<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>buzlu.org</title>
	<atom:link href="http://www.buzlu.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buzlu.org</link>
	<description>bilgi mi aradın, doğru yerdesin...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 14 Mar 2010 09:13:36 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Hayvan barınakları</title>
		<link>http://www.buzlu.org/hayvan-barinaklari/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/hayvan-barinaklari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 09:11:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarım ve Hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[büyük baş]]></category>
		<category><![CDATA[binalar]]></category>
		<category><![CDATA[havalandırma]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan barınakları]]></category>
		<category><![CDATA[küçük baş]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[normlar]]></category>
		<category><![CDATA[standartlar]]></category>
		<category><![CDATA[yapılar]]></category>
		<category><![CDATA[yem]]></category>
		<category><![CDATA[yumurta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4528</guid>
		<description><![CDATA[



HAVALANDIRMANIN PRENSİBİ
Sıcak hava, soğuk havaya nazaran daha fazla rutubet absorbe edebilme kabiliyetindedir. Kış aylarında hayvanların neşrettikleri ısı sebebiyle havalandırma giriş deliklerinden barınak içerisine giren havanın sıcaklığı bir miktar yükselir ve dolayısıyla rutubet absorbe etme kabiliyeti de artar. Barınak havasında ve altlıkta mevcut rutubetin bir kısmını absorbe eder.
Havalandırma çıkış bacasından çıkıp giderken de bu rutubeti beraberinde [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/03/Hayvan-barınakları.jpg"><img class="size-full wp-image-4529 aligncenter" title="Hayvan barınakları" src="http://www.buzlu.org/images/2010/03/Hayvan-barınakları.jpg" alt="" width="336" height="253" /></a></p>
<p><strong>HAVALANDIRMANIN PRENSİBİ</strong></p>
<p>Sıcak hava, soğuk havaya nazaran daha fazla rutubet absorbe edebilme kabiliyetindedir. Kış aylarında hayvanların neşrettikleri ısı sebebiyle havalandırma giriş deliklerinden barınak içerisine giren havanın sıcaklığı bir miktar yükselir ve dolayısıyla rutubet absorbe etme kabiliyeti de artar. Barınak havasında ve altlıkta mevcut rutubetin bir kısmını absorbe eder.</p>
<p>Havalandırma çıkış bacasından çıkıp giderken de bu rutubeti beraberinde alıp götürür. Dışardan gelen bu hava akımı içerde uzun müddet kalırsa, izolasyon yapılmamış soğuk duvarlar ve canlar ila teması halinde sıcaklığını kaybeder ve içeriye ilk girişte ısınması sebebiyle absorbe ettiği rutubeti bu defa soğuması sebebiyle cam, duvarlar ve tavan üzerine bırakır.</p>
<p>Barınak içinde gereğinden daha hızlı bir hava cereyanı mevcut ise, hayvanların neşrettiği vücut ısısı ile yeteri kadar ısınmadan dışarı atılacaktır. Bu sebeple rutubet absorbsiyon kabiliyeti artırılamayacağından ortamın fazla rutubetinin dışarı atılması temin edilemez.</p>
<p><span style="color: #800080;">ilgili dökümanı indirmek için lütfen yazının devamını okuyun.</span></p>
<p><span id="more-4528"></span><br />

<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5730539218345014";
/* 336x280 */
google_ad_slot = "1548689103";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>

<br />
<table style="border: 1px solid #CCC;" cellpadding="3" width="100%">
  <tr>
    <td width="35">
      <img src="http://www.buzlu.org/wp-content/plugins/downloads-manager/img/icons/winzip.gif" alt="http://www.buzlu.org/wp-content/plugins/downloads-manager/img/icons/winzip.gif">
    </td>
    <td>
      <b>download:</b> <a href="http://www.buzlu.org/?file_id=15">hayvan barınakları</a> <small>(133.20KB)</small><br />
      <b>added:</b> 14/03/2010 <br />
      <b>clicks:</b> 27 <br />
      <b>description:</b> hayvan barınakları <br />
    </td>
  </tr>
</table><br />

<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5730539218345014";
/* 336x280 */
google_ad_slot = "1548689103";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>

</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<p style="text-align: center;"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5730539218345014";
/* 336x280, oluşturulma 07.02.2010 */
google_ad_slot = "3279678681";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/hayvan-barinaklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Canlılarda Üreme ve gelişme</title>
		<link>http://www.buzlu.org/canlilarda-ureme-ve-gelisme/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/canlilarda-ureme-ve-gelisme/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 12:02:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Üreme]]></category>
		<category><![CDATA[bölünme]]></category>
		<category><![CDATA[bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Canlılarda]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[eşeyli]]></category>
		<category><![CDATA[eşeysiz]]></category>
		<category><![CDATA[gelişme]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[organları]]></category>
		<category><![CDATA[sporlanma]]></category>
		<category><![CDATA[tomurcuklanma]]></category>
		<category><![CDATA[zigot]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4523</guid>
		<description><![CDATA[
Üreme:Canlıların soylarının devamı için kendilerine benzer yavrular meydana getirmelerine denir.eşeyli ve eşeysiz olarak iki şekilde olur.
Eşeysiz üreme:Eşey hücrelerine gerek olmadan yapılan üreme şeklidir. Yavrular tamamen ana bireye benzerler.
Eşeysiz üreme çeşitleri:
1.Bölünme:Monera, protista ve mantarlarda görülür.
2.Tomurcuklanma:Maya hücrelerinde ve bazı protistlerde görülür.
3.Sporlanma:Parazit bir hücreli, mantar ve bazı ilkel bitkilerde görülür.
4.Vejetatif üreme:Ana bitkiden ayrılan kısmın bölünme özelliği kazanmasıyla olur. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/03/üreme.jpg"><img class="size-full wp-image-4524 aligncenter" title="üreme" src="http://www.buzlu.org/images/2010/03/üreme.jpg" alt="" width="299" height="279" /></a></p>
<p><strong>Üreme:</strong>Canlıların soylarının devamı için kendilerine benzer yavrular meydana getirmelerine denir.eşeyli ve eşeysiz olarak iki şekilde olur.</p>
<p><strong>Eşeysiz üreme:</strong>Eşey hücrelerine gerek olmadan yapılan üreme şeklidir. Yavrular tamamen ana bireye benzerler.<br />
<strong>Eşeysiz üreme çeşitleri:</strong><br />
<strong>1.Bölünme:</strong>Monera, protista ve mantarlarda görülür.<br />
<strong>2.Tomurcuklanma:</strong>Maya hücrelerinde ve bazı protistlerde görülür.<br />
<strong>3.Sporlanma:</strong>Parazit bir hücreli, mantar ve bazı ilkel bitkilerde görülür.<br />
<strong>4.Vejetatif üreme:</strong>Ana bitkiden ayrılan kısmın bölünme özelliği kazanmasıyla olur. Çelik, daldırma, aşı gibi çeşitleri vardır. Mitoz bölünme esasına dayanır.</p>
<p><strong>Eşeyli üreme:</strong>Farklı iki cins gametin birleşmesi ile yeni bir canlının oluşmasıdır. Kalıtsal yönden farklı canlılar oluşur.<br />
<strong>Zigot:</strong>Gametlerin birleşmesi sonucu(döllenme) oluşan yapıdır. Zigottan sonraki bölünmeler mitoz bölünmedir.<br />
<strong>İzogami:</strong>Şekil ve büyüklük bakımından aynı olan gametlerin birleşmesidir. Yeşil su yosunu ve ulotrix’te görülür.<br />
<strong>Anizogami:</strong>Yapı ve büyüklük bakımından farklı olan iki gametin birleşmesidir. Alg ve mantarlarda görülür.<br />
<strong>Oogami:</strong>Büyük ve hareketsiz yumurta hücresi ile küçük ve hareketli sperm hücresinin birleşmesi ile olan üremedir. Memeliler ve gelişmiş bitkilerde görülür. <span style="color: #3366ff;">Dökümanın tamamını yazının devamında indirebilirsiniz.</span><span id="more-4523"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<table style="border: 1px solid #CCC;" cellpadding="3" width="100%">
  <tr>
    <td width="35">
      <img src="http://www.buzlu.org/wp-content/plugins/downloads-manager/img/icons/winzip.gif" alt="http://www.buzlu.org/wp-content/plugins/downloads-manager/img/icons/winzip.gif">
    </td>
    <td>
      <b>download:</b> <a href="http://www.buzlu.org/?file_id=14">Canlılarda Üreme ve gelişme</a> <small>(72.25KB)</small><br />
      <b>added:</b> 12/03/2010 <br />
      <b>clicks:</b> 53 <br />
      <b>description:</b> Canlılarda Üreme ve gelişme <br />
    </td>
  </tr>
</table><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/canlilarda-ureme-ve-gelisme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bağışıklık sistemi ve önemi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/bagisiklik-sistemi-ve-onemi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/bagisiklik-sistemi-ve-onemi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 09:10:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[dalak]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[iliği]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf düğümleri]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[organlarımız]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[timus]]></category>
		<category><![CDATA[vücudumuz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4519</guid>
		<description><![CDATA[
Vücudumuzun içinde bağışıklık sistemi adı verilen şaşırtıcı ve bir o kadar da ilginç savunma mekanizması vardır. Bağışıklık sistemi insanoğlunu &#8220;mikrop&#8221; diye tanımlanan, enfeksiyona yol açabilen virus, bakteri, mantar ve parazit gibi mikrororganizmaların zarar verici etkilerine karşı korur.
İnsan vücudu çevresinde bulunan çok sayıdaki mikrobun saldırısına uğrar ve bu organizmalar vücudumuza girebilmek için uğraş verir. Sağlıklı bir [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/03/Bağışıklık-Sistemi1.jpg"><img class="size-full wp-image-4520 aligncenter" title="Bağışıklık-Sistemi1" src="http://www.buzlu.org/images/2010/03/Bağışıklık-Sistemi1.jpg" alt="" width="385" height="308" /></a></p>
<p>Vücudumuzun içinde bağışıklık sistemi adı verilen şaşırtıcı ve bir o kadar da ilginç savunma mekanizması vardır. Bağışıklık sistemi insanoğlunu &#8220;mikrop&#8221; diye tanımlanan, enfeksiyona yol açabilen virus, bakteri, mantar ve parazit gibi mikrororganizmaların zarar verici etkilerine karşı korur.</p>
<p>İnsan vücudu çevresinde bulunan çok sayıdaki mikrobun saldırısına uğrar ve bu organizmalar vücudumuza girebilmek için uğraş verir. Sağlıklı bir vücut; karşılaştığı hastalık etkenleriyle ve yabancı maddelerle çoğunlukla &#8220;çaktırmadan&#8221; başeder. Mikroplarla başedemediğimiz durumlarda da &#8220;hasta&#8221; oluruz.</p>
<p>Bağışıklık sisteminin görevi de; öncelikle bu organizmaların vücuda girmelerini engellemek veya girer ise vücuda girdikleri yerde yutmak, yayılmalarını engellemek ya da geciktirmektir. Bağışıklık sistemi bu görevlerini, yaşam süresi boyunca sürdürür ancak bazı koşullarda bağışıklık sistemi zayıflar.<span id="more-4519"></span></p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Bağışıklık Nedir?  Bağışıklık Sisteminin Yapısı </strong></p>
<p>Bağışıklık sisteminde yer alan organ, yapı ve hücreler ayrıntılı bir etkileşim içindedir. Bu sistemin temel bileşenleri olan timus bezi, kemik iliği, dalak, lenf sistemi akyuvarlar (monosit-makrofaj sistemi) hormonlar ve bazı proteinler hepsi birlikte birbirlerini tamamlayıcı bir işbölümü içinde çalışırlar.</p>
<p><strong>Bağışıklık sisteminin temel öğeleri; </strong></p>
<p><strong>Akyuvarlar</strong></p>
<p>Akyuvarlar (lökosit) bağışıklık sistemimizin en önemli savaşcıları ve immünolojik savunmanın temel faktörleridir. Akyuvarlar dış etkenleri ilk karşılayan hücrelerdir. Eğer bu sistem geçilirse hastalık dediğimiz durum ortaya çıkar. Lökositler damar içinde dolanırken, tehlike sinyallerini aldıkları bölgelerde damardan ayrılıp bakteri ve ölü doku gibi yabancı cisimlerin etrafını sarabilirler. Lökositler plazma kaynaklı kan proteinleri birlikte organizmanın bütünlüğünü sağlamakta askeri güç gibi görev yaparlar. Bu savaşçıların da bakteri ve virüslerin yok edilmesinde çalışan farklı çeşitleri vardır. Eğer bu sistem geçilirse hastalık dediğimiz durum ortaya çıkar.</p>
<p>Granülositler<br />
Lenfositler<br />
Monosit ve Makrofajlar<br />
<strong>Lenf düğümleri</strong></p>
<p>Vücudun bir çok bölgesinde gruplar halinde bulunur. Boyun, koltuk altı, kasıklarda olduğu gibi yüzeyde bulunan lenf düğümleri kolaylıklla farkedilebilir. Ancak göğüs ve karın boşluğunda da çok sayıda lenf düğümü mevcuttur. Bunların başlıca görevi vücuda giren yabancı maddelere karşı bir süzgeç oluşturarak, mikropların vücuda yayılımlarını engellemek ya da geciktirmektir. Düğümler içinde bağışıklık sistemine ait sayısız hücre bulunmakta, bu hücreler insana zarar verebilecek maddelerin geçişine engel olmaya çalışmaktadırlar. Bu mücadele sırasında lenf bezeleri şişerek elle ya da gözle farkedilebilecek boyutlara ulaşabilmektedir. Bademciklerimiz de birer lenf düğümüdür. Bakteriler ya da virüslerle yoğun bir biçimde savaştığında, bademciklerimiz şişer ve iltihaplanır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Dalak</strong></p>
<p>Sol böğrümüzün arka bölümünde yeralır. Kırmızı kan hücreleri ve immun sistemin beyaz kan hücreleri için depo olarak görev yapar, aynı zamanda kandaki yabancı maddelerin büyük bir kısmını süzer.</p>
<p><strong>Timus</strong></p>
<p>Göğüs boşluğu içinde yer alan iki parçadan oluşan bir organdır. Lenfosit, T lenfosit veya sadece &#8220;T hücreleri&#8221; timus&#8217;ta büyür, eğitilir ve olgunlaşır ve bağışıklık sisteminde üstlendikleri görevleri yerine getirmek üzere yeniden kana karışırlar. Küçük çocuklarda akciğer filmlerinde rahatlıkla farkedilecek kadar büyük olan bu organ 20 yaşından sonra giderek küçülür.</p>
<p><strong>Kemik İliği</strong></p>
