<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>buzlu.org &#187; türkiye</title>
	<atom:link href="http://www.buzlu.org/benzer/turkiye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buzlu.org</link>
	<description>bilgi mi aradın, doğru yerdesin...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2010 12:51:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Osmanlı padişahlarından 2. Beyazıd</title>
		<link>http://www.buzlu.org/osmanli-padisahlarindan-2-beyazid/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/osmanli-padisahlarindan-2-beyazid/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Aug 2010 16:41:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[2. beyazıd]]></category>
		<category><![CDATA[annesi]]></category>
		<category><![CDATA[babası]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed Han]]></category>
		<category><![CDATA[hayat hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[imparatorluk]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı padişahları]]></category>
		<category><![CDATA[savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[sultanlar]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[yaptıkları]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4773</guid>
		<description><![CDATA[Babası:    Fatih Sultan Mehmed Han Annesi:    Sitti Mükrime Hatun Doğumu:     3 Aralık 1447 Vefatı:        26 Mayıs 1512 Saltanatı:        1481 &#8211; 1512 Osmanlı padişahlarının sekizincisi. Küçük yaştan itibaren tam bir ihtimamla yetiştirilen şehzade Bayezid, devrin en mümtaz alimleri elinde tahsil gördü. Yedi yaşında iken, Amasya valisi oldu. 1473 Otlukbeli savaşına sağ [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/08/2.-Beyazıt.jpg"><img class="size-full wp-image-4774 aligncenter" title="2. Beyazıt" src="http://www.buzlu.org/images/2010/08/2.-Beyazıt.jpg" alt="" width="268" height="371" /></a></p>
<p>Babası:    Fatih Sultan Mehmed Han<br />
Annesi:    Sitti Mükrime Hatun<br />
Doğumu:     3 Aralık 1447<br />
Vefatı:        26 Mayıs 1512<br />
Saltanatı:        1481 &#8211; 1512</p>
<p>Osmanlı padişahlarının sekizincisi.<br />
Küçük yaştan itibaren tam bir ihtimamla yetiştirilen şehzade Bayezid, devrin en mümtaz alimleri elinde tahsil gördü. Yedi yaşında iken, Amasya valisi oldu. 1473 Otlukbeli savaşına sağ kol kumandanı olarak katıldı. Babası Fatih Sultan Mehmed&#8217; in ölümü üzerine, 20 Mayıs 1481&#8242; de tahta geçti.</p>
<p>Ancak Bayezid, kardeşi Cem Sultan&#8217; ın muhalefeti ile karşılaştı. Bursa&#8217; yı alan ve adıan hutbe okutan Cem&#8217; e karşı, Yenişehir savaşını kazanan Bayezid duruma hakim oldu. Fakat Cem mes&#8217;elesi sona ermedi. Tersine olarakbu iş, doğu ve batı devletlerinin en çok ilgilendikleri bir problem halini aldı ve imparatorluk bu yüzden daimi bir tehdit altına girdi. Çünkü Papa, Cem vasıtasıyla Avrupa&#8217; da Osmanlılara karşı büyük bir ittifak kurabilmek için faaliyete girmişti.</p>
<p>Ona göre Osmanlı İmparatorluğu&#8217; nun yıkılması için en müsait vakit gelmişti. İşlerin tehlikeli bir yola girdiğini gören Bayezid Han, bu sebeple 16 Ocak 1482&#8242; de Venediklilerle bir anlaşma imzalayarak hıristiyanlığın en kuvvetli uzuvlarından birini felce uğrattı ve zahiren de olsa onların dostluğuhnu temin ederek, 17 yıl Osmanlıların aleyhindeki teşebbüslere seyirci kalmalarını sağladı. <span id="more-4773"></span></p>
<p>Boğdan voyvodasının yıllık vergisini ödememesi ve aleyhte faaliyetleri üzerine 1484 yılında sefere çıkan Bayezid, 15 Temmuz&#8217; da Kili ve 11 Ağustos&#8217; ta Akkerman kalesini fethetti. Bu sırada Sultan Bayezid&#8217; in Dulkadir Beyliği üzerindeki hakimiyet mes&#8217;elesi yüzünden, Mısır- Memluk sultanı ile arası açıktı. Daha sonra Memluklülerin, Cem Sultan&#8217; a sahip çıkarak onu Bayezid&#8217; e karşı kışkırtmaları ve Osmanlı hacılarına karşı güçlük çıkartmamaları iki devlet arasında bir harbe sebebiyet verdi. Belirli aralıklarla altı sene süren savaş, küçük birliklerin vuruşmaları şeklinde cereyan etmiş ve kesin bir netice elde edilememiştir. Kaynak: www.buzlu.org<br />

<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5730539218345014";
/* 336x280 */
google_ad_slot = "1548689103";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>

<br />
Sultan Bayezid, kardeşi Cem&#8217; in 1495&#8242; de Napoli&#8217; de vefatı etmesinden sonra, Osmanlı Devleti&#8217; nin dış politikasına başka bir yön verdi. 1498 senesi ilk ve sonbaharında Silistre sancakbeyi Bali Bey kumandasında 40 bin akıncı birliği, Lehistan&#8217; a Osmanlı tarhinin en büyük akın hareketlerini gerçekleştirdiler. Bu arada Venediklilerin Mora üzerine tecavüzi hareketlerde bulunması üzerine de Sultan, 1499&#8242; da Mora seferine çıktı. 25 Ağustos&#8217; ta İnebahtı, 9 Ağustos 1500&#8242; de Modon ve 16 Ağutos&#8217; da Koron Venediklilerden alındı.</p>
<p>Bayezid Han batıda daha önemli fetihlere başlama noktasıda iken, doğuda büyük bir tehlike ile karşı karşıya kaldı. bu sebepten dolayı, 1502&#8242; den sonra zamanını Safevi hükümdarı Şah İsmail&#8217; in türlü entrikalarını karşılamaya hasretti. Memluklülerle birlik onlara karşı askeri tedbir aldı. Fakat bilhassa onunla bir ihtilafa düşmemeye çalıştı. Çünkü Anadolu&#8217; da kalabalık bir halk kütlesi, Şah İsmail tarafını tutyordu. Nitekim 1511&#8242; de patlak veren Şah Kulu Baba Tekeli isyanında Kütahya&#8217; yı ele geçiren ayaklanmalar güçlükle bastırılabildi.</p>
<p>Sultan Bayezid&#8217; in son yılları saltanatı ele geçirmek isteyen oğullarının mücadelesine de sahne oldu. Neticede kardeşlerine karşı daha dirayetli olan ve yeniçeriler tarafından da desteklenen oğlu Selim&#8217; e Allahü teal mübarek etmesi üzerine dileğiyle saltanatını teslim etti (25 Nisan 1512).<br />

<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5730539218345014";
/* 336x280 */
google_ad_slot = "1548689103";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>

<br />
Bayezid Han daha sonra Dimetoka&#8217; daki saraya giderken Abalar Köyü mevkıinde hastalanarak 26 Ağustos 1512 günü vefat etti. İlim sahibi, takva, adalet ve merhametten ayrılmayan, vakarlı, vakarlı ve hilmiyle meşhur bir padişah olduğu için &#8220;Vali Bayezid&#8221; olarak bilinir. Bayezid meydanında kendi külliyesi ile birlikte caminin inşası bitince padişah; &#8220;Her kim ömrü boyunca ikindi be akşam namazlarının sünnetlerini terk etmemiş ise, ilk cuma namazında imam olsun&#8221; buyurmuştu.Kaynak: www.buzlu.org</p>
<p>Bu hususta kendisinden başka kimse çıkmamış, sulhde ve seferde hiçbir sünneti bırakmadığı için namazı kendisi kıldırmıştır. Sultan Bayezid&#8217; in mührünü taşıyan sayısız yazma eserin Türkiye ve Avrupa kütüphanelerinde bulunması ve onun kültür faaliyetleri arasında dikkat çekmektedir. Memleketin her tarafında imar faaliyetlerini devam ettirdi. Yaptırdığı en önemli eserler arasında, Amasya&#8217; da medrese, cami ve zaviye, Edirne&#8217; debir darüşşifa ve İstanbul&#8217; da Bayezid Camii, medrese ve imareti başta gelmektedir. Kaynak: www.buzlu.org</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/osmanli-padisahlarindan-2-beyazid/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fahri Korutürk biyografisi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/fahri-koruturk-biyografisi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/fahri-koruturk-biyografisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Jun 2010 07:50:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[6.]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[cumhurbaşkanları]]></category>
		<category><![CDATA[devlet adamları]]></category>
		<category><![CDATA[doğumu]]></category>
		<category><![CDATA[Fahri Korutürk]]></category>
		<category><![CDATA[Fahri Sabit Korutürk]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[komutan]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4705</guid>
		<description><![CDATA[Fahri Sabit Korutürk (13 Ağustos 1903  &#8211; 12 Ekim 1987), Türk asker, diplomat ve devlet adamı. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin 6. cumhurbaşkanı. (6 Nisan  1973 &#8211; 6 Nisan 1980 arasında görev yapmıştır.) Yaşamı 1903 yılında İstanbul&#8217;da eski askerlerden Erzincan&#8217;lı Osman Sabit Bey ile Nesrin Hanım&#8217;ın oğlu olarak doğdu.Annesini küçük yaşta kaybedince üvey annesinin gözetiminde büyüdü.1916 yılında Bahriye [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/06/Fahri-Korutürk.jpg"><img class="size-full wp-image-4706 aligncenter" title="Fahri Korutürk" src="http://www.buzlu.org/images/2010/06/Fahri-Korutürk.jpg" alt="" width="182" height="344" /></a></p>
<p>Fahri Sabit Korutürk (13 Ağustos 1903  &#8211; 12 Ekim 1987), Türk asker, diplomat ve devlet adamı. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin 6. cumhurbaşkanı. (6 Nisan  1973 &#8211; 6 Nisan 1980 arasında görev yapmıştır.)</p>
<p><strong>Yaşamı </strong></p>
<p>1903 yılında İstanbul&#8217;da eski askerlerden Erzincan&#8217;lı Osman Sabit Bey ile Nesrin Hanım&#8217;ın oğlu olarak doğdu.Annesini küçük yaşta kaybedince üvey annesinin gözetiminde büyüdü.1916 yılında Bahriye Mektebi&#8217;ne girdi. 1923 yılında Deniz Harp Okulu&#8217;nu, Gv.Mühendis (Teğmen) rütbesiyle bitirmiştir. 1 Mart 1923- 15 Ekim 1924 tarihleri arasında Hamidiye ve Yavuz gemilerinde tahsil ve staj görmüştür. <span id="more-4705"></span></p>
<p>Çeşitli gemilerde görev yaptıktan sonra, 1931 yılında girdiği Deniz Harp Akademisini 1933 yılında bitirerek Kurmay Subay olmuştur. Muhtelif gemi ve karargâh görevleri ile Roma ve Berlin Deniz Ataşeliklerinde bulunmuştur. 1936&#8242;da Montreux (Montrö) Boğazlar Konferansı&#8217;na askerî uzman olarak katılmıştır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
1950 yılında Tuğamiral olmuştur. Bu rütbe ile İstanbul Deniz Komutanlığı ve Denizaltı Filosu Komutanlığı yapmıştır. 1953 yılında Tümamiral olmuştur. Bu rütbe ile Harp Filosu Komutanlığı, Deniz Eğitim Komutanlığı, Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı yapmıştır. 1956 yılında Koramiral olmuştur.</p>
<p>Bu rütbe ile Donanma Komutanlığı, Boğazlar ve Marmara Deniz Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulunmuştur. 13 Aralık 1957 tarihinde Deniz Kuvvetleri Komutan vekilliğine atanmıştır. 1958 yılında Oramiralliğe yükselmiştir ve 17 Kasım 1959 tarihinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevine başlamıştır.</p>
<p>27 Mayıs 1960 darbesinden sonra 2 Temmuz 1960 tarihinde emekliye sevk edilmiştir. Sonra sırası ile Moskova ve Madrid Büyükelçisi olarak diplomatik görevler aldı. 1968 yılında dönemin cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından Cumhuriyet Senatosu kontenjan senatörlüğüne seçildi.<br />
Cumhurbaşkanlığı</p>
<p>1973 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nce üç partinin desteğiyle 15.turda 365 oy alarak Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin altıncı Cumhurbaşkanı seçildi.Cumhurbaşkanlığı devrinde Türkiye&#8217;nin çalkantılı bir döneminde oluşu Korutürk&#8217;ün rolünü kilit konumuna getirmişti.</p>
<p>Zira bu devirde kurulan koalisyon hükümetlerinin oluşumu ve yaşaması için Bay Korutürk büyük çaba sarfetmiş kendisinin de deyimiyle Türkiye&#8217;yi bu devirde hükümetsiz bırakmamıştır.Devrinde Kıbrıs Barış Harekatı gerçekleştirilmiş ve anarşi tüm hızıyla yayılmıştır.</p>
<p>Kendisi bu devirde özellikle devletin itibarını yeniden tesis için uğraş vermiştir.Yine bu devirde Boğaziçi Köprüsü&#8217;de açılarak hizmete girmiştir.Döneminde 7 yıl boyunca 8 hükümet kurulmuştur. 1980 yılında, yedi yıllık hizmet süresini dolduran Korutürk Cumhurbaşkanlığı görevinden ayrılarak Anayasa uyarınca tabii senatör sıfatıyla Cumhuriyet Senatosu&#8217;nda görev almıştır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
1 Mart 1944 tarihinde eski Milletvekili ve Mesen Salah Cimcoz&#8217;un kızı ve Moralı İbrahim Paşa&#8217;nın torunu ressam Emel Korutürk ile evlenen ve Osman (1944-),Salah(1949-),Ayşe (1955-) adlarında üç çocuğu olan Fahri Korutürk, 12 Ekim 1987 günü geçirdiği bir kalp krizi sonucu vefat etti.Oğulları Osman Korutürk ve Salah Korutürk ile gelini Zergün Korutürk, büyükelçidir.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/fahri-koruturk-biyografisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bafa gölü</title>
