyıcısı olarak belirlenen her nesneyi tehlikeli sayan ve peşinen mahkum eden bir başka ideolojiye dikilir.<br />
İşte bu gözle görüldüğü içindir ki matbaada basılan kitabında tutun da makinesine kadar lanetlenir. Kır kesiminde üretilen zenginliklerin büyük şehir burjuvasıyla şehirlerde kullanılması Türkiye’de Şehir imgesini belirler.</p>
<p><strong>DEMOGRAFİK YAPILARIN EVRİMİ</strong><br />
1950’den sonra uygulanan tarım politikası ile köylerden gelen güçlü göç eğilimiyle şehirlerin emme gücü çelişkilerini yaratmıştı. Şehirde görülen sanayileşme köylerdeki makineleşmeden sonra geliyordu. Böylece şehirler yetersiz geliyordu. Köylerden şehirlere göçen insanların lumpen proletaryası sıkıştırmakta ve onlardan kapak bir şekilde yaşamaktadır. Buna istihdam alanında “gizli işsizlik” veya “Belirsiz işler Kategorisi” diye önümüze çıkmıştır.</p>
<p><strong>BÜYÜK BURJUVAZİ</strong><br />
İkinci Dünya Savaşından sonra dış sermayenin ülkeye girmesiyle emperyalist ülkelere açılma böyle olmuştur ve bu tarihten itibaren ülkeyi daha iyi sömürmek için sermaye ve teçhizat verir. Kurulu yeni alanlarda yerli burjuvazi ise araç olarak görülür. Bu ona daha fazla para kazanma yolunu açmış olur. Buna örnek Marshall yardımlarını verebiliriz. Sözde verilen yardımla tarım yoluyla kalkınma olacaktı. Tarım arazisinin gelişip ilerleyecek, böylece yerli burjuvazi güçlenecekti.</p>
<p>1960’a kadar böyle sürmüş ve hükümet darbesiyle sonuçlanmıştır. Arkasına askeri kesimi de alan şehir burjuvazisi ekonomik buhranı, ithalat ve ihracatın durgunluğunu sonuçlandırmıştır. 1950 – 60 yılları arasında yapılan ithalat kısıtlamaları, büyük burjuvazinin zenginleşmesini sağlarken ortada büyük bir dengesizlik oluşturmuştur. Bu darlık ülkenin borçlarını ödemede de güçlük sağlamıştır. Yapılan sermaye birikimiyle toplanan paraları yerli burjuvanın oluşturması.</p>
<p>Burjuva sınıfının borçlanma mekanizmaları sayesinde dış sermayeye bağlanması, tarım iş gücünün fazlasının göçü, iş gücü yarattıktan sonra emperyalizm büyük burjuvaziyi sanayi yatırımları yöneltmeye başlar.</p>
<p>İlkel bir şekilde yapılan sömürüyü daha üst seviyelere taşımak için sanayileşmede artık ilkel sömürüden uzaklaşıp sınırlı tüketimle, harcamayla yüksek karlar elde etmektir. Suni ürünler, mal darlığı ve tekel durumu yaratmaktır. En az yatırımla en fazla kar sağlamaya elverişli usullere yönelmekteydi.<br />
Sonuç olarak diyebiliriz ki; şehir büyük burjuvaziyle büyük arazi sahiplerinin arasındaki karşıtlık siyasal rejimin evrimini belirleyen karşıtlıktır.</p>
<p><strong>KÜÇÜK BURJUVAZİ</strong><br />
Bu tabakanın başlıca niteliği her zaman her yerde alışkanlığıdır. Bir yandan işçi sınıfını çoğaltırken diğer yandan zirveye üst kesime tırmanmaya çalışan kesim oluşturur.<br />
Bu kategorinin en alt kademeleri bir yandan üstü başı ve evsaflı işçiler aracılığıyla proleteryaya, öte yandan kamu görevlilerinin en alt basamağını proleteryaya karışır. Üst kademelerinde ise sahici burjuva çevrelerine ulaşmak için devlet memurluğu hiyerarşisi ile sanayi ve hizmet sektörlerindeki kadrolar hiyerarşi basamak olarak kullanılır.<br />
Demek oluyor ki bütünü içinde küçük burjuvazi birbirinden farklı iki unsurlu ortaya çıkmaktadır.<br />
<strong><br />
ŞEHİR PROLETERYASI</strong><br />
Sayıca ifadesi en güç olan sınıftır. Türkiye’de proletaryanın evrimi sanayi sektörünün yapısına da bağlı durumdadır. Yani bu sektörün çeşitli alanlara dağılımı kadar işletme büyüklükleri de söz konusudur. İkinci Dünya Savaşı öncesinin sanayileşme yapılarına bağlı bu olgular, bu yapılarla birlikte evrimleşmeye uğrarlar.</p>
<p>Böylece önce devletin “işveren” olarak etkinliği elden bırakması 1950 – 60’lı yıllarda özel teşebbüse dayalı, ikinci sanayileşme dalgası proletarya içinde imtiyazlı bir kesim oluşması hayalini silip yok ederken, sermayelerinin sanayi sektörüne yönelmesi sonucu doğan rekabet de işçinin durumunun da, kişisel düzeyde bir değişmeyi gitgide umulur olmaktan çıkar.</p>
<p>Emperyalizmin 1960’dan sonraki yıllar boyunca Türkiye’de verdiği aşamanın belli başlı özelliklerinden biri kendi yararına çalışmamasıdır. Evrim özellikle İstanbul’la ilgili olarak son derece açık seçiktir. Bu şehir Avrupa’ya giden işçi kafilerinin çoğunluğu meydana getirmek gibi imtiyazlı bir durumdan başka, Avrupa emek borsasına doğru yola çıkan köylü unsurların zorunlu olarak yerini alma özelliğini de kaydetmiştir. Böylece büyük şehirde daha önce yerleşmiş işçi kitleleriyle köylerden şehirlere doğru akan emekçi kitleler arasındaki karşıtlık aşılma yoluna girer ve bu süreçle risk işçi sınıfı hem nicelik, hem de nitelik olarak güçlenip pekişir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fsosyal-siniflar%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/sosyal-siniflar/&amp;text=Sosyal sınıflar&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/sosyal-siniflar/&amp;t=Sosyal sınıflar">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/sosyal-siniflar/&amp;title=Sosyal sınıflar&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fsosyal-siniflar%2F&name=buzlu.org&description=Sosyal+s%C4%B1n%C4%B1flar" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/sosyal-siniflar/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/sosyal-siniflar/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/sosyal-siniflar/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/sosyal-siniflar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Georg Lukacs kimdir</title>
		<link>http://www.buzlu.org/georg-lukacs-kimdir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/georg-lukacs-kimdir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Sep 2009 18:16:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[akım]]></category>
		<category><![CDATA[biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[düşünceleri]]></category>
		<category><![CDATA[doğumu]]></category>
		<category><![CDATA[eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[filozof]]></category>
		<category><![CDATA[Georg Lukacs]]></category>
		<category><![CDATA[hayat hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[nereli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4138</guid>
		<description><![CDATA[Georg Lukács, 13 Nisan 1885&#8242;te Budapeşte&#8217;de doğdu; 4 Haziran 1971&#8242;de aynı yerde öldü. Lukacs, Batı Marksizminin ünlü isimlerinden Macar Marksist filozof ve edebiyat bilimcisidir. Marksizmi Hegelci anlamda yeniden degerlendirmiş ve geliştirmiştir. Ernst Bloch, Antonio Gramsci, Karl Korsch ile birlikte Lukacs, 20.yüzyılın ilk yarısında, Marksist felsefe ve Marksist teorinin yeniden oluşturulmasında en önemli isimlerden biri olmuştur. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/09/Georg-Lukacs.jpg"><img class="size-full wp-image-4139 aligncenter" title="Georg Lukacs" src="http://www.buzlu.org/images/2009/09/Georg-Lukacs.jpg" alt="Georg Lukacs" width="100" height="125" /></a></p>
<p>Georg Lukács, 13 Nisan 1885&#8242;te Budapeşte&#8217;de doğdu; 4 Haziran 1971&#8242;de aynı yerde öldü. Lukacs, Batı Marksizminin ünlü isimlerinden Macar Marksist filozof ve edebiyat bilimcisidir. Marksizmi Hegelci anlamda yeniden degerlendirmiş ve geliştirmiştir. Ernst Bloch, Antonio Gramsci, Karl Korsch ile birlikte Lukacs, 20.yüzyılın ilk yarısında, Marksist felsefe ve Marksist teorinin yeniden oluşturulmasında en önemli isimlerden biri olmuştur.</p>
<p>Lukacs belirgin bir şekilde Ortodoks Marksizm savunusu yapar, ancak metinleri bu anlamdaki Marksizm anlayışının her zaman sınırlarını aşmıştır. Özellikle Marksist sınıf kuramını ve bu kuramın bilinç ile ilgili yönünü geliştirmiş, sınıf bilinci teorisi ile her zaman konuşulan bir isim olmuştur. Bu konu İdeoloji teorisi bağlamında her zaman önemli bir alan olmuştur. Yabancılaşma ve meta fetişizmi konuları da Lukacs&#8217;ın özellikle belirli bir dönem esas konuları durumundadır. Öte yandan Lukacs bir edebiyat bilimcisi ve eleştirmenidir. Bu noktada etkili olacak ölcütler ve kavramlar geliştirmiştir.<span id="more-4138"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Yaşamı ve Politik süreci </strong></p>
<p>Lukacs, varlıklı bir Yahudi ailesinden gelmektedir. Budapeşte Üniversitesi’nde hukuk ve felsefe eğitimini tamamladı. İlk yazıları tiyatro üzerine eleştiri yazılarıdır. Nyugat adlı bir dergide yazılarını yayınladı. 1910&#8242;da kendisini eleştirmen olarak ünlendirecek olan Ruh ve Biçimler adlı çalışmasını yayımlandı.</p>
<p>1910-1914 arasında Berlin ve Heidelberg üniversitelerinde Yeni-Kantçı felsefecilerden Simmel Windelband ve Rickert’in derslerinin izleyicisi oldu. Max Weber ve Ernst Bloch gibi düşünürlerle yakınlık kurduğu bilinmektedir. Kendisinde Hegel etkisi belirginleşmeye başladı. Roman Kuramı adlı çalışmasını, bu etkinin görüldüğü bir kitap olarak 1916’da yazdı. Giderek sanatta bicimin gelişmesini sınıf mücadelsi tarihine bağlayan edebiyat kuramının temellerini oluşturdu.</p>
<p>Daha sonraki yıllarda Lukacs&#8217;ın Marksizmi benimsemeye başladığı ve 1918’den itibaren Macaristan Komünist Partisi’ne girdiği bilinmektedir. 1919’da Bela Kun’un önderliğinde kurulan kısa süreli Sovyet Macaristan Cumhuriyeti’nde kültür ve eğitim komiserliğini üstlendi.Marksizmin kuramsal meseleri üzerine önemli metinler üretti.</p>
<p>Bu metinler zaman zaman Ortodoks Marksizmden tepkiler aldı ve Lukacs kimi zaman görüşlerinden vazgeçmek zorunda kaldı. Özellikle politik tezleri birçok kez sapma olarak değerlendirildi. Tarih ve Sınıf Bilinci adlı yapıtını 1923&#8242;te yayımladı ve burada Marksist tarih felsefesi alanındaki özgün görüşlerini geliştirdi. Bir tür Marksist ideoloji teorisinin açılımlarını ve yabancılaşma kavramının değerlendirmesini yapmaya çalıştı. Burada Hegelci anlamda bir Marksizm değerlendirilmesi ve Hegel üzerinden Markzimin yeniden geliştirilmesi çabası görülür.</p>
