
Genç Türklerin İran Devrimine Etkisi(Teori,nisan 2007)
Türk milleti, vatanının bağımsızlığı ve bütünlüğünü sürdürebilmek için izleyeceği stratejiyi belirleyebilmek açısından çok zengin ve köklü bir tarihe sahiptir. İki yüzyıldır, Namık Kemallerin, Talat Paşaların ve Mustafa Kemallerin, toplam olarak Jön Türklerin önderliğinde emperyalizme karşı verilen savaş bugünün devrimcilerine birçok dersler ve tecrübeler bırakmıştır.
Emperyalist Amerikanın İran’a saldırı planları yaptığı bir dönemde Türk devrimcilerinin, yurtseverlerinin uzun süre kafa yormadan hangi siyasi tutumu alacağını belirlemesi için dönüp o şanlı direniş tarihine bakması yeterlidir.
19. yüzyılın sonları Osmanlı İmparatorluğu için olduğu gibi, İran için de sancılı yıllardır.
Emperyalist devletlerin baskılarının en fazla hissedildiği dönemdir. Jön Türklerin sahneye çıkışı emperyalist devletlerin ve işbirlikçi feodal sınıfların bütün planlarını altüst eder. Emperyalizm ve işbirlikçi sınıflar karşısında çeşitli kazanımlar elde eden Namık Kemaller, Mithat Paşalar kendi kuşaklarına ve daha sonraki kuşaklara vatan sevgisiyle yüklü bir direniş kültürü bırakır. Bu kültür sadece onların kendi toplumunu değil bütün mazlumlar dünyasını etkiler. En başta da İran yurtseverlerini.
Jön Türkler İran devrimcilerini etkiliyor
Samed Ağaoğlu tarafından, “babam sağ olsaydı bu eserini başta Ömer Naci olmak üzere İran İnkılabı uğrunda çalışmış ve can vermiş olan Türklere ithaf ederdi diye düşündüm ve buna onun adına ben cesaret ettim’” ithafı ile yayınlanan “İran Ve İnkılabı” adlı kitabında Ahmed Ağaoğlu bu etkiyi şöyle anlatır: ”… Galatasaray Sultanisi… İran inkılabı için de birçok münevverler hazırlamıştır. İnkılabdan pek çok evvel İran’da çokça okunan en ciddi gazete ‘’Ahtar’’ İstanbul’da tesis edildi, senelerce tab ve neşrolunarak İran efkarının tenevvürüne medar oldu. Bundan maada inkılabı doğrudan doğruya hazırlayan İran inkılabcıları da İstanbul’da toplanmışlardı. O cümleden olmak üzere meşhur Cemalettin Afgani ile Mirza Akahan, Hacı Mirza Hasan Han, Habirül Mülk ve Şeyh Ahmet zikre şayandırlar. Bunların manzum ve nesir yazıları okunduğu zaman Namık Kemallerin, Ziya Paşaların, Mithat Paşaların tesirleri altında bulunduklarına şüphe edilemez.’’
Şah emperyalistler için çalışıyor
Ahmed Ağaoğlu aynı kitabında İran’ın durumundan şöyle bahseder: ”Memleket istibdat, zulüm ve tahakküm altında inliyordu…Diğer taraftan memlekete artık ecnebiler huluf edip yerleşmiş ve ticareti dahi elde etmeye başlamışlardı. Hariçten gelen ucuz makine mahsulleri yerli ev tezgahı mahsullerini öldürmekte ve zulüm altında ezilen halk bu suretle her gün daha ziyade fakra duçar olmakta idi…’’ Ağaoğlu eğitim için 1890’lı yıllarda Avrupa’da bulunduğu sıralarda İran muhabiri olarak Avrupa gazetelerine makaleler yazar. Bu makalelerinde İran için iki büyük tehlikeyi ise şöyle saptar; “Rus ve İngiliz yabancı egemenliğinin kurulması. Bunun için çalışanlar bu devletlerle işbirliği yapan tüccar sınıfı ve şahtır. İkinci tehlike ise Hıristiyan misyonerleridir. Bunlar halkı birbirinden koparmak için faaliyet yürütmektedirler. Millet organik bir madde gibidir. Direniş yeteneği unsurlar bir başka deyişle kendisini oluşturan bireyler arasındaki çekim gücüne bağlıdır. Onları birbirine çeken ortak düşünceler,ortak fikirlerdir. Misyonerler bu çekimi sağlayan etkenlere darbe vurmaktadır. Tüm bunlara rağmen İran direnecektir.’’