		<link>http://www.buzlu.org/bafa-golu/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/bafa-golu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Jun 2010 13:36:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[iller ve ilçeler]]></category>
		<category><![CDATA[adalar]]></category>
		<category><![CDATA[Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Bafa gölü]]></category>
		<category><![CDATA[büyüklüğü]]></category>
		<category><![CDATA[gölet]]></category>
		<category><![CDATA[güzel yerler]]></category>
		<category><![CDATA[metrekare]]></category>
		<category><![CDATA[Muğla]]></category>
		<category><![CDATA[nerede]]></category>
		<category><![CDATA[pelikan kuşu]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[sulak]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[tepeli]]></category>
		<category><![CDATA[yerler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4687</guid>
		<description><![CDATA[Aydın &#8211; Muğla il sınırında yer alan ve 7000 hektarlık bir alanı kapsayan gölün maksimum derinliği 25 metreye ulaşıyor. İlkçağlarda deniz kenarında Latmos isimli bir körfez iken Büyük Menderes Nehri&#8217;nin taşıdığı alüvyonlarla denizle bağlantısı kesilen gölün üzerinde en önemlileri İkizada, Menet ve Kahve Asar isimlerini taşıyan irili ufaklı adalar bulunuyor. Adaların üzerinde kilise ve manastır [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/06/bafa-gölü.jpg"><img class="size-full wp-image-4688 aligncenter" title="bafa gölü" src="http://www.buzlu.org/images/2010/06/bafa-gölü.jpg" alt="" width="409" height="279" /></a></p>
<p>Aydın &#8211; Muğla il sınırında yer alan ve 7000 hektarlık bir alanı kapsayan gölün maksimum derinliği 25 metreye ulaşıyor. İlkçağlarda deniz kenarında Latmos isimli bir körfez iken Büyük Menderes Nehri&#8217;nin taşıdığı alüvyonlarla denizle bağlantısı kesilen gölün üzerinde en önemlileri İkizada, Menet ve Kahve Asar isimlerini taşıyan irili ufaklı adalar bulunuyor.</p>
<p>Adaların üzerinde kilise ve manastır kalıntıları görülebilmektedir.<br />
Göl, Büyük Menderes&#8217;in taşkınları sırasında gelen suların yanı sıra çevresindeki yer altı ve yer üstü kaynaklarından besleniyor. 8 Temmuz 1994 tarihinde alınan kararla &#8220;Menderes Deltası&#8217;nın sahip olduğu ekosistem özelliklerini bünyesinde barındırması ve nesli tehlike altında bulunan bir çok kuş türüne üreme ve kışlama ortamı sağlaması&#8221; nedeniyle Tabiat parkı ilan edildi.<span id="more-4687"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Büyük Menderes Deltası&#8217;nda bulunan 208 kuş türünün 68&#8242;i burada kuluçkaya yatıyor. Uluslararası önemli kuş alanları listesinde yer alan Bafa Gölü, nesli tehlikede olan Cüce Karabatak, Deniz Kartalı ve Tepeli Pelikan kuş türleri burada ürüyor. Dünyada toplam 2000 civarında bulunan Tepeli Pelikanların 3. büyük kolonisinin burada bulunduğu da ilginç notlar arasında.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/bafa-golu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyal sınıflar</title>
		<link>http://www.buzlu.org/sosyal-siniflar/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/sosyal-siniflar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 14:44:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[burjuva]]></category>
		<category><![CDATA[Demografik]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomist]]></category>
		<category><![CDATA[fakir]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalist]]></category>
		<category><![CDATA[köyler]]></category>
		<category><![CDATA[kırsal]]></category>
		<category><![CDATA[Marshall yardımları]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal sınıflar]]></category>
		<category><![CDATA[sosyo]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[zengin]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4498</guid>
		<description><![CDATA[Sosyal sınıflar adı akındaki bu kitap Türkiye&#8217;nin şu andaki durumun gözler önüne sermektedir. 29 Ekim 1923 tarihinde kurulan yeni Türkiye Cumhuriyetinin Devletinin döneminin kapitalist ekonomi sistemini benimseme arzulan, özellikle 1945&#8242;lı yıllarda ikinci dünya savaşının hüküm sürdüğü sıralarda hız kazanır. Bu hızlanma da dönemin partisi olan Demokrat Partinin liberal görüşlerini temsil edici fikir ve tutundan bunun [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/02/sosyal-sınıf.jpg"><img class="size-full wp-image-4499 aligncenter" title="sosyal sınıf" src="http://www.buzlu.org/images/2010/02/sosyal-sınıf.jpg" alt="" width="258" height="294" /></a></p>
<p>Sosyal sınıflar adı akındaki bu kitap Türkiye&#8217;nin şu andaki durumun gözler önüne sermektedir.<br />
29 Ekim 1923 tarihinde kurulan yeni Türkiye Cumhuriyetinin Devletinin döneminin kapitalist ekonomi sistemini benimseme arzulan, özellikle 1945&#8242;lı yıllarda ikinci dünya savaşının hüküm sürdüğü sıralarda hız kazanır.</p>
<p>Bu hızlanma da dönemin partisi olan Demokrat Partinin liberal görüşlerini temsil edici fikir ve tutundan bunun en açık göstergesidir. Öyle ki (Küçük Amerika) yaratma çabaları ve bu çabalar doğrultusunda yapılan görüşmeler, sonrasında döneme damgasını vuran MARSHALL yardımları liberalleşme yoranda uygulanan politikaları oluşturmaktadır.<span id="more-4498"></span></p>
<p>Uzun yıllar boyunca savaştan çıkmış bir milletin ..ekonomik yönden yetersiz olması kaçınılmaz bir durum şüphesiz, rahat bu durum Cumhuriyet döneminin ilk partisi olan CHP tarafından adeta yadsınmış ve mili bir burjuva sınıfı yaratılması hedeflenmiştir.<br />
Bu hedeflemenin doğrultusunda ilk olarak 1923&#8242;te İzmir iktisat Kongresi toplanmıştır; fakat kongrenin sonunda amaçlananın doğrultusunda bir yapılanma görülememiştir. Böyle bu iktisadi sistemin yerine günün koşullan gereğince karma ekonominin daha olacağı kabullenilmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><!--adsense#336x280kareicerik--><br />
İkinci dünya savaşı ile daha fazla yerleşmiş olan kapitalist sistem tam anlamıyla benimsenemediği için günün gereklilikleriyle birlikte emperyalizmin ülkemizde hissedilmesine neden olmuştur. Bu sistem içinde sermaye sahipleri olsun, tüketiciler olsun batırmışlardır. Kapitalist sistemin bayatım devam ettirebilmesi ülkeler üzerindeki baskılarını azaltmaması, o ülkenin gelişmişlik oranıyla ilintili olduğundan.eğitimin artması da engellenmiştir.</p>
<p>Sosyal sınıfların evrimi Türkiye&#8217;de kapitalist sistemin ,emperyalizmin günümüzde batı egemenliği akındaki bu gelişimi ekonomik, sosyal, bilimsel ve kültürel unsurlara da bağlı durumdadır, değişim de oluşumda bu çarpıklara bağlı olarak oluşacaktır.</p>
<p><strong>KIR DÜNYASININ EVRİMİ</strong></p>
<p>Şehir ve kırsal kesimdeki uçurumlar ve kopukluklar sosyal yapının değişimine olduğu kadar; sınıflararası farklılıklarda da önemli unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Az gelişmiş ülkelerin ortak sorunu olmakla beraber her ülkede farklı seviyelerde ortaya çıkar. Ülkemizde ise bu en üst seviyededir.</p>
<p>Bu nedenle sömürgesi olduğu Batı ülkelerinin kültürünü gelişme sayarak değişmeye, batılılaşmaya çalışan şehir hayatı 19. yüzyıldan itibaren emperyalist sömürünün halkası haline gelmiştir.<br />
İki farklı sosyal yapı arasındaki çatışma, düşünce ayrılıklarından kaynaklanıyorsa, köyler tamamıyla batılılaşmanın karşısında bir tavır ve tutum izledikleri biline gelmiştir. Yine de meydana gelen değişimlerden pek de etkilenmediği varsayılan köylü kesimi, şehirle devamlı şekilde bağlantı halindedir.</p>
<p>Öyle ki dış ilişkiler bazen köklü değişikliklere neden olmuştur. Hatta yaşayan bu değişimler köylerin yok olmasına ve hatta yeni köylerin kurulmasına bile neden olmuştur. 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti’nin kapitalist ekonomi sistemine doğru açılmasıyla köylerde daha fazla bir parçalanma olmuştur. 1838’de Ticaret Antlaşması imzalanınca kır ekonomisinin üzerinde etkisini göstermeye başladığı yıllar 1840’lı yıllardır; ancak 1950’den sonra göze çarpan bir parçalanma vardır. Bu parçalanmayı kapitalist sisteminin eseri olarak görebiliriz.</p>
<p><strong>DEMOGRAFİK EVRİMİ</strong></p>
<p>Demografik evrimin ailemizde üç şekilde olduğunu söyleyebiliriz. Bu üç olgu, aileye göç dalgası ve ülke dışına olan göç, doğal nüfus artışı, köylerden şehirlere göç şeklinde sıralanabilir. Ülke dışından göç, özellikle 1774 Kırım Savaşı’ndan 1950’li yıllardaki Bulgaristan’da yaşayan Türklerin Türkiye’ye gelinceye kadar olan süreyi kapsamaktadır.</p>
<p>Osmanlı Devleti zamanında göçlerle gelenler devlet tarafından eski topraklara, meralara yerleştirilmiştir. Dışarıdan gelenlere yerel halkın elinde bulunan toprak kadar toprak verilmektedir. Bu şekilde uygulanan politika farklı ırklar arasında eşitlik ilkesine göre bağlı kalındığının bir göstergesidir.</p>
<p><strong>KIRDAN ŞEHİRE GÖÇ</strong></p>
<p>Genel olarak baktığımızda kırdan en büyük kente doğru bir akış olduğunu görmekteyiz. Belirtilen bu sebeplerin dışında kalan askeri bölgelerde bir yığılma ve aşiretlerin, diğer bir etken olarak yer değiştirmesidir. 1965’de Trakya’da askeri birliklerin bu bölgeye yerleşmesinden doğan faktör ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde de aynı geçerli bir sebep teşkil etmektedir. Köyden kente göçlerin dağılımına baktığımızda Türkiye’nin en büyük illerini barındıran Marmara Bölgesi başta gelmektedir. Bu bölgede dışarlıklı nüfusun %34,5’ü bulunmakta, İstanbul’da ise %27,5’i yaşamaktadır. Bunlardan sonra gelen ise Ankara ve ona komşu olan Eskişehir’dir.</p>
<p>Daha sonra ise İzmir ve sınır komşuları, ardından Adana ili ve komşuları olan Hatay ve mersin gelir. Bu dağılımlara baktığınızda genel itibarıyla ülkenin en büyük illeri oldukları görülüyor. Faktör olarak da sanayileşmenin, iş olanaklarının fazlalığı olduğu göze çarpıyor. Bunun yanında bir de hizmet sektörünün yoğun bir şekilde  illerde bulunmasını da görmekteyiz.</p>
<p>Kırdan kente göç olgusunu incelediğimizde temelde demografik evrimin, ekonomik evrim sonucu ortaya çıktığı bilinmektedir. Türkiye’deki var olan göçlerin niteliği şehrin cazibesinden ziyade kırın iticiliğinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Türkiye’de hareketsiz nüfusa sahip yerleşim alanlarının olduğu pek söylenemez, fakat bunun en aza inmediği Ege ve Güney Bölgelerimizdeki örneklerinde rastlamaktayız. Bunun nedenini ise bu bölgelerin tarıma elverişli arazilere sahip olmasında ve küçük yada büyük mülkiyetlere sahip kişilerin teknolojik aletlerin kullanımının yoğunluğundan anlayabilmekteyiz. Oysa Doğu bölgelerimizi incelediğimizde görmekteyiz ki gerek coğrafi koşulların yetersizliği, gerek elverişsiz topraklar ve de gerekse arazinin büyük toprak sahipleri tarafından gasp edilmiş olması, göç etmeyi adeta mecburiyet haline getirmektedir.</p>
<p>Bölgede para ekonomisine geçilmemiş olmasından, eski sosyal yapıların kendilerini korumaları daha da kolaylaşır. Haberleşmenin de az olması ile ülkenin iki tarafında zıt kutupların oluşmasına sebep olu. Orta bölgelerde ise, göçlerin en fazla derecede görülmesi durumu var iken, Güney Doğudaki ise çok az bir kesim değişimden etkilenmemiştir.</p>
<p>SOSYO-EKONOMİK YAPILARIN EVRİMİ</p>
<p>Kapitalist üretimin ülkeye soktuğu çeşitli araçların sonucudur. Bunun sonucu olarak ise sosyo-ekonomik yapılarda çözülme ve değişme olmuştur.<br />
Bu değişim iki şekilde oluşur. Kapitalist sistem öncesi yapıların çözülmesi, değişime uğraması bu zaman içinde kapitalist güçlerin kendi egemenliklerini arttırıp pekiştirmesidir. Bu da kırsal kesimlerde ve aşiretlerde bir yıkıma neden olmuştur.<br />
Kapitalist Öncesi Yapıların Evrimi: Bu daha çok Doğu Anadolu’daki aşiretlerde daha sonra ise uzantısı kapitalist işletmelerle ilgilidir.</p>
<p><strong>DOĞU’NUN EVRİMİ:</strong> Doğu’daki sorunlar etnik bir sorun olan Kürt Sorunu’na bağlıdır. Osmanlı Devleti’nde de aşiretlerin iç yapılarına dokunulmamıştır. Sadece onların reislerine Sancak Beyliği verilerek onların aşiretlerine mensup insanlarla olan ilişkilerine dokunulmamıştır.</p>
<p>18. yüzyılda orta ve Batı Anadolu’da bir çözülme olmasına rağmen Doğu’da ancak 19. yüzyıla kadar herhangi bir değişim olmamıştır.<br />
Bugün bile Doğu-batı arasındaki farkın temelini kopukluk oluşturur. 19. yüzyılda Doğu’daki değişimin temeli aslında Batı’nın isteklerine uymak için Osmanlının yaptığı, geçirdiği değişimin bir sonucudur. Batı’daki feodal yapıları yıktıktan sonra Doğu’ya yönelmiştir. Kavalalı Ahmet Paşa’nın Suriye’den geçerek Doğu’dan ilerlemesi, bu bölgelerdeki feodal güçlerin stratejik önemini vurgular. Bundan yararlanan ise Mehmet Ali Paşa Olmuştur.</p>
