İnsan vücudu asla bize klasik anatominin öğrettiği gibi değildir. Klasik anatomi, bize canlı vücuduna ait kabataslak bir şema verir, bu şemanın bazen gerçeğe uymadığı anlar olabilir. Organizmanın nasıl teşekkül ettiğini anlamak için bir kadavrayı açıp bakmak kafi değildir. Kadavrayı açmak suretiyle; iskeleti, organları ve kasları görebiliriz.
Ancak organizmanın işleyişine ve organların birbirleriyle koordineli çalışmalarına dair bilgilerimiz son derece kısıtlıdır. Canlı vücuduna, mükemmel bir hassasiyetle yürütülen ve homeostasis denilen bir fizyolojik denge mekanizması yerleştirilmiştir.
Bu denge sayesinde hayatımızı sürdürürüz, fakat Yaratıcı’nın sonsuz ilim ve kudretiyle kurmuÅŸ olduÄŸu ve her an müdahalede bulunduÄŸu halde farkında olmadığımız homeostasiyi saÄŸlamak görüldüğü kadar kolay deÄŸildir. Bu iÅŸ için, milyarlarca hücre, yüzlerce organ iÅŸ birliÄŸi halinde bütün güç ve kabiliyetleri ile çalışmaktadırlar.
Tıbbın ulaştığı bunca imkanlara rağmen bırakın bu dengenin hassas mekanizmasının anlaşılmasını, hala bir kromozom üzerindeki genlerin karşılıklı münasebetlerine ait bilgiyi bile tam olarak okuyamamaktayız. İnsan Denen Meçhul adlı kitabıyla Nobel Tıp Ödülü alan Dr. Alexis Carrel, kitabında bu konuda şunları söylüyor:
“Ne Sezar’ın ihtirası, ne Newton’un tefekküre dalışı, ne Beethoven’in ilhamı, ne de Pasteur’ün hararetli gözlemleri, dokuların besleniÅŸindeki sırrı açıklayamamıştır. Buna raÄŸmen, bilim adamları bir an olsun durmadan çalışmakta ve her geçen gün insan vücudu hakkında yeni yeni bilgiler elde etmektedirler.
Son yıllarda homeostasiyi saÄŸlayan mekanizmalardan biri olan “feedback (geri-besleme) mekanizması” ÅŸeklinden yararlanılarak “biyo-feedback (biyolojik geri-besleme)” adı altında yeni bir tedavi ÅŸekli ortaya atılmıştır. Biyolojik geri-besleme, insan vücudunda olan bir biyolojik iÅŸleyiÅŸin kopya edilmesi ile geliÅŸtirilmiÅŸtir.
Izdıraplarımız, neşelerimiz ve dünyanın telaşı ne olursa olsun, organlarımızın temposu pek az değişir. Hücrelerimiz işlerine hiç şaşırmadan devam ederler, iç durumlarımızda büyük bir istikrar vardır. Bir örnek verecek olursak; kan, büyük basınç ve hacim değişikliklerine uğramaz. Hazım sırasında kan, litrelerce suyu mideye, bağırsağa, karaciğere ve pankreasa verir.
Şiddetli kas hareketleri gerektiren bir idmanda, bir boks karşılaşmasında, ter guddelerinin çok çalışmasıyla bol miktarda su kaybedilir. Dizanteri ve kolerada bağırsak mukozaları su kaybettiği için hacmi küçülür. Su kazançları ve kayıpları, kan kütlesinin ayarlayıcı mekanizmaları (feedback) ile tam olarak telafi edilir.
Acil durumlarda da vücut hemen dengeye ulaşmak ister. Çok fazla ışıkta göz bebeği küçülür, karanlıkta daha fazla ışık almak için göz bebeği büyür. Deri kesilmelerini ve çatlamalarını azaltmak için ter salgılanır. Kanamayı azaltmak için kan damarları büzülür. Mide ve bağırsaklar sindirim sırasında enerji tüketimini azaltmak için yavaş çalışırlar. Kalp hızlanınca, kan basıncı artar.