Mazlumlar dünyası ayağa kalkıyor
19. yüzyılın başları mazlumlar dünyasının ayağa kalktığı yıllardır artık. 1905 yılında Rusya’da gerçekleşen devrimin etkisi tüm ezilenler coğrafyasında hissedilir.Emperyalizme ve işbirlikçi sınıflara karşı devrimci faaliyetler hızlanır. Rusya’daki toplumsal olaylardan aldığı ivme ile gelişen hareketin ardından İran’da da, Şah Muzaffereddin Ekim 1906’da meclisi toplamak zorunda kalır. Ağaoğlu’na göre 1906 İran Devrimi yüz yıl gecikmeyle Fransa’dan gelen özgürlük akımının etkisi ve Türklerin büyük yardımıyladır. Şah Mezaffereddin Anayasayı imzaladıktan bir süre sonra ölür.Ardından 19 Ocak 1907’de Mehmet Ali şah ilan edilir.İranlılar bağımsızlık ve özgürlük yolunda büyük bir adım atmışlardır.Meclis İran’ın bağımsızlığı yönünde kararlar alır.Anglo-Rus mali yardım önerisi reddedilir.Ulusal banka kurulması yönünde karar alınır.Gümrüklerdeki yabancı görevlilerin işine son verilir. Fakat Şah Mehmed Ali devrimi boğmak için fırsat kollamaktadır.Bu nedenle İran’da karışıklıklar sürmeye devam etmektedir.
Jön Türkler İran’ın toprak bütünlüğünü savunuyor
İran içindeki karışıklıktan yararlanarak Çarlık Rusya’sı ve İngilizler İran’ın içişlerine daha fazla müdahale ederler.Rusya,askerlerini İran’ın çeşitli bölgelerine yerleştirmeyi hızlandırır. Abdülhamit İran’da yaşanan bu karışıklıktan faydalanarak, İran Azerilerinin yaşadığı bazı kısımları ve Urmiye-Savuçbulak bölgelerini bazı eski iddiaları bahane ederek işgal eder. İttihat ve Terakki Paris merkezi Almanların desteğiyle Abdülhamit’in giriştiği bu harekete karşı çıkar.Paris merkezi İran sadareti,Saylavlar meclisi başkanlığı ve İran’ın İstanbul ve Paris büyükelçiliklerine çektiği telgrafta bu olayı sert bir dil kullanarak eleştirir.Bu telgraf aynı zamanda İttihat ve Terakki’nin dış siyasetini de gösterir:
‘’…Hudut üzerinde vukua gelen, acı veren hadise cemiyetimizi en derin acı hislerle müteessir etti.Şarkın bu iki büyük devletini soylu ve hakiki bir birlik emeli önünde ebedi bir sağlam kardeşlik bağı ile bağlı görmek isteyen cemiyetimiz için, bu vakadan başka keder ve zarar verici bir şey olamaz.’’