<p>Osmanlı Devleti’nin Kürt Beylerine karşı tutumunun değişmesi, Kürt Beylerini yıkan değişim için ortam hazırlar. Bu kez de yerine şeyhler yer alır. Aşiret alt yapısını korumasına rağmen üretim ilişkilerini değiştirmeye başlar. Önceden angarya olarak verilen vergileri daha sonradan ortakçılık olarak değiştirdiler. Bu da toprağın daha fazla sömürülmesine neden oldu. Bölgedeki tütün cinsinin yetiştirilmesi, para ekonomisinin ülkeye girmesine neden olur. Bu da kabile yapılarının çözülmesine neden olur.</p>
<p>İlk başlarda bol ve ucuz emekten yararlanmak için yapıları korunur. Batı’da kapitalist ekonomiyle birlikte Doğu’daki yapılanmanın anlamsız ve imkansız olduğu anlaşılmıştır.1960’lı yıllarda ise çözülme dönemine girmiştir. Doğu’da kapitalizme karşı varlığını sürdürmekte direnen göçebe Kürtlerin, büyük aşiret yapılarıyla büyük tarım mülkleri alanında kendini açığa vurur.</p>
<p>1945’ten sonraya baktığımızda ise bu tabloda bir değişim oluşur. Oluşan boşluk, yaş gruplar tarafından doldurulur. Nüfusta hızla ilerleme göze çarpar. Kişi başına düşen milli gelir ise 1938’dekini bulup üstüne çıkar.</p>
<p>Dışarıdan yapılan doğrudan yada dolaylı destekle köy nüfusunda hızlı bir artış olur. Bu ilerleme olmaksızın nüfusun artışı, büyüme ve hastalıklara karşı yapılan çalışmalarla nüfus artışı, büyüme ve hastalıklara karşı yapılan çalışmalarla nüfus artışı olmuştur. Ölüm oranı düşüp, yaşam standardının artmasından kaynaklanmıştır. 1970’li yıllarda ise işçi göçleriyle nüfusta bir durulma görülmüştür. Bu göçler 1960-1970 tarihleri arasında nüfusun düşmesinde oldukça etkili olmuştur.</p>
<p>Köylerdeki nüfus oranını karşılaştıracak olursak üç ayrı dönem olarak bakmamız gerekiyor. 1945 öncesi, köyden kente göç fazla olmasa da, esas doğan çocukların ölmesi, ülkenin genel nüfus artışının gerisinde kalmasında neden teşkil etmiştir. 1940’la 1945 arasında bu daha da artmıştır.</p>
<p>1950’li yıllara kadar dayanmaktadır. 1950’lerden sonra ise köy nüfus artışının düşmesi artık şehirlere göçlerdendir. Bu görüşler en iyi topraklara arazi sahipleri el koyması, makineleşmesi (üretimin) küçük köylülerin orman ve meraları açarak tarım alanı haline getirmeleri; fakat verimde orantılı olarak düşmüştür. Yayılmasının en son sınırına gelinmesi, buna rağmen köy ekonomisini canlandıracak herhangi bir ıslah yapılmaması ilk önce köy halkının şehre yığılmasına daha sonra ise dış ülkelere göçe neden olmuştur.<br />
Göçün yurt dışından ülkeye yapılması demografik yönden olumlu bir gelişmedir. Azınlıkların yurt dışına göçleri ise olumsuz bir durum oluşturur.</p>
<p>I. Dünya Savaşı sırasında Rum-Ortodoks ahalinin Anadolu’dan kaçışı ya da Yunanistan’daki Türk ahalisiyle mübadelesi kırsal yapılar üzerinde oldukça etki yapmıştır. Doğu’daki Ermenilerin yurttan çıkarılmalarıyla topraklarını da ağalar işgal etmiştir. Savaş bitiminde geri gelip topraklarını istemelerini, bunun korkusuyla köy ağalarını zorunlu mücadeleye katılmaya itmiştir. Köy ağaları bir karaktere bürünmüşlerdir. Bu durum feodal bir yapının oluşturmasında etken bir rol oynadı. Köylü halk ile toprak ağası arasında temel eşitsizliğini gösterdi.</p>
<p>Azınlıkların yurttan çıkışlarıyla ticaret yerli esnafların eline geçti. Böylece yerli esnafların üzerindeki denetiminde, malların elden çıkarılması denetleniyordu.<br />
Genel olarak baktığımızda göçlerle ilgili olan demografik evrim niteliklidir. Bu da demografik ilerlemenin temelinde en önemli olarak nüfus artışı olduğudur.</p>
<p>Türkiye’nin I. Dünya Savaşı sonrasına baktığımızda, on yıllık bir savaştan çıkan bu milletin nüfus yapısı alt üst olmuştur. Belirli yaşlar arasında boşluk oluşturmuştur. Aynı olay I. Dünya Savaşı sırasında göze çarpmaktadır; fakat buna bir de ekonomik buhran da eklenince ölüm oranının artmasına neden olur.</p>
<p><strong>GÖÇEBE AŞİRETLERİN EVRİMİ</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu’nun en uç kesiminde göçebe olarak yaşayan, yok olmuş bir kültürün devamını yaşatmaya çalışan bir kesim vardır. 1945’li yıllardaki büyük sıçrama Doğu bölgelerde diğer bölgelerle nazaran daha fazlasıydı. Bu da meraların, otlakların tarım arazisine çevrilmesine paralel olarak da arazi kiralarının artmasına, devlet ve yerleşik halk tarafından sömürülmesine neden olmuştur.</p>
<p>Bu sıkıntılar yüzünden kabileler giderek erimiş ve yok olmuşlardır. Onların yerine (Rumo) denilen yerleşim alanları oluşmuştur. Aşiret Reisleri ise göçebe olarak hayatlarını devam ettiren topluluklara otlak kiralamıştır. Bu paraları toplayarak toprak sahibine iletir. Bu göçebe yaşam er ya da geç bitecektir.<br />
<strong><br />
DOĞU’DAKİ BÜYÜK TARIM MÜLKLERİN EVRİMİ</strong></p>
<p>Doğu’daki evrim toprağa dayalı olduğu için bunun temelinde feodal-kabileci geçmişinde bulmak gerekir. Bu yapılarda ülkenin sosyo-ekonomik yapısının değişimine sebep olmuşlardır. Eski yapıların, bölgedeki sosyo-ekonomik, hayatın hızlı evrimine rağmen, her şeyi elinde bulundurma iddiası vardır.</p>
<p>Kapitalist sistem, makineleşmiş tarım içinde köylüleri tarım proletaryası olarak kullanmıştır. İşsizlik yüzünden eskiden bağlı oldukları toprak ağalarından kurtulurlar. Bu kez de kaçınılmaz olarak kendilerin sınıf çatışmaları içinde bulurlar. Bunun sonunda emperyalist sömürünün Doğu Anadolu’daki en son kademede olunca, ters yönde Doğuyla  Batı uluslar arası emperyalizm arasındaki ilişkilere yansır.</p>
<p><strong>KAPİTALİST ALANDA EVRİM</strong><br />
Kapitalist sistemin oluşturduğu, ortaya çıkmış olan egemen sınıfta üretici arasındaki ilişkiyi engellemez. Tersine yeni bir sosyo-ekonomik yapıların oluşmasını kolaylaştırır. Kapitalist yapılar kendi içinde zamanla değişik şekillere bürünerek kendine yeterli mal ekonomisin yerini alır.</p>
<p>Bu sistem içinde üreticilerle tüccar arasında keskin çıkar karşıtlığı himayeci ilişkiler ardına gizlenmiştir. Ürününü satabileceği en yakın yerde kasabadaki dükkan sahibi onun dış dünyayla ilişkisi olmakla kılınmayıp devletin hemen hemen hiçbir şekilde sağlamadığı sosyal yardım mekanizmasının da tüccar sağlamaktadır.</p>
<p><strong>KÜÇÜK MÜLKİYETE DAYALI KÖYLER</strong></p>
<p>Yerleşim alanında yaşayanların hepsinin küçük mülkiyetleri olan egemen bir kesimin olmadığı köylerdir. Önceden kırsal kesimin yerleşme yeri coğrafi koşullara dayanılarak oluşan daha sonraları bu faktörler değişmiş; şehre uzaklık, dış pazara açılan şartlarda belirlenmeye bağlanmıştır. Bu köydeki üretimin ürün fazlalığı ise toprağın niteliğine – niceliğine bağlıdır.</p>
<p>Makineleşmiş dönemin ortakçılarıyla – makineleşmemiş dönemin ücretli emekçileri büyük işgücüne ihtiyaç olan yerlerde yada şehirlerde çalışan gezgin emekçileri oluşturur. Bunlarda şehir proleteryasını -lumpen proloteryasını oluşturur. Evrimin bu denli hızlanması köyde de siyasallaşmayı ortaya çıkartır. Bunun da önüne geçemeyerek 1961 Anayasasında köylülerin siyasetle uğraşmaması gerektiğini ifade etmişlerdir. Fakat köydeki halk göçlerle birlikte kasabalarda şehirlerde siyasetle uğraşmaya devam etmiştir. Emekçi sınıf burjuvaziyle olan kişisel ilişkileri arasında boğulup kalmışlardır.</p>
<p><strong>BÜYÜK TOPRAK MÜLKİYETİNE DAYALI KÖYLER</strong><br />
Doğu ve Batı arasında büyük mülkiyetlerde farklılık vardır. Batı Anadolu’daki büyük mülkiyetler kapitalist üretim amaçlı mal üretmektedir. Çalışan kesime iş göçüne bakarsak benzer özellik kaydetmesi, emekçi kesim olması aynı kefeye koymamıza yetmez. Bu iki toplumun değişimleri de farklı şekilde gelişir. Batı daha önce kapitalist güçlerin ülkeye girmesi 1774’de antlaşmayla başlarken Doğu’da 19. yüzyıla kadar herhangi bir değişim yoktur. Koşullar ve bu koşulların sonuçları da farklı olmuştur.</p>
<p>19. yüzyıl sonlarına doğru başlayan makineleşme 1920-1930 yılları arasında duraksama (ekonomik buhrandan) olur. Bu durum farklı şekillerde açığa vurur. Tarım mülkiyetinin yeniden oluşmasına göçlerin başlamasına neden olur.<br />
Doğudaki eski sosyal yapı tüketim ihtiyaçlarına yönelik değişimini izlemez. Bu insanların kendi ürettikleri kendilerine yetmekteydi. Osmanlı’da bunun iç yapısına dokunmamıştır. Bir çok kişi yerine tek kişiyle uğraşmanın daha basit olması, bunun yanı sıra ucuz emek ve mal alınması Doğu’daki gelişimin olmasına zaman kaybettirmiş, Batı’daki kapitalist sistemin pekişmesi sayesinde Osmanlı böyle gitmeyeceğini anlayarak toprak ağaları üzerindeki tutumlarını değiştirmiştir.</p>
<p>Bu toprak ağalarının yerine şeyhlerin geçmesi onların yüzünden istemeyerek de olsa para ekonomisinin bölgeye girmesi, toplumun zanaatlar üzerine çalışmaları evrim sürecini arttırmıştır. Günümüzde bile hala bazı bölgelerde etkilerini sürdürmektedirler. Batıda daha erken bir geçiş olduğundan günümüzde güçlü toprak sahipleri yoktur. Hatta devlet küçülen arazileri büyütmek, tekelleştirmek için çalışma yürütmektedir. Çünkü toprakların miras olarak dağıtımından gittikçe araziler küçülmekte ve verim düşmektedir.</p>
<p>E<strong>mperyalist Sömürünün Kademeleri </strong></p>
<p>Ülkemizdeki sömürü iki büyük sınıfın ticari ve mali büyük burjuvazisiyle köylerdeki büyük toprak sahibi tarım burjuvazisi arasında kurulmuştur. Bu düzen cumhuriyetin kurulduğu dönemde ortaya çıkmıştır. Şehir burjuvazisi oluşturma çalışmaları ilk yıllarda başlamıştır. Devlette destek vermiştir. Daha sonra II. Dünya Savaşı sırasında bu denge bozulur gibi olsa da 1950 yıllarda kabul edilen dereceli seçme  sistemi ile yeniden sağlanmıştır.</p>
<p>Prekapitalist alanın ülke genelinde yetersizliği ve güçsüzlüğünde beraberinde getiren bu siyasal yetersizlik Doğu’nun Batı tarafından sömürülmesine neden olmuştur. 1950 yılından sonra hızla artan kapitalist ilişkilerle Doğu-Batı arasında uçurumlar oluşturmuştur.</p>
<p>Doğu Anadolu’daki egemen sınıfın izlediği yol, onu emperyalizmin en büyük yararı sağlaması uğruna Batı’nın büyük burjuvazisiyle sıkı bir işbirliğine götürür. Doğu Anadolu’nun egemen sınıfı tarafından sömürülmesini engelleyecek biçimde kurmaktadır.</p>
<p>Doğu Anadolu’daki kapitalist ilişkilerin hızla evrimleşmesi buranın egemen sınıfının, önder olma niteliklerinden soyutlayarak ülkenin egemen sınıfı içinde eritir. Doğu Anadolu’daki halkın tepkisi sömürücülerin tamamına karşı yönelir.</p>
<p><strong>KIRLARDA SOSYAL SINIFLAR</strong></p>
<p>Sonuç olarak bakıldığında kapitalist ilişkilerin, para ekonomisinin köylere girmesiyle bunların sosyal ekonomik yapılarında dejenere oluşturmaktadır. Hayat şartlarını da alt üst eder. Bunun yanında ise çelişkiler su yüzüne çıkar. Siyasal olarak olsun dini gericilik sömürü ortadan kalkar. Halkta bilinçlenme oluşur. Bu da mevcut olan yapıların değişmelerine yönelik en önemli güç olarak karşımıza çıkar.</p>
<p>Toprağın ilk kez ele geçirilmesi 19. yüz yılda başlar. Esas olarak Hıristiyan azınlıkların topraklarının işgaliyle tamamlanır. Bu işgal önce fiilen sonra medeni bununla yasal olarak gerçekleşir. 1950’de başlayan tarım politikasıyla başlayıp 10 yıl içinde tamamlanmıştır. Bu gelişmeler büyük tarım burjuvasını işini tarım araçları konusunda yatırım yapmaya yöneltmiştir. Böylece şehir burjuvazisini ortadan kaldırmak artık değerin tümünü kendi elinde tutmak ister.</p>
<p><strong>1970 Öncesi Şehir Çevresinin Evrimi</strong></p>
<p>Şehirlerin evrimi bulundukları yerlerin konumlarına göre değişir. Maden şehri, Başkent, Liman Şehri, örnek; İstanbul’un evrimi ise sanayileşmesi iki kıtayı bağlayan konumda olması tarihi bir üstünlük olması gibi faktörlerle şehirlerin değişimi evrimi gerçekleştirir. Bu şehirler emperyalist sömürünün Türkiye’deki uçları ve çıkış noktalarıdır. Türkiye’deki şehir ağı kademeleşmenin büyük merkezlerinden sonra bölgesel şehir merkezleri daha sonra ise mahalli pazarlar gelir. Bu halka içerisine küçük merkezleriyle Pazar – kasaba niteliğindeki ilçe merkezleri de girer.</p>
<p><strong>Ekonomik Yapıların Evrimi</strong></p>
<p>Şehirlerdeki kademeleşme işlenmiş hammaddelerin dağıtımı bir yanda ise tarım kesiminden gelen hammaddelerin bir araya toparlanmasını sağlayan bir ağ olarak belirlenir. Emperyalizmin ürettiği malların karşısına o, Batı kültürünün taşıyıcısı olarak belirlenen her nesneyi tehlikeli sayan ve peşinen mahkum eden bir başka ideolojiye dikilir.<br />
