<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>buzlu.org &#187; Biyografiler</title>
	<atom:link href="http://www.buzlu.org/kategori/bazi-biyografiler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buzlu.org</link>
	<description>bilgi mi aradın, doğru yerdesin...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2010 12:51:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Sandro Botticelli kimdir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/sandro-botticelli-kimdir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/sandro-botticelli-kimdir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Aug 2010 15:42:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Sanatsal]]></category>
		<category><![CDATA[çizimleri]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü ressamlar]]></category>
		<category><![CDATA[biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[doğumu]]></category>
		<category><![CDATA[eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[nereli]]></category>
		<category><![CDATA[rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[ressam]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Sandro Botticelli]]></category>
		<category><![CDATA[yaptıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4779</guid>
		<description><![CDATA[Asıl adı Alessandro di Mariano di Vanni Filipepi olan, ama daha çok Sandro Botticelli ya da Il Botticello (&#8220;Küçük Fıçı&#8221;) lakabıyla bilinen İtalyan ressamı (1 Mart 1445 – 17 Mayıs 1510). Genç yaşta Fra Filippo Lippi&#8217;nin yanında resim, desen ve geometri öğrenmiştir. İlk yapıtlarından olan Yudit Öyküleri&#8217;nde (1472, Floransa, Uffizi Galerisi) Lippi&#8217;nin ve Lippi&#8217;den sonra [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/08/Sandro-Botticelli.jpg"><img class="size-full wp-image-4780 aligncenter" title="Sandro Botticelli" src="http://www.buzlu.org/images/2010/08/Sandro-Botticelli.jpg" alt="" width="359" height="503" /></a></p>
<p>Asıl adı Alessandro di Mariano di Vanni Filipepi olan, ama daha çok Sandro Botticelli ya da Il Botticello (&#8220;Küçük Fıçı&#8221;) lakabıyla bilinen İtalyan ressamı (1 Mart 1445 – 17 Mayıs 1510).</p>
<p>Genç yaşta Fra Filippo Lippi&#8217;nin yanında resim, desen ve geometri öğrenmiştir. İlk yapıtlarından olan Yudit Öyküleri&#8217;nde (1472, Floransa, Uffizi Galerisi) Lippi&#8217;nin ve Lippi&#8217;den sonra yanlarında çalıştığı Antonio del Pollaiolo ve Verrocchio&#8217;nun etkileri görülür.</p>
<p>1470 yılında, henüz ilk tablolarıyla büyük ün kazanmıştır. Özellikle Müneccim Kralların Tapınması (1475-1476, Uffizi Galerisi) ve Madonna (Louvre Müzesi) bunlar arasında sayılabilir.</p>
<p>1481&#8242;de Papa IV. Sixtus tarafından Roma&#8217;ya davet edilmiş; Rosselli, Ghirlandaio ve Perugino ile birlikte Sistina Şapeli&#8217;nin süslemesinde çalışmıştır. Burada Musa&#8217;nın yaşamını canlandıran 3 fresk ile Şeytanın İsa&#8217;yı Ayartma Çabaları&#8217;nı yapmıştır. Bu eserlerinde zengin ayrıntılar görülür.<span id="more-4779"></span></p>
<p>1480-1490 yıllarında, olgunluk döneminde Floransa&#8217;da Lorenzo de&#8217; Medici&#8217;nin korumasında sanat çalışmalarını sürdürmüştür. Bu dönemde, Primavera (İlkbahar) (1482, Uffizi), Venüs ile Mars (1483, Ulusal Galeri, Londra), Pallas Athena ile Kentaur (1485, Uffizi) gibi konusunu mitolojiden alan başyapıtlar gerçekleştirmiştir. Bu arada, kiliseler, dinsel dernekler için tablo siparişleri almıştır. Meryem&#8217;in Taç Giymesi (1488, Uffizi) bunlardan biridir.<br />

<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5730539218345014";
/* 336x280 */
google_ad_slot = "1548689103";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>

<br />
Daha sonra zarif ve özgun kompozisyonlar içeren bir dizi Madonna resmi gerçekleştirmiştir. Bunlar arasında Şamdanlı Madonna (Berlin), Magnificat Madonna&#8217;sı (1485, Uffizi) ve Narlı Madonna (1487, Uffizi) sayılabilir. Resimlerinde pastel tonlar kullanır.</p>
<p>1491 yılında tanıştığı Savonarola&#8217;dan ve vaazlarından çok etkilenmiştir. Son yapıtlarında bu vaazların yarattığı çelişkilerin etkileri görülür. Pieta (1498, Münih Pinakothek&#8217;i), Çarmıha Geriliş (Cambridge, ABD), İsa&#8217;nın Doğumu (1500, Londra) bu eserler arasında sayılabilir. Ayrıca yoğun anlatım gücü ve güçlü desenlerle, Dante’nin İlahi Komedya&#8217;sını resimlemiştir.<br />

<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5730539218345014";
/* 336x280 */
google_ad_slot = "1548689103";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>

<br />
Botticelli, Rönesans resim sanatının gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Kendisini deliliğin sınırına sürükleyen kaygısı, sanatına yön vermiştir. Uçucu ve coşkulu figürler çizmiştir. Ayrıca hastalık derecesine varan zerafet duygusu eserlerine kendine özgü, şiirsel bir hava verir. Yapıtlarında hareket ve duruşun inceliği, ince uzun bedenli, uzun boyunlu ve ciddi ifadeli kadının zarifliği zengin bir doku oluşturur. Botticelli dini konu alan tablolar yapmış olsa da, dinsel bir ressam değil, güzelliğe tutkun bir ressam olmuştur.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/sandro-botticelli-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ebru Gündeş biyografisi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/ebru-gundes-biyografisi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/ebru-gundes-biyografisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Aug 2010 20:29:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[çocukları]]></category>
		<category><![CDATA[ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ebru Gündeş]]></category>
		<category><![CDATA[eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[evliliği]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl yapmış]]></category>
		<category><![CDATA[şarkıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4770</guid>
		<description><![CDATA[Türk müziğinin en güçlü yorumcuları arasında yer alan Ebru Gündeş 12 Ekim 1974 tarihinde İstanbul&#8217;da doğdu. Çocukluk yıllarını Şirinevler&#8217;de geçiren Gündeş, hani o her fırsatta masaya çıkıp şarkı söyleyen çocuklardan biriydi. Konfeksiyon işçisi olarak çalıştığı yıllarda sesinin güzelliğini duyan bir tanıdığın ve Neşe Demirkat&#8217;ın yardımıyla Marş Müzik Yapım ile anlaştı. Ebru bir süre Emel Sayın&#8217;a [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/08/Ebru-Gündeş.jpg"><img class="size-full wp-image-4771 aligncenter" title="Ebru Gündeş" src="http://www.buzlu.org/images/2010/08/Ebru-Gündeş.jpg" alt="" width="311" height="247" /></a></p>
<p>Türk müziğinin en güçlü yorumcuları arasında yer alan Ebru Gündeş 12 Ekim 1974 tarihinde İstanbul&#8217;da doğdu. Çocukluk yıllarını Şirinevler&#8217;de geçiren Gündeş, hani o her fırsatta masaya çıkıp şarkı söyleyen çocuklardan biriydi. Konfeksiyon işçisi olarak çalıştığı yıllarda sesinin güzelliğini duyan bir tanıdığın ve Neşe Demirkat&#8217;ın yardımıyla Marş Müzik Yapım ile anlaştı. Ebru bir süre Emel Sayın&#8217;a vokalistlik yaptı, bir yandan da ilk albümünün hazırlıklarına başladı.</p>
<p>1993 yılında çıkan &#8220;Tanrı Misafiri&#8221; o sıralar oldukça seyrek albümün yayınlandığı müzik piyayasında oldukça etkili oldu. Albümle aynı adı taşıyan ve yıllar önce Ajda Pekkan&#8217;ın seslendirdiği &#8220;Tanrı Misafiri&#8221; Ebru Gündeş&#8217;in ilk hitiydi.</p>
<p>Ebru Gündeş, 1994 yılında ikinci albümünü çıkardı. &#8220;Tatlı Bela&#8221; adlı çalışma yine yılın albümleri arasına girdi. İlkinde olduğu gibi Selçuk Tekay-Özkan Turgay ikilisinin imzasını taşıyan &#8220;Tatlı Bela&#8221; iyi bir çıkış parçası oldu. <span id="more-4770"></span></p>
<p>Ertesi yıl çıkan üçüncü albüm &#8220;Ben Daha Büyümedim&#8221;, &#8220;Fırtınalar&#8221; adlı ilk hitiyle ses getirdi. Ebru ertesi sene bir albüm daha yayınladı. Biraz müzik dünyasının da eleştirildiği &#8220;Kurtlar Sofrası&#8221; Gündeş&#8217;in dördüncü albümüydü. Bu arada oyunculuk tekliflerini de değerlendiren Ebru Gündeş, albümlerinin ismini taşıyan televizyon dizilerinde başrol aldı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p>Ebru Gündeş ilk kez iki yıl ara verdikten sonra yani 1998 yılında &#8220;Sen Allahın Bir Lütfusun&#8221; adlı albümünü piyasaya sürdü. Albümle aynı ismi taşıyan çıkış parçası yine beklenen başarıyı yakaladı.</p>
<p>2000 yılında hayranlarının karşısına yepyeni bir albümle çıkan Ebru Gündeş &#8220;Dön Ne Olur&#8221; adını taşıyan bu albümünün stüdyodaki tanıtımı sırasında, basın mensupları önünde beyin kanaması geçirdi. Bir dönem hastanede kaldıktan sonra, uzun bir süre dinlenmeye çekildi. O sağlığına kavuşmaya çalışırken albümü milyonlarca sattı. Gündeş tüm bunlardan sonra, gelirini Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Vakfı Hastanesi Reanimasyon Kliniği&#8217;ne bağışladığı ilk konserini 11 Mart 2001 gecesi Bostancı Gösteri Merkezi&#8217;nde verdi.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/ebru-gundes-biyografisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı padişahlarından 2. Beyazıd</title>
		<link>http://www.buzlu.org/osmanli-padisahlarindan-2-beyazid/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/osmanli-padisahlarindan-2-beyazid/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Aug 2010 16:41:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[2. beyazıd]]></category>
		<category><![CDATA[annesi]]></category>
		<category><![CDATA[babası]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed Han]]></category>
		<category><![CDATA[hayat hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[imparatorluk]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı padişahları]]></category>
		<category><![CDATA[savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[sultanlar]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[yaptıkları]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4773</guid>
		<description><![CDATA[Babası:    Fatih Sultan Mehmed Han Annesi:    Sitti Mükrime Hatun Doğumu:     3 Aralık 1447 Vefatı:        26 Mayıs 1512 Saltanatı:        1481 &#8211; 1512 Osmanlı padişahlarının sekizincisi. Küçük yaştan itibaren tam bir ihtimamla yetiştirilen şehzade Bayezid, devrin en mümtaz alimleri elinde tahsil gördü. Yedi yaşında iken, Amasya valisi oldu. 1473 Otlukbeli savaşına sağ [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/08/2.-Beyazıt.jpg"><img class="size-full wp-image-4774 aligncenter" title="2. Beyazıt" src="http://www.buzlu.org/images/2010/08/2.-Beyazıt.jpg" alt="" width="268" height="371" /></a></p>
<p>Babası:    Fatih Sultan Mehmed Han<br />
Annesi:    Sitti Mükrime Hatun<br />
Doğumu:     3 Aralık 1447<br />
Vefatı:        26 Mayıs 1512<br />
Saltanatı:        1481 &#8211; 1512</p>
<p>Osmanlı padişahlarının sekizincisi.<br />
Küçük yaştan itibaren tam bir ihtimamla yetiştirilen şehzade Bayezid, devrin en mümtaz alimleri elinde tahsil gördü. Yedi yaşında iken, Amasya valisi oldu. 1473 Otlukbeli savaşına sağ kol kumandanı olarak katıldı. Babası Fatih Sultan Mehmed&#8217; in ölümü üzerine, 20 Mayıs 1481&#8242; de tahta geçti.</p>