Normal olarak stresli ve heyecanlı bir hadise bitince insan rahatlar. Biyolojik geri-beslemenin temelinde de bu yatar. Her hastalık veya rahatsızlığın bir sebebi vardır. Bu sebep bir mikrop olabildiği gibi bir stres de olabilir. Bu stres ortadan kalkınca hastalık da ortadan kalkar. Karanlık dar bir sokakta yürüyorsunuz ve size doğru gelen bir ses işittiniz. Korkarsınız, kalp atışlarınız hızlanır, hemen çeşitli hormonlar (ACTH, kortizol, adrenalin vb.) salınır. Vücut tehlikeye karşı hazırola geçer. Oradan kaçtığınızda veya uzaklaştığınızda gevşersiniz. Çünkü tehlike geçmiştir. Rabbimi-zin, vücut makinemizi korumak ve istikrarlı çalışmasını temin etmek üzere koyduğu bu sistem olmasaydı, düşmanımıza karşı nefs-i müdafaa yapamazdık, sıcakta yanar, soğukta donardık. Birine kızınca vücudunuz kavga haline geçebilir. Yumruklar sıkılır. Eğer kızdığınız kişi patronunuzsa kızgınlık hissini gözardı edersiniz. Yine trafikte sıkışıp kaldınız, dakikada 10 metre ilerliyorsunuz. Kızıyorsunuz, ama hiçbir şey yapamıyorsunuz. Uzmanlara göre; vücudun bu şekilde tekrar tekrar aktif hale gelmesi, vücut fonksiyonlarının bazılarının kalıcı olarak aktif kalmasını sağlar. Neticede organlarımız demirin eğelenmesi gibi hasar görür ve rahatsızlıklar ortaya çıkar. Biyo-feedback, ağrı, hastalık ve strese karşı vücudun bu aktif durumlara verdiği cevabı düzenleyen bir sistemdir. Kötü bir öğrencinin, güleryüzlü bir öğretmenle arıza çıkarmadan yetiştirilmesi ve başarılı bir piyano ustası olması gibidir.
1990-2000 yılları arası Amerika’da “beynin 10 yılı” ilan edilir. Maksat beyinle ilgili araÅŸtırmaları teÅŸvik etmektir. Bi-yo-feedback, mind-machine (ışık ve sesle beyin simülas-yonu yapan cihaz) ve CES (beyindeki elektirik sinyallerini kaydetmek için cihaz) ile ilgili araÅŸtırma konuları ilk göze çarpanlardır. Son 20 yıldır Japonya, Kanada, Fransa ve Amerika’da biyolojik geri-besleme tedavisi büyük geliÅŸmeler göstermiÅŸtir.
Hiperaktif (aşırı hareketli) bir çocuk düşünün, onu durdurmak mümkün değil. Okul ödevlerini yapmıyor. Dikkati dağınık. Komşuları tarafından hep şikayet ediliyor. Bilgisayara bağlı biyo-feedback cihazı ile çocuğa özel oyunlar oynatılıyor. Birkaç ay sonra çocuğun daha sakin, uysal ve okulunda başarılı olduğu görülüyor. Bu bir mucize mi? Hayır. Özel oyun ve cihazlarla, çocuğun beynindeki dalgalar eğitilmiştir.
Feedback Nedir?
Pozitif ve negatif olmak üzere iki tip feedback (geri-besleme) mekanizması vardır. Negatif feedback, için en meÅŸhur örnek, termostattır. Isıtıcının ayarını 30 °C’ye ayarlarsanız, bir müddet sonra ısı 30 °C’ye ulaşınca termostat kapanır. Isı 30 °C’nin altına düşünce tekrar çalışır. Odanın sıcaklığı uygun bir derecede tutulur. Vücudumuzun ısısı da benzer bir sistemle kontrol edilir. Vücudun su ihtiyacı arttığında böbrek kanalcıklarında suyun geri emilmesi artar, su ihtiyacı giderilince geri emilim normale döner. Vücudumuzda bunun gibi yüzlerce mekanizma mevcut olup, biz farkında olmadan çalıştırılan bu mekanizmalar sayesinde hayatımızı sürdürürüz. Mesela, aşırı ısınıp yanmaktan veya üşüyüp donmaktan korunuruz, kanımızdaki oksijen ve ÅŸeker seviyeleri her an kontrol edilir ve eksilince takviye yapılır.
Pozitif feedback ise biraz farklıdır. Mesela; mikrofonu ele alalım. Mikrofon sesi önce toplar, daha sonra sesi yükselticiye gönderir ve ses artmış olarak geri döner.
