Beyin Göçü Nedir? Nedenleri Ve Sonuçları Parmak izi ve tarihi
Eki 21

Cumhuriyetin ilk günlerinde Romalılar halkla devlet arasında varolan anlaşmanın ne olduğunu hemen anladılar. Tabiatı gereği devlet, ne kadar düzenli olursa olsun, her zaman vatandaşlarının özgürlüklerini kısıtlamaya çalışır. Elbette buna da devletin hep en iyisini bildiği gerekçe gösterilir.

Toplumun güvenliÄŸini saÄŸlamak için bir devletin eline bazı güçlerin verilmesi, herkesin iyiliÄŸi için bazı özgürlüklerden fedakarlık edilmesi gerekmektedir. Romalılar, elinde böyle güçler bulunduran, özellikle savaÅŸ zamanında baÅŸkumandanlık yapan yöneticilerine baktıklarında kendisini kolaylıkla diktatör olarak ilan edebileceÄŸini görerek korkuya kapıldılar. Bu yüzden Roma’ya özgü bir yönetim tarzı olarak, bir yıllığına görev yapan çift konsül seçim sistemini getirdiler.


Bu sistem, pratik bir çözüm gibi gözüküyordu, çünkü bir ÅŸeyin yaptırılması için toplu karara varılması gerekiyordu. SavaÅŸ zamanında da konsüllerden sadece biri “savaÅŸ konsülü” olarak tanınacaktı. Bu adam ordularla beraber savaÅŸ alanına gidecek, birliklere doÄŸrudan emir verecekti. DiÄŸer konsül de Roma’da kalacak ve devleti yönetecekti. Roma’da kalan konsül, yerel muhafızlara, Roma etrafındaki birliklere doÄŸrudan emir verme yetkisinde olacaktı. Böylece orduya hükmeden, seferdeki konsül megalomanca fikirler beslemeye baÅŸladığında bir çeÅŸit denge saÄŸlanabilecekti.

Tek sorun, iki konsül arasında yapılan görev dağılımının iki adam arasındaki ortak karara baÄŸlı olması ve önceden belirlenen bir pozisyona sahip olmamalarıydı. Romalılar için bu mükemmel bir fikirdi. Senato’da karşıdevrim yapmak isteyen bir grup olsa bile, seçecekleri konsülün savaÅŸ zamanında orduya komuta etmesini garanti edemezlerdi. DiÄŸer konsül bunu engellerdi. Böyle bir kördüğüm yaÅŸansa bile, kabul gören çözüm her iki konsülün de savaÅŸ alanına gitmesi ve ayrı ayrı günlerde orduyu yönetmeleriydi. Burada da düşündükleri ÅŸuydu; aklından diktatörlük geçiren bir kumandan olursa, bölünmüş bir yönetim emellerine ulaÅŸmasına engel olacaktı.

EÄŸilim, sadece savaÅŸla baÅŸkent arasındaki ayrımı koymaktan ibaretti ve böylece sistem yıllarca baÅŸarıyla sürdü. Hatta Roma, İtalyan yarımadasında en büyük güç olmuÅŸtu. İÖ 3. yüzyıl ortalarında Kartacalıların güçlü donanmasını yenmiÅŸlerdi. Kartacalılar, İÖ 241′de yenildikten sonra sarsılan itibarlarını yerine getirmek için karşılık verecekleri anı bekliyorlardı.

İÖ 219′da Hannibal’in yönetimindeki Kartaca ordusu İspanya tarafından gelerek Romalılarla savaÅŸmaya baÅŸladı. İki yıl içerisinde Kartaca ordusu Romalıları birkaç kez yenmiÅŸ, Alpler’de bir geçit oluÅŸturmuÅŸ, Roma kapılarından bir hafta yürüyüş uzaklığındaki Trasimene Gölü kenarında kırk bin kiÅŸilik Roma ordusunu maÄŸlup etmiÅŸti.

Halk arasında Hannibal’in yakında Roma’ya da gireceÄŸinden korkulduÄŸundan ÅŸehirde panik çıkmıştı. Bu olasılık, yetenekli Romalı taktisyen Quintus Fabius’un artçı saldırı tekniÄŸiyle kısa bir süre geciktirildi. Hannibal’in erzaklarına yaptığı saldırılarla Kartacalıların erzağını oldukça azalttı, Kartacalıları etrafını arkadan çevirdi ve genel olarak düzensiz bir savaÅŸ yaptı. Bu, hiç Romalılara özgü bir teknik deÄŸildi. Onların tercihi doÄŸrudan saldırıdan yanaydı. Bu nedenle tarihte baÅŸarılı savaÅŸ tekniÄŸi “Fabian Taktikleri” diye adlandırılırken Fabius ise görevinden alınacaktı.

