<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>buzlu.org &#187; Biyoloji</title>
	<atom:link href="http://www.buzlu.org/kategori/biyoloji/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buzlu.org</link>
	<description>bilgi mi aradın, doğru yerdesin...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 19:32:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Sadece havuç yense ne olurdu?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/sadece-havuc-yense-ne-olurdu/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/sadece-havuc-yense-ne-olurdu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Aug 2011 16:48:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım ve Hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[havuç]]></category>
		<category><![CDATA[ilginç bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[merak ettikleriniz]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[ne olur]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[yanlız havuç]]></category>
		<category><![CDATA[yararları]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[zararları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5361</guid>
		<description><![CDATA[Bu konuda çok ileri gidilirse ölüme yol açabilecek zehirlenmeler bile olabilir. Fakat havuçtan zehirlenme olayı o kadar azdır ki, patatesin yeşillenmiş kısmının yaratabileceği zehirlenmenin yanında değerlendirmeye bile alınmaz. Havuç, kökü yenilen otsu bir bitkidir. İlk olarak bundan 3 000 yıl kadar önce Orta Asya&#8217;da Afganistan dolaylarında yetiştirilmiş, buradan da Ortadoğu yoluyla dünyaya dağılmıştır. Aslı yol [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/08/havuc.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-5362" title="havuc" src="http://www.buzlu.org/images/2011/08/havuc.jpg" alt="" width="296" height="222" /></a></p>
<p>Bu konuda çok ileri gidilirse ölüme yol açabilecek zehirlenmeler bile olabilir. Fakat havuçtan zehirlenme olayı o kadar azdır ki, patatesin yeşillenmiş kısmının yaratabileceği zehirlenmenin yanında değerlendirmeye bile alınmaz.</p>
<p>Havuç, kökü yenilen otsu bir bitkidir. İlk olarak bundan 3 000 yıl kadar önce Orta Asya&#8217;da Afganistan dolaylarında yetiştirilmiş, buradan da Ortadoğu yoluyla dünyaya dağılmıştır. Aslı yol kenarlarında, kıraç yerlerde yetişen yabani havuçtur.</p>
<p>İlk havuçların renklen turuncu değildi. Beyaz, pembe ve sarı idiler. Turuncu veya kırmızımsı havuçlar 1600&#8242;lü yıllarda Hollandalılar tarafından geliştirilmişlerdir. Günümüzde tüketilen havuçların hemen hemen tümü Hollanda kökenlidir. Beyaz ve sarı renkteki havuçlar yem olarak kullanılırlar.</p>
<p>Çok besleyicidir. Çiğ veya pişmiş olarak yenilebilir. İçinde yüzde 9 karbon hidrat ve karoten denilen boya maddesi bulunur. Bu boya maddesi, rengi san ve turuncu olan bütün meyve ve sebzelerde bulunur. Bunlar yenildiğinde vücudumuz karoteni A-vitaminine çevirir. Bir adet havuç vücudumuzun günlük A-vitamini ihtiyacının yüzde 220&#8242;sini karşılar.<span id="more-5361"></span></p>
<p>A pro-vitamini şeklinde havuçta bol miktarda bulunan karoten, sağlıklı büyümeye, derimizi ve saçlarımızı canlı tutmaya yarar, enfeksiyonlara karşı vücuda direnç kazandırır, ayrıca geceleyin iyi görmeye yaradığı da ileri sürülüyor. Kandaki hemoglobin miktarını arttırarak kanın tazelenmesini sağlar. Kaynatılarak içilen suyu ishale iyi gelir. Karoten sadece havuçta değil kavunda ve balkabağında da vardır.</p>
<p>Havuç çok miktarda yenildiğinde cildi turuncu renge çeviren de bu karoten denilen turuncu renkli boya maddeleri, yani pigmentlerdir. Aslında normal olarak yenildiğinde bir tesiri olmayan karoten çok miktarda yenilen havuç vasıtası ile aşırı alındığında cildin rengini de değiştirir ama bu geçicidir. Ancak ısrarla aşırı havuç yenilmesine devam edilirse ciddi sonuçları görülebilir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fsadece-havuc-yense-ne-olurdu%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/sadece-havuc-yense-ne-olurdu/&amp;text=Sadece havuç yense ne olurdu?&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/sadece-havuc-yense-ne-olurdu/&amp;t=Sadece havuç yense ne olurdu?">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/sadece-havuc-yense-ne-olurdu/&amp;title=Sadece havuç yense ne olurdu?&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fsadece-havuc-yense-ne-olurdu%2F&name=buzlu.org&description=Sadece+havu%C3%A7+yense+ne+olurdu%3F" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/sadece-havuc-yense-ne-olurdu/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/sadece-havuc-yense-ne-olurdu/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/sadece-havuc-yense-ne-olurdu/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/sadece-havuc-yense-ne-olurdu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Canlılarda Solunum</title>
		<link>http://www.buzlu.org/canlilarda-solunum/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/canlilarda-solunum/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Aug 2011 15:33:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[canlılarda solunum]]></category>
		<category><![CDATA[ciğer]]></category>
		<category><![CDATA[dersi]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[oksijen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5351</guid>
		<description><![CDATA[En basit tanımıyla, bir canlının oksijen alıp karbondioksit vermesidir. Bitkiler ve hayvanlar oksijen almadan yaşayamaz. Çünkü yaşamın temeli olan bütün biyokimyasal süreçler için enerji gerekir; bu enerjinin kaynağı da hücrelerde depolanmış olan besinlerin yanması, yani oksijenle birleşerek parçalanmasıdır. Bu parçalanma sırasında, besin moleküllerinde bağlı olan kimyasal enerji serbest kalarak açığa çıkar. Bu olay, tıpkı yanan [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/08/solunum.gif"><img class="aligncenter size-full wp-image-5352" title="solunum" src="http://www.buzlu.org/images/2011/08/solunum.gif" alt="" width="312" height="251" /></a></p>
<p>En basit tanımıyla, bir canlının oksijen alıp karbondioksit vermesidir. Bitkiler ve hayvanlar oksijen almadan yaşayamaz. Çünkü yaşamın temeli olan bütün biyokimyasal süreçler için enerji gerekir; bu enerjinin kaynağı da hücrelerde depolanmış olan besinlerin yanması, yani oksijenle birleşerek parçalanmasıdır. Bu parçalanma sırasında, besin moleküllerinde bağlı olan kimyasal enerji serbest kalarak açığa çıkar.</p>
<p>Bu olay, tıpkı yanan bir odun parçasının ısı ve  ışık  yayması  gibi  enerji  veren  bir  tepkimedir.  Demek ki,   solunumu  yalnızca oksijen-karbondioksit alış verişi olarak değil, bitkilerin ve hayvanların temel enerji kaynağı olan daha karmaşık bir süreç olarak düşünmek gerekir.</p>
<p>Canlı ile dış ortam arasında gaz alışverişini sağlayan soluma ya da soluk alıp verme bu sürecin yalnızca bir aşamasıdır; öbür aşaması ise alınan oksijenin bütün hücrelere taşınmasını ve hücrelerdeki bir dizi tepkime sonucunda, besinlerde depolanmış olan enerjinin açığa cıkmasını içerir. Vücuttaki her hücre yaşam süreçlerinde bu enerjiyi kullanacağından, oksijensiz kalan hücreler hemen ölür.<span id="more-5351"></span></p>
<p>Karbonhidratlar, yağlar ve proteinler gibi besin maddeleri karbon ve hidrojen atomları içerdiğinden, bu bileşikler ile oksijen arasındaki tepkime sonucunda su ve karbondioksit oluşur.</p>
<p>Su bütün canlılar için gereklidir; ama karbondioksidin dokularda  birikerek belirli bir düzeyi aşması zehirlenmeye yol açabilir. Bu yüzden solunumun son aşamasında hücrelerde oluşan karbondioksidin vücuttan dışarı atılması gerekir.</p>
<p>En basit canlılarda bile solunuma rastlanabilir; ama bu işleve uyarlanmış özel solunum sistemi yalnızca insana ve gelişmiş hayvanlara özgüdür. Örneğin insanın solunum sistemi akciğerler gibi solunum organları ile temiz havanın akciğerlere dolması ve kirlenmiş havanın aynı yoldan dışarı atılmasını sağlayan burun, boğaz ve soluk borusu gibi solunum yollarından oluşur.</p>
<p>BİTKİLERDE SOLUNUM</p>
<p>Bitkilerin solunumu da temel olarak insanın ve bütün gelişmiş hayvanların solunumuna benzer. Bu canlılarda da solunumun amacı oksijeni dokulara alıp, besin maddelerini yakarak gerekli enerjiyi sağladıktan sonra karbondioksidi dışarı atmaktır.</p>
<p>Ne var ki bitkiler hayvanlardan farklı olarak, havanın oksijenini almadan ve dışarıya karbondioksit vermeden de solunum yapabilirler. Bu ayrıcalığın nedeni bitkilerin fotosentez yeteneğidir. Bilindiği gibi bitkiler, havadan aldıkları karbondioksit ile topraktan aldıkları suyu birleştirerek şeker ve nişasta gibi karbonhidarlar ile oksijene dönüştürürlür.</p>
<p>Fotosentez denen bu özümseme sürecinde oluşan yüksek enerjili besinler dokularda depolanırken oksijen dışarı atılır.Solunum ise fotosentezle tam ters gelişen bir metobolizma olayıdır. Bu kez karbonhidratlar oksijenle birleşerek su ve karbondiokside parçalanır.</p>
<p>Demek ki solunum tepkimelerinin son ürünleri fotosentezin ilk maddeleridir. Bu nedenle bitkiler, solunum artığı olan karbondioksidin büyük bölümünü fotosentezde kullanırlar. Ama bu olay yalnız gündüzleri geçerlidir; çünkü ışık enerjisine bağımlı olan fotosentez karanlıkta gerçekleşmez.</p>
<p>Gündüz solunumunda karbondioksidin az bir bölümü dışarıya atıldığından, geçen yüzyıla kadar bitkilerin yalnızca geceleri solunum yaptığı sanılıyordu. Oysa hayvanlarda olduğu gibi bitkilerde de solunum gece ve gündüz sürer.</p>
<p>Üstelik, serbest oksijenin bulunmadığı ya da yeterince alınamadığı durumlarda bile bitkiler, fotosentez sonucunda açığa çıkan oksijeni kendi dokularından alarak havasız ortamda da bir süre solunumlarını sürdürebilirler. Yeşil bitkilerin zorunlu olmadıkça başvurmadıkları bu yöntem, bakteriler ve mantarlar gibi bitkilere yakın olan daha basit yapılı canlılarda olağan bir süreçtir.</p>
<p>BASİT HAYVANLARDA SOLUNUM<br />
Küçük ve basit yapılı hayvanlarda solunum organları olmadığı için, dış ortam ile canlı arasındaki gaz alışverişi doğrudan deri yoluyla yapılır.</p>
<p>Örneğin, tek hücreli hayvanların n basit üyesi olan ve minicik bir pelte damlasını andıran amip suda yaşar. Suda çözünmüş olan oksijen incecik hücre zarından içeriye girerek, hücrenin gereken bölümlerine kendiliğinden ulaşır. Yanma sonucunda oluşan karbondioksit de aynı yoldan dışarıya atılır. Deri solunumu denen bu basit solunum biçimine süngerlerde, deniz analarında ve bazı solucan türlerinde de rastlanır.</p>
<p>Oysa daha büyük hayvanlarda, genellikle bu kadar ince olamayan deridn oksijen yeterince emilemez; emilse bile, büyük boyutlardaki gövdenin her yanına kendi kendine ulaşması olanaksızdır.</p>
<p>Bu yüzden, oksijeni solunum organından alıp vücudun bütün hücrelerine taşıma görevini kan dediğimiz özel bir sıvı üstlenir. Örneğin yer solucanlarında, deri yoluyla alınan oksijen kana karışarak bütün öbür hücrelere taşınır; hücrelerden alınan karbondioksit de gene kan aracılığıyla deriye ulaştırılarak buradan dışarı atılır.</p>
<p>Böceklerin ve örümceklerin ise oldukça sert ve sağlam bir kabukla örtülüdür. Bu koruyucu örtü tehlikelere ya da saldırılara karşı bir kalkan görevi görür, ama ne yazık ki oksijenin deri yoluyla vücuda girmesini de engeller. Bu nedenle gövdelerinin her yanında, özellikle karın bölgesinde çok sayıda soluk deliği bulunur. Bu küçük deliklerden herbiri trake denilen bir soluk borusunun dışarıya açılan penceresidir.</p>
<p>Bu borular gövdenin içinde dallanarak bütün dokulara uzanır. Böylece, deliklerden giren hava trakelerden geçerken, içindeki oksijen bu boru duvarlarından emilerek dokulara alınır; karbondioksit de ters yönü izleyerek dışarı atılır.</p>
<p>Balıklar, yumuşakçalar ve kabuklular gibi suda yaşayan hayvanlar da solungaç denen özel solunum organları bulunur. Balıkların solungaçları genellikle iki yay arasına gerilmiş saçak saçak ipliklerdan ve kan damarlarından oluşan sık dişli bir tarağı andırır.</p>
<p>Bu bir çift organ hayvanın yutak boşluğuna yerleşmiş ve başın iki yanındaki solungaç kapaklarıyla dıştan gizlenmiştir. Balık suyu ağzıyla alır ve solungaçlarından geçirerek dışarıya atar. Solungaçlardaki kan damarları, suda çözünmüş olan oksjeni emip kandaki karbondioksidi suya verir. Böylece kan bütün vücuda pompalanırken, taşıdığı oksijeni de dokulara bırakır.</p>
<p>Kurbağalar ise hem deri, hem akciğer solunumu yapabilen ilginç hayvanlardır. Oksijeni deri yoluya alabilmesi için derinin sürekli nemli olması gerekir; bu yüzden kurbağalar daha çok su kıyılarında yaşar. Oysa akciğerleri de oldukça gelişmiştir.</p>