Jön Türkler İran’a emperyalizme karşı birlik çağrısı yapıyor
Bu mektuplar İttihat ve Terakki’nin kime karşı ve ne için mücadele verdiğini de anlatır mahiyettedir.İttihatçılar bu mektuplarında sürekli emperyalizme karşı bütün mazlumlara kurtuluş için mücadele ve birlik çağrısı yaparlar: “Alem-i İslamiyete her taraftan musallat olan dış musibetleri red ve def edebilmek kuvvetini ancak birlik ve kardeşlikte aramak lazım gelirken ve şeriat,akıl ve hikmet ve siyaset icabı ve hakikat daima bunu emrederken, Şarkın bu iki devlet-i islamiyyesi arasında husule gelecek en ufak bir anlaşmazlık meselesini bile acı verici görmekten ve bunun çaresini bulmaya çalışmaktan daha büyük bir hamiyet eseri tasavvur edilemez…”
Emperyalist devletlerin baskısını arttırdığı bir dönemde Abdülhamit’in böyle bir siyaset izlemesine gösterilen tepkinin yanında, İran meclisine, Osmanlı İmparatorluğunda kendilerinin başarıya ulaşması halinde, kendi halkına da her türlü zorbalığı yapan Abdülhamit’in izlediği bu siyasetten vazgeçileceği ilan edilir. Alman desteğiyle girişilen bu saldırıya karşı diğer emperyalistlere yanaşmamaları, İslam kanı dökülen bir dönemde sorunlara temkinli yaklaşılması rica edilir.
19. yüzyılın sonlarında sahneye çıkan genç emperyalist Almanya henüz tam olarak sömürgeleştirilmemiş olan İran ve Osmanlı İmparatorluğu üzerinde faaliyetlerini hızlandırır.Ayrıca İngiltere, Fransa ve Rusya tarafından sömürgeleştirilmiş durumda bulunan bölgelere de göz dikmiştir.Bu durumdan rahatsız olan bu devletler varolan sömürge bölgelerini korumak ve henüz tam olarak ele geçiremedikleri ülkeleri Almanya’dan önce ele geçirebilmek için aralarında paylaşım konusunda varolan sorunlar üzerinde anlaşmalar imzalamaya başlarlar.Bu anlaşmalardan biri İran’ın paylaşılması konusunda imzalanır.31 Ağustos 1907’de imzalanan Petersburg anlaşmasına göre, İran’ın kuzeyi Rusya’nın,güneyi ise İngiltere’nin sömürge bölgeleri oluyordu. Ortada ise göstermelik bir bölge kalıyordu.Şah Mehmet Ali’nin emperyalistlere karşı izlediği teslimiyetçi politikalar,yeniden şiddetli tepkilere neden olur. Mehmed Ali şah bu anlaşmayı kabul eder,meclisin bunu reddedeceğini bildikleri için İngiliz ve Rus emperyalistleri şahı desteklemeye karar verirler. Mehmed Ali Şah’ın, parlamento yanlısı Nasrel Mülk’ü devirerek yerine getirdiği başbakan Atabey İranlı devrimciler tarafından 31 Ağustos tarihinde öldürülür. Şah bunu bahane ederek baskılarını arttırır.
Jön Türkler İran devrimine katılıyor
Bu sırada İttihat ve Terakki İran devrimcilerinin emperyalizme ve işbirlikçi Şah’a karşı verdikleri mücadeleye yardımcı olması ve Anadolu’da çıkan isyanları örgütlemesi için Ömer Naci’yi bu bölgeye gönderir.İttihatçılar’ın İran devrimcileriyle daha önceden ilişkisi vardır.Bahaddin Şakir Bey’in 1908 devriminden önce İstanbul’da bulunan bir kişiye gönderdiği mektuptaki şu cümleler bunu gösteriyor: “İranlıların cemiyet-i hayriyeler tesis ettiklerinden bahsediyorsunuz. Buna cidden mesrur olduk. İslamların, Türklerin uyanması, Avrupa Ehl-i Salibi’ne karşı kendilerini müdafaa edebilecek bir hale gelmeleri bizim sizin İranilerin yegane emeli olmalıdır.” İttihat ve Terakki merkezinin, İran devrimcilerinin gönderdiği mektuba verilen cevabını, Ömer Naci Tahran ve Tebriz milli encümenlerine ulaştırır.16 Kasım 1907 tarihli cevap şöyledir:
“Muhterem dindaşlarımız;
…Millet Meclisi’nin küşadına, Kanunu Esasi’nin tatbikine ve me’iyet-i ahkamına muvaffakıyetinizden dolayı sizi tekmil kalbimizle tebrik eder ve şevket ve saadetinizi temenni eyleriz. Bizimle hemhudut olan ve dindaşımız bulunan bir Devlet-i İslamiyenin dinimizin mukaddes ahkamına uygun meşveret ve meşrutiyet idare usullerini topraklarında kabul etmesi ve uygulaması, yalnız bizi değil, bütün alem-i İslamiyeti de memnun ve şadan eylediğine şüphe yoktur. ..’’