Roma, İÖ 216 yılı için Lucius Aemilieus Paul us ve Gaius Terentius Varro adlarında iki yeni konsül seçti. Yaşça büyük olan Paulus’un savaÅŸ tecrübesi vardı, temkinli oluÅŸu ve profesyonel tarzıyla tanınıyordu. Varro ise onun tam zıddıydı; fevri, diÄŸerlerinin yönetimine karşı sabırsız ve şöhret tutkunuydu.

Fabius’un görev yaptığı bir sene boyunca büyük çapta deÄŸiÅŸimler yapılmıştı. Roma seksen bin kiÅŸinin üstünde yeni bir ordu yarattı ve askerleri savaÅŸ eÄŸitiminden geçirdi. Her ne kadar savaÅŸ deneyimleri olmasa da, yüksek rütbeler önceki savaÅŸlara katılmış deneyimli askerlere ve daha önceki savaÅŸlardan saÄŸ kalanlara verilmiÅŸti. Artık güney İtalya’da ilerleyen Hannibal’in bu ezici güç karşısında boyun eÄŸeceÄŸi ve mahvolacağı görüşü hakimdi.

İki askeri kumandanın olması kimin alana gidip savaÅŸacağı ve kimin oturup bekleyeceÄŸi problemini doÄŸurdu. Her zaman iÅŸe yarayan saÄŸduyulu davranış bu sefer iÅŸlemedi. Paulus deneyimliydi, bu yüzden de savaÅŸ alanına uygun komutan oydu. Hannibal’in yarattığı tehlikenin boyutunu anlayan da sadece oydu. Karşılarındaki rasgele bir ÅŸansla dize getirilebilecek bir kumandan deÄŸildi. SavaÅŸması zor bir alanda karşı karşıya gelseler ve sayıca çok üstün olsalar bile, yine de yenmesi kolay olmayan bir düşmandı.

Varro bu öneriye ÅŸiddetle karşı çıktı. Kendisinin de en az Paulus kadar yetenekli olduÄŸunu iddia etti, dahası Paulus’un ÅŸehirde kalmasını ve ihtiyatları kontrol etmesini önerdi. İhtiyar adamın böyle bir savaÅŸ için çok temkinli olduÄŸunu, Romalıların tek ihtiyacının sayıca üstün ordularını kullanarak hızlı ve atak bir saldırı düzenleyebilecek birisi olduÄŸunu söyledi. Varro, Hannibal’in kafasını Kartaca’ya geri göndereceÄŸine ve Roma ordusunun savaşı hepten bitireceÄŸine söz verdi.

Varro’nun Paulus’a kolay elde edilecek bir zaferi rahatça bırakmayacak olmasının yanı sıra Paulus’un da Varro’nun eline seksen bin adamın kaderini teslim etmeyeceÄŸi kesindi. Sonunda savaÅŸa ikisi beraber gitmeye ve yönetimi bölmeye karar verdiler.

Böylece İÖ 216 yazında Roma’nın gelmiÅŸ geçmiÅŸ en büyük ordusu güneye doÄŸru yola çıktı. Hannibal onları bekliyordu. Düşmana yaklaÅŸtıkça Varro’nun ÅŸevki azalmaya baÅŸlamıştı. Belki Paulus’la yaptığı konuÅŸmadan etkilenmiÅŸ, belki de bir orduyu yönetmenin, savaÅŸta olmanın sadece hedefi gösterip ileri komutunu vermekten ibaret olmadığını aniden anlamıştı. Hannibal’in bulunduÄŸu bölgeye yaklaÅŸtıkça Varro aslında biraz daha temkinli olmaya baÅŸladı.

Orduyu yönetme sırası kendisine geldiÄŸi günlerde, Paulus’un o gün yapılması gereken harekatlarla ilgili söylediklerini de dinlemeyi ihmal etmedi. Paulus, sayıca üstün olmanın getirdiÄŸi avantajın farkındaydı. Yapmaları gereken iÅŸ, Hannibal’i çektikleri yerde sayıca üstün olan ordularının olayların akışını belirleyebilecek bir konumda olmaları, bir terslik anında geri çekilebilecek güvenli alanları bulunması ve Hannibal’in her hareketine karşılık verebilecekleri bir mevkiyi tutmalarıydı.

Ama Romalılar Hannibal’in yaptığı hareketi beklemiyorlardı; Hannibal arkalarından dolaÅŸarak bir gece seferi baÅŸlattı. Cannae ÅŸehri yakınlarındaki bir erzak deposuna saldırdı. Depoyu ele geçirdikten sonra yakınlardaki bir nehri geçerek nehre arkalarını verdiler. Varro’nun komutasındaki güne rastlayacak bir ÅŸekilde harekatlarım ayarladılar.