İşte bu gözle görüldüğü içindir ki matbaada basılan kitabında tutun da makinesine kadar lanetlenir. Kır kesiminde üretilen zenginliklerin büyük şehir burjuvasıyla şehirlerde kullanılması Türkiye’de Şehir imgesini belirler.</p>
<p><strong>DEMOGRAFİK YAPILARIN EVRİMİ</strong><br />
1950’den sonra uygulanan tarım politikası ile köylerden gelen güçlü göç eğilimiyle şehirlerin emme gücü çelişkilerini yaratmıştı. Şehirde görülen sanayileşme köylerdeki makineleşmeden sonra geliyordu. Böylece şehirler yetersiz geliyordu. Köylerden şehirlere göçen insanların lumpen proletaryası sıkıştırmakta ve onlardan kapak bir şekilde yaşamaktadır. Buna istihdam alanında “gizli işsizlik” veya “Belirsiz işler Kategorisi” diye önümüze çıkmıştır.</p>
<p><strong>BÜYÜK BURJUVAZİ</strong><br />
İkinci Dünya Savaşından sonra dış sermayenin ülkeye girmesiyle emperyalist ülkelere açılma böyle olmuştur ve bu tarihten itibaren ülkeyi daha iyi sömürmek için sermaye ve teçhizat verir. Kurulu yeni alanlarda yerli burjuvazi ise araç olarak görülür. Bu ona daha fazla para kazanma yolunu açmış olur. Buna örnek Marshall yardımlarını verebiliriz. Sözde verilen yardımla tarım yoluyla kalkınma olacaktı. Tarım arazisinin gelişip ilerleyecek, böylece yerli burjuvazi güçlenecekti.</p>
<p>1960’a kadar böyle sürmüş ve hükümet darbesiyle sonuçlanmıştır. Arkasına askeri kesimi de alan şehir burjuvazisi ekonomik buhranı, ithalat ve ihracatın durgunluğunu sonuçlandırmıştır. 1950 – 60 yılları arasında yapılan ithalat kısıtlamaları, büyük burjuvazinin zenginleşmesini sağlarken ortada büyük bir dengesizlik oluşturmuştur. Bu darlık ülkenin borçlarını ödemede de güçlük sağlamıştır. Yapılan sermaye birikimiyle toplanan paraları yerli burjuvanın oluşturması.</p>
<p>Burjuva sınıfının borçlanma mekanizmaları sayesinde dış sermayeye bağlanması, tarım iş gücünün fazlasının göçü, iş gücü yarattıktan sonra emperyalizm büyük burjuvaziyi sanayi yatırımları yöneltmeye başlar.</p>
<p>İlkel bir şekilde yapılan sömürüyü daha üst seviyelere taşımak için sanayileşmede artık ilkel sömürüden uzaklaşıp sınırlı tüketimle, harcamayla yüksek karlar elde etmektir. Suni ürünler, mal darlığı ve tekel durumu yaratmaktır. En az yatırımla en fazla kar sağlamaya elverişli usullere yönelmekteydi.<br />
Sonuç olarak diyebiliriz ki; şehir büyük burjuvaziyle büyük arazi sahiplerinin arasındaki karşıtlık siyasal rejimin evrimini belirleyen karşıtlıktır.</p>
<p><strong>KÜÇÜK BURJUVAZİ</strong><br />
Bu tabakanın başlıca niteliği her zaman her yerde alışkanlığıdır. Bir yandan işçi sınıfını çoğaltırken diğer yandan zirveye üst kesime tırmanmaya çalışan kesim oluşturur.<br />
Bu kategorinin en alt kademeleri bir yandan üstü başı ve evsaflı işçiler aracılığıyla proleteryaya, öte yandan kamu görevlilerinin en alt basamağını proleteryaya karışır. Üst kademelerinde ise sahici burjuva çevrelerine ulaşmak için devlet memurluğu hiyerarşisi ile sanayi ve hizmet sektörlerindeki kadrolar hiyerarşi basamak olarak kullanılır.<br />
Demek oluyor ki bütünü içinde küçük burjuvazi birbirinden farklı iki unsurlu ortaya çıkmaktadır.<br />
<strong><br />
ŞEHİR PROLETERYASI</strong><br />
Sayıca ifadesi en güç olan sınıftır. Türkiye’de proletaryanın evrimi sanayi sektörünün yapısına da bağlı durumdadır. Yani bu sektörün çeşitli alanlara dağılımı kadar işletme büyüklükleri de söz konusudur. İkinci Dünya Savaşı öncesinin sanayileşme yapılarına bağlı bu olgular, bu yapılarla birlikte evrimleşmeye uğrarlar.</p>
<p>Böylece önce devletin “işveren” olarak etkinliği elden bırakması 1950 – 60’lı yıllarda özel teşebbüse dayalı, ikinci sanayileşme dalgası proletarya içinde imtiyazlı bir kesim oluşması hayalini silip yok ederken, sermayelerinin sanayi sektörüne yönelmesi sonucu doğan rekabet de işçinin durumunun da, kişisel düzeyde bir değişmeyi gitgide umulur olmaktan çıkar.</p>
<p>Emperyalizmin 1960’dan sonraki yıllar boyunca Türkiye’de verdiği aşamanın belli başlı özelliklerinden biri kendi yararına çalışmamasıdır. Evrim özellikle İstanbul’la ilgili olarak son derece açık seçiktir. Bu şehir Avrupa’ya giden işçi kafilerinin çoğunluğu meydana getirmek gibi imtiyazlı bir durumdan başka, Avrupa emek borsasına doğru yola çıkan köylü unsurların zorunlu olarak yerini alma özelliğini de kaydetmiştir. Böylece büyük şehirde daha önce yerleşmiş işçi kitleleriyle köylerden şehirlere doğru akan emekçi kitleler arasındaki karşıtlık aşılma yoluna girer ve bu süreçle risk işçi sınıfı hem nicelik, hem de nitelik olarak güçlenip pekişir.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/sosyal-siniflar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seyhan Nehri</title>
		<link>http://www.buzlu.org/seyhan-nehri/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/seyhan-nehri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2009 11:22:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[adana]]></category>
		<category><![CDATA[akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Çukurova]]></category>
		<category><![CDATA[çatalan]]></category>
		<category><![CDATA[önemi]]></category>
		<category><![CDATA[hidroelektrik santralları]]></category>
		<category><![CDATA[nehirler]]></category>
		<category><![CDATA[Seyhan Nehri]]></category>
		<category><![CDATA[su yatakları]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım ve Hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yedigöze]]></category>
		<category><![CDATA[ırmaklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4318</guid>
		<description><![CDATA[Seyhan Nehri  Türkiye&#8217;nin Akdeniz&#8217;e dökülen ırmaklarının en büyüklerinden birisidir. Uzunluğu 560 km&#8217;dir. Havza alanı ise 20.600 km²&#8217;dir. İki önemli kolu vardır: uzun olanı, Kayseri-Pınarbaşı ilçesinden, 1500 metre yükseklikteki Uzun Yayla&#8217;dan doğan Zamantı suyudur ve Kayseri&#8217;nin Pınarbaşı, Tomarza, Develi, ve Yahyalı ilçelerinden geçer. Orta Toroslar&#8217;ın (Tahtalı Dağları) uzanış doğrultusunda akan bu su, Çukurova&#8217;ya inmeden önce Adana&#8217;nın [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/11/seyhan-nehri.jpg"><img class="size-full wp-image-4319 aligncenter" title="seyhan nehri" src="http://www.buzlu.org/images/2009/11/seyhan-nehri.jpg" alt="seyhan nehri" width="305" height="228" /></a></p>
<p>Seyhan Nehri  Türkiye&#8217;nin Akdeniz&#8217;e dökülen ırmaklarının en büyüklerinden birisidir. Uzunluğu 560 km&#8217;dir. Havza alanı ise 20.600 km²&#8217;dir. İki önemli kolu vardır: uzun olanı, Kayseri-Pınarbaşı ilçesinden, 1500 metre yükseklikteki Uzun Yayla&#8217;dan doğan Zamantı suyudur ve Kayseri&#8217;nin Pınarbaşı, Tomarza, Develi, ve Yahyalı ilçelerinden geçer.</p>
<p>Orta Toroslar&#8217;ın (Tahtalı Dağları) uzanış doğrultusunda akan bu su, Çukurova&#8217;ya inmeden önce Adana&#8217;nın 80 km kuzeyinde Aladağ ilçesinin Akinek Dağı yamaçlarında diğer önemli kolu olan Göksu ile birleşir.</p>
<p>Adana&#8217;nın içinden geçer ve bu kenti Seyhan ve Yüreğir isimli iki ilçeye böler ve Çukurova&#8217;nın en batı kesiminde, Adana-İçel sınırında Deli Burnu&#8217;nda Akdeniz&#8217;e dökülür.<span id="more-4318"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Seyhan Nehri üzerinde Yedigöze, Çatalan ve Seyhan hidroelektrik santralları kurulmuştur.</p>
<p>Ayrıca Seyhan Nehri Ceyhan Nehri ile beraber Çukurova&#8217;da tarımsal sulama için çok büyük önem taşır, özellikle pamuk üretemi için. Pamuk üretimi en çok su talep eden tarımsal işlemlerinden birisidir ve çevre kirliligi bakımından hassas bir tarımsal sanayidir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Siyasi ve dış ticari önemi</strong></p>
<p>1986&#8242;da Barış Suyu Projesi düşüncesi doğdu ve daha çok 90&#8242;lı yıllarda görüşmelere ağırlık verildi. Bu proje ilk başta İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan&#8217;a Seyhan ve Ceyhan sularını boru hatlarıyla aktarma veya dev su tankerleriyle taşıma şekliyle satmayı öngörüyordu. Türkiye metreküp (1 m³ = 1000 litre) başına 0,8-1,00 dolar fiyat teklifi öngörmüştü. Bir kaç onaydan sonra fiyat anlaşmazlığından ve ilk başta siyasi nedenlerden dolayı her defasında geri çekildi. 2006 yılı başlarında başta İsrail olmak üzere görüşmelere tekrar başlandı.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/seyhan-nehri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de iç göçler</title>
		<link>http://www.buzlu.org/turkiyede-ic-gocler/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/turkiyede-ic-gocler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 09:16:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[alan bölgeler]]></category>
		<category><![CDATA[doğu]]></category>
		<category><![CDATA[göç olayları]]></category>
		<category><![CDATA[göç sebepleri]]></category>
		<category><![CDATA[göç yerleri]]></category>
		<category><![CDATA[göçler]]></category>
		<category><![CDATA[güneydoğu]]></category>
		<category><![CDATA[iç göç]]></category>
		<category><![CDATA[imkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[marmara bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus yapısı]]></category>
		<category><![CDATA[nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[niye]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyedeki]]></category>
		<category><![CDATA[yapısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4235</guid>
		<description><![CDATA[Yeni yüzyılın başlangıcında Türkiye’nin yapısal problemlerinden bir tanesi de iç göçtür. 1950 yılında şiddetlenmeye başlayan iç göç beraberinde nüfus, istihdam, yaşam kalitesi ve kentleşme açılarından birçok sorunlar getirmiştir. Nüfus, ekonomik problemler, Çevre şartlarında bozulmalar, siyasi problemler ve savaşlar gibi nedenler ile başlayan göç hareketleri gerek merkezi yönetimi gerekse yerel yönetimleri sosyo-ekonomik açıdan zorlamaktadır. Bu çalışmanın [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/10/Türkiyede-iç-göçler.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-4236" title="Türkiye'de iç göçler" src="http://www.buzlu.org/images/2009/10/Türkiyede-iç-göçler.jpg" alt="Türkiye'de iç göçler" width="383" height="204" /></a></p>
<p>Yeni yüzyılın başlangıcında Türkiye’nin yapısal problemlerinden bir tanesi de iç göçtür. 1950 yılında şiddetlenmeye başlayan iç göç beraberinde nüfus, istihdam, yaşam kalitesi ve kentleşme açılarından birçok sorunlar getirmiştir.</p>
<p>Nüfus, ekonomik problemler, Çevre şartlarında bozulmalar, siyasi problemler ve savaşlar gibi nedenler ile başlayan göç hareketleri gerek merkezi yönetimi gerekse yerel yönetimleri sosyo-ekonomik açıdan zorlamaktadır.</p>
<p>Bu çalışmanın amacı Türkiye’de iç göçün ekonometrik modellerini kurmaktır. Bunun için panel verisi modelleri kullanılmıştır. Uygun modellerden faydalanarak iki tane senaryo analizi yapılarak, iç göç üzerine öngörüler yapılmıştır.</p>
<p>Göç bireylerin doğdukları yerleri, özümsedikleri kültürü, akrabalarını ve değer verdiği birçok şeyi bırakarak yeni ufuklara doğru yürüyüş sürecidir.<br />
Göç, Cumhuriyeti’nin kuruluşundan önce ve sonra Türkiye’nin devamlı olarak gündeminde yer almaktadır. Osmanlı imparatorluğunun çöküşü ile birlikte kaybedilen topraklardan ana yurda göç hareketi olmuştur. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra da bu hareket devam etmiştir. En son 1989 yılında Bulgaristan’dan zorla göç ettirilen soydaşlarımız, bu hareketin son halkasını oluşturmuşlardır.<span id="more-4235"></span></p>
<p>İkinci Dünya savaşından sonra Almanya’nın yeniden yapılanması için ihtiyaç duyulan iş gücü nedeniyle Türkiye’den Almanya’ya doğru işçi hareketi 1960’lı yıllarda başladı. Daha sonra bu hareket diğer Avrupa ülkelerine doğru da yayıldı. Ve şu anda 5 milyon civarında iş nedeniyle yurt dışına göç etmiş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı vardır. Şu anda vize ve yaptırımlar nedeniyle dış ülkelere yapılan göç asgari seviyeye inmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
1950’de başlayan kalkınma hareketleri Türkiye’de iller arası göçün ortaya çıkmasına neden olmuştur. Gelişmemiş bölgelerden gelişmekte olan ve gelişmiş bölgelere nüfus hareketleri başlamıştır. Böylece ülke iç göç kavramıyla tanışmıştır. Bu hareketle beraber sosyal ve ekonomik değişmeler olmuş ve sağlık, eğitim, kentleşme, sosyal güvenlik ve benzeri problemler ortaya çıkmıştır. Bugün Türkiye’nin yapısal problemlerinin nedenlerinden biri de iç göçün beraberinde getirdiği sorunlardır. İç göç ve etkileri pek çok araştırmaya konu edilmiştir.</p>
