|
Oca
03
|
Her sabah Çarşı Camii`nin arkasındaki harap zaptiye ahırlarının önünden, bir serçe sürüsü gibi, cıvıl cıvıl neşeli geçerdik. Okul biraz daha ileride,alçak duvarlı,oldukça geniş bir avlunun ortasında idi. Bir kattı, etrafında yükselen büyük kestane ağaçlarının birbirine karışmış koyu gölgeleri bütün çatısını kaplardı. Biz daha avlunun kapısından Hoca girmeden Efendinin olup olmadığını, şöyle bir bakar, anlardık:
-Abdurrahman Çelebi gelmiş mi be?
-Gelmiş, gelmiş…
Abdurrahman Çelebi, Hoca Efendinin eşeğiydi. Siyah, huysuz,inatçı bir hayvan… Her sabah bizler gibi erkenden okula gelir, akşama kadar kalır. Evlerimizden, sırasıyla getirdiğimiz kucak kucak otları, yazsa ağaçların, kışsa sol taraftaki abdestlik sundurmasının altında yavaş yavaş yerdi. Ona su vermek, onu tımar etmek okulda bir ayrıcalıktı. Hoca Efendiye kim yaranırsa bunu mükafat olarak kazanırdı. Okulun kapısına dar, taş bir merdivenle çıkılırdı. İçeri girilince ta karşı tarafta Hoca Efendinin rahlesi vardı.
Rahlenin önünde top yavrusu, müthiş tuhaf bir kürek gibi siyah kayışlı, ağır falaka asılı dururdu. Hepimiz kırk çocuktuk. Kızları birkaç ay evvel bizden ayırarak başka yere almışlardı. Sınıf taksimi filan yoktu.Elifbeyi ,amme`yi her şeyi bir ağızdan okuyor,rakamları bir ağızdan sayıyor,bir ağızdan ilahi söylüyorduk. Bütün dersimiz sıkıcı genellikle bir bestenin asla manalarını anlamadığımız güfteleriydi. Hoca Efendi,ak sakallı,uzun boylu,bağırtkan bir ihtiyardı. Yaz kış, her zaman cüppesiz abdest almaya hazırlanmış gibi kolları, paçaları çıplak, sıvalı,yerinde otururdu. Öğleden sonra Çarşı Camii’ni süpürmeye gidip sonra hiç gelmeyen kalfa daha gençti. Müezzinlik de yapıyordu. Bize şeker, leblebi, keçiboynuzu, çiğdem gibi şeyler satardı.
Gönen’den geldiğimiz günden beri her gün okula devam ediyordum. En başta gelen zevkim falaka tutmak!…Fakat bir gün Hakim Efendi ile setre pantolonlu,asık suratlı biri geldi.
-Kaymakam Bey!Kaymakam Bey! dediler.
Sakalsız esmer, uzun boylu, aksi birisi. Kapıdan girdiği anda Hoca Efendinin işareti üzerine hepimiz ayağa kalktık. Birisi çağırıyormuş gibi elini, başını sallayarak biri yerimize oturttu. Hepimizi tek tek gözden geçirdi. Bir kaçımızı okutmak istedi. Oysa bizler tek ağızla, ahenksiz okuyamazdık. Yüzünü buruşturdu. Yere baktı ve başını salladı. Sonra gözlerini Hoca Efendinin başında asılı duran falakayı dikti, baktı baktı. Sanki ömründe ilk defa bir falaka görüyormuş gibi dikkat kesilerek öylece baktı. Döndü, selam vermeden çıkarken:
-Biraz dışarı gelirmisiniz, Hoca Efendi?… dedi.
Hoca Efendi korkarak divan duruyor gibi kollarını önüne kavuşturarak yürüdü. Hakim Efendi ile kaymakamın arkasından bahçeye çıktı. Dışarıda ne konuştuklarını bilmiyorduk. Ama falaka ertesi gün yine yoktu.
Falaka yasak olmuş…’ diyorlardı. Sözde, Kaymakam Bey etmiş!
Dayak korkusu kaldırılınca bizler kırk çocuk, öyle azdık, öyle kudurduk ki…. Ne yaptığımızı bilmez hale geldik, artık hiç hocayı dinlemiyor, yüzüne leblebi atıyor, yalvartıyorduk…
Dayaksız bizi okutamayacağını anlayan Hoca Efemdi, nihayet yine bir gün falakayı çıkardı. Bu defa baş ucuna asmadı, oturduğu minderi arkasına gizledi. Fakat şimdi kim kabahat ederse, eskisinden daha fena dövüyordu.