Mektupta, İran meclisi tebrik edilir, devamında Abdülhamit yönetimi tarafından sürdürülen politikalar eleştirilir:
‘’Malumdur ki yeryüzünde yaşayan her mümin bir birinin kardeşidir. Hak Teala ve Tekaddes Hz. Kur’an-ı azimüşşanında “ Elmüminun uhuvvelün” buyuruyorlar; fakat Osmanlı taç ve tahtında oturan Sultan-ı hazır Abdülhamid nice ilahi emirleri uygulamadığı gibi bu hikmet-i celileyi dahi idrak edemeyecek kadar aciz, mecnun bir adamdır. İşte her iki taraf bunu bilerek birbiriyle kardeşçe yaşaması, birbirine birlik ve dostluk elini uzatarak birlikte çalışması dinimizin icabıdır.’’
İran devrimi Anadolu’ya sıçrıyor
İttihat ve Terakki sürekli birlik çağrısı yaparlar ve Abdülhamid’in halkı temsil etmediğini belirtirler.Abdülhamid’in bu saldırıları düzenlemesini İran inkılabının Osmanlı topraklarına ulaşan etkisine bağlarlar ve Osmanlı memur ve askerine dağıttıkları bildirileri İran’da da dağıtarak,Osmanlı halkının İran halkıyla birlikte olduğunu anlatmalarını isterler: “Abdülhamid’in harekat ve icraat-ı mecnunanesinde milletin reyi, arzusu yoktur. Millet ile Abdülhamid ayrı ayrı şeylerdir. Emin olunuz ki düşünce ve hislerine tercüman olduğumuz millet-i Osmaniye içinde bu hudut meselesinden dolayı sizin kadar meyus ve müteessir olmuşlardır. Abdülhamid’i bu suretle cinayete sevk eden nedenlerden ve etkenlerden birincisi tarif ettiğiniz veçhile dahili İran’da başlayan inkilabın, Osmanlı topraklarına sirayet edeceği korkusu, ikincisi de şu son zamanlarda Anadolu’da olan ayaklanma olaylarının saltanat-ı katilanesine nihayet vermeğe yetecek olan dehşetidir. Milleti bir vaka ile oyalayarak hürriyet ve adalet fikrinin yayılmasına mani olmak istiyor.
Bizim vazifemiz her iki millet-i islamiye efradına meselenin hakikatini anlatarak feci olayların zuhuruna meydan vermemektir. İşte Cemiyetimiz bu maksatla Osmanlı zabitanına hitaben bir beyanname neşretmiş ve hamiyetkarane aracılığınızla hudutta bulunan memura ve zabitana yollanmak ve dağıtılmak üzere bir miktarını da heyet-i muhteremeniz namına göndermiştir.Ulaştığında Osmanlı memur ve zabitanına dağıtımı icrası ile Farsça da tercüme edilerek vatandaşlarınız arasında duyurulmasına himmet buyurunuz.’’