<p>Soluk alırken çenelerinin altındaki kesecik balon gibi şişerek içindeki havaya akciğerlere gönderir; soluk verirken de bu kez akciğerlerden gelen hava keseye dolarak dışarı atılır.</p>
<p>GELİŞMİŞ HAYVANLARDA SOLUNUM<br />
Kuşların ve bütün memelilerin solunum sistemi insanınkiyle hemen hemen aynıdır. Hava genellikle burundan girer, boğazın üst bölümündeki yutaktan geçip soluk borusuna iner ve akciğerlere ulaşır. Havadaki oksijenin kana geçip, kandaki karbondioksidin havaya geri verilmesi akciğerlerde gerçekleşir. Böylece, karcondioksit yüklenmiş olan hava aynı yollardan geçerek dışarı atılır.</p>
<p>Soluk alırken akciğerlere dolan havada yaklaşık %20 oksjen ve çok düşük oranda karbondioksit vardır. Verdiğimiz solukta ise oksijen oranı %16`ya düşmüş, buna karşılık karbondioksit oranı %4`ü bulmuştur.</p>
<p>Ayrıca, akciğerlerin nemli ortamından geçerken bol miktarda su buharı yüklenmiştir. Soğuk havalarda, soluğumuzdaki bu su buharı hava ile karşılaştığı anda yoğunlaşarak minik su damlacıklarına dönüşür. Kışın soluk verirken ağzımızdan &#8220;buhar&#8221; çıkmasının nedeni budur.</p>
<p>Bütün bu solunum süreci, dış ve iç solunum olarak iki ayrı bölümde incelenebilir.</p>
<p>SOLUNUMDA ALINAN OKSİJEN MİKTARI<br />
Ortalama yaş ve kilodaki sağlıklı bir insan derin bir sluk aldığında her iki akciğerdeki havanın toplam hacmi 6000 cm³`ü bulur. Soluk verildiğinde akciğerlerdeki havanın tümüyle boşaldığı sanılır. Oysa sakin ve rahat biçimde oturan, dinlenme halindeki bir insan akciğerlerine yaklaşık 500 cm³ hava alır ve soluk verdiğinde aynı hacimde havayı dışarı atar.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fcanlilarda-solunum%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/canlilarda-solunum/&amp;text=Canlılarda Solunum&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/canlilarda-solunum/&amp;t=Canlılarda Solunum">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/canlilarda-solunum/&amp;title=Canlılarda Solunum&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fcanlilarda-solunum%2F&name=buzlu.org&description=Canl%C4%B1larda+Solunum" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/canlilarda-solunum/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/canlilarda-solunum/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/canlilarda-solunum/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/canlilarda-solunum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biyoloji Terimleri Sözlüğü</title>
		<link>http://www.buzlu.org/biyoloji-terimleri-sozlugu/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/biyoloji-terimleri-sozlugu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 May 2011 17:50:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[anlamları]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji Terimleri Sözlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[etken]]></category>
		<category><![CDATA[geliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kısaltması]]></category>
		<category><![CDATA[ne anlama]]></category>
		<category><![CDATA[sözlük]]></category>
		<category><![CDATA[terim]]></category>
		<category><![CDATA[yardımcı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5214</guid>
		<description><![CDATA[A Abiyogenez: Canlıların cansız maddelerden meydana geldiğini savunan görüş. Açık dolaşım: Kanın damarlardan dokular arasındaki özel boşluklara yayılıp, madde alış-verişi olduktan sonra toplayıcı damarlarla kalbe dönmesine denir. Adaptasyon: Canlının yaşama ve üreme şansını artıran çevreye uyumunu sağlayan ve kalıtsal olan özellikleri. Adenin: Adenintimin protein çiftinin bir azotlu bir bileşeni. Adenozin trifosfat (ATP):Canlıların doğrudan kullandığı hücresel [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/05/biyoloji-terimleri.gif"><img class="aligncenter size-full wp-image-5215" title="biyoloji terimleri" src="http://www.buzlu.org/images/2011/05/biyoloji-terimleri.gif" alt="" width="280" height="223" /></a></p>
<p>A</p>
<p>Abiyogenez: Canlıların cansız maddelerden meydana geldiğini savunan görüş.<br />
Açık dolaşım: Kanın damarlardan dokular arasındaki özel boşluklara yayılıp, madde alış-verişi olduktan sonra toplayıcı damarlarla kalbe dönmesine denir.</p>
<p>Adaptasyon: Canlının yaşama ve üreme şansını artıran çevreye uyumunu sağlayan ve kalıtsal olan özellikleri.</p>
<p>Adenin: Adenintimin protein çiftinin bir azotlu bir bileşeni.</p>
<p>Adenozin trifosfat (ATP):Canlıların doğrudan kullandığı hücresel enerji molekülü, biyolojik enerji.</p>
<p>Adrenalin:Böbrek üstü bezinden salgılanan hormon.</p>
<p>Aerobik solunum: Hücrede yalnız moleküler oksijenin kullanıldığı bir solunum şeklidir.<span id="more-5214"></span></p>
<p>Aglütinasyon: Kan hücrelerinin kümeleşerek pıhtılaşması.</p>
<p>Akson: Sinir hücrelerinin uzun uzantısı.sinaptik bağlantıların sağlantığı uzantılardır</p>
<p>Aktif taşıma: Yarı geçirgen bir zarda maddelerin az yoğun ortamdan çok yoğun ortama enerji harcayarak geçmesi olayıdır.</p>
<p>Aktin: Kaslarda kasılmayı sağlayan protein yapıdaki ince iplikler.</p>
<p>Alel: Bir karakter üzerinde aynı yada farklı yönde etkili olan iki veya daha fazla genden herbiri.</p>
<p>Alg: Sulu ortamda yaşayan tek hücreli organizmalardır.Foto sentez yada fagosite yaparak beslenir</p>
<p>Allantoyis kesesi: Yumurta içindeki metabolik artıkların depolandığı embriyonik kese.</p>
<p>Alveol: Akciğerlerde genişlemiş küçük kesecik.</p>
<p>Amino asit: Proteinlerin yapı taşıdır. Bir amino asit, amino grubu (NH2) ile bir karboksil grubu (COOH) taşıyan bileşiklerdir. Çok sayıda amino asit peptid bağları ile bağlanarak proteinleri oluşturur.</p>
<p>Amonyak (NH3): Protein metabolizması sonucu oluşan azot ve hidrojen bileşimi olan keskin kokulu bileşik.</p>
<p>Anaerobik solunum: Hücrede moleküler oksijenin kullanılmadığı bir solunum şeklidir.</p>
<p>Anizogami: Farklı şekil, büyüklük ve yapıdaki gametlerin birleşimiyle yapılan eşeyli üreme şekli.</p>
<p>Antiasit: Asit giderici</p>
<p>Antidiüretik hormon: Böbreklerden suyun geri emilmesini sağlayan ve hipofizin arka lobundan salgılanan hormon.</p>
<p>Antijen: Canlı vücuduna dışarıdan giren ve antikor oluşmasını sağlayan yabancı madde.</p>
<p>Antikodon: RNA&#8217;daki üçlü baz dizilişi.</p>
<p>Antikor: Vucuda giren yabancı maddeleri(antijen) yok etmek için vücudun ürettiği savunma maddesi.</p>
<p>Apandis: İnce bağırsak ile kalın bağırsağın birleştiği yerde parmak şeklinde bir çıkıntı.</p>
<p>Apandisit: Apandisin iltihaplanması.</p>
<p>Apoenzim: Enzimin koenzim olmadan etkinlik gösteremeyen protein kısmıdır.</p>
<p>Atmosfer basıncı: Atmosferin yer yüzünde bulunan her cisim üzerine yaptığı basınç. Deniz seviyesinde, 760 mm&#8217;lik civa sütununun 1 cm2 alana yaptığı basınç &#8220;1 atmosfer&#8221; basıncıdır.</p>
<p>Amino-asit: Hücrelerimizi oluşturan proteinlerin yapıtaşı olan &#8220;canlı&#8221; moleküller. 20 ayrı türü vardır. Vücudumuzdaki proteinlerin hangi amino-asitlerden oluşacağını genlerimiz belirler.</p>
<p>B</p>
<p>BAC (bakteriyel yapay kromozom): DNA parçacıklarını kopyalamakta kullanılan ve bir cins bakteride bulunan bir madde.</p>
<p>Bağışıklık: Bir organizmada, mikroorganizmalara ve bunların oluşturduğu maddelere karşı oluşturulan normal olmayan şartlara karşı koymayı sağlayan, doğal yada sonradan kazanılmış direnç.</p>
<p>Bakteri: Monera aleminde yer alan zarla çevrili gerçek ve belirgin çekirdeği ve organelleri bulunmayan prokaryotik yapıdaki en ilkel tek hücreli canlı.</p>
<p>Bal özü:Çiçekler tarafından salgılanan tatlı ve genellikle kokulu bir sıvı.</p>
<p>Başkalaşım: Bazı böcek ve kurbağa gibi canlıların, yumurtadan çıktıktan sonraki gelişme evrelerinde yapısal değişikliğe uğrayarak atalarına benzer hale gelmeleri.</p>
<p>Bazal metabolizma: Hayatın devamı için şart olan asgari metabolizma faaliyeti.</p>
<p>Bazal metabolizma hızı: Besin alınması ve hareketsiz durumda vücudu canlı tutmak için gerekli enerji tüketimi.</p>
<p>Beyin: Omurgalılarda kafatası içindeki merkezi sinir sisteminin bir bölümü.</p>
<p>Bistüri: Laboratuarda kullanılan keskin bıçak.</p>
<p>Biyogenez: Canlıların kendilerine benzeyen canlılardan oluştuğunu açıklayan görüş.</p>
<p>Biyokütle: Belirli bir alan ve hacimde bulunan canlı ağırlığa biyokütle denir.</p>
<p>Biyosfer: Dünyadaki bütün canlıların yaşadığı 16-20 km kalınlığında tabaka. Biyosferin deniz seviyesinden 8-10 km&#8217;si atmofere, 8-10 km&#8217;si okyanusların dibine doğru uzanır.</p>
<p>Blastula: Döllenmiş yumurtanın bölünmeler sonucu, ortası sıvıyla dolu olan bir hücre tabakasından oluşan yapı.</p>
<p>Bowman kapsülü: Nefronun ucunda, glomerulusu saran yarım küre şeklindeki bölüm.</p>
<p>Bronş: Soluk borusundan ayrılan akciğerlere giden iki boru.</p>
<p>Bronşit: Bronşlarda bakterilerin yerleşip üreyerek iltihaplanması.</p>
<p>Biyoteknoloji: Özellikle DNA ve hücreyle ilgili konularda kullanılan biyolojik tekniklere verilen ad.</p>
<p>C</p>
<p>Cenin: Gelişmenin erken dönemindeki embriyoya verilen ad.</p>
<p>Covper bezi: Seminal sıvının oluşturduğu bezlerden biri.</p>
<p>Crossing-over: Eşey ana hücrelerinde gerçekleşen mayoz bölünmenin profaz I safhasında oluşan tetratların kromatitleri arasındaki parça değişimi.</p>
<p>Çenek: Tohum yaprağı. Tohumun yapısındaki bitki taslağında bulunan yapraklardanherbiri.</p>
<p>Çift çenekli bitki (Dikotiledon): Embriyolarında iki çenek yaprak (kotiledon) bulunan bitkiler. İletim demetleri gövdede belirli bir düzende yerleşmiştir.</p>
<p>CDNA: Tamamlayıcı DNA. Haberci RNA şablonundan sentezlenerek elde edilen DNA şeklinde de tanımlanabilir.</p>
<p>D</p>
<p>Dendrit: Sinir hücresinin kısa olan uzantısı.</p>
<p>Deoksiribonukleik asit (DNA): Canlılardaki yönetici molekül. Genetik bilgileri içeren ve hücre çekirdeğinde yer alan ikili sarmal molekül</p>
<p>Deoksiribonukleotid: DNA&#8217;nın yapıtaşı olan molekül.</p>
<p>Deoksiriboz: C5H10O4 bileşiminde olan ve DNA&#8217;nın yapı birimlerinden biri olan şeker. Genel adı pentoz olan monosakkarit.</p>
<p>Deplazmoliz: Plazmolize uğramış hücrenin tekrar su alarak eski haline dönmesi.</p>
<p>Dermis: Hayvanlarda derinin alt tabakasına verilen ad.</p>
<p>Difüzyon: Moleküllerin hareket enerjileriyle çok yoğun ortamdan az yoğun ortama hareket etmesi.</p>
<p>Dihibrit: İki karakter bakımından melez olan bireylere verilen ad.</p>
<p>Dikotiledon: Embriyosunda iki çenek yaprağı bulunan bitki.</p>
<p>Diploid: 2n kromozom takımı taşıyan hücre.</p>
<p>Disakkarit: İki mol monosakkaritin dehidrasyonu sonucu oluşan çift şeker. Maltoz, sakkaroz, laktoz gibi.</p>
<p>Diyabet: Şeker hastalığı.</p>
<p>Doğalgaz: Yer kabuğunun içinde metan, etan gibi çeşitli hidrokarbonlardan oluşan yanıcı gaz.</p>
<p>Doku: Belirli bir işi yapmak üzere özelleşmiş hücreler topluluğu.</p>
<p>Dominant: Baskın gen.</p>
<p>Döllenme: Yumurta ve spermin birleşmesi.</p>
<p>Döllenme borusu: Spermlerin yumurtayla birleştiği ve zigotu oluşturduğu tüp.</p>
<p>Döl yatağı: Uterus. Dişi üreme sisteminde, fetusu doğuma kadar beslemek ve barındırmakla görevli kas yapısında bir organdır.</p>
<p>Domain: Bir protein içerisinde bulunan ve kendine ait bir fonksiyona sahip bölüm. Tek bir protein içindeki domain bölümleri, hep birlikte proteinin total fonksiyonunu belirler.</p>
<p>E<br />
Efektör: Bir organizmanın uyarıya karşı reaksiyon gösteren vücut kısmı, örneğin kas.</p>
<p>Ekdoderm: Embriyo gelişimi sırasında meydana gelen dış tabaka.</p>
<p>Eklem: İskelet sistemini oluşturan, iki yada daha fazla kemiğin birbirne eklendiği kısım.</p>
<p>Ekoloji: Canlıların birbirlriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bilim dalı.</p>
<p>Ekosistem: Bir çevredeki canlı ve cansızların tümü.</p>
<p>Embriyo: Yumurtanın döllenmesinden sonra, oluşan canlı taslağı.</p>
<p>Emülgatör: Besinlere katılan ve onların kararlı emülsüyon haline gelmesini sağlayan katkı maddesi.</p>
<p>Endoderm: Embriyo gelişimi sırasında meydana gelen iç tabaka.</p>
<p>Endokard: Kalbin içini örten bir sıra yassı epitel dokudan oluşan zar.</p>
<p>Endokrin bez: İç salgı (hormon) bezi.</p>
<p>Endosperm: 3n kromozomlu besi doku.</p>
<p>Enzim: Hücre içinde üretilen ve bütün hayat olatlarını başlatan, hızlandıran, protein yapısındaki Katalizör proteinlere verilen ad. Biyokimyasal tepkimelerin gerçekleşme sürecini hızlandırır, ancak sürecin oluş biçimini etkilemezler.</p>
<p>Epididimis: Erkek üreme sisteminde, testislerin üzerinde bulunan spermlerin olgunlaştığı ve kısa bir süre depolandığı yer.</p>
<p>Epitel: Vücut dış yüzeyini, organların iç yüzeyini örten hayvansal doku.</p>
<p>Erepsin: Proteinlere etki eden ince bağırsak özsularında bulunan enzim.</p>