Çok iyi hatırlıyorum; kırk çocuk, hepimiz birliğiz. Aramızda bizi ele veren birisi çıkmıyor. Hoca Efendiye karşı tek bir vücut gibi hareket eder olmuştuk. Bir gün bahçede söz birliği ettik. İçeride hepimiz birden esnemeye başladık. Hoca Efendi de esnemeye başladı. Zavallı ihtiyar oracıkta uyuyuverdi. O zaman yerimizden kalkıp rahlenin üzerindeki enfiye kutusu aldık, hepimiz çektik. Bütün mektebin içinde bir hapşırmalar başladı. Hoca Efendi gürültüden uyanınca işi anladı. Enfiyesini kimin çaldığını sordu. Hep bir ağızdan ahenkle:
-Bilmiyoruz, bilmiyoruz, dedik
-Hepinizi falakaya çekeceğim.
-Bilmiyoruz, bilmiyoruz!
-Kimse söylemeyecek mi?
-Bilmiyoruz ki, bilmiyoruz ki!…
-Bilmiyorsunuz, öyle mi! Necip, git camiden falakayı çağır, çabuk.
Beş on dakika sonra falaka geldi. Korkunç bir sahne başlamıştı. Sopayı biri bırakıp biri alıyordu.
Artık nöbetleşe falaka tutuyorduk. Hepimizi sıra dayağına çektiler. O günden sonra Hoca Efendi
esneme ile hapşırmayı en büyük kabahat sanıyordu. Hele hapşırmak… kazara, kendiliğinden hapşıranı, ‘benimle eğleniyor musunuz?’ diye yere yıkıyor, bayıltıncaya kadar dayak atıyordu. Aksi gibi benim hiç durmadan esneyeceğim geliyor, hapşırmak istiyordum. Birkaç defa bunun için dayak yedim. Hoca Efendi dayağı bitirince bürün kuvveti ile rahlesine vuruyor:
-bundan sonra kim hapşırırsa şart olsun ki, öldürünceye kadar döveceğim! Diye bağırıyordu.
-…
-Şart olsun, kim hapşırırsa…
‘Şart olsun!’ Bu nasıl yemindi? Evde anneme sordum. Başını salladı. Gözlerini aç
-Çok büyük yemin! Dedi.
-Yalan yere bu temini eden çarpılır mı?
-Hayır.
-Ya ne olur?
-Daha kötü
-Nasıl?
-Karısı boş düşer.
Tam anlamadım. Ama bu yeminin dehşetini okulda
Okulda çocuklara bütün ayrıntıyla söyledim. Artık hep, evli adamlar gibi,
Yalan doğru, bizde ‘şart olsun!’ yemine başladık. ’Vallahi, billahi’ unutuldu. Hoca Efendi de artık her sabah rahlesine çökerken hiç unutmuyor.
- Kim hapşırırsa, şart olsun,öldürürüm! Diye tekrarlıyordu.
Bir gün öğle paydosundan sonra içeri girdik.
Her zamanki gibi derin bir uğultu… Ben baktım. Hoca Efendi dalmış güzel güzel uyuyor.
Hemen aya kalktım. Çocuklara dönüp, şahadet parmağımı dudaklarıma götürerek:
-Susunuz!…İşaretimi verdim. Seda kesildi. Hepsi dikkat kesilmiş ne yapacağıma bakıyordu. Gözüme rahlenin üzerinde, kapağı açık duran bir taba kadar büyük enfiye kutusu ilişmişti.
Yavaşça yürüdüm,ayaklarımın ucuna basa basa yaklaştım, kutuyu aldım. İçindeki enfiyelerin hepsini kitap yapraklarının arasına boşattım. Kutuyu yine olduğu gibi yerine bıraktım. Çocuklar çekmek için etrafıma toplandılar.
-Hayır, bu defa biz çekmeyeceğiz, dedim. Sonra hapşırırız. Uyanır.
-Ya sen ne yapacaksın?
-Görürsünüz…
-Ne yapacaksın, ne yapacaksın?
-Söylemem dedim. Çok güleceğiz.