<p>Ancak Bayezid, kardeşi Cem Sultan&#8217; ın muhalefeti ile karşılaştı. Bursa&#8217; yı alan ve adıan hutbe okutan Cem&#8217; e karşı, Yenişehir savaşını kazanan Bayezid duruma hakim oldu. Fakat Cem mes&#8217;elesi sona ermedi. Tersine olarakbu iş, doğu ve batı devletlerinin en çok ilgilendikleri bir problem halini aldı ve imparatorluk bu yüzden daimi bir tehdit altına girdi. Çünkü Papa, Cem vasıtasıyla Avrupa&#8217; da Osmanlılara karşı büyük bir ittifak kurabilmek için faaliyete girmişti.</p>
<p>Ona göre Osmanlı İmparatorluğu&#8217; nun yıkılması için en müsait vakit gelmişti. İşlerin tehlikeli bir yola girdiğini gören Bayezid Han, bu sebeple 16 Ocak 1482&#8242; de Venediklilerle bir anlaşma imzalayarak hıristiyanlığın en kuvvetli uzuvlarından birini felce uğrattı ve zahiren de olsa onların dostluğuhnu temin ederek, 17 yıl Osmanlıların aleyhindeki teşebbüslere seyirci kalmalarını sağladı. <span id="more-4773"></span></p>
<p>Boğdan voyvodasının yıllık vergisini ödememesi ve aleyhte faaliyetleri üzerine 1484 yılında sefere çıkan Bayezid, 15 Temmuz&#8217; da Kili ve 11 Ağustos&#8217; ta Akkerman kalesini fethetti. Bu sırada Sultan Bayezid&#8217; in Dulkadir Beyliği üzerindeki hakimiyet mes&#8217;elesi yüzünden, Mısır- Memluk sultanı ile arası açıktı. Daha sonra Memluklülerin, Cem Sultan&#8217; a sahip çıkarak onu Bayezid&#8217; e karşı kışkırtmaları ve Osmanlı hacılarına karşı güçlük çıkartmamaları iki devlet arasında bir harbe sebebiyet verdi. Belirli aralıklarla altı sene süren savaş, küçük birliklerin vuruşmaları şeklinde cereyan etmiş ve kesin bir netice elde edilememiştir. Kaynak: www.buzlu.org<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Sultan Bayezid, kardeşi Cem&#8217; in 1495&#8242; de Napoli&#8217; de vefatı etmesinden sonra, Osmanlı Devleti&#8217; nin dış politikasına başka bir yön verdi. 1498 senesi ilk ve sonbaharında Silistre sancakbeyi Bali Bey kumandasında 40 bin akıncı birliği, Lehistan&#8217; a Osmanlı tarhinin en büyük akın hareketlerini gerçekleştirdiler. Bu arada Venediklilerin Mora üzerine tecavüzi hareketlerde bulunması üzerine de Sultan, 1499&#8242; da Mora seferine çıktı. 25 Ağustos&#8217; ta İnebahtı, 9 Ağustos 1500&#8242; de Modon ve 16 Ağutos&#8217; da Koron Venediklilerden alındı.</p>
<p>Bayezid Han batıda daha önemli fetihlere başlama noktasıda iken, doğuda büyük bir tehlike ile karşı karşıya kaldı. bu sebepten dolayı, 1502&#8242; den sonra zamanını Safevi hükümdarı Şah İsmail&#8217; in türlü entrikalarını karşılamaya hasretti. Memluklülerle birlik onlara karşı askeri tedbir aldı. Fakat bilhassa onunla bir ihtilafa düşmemeye çalıştı. Çünkü Anadolu&#8217; da kalabalık bir halk kütlesi, Şah İsmail tarafını tutyordu. Nitekim 1511&#8242; de patlak veren Şah Kulu Baba Tekeli isyanında Kütahya&#8217; yı ele geçiren ayaklanmalar güçlükle bastırılabildi.</p>
<p>Sultan Bayezid&#8217; in son yılları saltanatı ele geçirmek isteyen oğullarının mücadelesine de sahne oldu. Neticede kardeşlerine karşı daha dirayetli olan ve yeniçeriler tarafından da desteklenen oğlu Selim&#8217; e Allahü teal mübarek etmesi üzerine dileğiyle saltanatını teslim etti (25 Nisan 1512).<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bayezid Han daha sonra Dimetoka&#8217; daki saraya giderken Abalar Köyü mevkıinde hastalanarak 26 Ağustos 1512 günü vefat etti. İlim sahibi, takva, adalet ve merhametten ayrılmayan, vakarlı, vakarlı ve hilmiyle meşhur bir padişah olduğu için &#8220;Vali Bayezid&#8221; olarak bilinir. Bayezid meydanında kendi külliyesi ile birlikte caminin inşası bitince padişah; &#8220;Her kim ömrü boyunca ikindi be akşam namazlarının sünnetlerini terk etmemiş ise, ilk cuma namazında imam olsun&#8221; buyurmuştu.Kaynak: www.buzlu.org</p>
<p>Bu hususta kendisinden başka kimse çıkmamış, sulhde ve seferde hiçbir sünneti bırakmadığı için namazı kendisi kıldırmıştır. Sultan Bayezid&#8217; in mührünü taşıyan sayısız yazma eserin Türkiye ve Avrupa kütüphanelerinde bulunması ve onun kültür faaliyetleri arasında dikkat çekmektedir. Memleketin her tarafında imar faaliyetlerini devam ettirdi. Yaptırdığı en önemli eserler arasında, Amasya&#8217; da medrese, cami ve zaviye, Edirne&#8217; debir darüşşifa ve İstanbul&#8217; da Bayezid Camii, medrese ve imareti başta gelmektedir. Kaynak: www.buzlu.org</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/osmanli-padisahlarindan-2-beyazid/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cem Karaca biyografisi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/cem-karaca-biyografisi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/cem-karaca-biyografisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Aug 2010 08:03:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[çocukları]]></category>
		<category><![CDATA[ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[cem karaca]]></category>
		<category><![CDATA[eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[evliliği]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl yapmışyı]]></category>
		<category><![CDATA[şarkıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4767</guid>
		<description><![CDATA[5 Nisan 1945&#8242;te Dünya&#8217;ya geldi Cem Karaca.Ünleri yurt çapında yaygınlaşmış olan Toto-Mehmet Karaca çiftinin ilk çocuğuydu.Cem&#8217;in müzikle ilk tanışması annesinin teyzesi Rosa Felekyan&#8217;ın piyonosundan çıkan nağmeleri ve küçük Cem&#8217;e piyonada notaları öğretmesiyle olmuştur. Bu sıralarda, 50&#8242;lere girerken operet tarzı, Türk tiyatrosundaki en parlak devrini yaşamaktaydı. Artık ebeveynleriyle çok daha sık tiyatro salonlarına gider olan Cem&#8217;in [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/08/cem-karaca.gif"><img class="size-full wp-image-4768 aligncenter" title="cem-karaca" src="http://www.buzlu.org/images/2010/08/cem-karaca.gif" alt="" width="300" height="300" /></a></p>
<p>5 Nisan 1945&#8242;te Dünya&#8217;ya geldi Cem Karaca.Ünleri yurt çapında yaygınlaşmış olan Toto-Mehmet Karaca çiftinin ilk çocuğuydu.Cem&#8217;in müzikle ilk tanışması annesinin teyzesi Rosa Felekyan&#8217;ın piyonosundan çıkan nağmeleri ve küçük Cem&#8217;e piyonada notaları öğretmesiyle olmuştur. Bu sıralarda, 50&#8242;lere girerken operet tarzı, Türk tiyatrosundaki en parlak devrini yaşamaktaydı. Artık ebeveynleriyle çok daha sık tiyatro salonlarına gider olan Cem&#8217;in kulislerde geçirdiği saatler, müziğe olan ilgisini giderek arttırıyordu.Cem karaca için bir dönüm noktası sayılan olay 14 yaşındayken İzmir&#8217;deki , ahbablarının yanına gittiği o yaz olmuştur. Suadiyeli Nesrin adlı bir kıza aşık olan Cem , kızı etkilemek için &#8220;Johnny Guitar&#8221; adlı şarkıyı söyler. Fakat Nesrin&#8217;den çok annesi Toto Karaca&#8217;yı etkiler. Oğlunun müziğe olan yatkınlığını keşfeden Toto hanım , oğlunun müziğe yönelmesinde baş rol oynar.</p>
<p>Okul-ev-tiyatro kulisleri arasında geçen yaşamı, Robert Koleji&#8217;nde yatılı okumaya başlamasıyla başka bir dönemece girdi.Gün geçtikçe müzik zevki rock&#8217;n roll üzerine yoğunlaşan Cem, artık ciddi ciddi plak dinlemekte ve haftanın belirli saatleri yayınlanan günün popüler batı müziği parçalarının çalındığı programları takip etmekteydi. Kaynak: buzlu.org<span id="more-4767"></span></p>
<p>Böylece geçen 1961 senesinden sonra 1962&#8242;ye geldiğimizde Karaca&#8217;nın müzik hayatının başlatacak deneyimlerin gerçekleştiği günlerle karşılaşıyoruz. &#8220;Bir gün arkadaşlarla Beyoğlu Spor Klübü&#8217;ne çaya gittik. Muhabbet ederken orada şarkı söyleyen gençlerin farkına varan arkadaşım &#8220;Cem de söyler&#8221; diyerek beni ve beraberimdeki iki arkadaşı sahneye aldı&#8221; diyor Karaca. &#8220;Sonra da orada beraber şarkı söyledik.&#8221; Bu tecrübeden şevk alan dörtlü &#8220;Neden beraber çalmıyoruzi bir grup kuralım!&#8221; dedi ve enstrüman arayışına girdiler.Karaca&#8217;ların evlerinde provalara başlayan grup günün popüler batı müziği parçalarından oluşan bir repertuar hazırladı. Provaları dinleyen İlham Gençer gruba desteğini esirgemedi. İlham gençer dönemin en ünlü ve en iyi müzisyenlerindendi ve dahası müzik dünyasında belirli bir forsu vardı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p>Cem&#8217;e ilk büyük tepki çok yakınından , babsında geldi. Başından beri onun müzikle uğraşmasına karşı olan babası , onun hariciyeci olmasını istiyordu. Cem müziği bıraksın elinden gelen herşeyi yaptı. Sırf şevki kırılsın diye parayla adam tutup yuhalattı. Fakat bütün bunlar Cem&#8217;i daha da hırslandırıyordu. Sonunda babasıda pes etti.  Kaynak: buzlu.org</p>
<p>Karaca ve arkadaşları, 1963&#8242;e doğru &#8220;Dinamitler&#8221; adı ile sahne almaya başlamışlardı. Çoğunlukla Elvis Presley ve dönemin diğer rock&#8217;n müzisyenlerine ait parçaları yorumlayan Dinamitler 1963&#8242;ün sonbaharında dağıldığını, Karacanın &#8220;Cem Karaca ve Bekledikleriniz&#8221; adlı yeni bir grup kurduğunu görüyoruz. &#8220;Bekledikleriniz&#8221; macerası bir iki ay sürmüştü çünkü Karaca, dönemin yıldızı yükseklerde seyreden bir başka ismin grubuna katılmıştı: Gökçen Kaynatan.</p>
<p>Gökçen Kaynatan&#8217;la olan beraberliği bittikten sonra müzikten kopmak istemeyen Karaca bir dönem tiyatroyla ilgilendi.Annesinin İstanbul Tiyatrosu&#8217;nda irili ufaklı roller alan Karaca, 1964&#8242;ün sonlarında bir kaç arkadaşıyla beraber bir başka rock&#8217;n roll/beat grubu daha kurdu: &#8220;Cem Karaca-Jaguarlar&#8221;. Edindiğimiz bilgiler ve Karaca&#8217;nın söylediklerine göre Jaguarlar, &#8220;papağan gibi Elvis Presley taklidi yapan&#8221; bir gruptu.</p>
<p>Karaca, Jaguarlar&#8217;la 1965 senesi boyunca çalıştı ve tiyatro oyunlarında oynadı.Bu sıralarda ilk evliliğini de tiyatro sanatçısı Semra Özgür ile gerçekleştiren Karaca&#8217;nın askerlik vakti gelmişti.</p>
<p>1965&#8242;in Kasım&#8217;ında Antakya 121. Jandarma Er Eğitim Alayı&#8217;nda askerlik hizmetini yerine getirmek üzere yola çıktı: &#8220;daha önce benim Anadolu hakkında okul kitaplarından başka bir malumatım yoktu&#8221; diyor Karaca.Askerlik günlerinde Anadolu gerçeğiyle ve kimliğiyle tanışan Karaca&#8217;nın beyninde artık bambaşka bir pencere açılmıştı. Anadolu kültürünü araştırmaya koyuldu. Bu sırada Aşık Mahsuni Şerif gibi değerli halk ozanlarıyla tanıştı.</p>
<p>Döndüğünde bir süre tiyatroyla uğraştıktan sonra 1967 senesinde Cem Karaca ve Apaşlar&#8217;ı kurdu. İlk büyük çıkışlarını Hürriyet Gazetesinin düzenlediği Altın mikrofon yarışmasında seslendirdikleri &#8220;Emrah&#8221; adlı parçayla yaptılar. Sözleri Aşık Emrah&#8217;a ait olan parçanın bestesi Cem Karaca&#8217;ya aitti. Askerlikte karşılaştığı Anadolu gerçeği yavaş yavaş fikirlerine ve düşüncelerine yansımaya başlamıştı.</p>