<p>Blum takma adıyla yazılar yazdığı ve Blum Tezleri olarak bilinen fikirlerin ona ait olduğu bilinmektedir.Ancak bu Tezler Komintern tarafından reddedildi ve ideolojik olarak yadsındı. O sıra sosyalist düsüncede egemen olan sanat fikri gereğince, edebiyatta toplumcu gerçekcilik denilen bir düşünce egemendi. Bu sürec boyunca yalnızca politik fikirleri değil, geliştirdigi estetik anlayışı da burjuva etkisinde kalmış olarak değerlendirildi. Sonradan Marksist edebiyat anlayışının temel yapıtlarından sayılan kitapları, özellikle roman türü ve 19. yüzyılın gerçekçi romanları üzerinedir:</p>
<p>* Gerçekçilik Üzerine Denemeler,1948 yılında<br />
* Dünya Edebiyatında Rus Gerçekciliği, 1952 yılında<br />
* 19.yüzyıl Alman Gerçekçileri, yine aynı yıl yayımlandı.</p>
<p>Bunlar sözkonusu gerçekçi roman anlayışının ürünleri olarak ortaya çıktı. Bunların yanı sira ve devamında Lukacs, hem Estetik üzerine Marksizm açısından temel sayılabilecek metinleri üretti, hem de Hegel, Geothe ve Thomas Mann gibi isimler üzerine çalışmalar ortaya koydu.</p>
<p>Sosyalist yönetimin yıkılmasının ardından Viyana’ya gitti. On yıl kaldığı Viyana’da Kommunismus dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı, aynı zamanda Macaristan yeraltı hareketiyle ilişkisini sürdürdü.</p>
<p>1929-1933 arasında Berlin’de yaşadı. Daha sonra çalışmalarını Felsefe Enstitüsü’nde sürdürmek amacıyla yeniden Moskova’ya gitti. 1945’te Macaristan’a dönerek parlamento üyesi ve Budapeşte Üniversitesi’nde estetik ve kültür felsefesi profesörü oldu. 1956’da kültür bakanıydı ve Macar Ayaklamnası’nın önemli kişilerinden biriydi. Ayaklanmanın bastırılmasından sonra tutuklanarak Romanya’ya sürüldü. 1957’de Budapeşte’ye dönmesine izin verildi, ancak önceki konum ve mevkilerden yalıtılmış olarak.</p>
<p>Bu dönemden itibaren bütün zamanını felsefe ve eleştiri alanındaki çalışmalarına ayırmaya başladı. Lukács, döneminin siyasal atmosferi içinde sık sık eleştirilere uğramış ve görüşlerini reddetmek zorunda kalmıştır. Ancak buna rağmen günümüzde Marksist felsefe ve estetik kuramını en önemli adlarından biri kabul edilir. Bunun yanı sıra Marxizm konusunda da pek çok güncel teorik tartışma Lukacs&#8217;a bağlanacak sekilde önemli metinlerin sahibidir. Lukacs&#8217;ın 30 dan fazla kitabı ve yüzlerce deneme notları bulunduğu bilinmektedir.<br />
<strong>Lukács&#8217;in düşüncesi </strong></p>
<p>Lukacs, Tarih ve Sınıf bilinci adlı ünlü kitabında Marksizmi kavrayışını ve geliştirme yönünü ortaya koyar. Burada Bütünsellik, Dolayım, Sınıf bilinci, Şeyleşme, Devrimci özne türünde kavram ve kategorileri şekillendirir. Temel yaklaşımı özne-nesne özdeşliği üzerine kuruludur, ve aynı zamanda teori-pratik birliği olarak belirgindir.</p>
<p>Daha sonra Lukacs burada ortaya koyduğu kimi kavram ve perpektifleri yadsıyacaktir ya da değiştirecektir, ancak buna rağmen Lukacs&#8217;ın çalışması hem Marksizm içinde (özellikle Batı Marksizminde ) hem de Marksizm dışında (özellikle İdeoloji teorisi ve yabancılaşma tartışmalarında) etkili olmuştur.</p>
<p>Lukacs&#8217;da tüm düşünsel gelişim aşamalarında özne&#8217;ye ve pratik&#8217;e yapılan vurgu görülür. Hegel üzerinden Marksizmi yeniden degerlendirmeye çalışması da bir anlamda bu teori-pratik birliği ve bunun temeli olarak özne-nesne özdeşliğinin Hegel&#8217;de mevcut olması dolayısıyladır. Lukacs, Marks aracılığıyla Hegel&#8217;in tarih teorisini materyalist bir konuma sokmaya çalışır. Lukacs&#8217;ın teleolojik olmayan bir tarih anlayışını, özne kavramından vazgeçmeksizin kurmaya çalıştığını söylemek yanlış olmaz.</p>
<p>Tarih ve Sınıf bilinci&#8217;den sonra Lukacs, özellikle Marks&#8217;ın ekonomi politik eleştirisine odaklanır ve bunun üzerinden düşünmeye başlar. Özne-nesne özdeşliği konusundaki fikirlerini, 1960 larda bu kitaba yazdığı yeni bir önsezde yadsır, aşırı öznelcilik eğilimi gösterdiğini dile getirir. Temel argümanlarını öznel düşünmenin etkisinde olarak görür. Lukacs&#8217;ın daha materyalist ve nesnel bir düşünce yöneliminde olduğunu belirtilmektedir, ki 2000 sayfa cıvarında olmasına rağmen tamamlayamadığı kitabı Toplumsal Varlığın Ontolojisi adlı çalışması bu yönelimin bir işareti olarak değerlendirilir. Bu değişme ve özeleştirilerle birlikte, yine de özne&#8217;den vazgeçmeksizin bir teleolojik olmayan tarih düşüncesine ulaşmak çabasının, Lukacs&#8217;ın Marksizm-içi arayışının ana meselesi olduğunu belirtmek gerekir.<br />
<strong>Şeyleşme ve Sınıf Bilinci </strong></p>
<p>Lukacs&#8217;a göre, kapitalizmle birlikte, dünya tarihinde ilk kez, toplumsal yaşamı bütünü ya da bütünlüğü içinde, kendi amaçlı faaliyetinin nesnesi haline getirebilecek bir özne ortaya çıkmıştır. Bu özne proletaryadır ve bunu mümkün kılan, nesnel dünyanın, yani kapitalizmin yapısal nitelikleridir. Kapitalizm, genelleşmiş meta üretimi düzenidir ve Meta üretimi şeyleşmeye (reifıcation) yol açar, bu şeyleşme nesnel ve öznel yönleri olan bir şeyleşmedir. Kapitalist pazarın yasaları bu sürecin nesnel yönünü oluşturur. Emek bu sürecte salt bir nicelik konusu haline gelir, insan emeği rasyonelleştirilir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bu sürece, insanın kendi emeğine yabancılaşmasının eklenmesiyle, şeyleşmenin öznel boyutu ortaya çıkmış olur. Lukacs böylece, insan etkinliğinin, insandan bağımsızlaşarak kendi yolunda giden bir metaya dönüştüğünü belirtir. Üretimin ve ürünün organik birliğinin bu dağılmasının sonucu, insan düşüncesinin, toplumsal bilinçin parçalanmasıdır. Bu parçalanmanin sonucunda da bütünsel bakış olanaksızlaşır. Lukacs&#8217;a göre, mevcut ihtisaslaşma durumu, burjuva bilimlerinin bu parcalanmışlığın ürünleri olması dolayısıyladır. Bu şeyleşmenin kaçınılmaz bir sonucu olarak özne- nesne kopukluğu gündeme gelmektedir Lukacs&#8217;a göre. Bu da teori ile pratik arasındaki bağların kopmasını getirir beraberinde. Böylece düşünce değiştiricilik niteliklerinden vazgeçer ve salt bir gözlemci konumuna itilir.</p>
<p>Lukacs tespit ettiği bu sorunlar kümesinin çözümünü Hegel&#8217;de aramaya girişir. Ona göre Hegel, özne-nesne özdeşliğini, teori-pratik birliğini kuran kişidir. Hegel&#8217;de özne, hem tarihin yapıcısı hem de tarih tarafından yapılan bir şeydir.Marx&#8217;ın özellikle başlangıç yapıtlarında bu görüşün belirgin bir yorumu vardır. Hegel burada tarihin öznesiyle nesnesini özdeş kılmaktadır ve bu Lukacas&#8217;a göre, toplumsal-tarihsel gerçekliği anlamanın tek yoludur. Özne, kendisini tarihin bir ürünü olarak görürken tarihi de kendi eylemi olarak görmelidir. Hegel&#8217;in öznesi bilindiği gibi Tin&#8217;dir. Lukacs bu noktadan itibaren Hegel&#8217;in aşılması ve onun teorisinin Marsist materyalist bir temelde degerlendirilmesine yönelmek ister.</p>
<p>Lukacs&#8217;a göre Marx&#8217;ın analiz ettiği kapitalist toplumsal yapı ve bu yapı içindeki işçi sınıfının konumu, Hegel&#8217;in tezini gerçek değerine kavuşturacak bir gelişmedir.İşçi sınıfının nesnel konumu tarihsel özne konumunun gerçekleştirilmesini olanaklı kılmaktadır. Elbette proletarya da şeyleşmenin hüküm sürdüğü dünyada yaşamaktadır ancak buna rağmen, o içinde bulunduğu koşulları bütünlüğü içinde görebilir.</p>
<p>Lukacs, bunun nasıl olabilidiğini tamamen açıklamaz, ancak bir şekilde işçi sınıfı dolaysız varoluşunu görebileceğini, yani gerçek varlığının olgular düzeyinde görünen yanının ötesinde gercekliğin bilgisine ulaşabileceğini varsayar. Öyleki bu durum, bizzat işçi sınıfının yaşadığı koşulların zorunlu bir sonucudur adeta. Bu koşullar, bir şekilde, işçi sınıfına bu dolaysız varoluşu aşmasını buyurur. İşçi sınıfı, bu bilince ulaşmasını mümkün kılan özgül dolayim kategorilerine de sahiptir.</p>
<p>Bilinç durumları böylece, sınıf konumları üzerinden kapitalist toplumsal yapının maddi gerğekligine götürülmüş ve Hegel&#8217;in idealist teorisi maddileştirilmiş olunur. Bu toplumsal süreç, genel olarak Bütünselik&#8217;in yitirilmesini getirirken beraberinde de, işçi sınıfı açısından Bütünsellik&#8217;in kavranabilme olanağını getirir. İşçi, emek gücünü satmak konumunda olduğundan dolayı, içinde bulunduğu yabancılaşmayı algılayabilecek ve kendi öznelliği ile nesnelliği arasındaki kopukluğun bilincine ulaşabilecek noktadadır Lukacs&#8217;a göre.</p>
<p>Bu noktada Lukacs&#8217;ın sınıf bilinci değerlendirmesine gelinebilir.Söylendiği gibi, proletarya kendini içinde bulduğu olumsuz koşullar icinde, bu koşulların olumsuzluğu ile ilintili olarak bütünsel bir bakış açısına sahip olma olanağı elde eder. İşte Lukacs&#8217;ın işçi sınıfına atfettiği devrimci bilinçin temeli bu olanaktır. Bu sınıf, toplumsalın bütünselliğini değiştirmeye yönelik pratiğin bilgisine sahiptir çünkü. Bu söylenenler bir bakıma Lukacs&#8217;ın &#8220;sınıf bilinci&#8221; anlayışının temel ögelerini vermektedir. Tarih ve Sınıf Bilinci adlı kitabinda Lukacs, Sınıf bilinci fikrini bu eksende şekillendirir.</p>
<p>Sınıf bilinci, tek tek bireylerin taşıdıkları bilincin bir toplamı degil, Lukacs&#8217;a göre sınıfın üretimdeki yerinden kaynaklanan ya da bu yere göre belirlenen bir bilinçtir. Lukacs burada &#8220;atfedilen bilinç&#8221; şeklinde bir tanımlama yapar. Üretimdeki konumu işçi sınıfına bütünsel gercekligi görmek anlamında sınıf bilinci atfettirme olanağı sağlar. Bu bilinç, hem proleteryanın nesnel koşullarının ürünüdür hem de onun çıkarlarına uygundur. Bu nesnel konum, özne-nesne özdeşliğini ve bunun devamında teori-pratik birliğini beraberinde getirir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fgeorg-lukacs-kimdir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/georg-lukacs-kimdir/&amp;text=Georg Lukacs kimdir&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/georg-lukacs-kimdir/&amp;t=Georg Lukacs kimdir">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/georg-lukacs-kimdir/&amp;title=Georg Lukacs kimdir&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fgeorg-lukacs-kimdir%2F&name=buzlu.org&description=Georg+Lukacs+kimdir" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/georg-lukacs-kimdir/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/georg-lukacs-kimdir/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/georg-lukacs-kimdir/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/georg-lukacs-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sivil itaatsizlik nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/sivil-itaatsizlik-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/sivil-itaatsizlik-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2009 16:23:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Civil disobedience]]></category>