<p>Ergotin: Çavdar mahmuzu özütü. İlaç yapımında kullanılır.</p>
<p>Eşey: Cinsiyet.</p>
<p>Eşeyli üreme: Farklı iki eşey hücresinin birleşmesiyle bir canlı oluşması.</p>
<p>Eşeysiz üreme: Bir canlının özelleşmiş üreme hücrelerini meydana getirmeden tıpatıp atasına benzer canlıların oluşmasını sağlayan üreme şeklidir.</p>
<p>Etoloji: Canlıların davranışlarını inceleyen bilim dalı.</p>
<p>E.coli: Küçük boyutlu gen yapısı dolayısıyla genetik hastalık göstermeyen ve laboratuarda kolaylıkla üretilen bir cins bakteri. Bu sebeplerden dolayı genetik çalışmalarda yaygın biçimde kullanılır.</p>
<p>Elektroforesis: DNA parçacılkları ya da proteinler gibi iri molekülleri, benzeri moleküllerle birarada bulunduğu karışımlarından ayrıştırmakta kullanılan bir yöntem.</p>
<p>F</p>
<p>Fagositoz: Hücre zarından geçemeyen büyük katı moleküllerin yalancı ayaklarla hücre içine alınmasıdır.</p>
<p>Farinks: Ağız ve burun boşluklarıyla, gırtlak ve yemek borusu arasındaki boşluk, yutak.</p>
<p>Fauna: Belirli bir coğrafi alanda bulunan hayvan türlerinin tümü.</p>
<p>Fermantasyon: Bazı mikroorganizmaların ürettiği enzimlerin etkisiyle organik maddelerin uğradığı değişiklik.</p>
<p>Fetüs: Embriyonun üçüncü aydan doğuma kadar tüm organ taslakları oluşmuş hali.</p>
<p>Fibril: Telcik. (miyofibril=kas telciği; nörofibril=sinir telciği)</p>
<p>Fibrin: Kanın pıhtılaşmasıyla oluşan ipliksi, ağsı yapı.</p>
<p>Filogenetik sınıflandırma: Canlıların akrabalık derecelerine göre sınıflandırılması. Doğal sınıflandırma.</p>
<p>Filtre: Akışkan olan sıvı yada gazı süzmeye yarayan gözenekli madde. Akışkandaki asıltı, çamursu ya da katı maddeleri ayırmaya yarar.</p>
<p>Fitoplankton: Çoğunlukla bir hücreli su yosunlarından oluşan, sularda yaşayan bitki topluluğu.</p>
<p>Fiziksel Harita: DNA&#8217;daki kalıtıma bağlı olmayan, yani her DNA&#8217;da bulunan tanımlanabilir nirengi noktalarını gösteren tablo. İnsan genleri için en ayrıntısız fiziksel harita 23 kromozomun eklemlenmelerini gösterir. En ayrıntılısıysa kromozomlardaki nükleotid dizilerini gösterir.</p>
<p>Fizyoloji: Canlılardaki yaşamsal olayları (işleyişi) inceleyen bilim dalı.</p>
<p>Flora: Belirli bir coğrafi alanda bulunan bitki türlerinin tümü.</p>
<p>Folikül: Memelilerde yumurtalıkta bulunan ve olgunlaşmış yumurtayı taşıyan kesecik.</p>
<p>Fosfodiester bağı: DNA&#8217;daki fosfat ile şeker arasındaki bağ.</p>
<p>Fosforilasyon: ATP üretimi.</p>
<p>Fosil: Milyonlarca yıl önce yaşamış canlıların korunarak bu güne kadar gelmiş kalıntıları.</p>
<p>Fotoreseptör: Işığı algılayabilen duyu hücresi, almaç.</p>
<p>Fotosentez: Yeşil bitkilerin, güneş enerjisi ve klorofil pigmenti yardımıyla CO2 ve H2O&#8217;dan besin maddelerini üretmesidir.</p>
<p>Fundus: Midenin genişlemiş kısmı.</p>
<p>G</p>
<p>Gamet: Erkek ve dişi üreme hücresine verilen ad.</p>
<p>Gangliyon: Merkezi sinir sistemi dışında bulunan, sinir hücrelerinin gövdelerinden oluşan sinir düğümü.</p>
<p>Gen: DNA molekülünün ortalama 1500 nukleotitten oluşmuş canlının kalıtsal özelliklerinden herhangi birini taşıyan parçası. Kalıtımın temel fiziksel ve işlevsel birimi. Her gen, protein veya RNA molekülü gibi özel bir işlev taşıyan kromozomların belli bir noktasındaki nükleotid dizilerinden oluşur.</p>
<p>Gen Ailesi: Benzer ürünler veren ve birbiriyle yakından ilintili genlerin meydana getirdiği grup.</p>
<p>Gen Haritalaması: Bir DNA molekülündeki genlerin göreceli konumlarının belirlenmesi. Bu haritalamada hangi genin bir diğerine göre molekülün neresinde yar aldığı ve aralarında neler bulunduğu belirlenir.</p>
<p>Gen Tedavisi: Kalıtsal bozukluğun düzeltilmesi için sağlıklı DNA&#8217;nın, hastalıklı hücrelere doğrudan zerk edilmesi.</p>
<p>Genetik Kod: RNA boyunca üçlü gruplar halinde bulunan ve protein sentezleme sırasında üretilen aminoasit dizilerinin düzenini belirleyen nükleotid dizileri.</p>
<p>Genetik: Belirli kalıtsal özelliklerin örüntüsünü inceleyen bilim dalı. Genom: Her bir canlının kromozomlarında yer alan kalıtsal malzeme.</p>
<p>Genom Projesi: İnsanın ya da başka canlıların genomlarının tamamının ya da bir kısmının haritasını ve diziliş biçimlerini saptamayı hedeflemeye yönelik araştırmalar.</p>
<p>Glikojen:Hayvanlarda besinlerle alınan karbonhidratların karaciğer ve kaslardaki depo şekli.</p>
<p>Glikoz: (Heksoz) C6H12O6 molekül yapısındaki karbonhidrat.</p>
<p>Gliserin: Lipidlerin (yağların) yapısına katılan temel bir madde.</p>
<p>Glomerulus: Böbrekteki nefronların bowman kapsülü içinde bulunan kılcal kan damarları ağı.</p>
<p>Glukagon: Pankreas tarafından üretilerek kana verilen, kan şekerini artırıcı etki yapan hormon.</p>
<p>Gonad: Üreme hücrelerini meydana getiren üreme organları.</p>
<p>Granül: Stoplazmada bulunan küçük tanecikler.</p>
<p>Guatr: Tiroid bezinin büyümesi sonucu oluşan hastalık.</p>
<p>Gutasyon: Bitkilerin yapraklarından damlalar halinde su atılması.</p>
<p>H</p>
<p>Habitat: Bir organizmanın doğal olarak yaşadığı ve üreyebildiği yer.</p>
<p>Haploid: Olgun bir üreme hücresinde bulunan kromozom sayısı, vücut hücrelerinin sahip olduğu kromozom sayısının yarısına sahiptir. Kromozom sayısının yarıya inmesi sonucu oluşan &#8220;n&#8221; sayıda kromozom taşıyan hücrelere haploid hücre denir.</p>
<p>Havers kanalı: Kemik dokudaki, sinir ve kan damarlarının geçtiği kanal.</p>
<p>Hemoglobin: Alyuvarlarda O2 ve CO2 taşıyan, demir içeren protein.</p>
<p>Hermafroditizm: Her iki eşeyede sahip canlı</p>
<p>Heterosis: (melez gücü) Melezlerin atalarına göre kazandıkları üstünlük.</p>
<p>Hibrit: Melez</p>
<p>Hibridizasyon (Melezleme): Birbirini bütünleyen iki DNA zincirinin biraraya gelerek ikili sarmal biçimindeki molekülü oluşturması.</p>
<p>Hipotalamus: Ön beynin alt bölgesi olup bazı organ ve bezlerin çalışmasını düzenleyen kısmı.</p>
<p>Histoloji: Dokuları inceleyen bilim dalı</p>
<p>Homeostasi: Bir organizmanın içinde yaşadığı ortamla madde alış verişi yaparak, kendi iç ortamını belli sınırlar arasında dengede tutması.</p>
<p>Homojen: Bütün birimleri aynı yapıdai, aynı nitelikte olan</p>
<p>Homolog kromozom: Biri anneden, diğeri babadan gelen aynı gen çiftine sahip kromozomlar.</p>
<p>Hormon: Vücudun bir kısmında oluşturulan sonrada difüzyonla yada kan dolaşımıyla diğer kısımlarındaki hücrelere taşınarak onların çalışmalarını düzenleyen özel maddeler.</p>
<p>I</p>
<p>Islah: Bitki yada hayvanlarda türün iyileştirilmesi işlemi.</p>
<p>İmplantasyon: Döllenmiş yumurtanın rahim&#8217;in (uterus) Yumuşak dokusuna gömülmesi, döl tutma</p>
<p>İnorganik madde: Canlılardan elde edilmeyen ve canlıların yaşadığı çevrede bulunan maddeler(karbondioksit, su, tuz vs.)</p>
<p>İnsülin: Pankreasın ürettiği kan şekerini azaltan hormon</p>
<p>İnterferon: Hücrelerin virüslere karşı ürettiği özel savunma maddesi.</p>
<p>İris: Gözün saydam tabakasının altındaki damar tabakadan oluşan renkli kısmı.</p>
<p>İzolasyon: Ayrılma, yalıtım. Biyolojide herhangi bir sebeple populasyondaki fertlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin kesilmesi.</p>
<p>K</p>
<p>Kadavra: Tıp öğreniminde üzerinde çalışmak için hazırlanmış ölü insan ya da hayvan vücudu.</p>
<p>Kapalı Dolaşım: Kanın kalp ve damarlardan oluşan kapalı bir sistem içerisinde dolaşmasıdır.</p>
<p>Kas tonusu: İskelet kaslarının, dinlenme durumundaki kasılı hali.</p>
<p>Katalizör: Kimyasal tepkimeye katılmadan tepkimenin hızını artıran madde</p>
<p>Kazein: Sütte bulunan bir çeşit protein.</p>
<p>Keratin: Omurgalı hayvanların derisinin, tırnak saç, boynuz gibi yapılarında bulunan, suda çözünmeyen sert protein.</p>
<p>Klon: Genetik olarak birbirinin aynı olan canlılar.</p>
<p>Klorofil: Fotosentaz olayında güneş enerjisini kimyasal enerjiye çeviren yeşil pigment maddesi.</p>
<p>Kloroplast: Yeşil rekli klorofil pigmentini taşıyan plastid.</p>
<p>Kodon: Özel bir amino asiti şifreleyen üç nukleotitten olşan mRNA üzerindeki birim.</p>
<p>Kohezyon: Aynı cins moleküller arasındaki çekim kuvveti.</p>
<p>Kohlea: İç kulakta salyongozda bulunan yapı.</p>
<p>Kolesistokinin: İnce bağırsaktan salgılanan ve karaciğeri uyaran hormon.</p>
<p>Koloni: Aralarında işbölümü yapan tek hücreli organizmaların bir araya gelerek topluluk oluşturmaları.</p>
<p>Kolloid: Parçacık büyüklüğü 1-100 mm olan madde</p>
<p>Kondrin: Kıkırdak yapı hücrelerinin salgıladıkları ara madde.</p>
<p>Kondrosit: Kıkırdak doku hücreleri.</p>
<p>Konjugasyon: İki hücrenin geçici olarak gen alış-verişi yapmak için birleşmeleri.</p>
<p>Konsantrasyon: birim hacimde bulunan madde miktarı.</p>
<p>Kornea: Gözün ön tarafında sert tabakanın saydam kısmı.</p>
<p>Kozmik: Yıldızlar arası, uzaylarla ilgili olan</p>
<p>Kozmik madde: Evreni meydana getiren madde.</p>
<p>Kromotin iplik: Dinlenme halindeki ökaryot hücrenin çekirdeğinde bulunan kromozomların karmaşık hali.</p>
<p>Kromozom: Prokaryot ve ökaryot hücrelerde üzerlerinde genleri taşıyan DNA ve nükleoproteinden oluşmuş yapı. Hücrenin kendi kendini eksiksiz olarak kopylalamasına yarayan tüm bilgileri içeren ve hücre çekirdeğinde yer alan DNAlar.</p>
<p>Kroner damarlar: Kalbi besleyen ince atardamarlar.</p>
<p>Krossing over: Mayoz bölünmede, tetratların kromotidleri arasında karşılıklı gen alış-verişi, parça değişimi.</p>
<p>Kilobase: 1000 nükleotidlik DNA parçalarını esas alan ölçü birimi.</p>
<p>Klon Bankası (Genom arşivi): Bir canlının tüm genomunu temsil eden DNA parçacıklarının klonları.</p>
<p>L</p>
<p>Lenf: Akyuvar içeren, kan plazmasına benzeyen renksiz sıvı.</p>
<p>Lokus: Kromozomların üzerlerinde genlerin bulunduğu özel yerler.</p>
<p>Lop: Beyin, karaciğer gibi organların parçaları bölümleri.</p>
<p>Lökosit: Akyuvar, fagositoz yapan, antikor üreten, renksiz kan hücresi.</p>
<p>Lütein: Folikül hücrelerinde meydana gelen, yumurta sarısına renk veren pigment.</p>
<p>M</p>
<p>Matriks: İçinde biyolojik olayların oluştuğu cansız, sıvı ortam.</p>
<p>Melez: Herhangi bir karakter yönünden farklı iki arı dölün çaprazlanması sonucu oluşan heterozigot döl.</p>
<p>Mesane: Boşaltım sisteminin idrar toplanan torbası.</p>
<p>Mezenşim: Embriyonun gastrula safhasında aktoderm ve endoderm arasında meydana gelen hücre yığını.</p>
<p>Metabolizma: Canlı organizmanın hücreleri içinde meydana gelen ve enzimlerle kontrol edilen olayların hepsi. Metabolizma ile enerji üretimi ve madde yapımı gerçekleştirilir. ATP üretimi ve protein sentezi iki önemli metabolik reaksiyondur.</p>
<p>Metagenez: Döl değişimi.</p>
<p>Mezoderm: Embriyo gelişimi sırasında meydana gelen orta tabaka.</p>
<p>Mezozom: Bakterinin üremesi sırasında bakteri zarından kıvrımlar yaparak meydana gelen mitokondri benzeri yapı.</p>
<p>Mikron (m ): Milimetrenin binde biri (1m =1/1000 mm)</p>
<p>Mitoz: Bir hücreden aynı özellikte iki yeni hücre oluşturan hücre bölünmesi.</p>
<p>Miyelin: Bazı nöronların aksonlarının dışını saran, uyartı iletimini hızlandıran yağlı madde(kılıf)</p>
<p>Miyokard: Kalp kası</p>
<p>Miyozin: Kas hücrelerinde kasılmayı sağlayan protein yapıdaki kalın iplikler.</p>
<p>Modifikasyon: Çevre etkileriyle canlıların fenotiplerinde meydana gelen değişiklikler.</p>
<p>Monohibrit: Tek karakter bakımından melez.</p>
<p>Monomer: Büyük moleküllerin hidrolizi sonucu oluşan en küçük yapı birimi.</p>
<p>Monoploid: (Haploid) tek (n) sayıda kromozoma sahip hücre.</p>
<p>Mukoza: Sindirim borusu, soluk borusu gibi iç organların iç yüzeyini örten ve mukus sıvısı salgılayan ince tabaka.</p>
<p>Mukus: Mukozada yer alanmukus hücreleri tarafından salgılanan kaygan, sümüksü koruyucu sıvı.</p>
<p>Mutaston: Canlılarda çevre şartlarıyla meydana gelen ve kalıtsal olan DNA dizisinde ortaya çıkan ve kalıtımla aktarılabilen değişiklik.</p>
<p>N</p>
<p>Nefridyum: Omurgasız hayvanlarda bulunan boşaltım organı.</p>
<p>Nefrit: Böbreklerdeki nefronların iltihaplanması sonucu oluşan hastalık.</p>
<p>Nefron: Omurgalı böbreğinin, idrar oluşturan yapısı ve işlev birimi.</p>
<p>Nitrit asit: (HNO3) Niterat asidi. Yüksek derecede aşındırıcı, renksiz ve dumanlı sıvı. Zehirleyicidir ve şiddetli yanıklara yol açar.</p>
<p>Nöroglia: Sinir dokuda nöronlara desteklik yapan yardımcı hücreler, ara nöronlar.</p>
<p>Nöron: Sinir hücresi.</p>
<p>Nötr atom: Elektron ve proton sayısı birbirine eşit olan atom</p>
<p>Nükleoprotein: proteinlerin nukleik asitlerle kurduğu moleküler birlik.</p>
<p>Nükleotid: Nukleik asitlerin ( DNA, RNA) yapı birimleri.</p>
<p>Nukleus (Çekirdek) : Hücredeki genetik malzemeyi barındıran kısım.</p>
<p>O</p>
<p>Oksidasyon: (Yükseltgenme) Elektronların bir atom ya da molekülden ayrılmasını sağlayan kimyasal tepkime.</p>
<p>Oogenez: yumurtanın meydana gelmesi olayı.</p>
<p>Oosfer: Yumurta hücresi, dişi gamet.</p>