<p>Kemiklerin ortasında bulunan yağlı ve gözeli bir dokudur. Bağışıklık sisteminde çok önemli işlevleri olan akyuvarlar da dahil olmak üzere bütün kan hücrelerinin yapım yeridir.</p>
<p><strong><br />
Bağışıklık Nedir?  Bağışıklık Sistemimiz Neden Güçsüz Kalır?  Stres</strong></p>
<p>Kişinin tehdit ve baskı unsurları karşısında duyduğu endişe ve gerginlik olarak tanımlanabilen stres fiziksel ve duygusal olarak iki ana başlıkta toplanabilir.</p>
<p><strong>Fiziksel strese neden olan etkenler ise; </strong><br />
UV ışınları<br />
Kötü beslenme<br />
Alkol<br />
Uykusuzluk<br />
Stres iki şekilde de organizma için zararlıdır. İkisinin de birbirine dönüşümü mümkündür.</p>
<p>Stres belirli bir düzeyi aştığı zaman vücutta belli başlı bazı hormonal sistemleri bunun yanında da bağışıklık sistemini zayıflatır.</p>
<p>Uzun süreli kronik stres bağışıklık siztemini zayıflatarak sağlığımız tehdit eden durumlara neden olur. Bu durumlar;<br />
Vücudun infeksiyonlara karşı direncini azaltır.<br />
Üst solunum yolu infeksiyonlarına yakalanma riskini 3-5 misli artırır.<br />
Kanser ve ülserin görülme sıklığında artışa neden olur.<br />
Baş, omuz ve sırt ağrılarına neden olabilir.<br />
Kalp krizi riskini artırır.<br />
Kronik yorgunluk sendromuna neden olabilir.<br />
Metabolizmayı bozarak yaşlanma sürecini hızlandırabilir.<br />
Stresten en çok etkilenen meslekler ise;<br />
Polisler<br />
Askerler<br />
Öğretmenler<br />
Doktorlar<br />
Taksi-Otobüs Şöförleri<br />
Call-Center Çalışanları<br />
Borsacılar (Dealer/Broker)<br />
Hava Trafik Kontrolörleri<br />
Öğrenciler</p>
<p><strong>Bağışıklık Nedir?  Güçlü Bir Bağışıklık Sisteminin Önemi Nedir? </strong></p>
<p>Güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmak bize aşağıdaki avantajları sağlayacaktır:</p>
<p>Enfeksiyonların şiddetini azaltacaktır. Böylelikle özellikle savunma hücreleri henüz tam gelişmeyen bebeklerin, mikrop taşıyan diğer çocuklarla temasın fazla olduğu okul çağındaki çocukların, ve bağışıklık azalmaya başladığı için yaşlıların enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riskini azaltacaktır.<br />
Soğuk algınlığı, nezle ve diğer enfeksiyonlara yakalanma olasılığını azaltacaktır.<br />
Kanser hücrelerinin yok edilmesini en yüksek seviyeye çıkaracaktır.<br />
Canlılığı azaltan toksik kimyasalların birikmesini önleyerek enerji düzeylerini artıracaktır.<br />
Vücudu çevredeki radyasyon ve kirlerden koruyacaktır.<br />
Yaşlanma sürecini yavaşlatacaktır.</p>
<p><strong>Bağışıklık Nedir?  Bağışıklık Sistemi Nasıl Güçlendirilir? </strong></p>
<p>Sağlıklı bir bağışıklık sistemi kendimizi iyi hissetmemizi, iyi görünmemizi ve enerjimizi daha iyi kullanmamızı sağlar. Bizi enfeksiyonlardan, kanserlerden ve çevresel zararlardan korur. Ayrıca yanık ya da ameliyat sonrası iyileşmede de sağlıklı bir bağışıklık sistemi gerekir.</p>
<p>Hayatımızda immun sistemizi zayıflatan faktörlerden kaçınmaya çalışmak örneğin bizi strese sokan faktörlerden olabildiğince uzakta kalmak, hayata ve olaylara pozitif bir bakış açısıyla yaklaşmak, alkol ve sigara tüketiminden uzak kalmak, dengeli ve düzenli beslenmek, spor yapmak bağışıklık sistemimize verebileceğimiz destekler arasındadır. Ama zaman zaman bu destekler de yetersiz kalır ve dışardan bağışıklık sistemimizi güçlendirici yardımlar (takviyeler) da almak durumunda kalabiliriz.</p>
<p>Sağlıklı Beslenme<br />
Spor<br />
Doğal Immunostimulanlar<br />
Vitamin ve Mineraller<br />
Omega-3 Yağ Asitleri</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/bagisiklik-sistemi-ve-onemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Babilin asma bahçeleri</title>
		<link>http://www.buzlu.org/babilin-asma-bahceleri/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/babilin-asma-bahceleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 20:32:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyetler]]></category>
		<category><![CDATA[babil]]></category>
		<category><![CDATA[Babilin asma bahçeleri]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[harika]]></category>
		<category><![CDATA[kral]]></category>
		<category><![CDATA[Medes]]></category>
		<category><![CDATA[Mezopotamya]]></category>
		<category><![CDATA[Nebuchadnezzar]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[yunan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4515</guid>
		<description><![CDATA[
M.Ö. 450&#8242;li yıllarda tarihçi Herodot &#8220;Babil, yeryüzünde bilinen bütün diğer şehirlerin ihtişamını aşar.&#8221; demiştir. Herodot, şehrin dış duvarlarının 80 kilometre uzunlukta, 25 metre kalınlıkta ve 97 metre yükseklikte olduğunu ve 4 atlı bir arabanın gezinmesine uygun olduğunu belirtmiştir.
İç duvarlar, dış duvar kadar kalın değildi. Duvarların içinde som altından yapılmış büyük heykeller bulunan kaleler ve tapınaklar [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/03/babilin_asma_bahceleri.jpg"><img class="size-full wp-image-4516 aligncenter" title="babilin_asma_bahceleri" src="http://www.buzlu.org/images/2010/03/babilin_asma_bahceleri.jpg" alt="" width="281" height="254" /></a></p>
<p>M.Ö. 450&#8242;li yıllarda tarihçi Herodot &#8220;Babil, yeryüzünde bilinen bütün diğer şehirlerin ihtişamını aşar.&#8221; demiştir. Herodot, şehrin dış duvarlarının 80 kilometre uzunlukta, 25 metre kalınlıkta ve 97 metre yükseklikte olduğunu ve 4 atlı bir arabanın gezinmesine uygun olduğunu belirtmiştir.</p>
<p>İç duvarlar, dış duvar kadar kalın değildi. Duvarların içinde som altından yapılmış büyük heykeller bulunan kaleler ve tapınaklar vardı. Şehrin içinde ünlü Babil Kulesi vardı. Bu kule, Tanrı Marduk&#8217;a yapılan bir tapınaktı ve cennete ulaşmak için göğe doğru yükseliyordu.</p>
<p>Babil, M.Ö. 605&#8242;den itibaren 43 yıl hüküm süren kral Nebuchadnezzar tarafından yapılmıştır. Daha zayıf bir rivayete göre ise M.Ö. 810 yılından itibaren 5 yıl hüküm süren Asur kraliçesi Semiramis tarafından yapılmıştır. <span id="more-4515"></span></p>
<p>Bahçeler Nebuchadnezzar&#8217;ın sıla hasreti çeken karısı Amyitis&#8217;i neşelendirmek için yapılmıştı.Amytis, Medes kralının kızıydı ve iki ülkenin müttefik olması amacıyla Nebuchadnezzar ile evlendirilmişti. Onun geldiği ülke yeşil, engebeli ve dağlıktı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p>Mezopotamya&#8217;nın bu dümdüz ve sıcak ortamı onu depresyona itmişti. Kral, karısının sıla hasretini gidermek için onun memleketinin bir benzerini yapmaya karar verdi. Yapay dağlar ve suların akacağı büyük teraslar yaptırdı.</p>
<p>Yunanlı coğrafyacı Strabo&#8217;nun M.O. birinci yüzyıldaki tanımlamasına göre, bahçeler birbiri üzerinde yükselen kübik direklerden oluşuyordu. Bunların içleri çukurdu ve büyük bitkilerin ve ağaçların yetişebilmesi için toprakla doldurulmuştu. Kubbeler, sütunlar ve taraçalar pişmiş tuğla ve asfalttan yapılmıştı. Yüksekteki bahçeleri sulamak için Fırat nehrinden zincir pompalarla su yukarılara çıkarılıyordu.</p>
<p>Zincir pompa, biri yukarıda, diğeriyse su kaynağında bulunan iki büyük volana gerili, üzerinde kovalar bulunan bir sistemdi. Nehirden dolan kova yukarıya çıkıyor içindeki suyu havuza boşaltıp tekrar nehre dönüyordu. Bu şekilde üst seviyelere taşınan su, bahçeleri sulayarak teraslardan aşağıya doğru akıyordu.<br />
Yunanlı tarihçi Diodorus&#8217;a göre bahçeler yaklaşık 120 metre genişlikte ve 120 metre uzunluğunda ve 25 metre yüksekliğindeydi.</p>
<p>Ninova&#8217;daki Asurbanipal kitaplığında bulunan çivi yazısı tabletlere göre Babil&#8217;de 53&#8242;ü büyük, 650&#8217;si küçük olan toplam 703 tapınak, 360 sunak, 2 ayin yolu, 24 büyük cadde ve 3 kanal vardı. Şehir dörtgen bir plana göre kurulmuştu.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p>Biri iç, diğeri dış olmak üzere 16,5 kilometre uzunluğunda 2 surla çevriliydi. Surların dışında bütün şehri çevreleyen su hendekleri de vardı.<br />
İstilalar yüzünden sönmeye başlayan şehir, özellikle Pers Kralı Keyhüsrev&#8217;in Babil&#8217;i fethetmesinden sonra sönmeye başlamış, M.S. 5 ve 6. yüzyıllarda kumlara gömülmüş ve bir kum dağı haline gelmiştir. Bu şehrin, içindeki tapınakların ve asma bahçelerin kalıntıları ancak 20. yüzyılda yapılan kazılarla meydana çıkarılabilmiştir.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/babilin-asma-bahceleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Barış Manço biyografisi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/baris-manco-biyografisi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/baris-manco-biyografisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 12:21:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Manço]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[hayatları]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[kasetleri]]></category>
		<category><![CDATA[nereli]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçılar]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[şarkıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4512</guid>
		<description><![CDATA[
2 Ocak 1943 yılında İstanbul´da dünyaya geldi.Sahnelerle ilk kez 1958 yılında Galatasaray Lisesi´nde öğrenciyken tanıştı.Galatasaray Lisesi´ni bitirdikten sonra yüksek öğrenimini tamamlamak için Belçika´daki &#8216;Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi´ne gitti.
Grubu &#8216;Kurtalan Ekspres&#8217; ile beraber Türkiye´de ve yurtdışında birçok ülkede konserler verdi.Yaptığı 200´den fazla beste sayesinde 12 altın ve 1 platin albüm kazandı. Ayrıca bu besteler Arapça, Japonca, [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/02/Baris-Manco.jpg"><img class="size-full wp-image-4513 aligncenter" title="Baris Manco" src="http://www.buzlu.org/images/2010/02/Baris-Manco.jpg" alt="" width="250" height="250" /></a></p>
<p>2 Ocak 1943 yılında İstanbul´da dünyaya geldi.Sahnelerle ilk kez 1958 yılında Galatasaray Lisesi´nde öğrenciyken tanıştı.Galatasaray Lisesi´ni bitirdikten sonra yüksek öğrenimini tamamlamak için Belçika´daki &#8216;Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi´ne gitti.</p>
<p>Grubu &#8216;Kurtalan Ekspres&#8217; ile beraber Türkiye´de ve yurtdışında birçok ülkede konserler verdi.Yaptığı 200´den fazla beste sayesinde 12 altın ve 1 platin albüm kazandı. Ayrıca bu besteler Arapça, Japonca, Farsça, İngilizce ve Fransızca gibi birçok dile çevrilerek farklı sanatçılar tarafından yorumlandı.</p>
<p>Manço´nun şarkıcı ve besteci kişiliği, sunucu ve program yapımcısı kişiliğiyle de birleşerek ortaya herkesin çok sevdiği &#8216;Barış Manço&#8217; çıktı.Ekranların en sevilen eğlence ve kültür programlarından biri olan &#8216;7´den 77´ye&#8217;, ilk olarak 1988 yılında TRT1´de yayınlanmaya başladı. <span id="more-4512"></span></p>
<p>&#8216;Türkiye´nin Evliyası&#8217; lakabını da kazanan sanatçının, &#8216;Barış Manço Live In Japan&#8217; (1996) adlı albümü, Japonya´daki konserinin canlı kayıtlarının olduğu bir albüm . Bu albümün özelliği, Manço´nun bizlere veda etmeden önce yayınladığı son albüm olmasıydı.Ancak ne yazık kı, 40 yıllık sanat hayatının en sevilen parçalarını yeniden düzenlediği &#8216;Mançoloji &#8216; adlı albümünün piyasaya çıkışını kendisi göremedi. 311 Ocak 1999 tarihinde İstanbul&#8217;da öldü.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>DİSKOGRAFİ: </strong><br />
Dünden Bugüne (1971)<br />
Barış Manço 2023 (1975)<br />
Ben Bilirim (Sakla Samanı Gelir Zamanı) (1976)<br />
Barış Mancho (1976)<br />
Sarı Çizmeli Mehmet Ağa (Yeni Bir Gün) (1979)<br />
20. Sanat Yılı Disco Manço (1980)<br />
Sözüm Meclisten Dışarı (1981)<br />
Estağfurullah Ne Haddimize (1983)<br />
24 Ayar Manço (1985)<br />
Değmesin Yağlı Boya (1986)<br />
Sahibinden İhtiyaç (1988)<br />
Darısı Başınıza (1989)<br />
Mega Manço (1992)<br />
Müsadenizle Çocuklar (1995)<br />
Live In Japan (1996)<br />
Mançoloji (1999)<br />
Barış Manço 2000 (2000)</p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Devlet sanatçiligindan seref madalyasina ünvanlari sunlardir: </strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti: Devlet Sanatçisi &#8211; Ankara (1991)<br />
Hacettepe Üniversitesi: Onursal Doktora- Ankara (1991)<br />
Soka Üniversitesi: Uluslararasi Kültür ve Baris Ödülü- Tokyo, Japonya (1991)<br />
Belçika Kralligi: Leopold II Sövalyesi Nisani Brüksel- Belçika (1992)<br />
Fransiz Kültür Bakanligi: Edebiyat ve Sanat sövalyesi Nisani Paris, Fransa (1992)<br />
Türkmenistan Cumhurbaskanligi: Türkmen Vatandasligi Askabat, Türkmenistan (1995)<br />
Pamukkale Universitesi: Onursal Doktora- Denizli (1995)<br />
Min-On Vakfi: Yüksek Seref Madalyasi Tokyo, Japonya (1995)</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/baris-manco-biyografisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arnavutluk hakkında genel bilgiler</title>
		<link>http://www.buzlu.org/arnavutluk-hakkinda-genel-bilgiler/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/arnavutluk-hakkinda-genel-bilgiler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Feb 2010 17:16:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkeler - Devletler]]></category>
		<category><![CDATA[Arnavutluk]]></category>
		<category><![CDATA[ülkeler]]></category>
		<category><![CDATA[başkentler]]></category>
		<category><![CDATA[bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[devletler]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[iller]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[tarım ve hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[yüzölçümü]]></category>
		<category><![CDATA[şehirler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4505</guid>
		<description><![CDATA[
Arnavutluk, güneydoğu Avrupa&#8217;da bir Balkan ve Akdeniz ülkesidir. Balkan yarımadasının batı bölgesinde uzanan Arnavutluk, kuzeyden Karadağ, doğudan Sırbistan ve Makedonya, güneydoğudan Yunanistan, batıdan Adriyatik Denizi&#8217;yle çevrilidir.