<p>Altın Mikrofon ile start alan profesyonel dönemin ilk plağı 1967 Haziran&#8217;ının başlarında piyasaya çıktı &#8220;Hudey&#8221;. Pir Sultan Abdal&#8217;ın &#8220;Hudey&#8221; türküsünün rock&#8217;n roll-beat tarzındaki yorumunda adeta kükreyen bir Cem Karaca görüyoruz.Ağustos ayına doğru ikinci plaklarını da kaydettiler.Yeni plağın adı &#8220;Emrah&#8221; tı. Bu plakta Karaca&#8217;nın sesine daha hakim olduğunu hissedebiliyoruz. 1967 Kasım&#8217;ının sonlarında Sayan&#8217;a yapmakla mükellef oldukları üçüncü plaklarını kaydettiler: &#8220;Ümit Tarlaları&#8221;.</p>
<p>Plak satışlarından ve özellikle de Anadolu turnesinden biriktirdikleri 45.000 lira ile Avrupa&#8217;ya gitmeye karar verdiler.Grubun Almanya&#8217;da Ferdy Klein Orkestrası&#8217;yla yaptığı 45&#8242;liklerden ilk üçü, 1968 Haziran&#8217;ının sonundan itibaren ikişer hafta aralıklarla ardı ardına piyasaya çıkmıştı.Bu plaklar sırayla &#8220;İstanbulu dinliyorum&#8221;, &#8220;Oy babo&#8221; ve &#8220;İstanbul&#8221; idi. İstanbul 45&#8242;liği &#8220;İstanbul&#8217;u dinliyorum&#8221; ve &#8220;Oy Babo&#8221; parçalarının ingilizcelerinden oluşuyordu.</p>
<p>1968 yılının Ağustos ayında yine Türkofon imzalı üç 45&#8242;liğin daha piyasaya çıktığını görüyoruz: &#8220;Emrah 1979&#8243;, &#8220;Resimdeki Gözyaşları&#8221;, &#8220;Tears&#8221;. Cem Karaca-Apaşlar&#8217;ın bu &#8220;dönüş&#8221; 45&#8242;liklerinin en büyük özelliklerinden biri, stereo teknolojisi ile kaydedilmiş olmalarıydı.Türkiye&#8217;deki pikaplar mono iken ve plak fabrikalarında streo kalıp bulunmazken yapılan ve stereo sistemlerin ithaliyle gerçeklerştirilen bu olayın stereo ses sisteminin ülkede yaygınlaşmasında büyük etkisi olmuştur.</p>
<p>Artık bir yerden sonra grup Karaca ve Soyarslan için dar gelmeye başlamıştı. Tüm bu gerilimler, Konya Ereğlisinde bağları koparttı. Bağlar kopmuştu kopmasına ama grubun daha yeni imzalamış olduğu mukaveleler vardı ve bu sözleşmeler Cem Karaca-Apaşlar&#8217;ı hem konser hem plak etkinlikleri açısından 31 Ocak 1970&#8242;e dek birlikte olmaya zorluyordu.</p>
<p>Bu sıralarda Eylül ayının üçüncü haftası gelmiş veTürkofon firması arka arkaya &#8220;Ayrılık Günümüz&#8221; ve &#8220;Zeyno&#8221; 45&#8242;liklerni çıkartmıştı.</p>
<p>1970 yılına gelindiğinde Karaca&#8217;nın Apaşlar&#8217;la birlikteliği tam anlamıyla kopmuştu.Cem Karaca basçı Seyhan Karabay&#8217;la birlikte Kardaşlar grubunu kurdu.Artık kendisininde yaratıcılarından biri olduğu &#8220;Anadolu Rock&#8221; adlı müzik türü belirgin bir biçimde ön plana çıktı. Cem Karaca ve Kardaşlar bu dönem önemli bir çizgiyi sembolize ettiler. Toplumcu kimliği belirgin bir biçimde önplana çıkmaya başladı. Fakat Kardaşlar hemen başarıyı yakalayamadı. Büyük bir bocalama dönemi geçirdiler. Guptaki en önemli problemlerden biri ekipman sorunuydu. Grup son derece yetersiz ekipmanlarla çalışmak zorunda kalıyordu. Bu problemin çözümü için Cem Karaca&#8217;yı Almanya&#8217;ya gönderme kararı aldılar. 1970 Ağustos&#8217;u geldiğinde Cem Karaca İtanbul&#8217;a elinde bantlar ve bir dolu ekipmala döndü.</p>
<p>Karaca&#8217;nın İstanbul&#8217;a dönmesiyle birlikte Almanya&#8217;da yapılan parçalardan oluşan dört adet 45&#8242;lik Eylül&#8217;ün son haftasından itibaren Türküola&#8217;dan yayınlandı. Bu 45&#8242;likler sırayla &#8220;Emmioğlu&#8221;, &#8220;Kendim Ettim Kendim Buldum&#8221;, &#8220;Adsız&#8221; ve &#8220;Muhtar&#8221; dı.</p>
<p>Plakların satışı sürerken Cem Karaca-Kardaşlar kendi kayıtlarını tamamladılar ve ilk plakları &#8220;Dadaloğlu&#8221; nu 1970 Kasım&#8217;ının son günlerinde piyasaya sürdüler. Plak büyük bir başarı yakaladı ve 1971 yılının Ocak&#8217;ında günün plak listesini tutan dergilerinde bir numara oldu!</p>
<p>Dadaloğlu&#8217;nun getirdiği başarı, gruba mali güç ve moral sağlamıştı. Konserlerde de büyük ilgi gören grup palk şirketleriyle yaptıkları anlaşma gereği yeni albümlerini Almanya&#8217;da doldurma kararı aldılar.Almanya&#8217;da kayıtları yapılan 45&#8242;likler ise şunlardı: &#8220;Oy Gülüm Oy&#8221;, &#8220;Tatlı dillim&#8221;, &#8220;Kara Yılan&#8221;, &#8220;Acı Doktor&#8221; Kaynak: buzlu.org</p>
<p>Bahar aylarında çıkan 45&#8242;liklerin listelerdeki midyadlarını doldurmalarıyla beraber sonbahara doğru yeni bir 45&#8242;liğin hazırlığını yapmaya başladılar ve Cem karaca kardaşlar 45&#8242;liği daha Kasım 1971&#8242;de piyasaya çıktı: &#8220;Mehmed&#8217;e Ağıt&#8221;</p>
<p>1972 yılında ise son 45&#8242;likleri &#8220;Akoros Deresi&#8221; ni dolduruyorlardı. Cem Karaca, müzikal olarak devamlı bir arayış içindeydi. Müzik açısından Kardaşlar kendi arayışlarına yanıt vermekte geride kalmaya başlamıştı. Gençlik hareketlerinin hızla büyüdüğü bu dönemde , toplumsal değer yargıları hızla değişmekte ve yeni özgürlük talepleri aktif bir siyasi mücadeleyle hızla bütünleşmekteydi.Müzik artık güzel sanat olmaktan çıkıp , farklı bir görev üstlenmişti. Bir süre sonra Cem Karaca ve Kardaşlar bir tıkanmanın eşiğine geldiler. Cem bir revizyonun iyi olacağını düşünerek 1972&#8242;de gruptan ayrıldı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p>O zamanlar Moğollarda solist olarak denenen Ersen&#8217;le yer değiştirerek dönemin efsanevi grubu Moğollar&#8217;a geçti. Ersen üzgün bir şekilde Moğollardan ayrılınca 30 Eylül 1972 Cumartesi günü Cem Karaca Moğollar kurulmuş oldu. Müzik dünyasındaki bu ilginç değiş tokuş kamuoyunda uzun süre yer buldu.</p>
<p>Karaca&#8217;nın Moğollar&#8217;la birleşmesiyle birlikte Moğollar da sesörgülerinde bir yenilenmeye gittiler ve ipiçlarını Ersen&#8217;in &#8220;Sor Kendine&#8221; plağında verdikleri sesörgülerini Cem Karaca Moğollar adıyla Şubat 1973&#8242;te çıkan ilk plak olan &#8220;Öbür Dünya&#8221; da gösterdiler. Ardından da Temmuz 73&#8242;te ikinci plakları &#8220;Gel Gel&#8221; i çıkarttılar.</p>
<p>Grubun mega-popülaritesine rağmen ne &#8220;Öbür Dünya&#8221; ne de &#8220;Gel Gel&#8221;, listelerin zirvelerine tırmanamadı. &#8220;Gel Gel&#8221; çıktığı sıralarda grup içinde bir takım kutuplaşmalar başlamıştı. 60!ların sonlarından beri sol politikalara gittikçe daha da bağlanan ve Kardaşlar&#8217;da bu tavrını ilerleten karaca, Moğollar dönemine doğru sosyolizm ve uzantıları hakkında daha ciddi araştırmalara başlamış &#8220;köylü sosyolizmi&#8221; ni benimsemiş ve &#8220;sanat halk içindir&#8221; savına tümüyle bağlanmıştı.</p>
<p>Müzik tarzı olarak yine aynı yoldan yürüyen yeni Moğollar, artık &#8220;topluluk formu&#8221; anlamında ne 1968&#8242;deki ne de 1972&#8242;deki Moğollar değil; adeta başka bir gruptu.</p>
<p>Bu değişim sürecinde hey derhisi tarafından &#8220;Pop müziğin namusunu yine Cem Karaca kurtardı&#8221; ibaresi ile övülen son Cem Karaca-Moğollar plağı &#8220;Namus Belası&#8221; , 1974 Ocak&#8217;ının son günlerinde piyasaya çıktı. Listelerde ilk haftalardan itibaren çok hızlı bir şekilde yükselen plak, kaçınılmaz olarak bir numaraya yerleşti.</p>
<p>&#8220;Namus Belası&#8221; nın ülkede bomba gibi patladığı günlerde mart ayı başlarında grubun kazanmış olduğu büyük başarıya rağmen Cahit Berkay Moğollar&#8217;a uluslararsı bir kimlik kazandırmak için Fransa&#8217;ya gitme kararı aldı.Dolayısıyla Türkiye&#8217;deki Moğollar&#8217;ı dağıtarak Cem Karaca-Moğollar dönemine son vermiş oldu.</p>
<p>Cem Taner Öngür&#8217;ü de yanı alıp gruptan ayrıldı ve 1974 Nisan&#8217;ının ortasında Türk Rock tarihinin (belki de) en önemli süpergrubu Dervişan&#8217;ı kurdu. Dervişan&#8217;la birlikte Cem Karaca en radikal dönemini yaşamaya başlıyordu. Çalışmalarının neredeyse hepsinde dolaylı yoldan veya doğrudan bozuk düzene eleştirleri bulunuyordu. Politik baskının dorukta olduğu bu yıllar , dinleyenlerini bozuk düzene karşı bir kavgaya davet edip durdu. Bu dönem içinde değindiğim politik çizgiyi sürdüren başka müzisyenler olmasına rağmen , içlerinde müzikal açıdan en büyük misyonu Cem Karaca üstleniyordu.</p>
<p>Dervişan ilk çalışmalarını sürdürürken Mayıs ayında Cem Karaca&#8217;nın ikinci uzunçaları &#8220;Cem Karaca&#8217;nın Apaşlar, Kardaşlar, Moğollar ve Ferdy Klein Orkestrası&#8217;na teşekkürleriyle&#8230;&#8221; piyasaya çıktı. Plak, piyasaya verildikten kısa bir süre sonra Edip Akbayram ve Erkin Koray&#8217;ın kendi adlarıyla çıkan ilk albümlerinin aşıp bir numaraya oturdu. Bu esnada ilk konserlerinin vermeye başlayan Dervişan&#8217;da bazı huzursuzluklar belirmeye başlamıştı. Erol Büyükgönenç grupta hiç bir şeyin kararlaştırılan ilkeler doğrultusunda yürümediği düşüncesiyle gruptan ayrıldı.</p>
<p>Büyükgönenç&#8217;in ayrılmasından sonra Dervişan, adaptasyon açısından ilk önce biraz sıkıntıya düştü. Ancak kısa zamanda yaptıkları sıkı çalışmalar sonucunda Anadolu Rock mevzuunda çok hızlı ilerlediler ve bunun ilk meyvesinin de Haziran ayının sonunda piyasaya çıkan &#8220;Beyaz Atlı&#8221; 45&#8242;liğinde verdiler.</p>
<p>Grup, gün geçtikçe toparlanıyordu ve Anadolu Rock konseptini iyice içselleştirmişti. 1974 sonbaharına gelindiğinde performans açısından da zirveye ulaşmışlardı.</p>
<p>Eylül ayında Cem karaca, Bursa yakınlarında ciddi bir trafik kazası geçirdi. Ayağa kalkmasının oldukça riskli olabileceğini söyleyen doktorlar, &#8220;Mukavelelerim var, çalışmam lazım&#8221; diyen Karaca&#8217;yı hastanede iki hafta zor tuttular. Hastaneden çıkan Karaca, yine tam gaz çalışmaya başladı.</p>
<p>Derken 1975 Ocak&#8217;ının başında stüdyo çalışmaları tamamlandı ve Cem Karaca-Dervişan yeni bir Anadolu turnesine çıktığında, Şubat 1975&#8242;te az önce bahsetmiş olduğumuz değişim sürecinin ilk olgun meyvesi olan &#8220;Tamirci Çırağı&#8221;, son derece şık bir kapak tasarımıyla piyasaya çıktı.</p>
<p>&#8220;Tamirci Çırağı&#8221;, Cem Karaca&#8217;nın belli bir süredir çok su yüzüne çıkartmadan yürüttüğü sol söylemin ilk kez derin bir vurguyla plağa yansımış haliydi.</p>
<p>Cem Karaca-Dervişan artık gündemdeki toluluktu ve ülkenin durumuyla doğru orantılı şekilde daha da politize oluyordu. Bir diğer deyişle kendi bulundukları kampın sorumluluklarını daha fazla üstlerinde hissediyor ve karşı tarafa daha fazla şarj oluyordulardı.</p>
<p>İşte böyle bir ortamda grupta ardarda iki önemli kopuş oldu. Oğuz Durukan ve Uğur Dikmen ardarda gruptan ayrılma kararı aldılar.</p>
<p>Grubun dağılmasını istemeyen Karaca Haziran ayının sonlarına doğru Dervişan&#8217;ı yeniden şekillendirdi. Ayrılma ve katılım süreci bir süre devam ettikten sonra nihayetinde tekrar sağlam bir kadroyla Dervişan kaldığı yerden müzik hayatına devam ediyordu. Yeni kadroda Taner Öngür, Kılıç Danışman , Murat Töz ve Hüseyin Sultanoğlu vardı.</p>
<p>Eylül ayında üçüncü Cem Karaca uzunçaları Yavuz Plak etiketiyle piyasaya çıktı : &#8220;Nem Kaldı?&#8221;</p>
<p>&#8220;Nem Kaldı&#8221; albümü piyasaya çıktıktan sonra stüdyoya giren grup yeni 45&#8242;likleri &#8220;Mutlaka Yavrum&#8221; u kaydetiler. Kasım 1975&#8242;te piyasaya sürülen bu plak Cem Karaca&#8217;nın bütünüyle mesaj müziğine yöneldiğinin ilk belgesiydi.</p>
<p>Grup, yeniden provalara ve hemen arkasından konserlere başladı.Yine turneler, buluşmalar&#8230; Her geçen gün yoğunlaşan politik havanın en radikal tavırlı oluşumu olarak Cem Karaca-Dervişan Edip Akbayram Dostlar ve Timur Selçuk&#8217;u sollamak üzere toplumla birlikte yükselen bir tansiyonu temsil eder hale gelmişti.</p>