		<category><![CDATA[eylem]]></category>
		<category><![CDATA[haraket]]></category>
		<category><![CDATA[Henry David]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Neden,Niçin,Nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil itaatsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4135</guid>
		<description><![CDATA[Sivil itaatsizlik, fikir babalığını Amerikalı yazar Henry David Thoreau&#8217;nun yaptığı aktivizm yöntemidir. Sivil İtaatsizlik adlı makalesi kavramın çıkış noktasıdır. Mahatma Gandhi, Rosa Parks ve Paul Lafargue&#8217;nin farklı bakış açıları ve farklı siyasi perspektiflerle dile getirdikleri sivil itaatsizlik ya da pasif direniş; &#8220;yönetim siyasetinin ya da yasaların değişmesini isteyen, aleni, şiddetsiz, vicdani, fakat aynı zamanda siyasi [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/09/Sivil-itaatsizlik.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-4136" title="Sivil itaatsizlik" src="http://www.buzlu.org/images/2009/09/Sivil-itaatsizlik.jpg" alt="Sivil itaatsizlik" width="200" height="200" /></a></p>
<p>Sivil itaatsizlik, fikir babalığını Amerikalı yazar Henry David Thoreau&#8217;nun yaptığı aktivizm yöntemidir. Sivil İtaatsizlik adlı makalesi kavramın çıkış noktasıdır. Mahatma Gandhi, Rosa Parks ve Paul Lafargue&#8217;nin farklı bakış açıları ve farklı siyasi perspektiflerle dile getirdikleri sivil itaatsizlik ya da pasif direniş; &#8220;yönetim siyasetinin ya da yasaların değişmesini isteyen, aleni, şiddetsiz, vicdani, fakat aynı zamanda siyasi olan, yasa dışı bir eylemdir.&#8221;<span id="more-4135"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Pasif direnişe atıfla bir başka tanımda ise sivil itaatsizlik; &#8220;Hukuk devleti idesinin içerdiği üstün değerler uğruna, kamuya açık ve yasaya aykırı olarak gerçekleştirilen, bu sırada üçüncü kişilerin daha üstün bir hakkını çiğnemeyen, barışçıl bir protesto eylemidir.&#8221;</p>
<p>Bu tanımlarla beraber kendisini yurttaş olarak addeden bireyin yasalar çerçevesinde uygulanan siyasa hakkındaki görüşlerini yine hukuksal bir çerçevede ahlaki ve içsel kaygılarla dile getirme, harekete dökme yöntemidir.</p>
<p>Bu eylem şeklinde eylemin neticelerini bilme, tahmin etme ve neticesine rıza gösterme mevcut olabilir. Bu sessiz görüş bildirme yöntemi toplumsal, aleni ve şiddet meyillisi değildir. Kavram, düşünce özgürlüğünü, düşünceyi ifade özgürlüğünü ve örgütlenme özgürlüğünü bünyesinde barındırır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik-->
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fsivil-itaatsizlik-nedir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/sivil-itaatsizlik-nedir/&amp;text=Sivil itaatsizlik nedir?&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/sivil-itaatsizlik-nedir/&amp;t=Sivil itaatsizlik nedir?">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/sivil-itaatsizlik-nedir/&amp;title=Sivil itaatsizlik nedir?&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fsivil-itaatsizlik-nedir%2F&name=buzlu.org&description=Sivil+itaatsizlik+nedir%3F" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/sivil-itaatsizlik-nedir/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/sivil-itaatsizlik-nedir/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/sivil-itaatsizlik-nedir/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/sivil-itaatsizlik-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>George Boole</title>
		<link>http://www.buzlu.org/george-boole/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/george-boole/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2009 09:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[öss mantık]]></category>
		<category><![CDATA[Cambridge Mathematical Journal]]></category>
		<category><![CDATA[duz mantık]]></category>
		<category><![CDATA[filozoflar]]></category>
		<category><![CDATA[George Boole]]></category>
		<category><![CDATA[hayat hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[mantik]]></category>
		<category><![CDATA[mantık evliliği]]></category>
		<category><![CDATA[mantık oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[mantık soruları]]></category>
		<category><![CDATA[mantıkçılar]]></category>
		<category><![CDATA[matematik mantık]]></category>
		<category><![CDATA[sembolik mantık]]></category>
		<category><![CDATA[zeka soruları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3594</guid>
		<description><![CDATA[George Boole (d. 2 Kasım 1815, Lincoln, İngiltere &#8211; ö. 8 Aralık 1864, Ballintemple, İrlanda) İngiliz matematikçi ve filozof. Boole, yirmi yaşına gelince bir özel okul açtı. Burada matematik öğretmesi gerekiyordu. Babasından aldığı derslerin faydasını gördü. O zamanın el kitaplarını gözden geçirdi. Abel ve Galois gibi büyüklerin kitaplarını okudu. Fazla bir matematik bilgisi olmayanların okuyup [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/07/George-Boole.jpeg"><img class="alignnone size-full wp-image-3595" title="George Boole" src="http://www.buzlu.org/images/2009/07/George-Boole.jpeg" alt="George Boole" width="280" height="340" /></a></p>
<p>George Boole (d. 2 Kasım 1815, Lincoln, İngiltere &#8211; ö. 8 Aralık 1864, Ballintemple, İrlanda) İngiliz matematikçi ve filozof.</p>
<p>Boole, yirmi yaşına gelince bir özel okul açtı. Burada matematik öğretmesi gerekiyordu. Babasından aldığı derslerin faydasını gördü. O zamanın el kitaplarını gözden geçirdi. Abel ve Galois gibi büyüklerin kitaplarını okudu. Fazla bir matematik bilgisi olmayanların okuyup anlayamacağı kesin olarak bilinen Laplace&#8217;ın &#8220;Gök Mekaniği&#8221; ni hiç kimsenin yardımı olmadan okuyup anladı. Lagrange&#8217;ın &#8220;Analitik Mekanik&#8221; adlı eserini tam anladı.</p>
<p>Artık, kendisinin yolunu çizmişti. İlk ilmi çalışması olan değişim hesabı yayınlandı. Yine tek başına çalışmasının ürünü olan invaryantları keşfetti. Zaten bu invaryantlar olmasaydı; rölativite (bağlılık) kuramı olmazdı. Cebirsel denklemlerdeki boşlukları doldurdu.<br />
<span id="more-3594"></span><br />
Boole&#8217;un yaşadığı dönemde, bir dergide adamın olmadığı sürece bir çalışmanın yayınlatılması olanaksızdı. Boole, bu bakımdan şanslıydı. Çünkü, 1837 yılında, İskoçya&#8217;lı D. F. Gregory adında bir matematikçi, &#8220;Cambridge Mathematical Journal&#8221; adında bir dergi çıkarıyordu. Boole, derginin müdürüne çalışmalarının birkaçını verdi. Gregory bu çalışmaların orijinalliğini ve yazış biçimini çok beğendi. Yazıları yayınladı. Böylece, iki matematikçi arasında dostça bir arkadaşlık ve mektuplaşmalar hayatı boyunca sürdü.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Modern cebir kavramı, Peacock, Herschel, De Morgan, Dabbage, Gregory ve Boole sayesinde yerini aldı. Boole, sembol ve işlemleri kullandı. Başlangıçta oldukça çok kopardı ama, sonunda yerine oturdu.</p>
<p>Boole, de Morgan&#8217;ın hem hayranı ve hem de büyük bir dostuydu. İngiltere&#8217;deki büyük matematikçilerle ya kendisi doğrudan ya da mektupla haberleşiyordu. 1848 yılında &#8220;Mantığın Matematik Analizi&#8221; adlı bir çalışması yayınlandı. Bu eser matematikte yeni bir çığır açmış ve Boole da kesin bir üne kavuşmuştu. Bu broşür, de Morgan&#8217;ın da taktirlerini topladı. Bu eser, bundan altı yıl sonra ortaya çıkacak olan bir çalışmanın müjdecisi olacaktı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
1849 yılında matematik profesörü olan Boole&#8217;un 1854 yılında, mantık ve olasılıklar üzerine büyük bir eseri yayınlandı.</p>
<p>İki-değerli Aristoteles mantığını matematiksel temellere oturtan simgesel mantığı yaratmışttı. Buna Boole mantığı, Boole cebiri, matematiksel mantık, simgesel mantık, vb adlar verilmektedir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fgeorge-boole%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/george-boole/&amp;text=George Boole&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/george-boole/&amp;t=George Boole">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/george-boole/&amp;title=George Boole&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fgeorge-boole%2F&name=buzlu.org&description=George+Boole" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/george-boole/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/george-boole/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/george-boole/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/george-boole/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Spor felsefesi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/spor-felsefesi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/spor-felsefesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Jul 2009 07:24:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[değişik teknolojiler]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[farmakoloji]]></category>
		<category><![CDATA[feldefe]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe nedir]]></category>
		<category><![CDATA[fizyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Gentleman]]></category>
		<category><![CDATA[hekimlik]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[spor felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[sporun anlamı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3580</guid>