Tarihi
Türkçe&#8217;deki Arnavut kelimesi bir güney Arnavut (Toska) aşireti olan &#8216;Arvanit&#8217;lerin Türkçeleştirilmiş şeklidir. Arnavutlar ülkelerine kartallar ülkesi anlamında Shqiperia (okunuşu Şipria veya Şiptar) derler. Diger dünya dillerinde ise &#8216;Albania&#8217; kelimesi kullanılır.
Arnavutlar [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/02/arnavutluk.jpg"><img class="size-full wp-image-4507 aligncenter" title="arnavutluk" src="http://www.buzlu.org/images/2010/02/arnavutluk.jpg" alt="" width="288" height="418" /></a></p>
<p>Arnavutluk, güneydoğu Avrupa&#8217;da bir Balkan ve Akdeniz ülkesidir. Balkan yarımadasının batı bölgesinde uzanan Arnavutluk, kuzeyden Karadağ, doğudan Sırbistan ve Makedonya, güneydoğudan Yunanistan, batıdan Adriyatik Denizi&#8217;yle çevrilidir.</p>
<p><strong>Tarihi</strong><br />
Türkçe&#8217;deki Arnavut kelimesi bir güney Arnavut (Toska) aşireti olan &#8216;Arvanit&#8217;lerin Türkçeleştirilmiş şeklidir. Arnavutlar ülkelerine kartallar ülkesi anlamında Shqiperia (okunuşu Şipria veya Şiptar) derler. Diger dünya dillerinde ise &#8216;Albania&#8217; kelimesi kullanılır.</p>
<p>Arnavutlar Avrupa&#8217;nın en eski halkı oldukları konusunu özellikle vurgularlar.<br />
Arnavutça dili (Arn. Gjuha Shqiptar) Hint-Avrupa dil ailesinin özgün bir koludur. Arnavutçada, uzun süre komşu olmaktan ve 1000 yıllık Bizans idaresinden dolayı Yunanca ve Sırpça, 437 yıllık Osmanlı idaresinden dolayı da Türkçe ve Arapça kelimeler mevcuttur. Latin ve Germen dilleriyle de, bilhassa Italyanca, Fransizca ve Almanca ile benzer yanları çoktur.<span id="more-4505"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Arnavutlar tarihçilerce eski İlliryalıların devamı olarak görürlürler. Antik İllirya bugünkü Dalmaçya sahil bölgesidir (bugünkü Hırvatistan ve Karadağ) ve pek çok Roma imparatoru bu bölgeden çıkmıştır.<br />
Roma İmparatorluğu&#8217;nun kurucu halklarından olan İllirya bölgesi 5. yüzyılda Roma&#8217;nın Germen, Hun ve Slavlar tarafından saldırıya uğraması ve yıkılması sonucunda 7.-8. yüzyıllardan sonra giderek Slavların eline geçmiş ve bölge Orta Çağ&#8217;dan sonra Hırvatistan ve Karadağ olarak anılmaya başlanmıştır. 20. yüzyılda da bu bölgede &#8216;Güney Slavları&#8217; anlamında &#8216;Yugoslav&#8217; devleti kurulmuştur. Ancak Arnavutlar bu bölgede her zaman hak iddia etmişlerdir.</p>
<p>Ortaçağda bölgenin tam Doğu ve Batı Roma İmparatorlukları&#8217;nın sınırında bulunması nedeniyle Arnavutlar 6.yüzyıldan sonra Slavlaşma tehlikesine karşı, batının en güçlü şehri olan Venedik&#8217;in himayesine girerek katolikliği tercih etmişler ama daha doğuda kalan Kosova ve bugünkü Sırbistan bölgeleri hızla Slav asimilasyonuna ve ortodokslaşmaya girmiştir.</p>
<p>Doğu Roma&#8217;nın 13. yüzyıldan sonra yıkılma sürecine girmesi sonucu doğudan gelen Osmanlılar 15.yüzyılda bölgeyi ele geçirmişler, Arnavutların ulusal kahramanları Gjergj Kastriotiİskender Bey&#8217;nin önderliğinde 40 yıldan fazla süren direnişini kırıp bölgeyi 1478&#8242;de ele geçirmişlerdir. Bu gelişmeler yüzbinlerce Arnavut&#8217;un İtalya&#8217;yada yoğunlukla sicilya ve clebriaya göç etmesine yol açmıştır. Günümüzde bu Arnavutlar &#8216;Arbereş&#8217; adıyla anılmaktadırlar.</p>
<p>Arnavutlar, Osmanlılar döneminde ulusal kimliklerini kaybetmemek için en çok direnen millet olarak bilinirlerdi (Arnavut inadı). Diğer Balkan milletleri gibi Arnavutlar da bu dönemde müslümanlaşmış ve Osmanlı idaresinde sadrazamlık gibi pek çok önemli mevkiye gelmişler ve bu sayede ezeli rakipleri olan Slav milletlerine karşı bölgede kendilerine büyük avantajlar sağlamışlardır.</p>
<p>Arnavutlar 7.yüzyıldan sonra karşılaştıkları Slav istilasına karşı azınlıkta kalmalarından dolayı, kendilerini destekleyen ve avantaj sağlayabilecekleri her yabancı güçten faydalnmaya çalışmışlardır. Bunun diğer bir örneği de 1. ve 2. Dünya Savaşlarında Almanya, Avusturya ve İtalya&#8217;nın destekleriyle Balkanlar&#8217;daki Sirp üstünlüğüne karşın tekrardan bölgenin hakimi olmaları gösterilebilir. 2. Dünya Savasinda Alman Ordusu&#8217;nun destegiyle Arnavut Skandarbeg birlikleri kurulmus, Arnavutlar tekrar bölgenin hakimi olmuslar, ancak 1. ve 2.Dünya Savaşlarının Almanya ve İtalya&#8217;nın yenilgisiyle sonuçlanması, Arnavutları tekrar Sirp hakimiyeti altına sokmuştur. Ayrıca İtalya 1939&#8242;da Arnavut ordusu ile birlikte Yunanistan&#8217;a da girmiştir.</p>
<p>Arnavutlar her zaman için ulusal kimliklerini ve aidiyetliklerini öne çıkarmış, aralarındaki din farklılıklarını hiçbir zaman önemsememişlerdir. Bu olgu kendilerinin &#8216;Arnavut Dini&#8217;ne mensup oldukları esprisine yol açmıştır. Şu anki halk 1944-1990 arasıdaki komünist rejimin etkisi ile genellikle ateist eğilimlidir. Ancak Osmanlı dönemi öncesi ait oldukları Katolikliğe ilgi de giderek büyümektedir ve bu Avrupa Birliği Hristiyan Demokratlarınca desteklemektedir. Yarı-bağımsız bir Arnavut Katolik Kilisesi mevcuttur.</p>
<p>Osmanlı Devleti 1478&#8242;de Arnavutluk&#8217;u ele geçirerek Arnavut sancağını kurdu. Arnavutluk&#8217;ta Osmanlı idaresine karşı çeşitli isyanlar çıktı. Bu isyanlar ve bazı dış müdahaleler dolayısıyla Arnavutluk&#8217;un bir kısmı Osmanlıların elinden çıktı. 1463 Osmanlı-Venedik savaşlarından sonra Osmanlı, Arnavutluk&#8217;un elinden çıkan bölgelerini geri almaya başladı ve 1501&#8242;de büyük bir kısmını ele geçirdi.<br />
I.Dünya Savaşı sırasında Osmanlı, Rusya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluklarının askeri ilgi alanları arasında kalan Arnavut bölgesi, Avusturya&#8217;nın desteğiyle bağımsızlığını kazanmış ancak kuzeyden Rus ve Sırp, güneyden ise Yunan ordularının taaruzlaruna maruz kalmış, Arnavut devleti fiilen ancak 1930&#8242;lardan sonra Kral Zogu yönetimi altında ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Osmanlı fethinden sonra dört asırdan fazla bir süre Avrupa&#8217;da İslam&#8217;ın yayılmasında bir merkez rolü oynayan Arnavutluk, 1912&#8242;de diğer Balkan ülkeleriyle birlikte Osmanlılar&#8217;dan ayrıldı. Ancak bu tarihten sonra da Balkan Ülkeleri Birliği&#8217;nin saldırılarına uğradı. Bu saldırılar sonunda Arnavutluk&#8217;a giren hıristiyan Balkan orduları ülkenin Müslüman halkını Hıristiyan olmakla ölüm arasında bir tercih yapmaya zorladılar. O tarihlerde onbinlerce Arnavut hıristiyan olmadığından öldürülmüştür. İşgalciler 1914&#8242;te Sırp asıllı William Ovfid&#8217;i ülkeye kral tayin ettiler. Ancak Kral William din ve milliyet yönünden Arnavutlara yabancı olduğundan ülkede otoriteyi sağlayamadı. Bu yüzden Arnavutluk 1925&#8242;e kadar tam bir karışıklık yaşadı. Bu dönemde ülkenin bağımsızlığını sağlamak için çeteler oluşturuldu ve bu çeteler işgalcilere karşı mücadele ettiler. 1925&#8242;in başlarında ülkede cumhuriyet ilan edildi ve cumhurbaşkanlığına da Ahmed Zogu seçildi. 1939&#8242;da II. Dünya Savaşı&#8217;nın başlamasıyla birlikte faşist İtalyan orduları Arnavutluk&#8217;u işgal etti. Bu işgal 29 Kasım 1944&#8242;e kadar sürdü. İşgalin sona ermesinden hemen sonra ülkede Enver Hoca&#8217;nın liderliğinde bir komünist rejim kuruldu.</p>
<p>Komünist Arnavutluk ilk zamanlar Rusya&#8217;ya yanaştı ve o sıralar Stalin&#8217;in yönettiği Rusya&#8217;dan destek gördü. Ancak altmışlı yıllardan sonra daha çok Çin&#8217;e yöneldi. Yetmişli yılların başından itibaren Çin&#8217;le de bağlantısını keserek, kendine özel, içine kapanık bir ülke halini aldı. Arnavutluk&#8217;taki komünist rejim başından itibaren baskıcı çizgiyi izledi. Ülke halkının dışarıyla bağlantısını kesti. Daha komünist diktatörlüğün kurulduğu ilk yıllarda binlerce insan İtalya&#8217;yla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle idam edildi. Sonraki yıllarda da halk içindeki bütün gelişmeler çok iyi organize edilmiş bir istihbarat örgütü aracılığıyla izlendi.</p>
<p>Enver Hoca, 11 Nisan 1985&#8242;te ölünceye kadar yönetimde kaldı. Ondan sonra cumhurbaşkanlığına Ramiz Alia seçildi.<br />
Sovyetler Birliği&#8217;nde başlayan değişim rüzgârlarından en son etkilenen Doğu Avrupa ülkesi Arnavutluk olmuştur. Ülke yönetiminin halkın dışarıyla bağlantısını kesmesinin ve dünyadaki gelişmelerden doğru bir şekilde haber almasını engellemesinin bunda büyük etkisi olmuştur.</p>
<p>Temmuz 1990&#8242;ın başlarında Tiran&#8217;da bazı kişilerin yabancı büyükelçiliklere sığınması olaylarına kadar görünürde ciddi bir olay yaşanmamıştı.<br />
Arnavutluk cumhurbaşkanı Ramiz Aliya 25 Ocak 1990&#8242;da yaptığı konuşmasında, Doğu blokundaki gelişmeleri sosyalist çizgiden sapma ve bir felaket olarak niteledi ve Arnavutluk&#8217;un bu duruma asla düşmeyeceğini ileri sürdü. Ama çok geçmeden Temmuz 1990&#8242;da meydana gelen olaylar halkın rejimden rahatsız olduğunu ortaya çıkardı ve ülke çok hızlı bir değişim sürecine girdi. Ramiz Alia, bu hızlı değişim süreci içinde koltuğunu koruyabilmek için birden radikal bir reformcu kesildi. Halkın tepkisini yatıştırmak için çok partili sisteme geçme kararı aldı.</p>
<p>Ardından, iktidardaki komünist Emek Partisi&#8217;nin yanısıra Demokrat Parti&#8217;nin kuruluşu da resmen kabul edildi. Bunu basın alanında da bazı özgürlükler sağlanarak Demokrat Parti&#8217;nin Demokrasinin Doğuşu adlı bir gazete çıkarmasına izin verilmesi izledi.</p>
<p>Ramiz Alia&#8217;nın ülkede pazar sistemine dayalı bir ekonomik modele geçileceğini açıklaması üzerine ekonomik reformlar da uygulamaya konmaya başladı. Bütün bu reformların süreklilik kazanması için yürürlüğe konan yeni anayasa da kısmen din hürriyeti, özel mülkiyet edinme hakkı, seyahat hürriyeti ve yabancı sermayenin ülke içinde iş yapması imkânı getiriyordu.</p>
<p>10 Şubat 1991&#8242;de 250 kişilik Halk Meclisi üyelerinin belirlenmesi için seçimler yapıldı. Seçimlerin böyle aceleye getirilmesindeki amaç muhalefet partilerinin teşkilatlanmalarını tamamlamadan, halka kendilerini tanıtamadan ve seçim hilelerinin yapılabileceği ortam mevcutken Emek Partisi&#8217;nin devamı olan Sosyalist Parti&#8217;nin bir dönem daha iktidarda kalmasını sağlamaktı. Öyle de oldu ve Sosyalist Parti seçimlerde parlamentoda 169 üyelik kazandı. Ancak halk bu sonuçtan memnun kalmadı ve tepki gösterdi. Bunun üzerine 22 Mart 1992&#8242;de tekrar seçim yapıldı ve bu seçimlerde Demokrat Parti 92 milletvekilliği kazanarak birinci parti oldu. Bunun üzerine Ramiz Aliya istifa etmek zorunda kaldı ve cumhurbaşkanlığına Demokrat Parti lideri Sali Berişa seçildi. Sosyalist Parti iktidarına da son verilerek Demokrat Parti liderliğinde bir hükümet kuruldu.</p>
<p>Arnavutluk&#8217;ta Eylül 2005 seçimlerini Demokrat Parti büyük farkla kazanmış, Fatos Nano başbakanlığındaki Sosyalist Parti hükümeti yerini S.Berisha hükümetine bırakmıştır.<br />
Arnavutluk&#8217;un Avrupa Birliği ve Nato üyelik görüşmeleri sürmektedir.</p>
<p><strong>Coğrafyası</strong></p>
<p><strong>Önemli şehirleri:</strong> Tiran, İşkodra, Elbasan, Dıraç, Körçe, Avlonya.</p>
<p><strong>Nüfusu: </strong>3.425.000 (1993 tahmini). Nüfusun % 36&#8217;sı şehirlerde yaşamaktadır. Ortalama ömür 72 yıldır. Çocuk ölümlerinin oranı binde 28&#8242;dir. Nüfusun % 33&#8242;ünü 14 yaşın altındakiler oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>Nüfus artış hızı: </strong>% 1.7</p>
<p><strong>Etnik yapı:</strong> % 95.3 Arnavut, % 2.5 Roman, % 1.8 Yunan, % 0.14 Makedon, kalanı diğer etnik unsurlar. Arnavutların İliyalıların soyundan geldikleri sanılmaktadır. Makedonya ve Kosova başta olmak üzere eski Yugoslavya cumhuriyetlerine ve dünyanın birçok ülkesine yayılmışlardır. Arnavutluk&#8217;taki Arnavutların % 70&#8242;i Müslüman büyük çoğunluğu sünni, az bir kısmı da bektaşidir, ancak din farkliliklari Arnavut ulusal bilinci acisindan önem tasimaz,farklı dinlere mensup olnalarda kendilerini arnavut olarak tanımlarlar.</p>
<p><strong>Dil:</strong> Resmi dil Arnavutçadır. Etnik unsurların dilleri de konuşulur.</p>
