İzafiyet Teorisi (Görelilik kuramı) Sigortacılığın Tarihi
Mar 16

İnsanlık tarihi, inişlerin, çıkışların olduğu, korku ve cesaretin ama en çok da merakın etkin olduğu uzun bir süreçtir. Toplumsal akımlar ve toplumlar arasındaki savaşlar, tarihte derin izler bırakmış keskin dönemeçleri oluştururlar. Tarihin akışına yön verirler. Bu uzun süreçte insan ve oluşturduğu toplumların bakış açıları, duygu ve düşünce yapıları, belli belirsiz etkiler ortaya koyar.
Oysa, daha geniÅŸ bir perspektiften bakıldığında bunların, keskin ve kısa süreli etkilerden çok daha önemli uzun soluklu net etkiler ortaya koydukları görülür. ÖrneÄŸin, bir doÄŸa olayından duyulan korku nedeniyle bunun üzerine gidilememesi toplumların geri kalmasında büyük role sahiptir. Buna en ilginç örneklerden biri, toplumsal bakış açısının ne kadar önemli olduÄŸunu gösteren “GüneÅŸ Tutulmaları”dır. Güçlü ışığı ile tüm yeryüzünü aydınlatan, gökyüzünde ışıl ışıl parlayan GüneÅŸ, gün gelir gün ortasında tertemiz bir gökyüzünde, birden bire kararır.

Durduk yerde GüneÅŸ’e ne olmuÅŸtur? Elbette, bu iÅŸin içinde kötü güçler olmalıdır! Bu düşüncenin ortaya koyduÄŸu korku ve endiÅŸe, basit bir astronomik olayın binlerce yıl çözülememesine ve toplumların geri kalmasına neden olmuÅŸtur. Bu korku, toplumların bilinçaltında öyle yer etmiÅŸtir ki günümüzün modern dünyasında dahi izlerine rastlamak mümkündür.

Kayıtlara geçen ilk GüneÅŸ tutulması günümüzden 3769 yıl önceye dayanır. Eski Asya Kronolojisi’nde önemli bir yere sahip olan ve kesin olarak milattan önce 15 Haziran 763 olarak tarihlenen bu olay, bir Assyrian yazıtında geçmektedir. Bu yazıt dışında, Babil ve Çin’de daha eski tarihlerde tutulmaların izlendiÄŸine iliÅŸkin tartışmalar olsa da bu tutulmaların gerçekliÄŸi ispatlanamamıştır. Sonraki tarihlerde yaÅŸanan bazı tutulmaları Herodotus’un anlatımlarında öğreniyoruz.

Herodotus, eski bir İran halkı olan Medler ve Lidyalılar arasında sürmekte olan bir savaÅŸ sırasında ortaya çıkan GüneÅŸ tutulmasının, Ege Bölgesi’nde Aydın civarında yaÅŸamış olan Thales tarafından tahmin edildiÄŸini yazar. Tutulma sırasında GüneÅŸ’in bir anda kararmasıyla her iki tarafın askerleri silah bırakırlar ve barış imzalarlar. Tanrılar savaşı istememiÅŸtir. Herodotus’un yazdıkları, geçmiÅŸten günümüze kadar çok kiÅŸi tarafından incelenip araÅŸtırılsa da bir savaşı durduran bu tutulmanın hangi tutulma olduÄŸu kesinlik kazanamamıştır. Ancak, en güçlü adaylardan biri, milattan önce 28 Mayıs 585′de gerçekleÅŸen ve Anadolu’da Kızılırmak bölgesinde izlenen tutulmadır.