<p>Organel: Hücre içinde belirli bir görevi yapmak üzere özelleşmiş ve zarla çevrili yapılar. Çekirdek, mitokondri, kloroplastlar gibi.</p>
<p>Organogenez: Embriyo tabakalarından organların meydana gelmesi.</p>
<p>Osein: Kemik dokunun ara maddesi.</p>
<p>Osteosit: Kemik dokuyu oluşturan kemik hücreleri.</p>
<p>Otolit: Kulak taşı.</p>
<p>Osmoz: Suyun yoğunluğunun çok olduğu yerden az olduğu yere doğru, yarı geçirgen zardan geçmesi.</p>
<p>Ototrof: Kendi besinini kendi yapabilen canlılar.</p>
<p>Ovaryum: yumurtalık, yumurtaların meydana geldiği yer.</p>
<p>Onkogen: Bazı türleri kanserle de ilşkili olan bir gen. Onkogenlerin çoğu doğrudan ya da dolaylı olarak hücrelerin büyüme hızını etkiler.</p>
<p>Otoradyografi: Özel maddelerle boyanmış moleküllerin ya da molekül parçalarının röntgen ışınlarıyla incelenmesi.</p>
<p>Ökaryot hücre: Zarla çevrili organelleri ve gerçek çekirdeği olan hücre.</p>
<p>Özümleme: Canlı organizmanın, dışarıdan aldığı besin maddelerini parçalayıp yeniden kendine özgü maddelere dönüştürmesi.</p>
<p>Özüt: Bir doku örneğinin parçalanmış hali.</p>
<p>P</p>
<p>Parasempatik: Organların çalışmasına yavaşlatıcı etki yapan otonom sinir sisteminin bölümü.</p>
<p>Partenogenez: Yumurtanın döllenme olmaksızın gelişerek yeni canlı meydana getirmesi.</p>
<p>Patojen: Hastalık yapıcı özelliği olan mikroorganizma veya madde.</p>
<p>Patoloji: Hastalık bilimi, hastalığın nedenlerini araştıran uzmanlık dalı.</p>
<p>Pepsin: Mide öz suyunda bulunan ve proteinleri sindiren enzim.</p>
<p>Pepton: Proteinlerin mide öz suyunda sindirime uğramış son hali.</p>
<p>Periost: Kemik zarı. Kemiklerin dışında bulunan, kemik dokunun beslenmesini onarılmasını sağlayan zar.</p>
<p>Peristaltik: Sindirim sistemi gibi bazı organların çeperlerinde görülen ritmik ve kuvvetli kasılıp gevşeme hareketleri. Bu ritmik kasılma dalgaları organ içindeki maddeyi hareket ettirmeye yardımcı olur.</p>
<p>Periton: Karındaki organları saran iki katlı karın zarı.</p>
<p>pH: Bir sıvının asit veya bazlık derecesini gösteren değer.</p>
<p>Pigment: Hücrelere özgü renk veren madde.</p>
<p>Pinositoz: Hücre zarından doğrudan geçemeyecek kadar büyük moleküllü sıvı maddelerin hücreye alınması.</p>
<p>Plasenta: Çoğu memelide embriyonun besin ve gaz alış-verişini sağlayan yapı.</p>
<p>Plazmid: Bakteri stoplazmalarında bulunan ve kromozom gibi davranan DNA&#8217;lar.</p>
<p>Pleura: Akciğerleri saran iki katlı zar. Akciğer dış zarı.</p>
<p>Polipeptid: Protein molekülünün yapısında bulunan amino asit zincirlerinin bir parçası.</p>
<p>Populasyon: Belirli bir bölgede yaşayan aynı türe ait bireylerin oluşturduğu topluluk.</p>
<p>Por: Gözenek, küçük delik.</p>
<p>Prokaryot hücre: Zarla çevrilmiş özel organelleri ve gerçek çekirdeği olmayan hücreler. Bakteriler ve mavi-yeşil algleri içine alan monera alemindeki canlılar.</p>
<p>Protein: Yapısında karbon, hidrojen, oksijen ve azot gibi elementleri bulunduran temel moleküllerdir. Amino asitlerin peptid bağlarıyla birleşmesinden oluşur. Belli bir sırada dizilmiş bir veya birkaç amino-asit zincirinden oluşan büyük moleküller. Bu dizilişi genetik kodlamadaki nükleotidler belirler. Proteinler vücudumuzdaki hücrelerin, dokuların ve organların oluşması, işlevlerini görebilmesi ve bunu uyum içinde yapmaları için gereklidir. Her proteinin kendine özgü bir işlevi vardır. Sözgelimi hormonlar ve enzimler adlarını duyduğumuz protein türlerinden ikisidir.</p>
<p>Protoplazma: Hücrenin çekirdeği ile sitoplazmasına verilen ad.</p>
<p>R</p>
<p>Refleks yayı: Duyu, ara ve motor nörondan oluşan en basit mekanizma.</p>
<p>Rekombinant DNA: Farklı biyolojik kaynaklardan elde edilen DNA moleküllerinin birleşmesinden oluşan yapı. Hücre sıvısında ve çekirdeğinde bulunan kimyasal bir maddedir. Protein sentezlemesi başta olmak üzere hücre içi kimyasal faaliyetlerde çok önemli bir rolü vardır. Yapısı DNA&#8217;ya benzer. Ama herbiri farklı işlevlere sahip birkaç cinsi vardır.</p>
<p>Rekombinasyon: Mevcut genlerin yeni genotipleri oluşturacak şekilde bir araya gelmesi.</p>
<p>Rektum: Kalın bağırsağın anüsle sonlanan düz kısmı.</p>
<p>Rejenerasyon: Canlılarda görülen, yaraların ve yıpranmış organların yenilenmesi olayı.</p>
<p>Replikasyon: DNA&#8217;nın kendini eşlemesi.</p>
<p>Reseptör: Çeşitli uyarıları alabilen ve duyu organlarının yapısında bulunan özelleşmiş hücre, hücre grupları veya sinir uçları. Almaç</p>
<p>Resesif gen: Etkisini fenotipte gösteremeyen ve çekinik olan gen.</p>
<p>Restriksiyon enzimi: DNA&#8217;yı parçalamaya, kesmeye yarayan enzimler.tyutn</p>
<p>Retina: Gözün ağ tabakası.</p>
<p>Ribozomal RNA: Hücre ribozomlarında bulunan bir çeşit RNA.</p>
<p>Ribozom: Hücrede protein sentezinin yapıldığı yerlerdir. Özel ribozomal RNA&#8217;larla proteinler içerir.</p>
<p>S</p>
<p>Sarkolemma: Kas telini saran zar.</p>
<p>Sedimentasyon: Çökelme.</p>
<p>Segmentasyon: Bir vücut yada yapının benzer parçalara bölünmesi, zigotun geçirdiği bölünme evreleri.</p>
<p>Sekretin: On iki parmak bağırsağının salgıladığı hormon.</p>
<p>Seleksiyon: Seçilim, ayıklama.</p>
<p>Sentromer: Kromozomlarda kardeş kromotidleri bir arada tutan kısım.</p>
<p>Serum: Kanın, pıhtılaşmasından sonra hücrelerinden ayrılmış, açık sarı renkli sıvı kısmı.</p>
<p>Sinaps: İki nöronun veya nöronla başka bir hücrenin bağlandığı yer.</p>
<p>Sitoloji: Hücreyi inceleyen bilim dalı.</p>
<p>Sperm: Erkek üreme hücresi.</p>
<p>Süksesyon: Bir bölgede yaşayan çeşitli türlerin belirli bir zaman içinde birbirlerini izleyerek ortaya çıkmaları; ekolojik süksesyon.</p>
<p>Süspansiyon: Asıltı. Bir akışkan içinde yüzen sıvı parçacıkların oluşturduğu sistem.</p>
<p>T</p>
<p>Tetrat: Mayoz bölünme sırasında homolog kromozomların birbirlerine sarılarak oluşturdukları dört kromotitli yapı.</p>
<p>Transgenik canlı: Rekombinant DNA teknolojisiyle yabancı bir genin yerleştirildiği canlı.</p>
<p>Transkripsiyon: (yazılma) DNA ipliklerinin birinden genetik bilgilerin yeni sentezlenen mRNA&#8217;ya aktarımı.</p>
<p>Translasyon: (okuma) mRNA&#8217;nın sentezlendikten sonra stoplazmadaki ribozoma bağlanıp amino asitleri tRNA&#8217;lar yardımıyla sıraya koyması.</p>
<p>Tümör: İnce bağırsağın iç yüzeyindeki, sindirilmiş besinleri emip kana karıştıran parmaksı uzantılar. ,</p>
<p>Telomere: Kromozomun bitiş kısmı. Bu özel yapı, doşğrusal DNA moleküllerinin kendi kendini üretmesi ve dengeli yapısını koruması işlerine yarar Transkripsiyon: Bir DNA parçasından kopyalanan RNA sentezi.</p>
<p>V</p>
<p>Varyasyon: Bir türün bireylerindeki aynı karakterin farklı şekilleri, değişiklik, çeşitlilik.</p>
<p>Vitellus: yumurta sarısı.Döllenme sırasında yumurtanın beslenmesi sağlayan mukopolisakkarit,protein ve yağ karışımından oluşan madde</p>
<p>Virüs: Sadece içine girdiği bir başka hücre içinde yeniden üreyebilen ve hücresel yapısı olmayan canlı. Virüsler bir protein kılıfı içindeki nükleik asitlerden ibarettir. Bazılarınınsa basit bir zarı vardır. Virüsler çoğalmak için, içine girdikleri hücrenin sentezleme yeteneğinden yararlanır.</p>
<p>Y</p>
<p>Yoğunluk: Herhangi bir maddenin bir birim hacminin kütlesi.</p>
<p>Yumurta: Dişi üreme hücresi.Dişi gamet hücresi</p>
<p>Z</p>
<p>Zar: Hücreyi ve çoğu organelleri çevreleyen lipit ve proteinlerden oluşan yapı.</p>
<p>Zigot: Döllenmiş yumurta hücresi.</p>
<p>Zooloji: Biyolojinin hayvanları inceleyen dalı.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbiyoloji-terimleri-sozlugu%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/biyoloji-terimleri-sozlugu/&amp;text=Biyoloji Terimleri Sözlüğü&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/biyoloji-terimleri-sozlugu/&amp;t=Biyoloji Terimleri Sözlüğü">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/biyoloji-terimleri-sozlugu/&amp;title=Biyoloji Terimleri Sözlüğü&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbiyoloji-terimleri-sozlugu%2F&name=buzlu.org&description=Biyoloji+Terimleri+S%C3%B6zl%C3%BC%C4%9F%C3%BC" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/biyoloji-terimleri-sozlugu/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/biyoloji-terimleri-sozlugu/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/biyoloji-terimleri-sozlugu/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/biyoloji-terimleri-sozlugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akıllı Gen nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/akilli-gen-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/akilli-gen-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Sep 2010 12:51:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[adamları]]></category>
		<category><![CDATA[Akıllı DNA]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı gen]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kalıtım]]></category>
		<category><![CDATA[kromozom]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[Plomin]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4833</guid>
		<description><![CDATA[Akıllı DNA&#8217;lar zekânın kalıtım yoluyla nasıl geçtiğine ışık tutuyor.İnsan zekâsının ne kadarının kalıtsal, ne kadarının çevresel koşullar tarafından belirlendiği tartışması tüm şiddetiyle sürerken bir küçük nokta gözden kaçıyor. Bugüne dek zekâyı etkileyen herhangi bir gen (geri zekâya yol açan gen hariç) henüz bulunmadı. Başını Londra Psikiyatri Enstitüsü&#8217;nden Robert Plomin &#38;apos;in çektiği bir grup araştırmacı zekâdan [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/09/Akıllı-Gen.jpg"><img class="size-full wp-image-4834 aligncenter" title="Akıllı Gen" src="http://www.buzlu.org/images/2010/09/Akıllı-Gen.jpg" alt="" width="207" height="300" /></a></p>
<p>Akıllı DNA&#8217;lar zekânın kalıtım yoluyla nasıl geçtiğine ışık tutuyor.İnsan zekâsının ne kadarının kalıtsal, ne kadarının çevresel koşullar tarafından belirlendiği tartışması tüm şiddetiyle sürerken bir küçük nokta gözden kaçıyor.</p>
<p>Bugüne dek zekâyı etkileyen herhangi bir gen (geri zekâya yol açan gen hariç) henüz bulunmadı. Başını Londra Psikiyatri Enstitüsü&#8217;nden Robert Plomin &amp;apos;in çektiği bir grup araştırmacı zekâdan sorumlu geni bulmak üzere kolları sıvadılar. İşe zeki çocuklardan başladılar. Plomin&#8217;e göre &#8221;akıllı gen&#8221;in adresi zeki çocuklardı. Zeki çocukları seçmek için şu yöntemi kullandılar: Çeşitli yaşlardaki öğrencileri üniversiteye giriş sınavından geçirdiler. Sınavdan yüksek puan alanların DNA&#8217;larını incelediler. Ve bu çalışmanın sonunda peşinde oldukları genin izini tespit etmeyi başardılar.</p>
<p>Cleveland dolaylarındaki 6 yerleşim bölgesinde yaşayan ve yaşları 6 ile 15 arasında değişen 51 çocuktan kan örnekleri alındı. Bir grubun ortalama IQ&#8217;su 136 olarak hesaplandı. Diğer grupta ortalama IQ 103 idi. Tüm çocuklar beyazdı. Kan hücrelerini ayrıştıran bilim adamları çocukların 6 numaralı kromozomunu tek tek incelediler. <span id="more-4833"></span></p>
<p>6 numaralı kromozomun üzerindeki 37 genin içinden biri farklıydı: IGF2R adı verilen genin yüksek IQ&#8217;lu gruptaki çocuklarda görülme yüzdesi, normal IQ&#8217;lu çocuklardakine oranla iki misliydi (Yüzde 32&#8242;ye karşı yüzde 16). Psychological Science isimli derginin mayıs sayısında yer alan araştırma raporuna göre IGF2R geninin bir şekli olan ve adına &#8221;allele 5&#8221; denilen gen zekâdan sorumluydu.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Ancak Plomin bu genin bir &#8221;üstün zekâ geni&#8221; olmadığına dikkat çekiyor. Bu gen yalnızca fazladan dört IQ puanı anlamına  geliyor. Ve bu gen bir insanı üstün zekâlı yapmaya yetmiyor: Ortalama IQ&#8217;ya sahip çocukların yüzde 23&#8242;ü bu gene sahipken, üstün zekâlı çocukların yüzde 54&#8242;ünde bu gen bulunmuyor.</p>
<p>Akıllı gen &#8221;Insulinlike growth factor 2 receptor- IGF2R-İnsülin benzeri büyüme faktörü 2 reseptörü&#8221; ismi ile tanınıyor. Bu gen, insülin geni ile büyük benzerlikler taşıyor. Sıradan bir hormon bir hücreye yanaştığı zaman bazı durumlarda hücrenin büyümesine, bazı durumlarda ise hücrenin intihar etmesine yol açar. Bu iki tepki de beynin gelişmesi sırasında izlenen normal faaliyetlerdir. Fare beyinlerinde öğrenme ve bellek bölgelerinin insülin reseptörleri ile kaplı olduğunu fark eden Ulusal Sağlık Enstitüsü&#8217;nden bilim adamları, insülinin sinirlerin büyümesini hızlandırdığı sonucuna vardılar.</p>