<p>1976&#8242;nın Nisan&#8217;ında grup stüdyoya girdi ve üç parça kaydetti. Bu üç parçadan ikisi yine Nisan ayı sonlarına doğru Cem Karaca Dervişan&#8217;ın yeni plağı olarak piyasaya çıktı: &#8220;Beni Siz Delirttiniz.&#8221; 1976 sonbaharında Karaca, yeni bir long play hazırlığının haberini verdi. Dinleyiciler albümü merakla beklerken Aralık ayının başında Cem Karaca&#8217;yı hayrete düşüren bir gelişme oldu: Yavuz Plak, kendisinden izin almadan yeni çıkarağı LP için sakladığı ve LP&#8217;e adını vermeyi düşündüğü &#8220;Parka&#8221; yı 45&#8242;lik formatında piyasaya sürmüştü. Özensizce hazırlanmış plak kapağından düşük kaliteli baskıya kadar biraz alelacele yapılmış bir para operasyonu intibası veren 45&#8242;likte, parçanın hangi gruplarla yapılmış olduğu da yazmıyordu.</p>
<p>Bu 45&#8242;lik plağın piyasaya çıkmasından bir ay kadar sonra 1977&#8242;nin Ocak&#8217;ında Cem Karaca&#8217;nın yeni uzunçaları &#8220;Parka&#8221; biraz gecikmeli olsa da piyasaya çıktı.</p>
<p>&#8220;Parka&#8221; albümünün çıkmasından sonra grup yepyeni bir albüm için tekrar çalışmalara başladı. Müzik için ne kadar çalışsalarda konserler artık konserlikten çıkmış, sosyo-politik olarak kendini tatmin ortamı haline gelmişti.</p>
<p>Mayıs ayında Ünol Büyükgönenç&#8217;in CHP için hazırladığı &#8220;Yeni bir Türkiye&#8221; 45&#8242;liğinde yer aldı Dervişan. Yine Mayıs&#8217;ın sonlarında, sekiz aylık bir çalışmanın ürünü olan ve Erkin Koray&#8217;ın &#8220;Elektronik Türküler&#8221; albümüyle beraber Türk Rock&#8217;ının en tepesine yerleşen &#8220;Yoksulluk Kader Olamaz&#8221; uzunçaları yayımlandı.</p>
<p>Mayıs sonlarında çıkan albüm, kısa süre içinde listelerde zirveye yarışmaya başladı ve grup yine konserlere devam etti. Haziran ayının sonlarına doğru bambaşka bir Cem Karaca-Dervişan plağı daha piyasaya çıktı: &#8220;Mor Perşembe&#8221; 45&#8242;liği.</p>
<p>Bu sıralarda Almanya turnesine çıkmış olan Cem Karaca-Dervişan, Türkiye&#8217;ye yepyeni ekipmanlar ve ilk kez bir ses sistemi ile döndü.</p>
<p>Ülkedeki gerginliğin had safaya ulaştığı bir dönemde, Urfa&#8217;da verilen bir konserden sonra konserin düzenleyicisi CHP Gençlik Kolları Başkanı öğrencinin ülkücülerce dövüldüğü haberi gelince Tamer Öngür &#8220;Ben Artık Yokum&#8221; dedi. Öngür&#8217;ün Ekim 1997&#8242;de ayrılmasında hemen sonra Karaca, bir süredir gerçekleştirmeyi düşündüğü bir plağın kayıtları için Dervişan&#8217;ı bir tekrar topladı.</p>
<p>Daha sonraları enternasyonel bir devrim marşı niteliği kazanacak olan &#8220;1 mayıs&#8221; adlı plak, 1977 Aralık&#8217;ın son haftasında piyasaya çıktı.Nitekim yayınlanmasından birkaç hafta sonra Cem Karaca ve Sarper özsan hakkında dava açıldı ve plak toplatıldı. Dava haberi gelmeden çok kısa bir süre öncede 1978 Ocak&#8217;ının ortalarında yaptıkları işin politik açıdan çığrından çıktığını düşünen Sefa Ulaştır ve Uğur Dikmen, Dervişan&#8217;dan ayrıldılar. &#8220;Ayrılığımız siyasi sebeplerle değil&#8221; diyordu Karaca ama durum aslında çoğunlukla politik anlaşmazlıktan çıkmıştı. Böylece &#8220;1 Mayıs&#8221;, Cem Karaca-Dervişan&#8217;ın son plağı olmuştu.</p>
<p>Dervişan&#8217;dan sonra kısa bir süre Edirdahan&#8217;la çalıştı. &#8220;Cem Karaca &#8220;devrimci müzik&#8221; yaklaşımını Edirdahan konserlerinde de devam ettirdi. Politik çizgisini Dervişan&#8217;da bıraktığı yerden devam ettiren Edirdahan&#8217;la konserlerde devam ettiren Karaca, kayıtlarına ilkbaharda girmeyi planladığı albüm içinse daha değişik şeyler düşünüyordu. Sonunda Cem Karaca-Edirdahan işbirliğinin ilk yapıtı &#8220;Safinaz&#8221; adlı uzun çalar piyasaya sürüldü. Safinaz 18 dakikalık bir rock opera denemesiydi. Dar anlamda bakıldığında ilk Türk rock operası değildi. Barış Manço&#8217;nun ilk studyo albümü &#8220;2023&#8243; te yer alan &#8220;Baykoca Destastanı&#8221; da benzer bir yapıya sahipti.</p>
<p>1978&#8242;in sonbaharını yine konserlerle değerlendirdi Karaca. Bu sıralarda da grupta bazı çatlamalar meydana gelmişti. Grup içi anlaşmazlıklara dönemin huzursuz ortamı yüzünden iyice yoğunlaşan gerginlikler de eklenince Edirdahan tam anlamıyla olmasa da dağıldı. Böyle diyoruz çünkü Karaca&#8217;nın konserlerinde kendisine eşlik etmeyi kabul etmişler ama aynı çatı altında grup olarak çalışma sürecine de son vermişlerdi.</p>
<p>Cem Karaca 1979 yılında işlerinden dolayı Almanya&#8217;ya gitti. Bu dönemde Türkiye&#8217;de büyük siyasal çalkantılar yaşanıyordu. Ülkede bir kaos vardı. Hemen hergün adam öldürülüyordu. Halk bir kutuplaşma dönemine girmişti.Bunun üzerine 12 Eylül 1980 sabah saat 4&#8242;de ordu yönetime el koydu. Ülkede insan avı başlamıştı. Sağcısı solcusu olaylara karışan herkes yakalanıyordu. Cem Karaca Almanya&#8217;dan ülkede olan gelişmeleri kaygıyla izliyordu. Bu arada Almanya&#8217;da katıldığı 1 Mayıs töreninde ülke yönetimine karşı sarf ettiği sözler nedeniyle hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarıldı. Yapılan &#8220;geri dön&#8221; çağırılarına rağmen yurda dönmedi. Hatta babasının cenazesine bile katılamadı. Bu süreç içinde kendisiyle aynı davada yargılanan Selda Bağcan ve Melike Demirağ ile arasında kırgınlık yaşadı. Hatta anneside babasının cenazesine gelmedi diye oğluna tavır aldı. Ve sonunda vatandışlıktan çıkarıldı. Bütün bunlar olurken Cem Karaca Almaya&#8217;da sessiz bir bekleyiş içerisindeydi.</p>
<p>1987&#8242;de dönemin Başbakanı Turgut Özal&#8217;ın girişimleriyle yurda döndü. Dönüşü çeşitli spekülasyonlara sebep oldu. Politik çizgisindeki yumuşama ve bazı önemli değişimler bazı kesimlerin Karaca&#8217;ya bakış açısını değiştirdi. Fakat bunlara aldırmayan Karaca müzik hayatını sürdürdü. Artık bugün Türkiye&#8217;de farklı bir ortam yaşanıyor.Bu baskı ve sömürünün olmadığı anlamına gelmiyor. Sadece düzenin görünümü değiştiği söylenebilir.Ancak Cem Karaca&#8217;nın 70&#8242;li yıllardaki radikal tutumundan uzak olduğu bir gerçek. Tüm bunlara rağmen Cem Karaca&#8217;nın Türk Rock tarihinde önemli bir kilometre taşı olduğunu gözardı edemeyiz. Bir çok parçasının uzun yıllara rağmen hala ilgi görmesi O&#8217;nun büyük bir sanatçı olduğunun en büyük kanıtı.</p>
<p>Sanatçı Cem Karaca, solunum ve kalp yetmezliği nedeniyle 59 yaşında 8 Şubat 2004 günü milyonlarca sevenini arkasında bırakarak hayata gözlerini yumdu.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/cem-karaca-biyografisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Paul Adrien Maurice Dirac biyografisi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/paul-adrien-maurice-dirac-biyografisi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/paul-adrien-maurice-dirac-biyografisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Aug 2010 05:19:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik]]></category>
		<category><![CDATA[ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[başarıları]]></category>
		<category><![CDATA[biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[fizikçiler]]></category>
		<category><![CDATA[formüller]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kuvantum fiziği]]></category>
		<category><![CDATA[matematikçiler]]></category>
		<category><![CDATA[nobel fizik ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[Paul Adrien Maurice Dirac]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4757</guid>
		<description><![CDATA[Paul Adrien Maurice Dirac (8 Ağustos 1902 – 20 Ekim 1984), İngiliz fizikçi ve matematikçi. Kuvantum fiziğinin kurucularındandır. Diğer önemli keşiflerinin yanında fermionların davranışını açıklayarak antimaddenin keşfine olanak veren ve kendi adı verilen Dirac eşitliği&#8217;ni yaratmıştır. Dirac 1933 Nobel Fizik Ödülü&#8217;nü Erwin Schrödinger ile paylaşmıştır. Hayatı Gençlik yılları Paul Dirac İngiltere&#8217;nin Bristol kentinde, Bishopston kasabasında [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/08/Paul-Adrien-Maurice-Dirac.gif"><img class="size-full wp-image-4758 aligncenter" title="Paul Adrien Maurice Dirac" src="http://www.buzlu.org/images/2010/08/Paul-Adrien-Maurice-Dirac.gif" alt="" width="197" height="279" /></a></p>
<p>Paul Adrien Maurice Dirac (8 Ağustos 1902 – 20 Ekim 1984), İngiliz fizikçi ve matematikçi. Kuvantum fiziğinin kurucularındandır. Diğer önemli keşiflerinin yanında fermionların davranışını açıklayarak antimaddenin keşfine olanak veren ve kendi adı verilen Dirac eşitliği&#8217;ni yaratmıştır. Dirac 1933 Nobel Fizik Ödülü&#8217;nü Erwin Schrödinger ile paylaşmıştır.</p>
<p><strong>Hayatı </strong><br />
<strong>Gençlik yılları </strong></p>
<p>Paul Dirac İngiltere&#8217;nin Bristol kentinde, Bishopston kasabasında doğdu ve büyüdü. Babası Charles Dirac İsviçre&#8217;nin Valais kantonundan gelmiş bir göçmendi ve geçimini Fransızca öğretmenliği yaparak sağlıyordu. Annesi Cornwall&#8217;luydu ve bir denizcinin kızıydı. Paul&#8217;un Felix adında, Mart 1925&#8242;te intihar eden bir ağabeyi ve Beatrice adında bir kız kardeşi vardı. Babasının sert ve otoriter tavırları yüzünden çocukluk yılları pek de neşeli geçmemişti.</p>
<p>Eğitimine Bishop Road İlkokulunda başladı, daha sonra da babasının öğretmenlik yaptığı Merchant Venturers&#8217; Teknik Kolejine (daha sonra adı Cotham Gramer Okulu olarak değişti) devam etti. Merchant Venturers&#8217; ağırlıklı olarak fen ve çağdaş diller eğitimi veren Bristol Universitesi&#8217;ne bağlı bir kuruluştu. Bu o zamanın Birleşik Krallığında genellikle klasikleri öğreten ortaeğitim kurumlarıyla karşılaştırıldığında ilginçti ve Dirac daha sonra buna çok müteşekkir olduğunu açıklayacaktı.<span id="more-4757"></span></p>
<p>Dirac Bristol Üniversitesi&#8217;nde elektrik mühendisliği okudu ve 1921&#8242;de mezun oldu. Daha sonra asıl ilgilendiği konunun matematik olduğunu anlayarak 1923&#8242;te Bristol&#8217;de matematik yüksek eğitimini tamamladı ve St John&#8217;s College, Cambridge&#8217;de araştırma yapması için bir çağrı aldı. Hayatının uzunca bir kısmı burada geçecekti. Cambridge&#8217;deyken, Ralph Fowler&#8217;ın yardımlarıyla Bristol&#8217;de ilgilenmeye başladığı genel görelilik teoremi ve henüz yeni yeşermekte olan bir dal olan kuvantum fiziği ile ilgilendi.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Orta yaşları </strong></p>
<p>Dirac klasik mekanikte kullanılan Poisson parantezleri metoduyla, kuvantum mekaniği için Werner Heisenberg tarafından yeni önerilen matris mekaniği arasında benzerlikler farketti. Bu gözlem üzerine yaptığı 1926 tarihli yayınla Cambridge&#8217;den Ph.D. ünvanını aldı.</p>
<p>1928&#8242;de Wolfgang Pauli&#8217;nin göreli olmayan spin sistemleri üzerine çalışmasına dayanarak, elektron&#8217;un dalga fonksiyonu için göreli bir hareket denklemi olan Dirac denklemi&#8217;ni oluşturdu. Bu çalışma Dirac&#8217;ın, elektron&#8217;un antiparçacığı olan pozitron&#8217;un varlığını tahmim etmesine yol açtı. Pozitron Carl Anderson tarafından 1932&#8242;de gözlemlendi. Dirac&#8217;ın denklemi aynı zamanda spin kavramının görelilik çerçevesine oturtulmasına da yardım etmiştir. Bu çalışması sayesinde Dirac, kuvantum elektrodinamiği terimini ilk kez kullanan ve bu dalı kuran kişi olarak tarihe geçti.</p>