<p><strong>Göç Kavramı</strong><br />
Göç, kişinin, yeni koşullara daha iyi uyum sağlayabilmek amacıyla ya da doğal, ekonomik, siyasal v.b. zorunluluklar sonucunda, yaşadığı toplumu değiştirmesi olayına verilen genel addır. Göç olayının temelinde bulunan ana faktör, insanların geçimlerini sağlamak için daha uygun yerlere gitmek ve burada iş bulmak, çeşitli imkânlardan faydalanmak ve yerleşmektir. Bir başka ifadeyle göç, bir idari sınırı geçerek oturma yerini devamlı ya da uzun süreli olarak değiştirme olayını ifade etmektedir. Ya da göç kişilerin gelecek yaşantılarının ya bir bölümünü ya da tamamını geçirmek üzere bir yerleşim biriminden diğerine yerleşmek amacıyla yapmış oldukları coğrafi nitelikli yer değiştirme olayıdır.</p>
<p>Veya göç, insanın içinde yaşadığı bir coğrafi ve sosyo-kültürel çevreden ayrılarak başka bir coğrafi ve sosyo-kültürel çevreye girmesidir.<br />
Göç olgusunu incelerken karşılaşılan en önemli güçlüklerden birisi de türlerini ayırt etmektir. Göçler, mesafeye, olayın gerçekleştiği yerlere ve sürekliliğine göre ele alınabileceği gibi, göç olayına yol açan nedenlere göre de ayırt edilebilirler.</p>
<p>Ayrıca, göçler arasında önemli bir ayırım da göçlerin isteğe bağlı ve zoraki göçlerdir (Afrikalıların köle olarak Amerika’ya götürülmesi). Diğer taraftan, göçleri, insanların başka taşınma ya da yer değiştirme hareketlerinden ayırt etmek için, devamlı veya geçici olarak yapılan ayırıma da rastlanmaktadır. Geçici olarak yapılan göçe en iyi örnekler; göçebeler, mevsimlik tarımsal işçiler veya yazlık evlere giden yazlıkçılar verilebilir.<br />
Yukarıdaki açıklamalardan sonra sosyo-ekonomik açıdan iç ve dış göç olmak üzere, göçü ikiye ayırabiliriz:</p>
<p><strong>1.İç göç:</strong> Bir ülke sınırları içersinde, bireyin, bir yıldan az olmamak kaydıyla, yaşadığı ortamı değiştirmesine iç göç denilmektedir.<br />
<strong>2.Dış Göç:</strong> birey ülke sınırlarının dışında her hangi bir ülkeye yaşadığı ortamı değiştirmek amacıyla gidiyorsa, bu durumda dış göç söz konusu olmaktadır.</p>
<p><strong>Göçün Nedenleri</strong><br />
İnsanların doğdukları toprakları bırakıp yeni yerlere göç etmesinin temelinde yatan çok sayıda neden vardır. Genellikle bu nedenleri;<br />
1.   Nüfus Problemleri,<br />
2.   Ekonomik Problemler,<br />
3.   Çevre Şartlarındaki Bozulmalar,<br />
4.   Siyasi Problemler ve<br />
5.   Savaşlar olarak sıralaya biliriz.</p>
<p>Bu nedenlerin en önemlileri ekonomik ve siyasi problemlerdir.<br />
Gelir dağılımındaki dengesizlikler, işsizlik ve yoksulluk gibi ekonomik nedenlerle çok sayıda kişi yaşadığı alanları devamlı olarak terk etmektedir. Keza siyasi problemlerde insanların göç etmesinde önemli olmuştur.</p>
<p>1989 yılında, Bulgaristan’dan göç etmek durumunda kalan Türkler bunun yakın tarihimizdeki en iyi örneğidir. Ya da 1947 yılında ayrılan Pakistan ve Hindistan devletleri arasında karşılıklı kitlesel göç de Türkiye dışından bir örnek olarak verilebilir. Bu göçle Müslümanlar Pakistan’a Hindular ise Hindistan’a göç ederek çok büyük nüfus hareketlerine neden olmuşlardır. Askeri çatışma ve savaşlar kitlesel göçlerin oluşmasına neden olmuştur.</p>
<p>1980 yılında Rusya’nın Afganistan’ı işgal etmesi ve 1992 yılında Yugoslavya’da ortaya çıkan çatışmalar çok sayıda insanın göç etmesine neden olmuştur. Çevre şartlarındaki bozulmalar da göçün nedenlerindendir. İklim değişmeleri, erozyon, su baskınları, deprem ve volkanik patlamalar gibi doğal olaylar insanların göç etmelerine neden olmuştur. 17 Ağustos 1999 Marmara depreminden sonra çok sayıda kişi bölgeyi devamlı olarak terk etmiştir. Ya da 1986’da meydana gelen Çernobil Nükleer faciasından sonra bölgeden çok sayıda insan göç etmiştir.</p>
<p>Savaşlar, insan hakları ihlalleri, kötü ekonomi politikaları ve yönetimler, hızlı nüfus artışı ve doğal kaynakların yok edilmesi göçe neden olan şartları meydana getirmektedir. Yani göçün nedeni aslında, Dünya sorunlarıdır. Göçle birlikte kültür, gelenek, görenek ve yaşam biçimleri de hareket etmektedir. Böylece göç edilen yerdeki sosyo-kültürel yapı getirilen sosyo-kültürel yapıyla genişlemektedir.</p>
<p>Bireylerin göç kararlarının temelinde, göçün nedenlerini içeren, itici ve çekici faktörler vardır. Bireylerin doğdukları ve alışkın oldukları yaşam tarzını bırakarak göç kararı almasına neden olan etkenlere itici faktörler denilmektedir. Diğer taraftan göç etmek üzere karar verilen yerin cazibelerine ise çekici faktörler adı verilmektedir. Bireyler itici ve çekici faktörler arasında yaptıkları değerlendirme çekici faktörler lehine sonuçlandığında yaşadığı yerleri terk etmektedirler. Bu faktörler iç ve dış göçe göre değişmektedir.</p>
<p>Her göç kararında itici ve çekici faktörlerin karışımı vardır. Bu karışıma karşılaşılabilecek güçlüklerde eklenir. Bir göçmen kendi içinde yaşadığı yer hakkında, gideceği yere göre, daha iyi bilgi sahibi olduğu için, itici faktörleri çekici faktörlere nazaran daha iyi algılayacaktır. İtici faktörler ve kendinden önce göç edenlerden edinilen bilgi karşı karşıya kalınacak güçlüklerin etkisinin kolayca aşılmasını sağlamaktadır.</p>
<p>Ancak mesafe kavramı göç hareketinin önemli bir kısıdı olmaktadır. Çünkü mesafe göç edilecek yerin seçiminde etkili faktör olmaktadır. Çoğu göçmen için yolculuğun maliyeti ne kadar uzağa gidileceğini tayin eder. Mesafenin önemi 19.yüzyılın ikinci yarısında ilk defa belirten Ravenstein’a göre gidilecek mesafe göç eden kişi sayısı ile ters orantılıdır. Ulaştırma sektöründeki gelişmelere rağmen bu ilişki hala geçerlidir. Mesafenin bir başka rolü de çıkış yeri ile varış yeri arasında araya giren başka imkânlar veya engellerin bulunup bulunmadığıdır. Bunlar doğal engeller olabileceği gibi beşeri engeller şeklinde de ortaya çıkar.</p>
<p><strong>Türkiye’de İç Göç</strong></p>
<p>Türkiye’de iç göçü iki başlıkta ele alabiliriz:<br />
Devamlı göçler<br />
Geçici göçler<br />
Geçici göçler kendi arasında;</p>
<p><strong>Mevsimlik tarım göçü:</strong> Kırsal kesimdeki bazı ailelerin büyük şehirlere tarımın yoğun olarak yapıldığı yerlere (özellikle Çukurova yöresine) yaptıkları geçici göçlerdir.</p>
<p><strong>Mevsimlik tarım dışı göç:</strong> Kırsal kesimdeki bazı ailelerin büyük şehirlere yaz turizminin geliştiği yerlere (özellikle Antalya yöresine), ve inşaat bölgelerine (özellikle İzmir dolaylarına) bir müddet çalışmak için yapılan göçlerdir.</p>
<p><strong>Yaylacılık:</strong> Yaylaya çıkma olayı da mevsimlik göçler arasında yer alır. Bazı bölgelerimizde (Doğu Anadolu, Karadeniz ve Güney Doğu Anadolu Bölgeleri) insanların hayvanlarını otlatmak için yaz mevsimlerinde bitki örstü bakımından zengin ve genelde yüksek olan yerlere çıkmaları ve sonbaharda geri dönmeleridir. Bazı bölgelerimizde (Akdeniz) ise yazları serinlemek amacıyla yüksek ve serin yerlere çıkmaları ve yaz bitiminde geri dönmeleridir.<br />
Mevsimlik göçlerle Adana, Mersin, Hatay, Aydın, Muğla, Antalya gibi merkezlerde, yaz ile kış mevsimleri arasındaki nüfus miktarlarında önemli değişmeler olmaktadır.</p>
<p><strong>Mevsimlik Göçlerin Özellikleri</strong><br />
1.Genellikle genç nüfus göç etmektedir.<br />
2.Erkek, nüfus kadından daha fazla göç etmektedir.<br />
3.Göç edenlerin çoğu sanayi ve hizmet sektörlerinde çalışmaktadırlar.<br />
4.Göç sonucunda kentlerde hızlı nüfus artışı meydana gelmektedir.<br />
5.Sanayileşme göçü arttırmaktadır.<br />
6.Kentleşme hızı sanayileşme hızından daha yüksektir.<br />
7.Bölgelerin toplam nüfusu ve nüfus yoğunluğu göçlerle hızla değişmektedir.</p>
<p>Mevsimlik işçi Bu açıdan baktığımızda göç kavramının iki yönü olduğu görülmektedir. İlk yön, göç alan iller iken ikinci yön ise göç veren illerdir. Bu durumda göçün mekân boyutu oluşmaktadır. Yani mekân açısından farklılık söz konusu olduğunda, daha iyi durumda olan mekâna doğru nüfus hareketi gerçekleşmektedir.</p>
<p>Türkiye’de iç göçler genellikle Kars, Tunceli, Bitlis, Ağrı, Muş, Bingöl, Şırnak, Adıyaman, Mardin, Sivas, Gümüşhane, Ardahan, Yozgat, Kütahya, Uşak, Burdur, Isparta, Maraş, gibi illerden İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Bursa, Ş.Urfa, Antalya, Mersin, Konya, Samsun, Gaziantep, Diyarbakır gibi illere yapılmaktadır. İç göç, ülkemizde özellikle sanayileşmiş merkezlere daha fazla yapılmaktadır.</p>
<p>Türkiye’de iç göçler genellikle belli bir takım merkezlere yapılmaktadır. Daha çok kırsal yerleşmelerden kentlere doğru olan iç göçün hep aynı merkezlere yapılması, zamanla buralarda bir doygunluğa yol açmakta ve iç göç bu merkezlere yakın yerlere doğru kayma göstermektedir.</p>
<p><strong>Türkiye’de Göç Hareketi Özetle Aşağıdaki Gibidir</strong></p>
<p>1935 nüfus sayımına göre, 1,1 milyon civarında göç eden nüfusumuza sonraki yıllarda önemli katılımlar olmuştur. Nitekim göçe katılan nüfus, 1940–1945 yılları arasında 1,3 milyon, 1950–1955 yılları arasında 2,5 milyon (Toplam nüfustaki payı %10,4), 1955–1960 yılları arasında 3,1 milyona (toplam nüfustaki payı%11) çıkmıştır.</p>
<p>Türkiye’de iç göç hareketinin şiddetlenme dönemi 1950 olarak kabul edilmektedir. 1950 yılına kadar il içi göç ve mevsimlik işçi göçü ile karşılaşılan ülkemizde, bu yıllarda başlayan ekonomik canlanma ile il dışı göç ortaya çıkmıştır. 1950’den sonra tarımda kaydedilen gelişmeler ile birlikte karayolu, liman, hidroelektrik santrallerin inşası ve sanayi bölgelerinin oluşturulması gibi yeni iş sahalarının açılması iç göçü tetiklemiştir.</p>
<p>1960–1965 yılları arasında göç eden nüfus oransal olarak en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bu dönemde, 4 milyona yakın kişi (toplam nüfustaki payı %16,1) göç etmiştir. 1970’den sonra ise, iç göç artışında nispi bir azalma görülmüştür. 1975–1980 döneminde 2,7 milyon kişi göç etmiştir. Toplam nüfustaki pay ise %7,1’e gerilemiştir.<br />
1980–1985 döneminde 2,8 milyon kişi göç ederken, iç göçün toplam nüfustaki payı %6,5’e düşmüştür. Son olarak 1985–1990 dönemini dikkate aldığımızda ise, göç eden kişi sayısının tekrar yükseldiğini görmekteyiz. Bu dönemde 4,1 milyon kişi göç etmiş ve toplam nüfustaki pay %8,1’e çıkmıştır. Gerçi iç göç değerlerinde 1960–1975 dönemine nazaran nispi olarak azalma söz konusudur.</p>
<p>Ancak Türkiye için iç göç hala vardır. Ve iç göçler ülke nüfusunun yeniden dağılımını ortaya çıkartır. Bu nedenle her ne kadar nispi olarak düşmüş olsa da sonuçları itibariyle iç göçler hem sosyal hem de ekonomik açıdan önemini muhafaza etmektedir.<br />
1955–1960 arasında göç vermede ilçe merkezleri önemli yer tutarken 1970–1975 devresinde göç vermede ilçe merkezleri yerine köy ve bucakların önem kazandığı görülmektedir. Söz konusu değişim, eskiden beri nüfus çekim merkezleri olan büyük şehirlerin cazibelerinin devam etmesiyle birlikte, artık iller içinde mahalli merkez durumunda olan bazı ilçe merkezlerine de gitmenin önem kazandığını yansıtmaktadır. Böylece Türkiye’deki iç göçlerde nüfus alanlarda da önemli değişim meydana gelmektedir.</p>
<p><strong>Türkiye’de iç göçün başlamasına etki etken temel faktörler; </strong><br />
1.Nüfus artışı<br />
2.Tarım tekniklerinin gelişmesi<br />
3.Parçalanan Tarımsal Alanlar<br />
4.Arazi kamulaştırma çalışmaları<br />
5.Kalkınma projeleri<br />
6.İmalat sektörünün gelişmesi<br />
7.Ulaştırmanın gelişmesi<br />
8.Huzursuz ortam olarak sıralanabilir.</p>
<p><strong>Göçün sonuçları</strong><br />
Göçün meydana getirdiği ve getireceği sosyo-ekonomik sonuçları vardır. Bu sonuçlar etkilerine göre aşağıda açıklanmıştır. Bu açıklamaları Türkiye temel alınarak yapılmıştır. Yani bu başlıkta Türkiye’deki göçün sonuçları incelenecektir.</p>
<p><strong>Nüfus Yönünden</strong><br />
Yaşlı nüfus göçten etkileneceklerin başında gelmektedir. Bu nüfus, değişime hızlı bir biçimde ayak uyduramamaktadır. Bunlar göç kararına duygusal ve hatıralar penceresinden bakmaktadırlar. Hal böyle olunca göç fikrine yaşlı nüfus olumsuz bakmaktadır. Yaşlılar göçe iştirak etmemektedirler.</p>
<p>Eğer baraj projeleri gibi nedenlerden ötürü göç etme durumuyla karşılaşırlarsa, yeni yerleşim yerlerine, fizik ve sosyal çevreye daha güç alışma ve uyum sorunları ortaya çıkmaktadır. Özellikle kırsal kesimden göç edenler kent ve ilçe merkezlerinde yerinde üretim geleneklerini devam ettirmeye çalışmaktadırlar. Bu durum ise kır ve kent kültürü arasında çatışma meydana getirmektedir. Yaşlıların göçten sonra etkilendikleri bir husus kırsal alandaki meşguliyetlerini kaybetmeleridir. Yeni yerleşim yerlerinde iş olarak nitelendirdikleri faaliyetlerde bulunamamaktadırlar.</p>