Öyle bir şeytanlık aklıma gelmişti ki, daha yapmadan, gülüyor, katılıyordum. Çocuklar da bana bakarak gülüyorlardı. Bizim gülüşmelerimizden çıkan sese Hoca Efendi uyandı. Hemen kutuya baktı. İçinde enfiye yok… Sinirlendi.
- Kim aldıysa söyleyin,şart olsun gebertirim.
Hep bir ağızdan,ahenkle:
-Şart olsun, haberimiz yok! dedik.
-Kim aldı? Söyleyiniz.
-Bilmiyoruz, bilmiyoruz!…
-Pekala, bunu size gösteririm. Şimdi hapşırınca alan meydana çıkar. Şart olsun, onu falakaya yıkacağım. Sonra da öldürünceye kadar döveceğim.
Kazara hapşıracağız diye hepimizin korkudan sesi soluğu kesilmişti.
-Şart olsun…Ah bugün içinizden biri hapşırırsa…Şart olsun,öldüreceğim…
-…
-Ah şart olsun,biriniz hapşırırsa…
Akşam yaklaştı. Hoca Efendi kollarını kapatıp, çoraplarını,mesini giydi. Cüppesini omzuna aldı hep bir ağızdan,çarpım cetvelinin tekrarından sonra ilahiye başladık. En sonuna doğru yanımdaki çocuğa dürterek ayağa kalktım. O da kalktı. Ellerimizi kaldırdık. Hoca Efendi bağırdı:
Ne var?
-Abdurrahman Çelebiyi hazırlayalım mı?
-Haydi, ama çabuk!
Kapıdan çıktık. Her akşam Hoca Efendinin izin verdiği iki çocuk önceden çıkar, eşeğin yularını, semerini vururdu.
Taş merdiveni hızla indik. Abdurrahman Çelebi yiyemediği otların üzerine uzanmış yatıyordu. Tekmeleyerek yerinden kaldırdık. Yularını, semerini vurduk. Artık ilahi sesleri kesilmişti. Ben cebimden içi enfiye dolu kağıt boruları çıkardım. Usulca eğildim Abdurrahman Çelebi bir şey anlamıyordu. Bu borulardan bir tanesini bütün kuvvetimle burnuna üfledim. Genzine bir tabanca sıkılmış gibi şaha kalktı. İkinci boruyu üfleyemedim. Yularından sıkıca tuttum. Sıçrata sıçrata taş merdivenin önüne doğru götürdüm. Öteki çocuk yanımdan geliyor,gülmemek için sıkı sıkı eliyle ağzını tutuyordu. Hoca Efendi cüppesini giymiş, ağır başlıkla,yavaş yavaş merdivenlerden iniyordu. Çocukların hepsi bir kuş dizisi gibi arkasından iniyorlardı. Eşek şaha kalkıyordu.
- Ne olmuş bu hayvana?
- Bilmem efendim, uyuyordu…
- Gemini yanlış vurmuşsunuz.
- Hayır.
- Getirin bakayım.
Bütün çocuklar da hayretle bakıyordu. Eşeği taş basamağa yaklaştırdım. Tam bu esnada Abdurrahman Çelebi nezleye tutulmuş bir insan gibi ‘Pişih pişih’ diye başını sarstı, bütün çocuklar kahkahaya başladı. Hoca Efendi şaşırdı. Enfiyenin etkisiyle Abdurrahman Çelebi habire hapşırıyordu. Ben sanki hiçbir şeyden haberim yokmuş gibi:
- Sizinle eğleniyor efendim, dedim. – Halt etmişsin… Daha da küstahlaştım: – Bunu da falakaya yıkmalısınız. – O,o hayvan…
Kahkahalarla katılan çocuklar:
-‘Falaka, falaka…’ diye bağrşıyorlardı.Ben onlardan cesaret alarak dedim ki:
-Ama Hoca Efendi, bu gün okulda, ‘Kim hapşırırsa, şart olsun falakaya yıkacağım.’dediniz. Eğer Abdurrahman Çelebi’yi affederseniz karınız boş düşer.
Çocuklar, ders gibi bir ağızdan ve ahenkle:
-Karınız boş düşer! Karınız boş düşer diye haykırıyorlardı.
Hoca Efendi bir an şaşırdı.