Jön Türkler Emperyalizme karşı ortak silahlı kuvvetler öneriyor
İttihat ve Terakki Cemiyeti İran meclisine, fikri olan birlikteliklerini daha ileri bir noktaya götürmeyi, emperyalizme karşı ortak bir silahlı kuvvet oluşturmayı teklif eder.Bununla da yetinmemeyi, bu durumu halka anlatmayı,halkı emperyalizme karşı uyarmayı önerirler: “Ey heyet-i muhterem-i İrani’ye! Biz bilmeliyiz ki bu hudut meselesi Adülhamid’in musibetlerinden biridir. Bugün gerek İran’ın, gerekse Hükümet-i Osmaniye’nin yok olmasına ve kökten yıkılmasına çalışan ve bütün İslam milletlerinin ebedi ve hakiki düşmanı olan İngiltere ve Rusya Hükümetleridir. Aramızda çıkan önemsiz ihtilafları kemal-i sür’atle düzelterek bunların istila teşebbüslerine karşı birleşik bir silahlı kuvvetleri tesis etmeğe çalışmalıyız. İslamiyet’in istiklali bu iki hükümet-i İslamiyenin derece-i faaliyet ve mesaisine merbuttur. Binaenaleyh gerek bu fikrin bütün vatandaşlarınız arasında tamamen yayılarak, olabilecek her felakete, her tecavüze karşı Osmanlılarla el ele ittihat ve ittifak olmalarının gereklerini bildireceğinize ümidimiz berkemaldir.
Sultan Hamid’in hain ve zorba saltanatına nihayet verildikten sonra iki devlet-i İslamiye biribirinin kardeşi olacak ve bunların açtıkları birlik bayrağı altında, şimdi perişan bir surette Avrupalıların esir ve mahkumu olarak yaşayan diğer vatandaşlarımızda toplanacak ve İslamiyet şevket-i kadimesini bulacaktır. Her şeyden önce İran, Kanunu Esasisi’nin bahşettiği emniyet ve hürriyet içinde gelişme ve yükselme yollarını sulh ve kardeşlikte aramalıdır. Her halde mesainizde muvaffakıyat ve teshilat-ı suphaniyeye mahzar olmanızı dua eder ve cümlemiz heyet-i muhtereminize selam ve ihtiram eyleriz.”
İran’a bir destek mesajı da 26 Aralık 1907’de yapılan İttihat ve terakki ikinci kongresinden gelir,’’Kongre ümit eder ki Devlet-i Osmaniyye’de tesis edilecek idare-i meşruta iki komşu memleketi birleştiren dostluğu takviye edecek ve şarkın temeddününe hizmet edecektir.Yaşasın İran Meclis-i Mebusanı.’’
Ömer Naci İran için faaliyet yürütüyor
İttihat ve Terakki önderlerinin belirttiği gibi İran’daki halk hareketleri Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde de etkisini gösterdi.Erzurum’da ve ardından Van,Bitlis vilayetlerinde başlayan ayaklanmaları örgütlemesi,İran devrimcileri ile irtibat kurması ve yardım etmesi için bu bölgeye gönderilen Ömer Naci ve bazı İttihat ve Terakki militanları çeşitli yollardan Hoy şehrine kadar gelir.Ömer Naci burada Mirza Said adlı Azeri gençle tanışır.Mirza Said Paris’te eğitim gördüğü sıralarda Jön Türklerle ilişki kurmuştur.Ömer Naci’yi Sırat-ı Müstakim adıyla çıkmakta olan dergisine başyazar yapar.Sırat-ı Müstakim adlı okulun da müdürlüğüne getirilir. Ömer Naci’nin İran’daki çalışmaları İttihat ve Terakki merkezinde büyük takdir toplar. Bu sırada meclis,bazı meclis karşıtlarının görevden alınmasını ister,fakat şah buna karşı çıkar.Bazı bakanlar tutuklanır.Şahın tertiplerine karşı meclis silahlı devrim kuvvetleri ve halk tarafından sarılır,korumaya alınır.Bu sırada İttihatçılar İran devrimcilerine bir uyarı mektubu yazar; Naci Bey’in medreseye müdür olması münasebatımızın tevessüüne, oradaki Türk kardeşlerimizle aramızdaki rabıtanın takviyesine hizmet edeceğini ümit ederiz…Meclisi Mebusanın Şimdiye kadar dahil-i memlekette ciddi ıslahata muvaffak olamaması esbabı şahın muhalefetinden neşet ettiğini zannediyoruz.Biz İran’lı kardeşlerimizin beyhude münakaşalarla değil, genç, kavi bir ordu teşkil etmeleriyle iftihar ederiz.