<p>Bu sonuç, IGF2R&#8217;in beyni ve dolayısıyla zekâyı etkilediği ¤¤¤ini desteklese de bazı genetikçiler IQ-gen araştırmalarında elde edilen sonuçların doğruluğu konusunda kuşkulular. Plomin&#8217;in grubunun bulduğu akıllı genin akademik yönden başarılı olan çocuklarda rastlanan yaygın bir gen olduğu fikrini öne süren kuşkucu grubun sözcüsü Johns Hopkins Üniversitesi&#8217;nden Andrew Feinberg , &#8221;Buldukları genin etnik farklılıklardan kaynaklanmadığını kim bilebilir?&#8221; diye soruyor. Öte yandan Stanford Üniversitesi&#8217;nden Neil Risch , Plomin&#8217;in bu araştırmasına ilişkin görüşlerini şöyle dile getiriyor:&#8221;Plomin&#8217;in araştırması bana kalırsa rastlantılara dayanıyor.</p>
<p>Bir kromozomun üzerindeki 37 genin arasından bir geni bulup çıkartarak bunun akıllı gen olduğunu iddia etmek bilimsel bir temele dayanmıyor. Örneğin çeşitli araştırmalarda şizofreni geni, meraklılık geni gibi çeşitli kişilik özellikleri ile ilgili genler bulundu. Ancak bu araştırmalar tekrarlandığında aynı sonuçlar elde edilemedi. Bu da araştırmaların güvenilirliğini zedeliyor.&#8221;<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bilim adamlarının IGF2R geninin zekâyı etkilediği iddiasını kabul etmeleri de sorunu çözmeye yetmiyor. Şimdi ortaya yeni bir soru atılıyor: IGF2R zekâyı nasıl etkiliyor? Zekânın çok karmaşık bir olgu olması bu sorunu daha da içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. Ulusal Sağlık Enstitüsü&#8217;nden bir yetkili, &#8221;Sağlıklı çocukların okulda daha başarılı oldukları bir gerçek.</p>
<p>Dolayısıyla bu genin ancak çocuğun yeterli gıda aldığı durumlarda etkili olduğu düşünülebilir&#8221;diye konuşuyor. Cornell Üniversitesi&#8217;nden psikolog Stephen Ceci genlerin bir vakum içinde çalışmadığını belirterek, &#8221;Bu soruyu yanıtlamak için önce daha başka soruları açıklığa kavuşturmak gerekiyor. Zekâyı etkileyen genlerin çevresel koşullardan nasıl etkilendiğini ortaya çıkartmak ön koşuldur. Örneğin, hamilelik döneminde annenin beslenme şekli bile zekâyı büyük ölçüde etkiler&#8221; diyor.</p>
<p>Plomin, bu arada IQ geni ile ilgili iki kromozomu daha inceledi. Bunlardan elde ettiği sonuçları ekim ayında açıklamayı planlıyor. Bu arada DNA&#8217;nın zihinsel ve bedensel tüm özelliklerimizi belirlediği inancının kesinleşmesi için akıllı genin çevre ile nasıl bir etkileşim içinde olduğuna açıklık getirilmesi gerekiyor. Bu arada bir fizyolog, önümüzdeki iki ay içerisinde IGF2R geni çalışmalarına doğum öncesi bir test ile katkıda bulunmayı tasarlıyor.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fakilli-gen-nedir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/akilli-gen-nedir/&amp;text=Akıllı Gen nedir?&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/akilli-gen-nedir/&amp;t=Akıllı Gen nedir?">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/akilli-gen-nedir/&amp;title=Akıllı Gen nedir?&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fakilli-gen-nedir%2F&name=buzlu.org&description=Ak%C4%B1ll%C4%B1+Gen+nedir%3F" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/akilli-gen-nedir/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/akilli-gen-nedir/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/akilli-gen-nedir/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/akilli-gen-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doku bilimi nedir? (Histoloji)</title>
		<link>http://www.buzlu.org/doku-bilimi-nedir-histoloji/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/doku-bilimi-nedir-histoloji/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 15:54:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[anatomi]]></category>
		<category><![CDATA[bitki dokusu]]></category>
		<category><![CDATA[biyopsi]]></category>
		<category><![CDATA[Doku Bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan dokusu]]></category>
		<category><![CDATA[histoloji]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[nekropsi]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[otopsi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4840</guid>
		<description><![CDATA[Doku Bilimi (İngilizce Histology, histoloji), bitki ve hayvan dokularının bileşimini ve yapısını özelleşmiş işlevleriyle bağlantılı olarak inceleyen bilim dalıdır. Doku biliminin temel amacı dokuların hücre ve hücreler arası maddelerden organlara dek tüm yapı aşamalardaki düzenini saptamaktır. Mikroskobik anatomi olarak da tanımlanabilir. Doku alımı cerrahi, biyopsi veya otopsi (veya nekropsi, hayvansal dokular için) yollarıyla gerçekleştirilir. buzlu.org [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/09/doku-bilimi.jpg"><img class="size-full wp-image-4841 aligncenter" title="doku bilimi" src="http://www.buzlu.org/images/2010/09/doku-bilimi.jpg" alt="" width="291" height="216" /></a></p>
<p>Doku Bilimi (İngilizce Histology, histoloji), bitki ve hayvan dokularının bileşimini ve yapısını özelleşmiş işlevleriyle bağlantılı olarak inceleyen bilim dalıdır. Doku biliminin temel amacı dokuların hücre ve hücreler arası maddelerden organlara dek tüm yapı aşamalardaki düzenini saptamaktır.</p>
<p>Mikroskobik anatomi olarak da tanımlanabilir. Doku alımı cerrahi, biyopsi veya otopsi (veya nekropsi, hayvansal dokular için) yollarıyla gerçekleştirilir.<span id="more-4840"></span></p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<!--adsense#336x280kareicerik-->
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fdoku-bilimi-nedir-histoloji%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/doku-bilimi-nedir-histoloji/&amp;text=Doku bilimi nedir? (Histoloji)&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/doku-bilimi-nedir-histoloji/&amp;t=Doku bilimi nedir? (Histoloji)">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/doku-bilimi-nedir-histoloji/&amp;title=Doku bilimi nedir? (Histoloji)&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fdoku-bilimi-nedir-histoloji%2F&name=buzlu.org&description=Doku+bilimi+nedir%3F+%28Histoloji%29" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/doku-bilimi-nedir-histoloji/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/doku-bilimi-nedir-histoloji/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/doku-bilimi-nedir-histoloji/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/doku-bilimi-nedir-histoloji/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lökosit Nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/lokosit-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/lokosit-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 19:12:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz kan hücresi]]></category>
		<category><![CDATA[görevi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hücreleri]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[koruma]]></category>
		<category><![CDATA[Lökosit Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Lökosit Tipleri]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4837</guid>
		<description><![CDATA[Lökosit veya akyuvarlar olarak da adlandırılan beyaz kan hücresi, kemik iliğinde üretilir. Vücudu bulaşıcı hastalıklara ve yabancı maddelere karşı koruyan lökositler, bağışıklık sisteminin önemli bir bölümünü oluştururlar. Sağlıklı bir yetişkin insanın bir litre kanında 4&#215;109-11&#215;109 adet, bir başka tanımla, bir damla kanda takriben 7.000 ila 25.000 arası beyaz kan hücresi bulunur. Bu miktar Lösemi hastalarında [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/09/lokosit.jpg"><img class="size-full wp-image-4838 aligncenter" title="lokosit" src="http://www.buzlu.org/images/2010/09/lokosit.jpg" alt="" width="239" height="239" /></a></p>
<p>Lökosit veya akyuvarlar olarak da adlandırılan beyaz kan hücresi, kemik iliğinde üretilir. Vücudu bulaşıcı hastalıklara ve yabancı maddelere karşı koruyan lökositler, bağışıklık sisteminin önemli bir bölümünü oluştururlar. Sağlıklı bir yetişkin insanın bir litre kanında 4&#215;109-11&#215;109 adet, bir başka tanımla, bir damla kanda takriben 7.000 ila 25.000 arası beyaz kan hücresi bulunur. Bu miktar Lösemi hastalarında 50.000&#8242;e kadar çıkar. Lökositler kanın dışında lenf sistemi, dalak ve diğer vücut dokularında da bulunur.</p>
<p>Lökosit tanımı tüm beyaz hücre tiplerini kapsayan kaba bir tanımdır. Bu şekilde kan hücrelerini gruplamak sıklıkla bu tanımın yanlış kullanımına yol açmaktadir. Bu yüzden farklı kaynaklar hücreleri kökenlerine göre ayırmaya yoluna gitmektedir.<span id="more-4837"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Lökosit Tipleri</strong></p>
<p>Birden fazla lökosit tipi vardır. Bu çeşitler çekirdek büyüklüklerine, yapılarına ve bazı boyalara karşı olan afinitelerine göre sınıflandırılırlar. Lökositleri üç temel gruba ayırabiliriz:</p>
<p>* Granülositler,<br />
* Lenfositler,<br />
* Monositler.</p>
<p>Granülositler</p>
<p><strong>3 tip granülosit vardır:</strong></p>
<p>* Nötrofiller,<br />
* Bazofiller,<br />
* Eozinofiller.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Lenfositler</strong></p>
<p>Bağışıklık yanıtının humoral bağışıklık yanıtı|humoral bölümünü oluşturan lenfositler, kandan çok lenf sisteminde bulunurlar. Kanda 3 lenfosit tipi bulunur: B hücresi|T hücreleri, T hücresi|T hücreleri ve doğal öldürücü hücre|doğal öldürücü (katil) hücreler. B hücresi|B hücreleri her antijene özel antikor üretirken, CD4|CD4+ (yardımcı T hücresi|yardımcı) T hücreleri ise bağışıklık yanıtını düzenlerler. CD8+ (sitotoksik T hücresi|sitotoksik) T hücreleri (öldürücü T hücreleri olarak da adlandırılırlar) ve doğal öldürücü hücreler ise bakterileri ve virüslerle enfekte olmuş vücut hücrelerini yok edebilirler.</p>
<p>Monositler</p>
<p>Monositler fagositoz yapma özelliğine sahiptirler. Ayrıca T hücresi|T hücrelerini uyararak onların çoğalmasını sağlarlar. Kan dolaşımından ayrılıp dokulara giren monositler makrofaj diye adlandırılırlar.</p>
<p><strong>Lökositlerle İlgili Hastalıklar</strong></p>
<p>* Lökopeni, kandaki lökosit sayısının azalması<br />
* Lökositoz, kandaki lökosit sayısının çoğalması<br />
* Lösemi ve lenfom kanser türlerinde lökositler kontrolsüz biçimde çoğalırlar.<br />
<strong><br />
Diğer Doku Hücreleri</strong></p>
<p>* Histiositler, kan dolaşımında bulunmayıp, lenf sisteminde ve diğer vücut dokularında bulunan hücreler:<br />
* Makrofajlar<br />
* Dendritik hücreler<br />
* Mast hücreleri (mastositler)
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Flokosit-nedir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/lokosit-nedir/&amp;text=Lökosit Nedir?&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/lokosit-nedir/&amp;t=Lökosit Nedir?">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/lokosit-nedir/&amp;title=Lökosit Nedir?&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Flokosit-nedir%2F&name=buzlu.org&description=L%C3%B6kosit+Nedir%3F" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/lokosit-nedir/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/lokosit-nedir/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/lokosit-nedir/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/lokosit-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Balıklarda bulunan parazitler</title>
		<link>http://www.buzlu.org/baliklarda-bulunan-parazitler/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/baliklarda-bulunan-parazitler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 13:41:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvanlar alemi]]></category>
		<category><![CDATA[çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Balıklarda bulunan parazitler]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıcı mı]]></category>
		<category><![CDATA[deniz balığı]]></category>
		<category><![CDATA[derisi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[larva]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl olur]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı su balığı]]></category>
		<category><![CDATA[türleri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[tenyalar]]></category>
		<category><![CDATA[yumurta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4690</guid>
		<description><![CDATA[Tatlı su ve de Deniz balıklarında görülen parazitler, Balıketi tüketimi ile insanlara geçerek çeşitli sağlık sorunlarına sebep olurlar, Bu gibi durumlara sebep olmamak için Parazit türlerini biraz tanıyalım. 1:OPİSTORCHİS FELİNEUS OPİSTORCHİS FELİNEUS 8 İla 11 mm uzunluğunda 1,5 -2 mm genişliğinde TREMATODDUR. Vücudunun ön kısmı sivri ve kırmızıya yakın bir renktedir, Yumurtaları oval kapaklı ve [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/06/Balıklarda-bulunan-parazitler.jpg"><img class="size-full wp-image-4691 aligncenter" title="Balıklarda bulunan parazitler" src="http://www.buzlu.org/images/2010/06/Balıklarda-bulunan-parazitler.jpg" alt="" width="312" height="167" /></a></p>
