Max Planck Öklid (Euclides)
Nis 24

Tarih öncesi toplumlarının gücünü sağlayan sanayilerden biri olan çömlekçiliğin gelişmesi de tekerlek sayesinde olmuştur.

Daha önce söylediÄŸimiz gibi, seramik. Cilâlı TaÅŸ Çağı’nda biliniyordu. ‘Bu insanların killi topraÄŸa elle biçim vererek meydana getirdikleri çanak-çömlekler, bugün arkeologlara, kazıların tarihlerini tespit etme imkânını vermektedir. Çömlekçi, hammaddesine elleriyle istediÄŸi biçimi verdikten sonra, bunu güneÅŸte piÅŸirirdi. PiÅŸirme iÅŸlemini ateÅŸte yapmayı ve iklim ÅŸartlarının etkisinden kurtarmak için kapalı yerde piÅŸirmeyi, neden sonra düşünebildi. Böylece ilkel fırın doÄŸmuÅŸ oluyordu.

İlk sanayinin eserleri kısa sürede Yakın DoÄŸu’yu sardı; bunlar, boyalı desenlerle süslü Mezopotamya çanak-çömlekleri, çok güzel ÅŸekiller verilmiÅŸ ve üstleri mavi . yeÅŸil sırla kaplı Mısır vazolarıdır. Ortak yönleri, her ikisinin de çok gözenekli olmalarıdır; ancak bunun pek sakıncası olmasa gerekti, çünkü bu kaplar sıvı deÄŸil, tahıl ve tohum koymaya yarıyordu Sümerler iki küpü birleÅŸtirerek, tabut olarak kullanmaktaydılar.

Günün birinde ‘aklı evvel’ bir zanaatçı, imal ettiÄŸi vazolara daha düzgün yuvarlak biçim verebilmek için dönen bir tepsi kullanmanın yerinde olacağını düşündü. Bu buluÅŸ, hangi tarihe rastlar? TekerleÄŸin icadından hemen sonraya diyebiliriz; çünkü, dönme’nin izlerine M.Ö 4.000 yıllarından kalma vazolarda bile rastlanmaktadır. Bu dönen tepsinin, baÅŸlangıçta zanaatçının elle çevirdiÄŸi tahta bir tekerlek olduÄŸu kesinlikle kabul edilebilir Aynı eksene monte edilmiÅŸ, ayakla çevrilen bir “düzenteker” (Makinelerde devinim hızını düzgün tutmaya yarayan büyük çaplı çark.) biçimindeki tezgâh daha sonra bulunmuÅŸtur. Öte yandan birkaç taÅŸla inÅŸa edilmekte olan derme çatma ocaklar da yavaÅŸ yavaÅŸ geliÅŸmiÅŸ; bacalı ve tuÄŸladan yapılma fırınlar ortaya çıkmaya baÅŸlamıştır.

Bugün Louvre Müzesinin ve British Museum’un Eski Sanatlar Bölümlerinin vitrinlerini dolduran sayısız çanak-.çömlekler, iÅŸte böyle doÄŸdu. Buralarda ÅŸimdi, mavi sırlı Mısır fayanslarını, Perslerden kalma Sus ÅŸehrinde imal edilmiÅŸ renk renk panoları, İndüs’ün pembe çanaklarını. KuzeydoÄŸu Çin yapısı siyah hamurdan üç ayaklı vazoları ve inanılmaz zariflikte Girit vazolarını hayranlıkla seyrediyoruz. Aynı çaÄŸlarda Sarı Irmak boylarındaki Çinliler yeni bir hamur denemekteydiler. Bunu Kaolin’den (beyaz kil) elde ediyorlardı. Böylece, tertemiz bir işçilik ve eÅŸsiz bir zarifliÄŸe imkân veren “porselen” icat edilmiÅŸ oldu.

Bu çeÅŸitli sanayilerin köşelerinde, kendi hallerinde geliÅŸtiklerini düşünmek, büyük bir hata olur. Mısır’ı, Ege adalarını, Mezopotamya’yı, Bülücistan’ı, İndüs vadisini ve hatta Sarı Irmak’ı kapsayan geniÅŸ bir ticaretin var olduÄŸunu düşünmemiz gerekir. Bu insanlar, gerek eÅŸek, sonrada deve kervanlarıyla, gerekse akarsuların akışlarına uyarak, deniz kıyılarını izleyerek durmadan yolculuk ederlerdi. Yükleri de ,özellikle seramik eÅŸyaydı. Buna tohum, parfüm, deri, kumaÅŸ, sanat eÅŸyaları, mermer, fildiÅŸi ve hızla geliÅŸmekte olan madenciliÄŸin yarattığı yeni ihtiyaç maddeleri de eklenirdi.