Her ÅŸey çok iyi planlanmıştı. Depoyu kaybetmeleri Romalıların gururunu çok yaralamıştı. Bir kumanda hatası olarak da deÄŸerlendirilebilirdi. Paulus’un görev yaptığı gün ve gece gerçekleÅŸen bir hataydı bu. Varro, Kartacalıların pozisyonunu fark edince birdenbire saldırgan bir cesarete kapıldı. Hannibal tam da istediÄŸi yerdeydi, gururlu Kartacalıların bu noktada çok büyük bir hata yaptıklarını düşünüyordu. Savunması bir yıkılsa, ordusunun geri çekilecek hiçbir yeri yoktu. Ya nehre düşüp boÄŸulacaklardı ya da kılıçtan geçirileceklerdi. Varro tüm ordunun saldırıya hazırlanmasını emretti.

Paulus bu durum karşısında dehÅŸete düştü. Temkinli davranması için Varro’yu uyardı. Hannibal aptal bir kumandan deÄŸildi. Deponun ele geçirilmesi gururlarını incitmek için özel olarak gerçekleÅŸtirilmiÅŸti. Hannibal’in seçtiÄŸi pozisyon bile ne kadar kolay yem olabileceklerini düşündürtmek amacıyla seçilmemiÅŸ miydi? Kesinlikle bunun aksi doÄŸru olmalıydı. Hannibal, Romalıların kendisine saldırmalarını istiyordu. Birdenbire farklı bir tuzakla karşılarına çıkacak ve savaşı kazanacaktı.

Varro, Paulus’un söylediklerinin hiçbirini dinlemedi. Paulus’u fazla ihtiyatlı davranan yaÅŸlı bir adam diye umursamadı. Bu, saldırgan, cesaretli bir askerin iÅŸiydi, her aÄŸacın arkasında canavarlar gören, havadan nem kapan birinin iÅŸi deÄŸildi. Ayrıca Varro, bugün yönetme sırasının kendisinde olduÄŸunu hatırlattı ve günün komutu ‘ileri’ydi.

Belki de Paulus onu oracıkta öldürmeliydi. Ama Romalılar kanunlara saygılıydılar. O günkü konsül dahi de olsa, aptal da olsa, yasalar o anda gücü elinde tutanın yanındaydı.

Böylece Varro ordusuyla saldırıya geçti. İlk birkaç saatte her ÅŸey çok iyi gidiyor gibi gözüküyordu. Kartacalıların savunması Roma saldırısının ağırlığı altında çöküyormuÅŸ gibiydi. Romalılar onları sonunda nehre doÄŸru çekilmek zorunda bıraktıklarında, Hannibal’in ordusu bir yay ÅŸeklini almıştı. Savaşın kontrolünü elinde tutmaya devam eden Hannibal’in ordusunun asıl gücü her iki taraftaki kanatlarıydı. Varro, tüm birliklerine saldırı emrini verdi, böylece ortalık karınca gibi kaynaÅŸan bir kalabalıkla doldu. Sayıca üstünlüklerine güvenerek merkeze doÄŸru yüklenmeye baÅŸladılar.

Tam o sırada Hannibal o zaman kadar pek bir şeye katılmamış olan yanlardaki birliklerine saldırı emrini verdi. Romalılar içeriye doğru dönerken Kartacalıların güçlü süvarileri Roma askerlerinin arkasına geçip bir anda çarpışmanın akışını değiştirdiler. Kısa bir süre içinde Roma ordusunun etrafı sarılmış ve her taraftan hücuma maruz kalmışlardı.

Panik baş gösterdi. Koskoca ordu tuzağa düşmüş, korkmuş bir kalabalığa döndü. Binlercesi kendi arkadaşları tarafından öldürüldü, ya ayaklar altında çiğnenerek ezildiler, ya da kendi canlarını kurtarmak için ilerlemeye çalışırlarken kılıç darbeleriyle parça parça oldular.

Gün sonunda neredeyse yetmiÅŸ bin Romalı ölmüş ya da esir alınmıştı. Kumandayı ikiye bölme fikri Roma ordusunun kötü sonu olmuÅŸtu. Ama bütün bunlara raÄŸmen her ÅŸeyin sorumlusu kaçmayı baÅŸardı. Varro ve birkaç arkadaşı tuzaktan çıkmayı baÅŸardılar ve Roma’ya kaçtılar. Döndüklerinde hepsi yaptıkları hatadan dolayı sürgün edildiler. Paulus’a gelince… verdiÄŸi iyi fikirlerin ona saÄŸladığı tek ÅŸey Cannae’de rahat bir mezar oldu. SavaÅŸ, on dört sene daha devam edecekti.

Sizde Yorumunuzu Yazın