<p>Tatlı su ve de Deniz balıklarında görülen parazitler, Balıketi tüketimi ile insanlara geçerek çeşitli sağlık sorunlarına sebep olurlar, Bu gibi durumlara sebep olmamak için Parazit türlerini biraz tanıyalım.</p>
<p><strong><br />
1:OPİSTORCHİS FELİNEUS</strong><br />
OPİSTORCHİS FELİNEUS 8 İla 11 mm uzunluğunda 1,5 -2 mm genişliğinde TREMATODDUR. Vücudunun ön kısmı sivri ve kırmızıya yakın bir renktedir, Yumurtaları oval kapaklı ve açık kahverengidir. Boyları 25–30 mikron genişlikleri 11 ila 15 mikrondur.</p>
<p><strong>2:YNİA LEACHİ</strong><br />
Derilerinin üzeri mukoza ile kaplı tatlı su balıklarının derilerinden girerek kaslara yerleşir ve orada kistleşirler.<br />
Tatlı su balıklarında en çok rastlanan Sazan, Kızılkanat ve çitaridir.<br />
Kistleşmiş larvalar balıketinde normal ısı derecesinde üç gün canlı kalır, Tuzlanmış balıklarda 10 güne kadar canlı kaldıkları bilinmektedir.<br />
Balıkların az pişirilmiş olarak ve çiğ olarak tüketimlerinde 2 ün içerisinde olgun formlar gelişir ve bu formlar karaciğerde tehlikeli tahribata yol açar, Bu gibi balıklar tüketilmemeli ve derhal imha edilmelidir.    <span id="more-4690"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>3:DİPHYLLOBOTRİUM LATUM L</strong><br />
İnsan tenyası (DİPHYLLOBOTRİUM LATUM)Gelişmesini birçok balık türünde tamamlar. Şerit 9 metreyi aşan uzunlukta ve yaklaşık 2cm genişliğindedir, Badem şeklindeki SCOLEXİ 2–3 mm uzunlukta olup boyun kısmı kısadır, Sayıları 3000 ile 4000 arasında değişen halkalardan oluşur. İnsanların bağırsaklarında olduğu zaman iştahsızlık başlar. Çıkardığı toksinler insanlara zarar verir, İnsan vücudunda fazla kaldıkları zaman anemiye sebep olur.<br />
Turna ve sazan gibi balıklar parazit içeren maddeleri yerler ve balıklarda bu parazit oluşarak  bağırsak duvarından karna ve kaslara geçerler.</p>
<p><strong>4:LİGULA SİMPLİCİSSİMA</strong><br />
Su kuşlarında yaşayan tenyanın rengi beyazdır 10 ila 40 cm uzunluğundadır 1 metre olanlarıda vardır.<br />
Su kuşlarının dışkısı ile balıklara geçerler, Bunlara meraklı olan sazan kara balık parazitleri büyük miktarda alır, Bunun gibi balıkların karın boşluğunda gelişmelerini tamamlar ve 35-50 CM uzunluğa erişirler ve aşırı derece büyüyen karın duvarı herhangi yerinden yırtılarak balık ölür.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>5:ASKARİTLER</strong><br />
Bir çok balık türünde kaslarda rastlanır,Özellikle Morina ,Ringa,Turna,Som, Tatlı su levreği(Testere balığı olarakta bilinir)sık bulunurlar. Balıklarda yerleştikleri bölge karın boşluğu ve karın sırt kaslarıdır.Kaslarda genelde kıvrılmış olarak bulunurlar, Bunlar pişirme sırasında ölürler.</p>
<p><strong>6:HOLOSTOMUM PERLATUM CİUREA</strong></p>
<p>Sazanların pullarının dökülmüş olduğu noktalarda ve kaslarda toplu iğne başı kadar modüller oluştururlar.</p>
<p><strong>7:PİSCİCOLA GEOMETRA</strong><br />
Balıkların deri üstünde pek çok sayıda bulunan 4 cm uzunluğunda gri ve yeşil renkte üzerinde kahve rengi noktaların olduğu bir solucandır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbaliklarda-bulunan-parazitler%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/baliklarda-bulunan-parazitler/&amp;text=Balıklarda bulunan parazitler&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/baliklarda-bulunan-parazitler/&amp;t=Balıklarda bulunan parazitler">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/baliklarda-bulunan-parazitler/&amp;title=Balıklarda bulunan parazitler&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbaliklarda-bulunan-parazitler%2F&name=buzlu.org&description=Bal%C4%B1klarda+bulunan+parazitler" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/baliklarda-bulunan-parazitler/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/baliklarda-bulunan-parazitler/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/baliklarda-bulunan-parazitler/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/baliklarda-bulunan-parazitler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stetoskop nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/stetoskop-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/stetoskop-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 May 2010 07:13:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[aletler]]></category>
		<category><![CDATA[araçları]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Williams]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kardiyolog]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl kullanılır]]></category>
		<category><![CDATA[ne işe yarar]]></category>
		<category><![CDATA[Rene Theophile Hyancinthe Laennec]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[Stetoskop]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4621</guid>
		<description><![CDATA[Stetoskop, vücut içinde oluşan sesleri dinlemek için kullanılan tıbbi bir cihazdır. Stetoskop genelde üç ana kısımdan meydana gelir; Diyafram, Tüp (elastik boru şeklinde) Kulaklık Bazı stetoskoplarda ayrıca çan denilen ve alçak perdeden sesleri yükseltmeye yarayan bir kısım da bulunur. Diyafram, stetoskobun tüp kısmının ucunda bulunan ve dinlenmek istenen bölgeye değdirilen yassı koni şeklinde bir parçadır. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/05/Stetoskop.jpg"><img class="size-full wp-image-4622 aligncenter" title="Stetoskop" src="http://www.buzlu.org/images/2010/05/Stetoskop.jpg" alt="" width="324" height="322" /></a></p>
<p>Stetoskop, vücut içinde oluşan sesleri dinlemek için kullanılan tıbbi bir cihazdır. Stetoskop genelde üç ana kısımdan meydana gelir;</p>
<p>Diyafram,<br />
Tüp (elastik boru şeklinde)<br />
Kulaklık</p>
<p>Bazı stetoskoplarda ayrıca çan denilen ve alçak perdeden sesleri yükseltmeye yarayan bir kısım da bulunur. Diyafram, stetoskobun tüp kısmının ucunda bulunan ve dinlenmek istenen bölgeye değdirilen yassı koni şeklinde bir parçadır. Bu parçanın içinde ortamdan yalıtılmış bir zar vardır.</p>
<p>Yüzeydeki sesle titreyen zar konik parça içindeki havaya basınç uygular ve bu basınç tüp içinden kulaklığa kadar ulaşır ve uygun yapıdaki kulaklık parçaları, sesi kulak içine yayar. Basit bir mantıkla çalışan stetoskop, bir nevi mekanik yükselticidir.<span id="more-4621"></span></p>
<p><strong>Stetoskopla en çok dinlenen sesler şunlardır;</strong></p>
<p>Kalbin atışı<br />
Akciğerlerin çıkardığı sesler<br />
Bağırsaklarda ve midede ortaya çıkan sesler<br />
Nabız<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Ayrıca kan basıncını ölçmek için de kullanılır.</p>
<p>Stetoskop ile vücuttaki sesleri dinleme işine oskültasyon (auscultation) denir. Oskültasyon, tecrübe gerektiren bir teşhis yöntemidir.</p>
<p>Stetoskop ile kulağa ulaşan sesin normal olup olmadığını anlamak, eğitim ve deneyim gerektirir. Mesela kalpten yayılan birçok ses vardır ve bu seslerin bazısı insandan insana farklılık gösterebilir.<br />
Steteskobun tarihçesi</p>
<p>M.Ö. 400 yılında Hipokrat, kalpten gelen seslerii, göğüs kafesinin içinde kaynayan sirkeye benzetmişti. 2000 yıl sonra, 17. yüzyılda William Harvey, bu sesi akan suyun çıkardığı şırıltı olarak açıkladı.</p>
<p>1816 yılında Dr. Rene Theophile Hyancinthe Laennec, kağıdı rulo yaparak bir ucunu hastanın kalbine diğer ucunu kulağına dayayıp kalp sesini dinledi. Kısa süre sonra rulo kağıdın yerini bir tüp aldı ve bu da stetoskobun başlangıcı oldu. Yunanca bir kelime olan stetoskop; stetos (göğüs) ve skopein (bakmak) kelimelerinin birleşmesinden oluşur.</p>
<p>Günümüzdeki haline gelmesi için çeşitli malzemelerle deneyler yapıldı. En iyi ses iletimi, 30 cm.lik tahta silindirden elde edildi. Bu alet ile kalp sesleri daha net ayrıştırılmaya başlandı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
1829&#8242;da, Dr. Charles Williams, Laennec stetoskobunu iki parçaya bölerek geliştirdi ve değişik açılara bükülüp katlanabilen bir cihaz haline getirdi. 1830 ve 1840 yıllarında tek kulaktan dinlemeli ve dayanıklı kauçuktan, doktorların kalp ve akciğer dinlemelerine açısal hareketlerle kullanım kolaylığı sağlayan stetoskoplar geliştirildi.</p>
<p>1852&#8242;de ilk çift kulaklıklı stetoskoplar kullanıldı. Amerika&#8217;dan P. Camman ve İngiltere&#8217;den Alfred Leared, aynı zamanlarda bu aleti değişik formlarda ortaya çıkardı. Camman tarafından üretilen cihaz; 1 inç&#8217;lik ahşap çan bağlı tüplere doğru incelen spiral telli, yayla metal dinleme tüplerine bağlı, kullanımı kolay ve konforlu idi. Sonraki 40 yılda stetoskop tasarımı çok az değişime uğradı.</p>
<p>1894&#8242;te İtalyan Bianchi ile Amerikalı mühendis R.C.M. Bowles&#8217;ın çalışmaları, göğüs kafesi için kullanıldı. Bunları diyafram ve çanın yararları üzerine tartışmalar izledi. Çan ve diyaframa olan ihtiyaç artışı ile 1926&#8242;da Lad Howard Sprague ilk çan ve diyafram birleşimini bugünkü şekline getirdi.</p>
<p>1940&#8242;ta Dr.Sprague, Maurice Rappaport ile birlikte çalışarak stetoskobun bilimsel fizik prensiplerini belirledi.</p>
<p>1958’de İngiliz kardiyolog Dr. Aulrey Leatham&#8217;ın stetoskobu, sadece çan ve diyafram birleşimi olmayıp, ilkinin içinde ikinci en küçük çanı içeriyordu. Bir manivela sayesinde çocuklar için kullanıma imkân sağlıyordu.</p>
<p>1961&#8242;de Amplivex tarafından elektronik stetoskop geliştirildi. Bu cihaz vakumlu tüp teknolojisi ile avantaj sağlıyordu. Uygun ağırlığı ve uygun boyu ile kullanıma elverişli bir cihaz oldu.<br />
Elektronik stetoskoplar</p>
<p>Mekanik stetoskoplar hafif ve taşınabilir oldukları için kullanımları kolaydır ancak sadece uzman kişiler tarafından yorumlanabilecek veri sunar. Elektronik stetoskoplar ise elde edilen veriyi kullanıcıya yorumlanmış bir şekilde sunabilmektedir.</p>
<p>Elektronik stetoskoplar fazla yaygınlaşmamıştır, gelişmekte olan bir teknolojidir ve pahalıdır. Doktorlar mekanik stetoskopları tercih etmektedir.</p>
<p>Elektronik stetoskopların çalışma prensipleri</p>
<p>Elektronik stetoskop, sesi öncelikle bir dönüştürücü yardımıyla elektriksel bir niceliğe dönüştürür. Havanın titreşimini elektrik işaretlere dönüştüren basınç algılayıcıları kullanılarak vücuttaki sesler elektronik ortama aktarılır. Bu iş için mikrofonlar kullanılır. Kullanılan mikrofonların yalıtılmış olmaları gerekir, çünkü ortamdaki sesler vücuttan gelen sese eklenerek çıktıyı bozar.</p>
<p>Mikrofonla gerilime dönüştürülen ses çok zayıf ve gürültülüdür. Çeşitli filtre ve yükselteç devreleriyle iyileştirilen işaret (sinyal) daha sonra çıktı (ses, görüntü, teşhis sonuçları vs.) olarak sunulmak için örneksel (analog) veya sayısal (dijital) bir sisteme aktarılır.</p>
<p>Sayısal verinin işlenmesi daha kolay olduğu için elektronik stetoskoplar genelde sayısal olarak tasarlanır. İyileştirilmiş işaret önce örneksel-sayısal çeviriciyle sayısal değerlere dönüştürülür ve daha sonra da bir işlemci tarafından işlenerek çıktı halini alır.</p>
<p>İşaret çözümlemesinde sayısal işaret işleyicilerden (İng. Digital Signal Processor) yararlanılması çıktının kalitesini artırır. Sayısal işaret işleyici yardımı ile veriler üzerinde filtreleme-yorumlama vs. her türlü işlem kolayca yapılabilmektedir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fstetoskop-nedir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/stetoskop-nedir/&amp;text=Stetoskop nedir?&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/stetoskop-nedir/&amp;t=Stetoskop nedir?">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/stetoskop-nedir/&amp;title=Stetoskop nedir?&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fstetoskop-nedir%2F&name=buzlu.org&description=Stetoskop+nedir%3F" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/stetoskop-nedir/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/stetoskop-nedir/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/stetoskop-nedir/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/stetoskop-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Böbrekler ve hastalıkları</title>
		<link>http://www.buzlu.org/bobrekler-ve-hastaliklari/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/bobrekler-ve-hastaliklari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Apr 2010 07:09:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[diyaliz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[iç organlar]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[organlarımız]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[vücud]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4598</guid>