M.Ö. 3.000 yılından baÅŸlayarak Giritliler, Mezopotamyalılar ve Mısırlılar hızla bakırın yerini almakta olan tuncu bol miktarda imal edebilmekteydiler. Yüzde 90 bakır ve yüzde 10 kalay karışımıyla elde edilen bu maden, yepyeni bir sanayinin hammaddesi olmuÅŸtu. Dökümcüler, madeni kalıplamadan önce, kalıba bir ‘çekirdek’ koyarak delik meydana getirmeyi biliyorlardı. Delik sayesinde mızrak, kılıç ve balta gibi araçlara tahta saplar geçiriliyordu. Bu silahlar, tahtanın madene perçin çivisiyle çakılmasıyla de imal edilmekteydi.

Bundan baÅŸka “halk sınıfları” için tunçtan süs eÅŸyası da yapılıyordu, öyle ki, bu maden, kuyumculukta da önemli bir yer tutmaktaydı. Tunçtan küpe, yüzük, kolye, bilezik, taç gibi eÅŸyalar Mısır ve ‘Mezopotamya’da özellikle aranan ticari mallardı. Louristan’daki kazılardan çıkarılan birçok kalıntılar, bu çeÅŸit süslerin zırhlara, silahlara, atların üzengilerine ve gemlerine kadar yayıldığını göstermektedir.

Bununla birlikte, önemli kiÅŸiler bu ‘deÄŸersiz’ madene pek. ‘itibar’ etmemekte; pahalı süsleri tercih etmekteydiler. M.Ö. 3.000 yıllarında altının bilindiÄŸi bir gerçektir. Akarsularda saf olarak bulunabilen bu maden, parlaklığı, rengi ve iÅŸleme kolaylığı gibi niteliklerinden ötürü hemen kuyumculuÄŸun en çok aranan maddesi haline gelivermiÅŸti. Çağımızdan beÅŸ bin yıl önce altın, Sümerlerde, bugün bizde olduÄŸundan daha bol ve yaygındı. Gerçekten de bugün altın süs eÅŸyasını Güney Amerikalı birkaç zenginden ya da bazı zenci boksörlerden baÅŸka, bir Ur kralcığı kadar kim takıp takıştırabilir?

1927′de Ur’da bir kral mezarı ortaya çıkaran Wooley’in, gördüğü manzara karşısında neden ÅŸaÅŸkınlığa düştüğünü gözünüzde canlandırabilirsiniz: Hükümdar, mezarına bütün eviyle birlikte; yani, muhafızları, savaÅŸ arabası, seyisi, öküzü ve dokuz karısıyla gömülmüştü. Ayrıca ev eÅŸyaları, altın ve bakır silahtar, gümüş ve altın sofra takımları, çeÅŸitli mücevherler, altın kabzalı hançerler, iÄŸneler, taçlar, küpeler, altından ve gümüşten yapılmış taÅŸlı araba süsleri de mezara konmuÅŸtu.

Milattan otuz yüzyıl önce kilolarla altının kullanıldığı ve bu çeÅŸit bir ‘israfa kuyumcuların sanat ve dehalarını dökmüş olmaları, insanlık tarihinin baÅŸlangıç çağının saltanatı üzerine yeterli bilgi vermektedir. Gerçekten de bu, Tutmosis, II. Ramses, l. ve II. Sargon gibi büyük ‘inÅŸaatçı’ların göz kamaÅŸtırıcı saltanatlarına yaraşır bir dönem olmuÅŸtu.

Roma ve Atina’nın henüz birer kulübe topluluÄŸu halin de bulunduÄŸu sırada bu ‘haÅŸmetli’ imparatorluklarda yüce uygarlıkların eserleri olan dev ÅŸehirler yer yer yükselmekteydi: Ege adalarında Knosos; Nil boyunda Teb; Fırat boyunda Babil; Dicle’de Ninova; İndüs üzerindeki olaÄŸanüstü ÅŸehir, Mohenjo-Daro… Dünyanın karanlığını boylu boyunca yaran parlak ışıklı bir yıldız diziÅŸiydi sanki.

Sizde Yorumunuzu Yazın

Ama önce siteye Buradan giriş yapın Hala Üye değilseniz Buradan üye olabilirsiniz.