<p>Dirac&#8217;ın 1930&#8242;da basılan Kuvantum Mekaniğinin Kuralları isimli kitabı bilim tarihinde bir mihenk taşıdır. Basıldıktan hemen sonra konuyu öğretmek için kullanılan standart kitap haline geldi ve bugün hala kullanımdadır. Bu kitapta Dirac Werner Heisenberg&#8217;in “Matrix Mekaniği”nde ve Erwin Schrödinger&#8217;in “Dalga Mekaniği”&#8217;nde yaptığı çalışmaları, ölçülebilir değerler ile fiziksel sistemin durumunu betimleyen vektörlerin Hilbert uzayına etki eden operatörleri ilişkilendirdirerek tek çatı altında topladı. Kitapta daha sonra evrenselleşecek olan bra-ket notasyonu ismi verilen notasyonu ve Dirac delta fonksiyonunu da ilk kez kullandı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
1931&#8242;de Dirac tek bir manyetik tekkutuplunun varlığının elektriksel yükün kuvantizasyonunu açıklayacağını kanıtladı. Bu kanıt çok ilgi görse de bugüne kadar bir manyetik tekkutuplunun varlığına dair hiç bir bilgi edinilemedi.</p>
<p>1937&#8242;de Eugene Wigner&#8217;ın kızkardeşi Margit ile evlendi. Margit&#8217;in iki çocuğu Judith ve Gabriel&#8217;ı da evlat edindi. Ayrıca Margit&#8217;ten Mary Elizabeth ve Florence Monica isimlerinde iki kızı oldu.<br />
<strong>İleri yaşları </strong></p>
<p>Dirac 1932&#8242;den 1969&#8242;a kadar Cambridge&#8217;de Matematik Lucasian Profesörlüğü onursal ünvanını elinde tuttu. II. Dünya Savaşı sırasında gaz santrifujü kullanarak uranyum zenginleştirme üzerine teorik ve deneysel çalışmalar yürüttü. 1937&#8242;de Dirac büyük sayıları hipotezi üzerine kurulu kozmolojik modelini geliştirdi. Dirac, &#8220;İyi bir teori olarak kabul ettiğimiz kuvantum teorisinde sonsuzlukları ihmal ediyor olmamız beni çok rahatsız ediyor.</p>
<p>Bu mantıklı değil. Mantıken matematikte bir değeri çok küçük olduğu için ihmal edersiniz, sonsuz büyüklükte olduğu ve onu istemediğimiz için değil.&#8221; diye yazmıştı. Kuvantum alan teorisinde ortaya çıkan sonsuzluklarla başa çıkmak için kullanılan renormalizasyon yaklaşımından hiç memnun değildi ve bu konudaki çalışmaları gitgide ana akımın dışında kalmaya başladı. Büyük kızı Mary&#8217;ye yakın olmak için Florida&#8217;ya taşındıktan sonra Dirac hayatının son on yılını Tallahassee, Floridadaki Florida Eyalet Üniversitesi&#8217;nde geçirdi.</p>
<p>Öğrencilerinden John Polkinghorne Dirac&#8217;a temel inancının ne olduğunun sorulduğunu hatırlıyor. &#8220;Tahtaya yürüdü ve doğa kanunlarının güzel denklemlerle ifade edilmesi gerektiğini yazdı.&#8221;<br />
<strong>Ölümü ve sonrası </strong></p>
<p>1984&#8242;te Dirac Tallahassee, Florida&#8217;da öldü. 1997&#8242;de Florida Eyalet Üniversitesi&#8217;nde son doktora öğrencilerinden Dr.Bruce Hellman teorik fizikteki önemli çalışmaları ödüllendirmek için Dirac&#8217;ın adına Dirac-Hellman ödülü&#8217;nü başlattı.</p>
<p>Aynı zamanda Uluslararası Teorik Fizik Merkezi de Dirac ödülü adında bir ödül vermeye başladı. 1995&#8242;te Londra&#8217;daki Westminster Abbey&#8217;de onuruna hazırlanan, üzerinde Dirac denkleminin olduğu bir plaka Stephen Hawking&#8217;in konuşmasıyla açıldı. Babasının memleketi olan İsviçre Saint-Maurice&#8217;te tren istasyonun karşısına, Dirac onuruna bir hatıra parkı yapıldı.</p>
<p><strong>Ödüller </strong></p>
<p>Paul Dirac 1933&#8242;te Nobel Fizik Ödülü&#8217;nü &#8220;atom teorisinin yeni üretken biçimlerini keşfinden dolayı&#8221; Erwin Schrödinger ile paylaştı. [1] Dirac 1939&#8242;da Kraliyet Madalyası ve 1952&#8242;de Copley Madalyası ve Max Planck Madalyası&#8217;nı da aldı.</p>
<p>1930&#8242;da Royal Society, 1948&#8242;de American Phsical Society üyesi seçildi.</p>
<p>Ölümünden hemen sonra iki önemli fizik kurumu adına ödül düzenledi. Birleşik krallığın profesyon fizikçilerinden oluşan Fizik enstitüsü adına Paul Dirac Madalyası&#8217;nı düzenledi. Bu madalyayı alan ilk üç kişi 1987&#8242;de Stephen Hawking, 1988&#8242;de John Bell ve 1989&#8242;da Roger Penrose oldu. Abdus Salam Uluslararası Teorik Fizik Merkezi (ICTP) ICTP her sene Dirac&#8217;ın doğumgününde verilen Dirac Maladyasını düzenledi.</p>
<p>Tallahassee, Florida&#8217;daki Ulusal Yüksek Manyetik Alan Laboratuarı&#8217;nın bulunduğu caddeye Paul Dirac Drive ismi verildi. İngiliz yayın kuruluşu BBC video codec&#8217;ini Dirac olarak adlandırdı. Popüler bir TV dizisi olan Doctor Who&#8217;daki Adric karakterinin adı da Dirac&#8217;a gönderme yaptı. (Adric Dirac&#8217;ın anagramıdır).<br />
<strong>Kişiliği </strong></p>
<p>Dirac arkadaşları arasında sakin ve titiz kişiliği ile tanınırdı. Niels Bohr yazdığı bir bilimsel makaledeki cümlenin sonunu bir türlü tamamlayamadığından şikayet ettiğinde Dirac, &#8220;Bana okulda asla sonunu bilmediğim bir cümleye başlamamayı öğrettiler&#8221; diye yanıtlamıştı.  SSCB&#8217;yi ziyaret ettiği sıra fizik felsefesi üzerine bir konferans düzenlemek üzere bir davet aldı. Sadece kalkıp tahtaya &#8220;Fizik kanunları matematiksel güzellik ve basitliğe sahip olmalıdır&#8221; yazdı.  Şiir hakkındaki görüşleri sorulduğunda &#8220;Bilimde insan daha önce kimsenin bilmediği bir şeyi herkesin anlayabileceği şekilde anlatmaya çalışır. Şiirde durum tam tersidir.&#8221;</p>
<p>Eugene Wigner, Dirac&#8217;ın eniştesi bir keresinde Richard Feynman&#8217;ı &#8220;başka bir Dirac, ama bu sefer insan&#8221; diye tanımlamıştır.</p>
<p>Dirac alçakgönüllülüğüyle de tanınırdı. Kuvantummekaniksel operatörlerin zamanda gelişimi hakkındaki denklemi ilk yazan kendisi olduğu halde &#8220;Heisenberg hareket denklemi&#8221; ismini vermiştir. Birçok fizikçi yarım spinli parçacıklar için Fermi-Dirac istatistikleri ismini kullanırken, tam sayı spinli parçacıklar için Bose-Einstein istatistikleri tanımını kullanır. Dirac verdiği bir konferansta ilkine &#8220;Fermi istatistikleri&#8221; isminin verilmesinde ısrar etmiştir. Diğerinin de &#8220;Einstein istatistikleri&#8221; olarak adlandırılmasını istemiştir ve sebebi sorulduğunda &#8220;simetri&#8221; yüzünden olduğunu belirtmiştir.</p>
<p>Wolfgang Pauli, Dirac&#8217;ın dini görüşleri üzerine bir soru sorulduğunda &#8220;Eğer Dirac&#8217;ı doğru anladıysam, anlatmaya çalıştığı şey şuydu: Tanrı yoktur ve Dirac onun elçisidir.&#8221;</p>
<p>Dirac bir keresinde örgüde kullanılan &#8220;ters dikiş&#8221;&#8216;i yeniden keşfetmişti. Bir arkadaşıyla fizik hakkında konuşurken, arkadaşının karısını örgü örerken görmüştü. Daha sonra ilmeğin topolojisini inceleyerek bunu yapmanın bir yolu daha olduğunu farketti. Aynı zamanda gördüğü ve kendi yarattığı alternatiften başka olasılık olmadığını da kanıtladı.<br />
<strong>Önemli eserleri </strong></p>
<p>* Principles of Quantum Mechanics (1930): Bu kitap kuvantum mekaniği kavramlarını büyük kısmını Dirac&#8217;ın kendi geliştirdiği modern metodla anlatıyor. Kitabın sonlarına doğru öncülüğünü yaptığı elektronun göreli teorisinden de bahsediyor. Bu eser o zamanlar kuvantum mekaniği üzerine yazılmış hiç bir yayını kaynak göstermemiştir.<br />
* Lectures on Quantum Mechanics (1966): Çoğunlukla eğri uzayzaman&#8217;da kuvantum mekaniği ile ilgili bir kitap.<br />
* General Theory of Relativity (1975): Bu 68 sayfalık eser Einstein&#8217;ın genel görelilik teorimini özetliyor.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/paul-adrien-maurice-dirac-biyografisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gustav Mahler</title>
		<link>http://www.buzlu.org/gustav-mahler/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/gustav-mahler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Jul 2010 18:45:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[besteciler]]></category>
		<category><![CDATA[besteleri]]></category>
		<category><![CDATA[biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[doğumu]]></category>
		<category><![CDATA[eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gustav Mahler]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[nereli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4727</guid>
		<description><![CDATA[Gustav Mahler  Yahudi asıllı Avusturyalı besteci ve orkestra şefi. (7 Temmuz 1860, Bohemya &#8211; 18 Mayıs 1911, Viyana), On senfonisi ve romantizmin farklı birçok türünü bir araya getiren orkestra eşlikli şarkılarıyla ünlüdür. Ölümünden sonra müziği 50 yıl görmezlikten gelinmiş, ama daha sonra 20. yüzyıl bestecilik tekniklerinin öncülerinden biri olduğu Arnold Schoenberg, Dmitri Şostakoviç ve Benjamin [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/07/Gustav-Mahler.jpg"><img class="size-full wp-image-4728 aligncenter" title="Gustav Mahler" src="http://www.buzlu.org/images/2010/07/Gustav-Mahler.jpg" alt="" width="259" height="283" /></a></p>
<p>Gustav Mahler  Yahudi asıllı Avusturyalı besteci ve orkestra şefi.<br />
(7 Temmuz 1860, Bohemya &#8211; 18 Mayıs 1911, Viyana),</p>
<p>On senfonisi ve romantizmin farklı birçok türünü bir araya getiren orkestra eşlikli şarkılarıyla ünlüdür. Ölümünden sonra müziği 50 yıl görmezlikten gelinmiş, ama daha sonra 20. yüzyıl bestecilik tekniklerinin öncülerinden biri olduğu Arnold Schoenberg, Dmitri Şostakoviç ve Benjamin Britten gibi bestecileri etkilediği kabul edilmiştir.</p>
<p>Mahler’in müzik dehası çok erken yaşlarda dikkati çekti. Dört yaşındayken yöredeki kışladaki askeri müziğin ve köylülerin çalışırken söyledikleri Çek halk şarkılarından etkilendi. Hem akordeon hem piyanoyla bu şarkıları çalıyor, bir yandan da kendi bestelerini yapıyordu. Doğadaki seslerin yanı sıra, askeri müzik ve halk müziği onun olgunluk çağının başlıca esin kaynakları oldu. Piyanist olarak ilk kez Jihlava’da izleyicilerin karşısına çıktı. <span id="more-4727"></span></p>
<p>On yaşında müzikte ulaştığı seviye, onun Viyana Devlet Konservatuvarı&#8217;na kabul edilmesini sağadı. Çeşitli piyano ve kompozisyon ödülleri kazandıktan ve okulunu bitirdikten sonra, bir yandan kendini besteci olarak kabul ettirmeye, bir yandan da müzik dersleri vererek geçimini sağlamaya çalıştı. İlk önemli yapıtı olan Das Klagende Lied (Yakınma Şarkısı) adlı kantatı ile konservatuvarın koyduğu Beethoven Kompozisyon Ödülü’nü kazanamadı ve beste yapmayı uzun yaz tatillerine bıraktı; kendisine daha güvenli bir geçim sağlama amacıyla orkestra şefliğine yöneldi.</p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><strong>Orkestra Şefliği</strong></p>
<p>Bundan sonraki 17 yıl boyunca şeflikte adım adım yükseldi. Avusturya’da yönettiği müzikal Farsların ardından Budapeşte ve Hamburg gibi önemli operalarda çalıştı ve nihayet 37 yaşındayken, Viyana Sanat Operası’nın sanat yönetmenliğine getirildi. Şef olarak yaygın ününe karşılık,besteciliğinin ilk yıllarında müzik izleyicilerinin anlayışsızlığıyla karşı karşıya kaldı. bu, onun moralini bozsa da Mahler&#8217;i yıldırmadı.</p>