<p><strong>Coğrafi durumu: </strong>Bir balkan ülkesi olan ve Balkan yarımadasının batı bölgesinde uzanan Arnavutluk, kuzeyden Karadağ, doğudan Sırbistan ve Makedonya, güneydoğudan Yunanistan, batıdan Adriya Denizi&#8217;yle çevrilidir. Adriya Denizi&#8217;ne bakan kıyısının uzunluğu 316 km&#8217;dir. Genelde dağlık olan topraklarının üçte ikisi dağlar ve tepelerden oluşur. Kalan kısmı ise ovalık ve alçak tepelerdir. Ülkenin batısında Adriya Denizi&#8217;ne paralel olarak Dinar Alpleri, kuzeyinde de Arnavutluk Alpleri uzanır. En yüksek yerleri Korab tepesi (2751 m.) ve Yezertsa Zirvesi (2694 m.)&#8217;dir. Çok sayıda akarsuyu vardır. En uzun ırmakları Drina, Vyosa, Şkumbi, Semani, Mati ve Erzen&#8217;dir. İşkodra, Ohri ve Prespa göllerinin bir kısmı Arnavutluk&#8217;a aittir. Sınırları içinde bazı küçük gölleri vardır ve bunların bazıları buzul gölleridir. Topraklarının % 36&#8217;sı ormanlık, % 17&#8217;si tarım alanı, % 14&#8242;ü otlaktır. Akdeniz iklimi kuşağında bulunan Arnavutluk&#8217;ta yazlar kuru sıcak ve güneşli, kışlar bol yağmurlu ve yumuşak geçer. Dağlık kısımlarda iklim bölgeden bölgeye değişir. Buralarda kışlar daha soğuktur. Kıyıdan biraz içerde yeralan başkent Tiran&#8217;da yıllık sıcaklık ortalaması 15.6 derece, yıllık yağış ortalaması da 1588 mm.&#8217;dir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Yönetim</strong></p>
<p><strong>Yönetim şekli:</strong> Arnavutluk çok partili demokratik sistemle ve 29 Nisan 1991&#8242;de yürürlüğe konan anayasayla yönetilmektedir. Devletin en üst yöneticisi devlet başkanı, hükümetin başkanı başbakandır. Üyeleri serbest genel seçimlerle belirlenen 140 üyeli bir parlamentosu vardır. Arnavutluk, BM&#8217;e ve Uluslarası Para Fonu&#8217;na üyedir.</p>
<p><strong>Siyasi partiler:</strong> Arnavutluk&#8217;taki siyasi partilerin başta gelenleri şunlardır:<br />
<strong>Demokrat Parti:</strong> Liberal anlayışa sahiptir. En son genel seçimlerde parlamentoda 92 üyelik kazanan bu parti iktidarı elinde bulundurmaktadır.</p>
<p><strong>Sosyal Demokrat Parti:</strong> Solcudur. En son genel seçimlerde parlamentoda 7 üyelik kazandı.</p>
<p><strong>Sosyalist Parti:</strong> Komünist Emek Partisi&#8217;nin devamıdır. En son genel seçimlerde parlamentoda 38 üyelik kazandı.</p>
<p><strong>Cumhuriyetçi Parti:</strong> Demokrat Parti&#8217;ye yakındır.</p>
<p><strong>İdari bölünüş:</strong> 27 ille, 200 ilçeye ayrılır.</p>
<p><strong>Dış problemleri: </strong>En önemli dış problemi Kosova meselesidir. Bugün Yeni Yugoslavya sınırları içinde bulunan ve Sırbistan yönetimi tarafından özerkliği kaldırılarak Sırbistan&#8217;a ilhak edilmiş olan Kosova halkının % 80&#8242;den fazlası Arnavut asıllıdır. Arnavutluk yönetimi Kosova meselesine sahip çıkmakta ve buranın bağımsızlığı için mücadele eden Kosova Arnavutlarını desteklemektedir. Makedonya&#8217;da yaşayan Arnavutlara baskı uygulanması da bu iki ülke ilişkilerini olumsuz yönde etkilemektedir.<br />
Arnavutluk-Yunanistan ilişkileri de iyi değildir ve Yunanistan etnik azınlık ve göç gibi konularda Arnavutluk yönetimine baskı yapmaktadır.</p>
<p><strong>Ekonomi</strong></p>
<p><strong>Ekonomi:</strong> Arnavutluk ekonomisi daha çok maden üretimine ve sanayiye dayanır. Bir miktar petrol ve doğal gaz çıkarmaktadır. 1992&#8242;de toplam 6 milyon varil petrol, 136 milyon m3 doğal gaz üretmiştir. 1993&#8242;deki petrol rezervi 185 milyon varil, doğal gaz rezervi 11 milyar m3 olarak tahmin ediliyordu. Ayrıca krom, linyit, nikel, bakır, demir, kükürt, çinko, kurşun ve boksit üretmektedir.</p>
<p>Tarım ve hayvancılığın da ekonomide önemli yeri vardır. Bu sektörlerden elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 36&#8242;dır ve çalışan nüfusun % 55&#8242;i bu alanlarda iş görmektedir. Orta kesimdeki kıyı ovalarda daha çok buğday, mısır, tütün ve patates, iç kesimlerde daha çok şeker pancarı, güney kıyılarda en çok zeytin ve turunçgiller üretilir. Ülke genelinde bunlardan başka meyve ve sebzeler de üretilmektedir. 1992&#8242;de 600 bin ton tahıl, 60 bin ton yer bitkileri, 15 bin ton baklagiller, 130 bin ton meyve, 250 bin ton sebze üretilmiştir.</p>
<p>Aynı yıl ülkede 500 bin baş sığır, 1 milyon baş koyun, 170 bin baş domuz bulunuyordu. 1991&#8242;de % 55&#8242;i denizden, % 45&#8242;i iç sulardan olmak üzere 12 bin ton balık avlanmıştır. Aynı yıl 2.6 milyon ton da tomruk üretilmiştir.<br />
Dış ticaret: İhraç ettiği ürünlerinin başında petrol, maden cevherleri (bunlar tüm ihracatının % 47&#8217;sini oluşturur) ve çeşitli tarım ürünleri gelir. İthal ettiği malların başında da makinalar, ulaşım araçları ve yedek parçaları, gıda maddeleri, kimyasal maddeler ve dayanıklı tüketim maddeleri gelir. 1991&#8242;deki dış ticaret açığı 179 milyon dolar olmuştur.</p>
<p><strong>Sanayi: </strong>En çok metalürji, demir-çelik, kimya, tekstil, ayakkabı, deri, kereste, mobilya, gıda, meşrubat, sigara, ilaç ve inşaat malzemeleri sanayileri gelişmiştir ve gelişme yolundadır. Yerel kaynaklardan ve imalat sanayiinden elde edilen gelirlerin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 42&#8242;dir. Çalışan nüfusun yaklaşık % 19.5&#8242;i sanayi sektöründe iş görmektedir. Buna maden ocaklarında çalışanlar da dahildir.</p>
<p><strong>Enerji:</strong> 1991&#8242;de 2 milyar 800 milyon kw/saat elektrik üretilmiş, 3 milyar 155 milyon kw/saat tüketilmiş, aradaki fark ithalatla karşılanmıştır. Elektrik enerjisinin % 9&#8242;u termik santrallerden, % 91&#8242;i hidroelektrik santrallerinden elde edilmektedir. Kişi başına yıllık elektrik tüketimi ortalama 960 kw/saattir.</p>
<p><strong>Ulaşım:</strong> Ülkenin tarifeli sefer yapılan tek havaalanı başkent Tiran&#8217;daki uluslararası trafiğe açık havaalanıdır. Arnavutluk, 100 grostonun üstünde yük taşıyabilen 25 gemiye, 720 km. demiryoluna, 8.000 km.&#8217;si asfaltlanmış olmak üzere 21.000 km. karayoluna sahiptir. Bu ülkede ortalama 68 kişiye bir motorlu ulaşım aracı düşmektedir.</p>
<p><strong>Eğitim:</strong> Eğitim ücretsizdir. 1800 ilkokul, 50 genel ortaöğretim kurumu, 470 mesleki ortaöğretim kurumu, 8 yükseköğretim kurumu vardır. Üniversite çağındaki gençlerden üniversiteye kayıt yaptıranların oranı % 80, okuma yazma bilenlerin oranı ise % 100&#8242;dür.</p>
<p><strong>Sağlık: </strong>Arnavutluk&#8217;ta 900 hastane, toplam olarak 5860 doktor ve diş doktoru, 40 bin ebe ve bayan sağlık görevlisi mevcuttur. Ortalama 585 kişiye bir doktor düşmektedir. (Buna diş doktorları da dahildir.)</p>
<p><strong>Coğrafi Verileri</strong></p>
<p>Konum: Güneydoğu Avrupa&#8217;da, Adriyatik Denizi kıyısında yer almakta olup, kuzey ve kuzey doğuda Karadağ, Kosova, doğuda Makedonya, güney ve güney batıda Yunanistan ile komşudur.<br />
Coğrafi konumu: 41 00 Kuzey enlemi, 20 00 Doğu boylamı<br />
Haritadaki konumu: Avrupa<br />
Yüzölçümü: toplam: 28,748 km²<br />
Kara: 27,398 km²<br />
Su: 1,350 km²<br />
Sınırları: toplam: 720 km<br />
Sınır komşuları: Yunanistan 282 km, Makedonya 151 km, Yugoslavya 287 km<br />
Akarsuları: Kuzeydeki İşkodra Gölü (368 km²) Balkanlardaki en büyük gölüdür. Ohri Gölü 362 km² güney-doğudadır ve Balkanların en derin gölüdür. Prespa Gölü ise Makedonya, Yunanistan ve Arnavutluk arasındadır. Bunların dışında kuzey ve kuzeydoğusunda küçük alp gölleri mevcuttur. Drin, Mati, İşmi, Erzeni, Şkurbini, Semani, Niosa başlıca ırmaklardır. 152 ırmak ve çay, 5 baraj, 200 kaynak (içme suyu ve mineral) vardır.<br />
Sahil şeridi: 362 km<br />
İklimi: Ilıman iklim; kışlar soğuk, bulutlu, yağışlı; yazlar sıcak, açık, kuru geçer; iç kısımlarında daha soğuk ve daha rutubetli bir iklim hakimdir.<br />
Arazi yapısı: Arnavutluk dağlık bir ülkedir. Ülkenin batısında denizden yüksekliği 300 metre olan platolar olmakla birlikte üçte ikisi dağlık ve tepeliktir.<br />
Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Adriyatik Denizi 0 m; en yüksek noktası: Maja e Korabit (Korabi dağı)<br />
Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, kömür, krom, bakır, kereste, nikel<br />
Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %21<br />
düzenli ekilen topraklar: %5<br />
Otlaklar: %15<br />
Ormanlık arazi: %38<br />
Diğer: %21 (1993 verileri)<br />
Sulanan arazi: 3,410 km² (1993 verileri)<br />
Doğal afetler: yıkıcı depremler; güneybatı kıyısında su baskınları; kuraklık</p>
<table style="height: 286px;" border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="534">
<tbody>
<tr>
<td width="18"></td>
<td><strong>Arnavutluk Cumhuriyeti</strong></td>
<td width="384"></td>
</tr>
<tr>
<td width="18"></td>
<td></td>
<td width="384"></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="145" valign="top"><strong>Nüfus:</strong></td>
<td width="557" valign="top">3,544,841 (Temmuz 2002 tahmini)</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="145" valign="top"><strong>Yaş Dağılımı:</strong></td>
<td width="557" valign="top"><em>0-14 yaş:</em> 28.8%   (erkek 528,678; kadın 493,531)<br />
<em>15-64 yaş:</em> 64% (erkek 1,094,034;   kadın 1,175,024)</p>
<p><em>65 yaş ve üstü:</em> 7.2% (erkek 111,524; kadın 142,050) (2002 tahmini)</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="145" valign="top"><strong>Nüfus Büyüme Hızı:</strong></td>
<td width="557" valign="top">1.06% (2002 tahmini )</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="145" valign="top"><strong>Doğum Oranı:</strong></td>
<td width="557" valign="top">18.59 doğum/1,000 nüfus (2002 tah.)</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="145" valign="top"><strong>Ölüm Oranı:</strong></td>
<td width="557" valign="top">6.49 ölüm/1,000 nüfus (2002 tah.)</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="145" valign="top"><strong>Net Göç Oranı:</strong></td>
<td width="557" valign="top">-1.46 göçmen/1,000 nüfus (2002 tahmini )</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="145" valign="top"><strong>Yaşam Ortalaması:</strong></td>
<td width="557" valign="top"><em>Toplam nüfus:</em> 72.1 yıl<br />
<em>kadın:</em> 75.14 yıl<br />
<em>erkek:</em> 69.27 yıl (2002 tahmini )</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="145" valign="top"><strong>Etnik Gruplar:</strong></td>
<td width="557" valign="top">Arnavut 95%, Yunan 3%, Diğerleri 2% ( Çingene, Sırp,   Bulgar )</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="145" valign="top"><strong>Dinler:</strong></td>
<td width="557" valign="top">Müslüman 70%, Ortodoks Arnavut 20%, Katolik Roman 10%</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" width="145" valign="top"><strong>Okur-Yazarlık:</strong></td>
<td width="557" valign="top"><em>Tanım:</em> 9 yaş ve   üstü okur-yazar<br />
<em>erkek:</em> 93.3<br />
<em>kadın:</em> 79.5<br />
<em>toplam nüfus:</em> 86.5</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/arnavutluk-hakkinda-genel-bilgiler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Numeroloji (sayıbilim) nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/numeroloji-sayibilim-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/numeroloji-sayibilim-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 15:53:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[astroloji]]></category>
		<category><![CDATA[Bertrand Russe]]></category>
		<category><![CDATA[felsefec]]></category>
		<category><![CDATA[matematikçi]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Numeroloji]]></category>
		<category><![CDATA[Pitagor]]></category>
		<category><![CDATA[rakamlar]]></category>
		<category><![CDATA[sayıbilim]]></category>
		<category><![CDATA[sayılar]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızbilim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4496</guid>
		<description><![CDATA[
Numeroloji (sayıbilim), astroloji (yıldızbilim) gibi tamamlayıcı unsurları olan, gerektiğinde bir arada, gerektiğinde ayrı ayrı ele alınabilen, kişiyi ve kişinin geleceğini açıklamayı hedefleyen bir sanattır. Astroloji gibi numeroloji&#8217;nin temelleri de antik uygarlıklara, antik düşünceye dayanır ve Ortadoğu&#8217;dan Batı&#8217;ya uzanıp benzer bir süreçten geçer.