		<description><![CDATA[Spor; üstüne eğitim, hekimlik, fizyoloji, farmakoloji, ekonomi, sosyoloji, psikoloji, felsefe, değişik teknolojiler, politika, hukuk, iletişim gibi alanlarda bilimsel araştırmalar yapılan, çok yönlü etkileşimleri bulunan bir alandır. Spor , temel ve özgün bir eylem alanıdır. Temel bir eylem alanıdır , çünkü insanın doğasına dayanmaktadır. İnsanın doğası , canlılığının tek ve en önemli belirtisi harekettir. Spor, Özgün [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/07/spor.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-3581" title="spor" src="http://www.buzlu.org/images/2009/07/spor-300x290.jpg" alt="spor" width="300" height="290" /></a></p>
<p>Spor; üstüne eğitim, hekimlik, fizyoloji, farmakoloji, ekonomi, sosyoloji, psikoloji, felsefe, değişik teknolojiler, politika, hukuk, iletişim gibi alanlarda bilimsel araştırmalar yapılan, çok yönlü etkileşimleri bulunan bir alandır.</p>
<p>Spor , temel ve özgün bir eylem alanıdır. Temel bir eylem alanıdır , çünkü insanın doğasına dayanmaktadır. İnsanın doğası , canlılığının tek ve en önemli belirtisi harekettir. Spor, Özgün bir eylem alanıdır, çünkü bireyin yapıcı – yaratıcı etkinlikleriyle biçimlenmektedir. İnsanın hareket dağarcığı tarihsel gelişimi içerisinde ihtiyaçları doğrultusunda gelişmiştir, bu nedenle de yapıcı-yaratıcı etkinlikleri kapsamaktadır. (Erdemli,A;İnsan,Spor ve Olimpizm;s,27) Max Scheler’e göre insan kendisini gerçekleştirmek için dünyaya gelmiş bir varlıktır. Dolayısıyla, diğer canlılarda gördüğümüz, kendi sınırlarında yetkin ve yeterli olma durumu insanda yoktur. A.Gehlen bunu, gelişmesindeki gecikmişlik (retardation ) görüşü ile açıklamaya girişerek, insanı bir “eksiklikler varlığı” varlığı olarak belirler.<br />
<span id="more-3580"></span><br />
İnsanın yaşamı, bu eksikliğin giderilmesidir. insana akıl-vicdan ve bunlara dayanan irade özgürlüğü vermiştir. İnsanın kendisine yaraşır bir yaşama için dayanağı, sahip olduğu özgün yetenekleridir. Her insanın değişik değişik eylem alanlarında birinde veya birkaçında daha güçlü olabilir. Özel kabiliyet denilen bu güçlerin de ortaya çıkarılması gerekmektedir. İnsanın sahip olduğu özgün yanlarını somutlaştırması hümanizmanın temel dayanağıdır. Böylece insanın önemli bir yaşama görevi beliriyor : İnsan açılıp somutlaşması gereken bir içkin varlığa sahiptir. Yaşamak bu bağlamda kendimizi gerçekleştirmektir.</p>
<p>Ayrı deyişle elimizde ham olarak bulunanı , kendimize göre biçimlendirmek, geliştirmek, yetkinleştirmektir. Yani insanlaştırmaktır. İnsan ilgili olduğu her şeyi; doğayı, evreni , kendi kurduğu yaşamı, kendi yarattıklarını, kültürü insanlaştırır, yani ona kendisine göre yeniden biçim verir, kendisine uygun duruma getirir.</p>
<p>Hareket insan için hamdır. İnsan hareketi kendisine göre biçimlendirir, anlamlandırır, değerlendirir ve böylece ortaya eylem çıkar. Eylem hareketin insanlaştırılmış biçimidir. Eylem belirlediğimiz bir amaca ulaşmak için hareketlerimizi biçimlendirip, bütünleştirip, yönlendirdiğimizde ortaya çıkar. Bu nedenle de çok zaman eylem yöneldiği amaçla anılır; yürüyüşe çıkmak, ders çalışmak gibi.</p>
<p>Birey açısından baktığımızda spor, öncelikle bir beden olayıdır. Beden olmadan, bedene dayanmadan spor olanaksızdır. Çünkü spor, bedene içkin bulunan hareket kabiliyetinde temellenir. Yani hareketin olmadığı yerde spor yoktur. İnsanın sahip olduğu temel hareketler ya da hareket kabiliyetimiz belirli , sınırlı ve her birimizde kendimize özgüdür. Bireysel farklılıklarımıza rağmen her birey spor yapacak güce sahiptir. Esas olan kabiliyetlerimiz ve becerilerimiz doğrultusunda “ spor için eğitim ” i tam anlamıyla gerçekleştirebilmektir. (Erdemli,A;age;s.27)</p>
<p>Spor özgürleşmektir. Çünkü sportif eylem sırasında kendi gücümüzün sınırlarını öğrenmeye ve yeteneklerimizi bilmeye , kısaca kendimizi tanımaya , tanıdığımız bireysel yeteneklerimizi kullanmaya, kullandığımız becerilerimizi geliştirmeye ve sonuçta kendimizi mükemmelleştirmeye yani özgürleşmeye başlarız. (Erdemli, A ; age; s.28)</p>
<p>Spor, sadece bedene dayalı bir eylem olarak kalırsa yozlaşır ve bozulur. Çünkü çok yönlü bir etkinliği gerektiren spor , tek boyutlu olarak sadece ilkel ben’le yani salt güç ve kuvvetle sınırlanmış olur. Bedeni tanıyıp bilmek, bedeni yönetip yetkinleştirmek sporun bir başka yanıyla bütünleşmedikçe yani güzelleşmedikçe eylem, spor olmaz. Sporda bedenin güçlü bir hareketi , güçlü bir güzellikle ortaya çıkar. Beden gücünün incelmiş bir beceri ve davranış gücüne dönüşmesiyle sporda güzellik doğar. Sportif davranış , yalnızca güzel olanın eklenmesiyle tamamlanmaz. Spordaki güzelliğin, davranıştaki erdemlilikle bütünleşmesi gerekir. Sportif davranış, bedensel güç ve beceri ,güzellik ve erdemle bütünleştiği zaman tamamlanır. (Erdemli, A ; age; s.28-29)</p>
<p>Fair Play sportif davranışın yapısındadır. Spor , insana yalnızca bir oyun olması bakımından değil, bireyin orada güzel ve erdemli davranışlar yaratması bakımından da haz verir. Kuşkusuz bu insanı yücelten bir hazdır. (Erdemli, A ; age; s.29) Türkçe’de “sportif erdem” sözüyle karşıladığımız, İngilizce kökenli “Fair Play” in geçmişine baktığımızda bir birleşik sözcük olan Fairnes ile karşılaşırız. Burada Fair ; düzgün, kurallara uygun, töreden sapmayan, iyi , güzel gibi bir çok , fakat hepsi de olumlu anlamda kullanılmaktadır. Fairnes , sözcüğü ise girilen uğraşta dürüst davranmak, hak gözeterek eylemek, mertçe, İnsana yaraşır biçimde yaşamak anlamına gelmektedir. Bu biçimiyle kavram İngiltere’de 19. y.y. başlarında Gentleman’in bir belirgin niteliğiydi.</p>
<p>Gentleman ( Türkçe’si ile çelebi, efendi kişi ) ise yalnızca sporda değil, yaşamının her bağlamında fairness’i gözetmek zorundaydı. Fairness’in günlük kent yaşamında, ticaret ilişkilerinde kullanımı ise uzlaşma, sözleşme ve anlaşmalara uymak, alınan ortak kararlarda sapmamak biçimindeydi. Kavrama daha geriye giderek baktığımızda, Antik çağda, Grekçede ”dike” olarak “ adaletlilik” anlamında , Protagoras Felsefesinde , yine Ahlaklılık ilkesi düzeyinde rastlarız; aynı bağlamda Ploton’un Devlet Felsefesinde, Aristoteles’in Ahlak anlayışında “ kendine egemen olma “ ile, Stoa Felsefesinde ise genel insan sevgisiyle koşut olarak kullanılır. Bu diğer kullanım ve anlamları yanında , Spor bağlamında “ Fair, oyunu düzenleyen, kuralların üzerinde bulunan, fakat oyuna içkin ve onun güzellik parıltısından doğan bir kuraldır; “Fair, oyun kuralları içinde kavranamayan , fakat bireyin spor yapanları göz önünde bulundurup, onları bir gereksinme, bir onur olarak duyup , kabul ettiği; sözcüklerle dile getirilmeyen, fakat orada , bütün oldukları koşullarda eşit görme isteğidir. Kurallara ilişkin sportif erdem, oyunun kurallarına uyma, herhangi bir nedenle kurallardan sapmamaktır. Bu bakımdan kavram tüm insan ilişkilerinde geçerlidir. Bir çok bağlamda kullanılan sportmence sözü ile dile getirilmek istenen de budur. (Erdemli, A ; age; s. 161-162)</p>
<p>Spor yapan insanda, daha yetkin ve daha yeterli olma bilinç, duygu ve isteğini yaratan bir eylemdir. Bu mükemmelleşme sportif davranışın içerdiği güzellik ve erdemlilikle bütünleşince spor, yalnız yapanda değil, izleyende de mükemmelleşme istek ve bilincini uyandırır. Çünkü gerektiğince gerçekleşen bir sportif davranış insanı örnek alınacak, özenilecek, yinelenip, daha iyisi için çaba gösterilecek biçimde etkiler. (Erdemli, A ; age; s.29)</p>
<p>Spor, bir uygarlaşmadır. İnsan zorunlulukla ilkel olarak doğan bir varlıktır. Ancak, insanın ilkel olarak ölmesi gerekmez. İnsan uygar olarak da ölebilir. Doğrusu insan yaşamı ilkelden uygara gelişen bir süreçtir. İnsan birçok bakımdan uygarlaşma olanağına sahiptir. Spor , insanın ilkelden uygara geliştiği bir yaşama bağlamıdır. Bu uygarlaşmayı günlük yaşamanın bir bölümü yaparsak bozarız. Kendine özgü oluşunu kırarız. (Erdemli, A ; age; s.30)</p>
<p>Spor , amacı kendisinde olan bir eylemdir. Önemi, işlevi ve gücü kendi dışında bir amacı bulunmamasından gelir. Spor kendisi için yapılır. (Erdemli, A ; age; s.30) Her eylem bir amaca yöneliktir. Bir insan hareketini eyleme dönüştüren en önemli özelliklerden biridir, ayrı deyişle eylemin var olma koşullarından biridir “Amaç.” Bir eylem, bir amacın gerçekleştirilmesi için araç durumunda ise, bu Amacı kendi dışında olan bir Eylemdir. Örneğin bir genç insan sınavda başarılı olmak için ders çalışıyorsa, onun bu ders çalışma eylemi amacı kendi dışında olan bir Eylemdir. Bir ressam para kazanmak için resim yapıyorsa, onun bu resim yapma eylemi de amacı kendi dışında olan bir eylemdir.</p>
<p>Eğer ders çalışan genç insanın amacı o konuyu, sınav kaygısı olmadan, yalnızca öğrenmekse , onun bu ders çalışan eylemi, amacı kendisinde olan bir Eylemdir. İnsanın bazı eylemleri de kaçınılmazcasına amacı kendisinde olmak zorundadır. Eğer böyle olmazsa, eylem bozulur, çarpıklaşır, yozlaşır ve ulaştığı amaç olumlu özelliğini yitirir.</p>
<p>Örneğin sanat, öğrenme, bilim, felsefe, ibadet, spor vb. amacı kendisinde olarak yapılması gereken eylemlerdendir. Amacı kendisinde olan eylemler çıkar sağlama veya yarar üretme kaygısından uzak olduklarından amatör eylemlerdir. Amatör sözü genellikle bir işin heveslisi, henüz o işi tam bilmeyen anlamında kullanılır. Yarar üretmenin önemli olduğu ortamlarda amatörün böyle anlaşılması doğaldır. Yaratıcılığın gözetildiği ortamlarda amatörce eylemek önemlidir.</p>
<p>Amatör bir konuyu iyi bilen, onunla bütünleşmiş, çalışmalarına zamanca sınır koymayan, o alanda denemeler yapan kendisini bu denemeler için geliştiren, yapıcı-yaratıcı olan bir insandır. Bu etkinlik ancak sevgiden başka bir güçle olmadığı için amatör denilir. Spor spor için yapılır. Ayrı deyişle özü gereği, yapısı gereği, karakteri gereği ve varoluş koşulları gereği spor amatör bir uğraştır.</p>
