<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>buzlu.org</title>
	<atom:link href="http://www.buzlu.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buzlu.org</link>
	<description>bilgi mi aradın, doğru yerdesin...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Sep 2010 15:33:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Dünya tarihine damgasını vuran diktatörler</title>
		<link>http://www.buzlu.org/dunya-tarihine-damgasini-vuran-diktatorler/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/dunya-tarihine-damgasini-vuran-diktatorler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 15:33:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Adolf Hitler]]></category>
		<category><![CDATA[Anastasio Somoza García]]></category>
		<category><![CDATA[Anostocio Garcia Somoza]]></category>
		<category><![CDATA[Auguste Ugarte Pinochet]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetullah Humeyni]]></category>
		<category><![CDATA[Benito Mussolini]]></category>
		<category><![CDATA[biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[diktatörler]]></category>
		<category><![CDATA[Francais Duvalier]]></category>
		<category><![CDATA[Francisca Franco]]></category>
		<category><![CDATA[Fulgencio Batista]]></category>
		<category><![CDATA[hayatları]]></category>
		<category><![CDATA[Kim-il Sung]]></category>
		<category><![CDATA[kinler]]></category>
		<category><![CDATA[lakapları]]></category>
		<category><![CDATA[Mao Zeodung]]></category>
		<category><![CDATA[neler yaptılar]]></category>
		<category><![CDATA[nezaman]]></category>
		<category><![CDATA[Nikolay Çavuşesku]]></category>
		<category><![CDATA[Pol Pot]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Mugabe]]></category>
		<category><![CDATA[Saddam Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Slobodan Miloseviç]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[İdi Amin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4811</guid>
		<description><![CDATA[Sözlük anlamıyla diktatör; Bütün siyasî yetkileri kendinde toplamış bulunan kimse ve zorba olarak tanımlanmaktadır. Dünya tarihine damgasını vurmuş diktatörler ve talihsiz ülkeler; Adolf Hitler, 1889–1945 yıllarında Almanya&#8217;da konakladı. Kurban sayısı 60 milyon. Partililer ve yandaşları kendilerini kısaca Nazi olarak tanımlıyorlardı. Alman ırkının üstünlüğünü kanıtlamaya çalışırken dünyadaki en büyük katliamları gerçekleştiren Hitler&#8217;in lakabı Führer yani Lider&#8217;di. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/08/diktatörler.jpg"><img class="size-full wp-image-4812 aligncenter" title="diktatörler" src="http://www.buzlu.org/images/2010/08/diktatörler.jpg" alt="" width="250" height="190" /></a></p>
<p>Sözlük anlamıyla diktatör; Bütün siyasî yetkileri kendinde toplamış bulunan kimse ve zorba olarak tanımlanmaktadır. Dünya tarihine damgasını vurmuş diktatörler ve talihsiz ülkeler;</p>
<p>Adolf Hitler, 1889–1945 yıllarında Almanya&#8217;da konakladı. Kurban sayısı 60 milyon. Partililer ve yandaşları kendilerini kısaca Nazi olarak tanımlıyorlardı. Alman ırkının üstünlüğünü kanıtlamaya çalışırken dünyadaki en büyük katliamları gerçekleştiren Hitler&#8217;in lakabı Führer yani Lider&#8217;di.</p>
<p>Josef Stalin, 1879–1945 yıllarında Rusya&#8217;da konakladı. Kurban sayısı 20 milyon. Orta ve Doğu Avrupa&#8217;da komünist rejimler kurdurdu. Daha sonra bu ülkelerin dünyadan izole edilmesi Churchill tarafından &#8220;demir perde&#8221; diye anılmıştı. Lakabı olan &#8216;Stalin&#8217; Rusça da çelik anlamına gelir.</p>
<p>Mao Zeodung,1893–1976 yıllarında Çin&#8217;de komünizm fırtınaları içersinde 14–20 milyon insanın ölümüne Mao sebebiyet verdi. Mao&#8217;ya yakıştırılan lakap ise Başkan Mao&#8217;dur.</p>
<p>Kim-il Sung, talihsiz ülke Kuzey Kore. 1912–1994 yıllarında Kuzey Kore&#8217;de konaklamıştır. 1948 yılından öldüğü 1994 yılına kadar devlet başkanlığına devam ettirmiştir. Yerine oğlu Kim Jong-il geçmiştir. 3 milyon insanın katili olan Kim-il Sung&#8217;ın lakabı Yüce Lider&#8217;di.<span id="more-4811"></span></p>
<p>Saddam Hüseyin, 1937–2006 yılları arasında Irak&#8217;ta yaşadı. 2003 yılında Amerika&#8217;nın Irak&#8217;a müdahalesi sonunda diktatörlüğüne son verildi. 30 Aralık 2006 da asılarak öldürüldü.2 milyon insanın ölümünden sorumlu olan Saddam Hüseyin&#8217;in lakabı Büyük Amca idi.<br />

<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5730539218345014";
/* 336x280 */
google_ad_slot = "1548689103";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>

<br />
Francisca Franco, 1892–1975 yılları arasında konakladığı İspanya&#8217;nın faşist bir yönetiminin liderlerindendir. Faşist yönetiminin bilânçosu 1–2 milyon ölümdü. İspanyolların faşist liderlerin yakıştırdığı lakap El Caudillo yani Lider&#8217;di.</p>
<p>Pol Pot, 1925–1998 yılları arasında Kamboçya&#8217;da bütün insanların cinsiyet ve yaşlarını gözetmeksizin pirinç tarlalarına süren Pot, komünizm karşıtlığı ile de tanınmaktadır. 3 milyon Kamboçyalının ölümden tek başına sorumlu olmağını son röportajında açıklayan Pot,1998 yılında kalp krizi geçirerek öldü. Lakabı Bir Nolu Kardeş olan Pot&#8217;a dünyada yakıştırılan lakap ise Bir Nolu Düşman Kardeş idi.</p>
<p>Benito Mussolini, 1883–1945 yıllarında İtalya&#8217;da faşizmin en büyük uygulamacısıdır. Faşist partiler dışında bütün partileri kapatmıştır. İl Duce yani Lider olarak anılan Mussolini 400 bin insanın ölümünden sorumlu kişidir.</p>
<p>İdi Amin, 1923–2003 yılları arasında Uganda da 300 bin insanın ölümünden sorumludur. 90lı yıllarda ülkesindeki Asyalıların özellikle Hintlilerin ülkeyi terk etmesini sağlamıştır.</p>
<p>Slobodan Miloseviç, 2006 yılında Lahey ölmüştür. Bosna&#8217;da katliamlar gerçekleştiren, 250 bin insanın ölümünün sorumlusu olan Miloseviç&#8217;in lakabı Balkan Kasabı&#8217;dır.</p>
<p>Nikolay Çavuşesku, Romanya 1918–1979 yılları arasında Romanya&#8217;da konakladı. Komünist patentli bir diktatördü. Kendisine muhalefete izin vermeyen faşist liderlerinde birisiydi. 10 bin kişinin ölümünden sorumludur. Karpatların Dâhisi lakabına sahiptir.</p>
<p>Ayetullah Humeyni-İran- Ayetullah Humeyni ( 17 Mayıs, 1900 &#8211; 3 Haziran, 1989), İran&#8217;da Şah rejiminin devrilmesini sağlayan Şiî lider. İran İslam Devrimi&#8217;nin Ruhani önderidir. 17 Mayıs 1900&#8242;de İran&#8217;ın Humeyn şehrinde doğdu. 3 Haziran 1989&#8242;da Tahran&#8217;da öldü.</p>
<p>1964&#8242;de ülkesinden sürüldü. Kısa süre Irak ve Türkiye&#8217;de kaldıktan sonra geçtiği Fransa&#8217;da 1 Şubat 1979&#8242;a kadar ikamet etti. 11 Şubat&#8217;ta Şah yönetimini deviren ayaklanmaları yönetti.<br />

<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5730539218345014";
/* 336x280 */
google_ad_slot = "1548689103";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>

<br />
İran onun sağlığında 1980- 1988 arasında 8 yıl Irak&#8217;la savaştı. 1989&#8242;da Salman Rüşdi hakkında ölüm fetvası yayınladı.<br />
Çevresinde tanınmış Şiilerden olan babasının bir toprak ağası tarafından öldürülmesi üzerine ağabeyi tarafından büyütüldü. Babasının öldürülmesinin gerisinde Şah&#8217;ın olduğuna inandığından, küçük yaştan îtibâren Şahlık rejimine düşman oldu.<br />
Şah&#8217;ın Sünni Müslümanlara serbest hareket imkânı sağlaması da bu düşmanlığını arttırdı. İran&#8217;da çeşitli medreselerde eğitim gördükten sonra 1950&#8242;de Ayetullah Kuşani&#8217;nin ölümü üzerine İran Şii topluluğunun başına geçip 1962&#8242;de Kum&#8217;a yerleşti. 1963&#8242;te Şah Rıza Pehlevi&#8217;ye karşı girişilen gösterileri düzenleyenlerden olduğu için tutuklandı.</p>
<p>4 Kasım 1964&#8242;te sürgün edildi ve Irak&#8217;ta Necef&#8217;e yerleşti.<br />