En eski çağlardan beri, sayılar, sadece hesap için kullanılmadılar. Örneğin, Keldanlılar, harflere birer sayı [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/05/sayilar.jpg"><img class="size-full wp-image-3357 aligncenter" title="sayilar" src="http://www.buzlu.org/images/2009/05/sayilar.jpg" alt="" width="196" height="189" /></a></p>
<p>Numeroloji (sayıbilim), astroloji (yıldızbilim) gibi tamamlayıcı unsurları olan, gerektiğinde bir arada, gerektiğinde ayrı ayrı ele alınabilen, kişiyi ve kişinin geleceğini açıklamayı hedefleyen bir sanattır. Astroloji gibi numeroloji&#8217;nin temelleri de antik uygarlıklara, antik düşünceye dayanır ve Ortadoğu&#8217;dan Batı&#8217;ya uzanıp benzer bir süreçten geçer.</p>
<p>En eski çağlardan beri, sayılar, sadece hesap için kullanılmadılar. Örneğin, Keldanlılar, harflere birer sayı yakıştırıp kişinin adını kullanarak tahminlerde bulunurlardı, fal bakarlardı.</p>
<p>Yunanlı felsefeci ve matematikçi Pitagor, herşeyi sayıların ahengi ile açıklardı. Çinliler sayılara simgesel değerler verirler, gerek geleneksel, gerekse çağdaş kabala sayıların özelliklerini incelemektedir. <span id="more-4496"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Numeroloji&#8217;nin kaynakları adeta sınırsızdır, uygulanması da öyle. Konusal olarak bir ucu batıl inançlara, bir ucu ise toplumların bilinçaltına dayanır. Eski Mısır&#8217;da, Mezopotamya&#8217;da, antik Yunanistan&#8217;da, İslam öncesi Türkler&#8217;de, Araplar&#8217;da numeroloji karşımıza çıkmaktadır. Eski uygarlıkların bilginleri ve felsefecileri sayıların tutkusundan kurtulamamışlardır. Yüzyıllar geçmesine rağmen benzer bir tutkuyu, ya da açıklama ihtiyacını, Bertrand Russel&#8217;den Hitehead&#8217;e kadar, çağdaş matematikçilerde ve felsefecilerde de bulmak mümkündür. Çünkü her şeyi düzene sokmak, bir formüle bağlamak, açıklamak, değerlendirmek sayılarla olmaktadır.</p>
<p>Mezopotamya bilginleri için sayı sadece bir nicelik işareti değildi. Çözüldüğünde, yorumlandığında niceliği aşan bir güze sahip olan, hatta kutsal sayılan, olumlu ya da olumsuz, uğurlu ya da uğursuz bir işaretti.</p>
<p>Babil&#8217;de 28 sayısı kutsal sayılırdı; çünkü 28, hem kutsal sayı olan 7&#8242;nin başka bir kutsal sayı olan 4 ile çarpılmasından oluşuyor, hem de ilk 7 sayının toplamına eşitti:</p>
<p>1 + 2 + 3 + 4 + 5 + 6 + 7 = 28</p>
<p>Pitagor&#8217;un izleyicileri için 1 sayı sayılmazdı, diğer sayıları doğuran bir başlangıçtı. Bu yüzden ilk iki sayının (2+3) toplamından elde edilen 5 ile yine bu ilk iki sayının çarpmasından (2&#215;3) oluşan 6&#8242;yı kutsal saymakta, fakat nedenleri açıklanmamakta, gizli kalmaktadır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Ünlü felsefeci ve matematikçi Pitagor&#8217;un düşüncesine göre sayılar aşağıdaki anlamları kapsıyordu:</p>
<p>1- Özün sayısı,<br />
2- Karşıtlık, değişiklik<br />
3- Aracılık, bütünlük, başlangıç, orta ve son, tanrısal güç,<br />
4- Doğruluk, adalet, dünya,<br />
5- Evlilik,<br />
6- Şans,<br />
7- Evrenin tümü [Tanrısal güç (3) ile dünya (4)'ün toplamı] ya da tanrının dünya ile birleşimi,<br />
8- Sağlamlık,<br />
9- 3&#215;3 ya da tüm sayıların özü,<br />
10- Sonu olmayan yeni bir dizinin başlangıcı.</p>
<p>Belirli sayılar, zamanla ayrı bir anlam ve değer kazanırlar, kimi uğurlu sayılır, kimi ise uğursuz. Bu sayıları her yerde bulabiliriz; dinsel inançlarda, mitolojide, halkbilim geleneğinde, atasözlerinde vb. Museviler için 9 (3&#215;3) doğruluğun simgesiydi. Çünkü o şaşmaz bir sayı idi:</p>
<p>2 x 9 = 18 (1 + 8 = 9)<br />
3 x 9 = 27 (2 + 7 = 9)<br />
4 x 9 = 36 (3 + 6 = 9)<br />
5 x 9 = 45 (4 + 5 = 9)</p>
<p>Çeşitli kaynaklardan, inançlardan ve dinlerden, 3&#8242;ün önemini vurgulayan, sayısız örnekler çıkartmak kolaydır;</p>
<p>- Yunan mitolojisinde denizler tanrısı Neptün&#8217;ün üç dişli asası,<br />
- Buda&#8217;nın işaretindeki üç alev,<br />
- Babil&#8217;deki üçlü tanrı, Anu-Ea-Bel,<br />
- Asur&#8217;daki benzeri üçlü tanrı, Brahma-Vişnu-Siva,<br />
- Hristiyan dünündeki kutsal üçlü, Baba, Oğul ve Kutsal Ruh,<br />
- Yunanlılar&#8217;da üç gazap tanrıçası, üç güzellik tanrıçası ve üç kader tanrıçası dokuz (3&#215;3) sanat tanrıçası olarak adlandırılırdı.</p>
<p><strong>Üç kadar önemli bir sayıda 7&#8242;dir: </strong></p>
<p>- Antiklerin gökbiliminde dünya evrenin ortasında durur, evrenin merkezini teşkil eder, etrafında ise yedi gezegen vardır: Ay, Merkür, Venüs, Güneş, Jüpiter ve Satürn,<br />
- Çin&#8217;de ve Japonya&#8217;da yedi değerli nesne vardır: Altın, gümüş, yakut, zümrüt, kristal, amber ve akik,<br />
- Eski Mısır&#8217;da yedi bilgin, tanrı Ra&#8217;nın gözünden çıkıp yedi atmaca şekline girip uçarlar,<br />
- Eskiler için dünya yedi harikaya sahiptir.<br />
Mitolojide, dinsel inançlarda, batıl inançlarda ve halkbiliminde, kıtadan kıtaya ve uygarlıktan uygarlığa, sayılara bir önem, bir değer ve matematiksel işlevlerini aşan bir anlam tanındı. Sayılar simgesel bir boyut kazanarak, gerek doğayı gerekse insanı, giderek evreni ve evreni şekillendiren gücü açıklayabilecek nitelikte bir bilgi, ölçü ve yöntem aracı sayıldı.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/numeroloji-sayibilim-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyal sınıflar</title>
		<link>http://www.buzlu.org/sosyal-siniflar/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/sosyal-siniflar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 14:44:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[burjuva]]></category>
		<category><![CDATA[Demografik]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomist]]></category>
		<category><![CDATA[fakir]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalist]]></category>
		<category><![CDATA[köyler]]></category>
		<category><![CDATA[kırsal]]></category>
		<category><![CDATA[Marshall yardımları]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal sınıflar]]></category>
		<category><![CDATA[sosyo]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[zengin]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4498</guid>
		<description><![CDATA[
Sosyal sınıflar adı akındaki bu kitap Türkiye&#8217;nin şu andaki durumun gözler önüne sermektedir.
29 Ekim 1923 tarihinde kurulan yeni Türkiye Cumhuriyetinin Devletinin döneminin kapitalist ekonomi sistemini benimseme arzulan, özellikle 1945&#8242;lı yıllarda ikinci dünya savaşının hüküm sürdüğü sıralarda hız kazanır.
Bu hızlanma da dönemin partisi olan Demokrat Partinin liberal görüşlerini temsil edici fikir ve tutundan bunun en açık [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/02/sosyal-sınıf.jpg"><img class="size-full wp-image-4499 aligncenter" title="sosyal sınıf" src="http://www.buzlu.org/images/2010/02/sosyal-sınıf.jpg" alt="" width="258" height="294" /></a></p>
<p>Sosyal sınıflar adı akındaki bu kitap Türkiye&#8217;nin şu andaki durumun gözler önüne sermektedir.<br />
29 Ekim 1923 tarihinde kurulan yeni Türkiye Cumhuriyetinin Devletinin döneminin kapitalist ekonomi sistemini benimseme arzulan, özellikle 1945&#8242;lı yıllarda ikinci dünya savaşının hüküm sürdüğü sıralarda hız kazanır.</p>
<p>Bu hızlanma da dönemin partisi olan Demokrat Partinin liberal görüşlerini temsil edici fikir ve tutundan bunun en açık göstergesidir. Öyle ki (Küçük Amerika) yaratma çabaları ve bu çabalar doğrultusunda yapılan görüşmeler, sonrasında döneme damgasını vuran MARSHALL yardımları liberalleşme yoranda uygulanan politikaları oluşturmaktadır.<span id="more-4498"></span></p>
<p>Uzun yıllar boyunca savaştan çıkmış bir milletin ..ekonomik yönden yetersiz olması kaçınılmaz bir durum şüphesiz, rahat bu durum Cumhuriyet döneminin ilk partisi olan CHP tarafından adeta yadsınmış ve mili bir burjuva sınıfı yaratılması hedeflenmiştir.<br />
Bu hedeflemenin doğrultusunda ilk olarak 1923&#8242;te İzmir iktisat Kongresi toplanmıştır; fakat kongrenin sonunda amaçlananın doğrultusunda bir yapılanma görülememiştir. Böyle bu iktisadi sistemin yerine günün koşullan gereğince karma ekonominin daha olacağı kabullenilmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><!--adsense#336x280kareicerik--><br />
İkinci dünya savaşı ile daha fazla yerleşmiş olan kapitalist sistem tam anlamıyla benimsenemediği için günün gereklilikleriyle birlikte emperyalizmin ülkemizde hissedilmesine neden olmuştur. Bu sistem içinde sermaye sahipleri olsun, tüketiciler olsun batırmışlardır. Kapitalist sistemin bayatım devam ettirebilmesi ülkeler üzerindeki baskılarını azaltmaması, o ülkenin gelişmişlik oranıyla ilintili olduğundan.eğitimin artması da engellenmiştir.</p>
<p>Sosyal sınıfların evrimi Türkiye&#8217;de kapitalist sistemin ,emperyalizmin günümüzde batı egemenliği akındaki bu gelişimi ekonomik, sosyal, bilimsel ve kültürel unsurlara da bağlı durumdadır, değişim de oluşumda bu çarpıklara bağlı olarak oluşacaktır.</p>
<p><strong>KIR DÜNYASININ EVRİMİ</strong></p>
<p>Şehir ve kırsal kesimdeki uçurumlar ve kopukluklar sosyal yapının değişimine olduğu kadar; sınıflararası farklılıklarda da önemli unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Az gelişmiş ülkelerin ortak sorunu olmakla beraber her ülkede farklı seviyelerde ortaya çıkar. Ülkemizde ise bu en üst seviyededir.</p>
<p>Bu nedenle sömürgesi olduğu Batı ülkelerinin kültürünü gelişme sayarak değişmeye, batılılaşmaya çalışan şehir hayatı 19. yüzyıldan itibaren emperyalist sömürünün halkası haline gelmiştir.<br />
İki farklı sosyal yapı arasındaki çatışma, düşünce ayrılıklarından kaynaklanıyorsa, köyler tamamıyla batılılaşmanın karşısında bir tavır ve tutum izledikleri biline gelmiştir. Yine de meydana gelen değişimlerden pek de etkilenmediği varsayılan köylü kesimi, şehirle devamlı şekilde bağlantı halindedir.</p>
<p>Öyle ki dış ilişkiler bazen köklü değişikliklere neden olmuştur. Hatta yaşayan bu değişimler köylerin yok olmasına ve hatta yeni köylerin kurulmasına bile neden olmuştur. 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti’nin kapitalist ekonomi sistemine doğru açılmasıyla köylerde daha fazla bir parçalanma olmuştur. 1838’de Ticaret Antlaşması imzalanınca kır ekonomisinin üzerinde etkisini göstermeye başladığı yıllar 1840’lı yıllardır; ancak 1950’den sonra göze çarpan bir parçalanma vardır. Bu parçalanmayı kapitalist sisteminin eseri olarak görebiliriz.</p>
<p><strong>DEMOGRAFİK EVRİMİ</strong></p>
<p>Demografik evrimin ailemizde üç şekilde olduğunu söyleyebiliriz. Bu üç olgu, aileye göç dalgası ve ülke dışına olan göç, doğal nüfus artışı, köylerden şehirlere göç şeklinde sıralanabilir. Ülke dışından göç, özellikle 1774 Kırım Savaşı’ndan 1950’li yıllardaki Bulgaristan’da yaşayan Türklerin Türkiye’ye gelinceye kadar olan süreyi kapsamaktadır.</p>