<p>Sporun buraya dek saydığımız özelliklerin, örneğin bir oyun olması, özel bir bilinçle yapılması , insanın ona tüm varlığı ile katılması, eğlence olması ile bundan sonra değineceğimiz özellikleri hep amacı kendisinde olan bir eylemi dile getirmektedir. Sporun amacı kendisinde olması, yani amatör bir eylem olması onun profesyonelce yapılmasını engellemez. Sporda bir kazanç sağlanabilir. Spordan kazanç sağlanması, sporun özü gereği profesyonel olduğu anlamına gelmez. Spor profesyonelce yapılabilir, fakat amatörlük özelliği yitirilmemek koşulu ile.</p>
<p>Bu özelliğin yitirildiği yerlerde Fair Play olayı ortaya çıkar. Şimdi önemli bir sorunla karşılaşıyoruz : Spor profesyonelce yapılırken amatörlük özelliği nasıl ve hangi bakımlardan yitirilmeyecektir ? Bu sorun sonradan çözülebilme özelliği taşımıyor. Sorunun en köklü çözümü Sağlıklı bir Spor Eğitimiyle mümkündür.</p>
<p>Spor yaşamına sonradan başlamış ve profesyonelce kaygılarla başlamış birinden amatörlüğün gerektirdiği erdemli davranışları bekleyemeyiz. Sağlıklı bir spor eğitimi ise işini geleneklerine uyarak ve severek yapan profesyonellerin doğmasını sağlayacaktır. Değilse , spor etkinliği kazanma hırsı ile her davranışı olağan gören kişilerin varlığında, her an ilkel ve kaba hareketlere dönüşebilecektir.</p>
<p>Burada artık ne sportif davranışın güzelliğinden duyulan coşku vardır, ne sportif yaratıcılık, ne yaratıcı yeniden canlandırma, ne yorumlama, ne ben bilinci, ne hoşgörü, ne kardeşlik , ne rakibini dost bilme, ne de sevgi vardır. Burada kendisine yabancılaşmış, sevgisiz, hoyrat ve çorak bir insan bulunmaktadır. Burada sporcu olarak insan yitirilmiştir. (Erdemli, A; age; s.216-219)</p>
<p>Spor, bir arınmadır. Spor bu anlamda günlük yaşamdan uzaklaşmadır. Oysa biz hep, günlük yaşamayı ona bulaştırmaya çabalarız. Başarılı olmak için antrenman yaparız, sağlık için koşarız, ün kazanmak için rekor deneriz, para için sahaya çıkarız, kilo vermek için hoplar, sıçrarız. Evde, yolda, işte birilerine, bir şeylere kızdığımız için hakeme, sporculara küfreder ya da bir şeyler atarız. Kısacası sporu , spordan başka herşey için yaparız.</p>
<p>Oysa hakkını vermek isteyen, spor yapmaya başladığında, yalnızca spor böyle olduğu ve bunu gerektirdiği için günlük yaşamın kaygılarından , sıkıntılarından, korkularından, hırslarından , tutkularından, kin ve nefretlerden, düşmanlıklardan ; yani günlük yaşamın insanı bozan tortularından uzaklaşmaktadır. Onları arkada, aşağıda bırakmaktadır. Bu anlamda spor bir arınmadır. (Erdemli, A ; age; s.31)</p>
<p>Spor bir aydınlanmadır. Bireyin daha küçük yaşta kendi sportif bilincine ulaşması yani kendi sportif tanımını bilmesi kendini bilmek yolunda en önemli adımdır. Kendini sporla da bilmek, geliştirmek, yetkinleştirmek, özgürleştirmek sporla gerçekleşen bir aydınlanmadır. (Erdemli, A ; age; s.32)</p>
<p>Spor, bir deneme, bir çaba ve bir uğraştır. Yani bilinenlerden, yapılabilinenlerden, becerilenlerden hareketle, yeni olanı ortaya çıkarmak, olanı aşmak çabasıdır. Mutlaka sonuca varmak zorunlu değildir. Spor , sonuçta olmak değil, yolda olmaktır, eylemde olmaktır. Sporu coşkulu, haz verici, yapıcı-yaratıcı, geliştirici kılan böyle hep deneyen, daha olumlusuna yönelen uğraş içinde bulunmaktır. Orada insan bedensel ve zihinsel tüm güçlerini sonuna dek kullanır, orada insan neleri başarabileceğini bilir, kendini tanır. Kendi varlığının ayırdığına varır. (Erdemli, A ; age; s.32)</p>
<p><strong>Spor Bir Hümanizmadır</strong></p>
<p>Hiçbir çıkar, günlük kaygı gütmeksizin insanın kendisinden geliştirdiği yapıcı-yaratıcı uğraş olması bakımından Spor bir Hümanizmadır. Bir hümanizma olması bakımından spor yalnız insan için vardır. İnsanın dışında hiçbir varlık spor yapamaz. Spor uğraşına insan tek başına girer; takım sporu da olsa her sporcu kendi özgün uğraşını kendisi verir. Fakat bir tek insana özgü spor olmaz.</p>
<p>Bireysel sporlar olabilir ve vardır, fakat bireye özgü spor olmaz ve yoktur. Bu nedenle uluslara özgü ya da ulusal sporlar da olamaz, fakat ulusların ağırlıklı olarak yaptıkları sporlar bulunabilir. Çünkü bir spor olgusu daha ortaya çıkarken bütün insanlar için geçerlik taşır. Öyleyse spor insanların ortak eylemidir, yani insana özgüdür. Spor insanın tüm yaşamına özgüdür. Ayrı deyişle spor insanın sürekli etkinliğidir.</p>
<p>Sporu yalnızca bir beden olayı olarak görenler onu insan yaşamının belli bir dönemine özgü sayarlar. Oysa spor önce bir beden olayı olmasına karşın bedeni çok aşar ve diğer yönleri onu insan yaşamının bütününe yayar. Spor yaparken tanıyıp, kullanıp, geliştirdiğim bendeki has güçler yaşamımım sonuna dek geliştirilmeyi işler. Burada herkes için spor önemle ortaya çıkar. Çünkü burada spor insan için bir haktır. Sporun tek tek her insan için hak olduğu yerde her insanın kendisine en uygun sporu yapması gerekir.</p>
<p>Ayrım gözetmeksizin her insan bir spor olgusuna katılabilir. Bu da herkes için spor demektir. İnsanı merkez alan bir çevre olayı bedenden başlayan bir kültür olayı olarak spor insana özgün bir yaşama biçimi kazandırır. Bu sportif yaşama biçimidir. Sporun günübirlik yaşamaya koşut gelişmesi bu bağlamda gerçekleşir. (Erdemli, A ; age; s.33-34)
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fspor-felsefesi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/spor-felsefesi/&amp;text=Spor felsefesi&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/spor-felsefesi/&amp;t=Spor felsefesi">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/spor-felsefesi/&amp;title=Spor felsefesi&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fspor-felsefesi%2F&name=buzlu.org&description=Spor+felsefesi" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/spor-felsefesi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/spor-felsefesi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/spor-felsefesi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/spor-felsefesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pedagoji nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/pedagoji-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/pedagoji-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2009 00:33:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Antropedagoji]]></category>
		<category><![CDATA[Benjamin Bloom]]></category>
		<category><![CDATA[Celestin Freinet]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim bilim ve teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim pedagojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Friedrich Fröbel]]></category>
		<category><![CDATA[Giroux]]></category>
		<category><![CDATA[Gloria Jean Watkins (bell hooks)]]></category>
		<category><![CDATA[Henry]]></category>
		<category><![CDATA[Jan Amos Komensky]]></category>
		<category><![CDATA[Janusz Korczak]]></category>
		<category><![CDATA[Jean]]></category>
		<category><![CDATA[Johann Heinrich Pestalozzi]]></category>
		<category><![CDATA[John Dewey]]></category>
		<category><![CDATA[Lev Vygotsky]]></category>
		<category><![CDATA[Maria Montessori]]></category>
		<category><![CDATA[Neden,Niçin,Nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Orthopedagoji]]></category>
		<category><![CDATA[Paulo Freire]]></category>
		<category><![CDATA[Pedagoji]]></category>
		<category><![CDATA[Piaget]]></category>
		<category><![CDATA[Rudolf Steiner]]></category>
		<category><![CDATA[Simon Soloveychik]]></category>
		<category><![CDATA[Transkültürelpedagoji]]></category>
		<category><![CDATA[William G Perry]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3553</guid>
		<description><![CDATA[Pedagoji, Çocuklarda &#8220;eğitim bilim ve teorisi&#8221; anlamına gelmektedir. Çocuklarda öğrenme, öğrenme problemleri, önemli kişiliklerin, diğer kültürlerin nasıl öğrendiği pedagoji kapsamındadır. Kelimenin aslı, Yunanca &#8220;Paisagogein&#8221;&#8216;dir. (Pais=çocuk, agogein=bilim). Pedagoji biliminin ilgi sahası, yeni doğan ile yetişkin arasındaki bütün insanlardır. Pedagoji bilimi Batı ülkelerinde uzun yıllar psikoloji bilimi altında devam etmiş ve/fakat 19 yy. sonlarında ayrı bir bilim [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/07/Pedagoji.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3554" title="Pedagoji" src="http://www.buzlu.org/images/2009/07/Pedagoji.jpg" alt="Pedagoji" width="174" height="300" /></a></p>
<p>Pedagoji, Çocuklarda &#8220;eğitim bilim ve teorisi&#8221; anlamına gelmektedir. Çocuklarda öğrenme, öğrenme problemleri, önemli kişiliklerin, diğer kültürlerin nasıl öğrendiği pedagoji kapsamındadır.</p>
<p>Kelimenin aslı, Yunanca &#8220;Paisagogein&#8221;&#8216;dir. (Pais=çocuk, agogein=bilim).</p>
<p>Pedagoji biliminin ilgi sahası, yeni doğan ile yetişkin arasındaki bütün insanlardır.</p>
<p>Pedagoji bilimi Batı ülkelerinde uzun yıllar psikoloji bilimi altında devam etmiş ve/fakat 19 yy. sonlarında ayrı bir bilim dalı haline gelmiştir.<br />
<span id="more-3553"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Pedagojide uzmanlık sahaları </strong></p>
<p>Pedagoji bilimi kendi altında farklı alanlara ayrılmaktadır, bunlardan bazıları;</p>
<p>1. Eğitim pedagojisi = Eğitimde doğru stratejilerin uygulanması ile ilgilenir. (Pek çok ülkede pedagojinin ana branşıdır.)<br />
2. Orthopedagoji = Problemli çocuklar ve onların davranışları ile ilgilenir.<br />
3. Transkültürelpedagoji = Kültürel etkenlerin çocuk davranışları üzerinde yansımaları ile ilgilenir.<br />
4. Antropedagoji = (Güneş -2005) Pedagojik açıdan dikkate değer, tarihteki örnek şahsiyetlerin durumlarını inceler ve günümüz ile karşılaştırmalı veri alışverişi yapar.</p>
<p>Bunun yanı sıra pedagoji, medya pedagojisi, özürlü çocuklar pedagojisi gibi alt başlıklara da ayırılmaktadır.<br />
<strong><br />
Türkiye üniversiteleri ve pedagoji bilmi </strong></p>