28 Şubat’ta, Şah’a başarısızlıkla sonuçlanan bir suikast düzenlenir. Şah Rus askerlerinin desteğiyle meclisi topa tutar.Ömer Naci ve Mirza Said bir çete örgütleyerek dağa çıkar. Bir çarpışma sırasında şah kuvvetleri tarafından esir alınır. Bu onun için Tahran hapishaneleriyle tanışmak demektir. Ömer Naci topa bağlanarak idam edilmek istenir.Fakat Osmanlı İmparatorluğunda devrimi gerçekleştiren Jön Türkler Ömer Naci’nin serbest bırakılmasını ister. Ömer Naci serbest bırakılır.Ömer Naci’nin İran İhtilalinde oynadığı rol Selanik’ten Paris’e yazılan bir mektupta şöyle anlatılır: “Kardeşimiz Ömer Naci’nin İran İnkılabında husule getirdiği faaliyeti ihtilaliyeyi bilmem işittiniz mi? Naci zalim şah tarafından üç defa idama mahkum edilmiş,üç ay hapsolmuş ve nihayet her üç hükümde de firar etmiş. En nihayet İran inkılabına mesudunu şimdiki hal-i muzafferiyetine getirmiştir.”
Ömer Naci Meşrutiyetin ilanından sonra Mirza Said’le birlikte Anadolu’ya gelir. Erzurum ve Muş başta olmak üzere çeşitli vilayetlerde konferanslar verirler. Gittikleri her yerde büyük coşkuyla karşılanırlar. Erzurum’da İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin düzenlediği bir konferansta, bu bölgeye Cemiyeti doğu bölgesinde teşkilatlandırmakla görevli olan Vehip paşa Cemiyetten ve amaçlarından bahseder. Ömer Naci Namık Kemalleri, hürriyet mücadelesini anlatır.Mirza Said ise Ömer Naci’nin yalnız Türkiye’nin değil, İran’ında, bütün mazlum milletlerin de Ömer Naci’si olduğunu ve İran’daki mücadeleyi anlatır.
Jön Türk devrimi İran’ı ayağa kaldırıyor
İttihat ve Terakki önderliğinin de tespit ettiği gibi İran’daki mücadele Osmanlı İmparatorluğunu da etkilemiştir. İran’da elde edilen başarılar Anadolu’nun birçok vilayetinde mücadeleye ivme kazandırmıştır. Böylece bir çok vilayette isyanlar çıkmış ve bu mücadele ve isyanlar Jön Türkleri iktidara taşımıştır. Osmanlı İmparatorluğunda meşrutiyetin kazandığı zafer de İran’ı etkilemiştir. Bahattin Şakir bu durumu şöyle açıklıyor: “Bugün fıtraten bedbin olanlar dahi kanaat getirmelidirler ki İnkılb-ı Kebir-i Osmani vaki olmuştur.Fransa ınkılabı kebiri nasıl Avrupa’yı gark-ı envar-ı medeniyyet etmiş ise, İnkılb-ı Kebir-i Osmani de Şark’ı,bilhassa alem-i İslamiyyeti envar-ı füyuzatına müstağrak edecektir.