<p>Osmanlı Devleti zamanında göçlerle gelenler devlet tarafından eski topraklara, meralara yerleştirilmiştir. Dışarıdan gelenlere yerel halkın elinde bulunan toprak kadar toprak verilmektedir. Bu şekilde uygulanan politika farklı ırklar arasında eşitlik ilkesine göre bağlı kalındığının bir göstergesidir.</p>
<p><strong>KIRDAN ŞEHİRE GÖÇ</strong></p>
<p>Genel olarak baktığımızda kırdan en büyük kente doğru bir akış olduğunu görmekteyiz. Belirtilen bu sebeplerin dışında kalan askeri bölgelerde bir yığılma ve aşiretlerin, diğer bir etken olarak yer değiştirmesidir. 1965’de Trakya’da askeri birliklerin bu bölgeye yerleşmesinden doğan faktör ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde de aynı geçerli bir sebep teşkil etmektedir. Köyden kente göçlerin dağılımına baktığımızda Türkiye’nin en büyük illerini barındıran Marmara Bölgesi başta gelmektedir. Bu bölgede dışarlıklı nüfusun %34,5’ü bulunmakta, İstanbul’da ise %27,5’i yaşamaktadır. Bunlardan sonra gelen ise Ankara ve ona komşu olan Eskişehir’dir.</p>
<p>Daha sonra ise İzmir ve sınır komşuları, ardından Adana ili ve komşuları olan Hatay ve mersin gelir. Bu dağılımlara baktığınızda genel itibarıyla ülkenin en büyük illeri oldukları görülüyor. Faktör olarak da sanayileşmenin, iş olanaklarının fazlalığı olduğu göze çarpıyor. Bunun yanında bir de hizmet sektörünün yoğun bir şekilde  illerde bulunmasını da görmekteyiz.</p>
<p>Kırdan kente göç olgusunu incelediğimizde temelde demografik evrimin, ekonomik evrim sonucu ortaya çıktığı bilinmektedir. Türkiye’deki var olan göçlerin niteliği şehrin cazibesinden ziyade kırın iticiliğinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Türkiye’de hareketsiz nüfusa sahip yerleşim alanlarının olduğu pek söylenemez, fakat bunun en aza inmediği Ege ve Güney Bölgelerimizdeki örneklerinde rastlamaktayız. Bunun nedenini ise bu bölgelerin tarıma elverişli arazilere sahip olmasında ve küçük yada büyük mülkiyetlere sahip kişilerin teknolojik aletlerin kullanımının yoğunluğundan anlayabilmekteyiz. Oysa Doğu bölgelerimizi incelediğimizde görmekteyiz ki gerek coğrafi koşulların yetersizliği, gerek elverişsiz topraklar ve de gerekse arazinin büyük toprak sahipleri tarafından gasp edilmiş olması, göç etmeyi adeta mecburiyet haline getirmektedir.</p>
<p>Bölgede para ekonomisine geçilmemiş olmasından, eski sosyal yapıların kendilerini korumaları daha da kolaylaşır. Haberleşmenin de az olması ile ülkenin iki tarafında zıt kutupların oluşmasına sebep olu. Orta bölgelerde ise, göçlerin en fazla derecede görülmesi durumu var iken, Güney Doğudaki ise çok az bir kesim değişimden etkilenmemiştir.</p>
<p>SOSYO-EKONOMİK YAPILARIN EVRİMİ</p>
<p>Kapitalist üretimin ülkeye soktuğu çeşitli araçların sonucudur. Bunun sonucu olarak ise sosyo-ekonomik yapılarda çözülme ve değişme olmuştur.<br />
Bu değişim iki şekilde oluşur. Kapitalist sistem öncesi yapıların çözülmesi, değişime uğraması bu zaman içinde kapitalist güçlerin kendi egemenliklerini arttırıp pekiştirmesidir. Bu da kırsal kesimlerde ve aşiretlerde bir yıkıma neden olmuştur.<br />
Kapitalist Öncesi Yapıların Evrimi: Bu daha çok Doğu Anadolu’daki aşiretlerde daha sonra ise uzantısı kapitalist işletmelerle ilgilidir.</p>
<p><strong>DOĞU’NUN EVRİMİ:</strong> Doğu’daki sorunlar etnik bir sorun olan Kürt Sorunu’na bağlıdır. Osmanlı Devleti’nde de aşiretlerin iç yapılarına dokunulmamıştır. Sadece onların reislerine Sancak Beyliği verilerek onların aşiretlerine mensup insanlarla olan ilişkilerine dokunulmamıştır.</p>
<p>18. yüzyılda orta ve Batı Anadolu’da bir çözülme olmasına rağmen Doğu’da ancak 19. yüzyıla kadar herhangi bir değişim olmamıştır.<br />
Bugün bile Doğu-batı arasındaki farkın temelini kopukluk oluşturur. 19. yüzyılda Doğu’daki değişimin temeli aslında Batı’nın isteklerine uymak için Osmanlının yaptığı, geçirdiği değişimin bir sonucudur. Batı’daki feodal yapıları yıktıktan sonra Doğu’ya yönelmiştir. Kavalalı Ahmet Paşa’nın Suriye’den geçerek Doğu’dan ilerlemesi, bu bölgelerdeki feodal güçlerin stratejik önemini vurgular. Bundan yararlanan ise Mehmet Ali Paşa Olmuştur.</p>
<p>Osmanlı Devleti’nin Kürt Beylerine karşı tutumunun değişmesi, Kürt Beylerini yıkan değişim için ortam hazırlar. Bu kez de yerine şeyhler yer alır. Aşiret alt yapısını korumasına rağmen üretim ilişkilerini değiştirmeye başlar. Önceden angarya olarak verilen vergileri daha sonradan ortakçılık olarak değiştirdiler. Bu da toprağın daha fazla sömürülmesine neden oldu. Bölgedeki tütün cinsinin yetiştirilmesi, para ekonomisinin ülkeye girmesine neden olur. Bu da kabile yapılarının çözülmesine neden olur.</p>
<p>İlk başlarda bol ve ucuz emekten yararlanmak için yapıları korunur. Batı’da kapitalist ekonomiyle birlikte Doğu’daki yapılanmanın anlamsız ve imkansız olduğu anlaşılmıştır.1960’lı yıllarda ise çözülme dönemine girmiştir. Doğu’da kapitalizme karşı varlığını sürdürmekte direnen göçebe Kürtlerin, büyük aşiret yapılarıyla büyük tarım mülkleri alanında kendini açığa vurur.</p>
<p>1945’ten sonraya baktığımızda ise bu tabloda bir değişim oluşur. Oluşan boşluk, yaş gruplar tarafından doldurulur. Nüfusta hızla ilerleme göze çarpar. Kişi başına düşen milli gelir ise 1938’dekini bulup üstüne çıkar.</p>
<p>Dışarıdan yapılan doğrudan yada dolaylı destekle köy nüfusunda hızlı bir artış olur. Bu ilerleme olmaksızın nüfusun artışı, büyüme ve hastalıklara karşı yapılan çalışmalarla nüfus artışı, büyüme ve hastalıklara karşı yapılan çalışmalarla nüfus artışı olmuştur. Ölüm oranı düşüp, yaşam standardının artmasından kaynaklanmıştır. 1970’li yıllarda ise işçi göçleriyle nüfusta bir durulma görülmüştür. Bu göçler 1960-1970 tarihleri arasında nüfusun düşmesinde oldukça etkili olmuştur.</p>
<p>Köylerdeki nüfus oranını karşılaştıracak olursak üç ayrı dönem olarak bakmamız gerekiyor. 1945 öncesi, köyden kente göç fazla olmasa da, esas doğan çocukların ölmesi, ülkenin genel nüfus artışının gerisinde kalmasında neden teşkil etmiştir. 1940’la 1945 arasında bu daha da artmıştır.</p>
<p>1950’li yıllara kadar dayanmaktadır. 1950’lerden sonra ise köy nüfus artışının düşmesi artık şehirlere göçlerdendir. Bu görüşler en iyi topraklara arazi sahipleri el koyması, makineleşmesi (üretimin) küçük köylülerin orman ve meraları açarak tarım alanı haline getirmeleri; fakat verimde orantılı olarak düşmüştür. Yayılmasının en son sınırına gelinmesi, buna rağmen köy ekonomisini canlandıracak herhangi bir ıslah yapılmaması ilk önce köy halkının şehre yığılmasına daha sonra ise dış ülkelere göçe neden olmuştur.<br />
Göçün yurt dışından ülkeye yapılması demografik yönden olumlu bir gelişmedir. Azınlıkların yurt dışına göçleri ise olumsuz bir durum oluşturur.</p>
<p>I. Dünya Savaşı sırasında Rum-Ortodoks ahalinin Anadolu’dan kaçışı ya da Yunanistan’daki Türk ahalisiyle mübadelesi kırsal yapılar üzerinde oldukça etki yapmıştır. Doğu’daki Ermenilerin yurttan çıkarılmalarıyla topraklarını da ağalar işgal etmiştir. Savaş bitiminde geri gelip topraklarını istemelerini, bunun korkusuyla köy ağalarını zorunlu mücadeleye katılmaya itmiştir. Köy ağaları bir karaktere bürünmüşlerdir. Bu durum feodal bir yapının oluşturmasında etken bir rol oynadı. Köylü halk ile toprak ağası arasında temel eşitsizliğini gösterdi.</p>
<p>Azınlıkların yurttan çıkışlarıyla ticaret yerli esnafların eline geçti. Böylece yerli esnafların üzerindeki denetiminde, malların elden çıkarılması denetleniyordu.<br />
Genel olarak baktığımızda göçlerle ilgili olan demografik evrim niteliklidir. Bu da demografik ilerlemenin temelinde en önemli olarak nüfus artışı olduğudur.</p>
<p>Türkiye’nin I. Dünya Savaşı sonrasına baktığımızda, on yıllık bir savaştan çıkan bu milletin nüfus yapısı alt üst olmuştur. Belirli yaşlar arasında boşluk oluşturmuştur. Aynı olay I. Dünya Savaşı sırasında göze çarpmaktadır; fakat buna bir de ekonomik buhran da eklenince ölüm oranının artmasına neden olur.</p>
<p><strong>GÖÇEBE AŞİRETLERİN EVRİMİ</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu’nun en uç kesiminde göçebe olarak yaşayan, yok olmuş bir kültürün devamını yaşatmaya çalışan bir kesim vardır. 1945’li yıllardaki büyük sıçrama Doğu bölgelerde diğer bölgelerle nazaran daha fazlasıydı. Bu da meraların, otlakların tarım arazisine çevrilmesine paralel olarak da arazi kiralarının artmasına, devlet ve yerleşik halk tarafından sömürülmesine neden olmuştur.</p>
<p>Bu sıkıntılar yüzünden kabileler giderek erimiş ve yok olmuşlardır. Onların yerine (Rumo) denilen yerleşim alanları oluşmuştur. Aşiret Reisleri ise göçebe olarak hayatlarını devam ettiren topluluklara otlak kiralamıştır. Bu paraları toplayarak toprak sahibine iletir. Bu göçebe yaşam er ya da geç bitecektir.<br />
<strong><br />
DOĞU’DAKİ BÜYÜK TARIM MÜLKLERİN EVRİMİ</strong></p>
<p>Doğu’daki evrim toprağa dayalı olduğu için bunun temelinde feodal-kabileci geçmişinde bulmak gerekir. Bu yapılarda ülkenin sosyo-ekonomik yapısının değişimine sebep olmuşlardır. Eski yapıların, bölgedeki sosyo-ekonomik, hayatın hızlı evrimine rağmen, her şeyi elinde bulundurma iddiası vardır.</p>
<p>Kapitalist sistem, makineleşmiş tarım içinde köylüleri tarım proletaryası olarak kullanmıştır. İşsizlik yüzünden eskiden bağlı oldukları toprak ağalarından kurtulurlar. Bu kez de kaçınılmaz olarak kendilerin sınıf çatışmaları içinde bulurlar. Bunun sonunda emperyalist sömürünün Doğu Anadolu’daki en son kademede olunca, ters yönde Doğuyla  Batı uluslar arası emperyalizm arasındaki ilişkilere yansır.</p>
<p><strong>KAPİTALİST ALANDA EVRİM</strong><br />
Kapitalist sistemin oluşturduğu, ortaya çıkmış olan egemen sınıfta üretici arasındaki ilişkiyi engellemez. Tersine yeni bir sosyo-ekonomik yapıların oluşmasını kolaylaştırır. Kapitalist yapılar kendi içinde zamanla değişik şekillere bürünerek kendine yeterli mal ekonomisin yerini alır.</p>
<p>Bu sistem içinde üreticilerle tüccar arasında keskin çıkar karşıtlığı himayeci ilişkiler ardına gizlenmiştir. Ürününü satabileceği en yakın yerde kasabadaki dükkan sahibi onun dış dünyayla ilişkisi olmakla kılınmayıp devletin hemen hemen hiçbir şekilde sağlamadığı sosyal yardım mekanizmasının da tüccar sağlamaktadır.</p>
<p><strong>KÜÇÜK MÜLKİYETE DAYALI KÖYLER</strong></p>
<p>Yerleşim alanında yaşayanların hepsinin küçük mülkiyetleri olan egemen bir kesimin olmadığı köylerdir. Önceden kırsal kesimin yerleşme yeri coğrafi koşullara dayanılarak oluşan daha sonraları bu faktörler değişmiş; şehre uzaklık, dış pazara açılan şartlarda belirlenmeye bağlanmıştır. Bu köydeki üretimin ürün fazlalığı ise toprağın niteliğine – niceliğine bağlıdır.</p>
<p>Makineleşmiş dönemin ortakçılarıyla – makineleşmemiş dönemin ücretli emekçileri büyük işgücüne ihtiyaç olan yerlerde yada şehirlerde çalışan gezgin emekçileri oluşturur. Bunlarda şehir proleteryasını -lumpen proloteryasını oluşturur. Evrimin bu denli hızlanması köyde de siyasallaşmayı ortaya çıkartır. Bunun da önüne geçemeyerek 1961 Anayasasında köylülerin siyasetle uğraşmaması gerektiğini ifade etmişlerdir. Fakat köydeki halk göçlerle birlikte kasabalarda şehirlerde siyasetle uğraşmaya devam etmiştir. Emekçi sınıf burjuvaziyle olan kişisel ilişkileri arasında boğulup kalmışlardır.</p>