<p>1980&#8242;li yıllarda Türkiye üniversitelerinde Pedagoji bölümleri kaldırılmıştır. Sadece İstanbul Üniversitesinde bulunan pedagoji bilim dalı, en son mezunlarını 1983 yılında verdikten sonra, kalan son öğretim üyesinin vefatı ile kapanmıştır. Pedagoji bölümü bu tarihten itibaren mezun vermemiştir. 2008 tarihi itibari ile Türkiye üniversiteleri halen pedagog mezun vermemektedir. Bu boşluğu şu anda psikoloji branşı mezunlarından &#8220;Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik&#8221; eğitimi almış olanlar ve eski mezunlar doldurmaktadır.</p>
<p><strong>Pedagoji&#8217;nin eleştirisi </strong></p>
<p>Pedagoji&#8217;nin eleştirisi eğitim&#8217;den bağımsız olarak yapılamaz. Eleştirinin eğitim sırasında kullanılan müdahelenin miktarı ile ilgilidir.</p>
<p><strong>Pedagogların hizmet alanları </strong></p>
<p>Pedagogların hizmet sahaları genelde şu başlıklar altında toparlanabilir,</p>
<p>Eğitim<br />
Okullarda eğitim süreçlerini çocukların maksimum öğrenmesine göre programlamak<br />
Eğitim sürecinde yapılan yanlışlıkları gidermek<br />
Öğretmenlik ve rehberlik hizmetleri<br />
Okul başarısızlığı ve uyumsuzluğu olan çocuklara yardımcı olmak<br />
Okullarda disiplin kurulu danışmanlığı<br />
Öğrenme ve dikkat eksikliği<br />
Zeka geriliği ve/veya üstün zeka sonucu uyum problemleri<br />
Düşük ve yüksek IQ üzeri çalışmalar<br />
Zeka özürlü çocuklar rehabilitasyonu<br />
Aile danışmanlığı<br />
Anne-çocuk ilişkileri</p>
<p>Dil ve konuşma<br />
Gecikmiş dil ve konuşma<br />
Artikülasyon (sesletim) ve sesbilgisi bozuklukları<br />
Kekemelik<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Çocuk terbiyesine yönelik destek programları</strong></p>
<p>Bunların yanı sıra pedagoglar, çocuk mahkemlerinde bilirkişi, çocuk ıslahevlerinde gözlemci ve uzman kişi, her dereceli kreş ve çocuk yuvalarının açılmasında bilirkişi, sağlık kurumları, hastane ve çocuk kliniklerinde uzman olarak da görev yapmaktadırlar.</p>
<p><strong>Pedagoji&#8217;de dönüm noktası 0luşturmuş kişilikler </strong></p>
<p>* Benjamin Bloom<br />
* John Dewey<br />
* Celestin Freinet<br />
* Paulo Freire<br />
* Friedrich Fröbel<br />
* Gloria Jean Watkins (bell hooks)<br />
* Jan Amos Komensky<br />
* Janusz Korczak<br />
* Maria Montessori<br />
* William G Perry<br />
* Johann Heinrich Pestalozzi<br />
* Jean Piaget<br />
* Simon Soloveychik<br />
* Rudolf Steiner<br />
* Lev Vygotsky<br />
* Henry Giroux
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fpedagoji-nedir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/pedagoji-nedir/&amp;text=Pedagoji nedir?&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/pedagoji-nedir/&amp;t=Pedagoji nedir?">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/pedagoji-nedir/&amp;title=Pedagoji nedir?&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fpedagoji-nedir%2F&name=buzlu.org&description=Pedagoji+nedir%3F" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/pedagoji-nedir/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/pedagoji-nedir/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/pedagoji-nedir/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/pedagoji-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Komünizm nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/komunizm-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/komunizm-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2009 21:52:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Anarşizm]]></category>
		<category><![CDATA[felsefi akımlar]]></category>
		<category><![CDATA[Jean-Jacques Rousseau]]></category>
		<category><![CDATA[Karl Marx]]></category>
		<category><![CDATA[komünistler]]></category>
		<category><![CDATA[Komünizm nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Komüntern]]></category>
		<category><![CDATA[Leninizm]]></category>
		<category><![CDATA[Maoculuk]]></category>
		<category><![CDATA[Marksizm]]></category>
		<category><![CDATA[ne anlama gelir]]></category>
		<category><![CDATA[Sovyet Komünist Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Stalinizm]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih ve savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Troçkizm]]></category>
		<category><![CDATA[İlkel Komünizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3543</guid>
		<description><![CDATA[Komünizm, komünistlik veya toplumculuk, sosyal örgütlenme üzerine bir kuramsal sistem ve üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayalı bir politik harekettir. Komünizm sınıfsız bir toplum yaratma amacındadır. 20. yüzyılın başından beri dünya siyasetindeki büyük güçlerden biri olarak modern komünizm, genellikle Karl Marx&#8217;ın ve Friedrich Engels’in kaleme aldığı Komünist Parti Manifestosu ile birlikte anılır. Buna göre özel mülkiyete [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/07/Komünizm.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3544" title="Komünizm" src="http://www.buzlu.org/images/2009/07/Komünizm.jpg" alt="Komünizm" width="240" height="192" /></a></p>
<p>Komünizm, komünistlik veya toplumculuk, sosyal örgütlenme üzerine bir kuramsal sistem ve üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayalı bir politik harekettir. Komünizm sınıfsız bir toplum yaratma amacındadır.</p>
<p>20. yüzyılın başından beri dünya siyasetindeki büyük güçlerden biri olarak modern komünizm, genellikle Karl Marx&#8217;ın ve Friedrich Engels’in kaleme aldığı Komünist Parti Manifestosu ile birlikte anılır. Buna göre özel mülkiyete dayalı kapitalist toplumun yerine meta üretiminin son bulduğu komünist toplum geçecektir.</p>
<p>Komünizm&#8217;in temelinde yatan sebep, sınıfsız, ortak mülkiyete dayalı bir toplumun kurulması isteğidir. Sınıfsız toplumlarda en genel anlamıyla tüm bireylerin eşit olması, karşıt görüşlüleri için &#8220;ütopya&#8221; olarak atfedilir ve zorla yaşanmaya çalışılırsa kaosa yol açacağına inanılır.<br />
<span id="more-3543"></span><br />
Paris Komünü, gerçek anlamda komünal sistem yaşayabilmiş tek topluluktur. Bunun dışında Mahnovist hareket öncüllüğünde Ukrayna ve İspanya iç savaşı sırasında Anarko-komünist hareketle şekillenen (yaklaşık 4 yıl sürmüştür) toprakların kollektifleştirilmesi esasına dayalı olarak komünal topluluklarda kurulmuştur.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik-<br /--> Komünizmi savunan akımlar arasında en yaygını Leninizm (Marksizm-Leninizm)&#8217;dir. Marksizm-Leninizm&#8217;e göre komünizme giden süreç burjuvazinin ortadan kalkmasını sağlayacak olan proletarya rejimi başlatılacak ve ardından komünizmin hazırlayıcısı sosyalizm aşamasına geçilecektir. Marksist kuramda son aşama olan komünizmin gerçekleşmesiyle devlet ortadan kalkacaktır.</p>
<p>Leninizm dışında iki komünist akım daha bulunmaktadır. Bunlardan ilki Marksizm&#8217;in temel görüşlerini benimseyen fakat Leninist modelle komünizm hedefine ulaşılamayacağını iddia eden sol komünizm veya konsey komünizmi olarak adlandırılan akımdır. Lenin&#8217;in &#8220;Sol Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı&#8221; adlı eserine cevaben yazılan Herman Gorter&#8217;in &#8220;Yoldaş Lenin&#8217;e Açık Mektup&#8221;, Gilles Dauvé ve François Martin&#8217;in &#8220;Komünist Hareketin Güneş Tutulması ve Yeniden Ortaya Çıkışı&#8221; isimli kitaplar bu akımın takipçilerinin yarattıkları eserlerdir.</p>
<p>Diğer bir komünist akım ise anarşist komünizm&#8217;dir. Anarşizmin bireyci ve kolektivist akımlarından ayrılan anarşist komünizm fikri, komünizme devlet aygıtını ele geçirerek geçilebileceğini reddeder ve bunu savunan Marksizm&#8217;i eleştirir. Peter Kropotkin, Nestor Makhno, Errico Malatesta, Carlo Cafiero anarşist komünizm düşüncesinin temellerini atan düşünürlerden ve eylemcilerden bazılarıdır. Anarşist komünizm, anarşizm&#8217;den &#8220;sınıf&#8221; gerçeğine göre hareket etme ve örgütlenme temelinde ayrılır. Savunucuları komünizmin, bilimsel sosyalizm olmadan gerçekleştirilebileceği üzerinde birleşir. Anarşist komünizm, devlet&#8217;in kapitalizm için bir kılıf olduğunu ve bu yüzdende sınıfsız bir topluma gidilecek süreçte kullanılmasının sonucunda &#8220;diktatörlük&#8221;, &#8220;devlet kapitalizm&#8221;i ya da &#8220;bir sözde zümrenin, toplum üzerinde iktidarı&#8217;na yol açacağını düşünür</p>
<p><strong>İlkel Komünizm </strong></p>
<p>Komünizm fikri Batı düşüncesinde Marx&#8217;tan ve Engels’ten çok önce oluşmuştur. Antik Yunan’da zaten komünizm mülkiyet gelmeden önce toplumun tam uyum içinde yaşadığı, insanlığın “altın çağına” dair bir mitolojiyle ilişkilendirilirdi. Kimileri Platon’un Devlet adlı eserinin ve diğer antik kuramcıların bir çeşit komünal yaşam içinde komünizmi savunduğunu belirtir. Pek çok erken Hıristiyan mezhebi (ve Elçilerin İşleri bölümünde de belirtildiği üzere özellikle erken dönem Kilise), Kolomb öncesi Amerika’daki yerli kabileler komünizmi komünal yaşam ve ortak mülkiyet biçiminde uygulamışlardır.</p>
<p>16. yüzyılda İngiliz yazar Thomas More Ütopya adlı incelemesinde, ortak mülkiyet üzerine kurulu bir toplumu tasvirlemiştir. 17. yüzyılda komünist düşünce İngiltere’de tekrar tartışma konusu oldu. Eduard Bernstein 1895’te yazdığı Cromwell ve Komünizm adlı eserinde İngiliz İç Savaşı içindeki grupların, özellikle de Kazıcıların (Diggers) açıkça komünist, tarıma dayalı düşünceleri desteklediğini ve Cromwell’in bu gruplara yaklaşımının olsa olsa değişken, sıklıkla da düşmanca olduğunu iddia eder.</p>
<p>Özel mülkiyet fikrinin eleştirisi 18. yüzyıl boyunca süren Aydınlanma döneminde de, Jean Jacques Rousseau gibi düşünülerle devam etti. Robert Owen gibi “ütopyacı sosyalist” yazarlar da bazen komünist sayılırlar.</p>
<p>Karl Marx insanlığın klasik toplum, feodalizm ve şimdi içinde bulunduğu kapitalizm dönemine yükselmesinde ilkel komünizmi ilk ve asıl çıkış noktası olarak görür. Ardından sosyal evrimdeki sonraki adımın komünizme geri dönüş olacağını gösterir ancak bu insanlığın zaten deneyimlediği ilkel komünizmden çok daha yüksek bir seviyede olacaktır.</p>