Biyolojik sistemlerde bilhassa negatif geri-besleme sistemi çalışır. Sıcaklık, hormon ve ÅŸeker seviyesi böylece dengede tutulur. Åžekerli besinler alınca pankreastan insü-lin hormonu salınır, ÅŸekerli besin sindirildikten sonra pankreastan baÅŸka bir hormon olan glukagon (kan ÅŸekerini yükselten hormon) salınır. Böbrek üstü bezinden salgılanan adrenalin hormonu ise ihtiyaç sırasında, kandaki ÅŸekerin yakılmasını temin eder. Böylece ÅŸekerin karaciÄŸer, kan ve kaslardaki dengesi ayarlanır. Bu geri-besleme sistemi ile ÅŸeker seviyesinin belirli bir aralıkta kalması saÄŸlanır. Pozitif geri-besleme vücudumuz için zararlı olabilir. Bir elma yediÄŸinizi düşünün. Pankreas ÅŸekeri görünce daha fazla glukagon salgılıyor (mikrofon örneÄŸi). Sonuç, ÅŸeker koması ve ölüm…
Vücudun pozitif geri-beslemeyi kullandığı yerlerden biri sinir sistemidir. Beyin kendine gelen sinyalleri artırarak cevaplar (amplifikatör gibi). Böylece çok hafif sesleri işitmek, çok zayıf ışığı fark etmek veya çok hafif kokuları bile duymak mümkün olabilmektedir.
Genetikçilerin ve psikoterapistlerin aksine bazı bilim adamları, ağrı ve stres gibi durumların geribesleme mekanizmasının bozulması sonucu oluştuğunu iddia etmektedirler. O halde ağrı nedir? Ağrı nörolojik bir vakadır. Duygusal bir ifade olan ağrı birçok mesajlar taşır. Beyin tehlikeli olarak algıladığı şeyleri kimyevi ve biyolojik (makrofajlar, mast hücreleri gibi) birimleriyle yok etmeye çalışır. Bozulan geri-besleme sistemi tamir edilince ağrı da ortadan kalkar.
Biyolojik Geri-Besleme Nasıl Keşfedildi?
Kalp ritmi, solunum frekansı ve kan akımı, çok sıkı bir denetim altındadır. Denetimi yapan Yaratıcımızın bizim için programlayarak yerleÅŸtirdiÄŸi otonom sinir sistemidir ve isteÄŸimiz dışında çalışır. 1960′da ünlü fizyolog Neal Miller, otonom sinir sisteminin sıkı kontrolü altında olan biyolojik fonksiyonlarda manipülasyonlar yapılabileceÄŸini söyler.
Pavlov, yaptığı köpek deneyi ile şartlı refleksi açıklamıştı. Miller daha ileri gider ve hayvanın tükürük miktarını, az veya çok düzenleyebileceğini söyler. Daha sonra yapılan deneylerle de bu gösterilir ve biyo-feedback kavramı doğar.
Psikoterapide Biyolojik Geri-Besleme Nedir?
Fizyolojik fonksiyonların, irade terbiyesiyle kontrolünü öğreten bir tekniktir. İnsanlar, böylelikle sağlıklarını, performanslarını sürdürür, artırır veya rahatsızlıklarını azaltırlar.
Bunun için bazı aletler kullanılır. Bu aletlerle, vücuttaki sinyaller bilgisayar ekranına aktarılabilir. Bu sinyallerin değerlendirilmesiyle, biyolojik geribesleme terapistinin de yardımıyla, hastanın arzusu üzerine sinyaller değiştirilir. Bu metodun tekrar tekrar uygulanmasıyla fizyolojik model istenen seviyelerde tutulur.
Tatbik Sahaları
Biyo-feedback, inkılap niteliğindeki bir tedavi şeklidir ve istikbalin tedavisi olarak adlandırılır. Tatbikat sahaları çok geniştir ve her geçen gün bu alanların sayısı artmaktadır. Günümüzdeki başlıca tatbik sahaları şunlardır.