<p><strong>BÜYÜK TOPRAK MÜLKİYETİNE DAYALI KÖYLER</strong><br />
Doğu ve Batı arasında büyük mülkiyetlerde farklılık vardır. Batı Anadolu’daki büyük mülkiyetler kapitalist üretim amaçlı mal üretmektedir. Çalışan kesime iş göçüne bakarsak benzer özellik kaydetmesi, emekçi kesim olması aynı kefeye koymamıza yetmez. Bu iki toplumun değişimleri de farklı şekilde gelişir. Batı daha önce kapitalist güçlerin ülkeye girmesi 1774’de antlaşmayla başlarken Doğu’da 19. yüzyıla kadar herhangi bir değişim yoktur. Koşullar ve bu koşulların sonuçları da farklı olmuştur.</p>
<p>19. yüzyıl sonlarına doğru başlayan makineleşme 1920-1930 yılları arasında duraksama (ekonomik buhrandan) olur. Bu durum farklı şekillerde açığa vurur. Tarım mülkiyetinin yeniden oluşmasına göçlerin başlamasına neden olur.<br />
Doğudaki eski sosyal yapı tüketim ihtiyaçlarına yönelik değişimini izlemez. Bu insanların kendi ürettikleri kendilerine yetmekteydi. Osmanlı’da bunun iç yapısına dokunmamıştır. Bir çok kişi yerine tek kişiyle uğraşmanın daha basit olması, bunun yanı sıra ucuz emek ve mal alınması Doğu’daki gelişimin olmasına zaman kaybettirmiş, Batı’daki kapitalist sistemin pekişmesi sayesinde Osmanlı böyle gitmeyeceğini anlayarak toprak ağaları üzerindeki tutumlarını değiştirmiştir.</p>
<p>Bu toprak ağalarının yerine şeyhlerin geçmesi onların yüzünden istemeyerek de olsa para ekonomisinin bölgeye girmesi, toplumun zanaatlar üzerine çalışmaları evrim sürecini arttırmıştır. Günümüzde bile hala bazı bölgelerde etkilerini sürdürmektedirler. Batıda daha erken bir geçiş olduğundan günümüzde güçlü toprak sahipleri yoktur. Hatta devlet küçülen arazileri büyütmek, tekelleştirmek için çalışma yürütmektedir. Çünkü toprakların miras olarak dağıtımından gittikçe araziler küçülmekte ve verim düşmektedir.</p>
<p>E<strong>mperyalist Sömürünün Kademeleri </strong></p>
<p>Ülkemizdeki sömürü iki büyük sınıfın ticari ve mali büyük burjuvazisiyle köylerdeki büyük toprak sahibi tarım burjuvazisi arasında kurulmuştur. Bu düzen cumhuriyetin kurulduğu dönemde ortaya çıkmıştır. Şehir burjuvazisi oluşturma çalışmaları ilk yıllarda başlamıştır. Devlette destek vermiştir. Daha sonra II. Dünya Savaşı sırasında bu denge bozulur gibi olsa da 1950 yıllarda kabul edilen dereceli seçme  sistemi ile yeniden sağlanmıştır.</p>
<p>Prekapitalist alanın ülke genelinde yetersizliği ve güçsüzlüğünde beraberinde getiren bu siyasal yetersizlik Doğu’nun Batı tarafından sömürülmesine neden olmuştur. 1950 yılından sonra hızla artan kapitalist ilişkilerle Doğu-Batı arasında uçurumlar oluşturmuştur.</p>
<p>Doğu Anadolu’daki egemen sınıfın izlediği yol, onu emperyalizmin en büyük yararı sağlaması uğruna Batı’nın büyük burjuvazisiyle sıkı bir işbirliğine götürür. Doğu Anadolu’nun egemen sınıfı tarafından sömürülmesini engelleyecek biçimde kurmaktadır.</p>
<p>Doğu Anadolu’daki kapitalist ilişkilerin hızla evrimleşmesi buranın egemen sınıfının, önder olma niteliklerinden soyutlayarak ülkenin egemen sınıfı içinde eritir. Doğu Anadolu’daki halkın tepkisi sömürücülerin tamamına karşı yönelir.</p>
<p><strong>KIRLARDA SOSYAL SINIFLAR</strong></p>
<p>Sonuç olarak bakıldığında kapitalist ilişkilerin, para ekonomisinin köylere girmesiyle bunların sosyal ekonomik yapılarında dejenere oluşturmaktadır. Hayat şartlarını da alt üst eder. Bunun yanında ise çelişkiler su yüzüne çıkar. Siyasal olarak olsun dini gericilik sömürü ortadan kalkar. Halkta bilinçlenme oluşur. Bu da mevcut olan yapıların değişmelerine yönelik en önemli güç olarak karşımıza çıkar.</p>
<p>Toprağın ilk kez ele geçirilmesi 19. yüz yılda başlar. Esas olarak Hıristiyan azınlıkların topraklarının işgaliyle tamamlanır. Bu işgal önce fiilen sonra medeni bununla yasal olarak gerçekleşir. 1950’de başlayan tarım politikasıyla başlayıp 10 yıl içinde tamamlanmıştır. Bu gelişmeler büyük tarım burjuvasını işini tarım araçları konusunda yatırım yapmaya yöneltmiştir. Böylece şehir burjuvazisini ortadan kaldırmak artık değerin tümünü kendi elinde tutmak ister.</p>
<p><strong>1970 Öncesi Şehir Çevresinin Evrimi</strong></p>
<p>Şehirlerin evrimi bulundukları yerlerin konumlarına göre değişir. Maden şehri, Başkent, Liman Şehri, örnek; İstanbul’un evrimi ise sanayileşmesi iki kıtayı bağlayan konumda olması tarihi bir üstünlük olması gibi faktörlerle şehirlerin değişimi evrimi gerçekleştirir. Bu şehirler emperyalist sömürünün Türkiye’deki uçları ve çıkış noktalarıdır. Türkiye’deki şehir ağı kademeleşmenin büyük merkezlerinden sonra bölgesel şehir merkezleri daha sonra ise mahalli pazarlar gelir. Bu halka içerisine küçük merkezleriyle Pazar – kasaba niteliğindeki ilçe merkezleri de girer.</p>
<p><strong>Ekonomik Yapıların Evrimi</strong></p>
<p>Şehirlerdeki kademeleşme işlenmiş hammaddelerin dağıtımı bir yanda ise tarım kesiminden gelen hammaddelerin bir araya toparlanmasını sağlayan bir ağ olarak belirlenir. Emperyalizmin ürettiği malların karşısına o, Batı kültürünün taşıyıcısı olarak belirlenen her nesneyi tehlikeli sayan ve peşinen mahkum eden bir başka ideolojiye dikilir.<br />
İşte bu gözle görüldüğü içindir ki matbaada basılan kitabında tutun da makinesine kadar lanetlenir. Kır kesiminde üretilen zenginliklerin büyük şehir burjuvasıyla şehirlerde kullanılması Türkiye’de Şehir imgesini belirler.</p>
<p><strong>DEMOGRAFİK YAPILARIN EVRİMİ</strong><br />
1950’den sonra uygulanan tarım politikası ile köylerden gelen güçlü göç eğilimiyle şehirlerin emme gücü çelişkilerini yaratmıştı. Şehirde görülen sanayileşme köylerdeki makineleşmeden sonra geliyordu. Böylece şehirler yetersiz geliyordu. Köylerden şehirlere göçen insanların lumpen proletaryası sıkıştırmakta ve onlardan kapak bir şekilde yaşamaktadır. Buna istihdam alanında “gizli işsizlik” veya “Belirsiz işler Kategorisi” diye önümüze çıkmıştır.</p>
<p><strong>BÜYÜK BURJUVAZİ</strong><br />
İkinci Dünya Savaşından sonra dış sermayenin ülkeye girmesiyle emperyalist ülkelere açılma böyle olmuştur ve bu tarihten itibaren ülkeyi daha iyi sömürmek için sermaye ve teçhizat verir. Kurulu yeni alanlarda yerli burjuvazi ise araç olarak görülür. Bu ona daha fazla para kazanma yolunu açmış olur. Buna örnek Marshall yardımlarını verebiliriz. Sözde verilen yardımla tarım yoluyla kalkınma olacaktı. Tarım arazisinin gelişip ilerleyecek, böylece yerli burjuvazi güçlenecekti.</p>
<p>1960’a kadar böyle sürmüş ve hükümet darbesiyle sonuçlanmıştır. Arkasına askeri kesimi de alan şehir burjuvazisi ekonomik buhranı, ithalat ve ihracatın durgunluğunu sonuçlandırmıştır. 1950 – 60 yılları arasında yapılan ithalat kısıtlamaları, büyük burjuvazinin zenginleşmesini sağlarken ortada büyük bir dengesizlik oluşturmuştur. Bu darlık ülkenin borçlarını ödemede de güçlük sağlamıştır. Yapılan sermaye birikimiyle toplanan paraları yerli burjuvanın oluşturması.</p>
<p>Burjuva sınıfının borçlanma mekanizmaları sayesinde dış sermayeye bağlanması, tarım iş gücünün fazlasının göçü, iş gücü yarattıktan sonra emperyalizm büyük burjuvaziyi sanayi yatırımları yöneltmeye başlar.</p>
<p>İlkel bir şekilde yapılan sömürüyü daha üst seviyelere taşımak için sanayileşmede artık ilkel sömürüden uzaklaşıp sınırlı tüketimle, harcamayla yüksek karlar elde etmektir. Suni ürünler, mal darlığı ve tekel durumu yaratmaktır. En az yatırımla en fazla kar sağlamaya elverişli usullere yönelmekteydi.<br />
Sonuç olarak diyebiliriz ki; şehir büyük burjuvaziyle büyük arazi sahiplerinin arasındaki karşıtlık siyasal rejimin evrimini belirleyen karşıtlıktır.</p>
<p><strong>KÜÇÜK BURJUVAZİ</strong><br />
Bu tabakanın başlıca niteliği her zaman her yerde alışkanlığıdır. Bir yandan işçi sınıfını çoğaltırken diğer yandan zirveye üst kesime tırmanmaya çalışan kesim oluşturur.<br />
Bu kategorinin en alt kademeleri bir yandan üstü başı ve evsaflı işçiler aracılığıyla proleteryaya, öte yandan kamu görevlilerinin en alt basamağını proleteryaya karışır. Üst kademelerinde ise sahici burjuva çevrelerine ulaşmak için devlet memurluğu hiyerarşisi ile sanayi ve hizmet sektörlerindeki kadrolar hiyerarşi basamak olarak kullanılır.<br />
Demek oluyor ki bütünü içinde küçük burjuvazi birbirinden farklı iki unsurlu ortaya çıkmaktadır.<br />
<strong><br />
ŞEHİR PROLETERYASI</strong><br />
Sayıca ifadesi en güç olan sınıftır. Türkiye’de proletaryanın evrimi sanayi sektörünün yapısına da bağlı durumdadır. Yani bu sektörün çeşitli alanlara dağılımı kadar işletme büyüklükleri de söz konusudur. İkinci Dünya Savaşı öncesinin sanayileşme yapılarına bağlı bu olgular, bu yapılarla birlikte evrimleşmeye uğrarlar.</p>
<p>Böylece önce devletin “işveren” olarak etkinliği elden bırakması 1950 – 60’lı yıllarda özel teşebbüse dayalı, ikinci sanayileşme dalgası proletarya içinde imtiyazlı bir kesim oluşması hayalini silip yok ederken, sermayelerinin sanayi sektörüne yönelmesi sonucu doğan rekabet de işçinin durumunun da, kişisel düzeyde bir değişmeyi gitgide umulur olmaktan çıkar.</p>
<p>Emperyalizmin 1960’dan sonraki yıllar boyunca Türkiye’de verdiği aşamanın belli başlı özelliklerinden biri kendi yararına çalışmamasıdır. Evrim özellikle İstanbul’la ilgili olarak son derece açık seçiktir. Bu şehir Avrupa’ya giden işçi kafilerinin çoğunluğu meydana getirmek gibi imtiyazlı bir durumdan başka, Avrupa emek borsasına doğru yola çıkan köylü unsurların zorunlu olarak yerini alma özelliğini de kaydetmiştir. Böylece büyük şehirde daha önce yerleşmiş işçi kitleleriyle köylerden şehirlere doğru akan emekçi kitleler arasındaki karşıtlık aşılma yoluna girer ve bu süreçle risk işçi sınıfı hem nicelik, hem de nitelik olarak güçlenip pekişir.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/sosyal-siniflar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nevruz bayramı</title>
		<link>http://www.buzlu.org/nevruz-bayrami/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/nevruz-bayrami/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Feb 2010 10:26:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Önemli günler]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[atlama]]></category>
		<category><![CDATA[önemli günler]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[kutlama]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim]]></category>
		<category><![CDATA[nevruz]]></category>
		<category><![CDATA[takvim]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[yeni gün]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4492</guid>
		<description><![CDATA[
Tabiat ile iç içe, kucak kucağa yaşayan, toprağı &#8220;ana&#8221; olarak vasıflandıran Türk&#8217;ün düşünce sisteminde &#8220;baharın gelişi&#8221; elbette önemli bir yere sahip olacaktı.