		<description><![CDATA[Böbrekler, omurgalılarda  bulunan fasulye  biçiminde boşaltım organlarıdır. 10 cm boyuna kadar olabilen böbrekler, boşaltım sisteminin bir bölümünü oluştururlar. Bu organlar, başta üre olmak üzere atıkları kandan süzer ve onları su ile birlikte idrar olarak boşaltırlar. Böbrekleri ve böbreklere etki eden hastalıkları inceleyen tıbbi dal nefrolojidir. Nefroloji, adını Yunanca &#8220;böbrek&#8221; anlamına gelen nephros sözcüğünden alır. Böbrek(ler) [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/04/böbrekler.jpg"><img class="size-full wp-image-4599 aligncenter" title="böbrekler" src="http://www.buzlu.org/images/2010/04/böbrekler.jpg" alt="" width="303" height="256" /></a></p>
<p>Böbrekler, omurgalılarda  bulunan fasulye  biçiminde boşaltım organlarıdır. 10 cm boyuna kadar olabilen böbrekler, boşaltım sisteminin bir bölümünü oluştururlar. Bu organlar, başta üre olmak üzere atıkları kandan süzer ve onları su ile birlikte idrar olarak boşaltırlar. Böbrekleri ve böbreklere etki eden hastalıkları inceleyen tıbbi dal nefrolojidir.</p>
<p>Nefroloji, adını Yunanca &#8220;böbrek&#8221; anlamına gelen nephros sözcüğünden alır. Böbrek(ler) ile ilgili anlamında kullanılan renal  sözcüğü ise Latince renalis sözcüğünden gelir. Böbreklerin içindeki süzme birimlerine nefron denir. Her böbrekte yaklaşık 1 milyon nefron bulunur.</p>
<p><strong>Anatomi </strong></p>
<p>İnsanlarda, böbrekler karın bölgesinin arka bölümünde, bir başka deyişle karınzarı arkası (retroperitonal) bölgesinde yer alırlar.  İki tane bulunan (çoğu insanda tek böbrek bulunabilmektedir, ve bu insanlar bunun ayrımına varmadan sağlıklı bir yaşam sürdürebilirler) böbreklerden sağda olanı diyaframın hemen altında, ve karaciğerin  arkasında (posterior), solda olanı ise diyaframın altında ve dalağın arkasında yer almaktadır. Böbreklerin ikisinin de üstünde böbreküstü bezleri yer almaktadır. Böbreklerin konumları bakımından bakışımsız olmalarının nedeni karın boşluğunda büyük bir yer kaplayan karaciğerin, sağda bulunan böbreğin soldakine göre 1-2 santimetre daha aşağı bir konumda (inferior) bulunmasına neden olmasıdır.<span id="more-4598"></span></p>
<p>Karınzarı arkasında bulunan böbreklerin boyutları 9 ila 13 cm arasında değişmekte, ve sol böbrek sağdakinden az da olsa biraz daha büyüktür. Yaklaşık 12. göğüs omuru ile 3. bel omurlarının (T12-L3) düzeyleri arasında yer almaktadırlar.Böbreklerin üst bölgeleri 11. ve 12. kaburgalarca korunmaktadır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Böbreküstü bezleriyle birlikte böbrekler, yağ dokuyla çevrelenip (buna pararenal yağ denilmektedir), bu yapı da böbrek zarı (renal fasiya olarak da bilinir) ile bütünüyle sarılmış durumdadır. Yukarıda da belirtildiği gibi, böbreklerden biri ya da ikisi doğuştan bulunmayabilirler, ve bu duruma böbrek oluşmaması ya da renal agenez denilmektedir.</p>
<p>Böbrekler, süzülmemiş kanı karın bölgesi aorttan ayrılan sol ve sağ böbrek atardamarları yoluyla almaktadırlar.Böbrekten dönen süzülmüş kan ise sağ ve sol böbrek toplardamarları yoluyla alt ana toplar damara döner. Böbreğe giden kan, kalbin pompaladığı toplam kanın (kardiyak debi) üçte birine ulaşabilir.</p>
<p><strong>Doku bilimi (histoloji) </strong></p>
<p><strong>Genel </strong></p>
<p>Böbrekten ayrılan idrar borusu (üreter) takip edilerek böbreğin içine ilerledikçe huni biçiminde bir boşluk olarak genişler; buna havuzcuk (pelvis) denilmektedir. Havuzcuktan da küçülerek ayrılan bölgelere büyük çanak (majör kaliks), bunlardan ayrılan daha da küçük bölgelere küçük çanak (minör kaliks) denmektedir. İnsan böbreğinde yaklaşık 12 adet küçük çanak bulunmaktadır. Böbrek, kesildiğinde, kabuk (korteks) ve öz (medulla) bölgelerinden oluştuğu görülür. Öz bölgede uçları papilla olarak bilinen piramitler bulunmakta, ve bunların herbiri bir çanağa bağlıdır. Kabuk bölgesi dokusu her iki ardışık piramitler arasına sokulur, ve bunlara Bertin sütunları denilmektedir.</p>
<p><strong>Damarlar </strong></p>
<p>Böbrekler damarlarca çok iyi bir biçimde beslenmekte, ve vücut ağırlığının yalnızca %0.5&#8242;lik bir bölümünü oluştursa da, kardiyak debinin %25&#8242;ini alırlar, ve bu daha da artabilir. Kabuk bölgesi organın en çok damarlarının bulunduğu bölgedir, bu bölge böbreğe gelen kanın %90&#8242;ını toplar. Böbreğe gelen atardamar  ön ve arka olmak üzere iki dala ayrılır.</p>
<p>Bu dallardan, loplar arası damarlar ayrılıp loplar arasında ilerleyerek yayımsı damarlara ayrılır. Bu damarlar da kabuk ve öz bölgeler arasına yayılarak lopçuklar arası damarlara ayrılırlar. Lopçuklar arası damarlardan getirici damarlar ayrılıp yumakçık (glomerülus) yapısına girer.</p>
<p>Damarlar, yumakçık içinde daha da küçük dallara ayrılıp, 20 ila 40 arasında değişen kılcal damar kıvrımlarına dönüşürler. Bu kılcal damarlar yumakçık içindeki tampon bölge (mesenjium) ile çevrelenmiştir. Kılcal damarlar birleşerek yumakçıktan götürücü damarlar olarak ayrılırlar.</p>
<p>Genel olarak, kabuk bölgesinin yüzeyine yakın olan nefronlardan ayrılan götürücü damarlar borucukları çevreleyerek peritubüler damar ağını oluştururlar.</p>
<p>Öte yandan kabuk bölgesinin daha derinlerinde yer alan yumakçıklardan ayrılan damarlar vasa recta (dik damar anlamına gelmektedir) denen, öz bölgenin derinliklerine inen damarları oluştururlar. Bu damarlar öz bölgenin derinliklerine indikten sonra toplardamar olarak yukarı çıkarlar.</p>
<p>Böbrek damar atar ve toplar damar üzerinde ilgi çekici ve çoğu organlardan değişik olup, kendine özgü olan birkaç özelliği bulunmaktadır. Genellikle bir organa gelen atardamar küçük dallara ayrıla ayrıla atar damarcıkları (arteriyol) oluşturur.</p>
<p>Bunlar da kılcal damarlara ayrılıp (dokuyla alyuvarlar arasında oksijen alışverişinin gerçekleştiği, ve kansıvısıyla dokular arasında besin öğelerinin ve dokulardaki atıkların alış-verişlerinin gerçekleştiği damar bölgesidir), kılcal damarlar da toplar damarcıkları, bunlar da birleşerek toplar damarları oluşturur.</p>
<p>Böbrekte ise temiz kanı taşıyan getirici damarlar yumakçık içine girdikten sonra kılcal damarlara ayrılır, ve bunlar yumakçıktan ayrıldıktan sonra yine atar damarcık niteliğinde olan götürücü damarlara dönüşür. Özetle, böbrekte öbür organlarda bulunan temel atar damarcık-kılcal damar-toplar damarcık düzeni bulunmaz; yumakçık içinde bulunan kılcal damarlar iki atar damarcık arasında bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Yumakçık (Glomerülus) </strong></p>
<p>Yumakçıkların kılcal damarlarında duvarları delikli endotel (damarların en iç katmanında bulunan göze türü) gözeleri bulunur.  Bu endotelin dışında ise iki katlı epitel gözeler bulunur. Endotele yakın olan iç epitel gözeleri (viseral) endotel dokudan yalnızca bir bazal zarı (epitel dokularda epitel gözenin en alt bölümünde bulunan, epiteli altındaki bağ dokudan ayıran zardır) ile ayrılır. Dış epitel gözeleri (paryetal) ise Bowman kapsülü (yumakçığı çevreleyen yapı) üzerinde bulunmaktadır. Bu iki katlı epitel gözeleri arasındaki boşluğa da üriner boşluk (yumakçıktan süzülen kandan oluşan sıvının -süzüntü- geçtiği boşluk) denilmektedir.</p>
<p><strong>Yumakçığın kılcal damarının duvarı, bu damarlardan geçen kansıvısının süzme işleminin gerçekleştiği yerdir, ve şu yapılardan oluşmaktadır:</strong></p>
<p>* İnce, delikli endotel gözeler. Her bir delik 70 ila 100 nm (nanometre) çapındadır.<br />
* Yumakçık bazal zarı 3 katmandan oluşur. Ortada elektron bakımından yoğun olan lamina densa (&#8220;yoğun katman&#8221; anlamına gelmektedir), ve bunun her iki yanında elektron bakımından seyrek bulunan lamina rara (&#8220;seyrek katman&#8221; anlamına gelmektedir) bulunmaktadır. Lamina raranın endotele yakın olan katmanına lamina rara interna, iç epitele yakın olan katmanına ise lamina rara eksterna denilir. Yumakçık bazal zarı çoğunlukla 4. tip kolajenden (kolajen, bağ dokuların yapı taşı olup, organları yapı bakımından ayakta tutan büyük moleküllerdir), laminin adlı bileşikten, çoklu anyonik proteoglikanlardan (çoğunlukla heparan sülfat), fibronektinden, entaktinden, ve birkaç başka glikoproteinlerden oluşmaktadır. 4. tip kolajen bir yapı ağı oluşturarak öbür glikoproteinleri birbirlerine bağlar.<br />
* İçteki epitel gözeler (podosit, &#8220;ayak gözeleri&#8221; anlamına gelir), yumakçık bazal zarının lamina rara eksterna katmanı üzerinde yer alıp, adetâ çok ayaklı gözeleri andırır. Bu ayakçıklar arasındaki 20 ile 30 nanometre genişliğindeki boşluklara süzme yarıkları denir. Bu süzme yarıkları birbirlerine ince bir böleç ile bağlanır.<br />
* Yumakçık yapısı tampon bölge olan mesenjium bölgesi ile dengelenmektedir; mesenjium gözeleri kılcal damarlar arasını doldurmaktadır. Bu gözeler mezoderm kökenli olup, kasılabilir, yutabilir, çoğalabilir, bağ dokuyu oluşturan kolajen yapabilir özelliktedir. Tıpkı damar çeperlerindeki kasılıp gevşeyebilen düz kası andırmaktadır. Bu gözeler ayrıca bir sürü tür yumakçıktan kaynaklanan hastalıkların (glomerulonefrit) oluşmasında rol oynar.</p>
<p>Yumakçıkdaki kılcal damarların duvarlarındaki endotel gözelerin delikli olması, su  ve küçük moleküllere karşı geçirgen olmasını, ve aynı zamanda 70 kilodaltondan büyük proteinlere karşı ise geçirimsiz olmasını sağlar. Ayrıca bazal zarın negatif yüklü (anyon) heparan sülfat ve başka anyonik molekülleri bulundurması pozitif yüklü moleküllere karşı geçirgenliğini arttırır. Bundan dolayı, kandaki yüksek derişimde bulunan Albumin proteini, negatif yüklü olmasından dolayı bu kılcal damarlardan süzülmez.  Bu seçici geçirgenliği ayrıca süzme yarıklarının arasındaki böleçte bulunan proteinler  de etkiler. Bu seçici geçirgenliği sağlayan moleküllerin genlerindeki değişinim sonucunda bu seçici geçirgenlik bozulabilir, ve ortaya nefrotik sendrom denilen klinik durum çıkabilir.<br />
<strong>Borucuklar </strong></p>
<p>Borucukları çevreleyen epitel gözelerin yapıları ve buna bağlı işlevleri böbreğin katmanlarına göre değişiklik gösterir. Yakınsal borucuk gözeleri uzun mikrovilüsleri, çok sayıda mitokondrileriyle geri emilimde önemli rol oynar. Yakınsal borucuk gözeleri süzülmüş sodyumun ve suyun üçte ikisinin, ayrıca glikozun, potasyumun, fosfatın, amino asitlerin ve proteinlerin geri emiliminde büyük önem taşır. Aynı zamanda bu gözeler ağıların da geri emilimini yapar, ve ağılar bu gözelere zarar verebilir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Yumakçık-bitişiği aygıtı (jukstaglomerüler aygıt) yumakçığın içine sokulmuş durumda olup, getirici damarla da bitişiktir. Bu aygıtın içinde yumakçık-bitişiği gözeler yer almaktadır. Bu gözeler düz kas niteliğinde olup, getirici damarların duvarlarında bulunur, ve renin bileşiğini içerir. Ayrıca uç borucukların yumakçığa yakın olan bölgesine maküla densa denir ve bu bölge yumakçık-bitişiği aygıtıyla da iç içedir. Süzüntüdeki sodyum derişimini algılayan maküla densa, yumakçık-bitişiği aygıtına geri besleme yaparak burdaki gözelerin kasılıp ya da gevşemesini sağlar. Böylece, böbrekler kendilerine gelen kandaki (başta sodyumun olmak üzere) elektrolitlerin derişimlerine göre yumakçığa gelen kan miktarını ayarlayıp, süzmeyi de buna koşut bir biçimde etkiler. Bu yolla, böbrekler, kandaki olağan değerlerinin üstünde ya da altında olan elektrolitlerin atılımlarını etkileyerek derişimlerini ayarlayabilir.</p>
<p><strong>İşlevleri</strong></p>
<p>Böbreklerin işlevleri beş çatı altında toplanabilir:</p>
<p>* Metobolizma atık ürünleri olan üre, kreatinin, ürik asit, ilaç ve toksinlerin vücuttan atılmasını sağlamak<br />
* Vücut sıvı elektrolit dengesini düzenlemek<br />
* Vücudun asit baz dengesini düzenlemek<br />
* Kan basıncını ayarlamak<br />
* Alyuvar yapımını uyarmak</p>
<p>Böbreğin işlevlerinin daha iyi anlaşılması için böbrek fizyolojisinin iyi bilinmesi gerekir.<br />
Atık ürünlerin atılması</p>
<p>Böbrekler yapım-yıkım sonucunda oluşan çeşitli atık ürünleri özellikle protein yapımı ve protein yıkımı sonucunda oluşan üreyi ve nükleik asitlerin yapım-yıkımı sonucunda oluşan ürik asidi, ve suyu vücuttan dışarı atar. Böbreklerin çalışmaması veya işlevini yapamaması durumunda bu atıklar atılamayacağı için sorun teşkil eder.</p>
<p>Vücut dengesinin (Homeostaz) sağlanması</p>
<p>Böbrekler vücut dengesinin sağlanmasında çok büyük önem taşır. İşlevleri arasında:</p>
<p>* Asit-baz dengesini sağlamak,<br />
* Kansıvısının, ve vücuttaki değişik bölmelerdeki sıvıların elektrolit derişimlerini düzenlemek,<br />
* Kan basıncını ayarlamak,<br />
* Kan hacmini düzenlemek<br />
önemli yer tutar.</p>
<p>Böbrekler bu işlevlerin çoğunu öbür organlarla (özellikle kalp, iç salgı bezleri ve karaciğer) eş güdümlü bir biçimde gerçekleştirir. Böbrekler bu organlarla kandaki hormonlar yoluyla iletişir. Ancak, kan hacmini, basıncını algılama konusunda böbreğin içsel alıcıları bulunmaktadır.<br />