Bineceği zamanlar, ‘Oh benim Abdurrahman Çelebi, oh benim Abdurrahman Çelebi!’ diye diye sevgiyle okşadığı eşeğine dehşetle baktı. Kapının yanından çocuğun biri içeri koşmuş falakayı, değneği çıkartmıştı. Abdurrahman Çelebicik düzensiz aralıklarla durmadan hapşırıyordu, burnunu yere sürmek istiyordu.
Falaka, değnek, elden ele Hoca Efendinin önüne kadar geldi. Çocuklar gülmekten katılıyorlardı. Karınız boş düşer! Karınız boş düşer!… diye ahenkle durmadan tekrarlıyorlardı. Çocuklara mı, eşeğe mi, neye kızdığını bilmeyen Hoca Efendi,elinde olmadan:
-Yıkınız! emrini verdi.
Belki yirmi çocuk Abdurrahman Celebi’nin başına üşüştü. Uzun bir uğraşmadan sonra yere yapıştırdık! Arka ayaklarını falakaya taktık. Hoca Efendi sopayı eline aldı. Nallar gibi ‘tak tak’ vurmaya başladı. Eşek debeleniyor, çocuklar bağırıyor, gülüyor, naralar atıyorlardı. Müthiş bir gürültü… Ansızın arkadan bir çocuk:
-Kaymakam Bey! diye bağırdı.
Hepimiz sustuk. Yüzümüzü avlu kapısına çevirdik; siyah pantolonlu, kırmızı fesli, ekşi suratlı bir adam…Sağında solunda birer koltuk görevlisi, dimdik öylece duruyordu. -Ne oluyor, Hoca Efendi? diye sordu.
-…
Hoca Efendi fena halde şaşaladı. Önüne baktı. Değnek elinden düştü. Falakayı tutanlar ise bıraktılar. Kurtulan, ürkmüş zavallı eşek çifte ata ata, kestane ağaçlarının altına doğru kaçıyor,avazı çıktığı kadar anırıyordu. Kaymakam avluya girdi. Yavaş yavaş yürüdü. Okulun önüne geldi. Kaşlarını çatarak hiddetle tekrar sordu:
Hoca Efendi fena halde şaşaladı. Önüne baktı. Değnek elinden düştü. Falakayı tutanlar ise bıraktılar. Kurtulan, ürkmüş zavallı eşek çifte ata ata, kestane ağaçlarının altına doğru kaçıyor,avazı çıktığı kadar anırıyordu. Kaymakam avluya girdi. Yavaş yavaş yürüdü. Okulun önüne geldi. Kaşlarını çatarak hiddetle tekrar sordu:
- Ne yapıyordunuz?
- Şey… efendim…
Hoca Efendi kekeliyordu.
- Ne?
- Şart etmiştim.
- Ne demek?
- Hapşıran için.
- Ne hapşıranı?
- Eşek hapşırdı.
- Eşek mi hapşırdı?
- !…
- !!!
-Çocuklar, hem hapşırıyor, hem gülüyordu. Kaymakam, ağır başlılığına dokunan bu arsızlığa hiddetlendi. Isıracak gibi dişlerini göstererek:
-Defolun bakıyım oradan, terbiyesizler!… dedi.
Biz korktuğumuz için, hemen sustuk.
Sonra şaşkın,perişan halde yere bakan Hoca Efendiye döndü:
-Benimle beraber geliniz.
-Kaymakam önde, koltuk görevlileriyle Hoca Efendi arkada, çıkıp gittiler.
Bu olup bitenlerden sonra, okulda ne falaka gördük, nede Hoca Efendiyi!
Şimdi kimi hapşırırken görsem,küçükken yaptığım bu tuhaf muzipliği hatırlarım. Gülümserim. Kalbimde belirsiz tuhaf bir acı sızlar. Benim yaptıklarımdan dolayı hocalıktan kovulan, ihtimal aç kalan bu ak sakallı,fakır ihtiyarın zavallı hayali karşıma dikilir. Aradan zaman geçtikçe hafifleyecek yerde, daha da büyüyen bir vicdan azabı duyarım.
Fakat…
Fakat, bunun gibi, hayattaki her gülünç şeyin altında görünmez bir acı gerçek yok mudur?
51 Yorum var - “Falaka kitap özeti (ömer seyfettin)”
Sende Yorumunu Yaz
Bu yazıya yorum yazabilmek için Giriş yapmalısınız .


