Kireç Küresel Aynalar
Kas 01

Bugün bilgisayarların yanında vazgeçilmez bir  parça olan fareyi  ilk olarak Douglas Engelbart ve Steve Jobs adlı kişiler yapmış. Douglas 40 yıl önce mouse denen mucizevi mekanizmayı icat eden, Steve ise bu teknolojiyi evlerimize sokan kişi.

Douglas Engelbart’ın amacı, bilgisayarın sadece deneyimli bilim adamları tarafından kullanılan ulaşılmaz oyuncak deÄŸil, herkesin kolayca kullanabileceÄŸi bir yardımcı haline gelmesine ön ayak olmakmış. Profesör  Engelbart, ilk mouse prototipini 1965′te hazırlamış. İki tekerlekli bu tahta alet, 1970′te “görüntüleme sistemleri için X-Y yer gösterici sistem” adıyla patent almış. Farenin kullanılabilmesi için bir grafik arabirim de yazmış, ancak o zamanlar yazılımlar için patent verilmiyormuÅŸ. Bu yüzden bugün bu sektörün kaymağını o deÄŸil uyanık Bill amca toplamakta.

BuluÅŸunun adının fare olmasının sebebi de kablosunu bir farenin kuyruÄŸuna benzetmesiymiÅŸ. Aslında düşününce, klavye, monitör gibi parçalar arasında biraz garip bir isim. Zoptirik olsa idi yadırgamazdık hiç mesela. Tabii “görüntüleme sistemleri için X-Y yer gösterici sistem” olarak da kalabilirdi. Fare iyiymiÅŸ.

Fare, grafik arabirim, hiperlink, internet gibi birçok teknolojinin önünü açtı ya, aslında hepsinin görücüye çıkması da aynı zamanda olmuÅŸ. Douglas Engelbart, Stanford Üniversitesi’ndeki laboratuvarında geliÅŸtirdiÄŸi teknolojileri 1968′de basına ve halka sunmuÅŸ. Bunlar fare, grafik arabirim, hiperlink, fare tutmazsa diye geliÅŸtirdiÄŸi beÅŸ tuÅŸlu bir kısa yol mini klayvesi ve video konferansmış. Epey çalışmış yani Douglas Engelbart. Åžimdi onun çalışmaları sayesinde tembellik yapabilmemiz ne acayip.

Bütün bu denemelerini yaptığı bilgisayar, laboratuvarındaki Xerox Star marka bir bilgisayarmış ve ilk fare bu bilgisayara baÄŸlıymış. Peki nasıl olmuÅŸ da fare 40 yıl içinde bütün bilgisayarlara kuyruÄŸunu kıstırmış? Apple’ın kurucularından olan kutlu adam Steve Jobs, Xerox’un Palo Alto araÅŸtırma merkezinde Alto kod adlı bir bilgisayar görmüş. Fare takılı olan ve küçük simgeler ile klasörler içinde basit komutlarla istenilen herÅŸeyi yapabilen bu makineden çok etkilenmiÅŸ. Steve Jobs, o gün Xerox’un kapısından çıkarken “dünyayı deÄŸiÅŸtirmeye hazırdım” diye düşündüğünü söylüyor.

Aynı günlerde Apple için klavye ve kasa üreten ÅŸirketin sahibi Dean Hovey, Jobs’a artık daha fazlasını yapmak istediÄŸini söylemiÅŸ. Steve Jobs’un cevabı “yapmamız gereken bir fare üretmek”, Dean Hovey’in tepkisi ise “hıı?” olmuÅŸ. Apple o sıralarda Lisa ve Macintosh kod adlı iki bilgisayar üzerinde çalışıyormuÅŸ ve Steve Jobs’un amacı bu fare denen ÅŸeyi piyasaya sürmekmiÅŸ. Bu sayede bilgisayarın sadece klavye tuÅŸ kombinasyonlarını ezberleyebilenlerin tekelinden çıkacağını, çok daha geniÅŸ bir kullanıcı kitlesine ulaÅŸacağını, farenin bilgisayar dünyasında bir devrim olacağını düşünüyormuÅŸ.