<p>Mahler, şef olarak daha çok geleneksel operalar ile ilgilenmeyi tercih etti. Bu nedenle olgunluk dönemindeki tüm eserlerinin senfonik olması insana şaşırtıcı gelebilir.</p>
<p>Bununla birlikte Mahler’in müzikteki tek amacı kendi yaşam hikâyesini yazmaktı. Biraz da Wagner ile Liszt’den etkilenerek, kişisel dünya görüşünü müzikle ifade etmeye çalıştı. Bu iş için ise, içerdiği lirizm sebebiyle şarkı Wagner ve Liszt’in yaklaşımının yardımıyla içerdiği öznel anlatım gücüyle senfoni, hüzünlük bir atmosfer yaratan operadan daha uygun iki araçtı.<br />
<strong>Müzik yaşamının İlk Dönemi</strong></p>
<p>Mahler, bestecilik hayatını oluşturan üç dönemin her birinde birer senfoni üçlemesi üretti. İlk döneminin üç senfonisi de planlı müzik örnekleriydi.</p>
<p>Mahler, o dönemdeki geleneksel dört bölümlü senfonilerden daha fazla bölüm içeren senfoniler bestelemek için Beethoven&#8217;in Pastoral Senfonisi ile Berlioz&#8217;un Symphonie Fantastique’ini örnek aldı. Yapıtın süresini uzatmakta, müziğindeki orkestral kaynakları geliştirmekte ve engellenmemiş duyguları ifade etmekte Wagner’ müzikli dramlarını, solocuların ve koronun seslendirdiği sözlü metinleri aktarmakta ise Beethoven’in Koral senfonisinden esinlendi.</p>
<p>Daha önceki eserlerini (örn. Des Knaben Wunderhorn’dan yaptığı şarkı besteleri) kullanarak yeni parçalar üretirken, Schubert’in bazı oda müziği yapıtlarından da esinlendi Mahler, bütün bunları, gerilimli ve işlenmiş üslubuyla, olağanüstü canlı orkestra düzenlemesiyle ve popüler müziği alaycı bir şekilde kullanmasıyla birleştirerek, kendi yaratıcı kişiliğini ve senfonik egemenliğini de yansıtan, daha önce eşi görülmemiş ölçüde zıtlıklar içeren üç senfoni yarattı. Bunlardan salt orkestral Re Majör Senfonisi (Titan) kendi yaşamöyküsünden izler taşır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Sergilediği yaşama sevinci, özünde bir halk müziği parodisi olan Callot tarzında cenaze marşı başlıklı bölümde ölüm saplantısıyla bulutlanır, bu da yerini parlak bir final içinde, huzura bırakır. Beş bölümlü ikinci senfoni(Ölümden Sonra Diriliş) gene ölüm saplantısıyla başlar ve hıristyanların ölümsüzlük inancını hissettirerek zirveye ulaşır.</p>
<p>Bu Son Yargıyı canlandıran görkemli finaldir ve Alman yazar Friedrich Klopstock‘ un ‘Ölümden Sonra Diriliş’ od’undan solo ve koro için düzenlenmiş bir müzikle biter. Daha uzun bir yapıt olan Re Majör Üçüncü Senfoni’de (Bir Yaz sabahı Rüyası) altı bölüm içinde, cansız doğadan insan bilincine ve kurtarıcı tanrı sevgisine kadar uzanan büyük bir varlık zinciri Dionysiosçu bakışla dinleyiviye sunar.</p>
<p>Mahler’in bu yapıtlarında din öğesi çok anlamlıdır.Çalkantı içinde geçen çocukluk hayatına,koyu bir Yahudi inancı taşıması da (çünkü babası hür iradeli bir insandır) eklenince Mahler kendini metafizik bir fırtına içinde bulmuştu.</p>
<p>Bu fırtınayı, Hıristyanlığa sarılarak atlatmayı denedi.Viyana Devlet Operasına atanmasını kolaylaştıracağı için 1897 de kendisini vaftiz ettirmesinde bir çıkar hesabı bulunsa daşüphesiz gerçek bir eğiliminin sonucuydu. Bu operada geçirdiği 10 yıl, onun sanatının daha dengeli orta dönemini oluşturur.Benimsediği yeni inanç ve yeni görev kendine güven duymasını ve olgunlaşmasını sağladı. 1902&#8242;de evlendiği Alma Maria Schindler&#8217;den 1902 ve 1904 yıllarında iki kızı oldu.</p>
<p>Mahler&#8217;in özellikle nadir bestelerinin yüz de doksan&#8217;ı bakır üflemeliler ile yapmıştı . Trombon&#8217;a önem veren Mahler kısa bir süre boyunca trombon çalmıştır.<br />
<strong>Müzik Yaşamının Orta Dönemi</strong></p>
<p>Viyana Devlet Operasının (ve bir süre Viyana Filarmoni Orkestrasının) konserlerinin yöneticisi olarak Mahler, o güne dek eşi görülmemiş bir yorum ve çalış düzeyine ulaştı. Orta döneminin yapıtlarının çoğu, Mahler&#8217;in daha sonraki olgunluk döneminin ateşli dinamizmini yansıtır. Bu çerçevenin dışında kalan tek yapıtı, daha çok ilk döneminin ürünü sayılabilecek Dördüncü Senfonisidir.</p>
<p>Altı bölümlü olarak tasarlanmış bu senfoninin finali soprano ses için bir Wunderhorn şarkısından oluşur. Basit hıristyan köylülerinin kafasındaki cennet kavramını hatırlatan bu bölüm önce üçüncü senfoninin bir bölümü olarak tasarlanmıştır.</p>
<p>Beşinci senfoni belirlenmiş bir programa ve koroya yer vermemesi, normal orkestral bir senfoniye daha yakın olması bakımından Mahler&#8217;in orta dönemdeki üçlemesi Beşinci, Altıncı ve Yedinci senfonileri haber vermektedir.</p>
<p>Bunlar salt orkestral senfoniler,programa hiç yer vermeyen yapıtlardır; böyle olmasına rağmen her biri sonunda çözüme ulaşan tinsel bir çalışmayı dile getirir. İkisi de beş bölümlü olan Beşinci ve Yedinci senfoniler karanlıktan aydınlığa doğru ilerler. ama bu öbür dünyadan yansıyan bir aydınlık değil,olanaca canlılığıyla yaşamın yeryüzündeki kendi ışığıdır.</p>
<p>Bu iki senfoninin arasında, Mahler&#8217;in &#8220;Trajik Senfoni&#8221; olarak andığı, La Minör altıncı senfoni bulunur. Altıncı Senfoni karanlıktan zorlukla sıyrılsa da, gecenin karanlığına tekrar geri döner. Bu üçlemeden sonra Mahler şarkılarını senfonilerinde kullanmaktan vazgeçti. Bununla beraber senfonilerinde, Kindetotenlieder denen çocuklar için ölüm şarkısı anlamına gelen şarkıları kullandı.</p>
<p>Sekiz solo ses ve, çift koro ve orkestra için anıtsal Mi Bemol Majör Sekizinci Senfonisini besteledi. Bu yapıt çalınması için çok alet gerektirmesi nedeniyle &#8220;Binler Senfonisi&#8221;olarak da bilinir. Çalınması için çok alet gerektirmesinin yanı sıra çok sayıda insan sesine gerek duyulduğu için &#8216;Binler Senfonisi&#8217; adını almıştır.</p>
<p>Mahler&#8217;in ilk dönemindeki yaygın metafizik eğilimlerine bir dönüş sayıldığı için ayrı bir yeri olan bu senfonide bu eğilimlerin daha da arttığı gözlenir. Binler Senfonisi ayrıca başta sona korolu ve orkestral olan ilk senfonidir.</p>
<p>Yapıta insan özlemlerinin görkemli bir bildirisi gözüyle bakılabileceği gibi, hem dinsel, hem hümanist görüş açılarından aydınlığa erişme uğrunda bir haykırış olarak yorumlanabilir. İlk bölümünde kullanılan ezgi, Pentekostes ayinlerinde okunan &#8220;Veni Creator Spiritus&#8221; ilahisinin bestesidir.</p>
<p>Geleneksel senfoninin üç bölümlü türüne karşılık gelen ikinci bölümün sözleri Goethe’nin Faust’unun bitiş sahnesinden alınmıştır. Bu eser Mahler’in olgunluk döneminin zirvesini oluşturur.<br />
<strong>Müzik Yaşamının Son Dönemi</strong></p>
<p>Mahler&#8217;in son dönemi 47 yaşında başladı. 1907&#8242;de Viyana Operası’ndan ayrılmak zorunda bırakıldıktan sonra ABD’ye gitti; Metropolitan Operasının konserlerini yönetti ve New York Filarmoni Derneği&#8217;nin orkestrasını yöneterek kendine tekrar bir ün sağladı. Ama yine her yaz Avusturya kırlarına gidip, orada besteler yapmayı sürdürüyordu. 1911 yılında Viyana’ya döndü ve orada öldü.</p>
<p>Avusturyalı besteci Gustav Mahler&#8217;in son dönem yapıtlarından Das Lied von der Erde (Yeryüzü Şarkısı) gerçekte bir senfoni formundadır ve bestecinin senfonileri arasında dokuzuncu sırada yer alır. Ama Mahler batıl inançları nedeniyle, Beethoven ve Bruckner örneklerine bakarak dokuzuncu sıradaki senfoninin ölümünden önceki son senfonisi olacağına inanmış ve Yeyüzü Şarkısı&#8217;na Dokuzuncu Senfoni adını vermemiştir. Daha sonra Dokuzuncu Senfoni&#8217;ye başladığında şaka yollu artık tehlikenin geçtiğini, çünkü bu senfoninin gerçekte onuncu senfoni olduğunu söylemiştir. Oysa Dokuzuncu Senfoni Mahler&#8217;in de son senfonisi oldu, Onuncu Senfoni bitmeden taslak olarak kaldı.<br />
<strong>Değerlendirme</strong></p>
<p>Çağdaş müzik eleştirmenleri, Mahler’in, müzikteki değişim dönemini güçlü bir şekilde etkilediğine dikkat çeker. Onu yapıtları, 20. yüzyılda kullanılan köklü yöntemlerin habercisi niteliğindedir. Bu yöntemler arasında, ilerleyici tonalite (bir eserin başladığı ton ile bitmemesi), tonalitenin çözülümü (yabancı akorları sürekli kullanarak tonaliteyi bulanıklaştırma), büyük orkestra gruplarında solo çalgı grupları için iç içe melodiler üzerine kurulmuş kontrapuntal bir yapıyı yeğleyerek orkestranın tümünün ürettiği armoniden kopuş, temaları tekrarlamak yerine temayı sürekli değiştirme, popüler üsluplardan ve günlük yaşamdaki seslerden alaycı alıntılar yapma ve Liszt&#8217;in çevrimsel biçiminden ustalıkla yararlanan teknikleri senfonide biçim yönünden yeni bir birlik sağlama sayılabilir.</p>
<p>Sanatını kişisel içeriğini ise en çok çağının hak ve özgürlüklerden yoksun insanını tinsel çalkantısını başka herhangi bir besteciden çok daha fazla yaşamış olması etkileniş, bu da onun kişiliği ile müziğini özdeşleştirmiştir.</p>
<p><strong>Diğer Önemli Yapıtları</strong></p>
<p>Lieder und Gesänge aus der Jugendzeit (gençlik liedleri ve Şarkılar), Lieder eines fahrenden Gesellen (1883-1885; gezginci bir gencin Şarkıları), Fünf Lieder Nach Rückert (1901-02; Rückert’den 5 şarkı).</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/gustav-mahler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oktay Rifat Horozcu biyografisi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/oktay-rifat-horozcu-biyografisi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/oktay-rifat-horozcu-biyografisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jul 2010 09:10:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[ürk şair]]></category>
		<category><![CDATA[doğumu]]></category>
		<category><![CDATA[eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[nereli]]></category>
		<category><![CDATA[Oktay Rifat Horozcu]]></category>
		<category><![CDATA[oyun yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[romancı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4724</guid>
		<description><![CDATA[Oktay Rifat Horozcu , Türk şair, oyun yazarı ve romancı. (10 Haziran 1914  – 18 Nisan 1988) Orhan Veli ve Melih Cevdet&#8217;le birlikte Garip Akımı&#8217;nın kurucularındandır. Yaşamı 10 Haziran 1914&#8242;de Trabzon&#8217;da doğdu. Ankara Erkek Lisesi&#8217;ni, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi&#8217;ni bitirdi. Devlet sınavını kazanarak Maliye Bakanlığı hesabına Paris&#8217;e gönderildi. II. Dünya Savaşı nedeniyle, orada yaptığı doktora [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/07/Oktay-Rifat-Horozcu.jpg"><img class="size-full wp-image-4725 aligncenter" title="Oktay Rifat Horozcu" src="http://www.buzlu.org/images/2010/07/Oktay-Rifat-Horozcu.jpg" alt="" width="129" height="197" /></a></p>
<p>Oktay Rifat Horozcu , Türk şair, oyun yazarı ve romancı. (10 Haziran 1914  – 18 Nisan 1988) Orhan Veli ve Melih Cevdet&#8217;le birlikte Garip Akımı&#8217;nın kurucularındandır.</p>
<p><strong>Yaşamı</strong></p>
<p>10 Haziran 1914&#8242;de Trabzon&#8217;da doğdu. Ankara Erkek Lisesi&#8217;ni, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi&#8217;ni bitirdi. Devlet sınavını kazanarak Maliye Bakanlığı hesabına Paris&#8217;e gönderildi. II. Dünya Savaşı nedeniyle, orada yaptığı doktora çalışmasını tamamlayamadan 1940 yılında Türkiye&#8217;ye döndü.</p>