Asit-baz dengesinin düzenlenmesi</p>
<p>Böbrekler kandaki pH&#8217;yi, H+ (protonun) ve HCO3- (bikarbonatın) derişimini ayarlayarak küçük bir aralıkta tutar. Bu konuda akciğerle eş güdümlü çalışır. Daha ayrıntılı bilgi için böbrek fizyolojisi maddesine bakınız.<br />
Kan basıncının ayarlanması</p>
<p>Böbrekler kan basıncının düzenlenmesinde önemli rol oynarlar. Kansıvısındaki sodyum derişimi, kan hacmiyle ve dolayısıyla kan basıncıyla yakından ilgilidir. Nefronların içinde sodyumun (ve öbür elektrolitlerin) süzülmesini ve geri emilimini sağlayan yapılar bulunmaktadır. Ayrıca böbreküstü bezlerinin Zona Glomerulosa bölgesinden salgılanan Aldosteron da böbreğin uç borucuklar ve toplama kanalları üzerinde etkisini göstererek kan basıncını ayarlamada önemli bir yer tutar.<br />
Kansıvısı hacmi</p>
<p>Kansıvısının toplam derişimindeki (osmolalite) değişikler hipotalamustaki derişim-alıcılarınca algılanır. Hipotalamusun uzantısı olan hipofiz bezinin arka bölümü kansıvındaki derişimin artması üzerine vazopressin (ADH) salgılar. Bu da böbreklerin toplama kanallarına etkiyerek suyun geri emilimini arttırıp, sidiğın daha derişik olmasına neden olur. Böylece böbrek, hipofiz beziyle eş güdümlü bir biçimde çalışarak kansıvısının hacmini dengede tutar.<br />
Hormon salgılamak</p>
<p>Böbrekler eritropoietin (alyuvar yapımını uyaran hormon) salgılar. Ayrıca etkin durumda olmayan vitamin D&#8217;yi (önhormon) etkin duruma getirir.<br />
Hastalıklar</p>
<p>Böbrekler karmaşık örgenler oldukları için, hastalıkları da karmaşıktır. Bundan dolayı, böbrek hastalıklarını öbeklere ayırmak mantıklıdır. Ancak, böbrekte çok türde hastalık bulunmasına karşın, bunların belirtileri aynı oranda çeşitli değildir; çoğu aynı öbekten hastalıklar benzer biçimlerde kendilerini gösterir. Dolayısıyla, öncelikle böbrek hastalıklarının genel bulguları incelenecek, ondan sonra hastalıklar öbek halinde ele alınacaktır.</p>
<p><strong>Böbrek hastalıklarında bulgular </strong></p>
<p>* İveğen (akut) nefritik sendromu yumakçıktan kaynaklanan ve çoğunlukla iveğen gelişen, idrarda kan bulunması durumudur (hematüri). Bunun yanında, idrarda orta düzeyde protein (proteinüri) ve yüksek kan basıncı bulguları, streptokok sonrası gelişen glomerulonefritin alışılmış sunumudur.<br />
* Nefrotik sendrom, idrarda ağır oranda protein bulunması (günde 3.5 gramdan çok), kanda albümin düzeyinin düşmesi (hipoalbüminemi), aşırı şişlik, kandaki yağ düzeylerinin yükselmesi (hiperlipıdemi), ve idrarda yağ bulunması bulgularıyla ortaya çıkar.<br />
* İveğen böbrek yetmezliği idrarın kesilmesi (oliguri), ya da idrarsızlık (anüri), ve kanda azotlu atıkların artması (azotemi) ile ortaya çıkar. Yumakçıkta, ara bölgelerde, böbrek damarlarına gelen hasar sonucunda, ya da borucuklarda iveğen gelişen doku ölümü (akut tubüler nekroz) sonucunda ortaya çıkar.<br />
* Süreğen (kronik) böbrek yetmezliği, üreminin (böbrek yetmezliği sonucu kandaki azotlu atıkların artıp, bunların vücuttaki dokulara ve organlara zarar vermesi sonucunda ortaya çıkan belirtiler bütünüdür) belirtileriyle özdeştir, ve herhangi bir böbrek hastalığının ilerlemesi sonucunda varacağı son noktadır.<br />
* Böbrek borucuk bozuklukları, idrar çokluğu (poliuri), gece yatağı ıslatma (noktüri), ve elektrolit düzensizlikleriyle ortaya çıkar.<br />
* İdrar yollarında bulaşım, idrarda bakteri (bakteriuri) ve irin bulunmasıyla ortaya çıkar. Bulaşım belirtili de, belirtisiz de olabilip, yalnızca aşağı idrar yollarını (sidik kesesini), ya da böbrek de içinde olmak üzere yukarı idrar yollarını da etkileyebilir.<br />
* Böbrek taşı, böbrek kuluncu, idrarda kan olması, ve yineleyen taş oluşumları ile ortaya çıkar.<br />
* Boşaltım yollarında tıkanma ve böbrek urları daha çok anatomiyi ilgilendiren durumlardır, ve sorunun olduğu yere göre belirtileri değişir.</p>
<p><strong>Böbrek hastalıkları </strong></p>
<p>Doğuştan bozukluklar:</p>
<p>* Böbreklerin oluşmaması,<br />
* Az gelişmişlik (hipoplazi),<br />
* Yer dışında böbrekler,<br />
* At nalı böbrekleri olarak bilinir.</p>
<p>Kistli böbrek hastalıkları:</p>
<p>* Bozuk gelişmiş kıstli böbrek,<br />
* Çokkistli (polikistik) böbrek hastalığı (otozomal baskın ve çekinik olarak bilinen iki türü bulunmaktadır),<br />
* Öz bölge kistik hastalıkları (öz bölge süngerimsi böbreği ve nefroftizi),<br />
* Edinilmiş (diyalizle ilgili) böbrek kistleri,<br />
* Yumakçık kaynaklı kistik hastalığı,<br />
* Özekdoku dışı böbrek kistleri (havuzcuk-çanak kıstleri).</p>
<p>Yumakçıktan kaynaklanan hastalıklar :</p>
<p>* Birincil glomerulonefrit (hastalığın kendisinin yumakçıkta başladığı durumlardır, ve çoğunlukla yumakçık yangısı anlamına gelen glomerulonefrit ile anılırlar):</p>
<p>İveğen yaygın çoğalan glomerulonefrit,<br />
Streptokok bulaşımı sonrası,<br />
Streptokok-dışı bulaşımı sonrası,<br />
Hızla ilerleyen (yumakçık, mikroskop altında hilal görünümlü olduğu için, buna hilalimsi de denir) glomerulonefrit,<br />
Zarımsı glomerulonefrit,<br />
En az değişiklik hastalığı,<br />
Yerel bölümsel glomeruloskleroz (yumakçık sertleşmesi anlamına gelmektedir),<br />
Zarımsı-çoğalıcı glomerulonefrit,<br />
IgA nefropatisi,<br />
Süreğen glomerulonefrit,</p>
<p>* Yumakçığı etkileyen tümsel hastalıklar:</p>
<p>Yaygın lupus kızarıklığı,<br />
Şeker hastalığı,<br />
Amiloidoz,<br />
Goodpasture sendromu,<br />
Mikroskopik çoklu damar yangısı (poliarterit),<br />
Wegener granülomatozu,<br />
Henoch-Schönlein purpurası (purpura, pıhtılaşmadaki ya da damarlardaki düzensizliklerden kaynaklanan, deride oluşan kanamalardır).<br />
Bakterisel endokardit (kalpteki kapakçılarda bulaşımdan dolayı oluşan yangı, zarar).</p>
<p>* Kalıtsal düzensizlikler:</p>
<p>Alport sendromu,<br />
İnce bazal zar hastalığı,<br />
Fabry hastalığı.</p>
<p>Borucuklardan kaynaklanan hastalıklar:</p>
<p>* İveğen borucuk doku ölümü (akut tubüler nekroz),<br />
* Tubülointerstisyel nefrit (borucuk-dokuaralığı yangısı anlamına gelmektedir; bu genel bir durumdur, ve birçok nedenden kaynaklanabilir):</p>
<p>Piyelonefrit ve idrar yolları bulaşımı,<br />
İveğen piyelonefrit,<br />
Süreğen piyelonefrit ve geriakış,<br />
İlaçlar ve ağılardan kaynaklanan tubülointerstisyel nefrit<br />
Ağrıkesici nefropati,<br />
Ürik asit nefropatisi,<br />
Hiperkalsemi (yüksek kalsiyum düzeyi), ve nefrokalsinoz (böbreğin kireçlenmesi),<br />
Çoklu miyelom (plazma gözelerinin kemik iliğinde çoğalmalarıyle oluşan ur),</p>
<p>Damarlardan kaynaklanan hastalıklar:</p>
<p>* İyicil nefroskleroz (böbreksertliği anlamına gelmektedir; böbrek damarcıklarında ve küçük damarlarda oluşan sertlikten kaynaklanır,<br />
* Kötücül yüksek tansiyon ve hızlanmış nefroskleroz,<br />
* Böbrek atar damarı darlığı:<br />
Damar sertliği (yaşlı hastalarda),<br />
Fibromüsküler displazi (bağ ve kas dokularının özellikle böbrek atar damarında bozuk gelişerek bu damarın darlığına neden olması, genç hastalarda daha çok rastlanır),<br />
*Pıhtılı mikroanjiopati (küçük damar hastalığı anlamına<br />
gelmektedir, ve bir çok nedeni olabilir):</p>
<p>Alışılmış çocukluk HÜS (hemolitik üremik sendrom: kanlı ishalle tanınan, bağırsakta özel bir ağı (shigatoksin) üreten bulaşımın kana karışıp böbrek damarcıklarına zarar vermesi ve gelişen iveğen böbrek yetmezliği,<br />
Yetişkin HÜS (birçok nedeni olup, çoğunlukla kemoterapiden kaynaklanır),<br />
Kalıtsal HÜS,<br />
TTP (trombotik trombositopenik purpura): kanın pıhtılaşmasındaki bir bozukluktan kaynaklanır.</p>
<p>* Orak hücreli kansızlık,<br />
* Yaygın kabuk doku ölümü.</p>
<p>Böbrek taşları:</p>
<p>* Kalsiyum oksalat ve fosfat,<br />
* Magnezyum amonyum fosfat (strüvit taşları),<br />
* Ürik asit,<br />
* Sistin.</p>
<p>Böbrek urları:</p>
<p>* İyicil urlar:</p>
<p>Böbrek parmaksı adenom,<br />
Anjiyomiyolipom (damar, kas, ve yağ gözelerinden oluşan iyicil bir ur olup, daha çok tüberoz skleroz hastalarında rastlanır,<br />
Onkositom.</p>
<p>*Kötücül urlar:</p>
<p>Böbrek gözesi karsinomu,<br />
Havuzcuk ürotelyum (geçiş gözesi) karsinomu.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbobrekler-ve-hastaliklari%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/bobrekler-ve-hastaliklari/&amp;text=Böbrekler ve hastalıkları&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/bobrekler-ve-hastaliklari/&amp;t=Böbrekler ve hastalıkları">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/bobrekler-ve-hastaliklari/&amp;title=Böbrekler ve hastalıkları&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbobrekler-ve-hastaliklari%2F&name=buzlu.org&description=B%C3%B6brekler+ve+hastal%C4%B1klar%C4%B1" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/bobrekler-ve-hastaliklari/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/bobrekler-ve-hastaliklari/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/bobrekler-ve-hastaliklari/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/bobrekler-ve-hastaliklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mide</title>
		<link>http://www.buzlu.org/mide/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/mide/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Apr 2010 08:25:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[antrum]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[fundus]]></category>
		<category><![CDATA[iç organlar]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kardia]]></category>
		<category><![CDATA[korpus]]></category>
		<category><![CDATA[Mide]]></category>
		<category><![CDATA[Neden,Niçin,Nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[organlarımız]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[vücud]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4595</guid>
		<description><![CDATA[Mide, büyük miktarda yiyeceklerin geçici olarak depolandığı organdır. Rahatlıkla 1.5 litre sıvıyı içinde tutabildiği gibi, maksimum 4 litre sıvı tutma kapasitesi vardır. Midenin 3 ana bölümü vardır: 1-Fundus, 2-Kardia 3- Korpus (gövde) ve 4-Antrum (midenin son bölümü) Mide, içine giren yiyeceklerin kimyasal ve fiziksel olarak parçalandığı bir yerdir. Mide içini örten ve Mukoza denilen örtü [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/04/Mide.jpg"><img class="size-full wp-image-4596 aligncenter" title="Mide" src="http://www.buzlu.org/images/2010/04/Mide.jpg" alt="" width="349" height="256" /></a></p>
<p>Mide, büyük miktarda yiyeceklerin geçici olarak depolandığı organdır. Rahatlıkla 1.5 litre sıvıyı içinde tutabildiği gibi, maksimum 4 litre sıvı tutma kapasitesi vardır.</p>
<p>Midenin 3 ana bölümü vardır:</p>
<p>1-Fundus,<br />
2-Kardia<br />
3- Korpus (gövde) ve<br />
4-Antrum (midenin son bölümü)</p>
<p>Mide, içine giren yiyeceklerin kimyasal ve fiziksel olarak parçalandığı bir yerdir. Mide içini örten ve Mukoza denilen örtü dokudan sindirim sıvıları salgılanır. Mide içinde yiyecek varsa, her 20 saniyede bir dalgalar meydana getirerek sıvı ile katıyı birbirine karıştırır (Kimus). Sonuçta krem kıvamında yarı sıvı bir materyel meydana gelir. <span id="more-4595"></span></p>
<p>Meydana gelen karışım ince bağırsaklar tarafından emilecek seviyeye geldiyse, azar azar miktarlarda, pilor kanalını geçerek 12 parmak bağırsağına (Duodenum) geçer. Sıvıların mideyi terk etmesi katılardan daha hızlıdır ve mideyi boşaltması yaklaşık 20 dakikayı alır. Katı-sıvı karışımı materyelin mideyi terk etmesi ise yaklaşık 1.5 saati bulmaktadır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Mide salgı yapan bir organdır. İç duvarlarında bulunan hücre ve bezler birçok önemli salgılar üretir: sindirim enzimleri, hormonlar, hidroklorik asit, intrensek faktör (B12 vitamininin ince bağırsak son kısmından emilmesi için bu faktörün varlığı şarttır). Mide kendi çıkardığı asitten kendini korumak için yapışkan, alkalen-bazik bir mukus da üretir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fmide%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/mide/&amp;text=Mide&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/mide/&amp;t=Mide">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/mide/&amp;title=Mide&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fmide%2F&name=buzlu.org&description=Mide" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/mide/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/mide/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/mide/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/mide/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

