Modern gemiciliğin çığrını açan pervanenin icadı, aynı zamanda utanmaz istismarcı takımının açgözlülüğünün ve haydutluğunun da tipik bir örneğidir. Bu yeteneklerin ve yürekliliğin değil, hilenin, dalavereciliğin ve her türlü insafsızlığın kol gezip zafer kazandığı bir alan oldu.
Pervane 1803′te Charles Dallery (1754-1845) adlı bir Fransız tarafından icat edilmiÅŸtir. Dallery çeÅŸitli dallarda ilginç icatlarda bulunmuÅŸ yetenekli bir teknisyendi. En yararlı çalışmasını buharlı gemilerin geliÅŸmesi alanında yaptı. 1788′de bir buharlı araba, 1803′te tüpe benzeyen bir kazan yapmış ve sonunda aynı yıl Seine’de pervaneyle ilerleyen bir gemi iÅŸletmiÅŸti. Böylesine deÄŸerli bir buluÅŸ karşısında insanlar mucitini alaya almaz da ne yaparlardı!.. O kadar ki adamcağız bıkkınlık ve üzüntüsünden pervaneyi kendi elleriyle parça parça etti.
Sauvage’a karşı kader daha da zalim davrandı. Boulogne-surmer’de gemi yapımcısı olan Frederic Sauvage (1786-1857) da verimli bir mucitti. Pervanenin parlak geleceÄŸini tahmin ederek Dallery’nin tasarısını yeniden ele aldı ve onu kabul ettirmek için üst üste denemeler yaptı. Ama ne yazık ki, mücadele yeteneÄŸine sahip bir insan deÄŸildi. Armatörler, Bilimler Akademisi, resmi makamlar, hepsi yardım taleplerini reddettiler. 1832′de bir berat alabildi ama, bu hiç bir iÅŸine yaramadı. Çünkü öteki beriki icadını uluorta çalıp kullanmakla kalmıyor, durmadan aleyhine davalar açılıyordu. Öyle ki zavallıcık paralarının suyunu çekmesine davaların aleyhine dönüşüne beratının kamu malı haline gelmesine ve rakiplerinin icatlarını rahatça çalıp servetler edinmesine sadece tanık oldu.
İlk pervaneli gemiyi denize indiren sanayi alanında bir çok geliÅŸmelerin yaratıcısı İsveçli Johan Ericsson (1803-1889) oldu. 1837′de iÅŸleyen bir gemi saatte 10 mil yol alıyordu. Amerikalılar Ericsson’u donanmalarının yapımını gözetmek üzere ülkelerine çağırdılar. Öte yandan iÅŸi gemi mühendisliÄŸine çeviren İngiliz çiftçisi Francis Petty Smith (1808-1874), pervane ile iÅŸleyen bir gemi inÅŸa ederek 9 mil hıza ulaÅŸtı. Ve her yanda pervaneli gemiler yapılmaya baÅŸlandı. Hepsi de pek güzel para kazandılar. Kimse ne berat düşündü, ne de öncelik hakkı bildi. Sauvage ise hem umutlarını yitirmiÅŸ hem beÅŸ parasız kalmıştı. Paris’te hastanelerden birinde ölüp gitti.
1840 yılını hatırımızda tutalım: Liverpool-New York arasında ilk pervaneli gemi Britannia o yıl iÅŸledi. 1843′te de Fransa, Napolyon adlı pervaneli gemisiyle 11 mil hıza ulaÅŸtı. Durmadan artan ülkelerarası rekabetin sonucu olarak gemilerin hızı artmakla kalmıyor, konfor ve makineler de geliÅŸiyordu. Transatlantiklerin tonaji 1865′te 2.500 iken 1900′de 15.000 ton ve kırk yıl sonra da 40.000 tona yükseldi. Hızları da New York hattı üzerinde 1840’ta 11 mil iken, 1900′de 22′yi ve 1939′da 30 mili buldu. Bu hız artışı makinelerin gittikçe güçlenip geliÅŸmesinin sonucuydu: “Britannia 500 beygir, Etrusla (1885) 14.000 beygir, Lucanla (1893) 31.000 beygir-Mauretanta (1908) 70.000 beygir, Bremen (1933) 96.800 beygir, Rex (1934) 120.000 beygirgücündeydiler.
Makinelerin gelişmesiyle birlikte pistonların yerini türbinler, kömürün yerini mazot aldı. Hızın artırılması için çalışmalarının yanı sıra gemilere en gelişmiş hidrodinamik şeklin verilmesi kaygısı da yer almıştı. Çizgilerin titizce hesaplanması sayesindedir ki, Normande (1935) 160.000 beygirgücünde olduğu halde 200.000 beygirgücündeki Queen Mary ile rekabet edebiliyordu.
Okyanusaşırı hız rekoru sembolünün mavi kurdele olduÄŸunu biliyoruz. Bunu 1952′den beri Amerikan gemisi olan United States elinde tutmaktadır. Aşılmaz bir rekoru kıran bu transatlantiÄŸin hızı 35.6 mil/saat olup okyanusu 3 gün 10 saatte geçmiÅŸtir.
Makineler hidrodinamik alandaki geliÅŸmelerin dışında, denizlere egemenlik mücadelesinde iki etken daha büyük rol oynamışlardır. Biri, gemicilik yöntemlerinde kaydedilen ilerlemedir… Bu konu, daha önce de sözünü ettiÄŸimiz gibi bilimlerin tekniÄŸe verimli müdahalelerde bulunabildikleri bir alandır. Hadley’in yansımalı oktant’ı (denizlerde yıldızların yüksekliÄŸini ölçmeye yarayan araç) (1731), Alman Tobie Mayer’in ay hareketleri tablosu (1767) ve İngiliz Harrison’un kronometresi (1760) olmasaydı okyanusaşırı baÄŸlantılarda ticaretin gerektirdiÄŸi dakiklik asla saÄŸlanamazdı. Buna haritaların geliÅŸtirilmesini ve deniz fenerlerinin artırılmasını da eklemek gerekir. Bütün bu araçlar önceleri odunla aydınlatılırken, sonra kömür ve 1823′ten baÅŸlayarak havagazı kullanılmıştı. Aynı zamanda önce küre biçiminde olan; ışık yansıtıcıları daha sonra parabol biçimine sokulmuÅŸtur. (1765.)
Deniz egemenliÄŸini aynı güçle destekleyen ikinci etken XIX. yüzyılda baÅŸlayan benzeri görülmemiÅŸ ekonomik atılımdır. Bu yüzyıl, kömür sayesinde İngiltere’nin dünya egemenliÄŸini kurduÄŸu, Almanya’nın sanayide dev adımlar attığı Amerika’nın zenginlik ve dinamizmiyle ortaya çıktığı, sömürgelerdeki zenginliklerin Avrupa’ya aktığı dönemdir. Bu denizaşırı servetlerin parlaklığıyla gözleri kamaÅŸan tüccar ve sanayicilerin buharlı gemiyi desteklemekte çıkarları büyüktü.
Bakışlar okyanuslar ötesi ticaretin ve gemiciliğin gelişmesine öyle bir hayranlıkla dikilmişti ki, karalarda da malları gitikçe daha uzaklara daha hızlı taşıma ihtiyacının doğduğunun ve bu alanda gelişmeler kaydedildiğinin kimse farkında değildi. Bununla birlikte yolların, bir ülkenin can damarları olduğu ve hayatında belli başlı rolü oynadığını bilinci uyanmaktaydı.
Sizde Yorumunuzu Yazın
Ama önce siteye Buradan giriş yapın Hala Üye değilseniz Buradan üye olabilirsiniz.