<p>Bir süre Maliye Bakanlığı&#8217;nda, daha sonra Matbuat Umum Müdürlüğü (Basın Yayın Genel Müdürlüğü)&#8217;nde çalıştı. Serbest avukatlık yaptı. 1955 yılında İstanbul&#8217;a yerleşerek avukatlığını sürdürdü. Sonra Devlet Demir Yolları&#8217;na girdi ve emekli olana dek bu kurumda çalıştı.<span id="more-4724"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Sanatı</strong></p>
<p>Ankara Erkek Lisesi’ndeki öğrencilik yıllarında şiir yazmaya başlayan Oktay Rıfat, ilk şiirlerini 1936- 1944 yılları arasında Varlık Dergisi’nde yayımlamıştı. İlk şiirlerinde hece veznini kullanmaktaydı, daha sonra serbest vezne geçti. 1941 yılında Orhan Veli Kanık ve Melih Cevdet Anday ile birlikte Garip adlı şiir kitabını yayımlayarak Garip şiir akımının öncülerinden oldu. Garip dönemi şiirlerinde kentte yaşayan sıradan insanların günlük yaşamlarına şaşırtıcı, alaycı bir söyleyişle yaklaşmıştı.</p>
<p>Perçemli Sokak adlı kitabıyla Türk şiirinde İkinci Yeni denilen anlayışa, anlamca kapalı bir şiire yöneldi. Türkçe&#8217;nin ses zenginliğini, geniş bir sözcük dağarcığıyla ustalıkla kullanan unutulmaz şiirler yazdı. Kitaptan kitaba değişen şiiri ile Türk şiirinin genel akışını en çok etkileyen şairlerden sayılmaktadır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Oktay Rıfat tiyatro oyunu ve roman türünde de eserler veren Oktay Rıfat’ın şiir üzerine kuramsal yazıları da bulunmaktadır.</p>
<blockquote><p>«Oktay Rifat&#8217;in şiirsel konjonktörü büyük inip çıkmalar gösteriyor. Her değişiş, bir öncekinin bazı yönlerden tam tersiymiş izlenimini uyandırıyor okurda. Yalnız bunların kimlik değistirmeyle bir ilgisi yok. İlhan Berk gibi her değişişte bir önceki dönemi yadsımıyor, inkar etmiyor. Ve tuhaf bir şekilde -böyle diyebiliyorum-, başta yadırgansa da, birbirinin tersi olarak belirmiş dönemler ve bu dönemlerin ürünleri birbirine bağlaniyor; eklem yerleri o ters çıkış noktaları olmak üzere »</p>
<p>(Cemal Süreya, 1976)</p></blockquote>
<p><strong>Eserleri </strong><br />
<strong>Şiir</strong></p>
<p>* Garip<br />
* Yaşayıp Ölmek Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler (1945)<br />
* Güzelleme (1945)<br />
* Aşağı Yukarı (1952)<br />
* Karga ile Tilki (1954)<br />
* Perçemli Sokak (1956)<br />
* Âşk Merdiveni (1958)<br />
* İkilik (Aşağı Yukarı ve Karga ile Tilki&#8217;nin ikinci baskısı,1963)<br />
* Elleri Var Özgürlüğün (1966)<br />
* Şiirler (1969)<br />
* Yeni Şiirler (1973)<br />
* Çobanıl Şiirler (1976)<br />
* Bir Cıgara İçimi (1979)<br />
* Elifli (1980)<br />
* Denize Doğru Konuşma (1982)<br />
* Dilsiz ve Çıplak (1984)<br />
* Koca Bir Yaz (1987)<br />
* Bütün Şiirleri (1991)</p>
<p><strong>Tiyatro Oyunu </strong></p>
<p>* Birtakım İnsanlar (1961)<br />
* Kadınlar Arasında ya da Fettah Paşalar (1966)<br />
* Atlarla Filler ya da Dirlik Düzenlik (ilk yayınlanışı 1988)<br />
* Çil Horoz (ilk yayınlanışı 1988)<br />
* Yağmur Sıkıntısı (ilk yayınlanışı 1988)</p>
<p><strong>Roman </strong></p>
<p>* Bir Kadının Penceresinden (1976)<br />
* Danaburnu (1980)<br />
* Bay Lear (1982)<br />
<strong><br />
Ödülleri </strong></p>
<p>* 1954 Yeditepe Şiir Armağanı- Karga ile Tilki adlı kitabıyla<br />
* 1970 Türk Dil Kurumu Şiir Armağanı &#8211; Şiirler adlı kitabıyla<br />
* 1970 Ankara Sanatseverler Derneği Yılın Oyunu Ödülü ve TRT SAnat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü Yağmur Sıkıntısı adlı oyunuyla<br />
* 1980 Sedat Simavi Vakfı Ödülü &#8211; Bir Cigara İçimi adlı şiir kitabıyla<br />
* 1984 Necatigil Şiir Ödülü- Dilsiz ve Çıplak adlı yapıtıyla<br />
* 1980 Madaralı Roman Ödülü &#8211; Danaburnu adlı romanıyla</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/oktay-rifat-horozcu-biyografisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fahri Korutürk biyografisi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/fahri-koruturk-biyografisi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/fahri-koruturk-biyografisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Jun 2010 07:50:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[6.]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[cumhurbaşkanları]]></category>
		<category><![CDATA[devlet adamları]]></category>
		<category><![CDATA[doğumu]]></category>
		<category><![CDATA[Fahri Korutürk]]></category>
		<category><![CDATA[Fahri Sabit Korutürk]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[komutan]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4705</guid>
		<description><![CDATA[Fahri Sabit Korutürk (13 Ağustos 1903  &#8211; 12 Ekim 1987), Türk asker, diplomat ve devlet adamı. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin 6. cumhurbaşkanı. (6 Nisan  1973 &#8211; 6 Nisan 1980 arasında görev yapmıştır.) Yaşamı 1903 yılında İstanbul&#8217;da eski askerlerden Erzincan&#8217;lı Osman Sabit Bey ile Nesrin Hanım&#8217;ın oğlu olarak doğdu.Annesini küçük yaşta kaybedince üvey annesinin gözetiminde büyüdü.1916 yılında Bahriye [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/06/Fahri-Korutürk.jpg"><img class="size-full wp-image-4706 aligncenter" title="Fahri Korutürk" src="http://www.buzlu.org/images/2010/06/Fahri-Korutürk.jpg" alt="" width="182" height="344" /></a></p>
<p>Fahri Sabit Korutürk (13 Ağustos 1903  &#8211; 12 Ekim 1987), Türk asker, diplomat ve devlet adamı. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin 6. cumhurbaşkanı. (6 Nisan  1973 &#8211; 6 Nisan 1980 arasında görev yapmıştır.)</p>
<p><strong>Yaşamı </strong></p>
<p>1903 yılında İstanbul&#8217;da eski askerlerden Erzincan&#8217;lı Osman Sabit Bey ile Nesrin Hanım&#8217;ın oğlu olarak doğdu.Annesini küçük yaşta kaybedince üvey annesinin gözetiminde büyüdü.1916 yılında Bahriye Mektebi&#8217;ne girdi. 1923 yılında Deniz Harp Okulu&#8217;nu, Gv.Mühendis (Teğmen) rütbesiyle bitirmiştir. 1 Mart 1923- 15 Ekim 1924 tarihleri arasında Hamidiye ve Yavuz gemilerinde tahsil ve staj görmüştür. <span id="more-4705"></span></p>
<p>Çeşitli gemilerde görev yaptıktan sonra, 1931 yılında girdiği Deniz Harp Akademisini 1933 yılında bitirerek Kurmay Subay olmuştur. Muhtelif gemi ve karargâh görevleri ile Roma ve Berlin Deniz Ataşeliklerinde bulunmuştur. 1936&#8242;da Montreux (Montrö) Boğazlar Konferansı&#8217;na askerî uzman olarak katılmıştır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
1950 yılında Tuğamiral olmuştur. Bu rütbe ile İstanbul Deniz Komutanlığı ve Denizaltı Filosu Komutanlığı yapmıştır. 1953 yılında Tümamiral olmuştur. Bu rütbe ile Harp Filosu Komutanlığı, Deniz Eğitim Komutanlığı, Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı yapmıştır. 1956 yılında Koramiral olmuştur.</p>
<p>Bu rütbe ile Donanma Komutanlığı, Boğazlar ve Marmara Deniz Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulunmuştur. 13 Aralık 1957 tarihinde Deniz Kuvvetleri Komutan vekilliğine atanmıştır. 1958 yılında Oramiralliğe yükselmiştir ve 17 Kasım 1959 tarihinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevine başlamıştır.</p>
<p>27 Mayıs 1960 darbesinden sonra 2 Temmuz 1960 tarihinde emekliye sevk edilmiştir. Sonra sırası ile Moskova ve Madrid Büyükelçisi olarak diplomatik görevler aldı. 1968 yılında dönemin cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından Cumhuriyet Senatosu kontenjan senatörlüğüne seçildi.<br />
Cumhurbaşkanlığı</p>
<p>1973 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nce üç partinin desteğiyle 15.turda 365 oy alarak Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin altıncı Cumhurbaşkanı seçildi.Cumhurbaşkanlığı devrinde Türkiye&#8217;nin çalkantılı bir döneminde oluşu Korutürk&#8217;ün rolünü kilit konumuna getirmişti.</p>
<p>Zira bu devirde kurulan koalisyon hükümetlerinin oluşumu ve yaşaması için Bay Korutürk büyük çaba sarfetmiş kendisinin de deyimiyle Türkiye&#8217;yi bu devirde hükümetsiz bırakmamıştır.Devrinde Kıbrıs Barış Harekatı gerçekleştirilmiş ve anarşi tüm hızıyla yayılmıştır.</p>
<p>Kendisi bu devirde özellikle devletin itibarını yeniden tesis için uğraş vermiştir.Yine bu devirde Boğaziçi Köprüsü&#8217;de açılarak hizmete girmiştir.Döneminde 7 yıl boyunca 8 hükümet kurulmuştur. 1980 yılında, yedi yıllık hizmet süresini dolduran Korutürk Cumhurbaşkanlığı görevinden ayrılarak Anayasa uyarınca tabii senatör sıfatıyla Cumhuriyet Senatosu&#8217;nda görev almıştır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
1 Mart 1944 tarihinde eski Milletvekili ve Mesen Salah Cimcoz&#8217;un kızı ve Moralı İbrahim Paşa&#8217;nın torunu ressam Emel Korutürk ile evlenen ve Osman (1944-),Salah(1949-),Ayşe (1955-) adlarında üç çocuğu olan Fahri Korutürk, 12 Ekim 1987 günü geçirdiği bir kalp krizi sonucu vefat etti.Oğulları Osman Korutürk ve Salah Korutürk ile gelini Zergün Korutürk, büyükelçidir.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/fahri-koruturk-biyografisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uzay Heparı biyografisi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/uzay-hepari-biyografisi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/uzay-hepari-biyografisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 May 2010 08:27:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[albümleri]]></category>
		<category><![CDATA[çarpışma]]></category>
		<category><![CDATA[ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[besteci]]></category>
		<category><![CDATA[doğumu]]></category>
		<category><![CDATA[eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[hastane]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[karısı]]></category>
		<category><![CDATA[kaza]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl kaza yaptı]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl oldu]]></category>
		<category><![CDATA[nereli]]></category>
		<category><![CDATA[Reşat Rony Uzay Heparı]]></category>
		<category><![CDATA[Sezen Aksu]]></category>
		<category><![CDATA[Uzay Heparı]]></category>
		<category><![CDATA[şarkıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4671</guid>
		<description><![CDATA[Tam adı Reşat Rony Uzay Heparı&#8217;dır. Yayla ve Eti Heparı&#8217;nın oğludur. Saint Benoit Fransız Lisesi&#8217;nden mezun oldu ve İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Piyano bölümünü bitirdi. İlk olarak Zuhal Olcay&#8217;ın Küçük Bir Öykü Bu ve Akrep Nalan&#8217;ın Dağ Çiçeği albümlerinde piyano çaldı. Sezen Aksu ile müzik üzerine ortak çalışmalar yaptı. Sanatçının Deli Kızın Türküsü albümünde çalıştı, [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/05/Uzay-Heparı.jpg"><img class="size-full wp-image-4672 aligncenter" title="Uzay Heparı" src="http://www.buzlu.org/images/2010/05/Uzay-Heparı.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Tam adı Reşat Rony Uzay Heparı&#8217;dır. Yayla ve Eti Heparı&#8217;nın oğludur. Saint Benoit Fransız Lisesi&#8217;nden mezun oldu ve İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Piyano bölümünü bitirdi. İlk olarak Zuhal Olcay&#8217;ın Küçük Bir Öykü Bu ve Akrep Nalan&#8217;ın Dağ Çiçeği albümlerinde piyano çaldı.</p>