Yine Herodotus’a göre, milattan önce 17 Åžubat 468′de, Lidya Krallığı’nın baÅŸkenti olan Sardis’ten (günümüzde Manisa-Sard bölgesi) izlenen bir halkalı GüneÅŸ tutulması gerçekleÅŸmiÅŸtir. Pers Kralı Xerxes, tutulmayı izlemek için ne yazık ki Yunanistan’a doÄŸru gitmiÅŸtir. Herodotus’un kaydettiÄŸi bir baÅŸka tutulmaysa, bir yıl sonra milattan önce 477 yılının 1 AÄŸustos’unda gerçekleÅŸmiÅŸ ve eski Yunan ÅŸehri olan Sparta’dan izlenmiÅŸtir. Bu kayıta göre, Kral Cleombrotus’un Sparta’ya dönüşünden, Pers ordu komutanı Mardonius’un MÖ 477 yılının ilk bahar baÅŸlangıcında eski Yunan ÅŸehri olan Thessaly’e doÄŸru ilerlemesi ve baÅŸkent eski Atina üzerine ikinci saldırışı ve ThermopyIae ile Salamis savaÅŸlarından sonraki bir gün, gün ortasında gökyüzü ansızın kararmıştır.

Ancak, kayıtlarda geçen tarihlerle modern tarihlerin bir ya da iki yıl kadar farklı çıkması bu son iki tutulma tarihi konusunda soru iÅŸaretleri oluÅŸmasına yol açmaktadır. GüneÅŸ tutulmaları, ÅŸaÅŸkınlık uyandırabilecek olaylardır. Bir tam tutulma sırasında, tam tutulmanın izlenebileceÄŸi bir bölgedeyseniz eÄŸer, çevrenizde, yeryüzünde ve gökyüzünde bazı anlık deÄŸiÅŸimler ve hayvanların buna verdiÄŸi tepki dikkatinizi çekecektir. GüneÅŸ’in ansızın kararıp kaybolmasıyla gece olduÄŸunu sanan kuÅŸların bulundukları yerden havalanmaları, köpeklerin uluması ve belki de çok küçük bir sıcaklık düşüşü ile çok hafif bir esintinin ortaya çıkması buna verilebilecek örneklerdir.

Tarih öncesi çaÄŸlarda, GüneÅŸ tutulmaları ve doÄŸanın buna verdiÄŸi tepki, genellikle mistik hikaye ve mitlerle açıklanmaya çalışılıyordu. Eski çaÄŸlarda tutulmalar, yeryüzündeki yaÅŸam için korkutucu olaylardır. Bir çok mit, tutulmaları korkunç olaylar olarak açıklar. ÖrneÄŸin bir İskandinav mitine göre, bir büyücü cezalandırılır ve zincire vurulur. Büyücü intikam için gökyüzünde kurtlar yaratır ve bunlardan biri Ay içindir. Ay’ı yemek ister ve zaman zaman da baÅŸarılı olur. Ay, niye kararıyor olmalı? Norveç mitolojisinde, adına Skoll denen ve GüneÅŸ’i takip eden bir baÅŸka kurt vardır. Zaman zaman GüneÅŸ’i yakalar ve yutar. GüneÅŸ ansızın yok olur. Çin’de gökyüzüyle iliÅŸkili tanrısal bir köpek bu görevle uÄŸraşırken, bir baÅŸka Asya kültüründe bu iÅŸi bir ejderha yapmaktadır. Adına sonradan “The Kingdom of Transytvania” denen Romanya’nın halkında da korkunç mitlere inanılmaktadır. Bölgedeki inanışa göre, insanların olumsuz davranışları GüneÅŸ’i etkilemektedir ve GüneÅŸ gökyüzünde kararıp kaybolur. GüneÅŸ kaybolduÄŸundaysa yeryüzünde kötü ÅŸeyler olacaktır. ÖrneÄŸin, köpekler havlar, ulur, baykuÅŸların çığlıkları duyulur ve orayı hayaletler ziyaret eder. En kötüsü de, GüneÅŸ kaybolduÄŸunda zehirli bir sis çöker ve insanlara hastalık getirir.