Yalnız ortada bir problem varmış: Xerox’un kendi teknolojisiyle ürettiÄŸi fareler yaklaşık 400 dolara maloluyormuÅŸ, sürekli bozuluyormuÅŸ ve temizlemesi imkansızmış. Douglas Engelbart’ın icadı olan farenin torunu olan bu yeni nesil fare, teknoloji için mucizevi, piyasa için facia bir ürünmüş anlayacağınız. Steve Jobs’un hedefi 10 ile 30 dolar arasında bir paraya maledilebilecek, hergün saatlerce kullanılsa bile bozulmayacak ve düzgün bir yüzey olmasa bile çalışacak bir fareymiÅŸ.

O sıralarda Jobs için çalışan Jim Sachs şöyle diyor: “Yeterince uyumadığını ya da diyetinde lif konusunu abartıp vitaminsiz kaldığını düşünmüştük. Ama saat başına ödediÄŸi 25 dolar için eÄŸer istiyorsa güneÅŸ enerjisiyle çalışan ekmek kızartma makinesi geliÅŸtirmeye bile hazırdık!” Düşünürseniz, ekmek kızartma makinesi daha kolay olabilirmiÅŸ. Steve Jobs’un istediÄŸi ÅŸey, Silikon Vadisi’nin en ışıl ışıl adamlarının hazırladığı teknolojiyi alıp çalışırlığını defalarca artırmak ve fiyatını yüzde 90 aÅŸağıya çekmekmiÅŸ çünkü!


Farenin tasarımı, az önce bahsettiÄŸimiz Jim Sachs’ın da kurucularından olduÄŸu Hovey-Kelley adlı firmaya verilmiÅŸ. Firma, Stanford’dan mezun ve çoÄŸu Silikon Vadisi’nde çalışmış bilgisayar dahilerinden kuruluymuÅŸ. Yani fare, büyürken de doÄŸduÄŸu yerden fazla uzaklaÅŸamamış. Ortak özellikleri, geleneksel ürün geliÅŸtirme metodlarına ve bilgisayarcı stereotipine sinir olmalarıymış. Bütün bilgisayarcıların inek olması gerekmediÄŸini düşünüyorlarmış yani.

İlk prototip 1980 baharında yapılmış. Farenin gövdesi bir tereyağı kutusu, topu da bir roll on deodorantın topuymuÅŸ. Dizayn için kullanılan tek alışılmadık malzeme bunlar deÄŸilmiÅŸ: Dean Hovey’in buzdolabı ile arabasının vites sistemi de fare için kendini feda eden ÅŸeyler arasındaymış. Bu tuhaf malzemeleri kullanmışlar, çünkü bir tasarım hazırlamanın ve sonra da ona uygun parçalar yaptırmanın uzun ve pahalı bir süreç olacağını tahmin etmiÅŸler. BirÅŸeyler söküp uygun gördükleri parçaları birbirine yapıştırmak çok daha kolay görünmüş. Zaten bu tür uygulamalar, hayal gücü geniÅŸ, bütçesi dar mucitlerin sürekli yaptıkları ÅŸeylermiÅŸ. Bozulan buzdolabını tamir etmek, yeni bir parça döktürmekten çok daha ucuza çıkıyormuÅŸ.

Xerox’un faresi, topu masaya bastırarak çalışıyormuÅŸ. Dean Hovey, ofisinin yamuk masasında topların nasıl kaydığını görünce kendilerini kurtaracak fikri bulmuÅŸ; topun bastırılması deÄŸil, kaydırılması gerekiyormuÅŸ. Jim Sachs’ın da daha önce tesadüfen öğrencileriyle birlikte yuvarlanan topların yerini ve hareketleri belirleyen ufak bir mekanizma hazırlamış olması iÅŸlerini iyice kolaylaÅŸtırmış ve masrafları düşürmüş.