<p>Göç eden bireylerin, geldikleri yerlerle bağlantıları kesilmediğinden, göç edilen ve varılan yerlerin kültürlerini taşıyan, ara kültüre sahip bireyler oluşmaktadır. Böylece kentlerin nüfus potansiyelini oluşturan geniş kitlelerin sahip oldukları değerler kentlere yayılmaya başlamıştır. Sonuçta, kentler gün geçtikçe büyüyüp köyün değerlerini taşımakta iken, köylerde de nüfus azalarak kentin ve teknolojinin oluşturduğu gelişimlere açılmaktadır.</p>
<p><strong>İstihdam Yönünden</strong><br />
Göç eden nüfusun en büyük problemi iş üzerinedir. Bu nüfusun eğitim düzeyi düşüktür. Sahip oldukları bilgi birikimi tarımsal yapıya uygun olduğu için, bunların kent ortamında kullanmalarına imkân bulamamaktadır. İlk aşamada vasıfsız işçi pozisyonunda işsiz olarak yeni yerleşim birimine gelmektedirler. Mersin ili için yapılan 424 göç eden kişi ile ilgili araştırmada; bireylerin %85’i ilkokul ve daha alt düzeyde eğitime sahiptir. Bu araştırmada kente gelenlerin vasıfsız olduğu düşüncesi doğrulanmaktadır. Sermaye birikimiyle gelenler ticaret ile uğraşmaktadırlar. İşlerini büyütmek amacıyla göç edenler, küçük ve orta ölçekli işletmeler kurarak üretim faaliyetlerinde bulunmaktadırlar.</p>
<p>1992’de göç eden hane halkının toplam 2854 kişi üzerinde yapılan çalışmada istihdam yapısı ortaya konulmuştur. Deneklerin tümü göz önüne alındığında %15,7’si devlet memuru, %41’i işçi ve %32,7’si serbest çalışmaktadır. Göç edenlerin istihdam yapısının ağırlığını işçi kesimi oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>Yaşam Kalitesi Yönünden</strong><br />
Göç kararının temelinde yatan düşünce yaşam kalitesinin arttırılmasıdır. Özellikle kıt doğal ve ekonomik kaynakların bölüşümündeki dengesizlikler insanları göçe itmektedir. Yeni yerleşim birimlerinde daha fazla elde edilmesi ümit edilen kaynaklarla göç edilen yere nazaran yaşam kalitesinin artacağı düşünülmektedir. Ancak göz ardı edilen hususlar vardır. İlki kırsal bölgelerde ev için üretim yapılmaktadır.</p>
<p>Göç sonucu daha önce kendilerinin ürettikleri malzemelerin dışarıdan satın alınması gerekmektedir. İkinci daha önce aile ekonomisi çerçevesinde üretici olan aile bireyleri, kentlerde tüketici durumunda olmaktadırlar. Böylece ailelerin geçimi daha da güçleşecektir. Üretime katkı sağlayan bireylerin, kent yaşamında üretime katkı sağlamaları zaman alacak ya da kısa vadeli çözümler ile katkı sağlanmaya çalışılacaktır.<br />
Yaşam kalitesinin göç üzerindeki etkisi bilinen bir gerçektir. Yaşam kalitesi yüksek olan kırsal kesimlerden göç olmamaktadır. Bu durum Oktik’in yaptığı alan çalışmasında ortaya konulmuştur. Çalışma Muğla’nın orman ve deniz kıyısındaki beş köyünde göç olgusu üzerine yapılmış olup göç ile ilgili olarak şu yorumlara yer verilmiştir:</p>
<p>“Araştırmanın yoğunlaştığı bu beş köyde yurtdışına işçi olarak kimse gitmemiştir. Nedeni sorulduğunda alınan cevap bu köylerdeki yaşam şeklinin Almanya’dan daha iyi olduğu inancıdır. Ancak bu beş köyde göç olmamasının temel nedeni ekonomik girdilerin Türkiye ortalamasından yüksek olmasıdır. Bu köylerin tümünde yol, su, yetersiz telefon santrali gibi problemler olmasına karşın köylerin tümünde yöre tüketimine, turizme ve sanayiye yönelik tarım yapılmakta olup bunun yanı sıra köylerin arıcılık, hayvancılık ve zeytincilikten elde ettikleri gelirler hem yüksektir, hem de köylüye bağımsız ve kaygısız hareket edebilme imkânı vermektedir. Bu ürünlerin aracı olmaksızın ya yöre pazarları aracılığı ile ya da direk otellere satılması sonucu köylü kar mantığına dayalı olarak üretim yapmaktadır.”</p>
<p><strong>Kentleşme Yönünden</strong><br />
Bugün sanayileşme süreci içersinde kabul edilen gerçek kentleşmenin bunun bir uzantısı olan göçün durdurulamayacağıdır. 1920’lerde ülke nüfusunun %90’ı kırsal kesimde yaşarken 1990’larda bu oran %50’ye düşmüştür. Kırsal kesimin ülke genelinde ulusal gelirdeki payı 1960 yılında %55,4 iken 1990 yılında bu oran yaklaşık %16 civarına düşmüştür. Kentlerde yaşayan nüfus bakımından Dünyada 13.sırada bulunan Türkiye’de 1997 nüfus sayımına göre 62,8 milyon kişinin 40,6 milyonu kentlerde yaşamaktadır.<br />
Göçlerin bu hızla devam etmesi sonucu 2000’li yıllarda Türkiye nüfusunun %85’inin kentlerde yaşaması beklenmektedir.</p>
<p>Kentlerin hızlı bir biçimde büyümesi kentsel gelişmenin kontrol edilmesini zorlaştırmıştır. Kontrolsüz kentsel büyüme nedeniyle konut, su, kanalizasyon, ulaşım, okul ve sağlık hizmetlerinin sağlanması daha pahalı olmuştur. Büyük kentlerin ulaşım, konut, temiz içme suyu, kanalizasyon sorunu ile karşı karşıya bulunduğu bir gerçektir.<br />
Kentlerin ısıtılmasında kullanılan yakıtlar ile ulaşım araçlarının havaya bıraktıkları atıklar ve sınaî kuruluşlarının kentler içinde bulunması dolayısıyla ortaya çıkan atıklar kentlerin doğal çevresini bozan ve kentsel çevre kirlenmesini tahammül edilemez boyutlara ulaştıran faktörler olmuştur.<br />
Özellikle düzensiz kentleşmeden ve göçlerden doğan sorunlar çok değişiktir. Aslında alt yapıdan genellikle yoksun olan kentlerin, hızlı bir nüfus artışı nedeniyle konut sağlama, temiz su ve sağlık hizmetleri, okul ve ulaşım, eğitilmiş personel, çöp ve enerji sorunlarını çözme bakımından ne kadar yetersiz kalacağını kestirmek zor değildir. Çünkü plansız yerleşim bölgelerini düzeltmek, ilkel yaşam koşullarını iyileştirmek çok güç olduğu gibi, kaybedilmiş sağlıklı bir çevreyi de özellikle fiziksel mekân olarak yeniden kazanma olanağı hemen hemen hiç yok gibidir. Bu etkilerin ortadan kaldırılması için nüfus hareketlerine göre tedbirlerin alınması gereklidir. Bunun için göç olgusunun nedenlerinin kentler ve bölgeler açısından tespit edilip yorumlanması gerekmektedir.</p>
<p>Özetle, hızlı kentleşmenin kentsel arazi üzerindeki etkileri bozucu ve yıpratıcı niteliktedir. Zamanla aşınma, yoğun ve hor kullanma, başıboş bırakma ve üzerine eğilmeme sonucu kentsel yerleşmeler engellenemez biçimde çürümekte, bozulma bireysel ilişkilere de yansımaktadır. Her ne kadar çürüme belli yörelerde gerçekleşiyor izlenimini verse bile, etkisinin kentin tümü üzerine yayılmakta olduğu yadsınamaz. İşte kentsel toprağın çevresel, sosyal ve ekonomik kalitelerinde hızla inişe geçiyor olması kent plancısına yeni baştan düzenleme ve onarma çabalarında, gelişmeleri ayrıntılarını anlama ve kavrama sorumluluğunu yüklüyor.</p>
<p>Fiziksel tasarlama ve yeniden yapılanma çalışmalarında bir yöredeki binaların, sokakların, kanalizasyon sisteminin düzeltilmesi, onarımı ya da yeni baştan yapılanmasından sorumlu planlamacının kenti tümüyle sağlıklı bir yapıya kavuşturabilmesinin araçlarından biri kentsel yenilemedir. Yenileme çabaları çerçevesinde planlamacının sorunu salt yöredeki çürümekte olan yapıların düzeltilip, onarımından ibaret değildir. Aynı derecede önemli olan, değer kaybına uğramış kentsel yörelerde toplumsal yozlaşmayla çürüme sonucu artan toplumsal sorunların önüne geçebilmektir. Bu durumda göçün sebep olduğu çevresel ve toplumsal maliyeti göstermektedir. Bu maliyetin sonucu olarak, aslında, kentlerimiz birer şehirlileşemeyen şehirler haline gelmiştir.</p>
<p><strong>Uygulama</strong><br />
Türkiye’de iç göç hakkında genellikle sosyal analizler ile alan araştırmaları sonucunda elde edilen verilerden hareketle yapılan istatistiksel analiz çalışmaları vardır. Çalışmada iç göçü etkileyen faktörler arasında nedensellik ilişkileri ortaya konulmaya çalışılacaktır. Bu nedensel ilişkileri gösteren ekonometrik modeller tahmin edilecektir.<br />
Son yıllarda “Beşeri” coğrafya akımı gelişerek, insanı tüm incelemelerin temeline koymaya başlamıştır. Beşeri coğrafya akımının beşeri coğrafyaya yaptığı en büyük katkı yalnızca araştırmacıların insanların üzerinde yaşadıkları mekânla ilgili fenomolojik ve existansiyal ilişkilerini görmelerini sağlamak olmamıştır. Coğrafyacıların, her tür insanın gündelik ve oldukça özgün sayılan konularıyla ilgilenen çok sayıda araştırma yapmasına da katkı yapmıştır. Gündelik yaşamın, coğrafyanın çalışma objesi olması nedeniyle bu gün artık sosyal ve kültürel coğrafya dalları ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda beslenmek, çalışmak, arkadaş bulmak için zaman içinde ve mekân üzerinde hareket etmek zorundadırlar.</p>
<p>İşte zaman ve coğrafya, birey ve mekân buluşmasına, dolayısıyla da bu ilişkinin kavramlaştırılmasına imkân sağladığı için önem kazanmaktadır. Zaman-coğrafya, hem zaman ve mekân içinde hareket eden bireyi izlememizi hem de aynı zamanda onun sosyal, ekonomik, kültürel ve politik koşullar tarafından yönlendirilen ve belirli yollar ve yerler arasında geçen düzenli hareketlerini, zaman-mekân yapısı içinde anlamlandırmamızı sağladığı için önem taşımaktadır. Göç, beşeri coğrafyanın ilgi alanına girmektedir. Zaman-coğrafya tanımının başlığında ele alındığında bu olgunun hem zaman-mekân boyutu hem de sosyo-ekonomik boyutu ile bunlar arasındaki ilişkiler açıkça görülebilecektir. Bu nedenle Türkiye’de iç göçün ekonometrik modellemesi çalışmasında panel veri analizi kullanılmıştır.</p>
<p><strong>Veriler</strong><br />
Ülkemizde 1927 yılından bu yana sonu 0 ve 5 ile biten yıllarda nüfus sayımı yapılmaktadır. Yalnızca 1995 yılında sayım yapılmamış ise de 1997 yılında nüfus sayımı yapılmıştır. 1950 yılında yapılan sayıma ait yayınlarda iç göçler ile ilgili dolaylı bilgiler verilmesine rağmen 1955 ve 1960 yıllarında yapılan sayımlarına ait yayınlarda hiç değinilmemiştir. 1985 yılına kadar yapılan iç göçler ile ilgili araştırmalarda kişinin doğduğu yer temel alınmaktaydı. Ancak 1985 yılında DİE tarafından yayınlanan “Nüfus sayımı 12.10.1980 Daimi İkametgâha Göre İç Göçler” yayını ile araştırmacıların daha güvenilir çalışma yapmasına zemin hazırlayan bir veri tabanı oluşturulmuştu. Aynı yayın DİE tarafından 1985 ve 1990 yıllarına ait nüfus sayımları içinde yayınlanarak veri tabanının sürekliliğini sağlanmıştır. Bu nedenle, iç göçler ile ilgili olarak üç döneme ait veri bulunduğu için çalışmamız 1980–1990 dönemi ile sınırlanmaktadır. 1980, 1985 ve 1990 yıllarına ait göç istatistiklerinden Net Göç Hızları (GO= göç oranı) verileri elde edilmiştir.</p>
<p>Net göç hızları bağımlı değişken olarak modellerde yer almaktadır. Bu değerler alınan göç ile verilen göç arasındaki farkın toplam nüfusa oranı şeklinde hesaplanmaktadır.<br />
İllerin gelir değerlerini ifade etmek üzere Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla değerleri alınmıştır. 1980 ve 1985 yıllarına ait değerler 1988’deki çalışmadan 1990 yılına ait değerleri ise DİE yayınladığı istatistiklerden elde edilmiştir. Elde edilen bu değerler caridir. Cari değerler 1968 temelli TÜFE ile sabit değer haline getirilmiştir. Daha sonra bu değerler ilin nüfusuna bölünerek Kişi Başına Gayri Safi Yurt İçi Hâsıla (KBGSYH) değerleri elde edilmiştir.</p>
<p>İllerin servet değerlerini ifade etmek üzere Elektrik Tüketim Değerleri kullanılmıştır. Böylece elektrik tüketimi servetin yerine vekil değişken olarak ele alınmıştır. Bu değişkenin servet yerine kullanılmasının temel mantığı, hem evlerdeki elektrikli aletler açısından serveti hem de sanayide temel enerji girdisi olması nedeniyle sermaye birikimini göstermesidir. Ya da daha geniş ifadeyle, eğer elektrik enerjisini kullanıyorsanız, bunun kullanıldığı bir ürün mutlaka olacaktır. Bu ürün evlerde bulaşık makinesi, klima veya bunun benzeri bir cihaz olurken, sanayide üretim sürecinde kullanılan plastik enjeksiyon makinesi, üretim bandı ve bunun benzeri aletlere karşılık gelecektir. Böylece bir ilin servetini ve bu ilin çekici-itici etkisini tespit etmek üzere elektrik tüketimi ele alınacaktır. Güngör(1997)  çalışmasında elektrik tüketimini benzer şekilde sermaye değişkeni olarak üretim fonksiyonunda ikame etmiştir. İllerin elektrik tüketimleri nüfusa bölünerek Kişi Başına Elektrik Tüketim Değerleri (KBELEK) bulunmuştur.</p>
<p>İnsan sermayesi değişkeni için eğitim indeksi hesaplanmıştır. Burada eğitim derecesindeki artış insan sermayesindeki artışa eşdeğer görülmektedir. Böylece kazanılan diploma derecesi arttıkça insan sermayesinin etkinliği de artmaktadır. İldeki eğitim seviyesi dikkate alınarak Eğitim İndeksi (EGTOR) değişkeni oluşturulmuştur. Bu değişken oluşturulurken aşağıdaki formül kullanılmıştır:</p>