6 Ekim 1978&#8242;de Irak&#8217;ı da terk etmesi istenince Paris&#8217;in banliyösü olan Neauple-le-Château&#8217;ya yerleşti. Oradan Fransa başta olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinin sağladığı imkanlarla İran&#8217;da Şah yönetiminin yıkılması ve Şiî inancına dayalı bir devlet kurulması gâyesiyle propagandaya girişti. 1978-79 yıllarında İran&#8217;da yaygınlaşan kitle gösterileri sonunda Şah Rıza Pehlevî 16 Ocak 1979&#8242;da İran&#8217;ı terk etmek mecburiyetinde kaldı. 1 Şubat 1979&#8242;da İran&#8217;a dönen Humeyni ömür boyu dini lider ilan edildi ve Kum&#8217;a yerleşti.</p>
<p>İran&#8217;da Şiî inancına dayalı cumhûriyeti kurduktan sonra muhaliflerini sırasıyla bertaraf eden Humeyni, binlerce kişiyi öldürttü veya hapse attırdı. Sünnî Müslümanlara da çeşitli zulümler yaptı. 1980&#8242;de başlayan ve 1988&#8242;e kadar süren Irak Harbi sırasında barışçı bir çözüm arayışını uzun süre reddetti ve savaşın Saddam devrilinceye kadar sürdürüleceğini îlân etti. Ortadoğudaki çeşitli ülkelerde yaşayan Şiî militanları destekleyerek bölgede terörün artmasına sebeb oldu. 1989 yılı başlarında hastalandı ve Haziran ayı başında öldü.</p>
<p>Fulgencio Batista-Küba- Fulgencio Batista y Zaldívar (kabaca okunuş: Fulyensio Batista) ( 16 Ocak 1901 &#8211; 6 Ağustos 1973) Küba&#8217;nın 1933 &#8211; 1940 arası gayri resmi (pratikteki) askeri lideri. 1940 &#8211; 1944 arası Küba&#8217;nın resmi başkanı. 8 yıl sonra, 1952&#8242;de, geri döndü ve gerçekleştirdiği askeri darbeyle başa geldi. Ancak 1959&#8242;da Fidel Castro önderliğindeki Küba Devrimi&#8217;yle devrildi ve ülkeden kaçtı. 1973&#8242;te İspanya&#8217;da öldü.</p>
<p>Anostocio Garcia Somoza-Nikaragua &#8211; Anastasio Somoza Debayle ( 5 Aralık 1925 &#8211; 17 Eylül 1980), 1967 &#8211; 1972 ve 1974- 1979 arasında Nikaragua devlet başkanı. 1936&#8242;dan 1979&#8242;a kadar ülkeyi yöneten Somoza Ailesi&#8217;nden başkanlık yapan son kişidir. Anastasio Somoza García&#8217;nın ikinci oğluydu. ABD Harp Okulu&#8217;ndan mezun olduktan sonra, babası tarafından ulusal muhafızların başına getirildi.</p>
<p>Anastasio Somoza Garcí*a&#8217;nın 1956&#8242;da bir suikast sonucunda öldürülmesinden sonra yerine büyük oğlu Luis Somoza Debayle geçti.Ancak, ikinci kez başkan olmayı reddettiğinden, başkanlık görevi 1963&#8242;ten 1967&#8242;e değin Somoza ailesine yakın siyasetçilerce yürütüldü. 1967&#8242;de abisi Luis Somoza&#8217;nın kalp krizi geçirerek ölmesinden sonra, başkan seçilen Anastasio Somoza Debayle babası gibi sert bir yönetim kurdu ve aile servetini genişletmeyi sürdürdü. 1972&#8242;de görevini bıraktıysa da 1974&#8242;te yeniden başkan oldu ve yeni bir anayasayla görevini 1981&#8242;e değin uzattı.</p>
<p>23 Ekim 1972&#8242;de başkent Managua&#8217;yı vuran deprem nedeniyle ülkeye gönderilen yardımların el altından Somoza ailesi ve yakınları tarafından paylaştırıldığı iddia edildi.Baskıcı yönetiminin yol açtığı şiddetli ayaklanmaların, FSLN&#8217;nin sürdürdüğü bir iç savaşa dönüşmesi ve yaygınlaşan insan hakları ihlallerine ilişkin ülke dışında yayılan iddialar nedeniyle ABD yönetiminin Somoza rejimine yaptığı yardımı kesmesi, 1979&#8242;da istifasına yol açtı. ABD&#8217;ye girişi kabul edilmeyen Anastasio Somoza, Paraguay&#8217;da sürgün yaşamına başladı. 1980&#8242;de Devrimci Halk Ordusu (ERP) adlı Arjantinli bir sol örgütün üyeleri tarafından öldürüldü.</p>
<p>Auguste Ugarte Pinochet-Şili &#8211; Augusto José Ramón Pinochet Ugarte (d. 25 Kasım 1915 Valparaíso, Şili- 10 Aralık 2006), Şilili bir general ve politikacı. Salvador Allende hükümetine karşı yapılan askeri darbeden sonra, 11 Eylül 1973&#8242;den 11 Mart 1990&#8242;a kadar Şili&#8217;yi dikta rejimi ile yönetmiştir. 10 Aralık 2006&#8242;da 91 yaşında kalp krizi geçirerek ölmüştür.</p>
<p>Francais Duvalier-Haiti &#8211; D r. François Duvalier, lakabı Papa Doc (d. 14 Nisan 1907 &#8211; ö. 21 Nisan 1971), Haiti&#8217;nin ilk kez 14 yıl gibi uzun bir süre iktidarda kalabilen devlet başkanı. Haiti Üniversitesi Tıp Okulu&#8217;ndan 1934&#8242;te mezun oldu. 1943&#8242;e değin okul hastanesinde doktor olarak çalıştı.Daha sonra frambezi hastalığına karşı ABD&#8217;nin desteğiyle yürütülen kampanyada etkin bir rol oynadı.Günlük &#8221;Action Nationale&#8221; gazetesinde yazılar yazarken, mistik düşünür Lorimer Denis&#8217;nin etkisi altına girdi ve siyah milliyetçiliği ile Vudu kültünü Haiti kültürünün ana kaynakları olarak kabul eden yazarlardan oluşan Ozanlar Grubu&#8217;na (Le Groupe des Griots) katıldı.</p>
<p>Başkan Dumarsais Estime&#8217;nin yandaşlarından olan Duvalier, 1946&#8242;da Ulusal Halk Sağlığı Hizmetleri genel müdürlüğüne atandı. 1948&#8242;de çalışma bakan yardımcısı, ertesi yıl da halk sağlığı ve çalışma bakanı oldu. 10 Mayıs 1950&#8242;de Paul E. Magloire önderliğindeki askeri bir cuntanın Estime&#8217;yi devirmesiyle bakanlıktan ayrıldı. 1951- 1954 arasında eski görevine dönerek Amerikan Sağlık Misyonu ile çalıştı ve bir yandan da Magloire&#8217;a karşı direnişi örgütlemeye başladı. 1954&#8242;te muhalefetin önde gelen temsilcisi olarak yeraltına geçti. Magloire&#8217;ın başkanlıktan istifasını ( Aralık 1956) izleyen 10 ay içinde kurulan altı hükümetin çoğunda yandaşlarının yer almasını sağladı.</p>
<p>Halkçı reformları ve siyah milliyetçiliğini temel alan bir seçim kampanyasının ardından Eylül 1957&#8242;de başkan seçildi.İktidarını sağlamlaştırmaya girişerek asker sayısını azalttı; rejim düşmanı olarak görülen kişileri yıldırmak ve yok etmek amacıyla, başyardımcısı Clement Barbot&#8217;yla birlikte gizli polis kuvveti Tonton Macoute&#8217;ları örgütledi. 1959&#8242;da bir kalp krizi geçirdi.Yeniden sağlığına kavuştuğunda ilk iş olarak yerine vekalet eden Barbot&#8217;yu hapse attırdı.Görev süresini 1967&#8242;ye değin uzatmak amacıyla 1961&#8242;deki yasama meclisi seçimlerine hile karıştırması ve despotça önlemlere başvurması, ABD&#8217;nin Haiti&#8217;ye yaptığı dış yardımın kesilmesine neden oldu.</p>
<p>Aynı yıl, cezaevinden çıktıktan sonra bir ayaklanma girişiminde bulunan Barbot&#8217;yu öldürttü.Kendisini devrimeye yönelik başka girişimleri de sindirdi. 1963 sonlarında kendisini Haiti ulusunun temsilcisi olarak yarı tanrısallaştıran bir kült yaratarak daha baskıcı bir rejime yöneldi. Nisan 1964&#8242;te ömür boyu devlet başkanı ilan edildi.Diplomatik alanda büyük ölçüde yalnızlaşmasına, din adamlarına karşı davranışlarından dolayı 1966&#8242;ya değin aforozlu kalmasına ve çeşitli suikast tehditlerine karşın, önceki başkanlardan daha uzun süre iktidarda kalmayı başardı.Teröre dayalı rejimiyle siyasi muhalefeti bastırarak Haiti&#8217;de alışılmamış bir siyasi istikrar ortamı yarattı.Böylece ölümünden sonra oğlu Jean-Claude Duvalier&#8217;nin ömür boyu devlet başkanı olarak yerine geçmesini sağladı.</p>
<p>Robert Mugabe-Zimbabve &#8211; Robert Gabriel Mugabe (d. 21 Şubat, 1924), Zimbabve&#8217;nin cumhurbaşkanı. 1980 yılında başbakan seçildiğinden bu yana ülkeyi yönetmektedir. Dünya çapında bir çok eleştiriye tabi tutlan Mugabe hükümeti yolsuzluk, siyasi muhalefeti bastırmak, toprak reformunu kötü idare etmek, ekonomiyi kötü yönetmek ve insan haklarını ihlal etmekle suçlanmaktadır. Zimbabve, 2007 yılı itibariyle dünyanın en yüksek enflasyon oranına sahip ülkedir ve bu oranın sene sonuna kadar %1.5 milyon olacağı tahmin edilmektedir.</p>
<p>Mugabe, 1970li yıllarda lideri olduğu Zimbabve Afrikalı Ulusal Birliği&#8217;yle, çoğunluğu beyaz olan Rodezya hükümetine karşı sürdürdüğü gerilla savaşı sonucunda ün kazandı.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/dunya-tarihine-damgasini-vuran-diktatorler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Akıncıları nasıl yok oldu?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/osmanli-akincilari-nasil-yok-oldu/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/osmanli-akincilari-nasil-yok-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 15:38:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Neden,Niçin,Nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[akıncı birlikleri]]></category>