1. Stress
2. Kronik yoÄŸunluk sendromu
3. Depresyon
4. Fobiler
5. Panik sendromu
6. Obsesiflik
7. Alkolizm gibi bağımlılık
8. Migren
9. Sırt ağrısı
10. Hipertansiyon
11. Spastik kusurlar
12. Astım
13. Alerjik hastalıklar
14. Uykusuzluk
15. idrar yolu bozuklukları
16. Raynaud hastalığı
Biyolojik geri-besleme, hastalık tedavisinin yanında, eÄŸitimde de kullanılır. Kanada ve Japonya’da olimpiyatlara katılan oyuncuların performansını en üste çıkarmak için biyo-feedback tedaviden faydalanılmaktadır. Okullarda, eÄŸitim ve iletiÅŸim sahalarında da kullanılır.
Biyolojik Geri-Besleme Türleri
Galvanik deri direnci (GSR), Elektriki deri cevabı (EDA), Elektroencephalografi (EEG), Termal (TEMP), Elektrom-yografi (EMG) ve nöro-feedback türleri vardır.
GSR ve EDA gibi elektroderma tedavide, deriye elektrik akımı verilerek derinin direnci ölçülür. Ter bezleri aktif ise direnç azalır. Ter bezlerinin aktif veya inaktif olması sempatik sinir sisteminin aktifliğinin bir göstergesidir.
Yine GSR ile iki kalp atışı arasındaki deri direnci ölçülür. Bu, eski yalan makinelerinin modern bir versiyonudur. Bilgilerin bilgisayara girilmesiyle hissi durum ile sempatik sistem arasındaki karşılıklı münasebet anlaşılır.
EMG’de ise kaslardaki elektrik aktivitesi ölçülür. Bu usul sporcuların kas gücünün artırılmasında kullanılır. Nöro-feedback’te (sinirsel geri-besleme) beyindeki elektrik dalgaları, TEMP’de ise el ve ayak parmaklarının ısısı ölçülür. Buralardaki ısı, damarların geniÅŸlemesi ve daralmasıyla orantılıdır. Damarlar geniÅŸleyince ısı artar, damarlar da-ralınca ısı azalır. Böylece kiÅŸinin hissi ve fiziki durumu ile ilgili bilgiler toplanır. Dolayısıyla da sempatik sistem hakkında fikir edinilir. KiÅŸiyle bir sohbet yapıldığında parmak uçlarındaki ısı dakika dakika deÄŸiÅŸmektedir. Tartışmalı ortamlarda damarlar daralmakta ve ısı düşmektedir. Rahat ve güvenli durumlarda ise ısı artmaktadır.
1943′te Mittelmann enteresan bir neticeyle karşılaşır. Normalde korkan bir kiÅŸinin parmak ısısı düşmektedir. Ancak korku hali olduÄŸu halde, kiÅŸi güvende olduÄŸunu hisseder ve kendine güvenirse parmak ısısı düşmemekte aksine artmaktadır.
Migren hastalarının çoÄŸunun el ısıları 25-30 °C’dir. 1972′de Sargent, migren hastalarına ellerinin ısılarını artırmalarını söyler. Hastalarının % 85′inin migren aÄŸrıları dinmiÅŸ veya azalmıştır.
Hastalara sakin bir sesle “ellerin ısınıyor!, ellerin ısınıyor!, ellerin ağırlaşıyor!…” denildikçe hastalarda bir rahatlama olmuÅŸ ve aÄŸrıları azalmıştır. Bu durum bittiÄŸinde eller tekrar soÄŸumaya baÅŸlamıştır.
Biyo-Feedback Tedavisi Nasıl Uygulanır?
Süre üç hafta kadardır. Her seans 30-50 dakika olup, ortalama 20-40 seans yeterlidir. Fizyolog, psikolog gibi uzmanlarca uygulanan tedavi, insan psiko-fizyolojisinin kontrolü için kullanılır. Cerrahi müdahale için bile bu teknik kullanılarak anestezi tesirinin oluşabileceği iddia edilmektedir. İlaçlar gibi yan etkisi yoktur.
Biyo-feedback sadece bir tedavi metodu değildir. Özellikle eğitim alanlarında beynimizin öğrenme mekanizmasının bazı özelliklerinin tespit edilmesiyle çok daha hızlı ve kalıcı öğrenme, hafızayı güçlendirme gibi yolların geliştirilebileceği düşünülmektedir.
Sizde Yorumunuzu Yazın
Ama önce siteye Buradan giriş yapın Hala Üye değilseniz Buradan üye olabilirsiniz.