<p><strong>Ortalama Eğitim yılı </strong><br />
Burada Yj ile kazanılan diploma derecesi için harcanan yıl sayısını ifade etmektedir. MSj ise anılan diploma derecesine kaç kişinin sahip olduğunu göstermektedir. Harcanan yıl sayıları aşağıdaki Tablo 1’de verilmiştir. Her il için elde edilen Ortalama Eğitim Yılı ilin toplam nüfusuna oranlanarak EGTOR değişkeni elde edilmiştir. Eğitim ile ilgili veriler DİE’nin 1980, 1985 ve 1990 yılları için yayınladığı Genel Nüfus Sayımı – Sosyal ve Ekonomik Nitelikler isimli istatistiklerden derlenmiştir.</p>
<p>Göçün nedenlerinden birisinin de işsizlik olduğu daha önce belirtilmişti. Bu nedenle model tahminlerinde işsizlik Oranı (İSOR)’na değişken olarak yer verilmiştir. İSOR değişkeni, Son haftada tuttuğu iş tablolarından elde edilen işsizlik değerleri 12 yaş ve üstü iş gücüne oranlanarak elde edilmiştir. İşsizlik Oranı ile ilgili veriler DİE’nin 1980, 1985 ve 1990 yılları için yayınladığı Genel Nüfus Sayımı – Sosyal ve Ekonomik Nitelikler isimli istatistiklerden derlenmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Tarım işkolu gizli işsizliğin en yoğun olduğu sektördür. Bu nedenle tarım iş gücünün yüksek olduğu bölgelerde göç hareketini etkilemesi beklenir. Burada illere ait tarımsal iş gücü nüfusu, toplam iş gücü nüfusuna oranlanarak Tarımsal İş gücü Oranı (TAROR) değişkeni elde edilmiştir. Tarımsal iş gücü oranı ile ilgili veriler DİE’nin 1980, 1985 ve 1990 yılları için yayınladığı Genel Nüfus Sayımı – Sosyal ve Ekonomik Nitelikler isimli istatistiklerden derlenmiştir.<br />
Sağlık hizmetlerinin gelişmesi, refahın bir göstergesidir. Özellikle kişi başına düşen hekim sayısı gelişmişlik karşılaştırmalarında kullanılmaktadır. Bu nedenle iller bazında, Uzman hekim, Pratisyen hekim ve diş hekimi verileri kullanılarak Sağlık İndeksi (SAGOR) değişkeni oluşturulmuştur. Bu indeks 10 000 kişiye düşen doktor-hekim sayısını göstermektedir. Sağlık İndeksi ile ilgili veriler DİE’nin ilgili Türkiye İstatistik Yıllığı yayınlarından derlenmiştir.<br />
Terörün, Türkiye’de iç göç nedenlerinden olduğunu belirtmiştik. Bu nedenle terörden doğrudan etkilenen iller kukla değişken olarak model çalışmalarında kullanılmıştır. Bu iller Ağrı, Bingöl, Bitlis, Hakkâri, Mardin, Muş, Siirt, Tunceli ve Van illeridir.<br />
Türkiye’de iç göç dönemler itibariyle ele alındığında inişler çıkışlar olduğu belirtilmişti. Bu nedenle göç oranının zaman içersindeki değişmeleri görmek, modelde yer alması sağlanamayan değişkenlerin etkisini tespit etmek için zaman değişkeni de (TREND) modellerde yer almıştır.</p>
<p>Göçün nedenleri arasında hem tarımsal nüfus oranının hem de işsizlik oranının yüksek olması da vardır. Tarımsal nüfusun gizli işsizliği içerdiği de belirtilmişti. Model 1 ve 2 arasında yapılacak tercihte, işsizlik oranının modelde kalması yani Model 1’in tercih edilmesi daha uygundur. Çünkü Model 1’in belirlilik katsayısı nispeten daha yüksek ve HKT ile s değerleri daha düşüktür. Model 1’e ait Akaike Bilgi Kriteri (AIC) Model 2’ye nazaran daha düşüktür. Ayrıca TAROR katsayısı daha yüksek önem düzeyinde anlamlı kabul edilmektedir. Diğer taraftan tarımsal faaliyetlerle uğraşan bireyler mesleki bir statüye sahip olmaktadır. İşsiz olma durumunda ise bu statüden yoksundurlar. Bu durumda işsiz olanlar için bölgenin itici faktörleri daha etkili ve göçe ivme kazandıran bir durum olmaktadır. Sonuç olarak hem ekonomik hem de istatistikî kıstaslar açısından Model 1’i Model 2’ye tercih edilmektedir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong><br />
Göç etmekten başka bir çare yok mudur? Sorusunun cevabını Kıbrıscık ilçesinde yapılan çalışmadan çıkartabiliriz. Bu çalışmanın sonuç kısmında Demir’in tespiti ve yorumu şu şekildedir: “Bölge insanın yapısını iyi tanıyan ve rasyonel bir değerlendirme yapan Kaymakam vekili, göç etme eğiliminin aslında birbirine özenmekten kaynaklandığını ve özellikle gençlerin çalışmak için gitmeye koşullandığını, dolayısıyla tembellik nedeniyle var olan kapasitenin de değerlendirilmediğini belirtmektedir. Aynı kişilerin yer değiştirdiklerinde çalışmaya motive olmaları, psikolojik etkenlerin varlığını işaret etmektedir. Bu noktada bir başka problem kendini göstermektedir: örgütlenme problemi. Yaşanan değişik örneklere bakıldığında ahalinin bir araya gelerek iş yapma becerisini göstermediklerini hatta böyle bir eğilim içine dahi girmedikleri anlaşılmaktadır. Başka yerlere göçmüş yakınlarını güvence olarak görme, nasıl olsa gidebilirim düşüncesi belki kolay yolun seçimi biçiminde yorumlanabilir.”<br />
Terör nedeniyle göç edenlere geriye dönüş sorulduğunda, %70’inin geriye göçü düşündükleri görülmüştür. Bu düşünceyi ekonomik yaşamın yeniden organizasyonu ve can güvenliğinin sağlanması koşulları desteklemektedir. Yani bu kişiler koşullu olarak geldikleri yere dönmeyi düşünmektedirler. Bu koşulların başında, göçün temel nedeni olarak alınan terörden çok ekonomik yaşamın organizasyonu gelmektedir. Arkasından terörün bitmesi ve alt yapı hizmetleri koşulları izlemektedir. Ekonomik problem şartının terörden önce gelmesi, terörün önlenmesindeki ipucunu da vermektedir. Ekonomik açıdan güçlü olan bireylerin terör problemi ile baş edebilecekleri izlenimi görülmektedir.<br />
Kentleşme ve kent kültürünün oluşması için; göçlerin yönünün değiştirilmesi, kentleşmenin doğal sürecine dönmesi için önlemlerin alınması gerekmektedir. Bugün büyük kentler belirli oranlarda doyum noktasına yaklaşmışlardır. Bu nedenle göç hareketi bu illerin çevresindeki illere doğru yayılmaya başlanmıştır. Böylece nüfus yoğunluğu yüksek olan bölgeler oluşmaktadır. Ekonomik birikimler bu bölgeler de yoğunlaştığı içinde belirgin bir şekilde gelişmiş ve gelişmemiş bölgeler meydana gelmiştir. Bu gelişmişlik farkı nedeniyle de iç göç devam etmektedir. İç göç hızını azaltmak için de gelişmemiş bölgelerde uygulanmak üzere özgün bölgesel planlar hazırlanıp uygulanmalıdır.<br />
Türkiye’de iç göçün önlenmesinde en etkili yol gelir dağılımındaki adaletsizliklerin giderilmesi ve şehirlerarasındaki ekonomik farklılıkların ortadan kaldırılmasına dayanmaktadır. İlk aşamada bu bölgelerde gelir arttırıcı tedbirler alınması gereklidir. Bunu gerçekleştirmek için etkin yol “kooperatif kültürünün” geliştirilmedir.</p>
<p>İç göçün en önemli sonuçlarından bir tanesi de çarpık kentleşmedir. Hazırlanan kent planları iç göçün gerisinde kalmakta ve standart dışı bir yapılaşma meydana gelmektedir. Çünkü kentteki gerek kamu gerekse yerel yönetimler ilin çarpık ve plansız büyümesinin önüne geçememektedir. Çarpık kentleşmenin maliyeti, planlı kentleşmenin maliyetinden çok daha pahalı olmaktadır. Zaten 17 Ağustos 1999 Gölcük-Adapazarı ve 12 Kasım 1999 Düzce depremlerin de çarpık yapılaşmanın sosyal ve ekonomik maliyeti bütünüyle ortaya çıkmıştır. Bu afetlerdeki maliyetin artmasında iç göçün etkisi vardır ancak bu etki uzun bir dönemi kapsadığı için göz ardı edilmiştir. Bu nedenle iller arasındaki itici-çekici faktör dengesizliğinin giderilmesi için makro planların hazırlanması gerektiği kanaatindeyiz.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/turkiyede-ic-gocler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aile içi şiddet</title>
		<link>http://www.buzlu.org/aile-ici-siddet/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/aile-ici-siddet/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Sep 2009 15:24:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[aile boşanma]]></category>
		<category><![CDATA[Aile içi şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[geçimsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[kadın dövme]]></category>
		<category><![CDATA[kadına şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[karı koca kavgası]]></category>
		<category><![CDATA[koca]]></category>
		<category><![CDATA[nereye sığınabilirim]]></category>
		<category><![CDATA[sığınma]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3828</guid>
		<description><![CDATA[Aile içi şiddet, bir aile üyesinin; diğer üyesi veya eski üyesine karşı fiziksel ya da psikolojik olarak hükmetme ya da zarar vermesidir. Fiziksel istismar ve çocuk istismarı; aile içi şiddetinin de bir parçası olabilir. Ancak çocuklara karşı yapılan şiddet eylemleri, çocuk istismarı altında incelenir. Her ne kadar göz ardı edilse de; fiziksel ve cinsel şiddet [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/09/Aile-içi-şiddet.jpg"><img class="size-full wp-image-3829 aligncenter" title="Aile içi şiddet" src="http://www.buzlu.org/images/2009/09/Aile-içi-şiddet.jpg" alt="Aile içi şiddet" width="283" height="188" /></a></p>
<p>Aile içi şiddet, bir aile üyesinin; diğer üyesi veya eski üyesine karşı fiziksel ya da psikolojik olarak hükmetme ya da zarar vermesidir.</p>
<p>Fiziksel istismar ve çocuk istismarı; aile içi şiddetinin de bir parçası olabilir. Ancak çocuklara karşı yapılan şiddet eylemleri, çocuk istismarı altında incelenir. Her ne kadar göz ardı edilse de; fiziksel ve cinsel şiddet istismarlarının %90&#8242;ı aile bireyleri tarafından yapılmaktadır.</p>
<p>Yurt dışında; ve Türkiye&#8217;de Aile içi şiddet&#8217;e bakış açısı oldukça değişiktir. Birçok toplum ve dini inanışlar arasında da farklılıklar bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Dünyada </strong></p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde aile içi şiddette mağdur %35 oranında erkektir; ancak büyük bir çoğunluğu şikayette bulunmazlar. İngiltere&#8217;de ise bu rakam %16.6 civarındadır.Amerika&#8217;da mahkemeye intikal etmiş şiddet eylemlerinin %95&#8242;i kadınlara karşıdır.</p>
<p>Birçok çağdaş toplumda; aile içi şiddet fiziksel seviyede ise kriminal bir suç olarak değerlendirilir. Ekonomik, duygusal, zihinsel, sosyal ve ruhsal baskıların karşılğı olarak da yüksek tazminat bedelleri ödemeye mahkum edilirler.<span id="more-3828"></span></p>
<p>1992&#8242;de Avrupa Birliği&#8217;nde yapılan araştırmaya göre; her 4 kadından 1&#8242;i hayatları süresince en az bir kez aile içi şiddetle karşılaştığını söylemiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Türkiye&#8217;de</strong></p>
<p>Avrupa Birliği standartlarına göre her 7500 kadına bir sığınma evi kurulması mecbur tutulmuşken; Türkiye&#8217;de toplam dokuz kadının sığınma evi vardır. Bu da ortalama 3 milyon kadına bir sığınma evinin düştüğünü gösterir. SODEV araştırmasına göre; mevcut sığınma evleri de güç koşullar altında çalışmaktadır. Belediyeler ise; açılan birçok sığınma evini kapatmıştır.</p>
<p>Bu vesile ile Türk Kadınlar Birliği, Türk Anneler Derneği, Çağdaş Eğitim Vakfı, AÇEV, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı, Türkiye Aile Sağlığı ve Planlama Vakfı, Roteryenler, Lions ve Soroptimistler gibi dernekler Türkiye&#8217;de mağdur kadınlara yardım etmeye çalışmaktadırlar.</p>
<p>T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu&#8217;nun 1995&#8242;de yaptığı araştırma doğrultunda; aile içi şiddete uğrayanların %80&#8242;i yapacak fazla bir şey olmayacağına inanır. İlkkaracan&#8217;ın 2000 yılında yaptığı araştırmaya göre de; Türkiye&#8217;nin doğu ve güneydoğu&#8217;sunda kadınların %50.8&#8242;sinin rızaları olmadan evlendirildiğini söylemiştir.</p>
<p><strong>4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun </strong></p>
<p>14 Ocak 1998 tarihinde kabul edilen 4320 sayılı kanun aile içi şiddete karşı ülkemizde aile şiddeti mağdurları için yazılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ilk 75 yılında ise benzeri bir kanun varolmamıştır, mevcut olan kanun da aile şiddeti mağdurları tarafından genelde bilinmemektedir.</p>
<p>Bu kanuna göre; aile şiddetinde mağdur olanın Cumhuriyet Başsavcılığına bildirmesi ve Sulh Hukuk Hakimi&#8217;nin kabulu doğrultusunda kusurlu eş hakkında kanunumuza göre sırasıyla şu işlemlere başvurulur:</p>
<p>* Diğer eşe veya çocuklara veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireylerine karşı şiddete veya korkuya yönelik davranışlarda bulunmaması,<br />
* Müşterek evden uzaklaştırılarak bu evin diğer eşe ve varsa çocuklara tahsisi ile diğer eş ve çocukların oturmakta olduğu eve veya iş yerlerine yaklaşmaması,<br />
* Diğer eşin, çocukların veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireylerinin eşyalarına zarar vermemesi,<br />
* Diğer eşi, çocukları veya aynı çatı altında yaşan aile bireylerini iletişim vasıtalarıyla rahatsız etmemesi,<br />