		<category><![CDATA[askerleri]]></category>
		<category><![CDATA[efsane askerler]]></category>
		<category><![CDATA[kim yüzünden]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl kayboldular]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl yok oldular]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı imparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı ordusu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk akıncıları]]></category>
		<category><![CDATA[türk askeri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4806</guid>
		<description><![CDATA[Adları efsane gibi anılan Türk akıncıların 16. yüzyılın sonuna kadar girdiğimiz hemen bütün savaşların kazanılmasında büyük katkıları olmuştu. Bir ‘‘özel tim’’ gibi çalışan akıncı teşkilátı 1595&#8242;te zamanın veziriazamı Sinan Paşa&#8217;nın savaş sırasında askerden vergi toplamaya kalkması üzerine düşmanın saldırısına uğrayıp yokoldu ve bir daha da kurulamadı. OSMANLI ordusunun en önemli vurucu gücü olan akıncılar, Namık [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/08/akincilar.jpg"><img class="size-full wp-image-4807 aligncenter" title="akincilar" src="http://www.buzlu.org/images/2010/08/akincilar.jpg" alt="" width="360" height="243" /></a></p>
<p>Adları efsane gibi anılan Türk akıncıların 16. yüzyılın sonuna kadar girdiğimiz hemen bütün savaşların kazanılmasında büyük katkıları olmuştu. Bir ‘‘özel tim’’ gibi çalışan akıncı teşkilátı 1595&#8242;te zamanın veziriazamı Sinan Paşa&#8217;nın savaş sırasında askerden vergi toplamaya kalkması üzerine düşmanın saldırısına uğrayıp yokoldu ve bir daha da kurulamadı.</p>
<p>OSMANLI ordusunun en önemli vurucu gücü olan akıncılar, Namık Kemal&#8217;in &#8216;Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik&#8217; mısrası ile başlayan şiirinin yayınlanmasından sonra tam bir efsane haline gelmişti. Gözünü budaktan esirgemeyen ve filmlere, romanlara, şiirlere kadar konu olan akıncılar, 1595&#8242;te Veziriazam Sinan Paşa&#8217;nın vergi hırsı yüzünden ortadan kalkmışlardı.</p>
<p>Osmanlı sınırlarında, süratle hareket edebilen hafif süvariler bulunur, &#8216;akıncı&#8217; denilen bu birlikler savaşlardan önce düşman topraklarına girerek her tarafı tahrip ederlerdi. On bin kişilik bir akıncı ordusu beşer kişiden oluşan iki bin vurucu time ayrılarak sınırı geçer, bu kadar çok sayıda timle karşılaşan düşman komşular ise nereye ne kadar asker göndereceklerini şaşırır, akınlar karşısında bir şey yapamazlardı.<span id="more-4806"></span></p>
<p>&#8216;Akın&#8217;, akıncı beyinin kumandası altında yapılan operasyonların adıydı. Beyin katılmadığı saldırılar yüz kişiden fazla akıncı ile yapılmışsa &#8216;haramilik&#8217;, daha az sayıda akıncının katıldığı bir operasyon ise &#8216;çete&#8217; veya &#8216;potera&#8217; ismini alırdı.</p>
<p>Akıncılar, kendi aralarında da birkaç gruba ayrılırlardı. Düşmana ölümle sonuçlanabilecek korkusuzca saldırıları yapan fedailere &#8216;deli&#8217;, &#8216;serdengeçti&#8217; yahut &#8216;dalkılıç&#8217; denilirdi. En meşhur akıncı ailelerinden olan Tarhanğulları Mora&#8217;da, Mihaloğulları Sofya&#8217;da, Evrenosoğulları Arnavutluk&#8217;ta, Malkoçoğulları da Silistre&#8217;de üslenmişlerdi.</p>
<p>Yıldırım Bayezid döneminde ortaya çıkan Akıncı Ocağı, imparatorluğun yükselişine paralel olarak büyüdü. 16. yüzyılın sonlarında Osmanlı ordusunda 40 bin akıncı vardı. 1526 yılında Macaristan&#8217;ın fethiyle sonuçlanan Mohaç muharebesinin kazanılmasında en önemli rol, düşman ordusunu arkadan kuşatan Akıncı beyi  Paşazade Bali Bey&#8217;e aitti.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
1593 yılında Avusturya ile 13 yıl sürecek uzun bir savaşa girilmiş, bir taraftan da Eflak&#8217;ın isyancı voyvodası Mihal ile uğraşılıyordu. Bu sırada Malkara&#8217;da sürgünde bulunan Sinan Paşa, rakibi Veziriazam Ferhat Paşa&#8217;yı 7 Temmuz 1595&#8242;te entrikalarla görevinden azlettirdi ve kendisi veziriazam oldu. Paşa 18 Temmuz&#8217;da ordunun başında cepheye doğru yola çıkarak Ağustos sonunda Bükreş&#8217;e girdi.</p>
<p>Mihal, her tarafı tahrip ederek kaçıyor ve fırsat bulduğu yerde Osmanlı kuvvetlerine saldırarak vahşice katliam yapıyordu. Ele geçirdiği kalelerdeki Osmanlı askerlerini ya kazıklatmış, yahut şişe geçirerek pişirtmişti.</p>
<p>Bir süre sonra Avusturya&#8217;dan ve Erdel&#8217;den destek alan Mihal, kaçmayı bırakarak Osmanlı ordusunu takip etmeye başladı. Voyvodanın vahşetinden ürken askerlerin Bükreş&#8217;te kalmak istememesi üzerine, ordu Yerköy&#8217;e geçti. Burada konaklanmışken, Sinan Paşa, Mihal&#8217;in destek kuvveti alarak üzerine geldiğini duyunca orduyu Tuna üzerindeki köprüden Rusçuk tarafına geçirmeye başladı.</p>
<p>Geçiş, oldukça yavaş şekilde ilerliyordu. Üç gün üç gece olmuş ama toplar ve akıncı birlikleri hálá karşı sahile geçememişti, zira Veziriazam Sinan Paşa, harekátın askeri tarafını bir yana bırakmış, askerden vergi toplatmaya başlamıştı. Köprünün başında bekleyen vergi memurları, askerlerden düşmandan alınan ganimetlerin vergisini tahsil etmeye başlamışlardı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Tahsilát devam ettiği sırada Eflak Voyvodası Mihal baskına gelmiş, tahsiláta son verilmiş ama iş işten geçmişti. Eflaklılar top ateşi açarak üzerinde binlerce Osmanlı askerinin bulunduğu köprüyü havaya uçurdular, ardından da akıncıların neredeyse tamamını yok ettiler. Baskın sırasında akıncılara ait 100 bin kadar at da telef oldu. Uzun mesafeleri kısa sürede alabilen özel yetiştirilmiş bu atların bir daha bulunması imkánı yoktu.</p>
<p>Veziriazam Sinan Paşa&#8217;nın aç gözlülüğü ve tedbirsizliği, üç asırdan beri Avrupa&#8217;yı titreten akıncı ocağının sonunu getirmişti. Baskından sonra sadece birkaç bin kalan akıncılar bir daha toparlanamadılar ve tarihe karıştılar.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/osmanli-akincilari-nasil-yok-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Likyalıların kaya mezarları</title>
		<link>http://www.buzlu.org/likyalilarin-kaya-mezarlari/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/likyalilarin-kaya-mezarlari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 07:35:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[örf ve adetler]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[buzlu.orgölü]]></category>
		<category><![CDATA[Cenaze törenleri]]></category>
		<category><![CDATA[kaya mezarlar]]></category>
		<category><![CDATA[kayalıklarda mezar]]></category>
		<category><![CDATA[Likyalılar]]></category>
		<category><![CDATA[medniyetler]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl yapmışlar]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tören]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4820</guid>
		<description><![CDATA[Cenaze törenlerinin en eskisinin günümüzden yaklaşık 150.000-60.000 yıl öncesine uzanan dönemde yaşamış Neandertal insan tipine ait olduğu saptanmıştır. Aletleri kullanmayı ve ateşi kontrol etmeyi öğrenen Neandertal insanının, ölülerini gömmeye başladığı, 1960&#8242;larda Kuzey Irak&#8217;ın Zagros Dağlarında yapılan bir kazı ile kanıtlanmıştır. Kazı sonucu, ölünün bedeninin toprak boyalarla boyandığı, etrafına yüzlerce çiçeğin bırakılmış olduğu, toprak analizleri ile [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cenaze törenlerinin en eskisinin günümüzden yaklaşık 150.000-60.000 yıl öncesine uzanan dönemde yaşamış Neandertal insan tipine ait olduğu saptanmıştır. Aletleri kullanmayı ve ateşi kontrol etmeyi öğrenen Neandertal insanının, ölülerini gömmeye başladığı, 1960&#8242;larda Kuzey Irak&#8217;ın Zagros Dağlarında yapılan bir kazı ile kanıtlanmıştır. Kazı sonucu, ölünün bedeninin toprak boyalarla boyandığı, etrafına yüzlerce çiçeğin bırakılmış olduğu, toprak analizleri ile tespit edilmiştir. Bu keşif, insanoğlunun bilinen en eski cenaze törenini ortaya çıkarmıştır.</p>