Bu zehirli sis; suları, meyveleri, sebzeleri ve hatta yeni yıkanmış olup kurumaya bırakılan çamaşırları kirletir ve zehirler. Vampir ve hayaletlere inanan Transilvanyalılar, tutulmalar sırasında temiz nefes alabilmek için ağız ve burunlarını bezlerle örterler. İlk çaÄŸlarda toplumların bu korkutucu mitlere inanmasına karşın, dönemin cesur bilimcileri GüneÅŸ’i ve tutulmaları incelemeyi sürdürmüşlerdir. Büyük olasılıkla milattan önce 28 Mayıs 585 tarihinde gerçekleÅŸen tutulmayı Thales’in önceden tahmin etmesi bunun en güzel örneklerinden biridir. GüneÅŸ üzerine dönemin bilimci ve filozofları, GüneÅŸ tutulmalarında Ay’ın rolünün olup olmadığını çözmeye çalışıyorlardı.

Günümüzden 2000 yıldan daha uzun zaman önce gerçekleÅŸen bir tutulma için, MÖ 130 yılında ünlü astronom Hipparchus, farklı iki bölgede gözlem düzenlemiÅŸtir. Amacı, tutulmalar sırasında ölçüm yaparak, Ay’ın Yer’den olan uzaklığını belirlemektir. Bundan 500 yıl sonra Theon adı verilen bir bilimci, tutulma baÅŸlangıcı, ortası ve sonun zamanını ölçmüştür. Bu ölçüm için, bir saatlik zaman dilimini 5 ya da 6 eÅŸ parçaya ayırabilen bir su saati kullanmıştır. Günümüzden 2000 ve 1500 yıl öncesinde bu gözlemler yapılsa da aslında tutulma sırasında GüneÅŸ’in Ay tarafından örtüldüğü tam olarak belirlenememiÅŸtir. Bunun birkaç nedeni vardır ve en önemlisi, çıplak gözle doÄŸrudan GüneÅŸ’e bakmaktaki zorluk ve tehlikedir. Teleskop ve gerekli donanımın geliÅŸmesine kadar süren süreçteki zorluÄŸa toplumdaki korkular, inançlar ve bunlardan doÄŸan zorlamalar da eklenince, tutulmalar üzerine yürütülen bilimsel çalışmalar oldukça yavaÅŸ ilerlemiÅŸtir. 1610 yılından sonraki yıllarda GüneÅŸ’i incelemek için teleskobun kullanılmasından sonra tutulmalara iliÅŸkin çok daha fazla soru ortaya çıkmıştır.

Sayısız bilimci bu sorulara yanıt bulmak ve bunun için de tutulmaları incelemek için tutulmanın izlenebileceÄŸi bölgelere uzun ve yorucu yolculuklar yapmışlardır. Tüm bu yolculuklarda temel amaç, GüneÅŸ ve yeryüzündeki yaÅŸam hakkında biraz daha fazla bilgi sahibi olmaktır. Francis Bailey, tutulmalardan korkmayan bir İngiliz maceracıdır. 1796′da el deÄŸmemiÅŸ bölgeleri keÅŸfetmek için Amerika’ya gelmiÅŸtir. Bailey, New Orleans’a kadar kayıkla gitmiÅŸ sonrasında, New York’a kadar olan ve 2000 km’yi aÅŸan yolu yaya olarak geçmiÅŸtir. Ardından Afrika’yı da keÅŸfetmek isteyen Bailey, parasızlıktan bunu baÅŸaramamış ve önce para kazanmaya karar vermiÅŸtir. YeteneÄŸi ve çalışkanlığı ile 51 yaşında emekli olur. Bu süreç zarfında kendini de geliÅŸtirerek ünlü bir astronom olmuÅŸtur. 1836 yılında, bir halkalı GüneÅŸ tutulmasını izlemeyi baÅŸarmıştır. Halkalı GüneÅŸ tutulması, tam GüneÅŸ tutulması durumunda Ay diskinin GüneÅŸ diskini tam olarak örtemediÄŸi durumda oluÅŸur. Bunun nedeniyse Ay’ın Yer’e olması gerekenden uzak, GüneÅŸ’inse yakın olmasıdır. Bailey, bu tutulmayı sevmiÅŸ ve yaptığı betimlemelerle diÄŸer insanların da buna merak salmasına yol açmıştır. Sonunda o güne görülmedik bir eÄŸilim baÅŸlatmıştır: “tutulma gözlemi modası”. Altı yıl sonra bir de tam tutulma gözlemi yapmıştır. Bu tutulmayı betimlerken, “çok güzel, görülmeye deÄŸer, ÅŸeref verici” gibi terimler kullanmıştır.