Ocak 12th, 2008 at 12:50
ya abi çok sağol da çok uzun yawww
Ocak 13th, 2008 at 12:45
teşekkür ederim ama ben sadece kıa bir özet istemiştim
Ocak 14th, 2008 at 00:13
saoll ama gerçkten uzunn
Ocak 16th, 2008 at 19:42
ya biraz uzun ama güzelde neden kahramanlarınıda vermediniz
bizim öğretmen ondan sözlü yapıcak hiç bir sitede bulamıyorum
neden vermediniz veya nereden bulabilirim haftaya kadar bulmam lazım
eğer bulan olursa lütfen aşşağıdaki msn yle atsın,
MSN: sevmek_bukadar_zorsa@hotmail.com
bu benim msn lütfen atın lazımm
Ocak 25th, 2008 at 11:48
süper kitap ömer seyfettin bey efendi abi haaa unutuyordum ömer seyfettin bey efendi abi yaşıyor mu acep?
Ocak 29th, 2008 at 21:38
çok tesekkür ederim sitenize kocaman tesekkür yolluyorum size by by
Şubat 3rd, 2008 at 14:31
ya bunun kısası yok mu bana acil hikaye özetleri lazım bulan varsa maileme yollasın
radyodavul@hotmail.com
Şubat 5th, 2008 at 21:44
ya ben falaka kitabının özetini istiyom ama siz hikayeyi yazmışınız lütfen çok acil lazım kitabın özetini bulursanız adresime yollayın lütfennnnn………..
Şubat 6th, 2008 at 11:19
iyi ama uzun neyapalım teşekkürler
Şubat 10th, 2008 at 14:12
kısa özetini bi okucu yollasayaaa
Şubat 10th, 2008 at 15:07
ben daha kısa bi özet bekliyodum yinede teşekkürler
Şubat 10th, 2008 at 18:31
ya keşke özetinin de özetini çıkarsalar:)
Şubat 14th, 2008 at 16:22
çok kötü ben ahmet rasim’in falakasını istedim
Şubat 16th, 2008 at 14:11
ben özetini istemiştim siz hepsini yazmşınz bune böle yaa yarına kadar özetini çıkarın insanların zamanıyla oynamayın!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Mart 1st, 2008 at 20:59
bu ne biçim özet yha bunun yerine kitabı okurum daha iiii
Mart 3rd, 2008 at 14:20
bence uzun olmus ama parça parça kesin güzel olan yerleri kaydedin kıs yazılır özetler dikkat edin
Mart 12th, 2008 at 18:32
ya tşk.de ben de kısa bi özet aramıştım çok usun buuu:(……..
Mart 15th, 2008 at 14:47
çok sağolun ama daha kısası yokmu yawww ama yinede sağolun
Mart 25th, 2008 at 19:25
ya cok saolunda ben çoook kısa bı ozet ıstemıstım cunku bızım hoca ole ıstıyoor..vede ben ole yazmak zorundayım..:(
Nisan 2nd, 2008 at 20:27
çüş felan oldum yani daha uzun yok mu özetten anladığınız bu mu yani oldu gözlerim doldu
Nisan 9th, 2008 at 22:01
çok uzun yaa bu özet yinede çok teşekkür ediyum
Haziran 4th, 2008 at 09:56
bunu daha kısası yokmu.lütfennnnnnnnnnn
Haziran 7th, 2008 at 19:14
iyi de çok uzun ya naıl yazım bunu:(
Haziran 11th, 2008 at 14:05
arkileer bu çhok usun yhaaaa kısa özet yhok mu acaba???:D:D:D
Haziran 11th, 2008 at 14:07
bide yhaaa dier özetleri bulabileceğiim bi adres yollarmısınız???:D:D:D:D
Haziran 11th, 2008 at 16:09
YA ÇOK GÜZEL AMA FAZLA UZUN OLMUŞ KISASI YOKMU YİNEDE TEŞEKKÜRLER.
Eylül 16th, 2008 at 20:22
cok uzun ya daha kısa sı yok mu?
Ekim 1st, 2008 at 01:49
bune be daha uzunu yokmu özet ne demek kardeşim özet bumudur yani????