<p>Ölümden sonra tekrar hayata dönme düşüncesi her toplum için geçerli olmuş, ölümsüzlük üstüne düşünceler, giderek daha da gelişmiş, törenler farklılaşmış, insanların hayattan ayrıldıklarında sonsuz uykuya yatacakları mekanların düzenlenmesi kaygısı başlamıştır.</p>
<p>Ölen kişinin mezarına, öbür dünyada kullanması için eşyalar, kıymetli armağanlar bırakılmıştır. Mezar mimarileri de, kişilerin yaşamlarındaki standarda göre farklılaşmış, mezar yapılarının sade veya son derece ihtişamlı görüntüleri ortaya çıkmıştır. Hayattan ayrılan kişinin ekonomik ya da siyasi gücüne göre hazırlanan mezar yapılarının en etkileyici örnekleri Mısır&#8217;daki piramitlerdir.<span id="more-4820"></span></p>
<p>Ölüyü, eve benzer bir mimari yapı içinde gömme adeti, Anadolu&#8217;da MÖ 3. binde başlamış, Roma İmparatorluk devrinin sonlarına kadar da kesintisiz sürmüştür. Küp ve oda şekilli mezarlar, lahitler, tümülüsler, anıt ve kaya mezarları, Anadolu&#8217;daki farklı uygarlıkların kültürlerini sergileyen en güzel örneklerdir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Anadolu mezar geleneği içerisinde kaya mezarları ayrı bir özellik sergiler. MÖ 1. binde hüküm sürmüş Anadolu uygarlıklarına ait kaya mezarları, oldukça yaygındır. Antik Çağda Karia ile Pamphylia olarak anılan bölgenin arasında yer alan Lykia&#8217;da (günümüzde Antalya ile Dalaman Çayı arasında kalan bölge), Anadolu kaya mezarlarının en etkileyicileri bulunmaktadır. Anadolu&#8217;nun en güzel coğrafyalarından biri olan bu bölgenin kaya mezarları, doğayla eşsiz bir uyum içindedir. Lykia&#8217;yı ünlü kılan da budur.</p>
<p>İlk kez 18. yüzyılın sonuna doğru bölgeye gelen gezgin ve araştırmacılar tarafından farkedilen Lykia mezar anıtları, çeşitli yayınlarla dış dünyaya tanıtılmış, o tarihlerden itibaren yerli ve yabancı bilim dünyasının dikkatini çekmiş ve bir çok çalışmaya konu olmuşlardır.</p>
<p>Bıraktıkları anıtsal kalıntılardan, dağlık ülkelerinde, dışarıya kapalı bir hayat sürdürdükleri ve özgürlüklerine düşkün oldukları anlaşılan Lykialılar, Anadolu&#8217;daki çeşitli milletler arasında daima farklı bir yer tutmuşlardır. Yerel dilleri halen çözülemeyen Lykialılar, yabancıların hakimiyetine uzun süre karşı koymuş ve Anadolu&#8217;da Roma&#8217;ya dahil olan en son eyalet olmuştur.</p>
<p>Lykia halkı, bölgenin son derece dağlık ve ormanlık oluşu nedeniyle belli başlı şehirlerini ya kıyıya ya da Ksantos vadisine kurmuştur. Antik dönemdeki nüfusun tüm bölgede 200.000 kişiyi geçmediği sanılmaktadır. Bölge halkının yarattığı uygarlık izlerindeki taş işçiliğinin kalitesi dikkat çekicidir. Bu durum özellikle mezar mimarisinde kendisini göstermektedir.</p>
<p>Lykia&#8217;nın mezar yapılarının pek çoğu Büyük İskender (MÖ 4. yüzyıl) döneminden önceye aittir. Adeta birer tapınak görünümde olan Lykia kaya mezarları, dağların yamaçlarına, insanların kolaylıkla ulaşamayacağı noktalara oyulmuşlardır. Bölgenin jeolojik yapısının yumuşak kireçtaşından oluşması, kayaların kolaylıkla işlenebilmesine olanak vermiştir. Bu özelliğinden olsa gerek Anadolu&#8217;nun hiçbir yerinde Lykia&#8217;daki kadar yoğun kaya mezarına rastlanmaz.</p>
<p>Kaya mezarları genellikle İon düzeninde iki sütun, bir arşitrav ve alınlık içerir. Sütunlu bölümün arkasında kaya bloğunun oyularak derinleştirildiği iç cephe, mezar odasına girişi sağlayan anıtsal bir kapı ile içeri açılır. Mezar odasında da ölülerin yatırıldığı ve armağanların bırakıldığı taş sedirlerden oluşan sade mekanlar vardır. Sedirlerin sayısı, mezar odasının iç mekanının genişliğine göre değişmektedir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bazı kaya mezarlarının dış cephelerine, mezar sahibinin özelliklerini ya da dönemin önemli olaylarını anlatan kabartmalar yapılmıştır. Kabartmalarda cenaze yemeği olarak bilinen sympozyum sahneleri sıklıkla görülür.</p>
<p>Mezar kabartmalarında mitolojik figürler ve kahramanlar da konu alınmıştır. Anadolu efsaneleri içerisinde özgün bir yer tutan Bellerophon ve Chimaira (Bellerophon adlı kahramanın, kanatlı atı Pegasus&#8217;un yardımı ile ağzından ateşler çıkararak bölgeye korku salan üç başlı canavar Chimaria&#8217;yı öldürmesi) öyküsü, birçok Lykia kaya mezarında resmedilmiştir.</p>
<p>Bazen mezar yapıları o kadar sıklıkla yapılmışlardır ki uzaktan bakıldığında dağın yamacına oyulmuş binlerce kuş yuvası izlenimini vermektedir. Bazı merkezlerde 2000&#8242;in üzerinde kaya mezarı yer almıştır.</p>
<p>Antik çağda Lykia&#8217;da mezar kültürü dönemin zenginliğini göstermektedir. Bu zenginlik mezara bırakılan kıymetli hediyelerin çokluğu ve çeşidi açısından da kendini göstermiştir. Ancak, mezarların içindeki kıymetli hediyeler antik çağdaş itibaren soyguncuların iştahını kabartmıştır. Bu nedenle Lykia mezar yapılarının üzerinde, bir çok mezar kehaneti bulunmaktadır. Bu kehanetlerde mezarın tahrip edilmemesi ve başka amaçlarla kullanılmaması için etkili sözler bulunmakta ve mezara girecek kişinin tanrılar tarafından cezalandırılacağı anlatılmaktadır. Ne yazık ki, bu önlemler de, kaya mezarlarının soyulmasına engel olamamıştır.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/likyalilarin-kaya-mezarlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet Tarihi Boyunca Öldürülen Gazetecilerimiz</title>
		<link>http://www.buzlu.org/cumhuriyet-tarihi-boyunca-oldurulen-gazetecilerimiz/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/cumhuriyet-tarihi-boyunca-oldurulen-gazetecilerimiz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 09:26:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Suikastler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Çetin Emeç]]></category>
		<category><![CDATA[Öldürülen Gazetecilerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[diğer gazeteciler]]></category>
		<category><![CDATA[hangi yıllarda]]></category>
		<category><![CDATA[hasan fehmi bey]]></category>
		<category><![CDATA[Hrant Dink]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[nezaman]]></category>
		<category><![CDATA[tarihleri]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Mumcu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4803</guid>
		<description><![CDATA[Hasan Fehmi Bey/Serbesti &#8211; İstanbul 6 Nisan 1909 Ahmet Samim/Sada-yı Millet &#8211; İstanbul 19 Temmuz 1910 Zeki Bey/Şehrah &#8211; İstanbul 10 Temmuz 1911 Şair Hüseyin Kami/Alemdar &#8211; Konya 1912 veya 1914 Hasan Tahsin/Hukuk-u Beşer &#8211; İzmir 27 Temmuz 1919 Silahçı Tahsin/Silah ve Bomba &#8211; İstanbul 27 temmuz 1914 İştirakçi Hilmi/iştirak,Medeniyet &#8211; İstanbul 1922 Ali Kemal/Peyam-ı [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/08/oldurulen-gazeteciler.jpg"><img class="size-full wp-image-4804 aligncenter" title="oldurulen gazeteciler" src="http://www.buzlu.org/images/2010/08/oldurulen-gazeteciler.jpg" alt="" width="278" height="203" /></a></p>
<p>Hasan Fehmi Bey/Serbesti &#8211; İstanbul 6 Nisan 1909</p>
<p>Ahmet Samim/Sada-yı Millet &#8211; İstanbul 19 Temmuz 1910</p>
<p>Zeki Bey/Şehrah &#8211; İstanbul 10 Temmuz 1911</p>
<p>Şair Hüseyin Kami/Alemdar &#8211; Konya 1912 veya 1914</p>
<p>Hasan Tahsin/Hukuk-u Beşer &#8211; İzmir 27 Temmuz 1919</p>
<p>Silahçı Tahsin/Silah ve Bomba &#8211; İstanbul 27 temmuz 1914</p>
<p>İştirakçi Hilmi/iştirak,Medeniyet &#8211; İstanbul 1922</p>
<p>Ali Kemal/Peyam-ı Sabah &#8211; İzmit 1922</p>
<p>Hikmet Şevket &#8211; 1930</p>
<p>Sabahattin Ali/Marko Paşa &#8211; Edirne 1948</p>
<p>Adem Yavuz/Anka Ajansı &#8211; Kıbrıs 27 Ağustos 1974</p>
<p>Ali İhsan Özgür/Politika &#8211; İstanbul 21 Kasım 1978</p>