<p>Sezen Aksu ile müzik üzerine ortak çalışmalar yaptı. Sanatçının Deli Kızın Türküsü albümünde çalıştı, sahne çalışmalarında kendisine eşlik etti. Levent Yüksel, Sertab Erener ve Aşkın Nur Yengi gibi isimlerin albümlerinde besteci ve yapımcı olarak görev yaptı.</p>
<p>1993&#8242;te modacı Zeynep Tunuslu ile evlendi. 1994&#8242;te vizyona giren Atıf Yılmaz&#8217;ın yönettiği Gece, Melek ve Bizim Çocuklar filminde Derya Arbaş ve Deniz Türkali ile başrolde oynadı.<span id="more-4671"></span></p>
<p>20 Mayıs 1994 tarihinde, Demet Sağıroğlu&#8217;nun ilk albümü üzerinde çalışmaktayken, kısa süre önce aldığı motoru ile Etiler Koç köprüsü üzerinde Küfe Bar&#8217;daki programına gitmekte olan Demet Akbağ&#8217;ın park halindeki arabasına çarptı ve International Hospital&#8217;de 11 gün süren bitkisel hayatın ardından, 31 Mayıs 1994 tarihinde saat 10.50&#8242;de öldü.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
1 Haziran&#8217;da Teşvikiye Camii&#8217;nden kaldırılan naaşı, Zincirlikuyu Mezarlığı&#8217;nda defnedildi. Öldüğü sırada hamile olan eşi, 5 Ocak 1995&#8242;te oğulları Uzay Kanat Heparı&#8217;yı dünyaya getirdi. Zeynep Tunuslu eşinin ölümünden sonra Uzay Heparı ile tanışmasını, evliliğini, hastanede geçirdiği günleri, Uzay Heparı&#8217;dan sonra yaşadığı günleri ve oğlu Uzay Kanat Heparı&#8217;nın doğumuna kadar geçen süreyi anlattığı Mavi&#8230;, Melekler ve Sen isimli kitabı yayınladı.</p>
<p>Levent Yüksel&#8217;in ikinci albümünde yer alan &#8220;Yas&#8221; adlı şarkıyı Sezen Aksu, Uzay Heparı&#8217;nın ölümünün ardından yazdı.</p>
<p>Candan Erçetin&#8217;in ilk albümündeki &#8220;Daha&#8221; isimli şarkı Mete Özgencil tarafından Uzay Heparı&#8217;ya yazılmış ve şarkı Sezen Aksu tarafından bestelenmiştir. &#8220;Daha&#8221; ve &#8220;Yas&#8221; Uzay Heparı&#8217;nın ardından söylenmiş birer ağıt olarak adlandırılır.</p>
<p>Anısına 2008 yılında Uzay Heparı &#8211; Sonsuza adlı albüm yayınlanmıştır.</p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Uzay Heparı (d. 24 Temmuz 1969, ö. 31 Mayıs 1994), Türk besteci ve yapımcı.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/uzay-hepari-biyografisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Angelina Jolie biyografisi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/angelina-jolie-biyografisi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/angelina-jolie-biyografisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Apr 2010 09:39:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Angelina Jolie]]></category>
		<category><![CDATA[çocukları]]></category>
		<category><![CDATA[ödüller]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü]]></category>
		<category><![CDATA[biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[dudak]]></category>
		<category><![CDATA[emmy]]></category>
		<category><![CDATA[filmleri yaptıkları]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[kaç yaşında]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kariyeri]]></category>
		<category><![CDATA[memleketi]]></category>
		<category><![CDATA[model]]></category>
		<category><![CDATA[nereli]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4603</guid>
		<description><![CDATA[Amerikalı aktris, model ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komisyonu İyi Niyet Elçisi. Gerçek adı Angelina Jolie Voight’tur. Birçok dergi tarafından dünyanın en güzel kadını seçilmiştir. Golden Globe, Emmy ve Oskar ödüllerinin sahibi olan ünlü oyuncu kimsesiz çocuklara yardım amaçlı projeler yürütmektedir. Filmlerinden bazıları Gia, George Wallace, Girl Interrupted, Alexander ve The Good Shepherd’dır. 4 Haziran [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/04/Angelina-Jolie.jpg"><img class="size-full wp-image-4604 aligncenter" title="Angelina Jolie" src="http://www.buzlu.org/images/2010/04/Angelina-Jolie.jpg" alt="" width="345" height="259" /></a></p>
<p>Amerikalı aktris, model ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komisyonu İyi Niyet Elçisi. Gerçek adı Angelina Jolie Voight’tur. Birçok dergi tarafından dünyanın en güzel kadını seçilmiştir.</p>
<p>Golden Globe, Emmy ve Oskar ödüllerinin sahibi olan ünlü oyuncu kimsesiz çocuklara yardım amaçlı projeler yürütmektedir. Filmlerinden bazıları Gia, George Wallace, Girl Interrupted, Alexander ve The Good Shepherd’dır.</p>
<p>4 Haziran 1975’te Los Angeles’ta dünyaya geldi. Babası Jon Voight ve annesi Marcheline Bertrand film oyuncusuydular. Kardeşi James Haven da sonraları aktör ve prodüktör olarak ün yapacaktı. Jolie, Chip Taylor’ın yeğeni ve ünlü Fransız aktris Jacqueline Bisset’le Maximilian Schell’in vaftiz kızıydı.<span id="more-4603"></span></p>
<p>1976’da annesi ve babası boşandıktan sonra Jolie ve erkek kardeşi anneleri Marcheline Bertrand’la New York’a taşındılar. Küçüklüğünde yılan ve kertenkele toplayan ve Uzay Yolu dizisindeki Mr. Spock karakterine aşık olan Jolie, sık sık annesiyle birlikte sinemaya gidiyordu. Sinemayı sevmesinde ailesinin elbette büyük etkisi olmuştu.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Zira Jolie, Lee Strasberg Theatre Institute’de 2 yıl oyunculuk eğitimi almaya karar verdi ve sahnelenen birçok oyunda rol aldı. Sonraları ailenin Los Angeles’a geri dönmesiyle Beverly Hills High School’a kaydolan Jolie, zengin aile çocuklarının arasında sadeliğiyle dikkat çekiyor ve ikinci el giysiler giyiyordu. İlk modellik deneyiminde başarısız olunca bileklerini kesen Jolie, daha sonra CNN’e verdiği röportajda konuyla ilgili olarak şunları söyleyecekti: “Bıçak biriktiriyordum ve kendimi kesip acıyı hissetmek benim için bir ritüel olmuştu. Bu benim için bir çeşit terapiydi, çünkü kendimi yaşıyor gibi hissettiriyordu.”</p>
<p>14 yaşında modellik yapmak üzere Finesse Model Management’la anlaşma imzalayan Jolie, Meat Loaf’un Rock&#8217;n'Roll Dreams Come Through, Antonello Venditti’nin Alta Marea ve Lenny Kravitz’in Stand by My Woman kliplerinde oynadı. Kardeşi James Haven USC School of Cinematic Arts’ta öğrenim görüyordu ve Jolie onun okul için hazırladığı projelerde de rol alıyordu.</p>
<p>16 yaşında mezun olduktan sonra annesinin evine oldukça yakın bir yerde ev tutan ve tiyatro çalışmalarına başlayan Jolie, babasının ailesine olan ilgisizliğinden dolayı ondan çok soğumuştu. Temmuz 2002’de babasının soyadını istemediğini mahkemeye bildiren Jolie’nin bu isteği kabul edilerek, soyadı değişikliği 12 Eylül 2002’de resmen gerçekleşti.</p>
<p>Angelina Jolie’nin ilk profesyonel film tecrübesi düşük bütçeli Cyborg 2’de başrolü oynamasıyla gerçekleşti. 1995’te Hackers filminde canlandırdığı Kate rolüyle dikkat çeken ve eleştirmenlerden olumlu puan alan Jolie, filmdeki rol arkadaşı Jonny Lee Miller’a aşık oldu ve çift 28 Mart 1996’da dünya evine girdi. Mojave Moon,Love Is All There Is,Foxfire ve True Women gibi filmlerde rol aldıktan sonra ona en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında Golden Globe kazandıracak ve Emmy ödüllerine de aday olmasını sağlayacak George Wallace isimli TV filminde rol aldı.</p>
<p>1998’de süper model Gia Caranginin hayatını canlandırdığı HBO yapımı TV filmi Gia için kamera karşısına geçen Jolie’nin performansı ayakta alkışlandı. Gia rolüyle en iyi kadın oyuncu dalında Golden Globe ve Emmy ödüllerini kazanan Jolie 2 yıl üstüste en prestijli ödüllerin sahibi olmuştu.</p>
<p>Uzun süre problemli evlilikleri nedeniyle ayrı yaşayan Jolie ve Miller çifti 3 Şubat 1999’da resmen boşandılar. Aynı yıl Jeffery Deaver’ın aynı adlı romanından beyaz perdeye aktarılan The Bone Collector filminde Denzel Washington’la başrolleri paylaştı.</p>
<p>Angelina Jolie başrollerini Winona Ryder ile paylaştığı Girl, Interrupted isimli filmdeki rolüyle 1999’da en iyi yardımcı kadın oyuncu oskarının sahibi oldu.</p>
<p>90’lar ünlü oyuncu için oldukça başarılı geçti ve Jolie, Pushing Tin fiminin setinde tanıştığı Billy Bob Thornton’la büyük aşk yaşamaya başladı. Çift 5 Mayıs 2000 tarihinde evlendi.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Jolie’nin dünya çapında tanınmasını sağlayan film, 2001 yılında Lara Croft: Tomb Raider filmiyle oldu. Kazandığı büyük gişe başarısının yanında, filmin vizyona girdikten kısa bir süre sonra hazırlanan bilgisayar oyunu da Jolie’nin ününü pekiştirdi. 2002’de Edward Burns’le birlikte Life or Something Like It filminde rol aldı ve 10 Mart 2002 tarihinde Kamboçya’dan Maddox Chivan isminde bir erkek çocuk evlat edindi.</p>
<p>2003’te Lara Croft Tomb Raider: The Cradle of Life ile serinin ikinci filmi için yeniden kamera karşısına geçti. 2005 Jolie’nin hayatı için oldukça önemli bir yıl oldu. Zira Jolie, Mr.&amp;Mrs. Smith filminde birlikte rol aldığı Brad Pitt’le yakınlaşınca, o dönem evli olan Pitt yüzünden magazin basını her gün yeni bir haberle okuyucunun karşısına çıkıyordu. Yuva yıkan kadın olmadığını her fırsatta dile getirse de Jolie, Pitt-Aniston çiftinin ayrılmasında en büyük etkenlerden biri olarak görüldü.</p>
<p>Jolie 6 Temmuz 2005’de Etyopya’dan annesinin aids yüzünden ölmesi sonucu yetim kalmış olan Zahara Marley adında bir kız çocuğu evlat edindi.</p>
<p>Pitt’le beraber bir aile kurma kararı alan ancak evlenmeyen Jolie’nin evlat edindiği çocukları Brad Pitt de kendi nüfusuna geçirdi ve soyadları Jolie Pitt şeklinde değiştirildi.</p>
<p>27 Mayıs 2007’de çiftin Shiloh Nouvel Jolie-Pitt adında bir kız çocukları oldu. Shiloh İncil’de barış içinde olan anlamına geliyordu.</p>
<p>Jolie başrollerini Matt Damon’la paylaştığı 2006 tarihli The Good Shepherd filminde rol aldı. 2007 yılında Jolie, yönettiği ilk film olan A Place in Time adlı belgeseli çekti. Belgesel dünya çapında, 27 ülkede gösterildi. Aynı yıl A Mighty Heart filminde yol alan Jolie, Altın Küre&#8217;ye aday gösterildi. 2007 yılında ayrıca Beowulf adlı animasyon filminde rol alan Jolie, motion capture tekniği kullanılan bu film ile animasyon sektörüne de oyuncu olarak giriş yapmış oldu.</p>
<p>2008 yılında, James McAvoy ve Morgan Freeman&#8217;la beraber, başarılı bir çizgiroman uyarlaması olan Wanted&#8217;ta oynadı. Aynı yıl Jack Black ile beraber Kung Fu Panda adlı animasyon filminin seslendirme kadrosunda yer aldı; bu film Jolie&#8217;nin rol aldığı en fazla gişe hasılatı yapan film olma özelliğini de elinde bulundurmaktadır.</p>
<p>Clint Eastwood&#8217;un yönetmenliğini yaptığı Changeling adlı filmdeki başrolü sayesinde Akademi, BAFTA, Altın Küre, Sinema Oyuncuları Derneği gibi pek çok prestijli sinema ödülüne aday gösterildi.</p>
<p>Ünlü oyuncunun post prodüksiyon aşamasında olan ve duyurulan son filmi ise Salt. Filmin 2010 yılında gösterime girmesi bekleniyor.</p>
<p>Jolie hala Brad Pitt ile birlikte. Henüz evlenmeyen çiftin Maddox, Zahara Marley, Pax Thien adlı üç evlatlık çocuklarının yanı sıra, Shiloh-Nouve, Vivienne Marcheline, Knox Léon adlarında üç de biyolojik çocukları bulunmaktadır.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/angelina-jolie-biyografisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