<p>Komünizm çağdaş formunda 19. yüzyılın işçi hareketiyle birlikte Avrupa’da yükseldi. Bu sırada Sanayi Devrimi ilerliyordu. Sosyalist eleştirmenler kapitalist iktisadın uygunsuz koşullarda şehirdeki fabrikalarda çalışan işçiler olan proletaryayı ve zengin ile yoksul arasında giderek açılan bir uçurumu ortaya çıkardığını gördüler.Aslında gerçek anlamda komünizm,19. yüzyılın ortalarından itibaren filizlenmiştir.Komünizmin tabiri,Karl Marx ve Fredrih Engels&#8217;in ortak yapıtları olan Komünist Manifesto adlı kitapta açıklanmıştır.Burdan yola çıkarsak,aslında komünizmin yaklaşık 1,5 asırlık bir geçmişi vardır.</p>
<p><strong>Anarşist Komünizm </strong></p>
<p><strong>Anarşizm</strong></p>
<p>Anarşist Komünizm 14. yüzyılda bir red ve bir istekten doğan anarşizmin komünist koludur. Reddedilen otoritedir. Nitekim anarşist kuramcı Proudhon 1851&#8242;de &#8220;artık ne kilise&#8217;de ne de devlet içinde,ne toprakta ne de parada da otorite olmalıdır&#8221; diyordu. İstenilen de özgürlüktür.</p>
<p>Anarşist düşünce Marx&#8217;ın bilimsel sosyalizmiyle çelişir. Anarşizmin ispanyadaki kurucusu Guiseppe Fanelli ile 1. Enternasyonale katılan Bakunin, &#8220;dünyada eşitlik, komünler içinde serbestçe örgütlenmiş ve federasyon haline gelmiş üretim birliklerindeki kolektif mülkiyetin ve emeğin kendiliğinden örgütlenmesiyle gerçekleşmek zorundadır&#8221; der. Nitekim, daha Enternasyonal&#8217;ın başlangıcında işçiler ikiye bölünmüştü. Biri Marxçı diğeri Proudhoncu olan bu iki akım özellikle cenevre(1866) ve Lozan(1867) kongrelerinde çatıştı. 1. Enternasyonal&#8217;den sonraki kongrelerde anarşistler yenik düştü. Anarşistlerin öncülerine göre yapacakları propaganda yeniden gözden geçirilmeliydi. Bu düşünceden hareketle italyan anarşistler,1877 de şiddet kullanmayı önerdiler: &#8220;sosyalist ilkelerin eylemlerle ortaya konmasına yönelen ayaklanma, en etkin propaganda aracıdır. Bu araç kitleleri yanıltmadan ve bozmadan en derin toplumsal katmanlara nüfuz edebilir ve enternasyonal&#8217;in desteklediği mücadelede insanlığın diri güçlerini yanına çekebilir&#8221;(1876 da Cafieronun Malatestaya yazdığı mektup). Bu düşünceden hareket eden italyan anarşistleri, Benevento&#8217;da taşra arşivlerini ateşe vermeye ve yoksullara para dağıtmaya giriştiler. yapılan baskılar anarşist düşüncenin yayılmasına, özellikle ispanya ve rusyada engel olamadı. Bu arada Bakunin ve Kropotkin, eksiksiz ve evrensel nitelikte olduğunu düşündükleri bir eğitim sistemi ortaya koyarak Proudhon&#8217;un düşüncelerini geliştirdiler.</p>
<p>Anarşist Komünizmin örgütlü pratikleri, kendisini tarihte Ukrayna ve İspanya iç savaşında gösterir.</p>
<p><strong>Marksizm </strong></p>
<p>Diğer sosyalistler gibi Marx ve Engels de kapitalizme ve işçinin sömürülmesine son verme yolları aradılar. Fakat erken dönem sosyalistler genellikle uzun süreli bir sosyal reformu önermekte iken, Marx ve Engels devrimin sosyalizme giden tek yol olduğunu söylediler.</p>
<p>Marksizm’de, sınıflı toplumdaki insanın temel özelliği yabancılaşmadır ve komünizm insanlığın özgürlüğünün tam olarak gerçekleştirilmesi demektir. Marx burada Hegel ’i izleyerek özgürlüğü yalnızca kısıtlamaların yokluğu olarak değil, ahlakî bir özü olan hareket olarak alır. Komünizm yalnızca insanlar ne yapmak istiyorlarsa onu yapmalarını sağlamaz, ama aynı zamanda onları öyle koşullar ve diğer insanlarla öyle ilişkiler içine koyar ki, artık sömürme ihtiyacı hissetmezler. Ancak Hegel’e göre bu dünya asla ulaşılamayacak olan idealar dünyası tarafından yönetilirken, Marx’a göre komünizm maddeler dünyasından, özellikle de üretim araçlarının gelişiminden ortaya çıkar.</p>
<p>Marksizm sınıf çatışma ve devrimci mücadele sürecinin proletarya için zaferle sonuçlanacağını ve özel mülkiyetin zamanla ortadan kalkarak üretim araçlarının topluma ait kılınacak bir komünist toplumun kurulacağını ileri sürer. Marx komünist yaşam hakkında az şey yazmış ve yalnızca komünist toplumu oluşturan en temel belirtileri vermiştir. Açıktır ki, bu insanın altından kalkabileceği tasarıların çok az sınırlandığı bir bolluğu gerektirir. Komünist hareket tarafından benimsenmiş bir sloganda komünizm “Herkesten yeteneğine göre alınan, herkese gereksinimine göre verilen” bir dünya olarak açıklanır. Alman İdeolojisi (1845) Marx’ın komünist geleceği detaylıca açıkladığı az sayıdaki yazılarından biridir: Oysa herkesin bir başka işe meydan vermeyen bir faaliyet alanının içine hapsolmadığı, herkesin hoşuna giden faaliyet dalında kendini geliştirebildiği komünist toplumda, toplum genel üretimi düzenler, bu da, benim için, bugün bu işi, yarın başka bir işi yapmak, canımın istediğince, hiçbir zaman avcı, balıkçı ya da eleştirici olmak durumunda kalmadan sabahleyin avlanmak, öğleden sonra balık tutmak, akşam hayvan yetiştiriciliği yapmak, yemekten sonra eleştiri yapmak olanağını yaratır.</p>
<p>19. yüzyılın son yarısında sosyalizm ve komünizm terimleri genellikle birbirlerinin yerine kullanılmaya başladılar. Ancak Marx ve Engels sosyalizmi toplumun üretim araçlarını ortak olarak kullandığı ama bazı sınıf farklılıklarının hâlâ bakî olduğu bir geçiş aşamasını tanımlamak için kullandılar. Komünizm terimini de tüm sınıf farklarının ortadan kalktığı, insanların uyum içinde yaşadığı ve devlete artık ihtiyaç duyulmadığı nihai bir aşama için kullandılar.</p>
<p>Özellikle daha sonra Lenin tarafından geliştirilen bakış açıları, 20. yüzyılın komünist partilerinin harekete geçirici niteliklerinin temelinin oluşturulmasını sağladı. Sonraki yazarlar Marx’ın bakış açısını biraz değiştirerek, komünizm tam olarak yerleşmeden önce uzun bir sosyalizm sürecinin gerektiğine inanmış ve böyle toplumların geliştirilmesinde devlete merkezî bir rol tanımışlardır.</p>
<p>Marx’ın Mihail Bakunin gibi çağdaşları benzer fikirleri desteklediler ama sınıfsız topluma nasıl ulaşılacağı konunda fikir ayrılığına düştüler. Günümüzde işçi hareketinde Marksistler ve anarşistler arasında bir ayrım vardır. Anarşistler tüm devlet biçimlerine karşıdır ve onu ortadan kaldırmak isterler. Anarşist komünistler sınıfsız topluma derhal geçilmesini ister.</p>
<p><strong>Komüntern </strong></p>
<p><strong>Leninizm</strong></p>
<p>Modern dünyada geniş ölçekli bir sosyalizm kurma fikri üzerine ilk çaba Rusya’da 1917 Ekim Devrimi’nde gerçekleşti. Bolşevikler ve Lenin’in önderliğinde yapılan devrim, Marksistlerin kendi arasında da komünizm üzerine önemli pratik ve kuramsal tartışmalar başlattı. Marx’ın kuramı devrimlerin yerleşik ve büyük bir işçi sınıfının oluştuğu ileri kapitalist ülkelerde olacağını farz ediyordu. Bununla birlikte muazzam büyüklükteki cahil köylüleriyle ve küçük sanayisiyle Avrupa’nın en fakir ülkesiydi. Bu şartlar altında onların ideolojik vazifelerine göre öncelikle bir işçi sınıfının yaratılması gerekiyordu.</p>
<p>Bu nedenle sosyalist Menşevikler, kapitalizm oluşmadan evvel sosyalist devrim isteyen Lenin’in komünist Bolşeviklerine karşı çıkıyorlardı. Bolşevikler iktidara geldiklerinde Rusya’nın Birinci Dünya Savaşı’yla olan ilgisinin kesilmesini isteyen halkın ve toprak reformuna isteyen köylülerin desteğini elde eden pragmatik ve siyasî olarak başarılı “barış, ekmek ve toprak” sloganlarının ötesinde bir programdan yoksun kaldılar.</p>
<p>Komünizm ve sosyalizm terimlerinin kullanımları 1917 yılında Bolşevikler isimlerini Komünist Parti olarak değiştirdiklerinde ve sosyalist ilkelere bağlı tek parti rejimi kurduklarında değişti. Devrimci Bolşevikler ılımlı sosyalist hareketlerle olan bağlarını kopardılar ve İkinci Enternasyonal&#8217;den çekilerek 1919 yılında Üçüncü Enternasyonal&#8217;i ya da Komintern&#8217;i kurdular. Bundan böyle Komünizm terimi Komintern şemsiyesi altında toplanan partilerin ideolojilerini belirtmek için kullanılır oldu. Programları sosyalist iktisadın geliştirilmesini olduğu kadar, proletarya diktatörlüğünün kurulmasını sağlayacak olan dünya işçilerinin devrim için birleşmesi çağrısında bulunuyordu. Sonunda devletin yavaş yavaş yok edilmesiyle uyumlu bir sınıfsız toplum oluşturacak programları tuttu. Sovyet komünistleri 1920’lerin başında, eski Rus İmparatorluğu&#8217;ndan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği&#8217;ni ya da Sovyetler Birliği’ni kurdular.</p>
<p>Lenin’in demokratik merkeziyetçiliğini izleyerek, komünist partiler hiyerarşik bir yapıyla örgütlendiler. Tabanda yalnızca partinin yüksek üyeleri tarafından onaylanmış ve parti disiplinine tamamen uyan seçkin kadrolardan oluşan etkin hücre üyeleriyle örgütleniyorlardı.</p>
<p>1918 ile 1920 arasında, Rusya İç Savaşı’nın ortasında yeni rejime tüm üretim araçlarını devletleştirdi. Ayaklanmalar ve köylülerin rahatsızlığı başlayınca, Lenin Yeni Ekonomi Politik ’i (YEP/NEP) açıkladı. Bununla birlikte Josef Stalin’in liderlik için kişisel mücadelesi YEP’in sonunu hazırladı ve Stalin kendi otoritesini programı iptal etmek için kullandı.</p>
<p>Sovyetler Birliği ve Komünist Partiler tarafından yönetilen diğer ülkeler sosyalist iktisadi esaslar üzerine kurulu Sosyalist devletler olarak tanımlanırlar. Bu kullanım, onların sosyalist programı üretim araçlarının özel mülkiyetini ortadan kaldırmak ve iktisat üzerinde devlet kontrolünü kurmak için benimsediklerini belirtir; bununla birlikte, kendilerini tam anlamıyla komünist olarak tanımlamazlar çünkü ortak mülkiyet henüz yoktur.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik-<br /--> <strong>Stalinizm </strong></p>
<p>Sosyalizmin Stalinist versiyonu, bazı önemli değişikliklerle birlikte Sovyetler Birliğini ve dünya çapındaki Komünist Partileri şekillendirdi. Bu görüş büyük bir sanayileşme ve kamulaştırma programıyla komünizmi kurma ihtimali üzerinde duruyordu. Sanayinin hızlı gelişimi ve hepsinin ötesinde Sovyetler Birliği’nin İkinci Dünya Savaşı’nı kazanması, bu bakış açısına dünya çapında bir destek sağladı ve hatta Stalin’in ölümünü izleyen on yılda, parti otuz yıl içinde komünizmin kurulmasını vadeden bir program benimsedi.</p>