<p>Cengiz Polatkan/ Hafta Sonu &#8211; Ankara 1 Aralık 1978</p>
<p>Abdi İpekçi/Milliyet &#8211; İstanbul 1 Şubat 1979</p>
<p>İlhan Darendelioğlu/Ortadoğu &#8211; İstanbul 19 Kasım 1979<span id="more-4803"></span></p>
<p>İsmail Gerçeksöz/Ortadoğu &#8211; İstanbul 4 Nisan 1980</p>
<p>Ümit Kaftancıoğlu/TRT &#8211; İstanbul 11 Nisan 1980<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Muzaffer Fevzioğlu/Hizmet &#8211; Trabzon 15 Nisan 1980</p>
<p>Recai Ünal/Demokrat &#8211; İstanbul 22 Temmuz 1980</p>
<p>Mevlüt Işıt/Türkiye &#8211; Ankara 1 Haziran 1988</p>
<p>Seracettin Müftüoğlu/Hürriyet &#8211; Nusaybin 29 Haziran 1989</p>
<p>Sami Başaran/Gazete &#8211; İstanbul 7 Kasım 1989</p>
<p>Kamil Başaran/Gazete &#8211; İstanbul 7 Kasım 1989</p>
<p>Çetin Emeç/Hürriyet &#8211; İstanbul 7 Mart 1990</p>
<p>Turan Dursun/İkibine Doğru ve Yüzyıl Dergileri &#8211; İstanbul 4 Eylül 1990</p>
<p>Gündüz Etil &#8211; 1991</p>
<p>Mehmet Sait Erten/Azadi Denk &#8211; Diyarbakır 1992</p>
<p>Halit Güngen/İkibine Doğru &#8211; Diyarbakır 18 Şubat1992</p>
<p>Cengiz Altun/Yeni Ülke &#8211; Batman 25 Şubat 1992</p>
<p>İzzet Kezer/Sabah &#8211; Cizre 23 Mart 1992</p>
<p>Bülent Ülkü/Körfeze Bakış &#8211; Bursa 1 Nisan 1992</p>
<p>Mecit Akgün/Yeni Ülke &#8211; Nusaybin 2 Haziran 1992</p>
<p>Hafız Akdemir/Özgür Gündem &#8211; Diyarbakır 8 haziran 1992</p>
<p>Çetin Ababay/ Özgür Halk &#8211; Batman 29 Temmuz 1992</p>
<p>Yahya Orhan/Özgür Gündem &#8211; Ceylanpınar 9 Ağustos 1992</p>
<p>Hüseyin Deniz/Özgür Gündem &#8211; Ceylanpınar 9 Ağustos 1992</p>
<p>Musa Anter/Özgür Gündem &#8211; Diyarbakır 20 Eylül 1992</p>
<p>Yaşar Aktay/Serbest &#8211; Hani 9 Kasım 1992</p>
<p>Hatip Kapçak/Serbest &#8211; Mazıdağı 18 Kasım 1992<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Namık Tarancı/Gerçek &#8211; Diyarbakır 20 Kasım 1992</p>
<p>Uğur Mumcu/Cumhuriyet &#8211; Ankara 24 Ocak 1993</p>
<p>Kemal Kılıç/Yeni Ülke &#8211; Şanlıurfa 18 şubat 1993</p>
<p>Mehmet İhsan Karakuş &#8211; Silvan 13 Mart 1993</p>
<p>Ercan Güre/ HHA &#8211; 20 Mayıs 1993</p>
<p>İhsan Uygur/Sabah İstanbul &#8211; 6 Temmuz 1993</p>
<p>Rıza Güneşer/Halkın Gücü &#8211; 14 Temmuz 1993</p>
<p>Ferhat Tepe/Özgür Gündem &#8211; Bitlis 28 Temmuz 1993</p>
<p>Muzaffer Akkuş/Milliyet &#8211; 20 Eylül 1993</p>
<p>Nazım Babaoğlu/Gündem &#8211; 12 Mart 1994</p>
<p>Erol Akgün/Devrimci Çözüm &#8211; 1994</p>
<p>Seyfettin Tepe/Yeni politika &#8211; 28 Ağustos 1995</p>
<p>Metin Göktepe/Evrensel &#8211; İstanbul 8 Ocak 1996</p>
<p>Kutlu Adalı /Yeni Düzen &#8211; Kıbrıs 8 Temmuz 1996</p>
<p>Selahattin Turgay Daloğlu &#8211; İstanbul 9 Eylül 1996</p>
<p>Reşat Aydın/AA, TRT &#8211; 20 Haziran 1997</p>
<p>Ayşe Sağlam Derince &#8211; 3 Eylül 1997</p>
<p>Abdullah Doğan Candan Fm &#8211; Konya 13 Temmuz 1997</p>
<p>Ünal Mesutoğlu/TRT &#8211; Manisa 8 Kasım 1997</p>
<p>Mehmet Topaloğlu Kurtuluş &#8211; Adana 1998</p>
<p>Ahmet Taner Kışlalı/Cumhuriyet &#8211; Ankara 21 Ekim 1999</p>
<p>Hrant Dink/Agos &#8211; İstanbul 19 Ocak 2007</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/cumhuriyet-tarihi-boyunca-oldurulen-gazetecilerimiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İzmir yangını&#8217;nın gerçek yüzü</title>
		<link>http://www.buzlu.org/izmir-yangininin-gercek-yuzu/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/izmir-yangininin-gercek-yuzu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Aug 2010 09:54:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[çarptırma]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>
		<category><![CDATA[izmir yangını]]></category>
		<category><![CDATA[izmir'i kim yaktı]]></category>
		<category><![CDATA[kimler sorumlu]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl yandı]]></category>
		<category><![CDATA[rumlar]]></category>
		<category><![CDATA[suçlular]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi yalanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4816</guid>
		<description><![CDATA[Yıllardır tartışılan, son olarak ‘The Pacific’ adlı dizide geçen, İzmir’in Türkler tarafından yakıldığı iddiasına, uzun süredir bu konuyu araştıran Prof. Dr. Engin Berber yanıt verdi: Türk ordusu yakmış olsa söndürmek için niye müdahale etsin? TÜRK ordusunun 9 Eylül 1922’de İzmir’i işgalden kurtarmasının ardından çıkan ve tarihi önemi bulunan bazı semtler ile binaların yok olması ile [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/08/izmir-yangini.jpg"><img class="size-full wp-image-4817 aligncenter" title="izmir yangini" src="http://www.buzlu.org/images/2010/08/izmir-yangini.jpg" alt="" width="315" height="160" /></a></p>
<p>Yıllardır tartışılan, son olarak ‘The Pacific’ adlı dizide geçen, İzmir’in Türkler tarafından yakıldığı iddiasına, uzun süredir bu konuyu araştıran Prof. Dr. Engin Berber yanıt verdi: Türk ordusu yakmış olsa söndürmek için niye müdahale etsin?</p>
<p>TÜRK ordusunun 9 Eylül 1922’de İzmir’i işgalden kurtarmasının ardından çıkan ve tarihi önemi bulunan bazı semtler ile binaların yok olması ile sonuçlanan İzmir yangını ile tartışmalar, ABD’de yayına giren Pasific dizisiyle yeniden alevlendi. Dizide, İzmir’in Türkler tarafından yakıldığı ve binlerce Rum’un da öldürüldüğü iddiası yer aldı. İşte bu iddiaya, uzun süredir bu konuda araştırmalar yapan Ege Üniversitesi Siyasi Tarih Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Engin Berber’den yanıt geldi.</p>
<p>“Gün ışığına çıkmamış bir çok belgeye dayanarak konuşuyorum” diyen Berber, “İzmir’i Türkler yaktı” iddiasının gerçeği yansıtmadığını söyledi: “13 Eylül 1922’de İzmir yangını başladı. 1. Kolordu Komutanı İzzettin Çalışlar Paşa, 8. Tümen Komutanı’na yangından bir kaç saat önce bir emir gönderdi. Bu emirde şu direktifler veriliyordu: ’İzmir’de güvenliğin sağlanması için 10 büyük ve 20 küçük toplam 30 karakol kurulması.<span id="more-4816"></span></p>
<p>1500 askerin bu karakollarda görevlendirilmesi&#8230; 10-12 Eylül arasında bir yangın olasılığına karşı yağmacılığa müsaade edilmemesi&#8230; Buna kalkışacakların gerekirse vurulması, tutuklanacak olanların da Divan-ı Harb-i Örfiye’ye (Askeri Divan) çıkarılması ve verilen cezanın 24 saat içinde infaz edilmesi&#8230;’<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bazı kaynakların iddia ettiği gibi İzmir Türk ordusu tarafından yakıldıysa nasıl olur da aynı ordu şehirde yangının başlamasından bir kaç saat önce emirlerle muhtemel yangın için yukarıdaki önlemleri alır?<br />
<strong><br />
Tulumbacıları durdurdular</strong></p>
<p>Türk ordusunun İzmir’e girmesinden hemen önce Hıristiyanlarla Türklerin oturduğu mahalleleri birbirinden ayıran Fevzi Paşa Bulvarı’nda büyük olaylar oldu. Türkler mahallelerinin yakılacağına dair bilgi gelince panik oldular ve evlerini boşaltıp Kadifekale sırtlarına çekildiler. Mahallenin gençleri de bulabildikleri silahları alıp toplanıyor ve bulvarın kenarında mevziye giriyorlardı.</p>
<p>Gece yarısı Hıristiyan mahallelerinden ellerinde boya tenekeleri ve gaz yağı olan bazı insanların kendi mahallelerine geçmek istediklerini görüyorlar ve iki grup arasında çatışma çıkıyor. Türk tarafı kayıp vermezken, sayı belli olmamakla beraber Rum ve Ermeni olması muhtemel karşı grup kayıp veriyor.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
13 Eylül’de ise aynı muhitte yangın çıkıyor, tulumbacılar yangına müdahale etmek için geldiğinde Ermeni mahallesi sakinleri bomba atıp tulumbacılara kurşun sıkıyorlar. Tulumbaları yangına müdahale edemeden dönüyorlar. Yangına Türk ordusunun iki istihkam taburu patlayıcılarla müdahale ediyor. Patlayıcılarla bazı binaları eşzamanlı yıkarak yangına betondan bir set oluşturmaya çalışıyorlar. Ancak askeri raporlarda binaların teknik özellikleri dolayısıyla yıkılmadıkları, duvarlarında büyük delikler açıldığı belirtiliyor. Yangın çıkaran bir ordu yangını söndürmek için iki istihkam taburunu neden görevlendirsin?</p>