Bailey’in bu popüler tanımlaması, yanlış düşüncelere sahip olmalarından dolayı yanlış yolda ilerleyen bir çok insanın fikrinin deÄŸiÅŸmesine ve doÄŸru yolu bulmasını saÄŸlamıştır. Tutulmalar, insanların bakış açısında korku ve dehÅŸet verici bir olgudan, keyif verici görülmeye deÄŸer bir olguya dönüşmüştür. Tutulmalar sırasında saklanacak yer aramaktansa, tutulmaların izlenebilmesi için gezi ve seyahat planları yapılmaya baÅŸlamıştır. Bir çok tam tutulmanın hemen öncesi ve sonrasında ortaya çıkan “elmas yüzük” görüntüsüne Francis Bailey’in adına “Bailey’s Be- ads” adı verilmiÅŸtir. İlerleyen 50 yılda gözlem ve bu gözlemler için yapılan yolculuklarda amaç, tam tutulma sırasında ortaya çıkan ve gümüş bir taca benzeyen parlak korana hakkında daha fazla bilgi edinilmeye yöneliktir. 1860′da, GüneÅŸ tutulması gözleminde ilk kez kameralar kullanılmıştır. Elde edilen resimlerde, korona ve prominance gibi yapılarının gerçekten de GüneÅŸ’e ait yapılar olduÄŸu ortaya çıkmıştır. Sonraları ortaya çıkan soruların başındaysa bu yapıların tam olarak ne olduÄŸudur.

Sonraki yıllarda yapılan gözlemlerde kameraların yanısıra prizmalar da kullanılmıştır. Prizma kullanımındaki amaç, prizmadan geçen ışığın farklı renklerde çizgilerin oluÅŸturduÄŸu tayfa ayrışmasıdır. Farklı elementler, bu çizgilerin bazılarının parlamasına bazılarınınsa kararmasına neden olur. GüneÅŸ’teki sıcak gazlar, bazı parlak ve kalın çizgilerin oluÅŸmasın) saÄŸlar. GüneÅŸ’in bu gözlemlerinde bazı çizgiler hidrojenin, bazıları da helyumun varlığı nedeniyle oluÅŸur. Yapılan bu ilk tayf gözlemlerinden yaklaşık yüz yıl sonra bir bilimci, bazı çizgilerin çok yüksek sıcak- lığa sahip demir iyonları nedeniyle oluÅŸtuÄŸu keÅŸfetti. Bu çok yüksek sıcaklıktaki demir iyonlarının sıcaklığı neredeyse birkaç milyon C derecedir. Geçen yüzyılın baÅŸlarına gelindiÄŸindeyse daha çok merak edilen konuysa Einstein’ın kuramlarının gerçekten doÄŸru olup olmadığıdır. Tam tutulma sırasında, aslında GüneÅŸ’in arkasında kalan yıldızdan gelen fotonların GüneÅŸ’in kütle çekiminden etkilenip yollarını deÄŸiÅŸtirmesiyle bu yıldız görünür hale gelebilir miydi?