Jön Türkler İran’a devrim yapmaya gidiyor
İttihatçılar 1908 devriminin tüm şarka yayılacağını tespit ederler ve bunu gerçekleşmesi için çeşitli faaliyetlere girişirler. İran’da şah Rus birliklerinin yardımıyla meclise saldırır ve Tahran’da hakimiyet kurar. Ardından diğer vilayetlere saldırır. Ahmed Ağaoğlu, İngiliz ve Rusların Şah’a verdiği desteği şöyle anlatır: “İngiliz sefiri Hording’le Rus sefiri Marling Hariciye Nazırı Müşiri Devleni’nin yanına gelerek şu garip beyanatta bulunuyorlar:<<Şahın vaziyeti artık tahammülfersa oldu;bu duruma ne Rusya’nın ne de İngiltere’nin tahammülü vardır.Şayet şaha bir şey olursa Rusya İngiltere’nin rızası ile müdahale etmek mecburiyetimde kalacaktır.” Tebriz ve bazı yerlerde sert direniş gösteren İran İnkılabçıları, çatışmaları yeniden Tahran’a taşır. Artık Tahran’da çatışmanın merkezlerindendir. İttihatçılar İran İnkılap Cemiyetinin isteği ile Halil Paşa, Ömer Naci, Yakup Cemil, Mülazım Hilmi, Mustafa Hilmi gibi bir çok kadrosunu İran’da emperyalizme ve işbirlikçilere karşı verilen mücadeleye destek olması için görevlendirir. Bu kadrolar İran sınırındaki Kürt aşiretlerini İran İnkılap Cemiyetine kazandırmak için görüşmeler yaparak Selmas Vilayeti merkezi Dilman kasabasına giderler. Burada şah kuvvetlerinin kuşatmasında olan Hay kalesindeki inkılapçılara yardım ederler. Büyük çatışmalardan sonra şah kuvvetleri Selmas’ı terkederler. Daha sonra 31 Mart isyanını çıkması nedeniyle İttihatçılar geri dönmek zorunda kalırlar.
İran’da yaşanan büyük mücadeleden sonra İranlı İnkılapçılar Şah’a ve emperyalistlere karşı büyük zafer kazanırlar. 1909 da Meşruti yönetim yeniden ilan edilir. Mehmet Ali tahttan indirilir. Yerine Ahmet şah ilan edilir.
“Felaket Orta Asya’dan üzerimize doğru geliyor.”
Ekim 1910 tarihinde İngilizler tarafından işgal edilir. İşgale karşı Jön Türkler İstanbul’da gazetelere demeç verir, yazılar yazar, bildiriler dağıtır. Ayrıca İranlıların sesini tüm dünyaya duyurabilmeleri için konferanslar düzenlerler. Bu konferanslardan biri 10 Ekim 1910’da Beyoğlu’nda Odeon Tiyatrosunda yapılır. Konuşmacılar arasında Ömer Naci, Ahmed Ağaoğlu, Hüseyin Daniş gibi isimler de vardır. İttihat ve Terakki merkezi umumi üyesi Ömer Naci şöyle konuşur: “ Komşumuz bed-baht ve musibetzede İran’ın geçirdiği felaket günlerinin en elimini teşkil eden bir hadise, medeniyetsever; insani; hür olmak iddiasıyla geçinen İngilizler tarafından işgali havadisi her yana aksetmesi üzerine burada İranlı kardeşlerimizin ne düşündüklerini anlamak ve buna dair bir fikir hasıl etmek için toplanılmış.
Meselenin yalnız İran’ı ilgilendirmesi bakımından Osmanlılara düşen bir görev yok gibidir. Fakat dış görünüşle iştigalin zamanı çoktan geçtiğine göre iş böyle değildir. İki ruhu bir araya getirme birleştirme zamanı gelmiştir…
Vatandaşlar her şeyden önce ümitle başlamak isterim. Çünkü ümidini kaybeden milletin yaşamaya hakkı yoktur. İran’ın felaketli günlerinde beraber bulundum. Kendimi felakete ortak, hissedar etmekle saadet buldum.
Vatandaşlar, bu saldırıyı, biz Osmanlılar, falan ve filan islam olduğu için değil, falan ve filan esir ve bedbaht olduğu için protesto ediyoruz. (Şiddetli alkışlar.)
Uzatmak, kıymetli gecenizi ifna etmek istemem. Ben evvelce orada okul öğretmeniydim. Sonra ikinci defa gittim. Gittiğim vakit okulumun öğrencilerinden on yaşında bir çocuk tanıyorum, Cemşid. Cemşid’in yetmiş beş yaşında bir babası vardı. Babası mücahidlerle beraber gitti ve öldü. Vatanını zalimlere, gaddarlara karşı korurken öldü. Vefatı haberi geldi.