<p>14 Eylül tarihli Türk askeri raporlarında bu yangını Rum ve Ermenilerin çıkardığı, İngiliz Konsolosluğu’nun teşvik ettiği, yangına müdahil olanlardan ölü olarak ele geçirilenler olduğu gibi suç üstü yakalananların da bulunduğu ifade ediliyor.”</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/izmir-yangininin-gercek-yuzu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Abdülaziz&#8217;in katilleri nasıl cezalandırıldı?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/abdulazizin-katilleri-nasil-cezalandirildi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/abdulazizin-katilleri-nasil-cezalandirildi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Aug 2010 08:52:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4799</guid>
		<description><![CDATA[Otuz ikinci Osmanlı Pâdişâhı Abdülazîz Hanın tahttan indirilerek şehit edilmesine sebep olanları yargılamak için kurulan mahkeme. Yıldız Sarayı yakınındaki Malta Karakolunun yanında kurulan bir çadırda görüldüğü için bu ad verilmiştir. Sultan Abdülazîz Han; Sadrâzam Mütercim Rüşdî Paşa, Serasker Hüseyin Avni Paşa, Şeyhülislâm HayrullahEfendi ve Midhat Paşanın gizli çalışmaları neticesinde 30 Mayıs 1876’da tahttan indirildi. Hüseyin [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/08/Abdulaziz_Han.jpg"><img class="size-full wp-image-4800 aligncenter" title="Abdulaziz_Han" src="http://www.buzlu.org/images/2010/08/Abdulaziz_Han.jpg" alt="" width="225" height="289" /></a></p>
<p>Otuz ikinci Osmanlı Pâdişâhı Abdülazîz Hanın tahttan indirilerek şehit edilmesine sebep olanları yargılamak için kurulan mahkeme. Yıldız Sarayı yakınındaki Malta Karakolunun yanında kurulan bir çadırda görüldüğü için bu ad verilmiştir.</p>
<p>Sultan Abdülazîz Han; Sadrâzam Mütercim Rüşdî Paşa, Serasker Hüseyin Avni Paşa, Şeyhülislâm HayrullahEfendi ve Midhat Paşanın gizli çalışmaları neticesinde 30 Mayıs 1876’da tahttan indirildi. Hüseyin Avni Paşanın ayda yüz altın lira maaşla Fer’iyye Sarayına bahçıvan adıyla aldığı Cezayirli Mustafa, Yozgatlı Mustafa Çavuş ve Boyabatlı Hacı Mehmed adlı pehlivanlar tarafından 4 Haziran 1876’da şehit edildi. Fakat intihar süsü verilerek olayın üzerine gidilmedi.</p>
<p>Sultan Beşinci Murâd Hanın kısa saltanatından sonra pâdişâh olan Sultan İkinci Abdülhamîd Han, amcası Abdülazîz Hanın şehit edilmesiyle ilgili olarak el altından soruşturmaya başladı. Bizzat veya vâsıtalı olarak yaptığı soruşturma neticesinde amcasının iddia edildiği gibi intihar etmeyip, sûikastle öldürüldüğü kanaatine vardı. Olayın resmî olarak soruşturulmasını istedi. Savcı olarak vazifelendirilen Fındıklılı Mehmed Efendi 1 Nisan 1881’de soruşturmaya başladı.</p>
<p>Soruşturma komisyonunda Şûray-ı Devlet Tanzimat Dâiresi başkanı Çorluluzâde Mahmûd Celâleddîn Beyle mâbeynci Râgıb Bey de vazifelendirildiler. Yapılan soruşturma sırasında sanıklar ve şâhitler dinlendi. <span id="more-4799"></span></p>
<p>Soruşturma neticesinde; bahçıvan ve uşak olarak üç kişinin yüzer altın lira aylıkla Abdülazîz Hanın hizmetine tâyin olundukları, Abdülazîz Hanın icâbında kendisini savunabileceği palasının bir tertiple alındığı, üzerinde daha hayat eseri varken doktorlara odasında muâyene ettirilmeden bir pencere perdesine sarılarak alelacele Fer’iyye Karakoluna indirildiği, ölümü hakkında on dokuz doktor tarafından verilmiş raporun yazılı ve açık olmadığı ve bileklerini keserek intihar ettiği söylenen makasın bu yaraları meydana getirilebileceği kaydıyla yetinilerek kapalı ifâdede bulunulduğu, Hüseyin Avni Paşanın; “Bu avam cenâzesi değildir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Size her tarafını muâyene ettirmem.” demek sûretiyle tam muâyeneye mâni olduğu, cenâze görülmeden yalnız Fahri Beyin sözüyle yetinilmek sûretiyle şer’î (dînî) îlam yazıldığı, Abdülazîz Hanın hizmetine tâyin edilen pehlivan Mustafalar ve Hacı Mehmed’in olaydan sonra cüzi bir maaşla emekliye ayrıldıkları halde “Yüksek maaşla memleketlerine gönderilmiştir” diye halka îlân edildiği, Abdülazîz Hana büyük kin besleyen Hüseyin Avni Paşanın olay günü Kuzguncuk’taki yalısından ilk olarak Fer’iyye’ye gelmiş olduğu, Dâmâd Mahmûd Celâleddîn ve DâmâdNûri paşaların Beşinci Murâd’ın annesinin isteğiyle Abdülazîz Hanı öldürmek üzere emir verdiklerini beyan ettikleri ortaya çıktı. Soruşturma neticesinde hazırlanan raporda Abdülazîz Hanın ölümünün intihar olmayıp suikast sebebiyle olduğu belirtildi.</p>
<p>Sultan İkinci Abdülhamîd Han bu raporu Şeyhülislâm UryânizâdeAhmed Esad Efendi, Dâhiliye Nâzırı Mahmûd Nedim Paşa, Tunuslu HayreddînPaşa ve Şûray-ı Devlet Tanzimat Dâiresi başkanı Mahmûd Celâleddîn Beyden meydana gelen bir komisyona ve Sadrâzam, Şeyhülislâm, Dâhiliye Nâzırı ve Hâriciye nâzırından meydana gelen ikinci bir üst heyete inceletti. Bakanların tam kanaat getirmesi için sanıkların ve şâhitlerin Bakanlar Kurulu huzûrunda ifâdelerinin dinlenmesini de uygun gören Sultan İkinci Abdülhamîd Han, bu görüşünü heyete bildirdi.</p>
<p>Ayrıca bu işle ilgili görülen Mütercim Rüşdî ve Midhat paşaların da tutuklanarak muhâkeme edilmeleri için olağanüstü bir Soruşturma Meclisinin kurulmasını Bakanlar Kurulu (Vekiller Heyeti) üyelerine bildirdi. Bunun için sarayda toplanarak bir karar vermelerini istedi. Sadrâzam Saîd Paşanın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu (Vekiller Heyeti) meseleyi görüştü.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
İfâdeleri tespit edilmiş olan sanıklar hakkındaki iddianâme okundu, fâillerden bir kısmı getirtilip Bakanlar Kurulu huzûrunda konuşturuldu. Durumu tekrar değerlendiren Bakanlar Kurulu, sanıkların cezâlandırılmak üzere evraklarıyla birlikte mahkemeye sevk edilmelerini, Yıldız Sarayı yakınında Malta Karakolunun yanındaki bir çadırda mahkeme kurulmasını, mahkemenin alenî (açık) olması ve seyircilerin Adliye Nâzırlığından alınacak dâvetiye ile mahkeme salonuna girmeleri gibi hususları kararlaştırdı.</p>
<p>Mahkemeye Adliye Nâzırlığından alınan dâvetiye ile girildiği için yabancı muhâbirlerin ve kordiplomatiğin hepsine ve sanıkların âilelerine dâvetiyeler verildi. Türk gazetecileri de mahkemeyi tâkip ediyorlardı. Sanıkların duruşma ve muhâkemeleri temyize bağlı İstinaf Mahkemesinin Cinayet Mahkemesi tarafından yürütülecekti.</p>
<p>Bu mahkemenin reisi Ali Sürûrî Efendi, ikinci reisi de Hristo Forides idi. Mahkeme heyetinin diğer üyeleri, Emin Bey, Hüseyin Hâmid Bey, Emin Efendi, Gadban Efendi ve savcı, Latif Bey yardımcıları ise Reşid ve Raif beylerdi. Ayrıca soruşturmayı yapmış olan Fındıklılı Mehmed Efendi ile Hüseyin Şükrü Efendi de bu heyette yer almıştı.</p>
<p>27 Haziran 1881 Pazartesi günü saat 10.00’da başlayan mahkemeye başta Midhat Paşa olmak üzere on bir sanık getirildi. Kalabalık bir dinleyici kitlesinin tâkip ettiği sabah oturumunda savcının iddianamesi okundu. Sanıklar veya avukatları ile şâhitler dinlendi.</p>
<p>Reis Sürûrî Efendi şâhitlere sanıkların itirazlarını dinlettikten sonra, sanık avukatlarının savunmaları ve sanıkların savunmaları dinlendi. 29 Haziran Çarşamba günü saat 11.00’de reis Sürûrî Efendi; “Bugün mahkeme, müdde-i umûmî (savcı) beyle müdâfileri dinledikten ve yeniden müşâverede bulunduktan sonra hak edilen cezâların miktarını açıklayan hükmünü beyân edecektir. Söz savcınındır” dedikten sonra duruşmayı açtı.</p>
<p>Savcı sanıklar hakkında Cezâ Kânununun ilgili maddelerinin tatbikini taleb etti. Sonra söz alan sanık avukatları müvekkillerini savundular. Bundan sonra hâkimler yarım saat çekildiler. Bu müddet sonunda reis Sürûrî Efendi verilen cezâları bizzat okumaya başladı.</p>
<p>Karara göre; Abdülazîz Han tahttan indirildikten sonra kaldığı Fer’iyye Sarayının bahçıvan ve bekçileri Pehlivan Mustafa, Cezayirli Pehlivan Mustafa ve Boyabatlı Pehlivan Hacı Mehmed ile Mâbeynci Fahri Bey, Ali Bey, Necib Bey, Dâmâd Mahmûd Celâleddîn Paşa ve Dâmâd Nûri Paşa îdâma, Seyyid Bey ve İzzet Bey onar sene hapse mahkûm edildiler.</p>