Görüldüğü gibi tutulmalar, GüneÅŸi merak eden bilimcilere yeni yollar ve fırsatlar sunmaktadır. Ancak incelemeler o kadar da kolay deÄŸildir. İlk çaÄŸlardan bu yana bir çok bilimcinin çalışmaları baÅŸarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bir çok tutulmada karşılaşılan baÅŸlıca problem kötü hava koÅŸullarıdır. ÇoÄŸu kez bilimciler, seyahatlarının sonucunda tutulmayı görememiÅŸlerdir. Ancak yapılamayan gözlemleri engelleyen tek neden bulutlar deÄŸildir. Bazı ilginç olaylarda yaÅŸanmıştır 1780′de, tutulma gözlemi yapmak isteyen ilk Amerikan ekibi yola çıkmış ve tutulmanın izlenilebileceÄŸini düşündükleri Maine’ye gitmiÅŸlerdir ancak tam tutulma gerçekleÅŸmemiÅŸtir. Nedense, bir hata sonucu ekibin tam tutulmanın izlenebileceÄŸi bölgenin dışında kalmasıdır. 1851 yılında tam tutulma sırasında koronanın gözlemi için ilk kez kamera kullanılması kararlaÅŸtırılır ve seyahat planı yapılır.

Tutulma sırasında tek kare fotoÄŸraf çekilemez. Ekipte yalnızca bir fotoÄŸrafçı vardır ve o da kamerayı hazırlamayı unutur. 1887′deki tutulmada bir Rus astronom, bulutların gözlemi etkileyeceÄŸinden korkarak bir balon ve baloncu kiralar. Kalkış sırasında baloncu yanlışlıkla balondan düşer. Astronom, yalnız yükselmek ve balonu kendisi kontrol etmek zorunda kalır. Astronom tutulmanın eÅŸsiz manzarasını görse de bilimsel hiçbir gözlem yapamaz çünkü, balonun kontrolü zordur ve o bununla uÄŸraÅŸmaktadır. Yıl 1914, Bir Alman bilimci, tam tutulma sırasında GüneÅŸ’in ardın- da kalan bir yıldızın görünüp görünmeyeceÄŸini inceleyip Einstein’ın kuramlarım test etmek ister. AÄŸustos ayında bir tam tutulma vardır ve Rusya’dan gözlenebilecektir. Yaz baÅŸlangıcında tüm ekipmanını toplar ve tutulmanın gözlenebileceÄŸi bölgeye gider, l AÄŸustos’a, Almanya Rusya’ya savaÅŸ ilan edinceye kadar herÅŸey yolundadır.

Alman bilimci o tarihte Rusya’dadır ve cephede Rus hattının içerisinde kalmaktadır. Tutuklanır ve ekipmanına el konur. Sonradan iki ülke esirlerini deÄŸiÅŸ tokuÅŸ ederken ülkesine dönüp serbest kalsa da tutulmayı kaçırmıştır. 1958 yılında tam tutulma vardır ve Büyük Okyanus’un ortasındaki küçük bir ada olan Puka Puka adasından gözlenebilecektir. Bilimciler tutulma sırasında GüneÅŸ koronasında bulunabilecek yeni elementlere ait tayf çizgilerin! bulmak için adaya seyahat düzenlenir. Puka Puka’ya yolculuk baÅŸlayacağı gün geldiÄŸinde gözlem araç gereçleri hazır deÄŸildir.Ekip gerekli tüm parça ve ekipmanı yanlarına alarak yola çıkar. Yolculuk sırasında canla baÅŸla çalışır ve adaya ulaşıp tutulma anı geldiÄŸinde tüm gözlem araç gereci hazırdır.

Tutulmanın gerçekleÅŸeceÄŸi sırada hava kapatır… Tutulmalar sayesinde doÄŸa hakkında çok ÅŸeyler öğrendik. Åžimdi kesin olarak biliyoruz ki GüneÅŸ tutulmaları, Ay diskinin GüneÅŸ diskini örtmesiyle ortaya çıkıyor. Bu ve benzeri olayları açıklamak için, mitlere, mistik hikayelere ve bunların ortaya çıkardığı korkulara ihtiyacımız yok. Görü- nen o ki, korkularımızdan da büyük ölçüde kurtulduk.

Sizde Yorumunuzu Yazın

Ama önce siteye Buradan giriş yapın Hala Üye değilseniz Buradan üye olabilirsiniz.