Nevruz, Türk dünyasının kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna kadar uzanan engin coğrafyada yaşayan toplulukların pek çoğu tarafından yaygın olarak kutlanan bahar bayramıdır.Bütün bayramların dinî ve millî bir inanıştan, o toplumu ilgilendiren ortak bir hatıradan, geleneklerden, [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/02/nevruz_bayrami.jpg"><img class="size-full wp-image-4493 aligncenter" title="nevruz_bayrami" src="http://www.buzlu.org/images/2010/02/nevruz_bayrami.jpg" alt="" width="260" height="183" /></a></p>
<p>Tabiat ile iç içe, kucak kucağa yaşayan, toprağı &#8220;ana&#8221; olarak vasıflandıran Türk&#8217;ün düşünce sisteminde &#8220;baharın gelişi&#8221; elbette önemli bir yere sahip olacaktı.<br />
Nevruz, Türk dünyasının kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna kadar uzanan engin coğrafyada yaşayan toplulukların pek çoğu tarafından yaygın olarak kutlanan bahar bayramıdır.Bütün bayramların dinî ve millî bir inanıştan, o toplumu ilgilendiren ortak bir hatıradan, geleneklerden, duygulardan ve tabiatın insanlara tesir eden bir olayından doğduğuna inanılır.</p>
<p>Genellikle Nevruz, yani Farsça &#8220;Yeni Gün&#8221; adını taşıyan bahar bayramı, insan ruhunun tabiattaki uyanışıyla birlikte kutladığı bir bayramdır. Böyle bir bayramın, yani mevsimlerin değişikliğinden doğan özel günlerin, başka başka adlar altında birçok milletin sosyal hayatında yer aldığı da bilinmektedir.<span id="more-4492"></span></p>
<p>Mesela, Hıristiyan âleminin dinî muhteva ile şekillendirerek ve Noel Baba sembolü ile karlar ülkesinden geyiklerin çektiği kızaklarla neşe ve ümitleri taşıdığı &#8220;Noel Bayramı&#8221; bunun farklı bir örneğini teşkil eder. Bu kutlamalarda yine bahara duyulan özlem &#8220;çam ağacı&#8221; motifi etrafında şekillendiriliyor. Aynı zamanda bir takvim değişikliğini de ifade eden bu kutlamalara baktığımızda Türk&#8217; ün kutladığı &#8220;bahar bayramı&#8221;nın da bir takvim değişikliğini yansıttığı görülüyor.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Burada dikkati çeken husus &#8220;baharın başladığı zaman&#8221;dır. Türk, bu takvim değişikliğini &#8220;toprağın uyandığı gün&#8221; ile özdeşleştirmiştir. Bu coşkuyu Türk kamları dualarında, niyazlarında şöyle ifade ediyorlar:<br />
&#8220;&#8230; Yüce Göktanrı&#8217;nın ilk defa gürlediği, yağız yer, altmış türlü çiçeklerle ilk defa bezendiği, altmış türlü hayvan sürülerinin ilk defa kişnediği ve melediği zaman sen (Türk&#8217;ün Atası) yaradıldın!&#8221;</p>
<p>Bu bayram İslâmiyet&#8217;i kabul etmiş olan ilk Müslüman konar göçer Türk topluluklarında; sürgün avı, toy, şölen, yuğ vb. gibi İslâmiyet&#8217;le çatışmayan âdetlerden biri olarak devam edegelmiştir. Böylece bu ananeler günümüz Türk dünyasına ortak kültür mirası olarak intikâl etmişlerdir. Gelenekler, tarihini kesinlikle tespit edemediğimiz dönemlerden kalmadır. Neden, niçin, nasıl gibi sorular sorulmadan atadan oğula kalmıştır. Gelenekler bu özelliğiyle millet bağını güçlendiren en önemli unsurlardan biridir. Baharın gelişinin kutlandığı bugün de böyle bir gelenektir.</p>
<p>Nevruz, eldeki tarihi kaynaklardan hareketle en eski Türk adetlerinden, bayramlarından biri olduğu kesinleşmiştir. Yeni yılın başlangıcı, yenilik, coşku, canlanma gibi nitelikler hiç değişmeden günümüze kadar yaşadığı uçsuz bucaksız coğrafyalarda görülmektedir.</p>
<p>Çin kaynaklarından Kutadgu Bilig&#8217;e, Kaşgarlı Mahmud&#8217;dan Bîrûnî&#8217;ye, Nizâmü&#8217;ı Mülk&#8217;ün Siyasetnâme&#8217;sinden Melikşah&#8217;ın takvimine kadar, Akkoyunlu Uzun Hasan Bey&#8217;in kanunlarına kadar gelen bir çizgide Nevruz ile ilgili kayıtlar eldedir. Diğer taraftan Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed, Safevi Türkmen Devletinin kurucusu Şah İsmail (Hataî), Osmanlılarda Sultan I. Ahmed ve Sultan Dördüncü Murad gibi hükümdarların, Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün; din adamlarımızdan Kazasker Bâki Efendi ve Şeyhülislam Yahya Efendilerin, şairlerimizden Kuloğlu, Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal, Şükrü Baba, Hüsnü Baba, Fuzulî, Nev&#8217;î Efendi, Nef&#8217;î, Nedim, Hüseyin Suad ve Namık Kemal gibi şairlerimizin Fatih devri vezirlerinden Ahmed Paşa&#8217;nın; büyük Azeri şairi Şehriyar&#8217;ın ve büyük Türkmen şairi Mahdumkulu&#8217;nun uzun bir tarih boyunca Nevruz bayramının gelişini &#8220;Nevruziye&#8221; veya &#8220;Bahariye&#8221; denilen şiirlerle kutladıklarını da biliyoruz.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Ayrıca Nevruz&#8217;un Türk musikisinin en eski mürekkep makamlarından biri olarak da kültürümüzde yedi yüzyıldan fazla bir maziye sahip olduğunu da biliyoruz. Bu makam ilk defa Urmiyeli Safıyûddîn Abdulmü&#8217;mîn Urmevî (1224-1294) tarafından kullanılmıştır. Bu şekilde elimizde yirminin üzerinde makam bulunmaktadır.</p>
<p>Nevruz geleneği ne Sünnilikle, ne Alevilikle, ne Bektaşilikle doğrudan doğuş bağlantısı olmayan, İslâmiyetten çok öncelere giden bir gelenektir. Yani bir dinin veya mezhebin bayramı değildir. Bu yüzden de herhangi bir şekilde bir mezhep adına, bir din adına, bir etnik menşe adına bağlı gösterilmesi, istismar edilmesi bir ayrılık unsuru olarak takdim edilmeye çalışılması yanlıştır. Tarihin ve kültürün bütün gerçeklerine aykırıdır.</p>
<p>1990 yılında bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri&#8217;nde Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan ile Rusya Federasyonu bünyesindeki Tataristan 21 Mart Ergenekon/Nevruz Bayramı&#8217;nı &#8220;Milli Bayram&#8221; olarak ilan etmişlerdir.</p>
<p>Bu günün coşkuyla kutlanmasına büyük önem vermektedirler. Türk kültüründen kaynaklanan Ergenekon/Nevruz bayramı, her yönüyle Türk gelenek ve görenekleriyle zenginleşmiş ananevi ve temeli beş bin yıllık Türk tarihine dayalı milli bir bayramdır. Türkiye&#8217;de de 1991 yılında Türk Dünyası ile birlikte ortak bir gün olarak resmi tatil olmaksızın bayram ilan edilmiştir.</p>
<p>Nevruz; Türk insanını birbirine kenetleyen, bağlayan, Ergenekon&#8217;dan demir dağları eriterek dirilen atalarının ruhlarıyla yanan bir ateştir. Bu ateş, hiç sönmeden binlerce yıl yandı ve gelecekte de kıvılcımlarından binlerce gönlü tutuşturarak &#8220;ortak kültür ocağı&#8221;nda binlerce ruhu ısıtacaktır. Avrasya&#8217;nın ,Türk âleminin Nevruz toyu kutlu olsun, Nevruz gülleri geleceğe umutlar taşısın.</p>
<p>Nevruz&#8217;un Türk Dünyasındaki İsimleri: Türk dünyasında, Hunlardan bazen farklı isimlerle günümüze kadar ulaşan tabiatın ve millî uyanışın birleştirilmesi anlamını taşıyan Nevruz (Yeni Gün) şenliklerinin şu isimlerle kutlandığı biliniyor:</p>
<table border="1" cellpadding="0" width="69%">
<tbody>
<tr>
<td width="39%">
<h5 class="style2">Nevruz</h5>
</td>
<td width="38%">
<h5 class="style2">Navruz</h5>
</td>
<td width="23%">
<h5 class="style2">Novruz</h5>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="39%">
<h5 class="style2">Sultan-ı    Nevruz</h5>
</td>
<td width="38%">
<h5 class="style2">Sultan-ı Navrız</h5>
</td>
<td width="23%">
<h5 class="style2">Navrez</h5>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="39%">
<h5 class="style2">Nevris</h5>
</td>
<td width="38%">
<h5 class="style2">Naorus</h5>
</td>
<td width="23%">
<h5 class="style2">Novroz</h5>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="39%">
<h5 class="style2">Navrıs Oyıx</h5>
</td>
<td width="38%">
<h5 class="style2">Nevruz Norus</h5>
</td>
<td width="23%">
<h5 class="style2">Ulustın Ulu</h5>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="39%">
<h5 class="style2">Küni</h5>
</td>
<td width="38%">
<h5 class="style2">Ulusun Ulu Günü</h5>
</td>
<td width="23%">
<h5 class="style2">Ulu Kün</h5>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="39%">
<h5 class="style2">Ergenekon</h5>
</td>
<td width="38%">
<h5 class="style2">Bozkurt</h5>
</td>
<td width="23%">
<h5 class="style2">Çağan</h5>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="39%">
<h5 class="style2">Babu Marta</h5>
</td>
<td width="38%">
<h5 class="style2">Kürklü Marta</h5>
</td>
<td width="23%">
<h5 class="style2">İlkyaz Yortusu</h5>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="39%">
<h5 class="style2">Yeni Gün</h5>
</td>
<td width="38%">
<h5 class="style2">Yengi Kün</h5>
</td>
<td width="23%">
<h5 class="style2">Yeni Yıl</h5>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="39%">
<h5 class="style2">Nevruz</h5>
</td>
<td width="38%">
<h5 class="style2">Navruz</h5>
</td>
<td width="23%">
<h5 class="style2">Novruz</h5>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="39%">
<h5 class="style2">Sultan-ı Nevruz</h5>
</td>
<td width="38%">
<h5 class="style2">Sultan-ı Navrız</h5>
</td>
<td width="23%">
<h5 class="style2">Navrez</h5>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="39%">
<h5 class="style2">Nevris</h5>
</td>
<td width="38%">
<h5 class="style2">Naorus</h5>
</td>
<td width="23%">
<h5 class="style2">Novroz</h5>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="39%">
<h5 class="style2">Navrıs Oyıx</h5>
</td>
<td width="38%">
<h5 class="style2">Nevruz Norus</h5>
</td>
<td width="23%">
<h5 class="style2">Ulustın Ulu</h5>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="39%">
<h5 class="style2">Küni</h5>
</td>
<td width="38%">
<h5 class="style2">Ulusun Ulu Günü</h5>
</td>
<td width="23%">
<h5 class="style2">Ulu Kün</h5>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="39%">
<h5 class="style2">Ergenekon</h5>
</td>
<td width="38%">
<h5 class="style2">Bozkurt</h5>
</td>
<td width="23%">
<h5 class="style2">Çağan</h5>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="39%">
<h5 class="style2">Babu Marta</h5>
</td>
<td width="38%">
<h5 class="style2">Kürklü Marta</h5>
</td>
<td width="23%">
<h5 class="style2">İlkyaz Yortusu</h5>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="39%">
<h5 class="style2">Yeni Gün</h5>
</td>
<td width="38%">
<h5 class="style2">Yengi Kün</h5>
</td>
<td width="23%">
<h5 class="style2">Yeni Yıl</h5>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="39%">
<h5 class="style2">Mart Dokuzu      Mereke</h5>
</td>
<td width="38%">
<h5 class="style2">Meyram</h5>
</td>
<td width="23%">
<h5><span class="style3"> </span></h5>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="39%">
<h5 class="style2">Nartukan</h5>
</td>
<td width="38%">
<h5 class="style2">Nartavan</h5>
</td>
<td width="23%">
<h5 class="style2">Isıakh Bayramı</h5>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="39%">
<h5 class="style2">Altay Ködürgeni</h5>
</td>
<td width="38%">
<h5 class="style2">Bahar Bayramı</h5>
</td>
<td width="23%">
<h5 class="style2">Yörük Bayramı</h5>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="39%">
<h5 class="style2">Mevris</h5>
</td>
<td width="38%">
<h5><span class="style3"> </span></h5>
</td>
<td width="23%">
<h5><span class="style3"> </span></h5>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/nevruz-bayrami/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elektroforez nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/elektroforez-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/elektroforez-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Feb 2010 10:05:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[amid]]></category>
		<category><![CDATA[deney]]></category>
		<category><![CDATA[disk]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[elektroforez]]></category>
		<category><![CDATA[jel]]></category>
		<category><![CDATA[Kağıt elektroforezi]]></category>
		<category><![CDATA[nişasta]]></category>
		<category><![CDATA[poliakril]]></category>
		<category><![CDATA[Selüloz]]></category>
		<category><![CDATA[slab]]></category>
		<category><![CDATA[Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4488</guid>
		<description><![CDATA[
Belirli bir pH’da ve belirli bir elektrik alanında yüklü taneciklerin farklı hızlarda yürüyerek ayrılmaları tekniğine elektroforez denir.
-Elektrik akımı
-Ayrılacak moleküllerin yüklü olmasıdır.
Elektroforez yönteminde ortamın pH’ı; tampon çözelti ile, elektrik alanı ise doğru akım veren bir güç kaynağından sağlanır.
Her bir taneciğin elektriksel hareketi farklı olduğundan birbirinden ayrılabilirler.
İlgili dökümanı yazının devamında bilgisayarınıza indirebilirsiniz.



  
    [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/02/Elektroforez.jpg"><img class="size-full wp-image-4489 aligncenter" title="Elektroforez" src="http://www.buzlu.org/images/2010/02/Elektroforez.jpg" alt="" width="234" height="254" /></a></p>
<p>Belirli bir pH’da ve belirli bir elektrik alanında yüklü taneciklerin farklı hızlarda yürüyerek ayrılmaları tekniğine elektroforez denir.</p>
<p>-Elektrik akımı<br />
-Ayrılacak moleküllerin yüklü olmasıdır.</p>
<p>Elektroforez yönteminde ortamın pH’ı; tampon çözelti ile, elektrik alanı ise doğru akım veren bir güç kaynağından sağlanır.<br />
Her bir taneciğin elektriksel hareketi farklı olduğundan birbirinden ayrılabilirler.</p>
<p>İlgili dökümanı yazının devamında bilgisayarınıza indirebilirsiniz.</p>
<p><span id="more-4488"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><table style="border: 1px solid #CCC;" cellpadding="3" width="100%">
  <tr>
    <td width="35">
      <img src="http://www.buzlu.org/wp-content/plugins/downloads-manager/img/icons/doc.gif" alt="http://www.buzlu.org/wp-content/plugins/downloads-manager/img/icons/doc.gif">
    </td>
    <td>
      <b>download:</b> <a href="http://www.buzlu.org/?file_id=13">elektroforez </a> <small>(108.5KB)</small><br />
      <b>added:</b> 14/02/2010 <br />
      <b>clicks:</b> 272 <br />
      <b>description:</b> elektroforez  <br />
    </td>
  </tr>
</table></p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/elektroforez-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