<p>Cinâyete ortak olduğu anlaşılan, fakat cezâsı tespit edilmemiş olan Midhat Paşa da kendisini savundu. Mahkeme heyeti karar için çekildi. İkinci reis Hristo Forides tekrar celseyi açarak, Midhat Paşanın da îdâma mahkûm edildiğini, temyiz yolunun açık olduğunu, îtiraz için sekiz gün mühlet verildiğini açıkladı.</p>
<p>Abdülazîz Hanın öldürülmesinde eli bulunanlardan Hüseyin Avni ve Kayserili Ahmed Paşalar mahkemeden önce öldükleri için haklarında işlem yapılmadı. Midhat Paşa 6 Temmuz 1881’de temyize başvurdu. Temyiz Mahkemesi Midhat Paşanın îtirâzını görüşerek taleplerinin reddine karar verdi. Mahmûd Celâleddîn ve Nûri Paşaların cezâlarının hafifletilmesinin kararı ile Temyiz Cezâ Dâiresinin tasdikine âit iki îlâm Adliye Nezâretine gönderildi.</p>
<p>Adliye Nâzırı Ahmed Cevdet Paşa ve başvekil ünvânıyla Sadrazam olan Küçük Saîd Paşa da îlâmları göndererek Vekiller Heyetinde görüşülmesini istedi. Vekiller Heyeti toplanarak felâketlerin kaynağının Abdülazîz Hanın tahttan indirilmesi olduğunu, ayrıca mahkeme kararlarını değiştirmeye selâhiyet ve lüzum olmadığını, cezâların affı veya hafifletilmesinin Kânûn-i Esâsîye göre pâdişâhın yetkisi dâhilinde olduğunu belirtti.</p>
<p>Sultan İkinci Abdülhamîd Han, bakanlar dışında birçok devlet adamının katılmasıyla bir heyet toplayarak mahkeme kararlarının aynen tatbiki veya değiştirilmesi hakkında tek tek tekliflerinin bildirilmesini istedi. 9 Temmuz günü Yıldız Sarayında eski sadrâzamlardan Safvet Paşanın başkanlığında toplanan 25 kişilik heyetten 15 kişi kararların aynen uygulanmasını, 10 kişi ise cezâların hafifletilmesini istedi. Sultan İkinci Abdülhamîd Han, heyet üyelerinin yazılı mütâlaalarını tek tek inceledikten sonra kendi yetkisine dayanarak îdâm cezâlarının hepsini ömür boyu hapse çevirdi.</p>
<p>Sivil ve askerî rütbelerini, nişanlarını ve madalyalarını kaybeden mahkûmların on birinin de cezâlarını Hicaz eyâletindeki Taif Kalesinde çekmeleri kararlaştarıldı. Mahkûmlar cezâlarını çekmek üzere Taif’e gönderildi. Böylece Osmanlı târihinde karanlıkta bırakılmak istenen bir cinâyet de aydınlığa kavuşturuldu.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/abdulazizin-katilleri-nasil-cezalandirildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Triger kayışı nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/triger-kayisi-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/triger-kayisi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Aug 2010 19:54:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Otomobil ve Modelleri]]></category>
		<category><![CDATA[araba motorları]]></category>
		<category><![CDATA[ekipmanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[kanunları]]></category>
		<category><![CDATA[kim buldu]]></category>
		<category><![CDATA[motor parçaları]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl çalışır]]></category>
		<category><![CDATA[ne işe yarar]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[Triger kayışı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4793</guid>
		<description><![CDATA[Triger kayışı, Motorlarda silindir kapağı içerisinde bulunan egzoz ve emme subaplarını hareket ettiren eksantrik (kam) mili ile krank mili üzerinde bulunan volan dişlisini birbirine bağlayan parçadır. Triger kayışı yapımında cam elyaf maddesi kullanılarak sağlamlığı arttırılmıştır. Yaklaşık olarak 1.5 ton yük taşıma kapasitesine sahiptir. Ancak buna rağmen sürekli metal dişlilere sürtündüğünden aşınıp kopabilmektedir. Bu yüzden ortalama [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/08/Triger-kayışı.jpg"><img class="size-full wp-image-4794 aligncenter" title="Triger kayışı" src="http://www.buzlu.org/images/2010/08/Triger-kayışı.jpg" alt="" width="286" height="205" /></a></p>
<p>Triger kayışı, Motorlarda silindir kapağı içerisinde bulunan egzoz ve emme subaplarını hareket ettiren eksantrik (kam) mili ile krank mili üzerinde bulunan volan dişlisini birbirine bağlayan parçadır. Triger kayışı yapımında cam elyaf maddesi kullanılarak sağlamlığı arttırılmıştır.</p>
<p>Yaklaşık olarak 1.5 ton yük taşıma kapasitesine sahiptir. Ancak buna rağmen sürekli metal dişlilere sürtündüğünden aşınıp kopabilmektedir. Bu yüzden ortalama 40.000 ila 60.000 km arasında değiştirilmesi gerekir.<span id="more-4793"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/triger-kayisi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akümülatör nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/akumulator-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/akumulator-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 15:52:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[akümülatör]]></category>
		<category><![CDATA[Elektrik enerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[icad]]></category>
		<category><![CDATA[icatlar]]></category>
		<category><![CDATA[kanunları]]></category>
		<category><![CDATA[kim buldu]]></category>
		<category><![CDATA[kim yaptı]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl çalışır]]></category>
		<category><![CDATA[Neden,Niçin,Nasıl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4790</guid>
		<description><![CDATA[Elektrik enerjisini kimyasal enerji olarak depo eden, istenildiğinde bunu elektrik enerjisi olarak veren cihaz, akım toplar, biriktireç. Akünün görevi marş motorunu, ateşleme sistemini, doğru akımla çalışan tüm devreleri, ışık ve alıcıları beslemektir. Benzinli motorlarda kullanılan 12 voltluk akü, birbirine seri olarak bağlanmış altı adet elemandan meydana gelmiştir. Genellikle her eleman içerisinde, yine birbirlerine seri olarak [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/08/akumulator.jpg"><img class="size-full wp-image-4791 aligncenter" title="akumulator" src="http://www.buzlu.org/images/2010/08/akumulator.jpg" alt="" width="200" height="152" /></a></p>
<p>Elektrik enerjisini kimyasal enerji olarak depo eden, istenildiğinde bunu elektrik enerjisi olarak veren cihaz, akım toplar, biriktireç.</p>
<p>Akünün görevi marş motorunu, ateşleme sistemini, doğru akımla çalışan tüm devreleri, ışık ve alıcıları beslemektir. Benzinli motorlarda kullanılan 12 voltluk akü, birbirine seri olarak bağlanmış altı adet elemandan meydana gelmiştir.</p>
<p>Genellikle her eleman içerisinde, yine birbirlerine seri olarak bağlanmış 4 adet pozitif, 5 adet negatif yüklü plakalardan meydana gelir. Bu plakalar, kurşun-antimuan alaşımı petek üzerine, aktif maddelerin sıvanarak fırınlanmasından oluşur.</p>
<p>Pozitif plakalar aktif madde olarak, kurşundioksit içerir. Negatif plakalar aktif madde olarak, saf kurşun içerir. Bu tür plakalar arasına, kısa devreyi önlemek için plakaları izole eden ayırıcılar yerleştirilir.<br />
<span id="more-4790"></span><br />
Ayırıcılar, plakalar arasındaki kimyasal tepkimeyi engellemeyecek şekilde çok küçük gözenekleri bulunan plastiklerden yapılır. Akünün içinde sülfirik asitle saf su karışımı olan elektrolit konulur. Karışımda %39 asit, %61 su vardır. Elemanlar arası seri köprülerle bağlanmıştır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Çalışma prensipleri aynı olmakla beraber, günümüzde ise akümülatörler sadece araçlarda marş amaçlı olarak değil; elektrik enerjisinin depolanması ve gerektiğinde geri alınması kullanılması amaçlı olarak da kullanılmaktadır. Özellikle sabit  yerlerde kullanılmak üzere üretilen akümülatörlerin iç yapısı, starter  marş amaçlı olanlara göre büyük farklılık ihtiva eder.</p>