-Baban öldü,dediler.
-Hayır,dedi,benim babam ölmez,dedi.
-Öldü…
-Ölmez;çünkü benim babam İran’dır.(Şiddetli alkışlar.)
Hakimiyetle mest olan devletler bir şeyi unutmuşlar:Kendilerinden üstün ve hakim bir şey olduğunu.Toplardan,tüfeklerden,ordulardan daha kuvvetli bir şey var;Fikir.Fikrin doğduğu yerde elbet zulüm ölecek.
Vatandaşlar; İngiltere kendi tradüsyonunu kaybetmiş. Bir milletin mazisini kaybetmesi sukut etmesidir,çökmesidir.
…
Felaket seylabı Orta Asya’dan yine bizim üzerimize geliyor.Onun için,tekrar ederim, bigane durmak,mahvolmak demektir.’’
Yaşasın İran’ın milli mücadelesi
Emperyalistler arasındaki paylaşım sorunları en sonunda birinci dünya savaşının başlamasına neden olur.Osmanlı İmparatorluğu da savaşa Almanya cephesinde girmek zorunda kalır.Jön Türklerin de tespit ettiği gibi savaşta asıl paylaşım konusu İran,Çin gibi ülkelerin yanında Osmanlı İmparatorluğudur.Bizzat Talat Paşa şu tespiti yapar:’’Harp çıkarsa galip olan taraf Türkiye’yi dilediği gibi yutmaya kendisini haklı bulacaktır.”
Talat paşa dışında Mustafa Kemal, Yusuf Akçura gibi Milli Demokratik Devrimimizin önderleri, Sovyet Sosyalist Hareketin önderlerinden Lenin de bu doğrultuda tespitler yapar.
İttihatçılar birinci dünya savaşında müslümanları emperyalizme karşı harekete kazanabilmek için cihat çağrısı yaparlar.Fakat cihat çağrısı pek başarıya ulaşmaz.Teşkilat-ı Mahsusa başkanı Kuşçubaşı Eşref’e göre bunun nedeni şudur: Bize yardım etmeleri beklenen Müslümanlar, bunu yapmak isteseler de, ya savaşa giremeyecek kadar zayıftılar, ya itilaf devletlerinin baskısı altındaydılar ya da İran gibi, kendi milli mücadeleleriyle meşguldüler.
İttihatçılar tüm güçleriyle emperyalist savaşa karşı direnişe geçerler. Teşkilat-ı Mahsusa üyeleri, emperyalistlerin işgali altında bulunan birçok bölgeye, isyanlar çıkarması çete savaşları örgütlemesi amacıyla gönderilir. Bunlarda biri de İngiliz ve Rus işgali altında bulunan İran’a gönderilen, Ömer Naci’dir. Amaç ise İşgal altındaki İran’ın milli mücadelesine destek vermek, direniş gücünü arttırmaktır. İran halkını seferber etmeye ve silahlı birlikler oluşturmaya büyük çaba harcarlar.Ayrıca işgalcilere karşı büyük mücadele verirler. Ömer Naci’nin komutasındaki Teşkilat-ı Mahsusa birlikleri büyük başarılar elde eder. 4 Ocak 1915’te Rumiye ‘yi Rus Kuvvetlerinden alırlar. Ömer Naci küçük kuvvetiyle bu bölgede büyük fedakarlıklar yapar. Tifüse yakalanan Ömer Naci, getirildiği Kerkük’te 29 Temmuz 1916’da vatanı, İran ve tüm mazlumlar uğruna 38 yaşında şehit olur.
One Yorum var “Jön Türkler”
Sizde Yorumunuzu Yazın
Ama önce siteye Buradan giriş yapın Hala Üye değilseniz Buradan üye olabilirsiniz.


Haziran 8th, 2008 at 14:26
teşekkürler