Ancak hala sürüyle problem varmış; hala hem ucuz hem de milimetrik derecede hassas bir ürün yapamamışlar. Elektronik cihazlar ya pahalı ve hassas ya da ucuz ve dan dun oluyormuÅŸ. Kuyruk bile baÅŸlıbaşına bir problemmiÅŸ; elektrik kabloları ya kalın ya da kırılgan oluyormuÅŸ. Minicik oynar parçaları yerleÅŸtirecekleri plastik kabın dışı basit, içi ise incik cincik olmalıymış. “Yeter artık” deyip bırakmamaları enteresan.

Bu sorunların çoÄŸunu çözerlerken öğrencilerin çok yardımını görmüşler. Gerekli çözümlerin bulunması uzun ve zor olmuÅŸ ancak çözümler bir kere bulununca bunların seri üretime geçmemesi için hiçbir sebep de yokmuÅŸ. İlk Xerox faresinden beri büyük problem olan kirlenme ve bir süre sonra çalışamama sorunu ise bugün hala optik fare almamış kiÅŸilerin haftada bir kullandıkları yerinden çıkan halka ile çözülmüş. Bu fikir, buzdolabı motoru söküldükten sonra ister istemez projeye dahil olan Dean Hovey’in karısı tarafından bulunmuÅŸ.

Her ÅŸey bitince sıra artık farenin nasıl görüneceÄŸine gelmiÅŸ. İşin ilginci, ilk düşünülen yuvarlak formlu farelerin Apple tarafından reddedilmesiymiÅŸ. Tamamen köşeli ve ergonomiyle uzaktan yakından hiç alakası olmayan bir tasarım kabul edilmiÅŸ hangi akla hizmetse artık. İnsanların hangi tuÅŸun ne yaptığını hatırlayamamaları konusunda duyulan endiÅŸeler abartılıp Xerox’un üç tuÅŸ sayısı da teke indirilmiÅŸ. Kullanıcının tuÅŸa ne kadar basması gerektiÄŸini anlamasını saÄŸlayan pratik, bilgisayara hükmettiÄŸini hissettiren psikolojik faydaları olan “klik” sesi ise fareye keyfî olarak eklenmiÅŸ.

Projenin tamamıyla bitmesi 1981′in ilk aylarını bulmuÅŸ. Hovey-Kelley’in araÅŸtırmaları, fareyi seri üretilebilen, güvenilir ve ucuz bir bilgisayar parçası haline getirmiÅŸ. Pahalı Lisa serisinin piyasadan kaldırılmasıyla Macintosh 1984′te satışa çıkmış ve grafik arabirim - fare ikilisi, bilgisayar kullanımını kökten deÄŸiÅŸtirmiÅŸ. Microsoft, Apple arabirimine Windows ile cevap vermiÅŸ ve kendi faresini üretmiÅŸ, hatta baÅŸ tasarımcı da Apple’ın faresini tasarlayan Jim Yurchenco’ymuÅŸ.

Bugün Douglas Engelbart, çeÅŸitli icatlar üzerinde çalışan Bootstrap adlı bir firmanın sahibi. 1997′de 500,000 dolarlık Lemelson-MIT ödülünü, yani dünyada bir icat için verilen en büyük ödülü almış. Artık fare yapmakla hiçbir alakası kalmamasına raÄŸmen firmanın en büyük destekçisi Logitech: yani dünyanın en büyük fare üreticilerinden biri. Hovey-Kelley ise devasa ÅŸelalelerden elektrikli diÅŸ fırçalarına kadar hala nerede bir teknik problem yaşıyorsanız dahiyane çözümleriyle size yardım ediyor. Starck tasarımı farelerimizi kullanıp internetten market alışveriÅŸimizi yaparken fare gacır gucur sesler çıkarmıyorsa, kablosu iki parmak kalınlığında deÄŸilse ve günde üç defa bozulmuyorsa aslında hepsini bu bir avuç insana borçluyuz.

Sizde Yorumunuzu Yazın

Ama önce siteye Buradan giriş yapın Hala Üye değilseniz Buradan üye olabilirsiniz.