<p>Kesintisiz ve yedek enerji ihtiyaçları için bilinen en eski, kolay ve ekonomik yöntemdir. Sabit tesis akümülatörleri de kendi aralarında alt gruplara ayırmak mümkündür. Ayrıca likit bazda asit ihtiva edenler olduğu gibi, yeni jenerasyon vrla, agm ve gel teknolojisi ürünlerde asit sıvı bazda değildir. Bu sayede bakıma gereksinim duyulmadan kullanım ile cihaz içi vb. kapalı yerlerde kullanma imkânı gibi avantajları mevcuttur.</p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/akumulator-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sandro Botticelli kimdir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/sandro-botticelli-kimdir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/sandro-botticelli-kimdir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Aug 2010 15:42:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Sanatsal]]></category>
		<category><![CDATA[çizimleri]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü ressamlar]]></category>
		<category><![CDATA[biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[doğumu]]></category>
		<category><![CDATA[eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[nereli]]></category>
		<category><![CDATA[rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[ressam]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Sandro Botticelli]]></category>
		<category><![CDATA[yaptıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4779</guid>
		<description><![CDATA[Asıl adı Alessandro di Mariano di Vanni Filipepi olan, ama daha çok Sandro Botticelli ya da Il Botticello (&#8220;Küçük Fıçı&#8221;) lakabıyla bilinen İtalyan ressamı (1 Mart 1445 – 17 Mayıs 1510). Genç yaşta Fra Filippo Lippi&#8217;nin yanında resim, desen ve geometri öğrenmiştir. İlk yapıtlarından olan Yudit Öyküleri&#8217;nde (1472, Floransa, Uffizi Galerisi) Lippi&#8217;nin ve Lippi&#8217;den sonra [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/08/Sandro-Botticelli.jpg"><img class="size-full wp-image-4780 aligncenter" title="Sandro Botticelli" src="http://www.buzlu.org/images/2010/08/Sandro-Botticelli.jpg" alt="" width="359" height="503" /></a></p>
<p>Asıl adı Alessandro di Mariano di Vanni Filipepi olan, ama daha çok Sandro Botticelli ya da Il Botticello (&#8220;Küçük Fıçı&#8221;) lakabıyla bilinen İtalyan ressamı (1 Mart 1445 – 17 Mayıs 1510).</p>
<p>Genç yaşta Fra Filippo Lippi&#8217;nin yanında resim, desen ve geometri öğrenmiştir. İlk yapıtlarından olan Yudit Öyküleri&#8217;nde (1472, Floransa, Uffizi Galerisi) Lippi&#8217;nin ve Lippi&#8217;den sonra yanlarında çalıştığı Antonio del Pollaiolo ve Verrocchio&#8217;nun etkileri görülür.</p>
<p>1470 yılında, henüz ilk tablolarıyla büyük ün kazanmıştır. Özellikle Müneccim Kralların Tapınması (1475-1476, Uffizi Galerisi) ve Madonna (Louvre Müzesi) bunlar arasında sayılabilir.</p>
<p>1481&#8242;de Papa IV. Sixtus tarafından Roma&#8217;ya davet edilmiş; Rosselli, Ghirlandaio ve Perugino ile birlikte Sistina Şapeli&#8217;nin süslemesinde çalışmıştır. Burada Musa&#8217;nın yaşamını canlandıran 3 fresk ile Şeytanın İsa&#8217;yı Ayartma Çabaları&#8217;nı yapmıştır. Bu eserlerinde zengin ayrıntılar görülür.<span id="more-4779"></span></p>
<p>1480-1490 yıllarında, olgunluk döneminde Floransa&#8217;da Lorenzo de&#8217; Medici&#8217;nin korumasında sanat çalışmalarını sürdürmüştür. Bu dönemde, Primavera (İlkbahar) (1482, Uffizi), Venüs ile Mars (1483, Ulusal Galeri, Londra), Pallas Athena ile Kentaur (1485, Uffizi) gibi konusunu mitolojiden alan başyapıtlar gerçekleştirmiştir. Bu arada, kiliseler, dinsel dernekler için tablo siparişleri almıştır. Meryem&#8217;in Taç Giymesi (1488, Uffizi) bunlardan biridir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Daha sonra zarif ve özgun kompozisyonlar içeren bir dizi Madonna resmi gerçekleştirmiştir. Bunlar arasında Şamdanlı Madonna (Berlin), Magnificat Madonna&#8217;sı (1485, Uffizi) ve Narlı Madonna (1487, Uffizi) sayılabilir. Resimlerinde pastel tonlar kullanır.</p>
<p>1491 yılında tanıştığı Savonarola&#8217;dan ve vaazlarından çok etkilenmiştir. Son yapıtlarında bu vaazların yarattığı çelişkilerin etkileri görülür. Pieta (1498, Münih Pinakothek&#8217;i), Çarmıha Geriliş (Cambridge, ABD), İsa&#8217;nın Doğumu (1500, Londra) bu eserler arasında sayılabilir. Ayrıca yoğun anlatım gücü ve güçlü desenlerle, Dante’nin İlahi Komedya&#8217;sını resimlemiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Botticelli, Rönesans resim sanatının gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Kendisini deliliğin sınırına sürükleyen kaygısı, sanatına yön vermiştir. Uçucu ve coşkulu figürler çizmiştir. Ayrıca hastalık derecesine varan zerafet duygusu eserlerine kendine özgü, şiirsel bir hava verir. Yapıtlarında hareket ve duruşun inceliği, ince uzun bedenli, uzun boyunlu ve ciddi ifadeli kadının zarifliği zengin bir doku oluşturur. Botticelli dini konu alan tablolar yapmış olsa da, dinsel bir ressam değil, güzelliğe tutkun bir ressam olmuştur.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/sandro-botticelli-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Coca Cola nasıl meşhur bir içecek oldu</title>
		<link>http://www.buzlu.org/coca-cola-nasil-meshur-bir-icecek-oldu/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/coca-cola-nasil-meshur-bir-icecek-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Aug 2010 08:48:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[icatlar]]></category>
		<category><![CDATA[bitkileri]]></category>
		<category><![CDATA[cocacola]]></category>
		<category><![CDATA[formulü]]></category>
		<category><![CDATA[içecekler]]></category>
		<category><![CDATA[icadlar]]></category>
		<category><![CDATA[kim buldu]]></category>
		<category><![CDATA[kim icat etti]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl yapılır]]></category>
		<category><![CDATA[neyden yapılır]]></category>
		<category><![CDATA[nezaman]]></category>
		<category><![CDATA[yararları]]></category>
		<category><![CDATA[zararları]]></category>
		<category><![CDATA[İlkler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4782</guid>
		<description><![CDATA[Coca Cola&#8217;yı bulan şahıs bu işe başlarken tüm dünyanın tadını seveceği bir şerbet yapmayı kafasına takmış. Tüm servetini buna yatırmış. Sonunda da ünlü Coca Cola formülünü hazırlayıp piyasaya sürmüş. Ama sonuç tam bir fiyasko olmuş. Yılların emeği boşa gitmiş. Fakat daha sonra şirketin bir ortağı formülde hiç değişiklik yapmadan Coca Cola&#8217;yı bugünkü satış rakamlarına ulaştırmış. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/08/cola.jpg"><img class="size-full wp-image-4783 aligncenter" title="cola" src="http://www.buzlu.org/images/2010/08/cola.jpg" alt="" width="276" height="363" /></a></p>
<p>Coca Cola&#8217;yı bulan şahıs bu işe başlarken tüm dünyanın tadını seveceği bir şerbet yapmayı kafasına takmış. Tüm servetini buna yatırmış. Sonunda da ünlü Coca Cola formülünü hazırlayıp piyasaya sürmüş. Ama sonuç tam bir fiyasko olmuş. Yılların emeği boşa gitmiş.</p>
<p>Fakat daha sonra şirketin bir ortağı formülde hiç değişiklik yapmadan Coca Cola&#8217;yı bugünkü satış rakamlarına ulaştırmış. Ne mi yapmış? Sadece şerbeti soğutup satışa sunmuş! Bu nedenle tüm Coca Cola şişelerinin üzerinde &#8220;Soğuk içiniz&#8221; yazıyormuş.</p>
<p>Formülü açıklansa isteyen herkes evinde çay yapar gibi Coca Cola üretebilirmiş. Formül işte bu yüzden dünyanın en önemli sırrı gibi gizli tutuluyormuş.<span id="more-4782"></span></p>
<p>Kimyayla alakası olan herkes bilir ki Coca Cola asidik yapıdadır. Bundan ötürü de dışarıya ısı verdikçe, yani soğudukça, daha &#8220;kararlı&#8221; hale gelir. Böylece de lezzeti artar. Coca Cola soğuk sevmemizin ve şişelerin üstünde &#8220;soğuk içiniz&#8221; yazmasının nedeni bu &#8220;asid-baz&#8221; ilişkisinden kaynaklanmaktadır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/coca-cola-nasil-meshur-bir-icecek-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