Ekim 6th, 2008 at 21:32
ya tamam anladımda kardeşim bu kadarda uzun olmazki ben zaten düzcede kafayı yedim bulamadım e bide bu uzun kitap sıkar yani yaaaaaaaaaaaaaaaa
Ekim 9th, 2008 at 20:28
ya süper siniz ödevimi yapamıyodum şimdi yapıyom bu öğretmenler deli yaa kitap özetini napcan sen delii
Ekim 27th, 2008 at 20:45
ÇOK GÜZEL % 0 KÖTÜ %100 GÜZEL YAZARINI TEBRİK EDERİM. İYİ GÜNLER.
ZÜBEYDE HANIM İKL ÖĞRETİM OKULU 5/ SINIFI 1237 NUMARALI ÖĞRENCİ
ÖĞR:MEHMET ATAKAN
ABİSİ 8D DEN ENDER AKSOY
Ekim 27th, 2008 at 20:48
çok güzel çok beyendim. % 100 güzel olmuş tebrikler
8/d sınıfı ender aksoy 596
zübeyde hanım ilk öğretim okulu öğrencisi
Kasım 2nd, 2008 at 15:52
arkadaşlar özet böyle olmaz. siz resmen öyküyü yazmışsınız. ayrıca öğrenciler hazırcılığa alışıyor. özet diye verdiğiniz bu parçayı okuyana kadar öyküyü okuyup özetleyebilirsiniz.. yazar çocukluk yıllarına ait bir anısını öyküleştirerek anlatmış.olayı anlatırken geniş zaman kulllanın ve ayrıntılara yer vermeyin. konuşmaları olduğu gibi yazmayın.özetleyin
Ocak 29th, 2009 at 11:24
ya biraz daha kısa olsa ii olcak tı :’(
Şubat 2nd, 2009 at 15:16
Bence güzel bir anlatım ama özet kurallarına uyulmamış.Bu yüzden
kendim çeviricem yinede teşekkürler.
Şubat 6th, 2009 at 12:55
ya çok saolun ama abi bu çok uzun yinede saol
Şubat 6th, 2009 at 13:07
BU ÖZET DEĞİL KİTABI AYNI KOYMUŞSUNUZ YAAAAAAAAAAA
Şubat 6th, 2009 at 14:15
çok güzel yazdım
Şubat 7th, 2009 at 15:37
bu ne ya ben sadece özet dedim tamamı değil yuh yani
Şubat 8th, 2009 at 09:33
yaa buu kitabınn aynısı özet falan deill ben bunu yazmammmm çok uzunn
Şubat 8th, 2009 at 09:34
çok uzun bu kitabın aynısı yanii yuhh arkadaşlar bi kere yazmıştımm değişikti ama siteedee çok güzel özetler vardı
Ekim 4th, 2009 at 14:21
çok uzatmışssınız biraz kısa ve öz konuşsaydınız daha güzel olurdu……….!!!!D:D:D:D:
Ekim 8th, 2009 at 19:15
ne bu ya biz tamamnı istedik
bea
Ekim 15th, 2009 at 18:56
kılıçasla ilköretim okulunda
6/f de
Ekim 17th, 2009 at 14:35
yaaaa bune resmen kitabı koymussnuz burayaaaaaaa
Ekim 18th, 2009 at 15:04
ya özet dioz özet siz kitabı aynen komuşunuz
Ekim 18th, 2009 at 15:27
ya abi özet dioz özet özet demek ne demek ama yine de saolun
Kasım 1st, 2009 at 15:06
merhaba arkadaşlar ben 11 yaşında 6.sınıf öğrencisiyim bu hikayeyi okurken gözümde canlandırıp hayal ettim. süper bişey insan okumayı seviyorsa benim gibi okurken istemesede aklında canlanır neyse benimle arkadaş olmak isteyenler ve bilgi aalmak isteyenler(kızlar ve erkekler farketmez):
ruyalarulkesi1998@hotmail.com
Ocak 3rd, 2010 at 12:10
ah bu kısaysa uzunu nasıl acaba
Ocak 20th, 2010 at 11:54
ben daha uzun istiyodum yaaaaa. yazılım var bundan. her detayı lazım bana.uzun diyenlerede yuh yani.
Şubat 14th, 2010 at 18:51
ben bu kitabın özetini istedim ama bu kitabın tamı ltfn özetini bulursanız adresime gönderin bugün gönderin