<p>Bununla birlikte Stalin’in önderliğindeki Sovyet modelin iskeletiyle komünizme ulaşma düşüncesindeki bazı gedikleri kanıtlar gösterdi. Stalin Sovyetler Birliği’nde hayatın yönünü kontrol eden baskıcı bir devlet kurdu. Stalin’in ölümünden sonra Sovyetler Birliği’nin yeni lideri Nikita Kruşçev bu baskının büyüklüğünü kabul etti. Daha sonra bu büyüme azaldı, devlet memurları arasında Sovyet sisteminde gediklere yol açan rantçılık ve bozulma arttı.</p>
<p>Komintern’in faaliyetine rağmen, Sovyet Komünist Partisi Stalinist bir kuram olan “tek ülkede sosyalizm”i benimsedi. Sınıf mücadelesinin sosyalizmde daha zorlaşacağını söyleyen Stalinist görüşe göre eğer gerekliyse tek ülkede sosyalizmi kurmak mümkündü. Marksist enternasyonalizmden bu kopuş, “sürekli devrim” kuramını ortaya atarak dünya devriminin gerekliliğini vurgulayan Leon Troçki tarafından eleştirildi.</p>
<p><strong>Troçkizm </strong></p>
<p>Troçki ve destekçileri “Sol Muhalefet”i oluşturdular ve platformları Troçkizm olarak anıldı. Fakat Stalin Sovyet rejiminin tam kontrolünü ele geçirmeyi başardı ve onların Stalin’i iktidardan indirme girişimleri 1929 yılında Troçki’nin sürgün edilmesiyle sonuçlandı. Troçki’nin sürgün edilmesinin ardından, dünya komünizmi iki farklı fraksiyona ayrıldı: Stalinizm ve Troçkizm. Troçki daha sonra 1938’de Komintern’e bir meydan okuma olan Dördüncü Enternasyonal ’i kurdu.</p>
<p>Bugün Troçkizm’i izleyen bazılarına göre, bu ideoloji Sovyet bloğundaki Komünist çevrelerde Stalin’in ölümünden sonra bile kabul görmemiş ve Troçki’nin komünizm konusundaki açıklamaları devleti yıkacak koşulları hazırlayacak siyasî bir devrime önderlik etmede başarılı olmamıştır. Bununla birlikte Troçkist fikirler sosyal değişim deneyimleri yaşayan ülkelerde (örneğin Venezuela’nın başbakanı Hugo Chavez’le ilişkisi olan Alan Woods&#8217;un Marksist Enternasyonal Komitesi gibi) zaman zaman yankı bulmaktadır. Büyük Britanya, Fransa, İspanya ve Almanya gibi gelişmiş ülkelerde birçok parti politik arenadadır. Kapitalizmin destekçisi olan partilere katkıda bulunan Troçkist grupların, böyle davranılmasını uygun bulmayan diğer Troçkistler tarafından oportünizmle (fırsatçılık) suçlandığını unutmamak gerekir. en</p>
<p><strong>Soğuk Savaş Yılları </strong></p>
<p>Sovyetler Birliği’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan galibiyetle çıkmasının ardından Doğu Avrupa’da önemli müttefikler kazanmasıyla birlikte, komünizm hareketi birkaç yeni ülkede daha başladı ve Maoizm gibi birkaç değişik komünizm düşüncesinin yükselmesine de yardımcı oldu.</p>
<p>Sosyalizm birçok yeni ülkenin Sovyetlere eklenmesiyle ve Doğu Avrupa’ya yayılarak güçlendi. Arnavutluk, Bulgaristan, Çekoslavakya, Doğu Almanya, Polonya, Macaristan ve Romanya’da Sovyet Komünizmi örnek alınarak yönetimler kuruldu. Yugoslavya’da da Josip Tito’nun önderliğinde komünist bir yönetim yaratıldı ama Tito’nun bağımsız politikaları, Yugoslavya’nın Komintern’in yerine kurulan Kominform’dan çıkarılmasına yol açtı. Titoizm hareketi de deviasyonist (sapma) olarak adlandırıldı.</p>
<p>1950 itibariyle Çin Marksistleri Tayvan hariç tüm Çin ellerinde tutarak, dünyanın en kalabalık ülkesini yönetiyorlardı. Diğer bölgelerdeki komünist güçler, emperyalist dünya üzerinde huzursuzluk yaratıyor ve emperyalistler Orta Asya’daki ve Afrika’daki huzursuzlukları bastırmak için savaşa başvuruyorlardı. Bunların en acı sonuçlar doğuranlarından birisi Vietnam Savaşı ’dır. Değişik oranlarda başarılar sağlayan Komünistler, bu fakir ülkelerdeki ulusal ve sosyalist güçlerle birlikte Batı emperyalizmine karşı savaş verdiler.</p>
<p><strong>Maoculuk</strong></p>
<p>1953’te Stalin’in ölümünün ardından, Sovyetler Birliği’nin yeni önderi Nikita Kruşçev Stalin’in suçlarını ve yaptığı kişisel propagandayı ifşa etti. Lenin’in prensiplerine geri dönüş çağrısı yaptı ve böylece Komünist yöntemlerdeki bazı değişiklikleri haber vermiş oldu. Bununla birlikte, Kruşçev’in ıslahatları özellikle 1960’lar ve 70’lerde daha görünür hale gelen Çin ve Sovyetler Birliği arasındaki ideolojik farkları arttırdı. Uluslararası marksist hareketteki Çin-Sovyet bölünmesi açık bir düşmanlığa dönüşürken, Maoist Çin kendisini gelişmemiş dünyanın iki süpergüç olan ABD ve Sovyetler Birliği karşısındaki önderi olarak gösterdi ve Maoculuk dünyada Marksizmin yeni bir dalı olarak kabul edildi.</p>
<p>Sovyetler Birliği’nin Dağılması ve Günümüzde Marksizm</p>
<p>1985 yılında Mihail Gorbaçov Sovyetler Birliği’nin önderi oldu ve glasnost (açıklık) ve perestroika (yeniden yapılandırma) projeleriyle merkezi kontrolü azalttı. Polonya, Doğu Almanya, Çekoslavakya, Bulgaristan, Romanya ve Macaristan Komünist yönetimi 1990 yılında terk ettiklerinde Sovyetler Birliği onlara müdahale etmedi ve 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin kendisi de dağıldı.</p>
<p>21. yüzyılın başıyla birlikte, Komünist partiler Çin, Küba, Laos, Kuzey Kore ve Vietnam’da iktidardalar. Moldova’nın başkanı Vladimir Voronin Moldova Komünist Partisi’nin üyesi olmakla birlikte ülke tek parti önderliğinde yönetilmiyor. Bununla birlikte Çin, Maocu mirasın birçok bakış açısını yeniden değerlendirdi ve Çin, iktisatta büyümeyi arttırmak için devlet kontrolünü azalttı. Komünist partiler ya da onların izleyicileri, birçok Avrupa ülkesinde ve özellikle de Hindistan’da siyasi olarak hala önemlerini koruyorlar.</p>
<p>Doğu Avrupa ülkelerinde sosyalist devrimlerin ardından komünizmin neden başarılı olamadığına dair Marksist teoriler, kapitalist dış ülkelerin baskısı, devrimlerin gerçekleştiği ülkelerin görece az gelişmiş olması ve devleti kendi çıkarları doğrultusunda yöneten yeni bir bürokratik tabaka ya da sınıfın oluşması gibi etkenler üzerinde durmaktadır. Sovyetler Birliği’ne ve Sovyet sistemine yönelik Marksist eleştiriler, Sosyalist devletlerin “devlet kapitalizmi” ya da bürokratik diktatörlük haline geldiğini ve Sovyet sisteminin Marx’ın komünist idealinden çok uzağa düştüğünü söylemektedir. Devletin ve partinin bürokratik seçkinlerinin ağır bir şekilde merkezileşmiş ve baskıcı bir siyasal araç haline gelmiş aygıtta bürokrasinin sınıflı sisteme özgü bir sınıfmış gibi hareket etmeye başladığı vurgulanır.</p>
<p>Marksist olmayanlar ise devlet kapitalizmi terimini Komünist Parti tarafından yönetilen tüm topluluklar ve böyle ulus-devletler yaratma niyetinde olan herhangi bir parti için kullanırlar. Sosyal bilimlerde, Komünist Partiler tarafından yönetilen topluluklar tek partili yönetimlerinden ve sosyalist iktisadi tabanlarından dolayı ayrı tutulurlar. Antikomünistler böyle toplumlar için totaliterlik terimini kullansalar da, birçok sosyal bilimci böyle devletlerde bağımsız politik faaliyetler yürütmenin imkânlarını tanımlamışlar ve bunun gelişimini 1980ler ve 90ların başında Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’daki müttefiklerinin dağılmasından sonrasına kadar vurgulamışlardır. Kaldı ki, zaten Marx&#8217;a göre proletarya diktatörlüğü, komünizm aşamasına ulaşmak için geçilmesi gereken bir aşamadır. Dolayısı ile burjuva düzenlerinde olduğu gibi çok partili bir sistem kurulması zaten mümkün değildir. Bazı komünistler, sosyalist bir yönetimin totaliter bir yönetime dönüşmesinin, ancak halkın yönetime katılmasının engellenmesi ile olabileceğini savunmaktadırlar.</p>
<p>Bugün Marksistler ve anarşistler dünyanın pek çok bölgesinde faaliyettelerdir.Latin Amerika&#8217;da marxsizm gelişmiştir.Bugün;Küba,Venezuella,Bolivya,Çin,Kuzey Kore,Laos,Vietnam,Moldova ve Nikaragua sosyalist ve komünist partilerin iktidarlarıyla yönetilmektedir.</p>
<p><strong>Komünizmin Eleştirisi </strong></p>
<p>Çok çeşitli görüşlerdeki yazarlar ve siyasi eylemciler antikomünist eserler yayımlamışlar. Sovyet bloğuna muhalif olan Aleksandr Solzenitsin ve Vaclav Havel; Friedrich Hayek, Ludwig von Mises ve Milton Friedman gibi ekonomistler; Hannah Arendt, Robert Conquest, Daniel Pipes ve R. J. Rummel gibi tarihçiler ve sosyal bilimciler bunlardan bazılarıdır. Bazı yazarlar Komünist rejimle yönetilen ülkelerdeki, özellikle de Stalin dönemindeki insan hakları ihlallerini komünizmin eleştirisi olarak sunmaktadır. Fakat bunu eleştiren insanların büyük kısmının, kapitalist ülkelerin yaptığı insan hakları ihlallerine değinmemesi, bu tür eleştirilerin komünistler başta olmak üzere bazı insanlar tarafından antikomünist propaganda olarak yorumlanmasına yol açmaktadır.</p>
<p>Bu eleştirilerin bazıları, komünist partilere karşı doğru noktalara değinmekle birlikte, hepsinin bilimsel bir yaklaşım olarak komünizme karşı geçerli olamadıkları iddia edilmektedir. Ve Varşova Paktı&#8217;na dahil olmayan birçok komünist partisi arasında çok önemli farklılıklar vardır; bundan dolayı hiçbir eleştiri hepsi için geçerli olamaz.</p>
<p>Birçok ülkede komünizmle mücadele, fikri eleştirilerle sınırlı kalmamış, fiziksel karşı koyuşlarla da çerçevesini genişletmiştir&#8230;.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fkomunizm-nedir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/komunizm-nedir/&amp;text=Komünizm nedir?&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/komunizm-nedir/&amp;t=Komünizm nedir?">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/komunizm-nedir/&amp;title=Komünizm nedir?&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fkomunizm-nedir%2F&name=buzlu.org&description=Kom%C3%BCnizm+nedir%3F" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/komunizm-nedir/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/komunizm-nedir/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/komunizm-nedir/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/komunizm-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