* Varsa silah ve benzeri araçlarını zabıtaya teslim etmesi,<br />
* Alkollü veya uyuşturucu herhangi bir madde kullanılmış olarak ortak konuta gelmemesi veya ortak konutta bu maddeleri kullanmaması.</p>
<p>Aile içi şiddeti mağduru 6 ay daha eşiyle beraber yaşaması önerilir, ve bu 6 içerisinde durum değişmezse tutuklanacağı eşine iletilir.</p>
<p>Ancak; eşin şiddeti tekrarlaması halinde, mağdur tekrar Cumhuriyet Başsavcılığı&#8217;na başvurur; ve Sulh Ceza Mahkemesi&#8217;nce kamu davası açılır. Bu durumda da eş 3 ila 6 ay arasında hapis cezası ile cezalandırılır, 3005 sayılı Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanunu&#8217;na göre de; çoğu zaman bu suç para cezasına çevirilir.</p>
<p>İstanbul Barosu Kadın Hakları Uygulama Merkezi; mevcut kadınların aile içi şiddeti mağdurlarını korumadığını; aksine ölümlerine sebebiyet verecek şekilde uluslararası standartlardan uzak olduğunu iletmiş; birçok kez kanunun geliştirilmesi ve değişmesi için başvurularda bulunmuştur.</p>
<p>Benzeri girişimlerde bulunan İzmir Barosu Kadın Hakları Danışma ve Uygulama Merkezi ise; baro tarafından kapatılmıştır.</p>
<p>Avrupa Birliği ile uyum süreci içerisinde; Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu yardımı ile aile içi şiddeti hakkında niteliksel ve niceliksel araştırmalar yapılacaktır ve Ulusal Eylem Planı geliştirilecektir. Bu proje; Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu ile yapılacak ve Kasım 2006&#8242;da başlaması öngörülmektedir. 4320 sayılı kanun ile sonuçlanan son Başbakanlık araştırması 1995 yılında yapılmıştır.</p>
<p>Şiddet sadece dayak şekli değildir.Tehdit,zorlama,hapsetme,cinsel şiddet ve psikolojik baskı şekillerinden biridir.Şiddet ailelere büyük zarar verebilir veruhsal,fiziksel acılara yol açabilir.Şiddetin anlayışla karşılanması söz konusu olamaz.avusturya&#8217;da şiddet cezayı gerektiren bir suçtur.Birçok ülkede son yıllarda şiddetten korunma yasaları çokmıştır.Mayıs 1997&#8242;de yürürlüğe giren &#8220;Şiddetten korunma yasası&#8221;şiddete mağruz kalan kişilerin şiddeti uygulayanı derhal konuttan uzaklaştırma ve para cezası yoluyla korunmasını sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Aile içi şiddetin sebepleri </strong></p>
<p>Aile içi şiddet, başlıca üç başlık altında incelenir. Sosyal, Psikolojik ve Biyolojik olarak da incelenebilecek bu kategoriler; tam açıklaması ile Fakirlik (Sosyal), Güç ve Kontrol isteği(Psikolojik), ve Biyolojik (Alkol ve Uyuşturucu) başlıklarında incelenebilir.</p>
<p>zenginler ailelerden farklı olarak</p>
<p>* Ekonomiksel güçlük çeken ailelerde, diğer ailelere nazaran çok daha fazla aile içi şiddeti gerçekleşmektedir.<br />
* Fakirliğin getirdiği sosyoekonomik sorunlar doğrultusunda; birey tepkisini ailesine karşı göstermektedir.<br />
* Fakir ailelerde yokluğun verdiği eksiklik nedeniyle iç çatışmalar yaşanmaktadır.<br />
* Fakir ailelerin çocukları zengin olan ailelerin çocuklarıyla ve onların sahip oldukları imkânlarla yüzyüze gelince bir eksiklik hissetmektedirler ve bunuda ailelerine yansıtmaktadırlar ve giderek saldırgan tutum sergilemektedirler.<br />
* Fakirlik nedeniyle okulunu bitiremeyen bireyler bilinçsiz ve cahil kalabilmektedir bu nedenle yanlış yollara sapmaktadırlar, araştırmalar sonucu şiddetin en çok eğitimden yoksun kalmış aileler ve onlar tarafından yetiştirilmiş bireylerce sergilendiği saptanmıştır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Güç ve Kontrol </strong></p>
<p>* Toplumsal bakış açısı doğrultusunda, erkeğin egemen olmasını öngören toplumların alışkanlıklarında ve geleneklerinde kadınlar mağdur durumdadır. Bunun dini ve kültürel boyutları da mevcuttur; ancak erkeğin aile reisi görevini üstlenmesi ve bunu hor görmesidir.<br />
* Aile içerisinde her bireyin eşit görevlere dağılmaması ve güç sahibi olanların mantıksal olarak bunu kaldıramaması.</p>
<p><strong>Alkol ve Uyuşturucu </strong></p>
<p>* Uluslararası araştırmalar doğrultusunda; alkolik ve uyuşturucu bağımlısı olan bireylerin %25&#8242;e yakını aile içinde şiddet uygulamaktadır.<br />
* Bazı kurumlar tüm kötü alışkanlıkları (kumar vb.) bu kategori içerisine ekler.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/aile-ici-siddet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nabucco Projesi nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/nabucco-projesi-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/nabucco-projesi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2009 10:41:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa birliği]]></category>
		<category><![CDATA[azerbeycan]]></category>
		<category><![CDATA[bakü]]></category>
		<category><![CDATA[boru hattı]]></category>
		<category><![CDATA[botaş]]></category>
		<category><![CDATA[bulgaristan]]></category>
		<category><![CDATA[doğal gaz projesi]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[ENI]]></category>
		<category><![CDATA[gaz hattı]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Akım projesi]]></category>
		<category><![CDATA[gürcistan]]></category>
		<category><![CDATA[imza]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[macaristan]]></category>
		<category><![CDATA[maliyet]]></category>
		<category><![CDATA[mavi akım]]></category>
		<category><![CDATA[Nabucco projesi]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[Petrol]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[romanya]]></category>
		<category><![CDATA[Rus Gazprom]]></category>
		<category><![CDATA[rusya]]></category>
		<category><![CDATA[sofya]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[tiflis]]></category>
		<category><![CDATA[transit ülke]]></category>
		<category><![CDATA[ucuz gaz]]></category>
		<category><![CDATA[ırak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3589</guid>
		<description><![CDATA[Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) petrol boru hattı ve Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz boru hattıyla Hazar’daki enerji kaynaklarının batıya sevkedilmesinde bir enerji koridoru olarak görev yapabileceğini gösteren Türkiye’nin, AB açısından mevcut en hayati projesi, Hazar ve Ortadoğu doğalgazını Avrupa’ya sevkedecek Nabucco. 11 milyar dolarlık, yıllık 31 milyar metreküp kapasiteye sahip proje AB’nin, doğalgazda kaynak çeşitliliğini ve enerji güvenliğini artırmak için [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/07/nabucco-projesi.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/07/nabucco-projesi.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3590" title="nabucco-projesi" src="http://www.buzlu.org/images/2009/07/nabucco-projesi.jpg" alt="nabucco-projesi" width="469" height="249" /></a></p>
<p style="text-align: center;">
<p>Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) petrol boru hattı ve Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz boru hattıyla Hazar’daki enerji kaynaklarının batıya sevkedilmesinde bir enerji koridoru olarak görev yapabileceğini gösteren Türkiye’nin, AB açısından mevcut en hayati projesi, Hazar ve Ortadoğu doğalgazını Avrupa’ya sevkedecek Nabucco.</p>
<p>11 milyar dolarlık, yıllık 31 milyar metreküp kapasiteye sahip proje AB’nin, doğalgazda kaynak çeşitliliğini ve enerji güvenliğini artırmak için en ciddi alternatifi ve “doğu-batı enerji koridoru”nun en önemli ayağı. Hazar ve Ortadoğu doğalgazının Türkiye üzerinden geçerek, Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Avusturya’ya ulaşması hedefleniyor. Projenin hayata geçmesiyle Türkiye bir yandan AB için en önemli transit ülkelerden biri haline gelecek, bir yandan da yüzde 60’ı aşan Rus doğalgazına bağımlığına karşı ciddi bir alternatif oluşturacak.<br />
<span id="more-3589"></span><br />
Nabucco konsorsiyumunda BOTAŞ’ın yanısıra Macaristan’dan MOL, Romanya’dan Transgaz, Bulgaristan’dan Bulgargaz, Avusturya’dan OMV ve Almanya’dan RWE enerji şirketleri yer alıyor. Avrupa açısından Nabucco, enerji güvenliğinin artırılması için en iyi seçenek. Zira, birden fazla ülkeden (muhtemelen 3 ila 5) Nabucco’ya doğalgaz pompalanması öngörülüyor. Böylece tek başına hiçbir ülke Nabucco’yu kontrol edemeyecek.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>RUSYA&#8217;YA BAĞIMLILIĞI BİR SÜRE ÖNLEYECEK</strong></p>
<p>Nabucco tek başına, AB’yi Rus doğalgazına bağımlılıktan kurtaracak bir proje değil. Ancak başta İngiltere ve Hollanda olmak üzere Avrupa’daki doğalgaz üretiminin hızla azalması ve tüketimin artmasıyla her geçen yıl dışa daha bağımlı hale gelen AB’nin, Rusya’ya olan bağımlılığını bir süre için önleyecek bir proje.</p>
<p>AB’de doğalgaz tüketiminin 2030&#8242;a kadar yıllık ortalama yüzde 1.8 artması ve doğalgazın toplam enerji kaynakları içindeki payının yüzde 23&#8242;ten yüzde 32&#8242;ye yükselmesi bekleniyor. Birliğin üretimi ise 2010 yılında 225 milyar metreküpe, 2030 yılındaysa 147 milyar metreküpe gerileyecek. Bu tahminler ışığında, AB’nin doğalgazda yüzde 50 olan dışa bağımlılığı, 2030&#8242;a gelindiğinde yüzde 80&#8242;e çıkabilir. Bugün itibarı ile en fazla doğalgaz ithalatını, sırasıyla Rusya, Norveç ve Cezayir’den gerçekleştiren Avrupa Birliği&#8217;nin artacak talebini de yine Rusya, Afrika, Ortadoğu ve Hazar/Orta Asya kaynaklarından karşılanması planlanıyor.</p>
<p><strong>İLK KEZ BOTAŞ GÜNDEME GETİRDİ</strong></p>
<p>İlk kez Şubat 2002’de BOTAŞ tarafından gündeme getirilen proje çerçevesinde, hattın ilk aşamasının inşasının 2009, ikinci aşamasınınsa 2017’de başlatılması, ilk aşamanın 2012’de faaliyete geçmesi hedefleniyordu. Ortak Girişim Anlaşması&#8217;nın 28 Haziran 2005 tarihinde Proje Katılımcısı Şirketler tarafından imzalanmasının ardından 2005 yılı sonunda Nabucco Uluslararası Şirketi kuruldu. Ortakların eşit katılımıyla kurulan Nabucco Uluslararası Şirketi bu yıl çalışmalarını hızlandırıldı. Ayrıca güzergah ülkelerinde inşaat işlerini gerçekleştirip işletmeden sorumlu olacak Nabucco Milli Şirketleri kuruldu.</p>
<p>26 Haziran 2006 tarihinde Viyana&#8217;da imzalanan Bakanlar Beyanatı ile Nabucco Doğalgaz Boru Hattı Projesi&#8217;ne ülkelerin desteği ilk olarak güçlü bir şekilde dile getirildi. 5 Şubat 2008 tarihinde ise RWE firması Nabucco Şirketi&#8217;nin 6. ortağı oldu. İlk etapta boru hattının tam kapasite çalışması değil, yılda 8 milyar metreküp doğalgazı Avrupa’ya sevketmesi hedefleniyor.</p>
<p>Ancak projeyle ilgili belirsizlikler, hattın inşasının başlangıcını 2011’e, ilk aşamasının faaliyete geçmesini de 2014’e sarkıtmış durumda. Özellikle tedarikçi ülkelere ilişkin belirsizlikler, bu tarihin daha da ileriye atılabileceğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>EN BÜYÜK SORUNU: HATTI DODURACAK DOĞALGAZ YOK</strong></p>
<p>Nabucco projesiyle ilgili en önemli sorun, hattı dolduracak yeterli doğalgazın henüz bulunmamış olması. Nabucco hattına ilk doğalgaz verecek ülken Azerbaycan. Bu nedenle Şah Deniz projesinin ikinci aşamasının tamamlanmasının beklenecek. Ancak Azerbaycan’daki kaynaklardan alınacak doğalgaz yeterli değil.</p>
<p>Azerbaycan&#8217;ın, yıllık ürettiği toplam 14.7 milyar metreküp doğalgaz, Nabucco boru hattının yarısını dahi dolduramıyor. Kaldı ki doğalgazın bir bölümünü iç pazarda tüketiyor, bir bölümünü de Rusya’ya satıyor. Bu nedenle Türkmenistan ve Irak doğalgazının da Nabucco ile Avrupa pazarına sevkedilmesi öngörülüyor. Sadece Bakü-Tiflis-Erzurum boru hattının kapasitesi 16 milyar metreküp ve Gürcistan, doğalgaz miktarının yüzde 5’ini alma hakkına sahip. Bu nedenle mevcut koşullarda Nabucco’nun ancak yarı kapasitesine sahip olan Bakü-Tiflis-Erzurum hattının da, proje hayata geçirileceği zaman artırılması gerekiyor.</p>
<p><strong>RUSYA VE İRAN&#8217;IN KATILMASINA ABD ENGELİ</strong></p>
<p>Dünyanın en büyük doğalgaz rezervlerine sahip iki ülkesi Rusya ve İran da coğrafi konumları itibarı ile projeye katılabilir. Ancak Rusya’ya olan bağımlılığın azaltılması istendiğinden ve İran ile nükleer programı nedeniyle yaşanan sorunlardan dolayı, bu iki ülkenin katılımına, başta ABD’nin baskısıyla AB ülkeleri de sıcak bakmıyor.</p>
<p>ABD Dışişleri Bakanlığı müsteşarı Matt Bryza, “biz ABD olarak AB’nin Hazar doğalgazıyla enerji kaynaklarını çeştilendirmesi için Nabucco prjesini destekliyoruz, İran gazıyla çeşitlendirmesi için değil” sözleriyle Washington’un tututmunu net olarak ortaya koymuştu. Ancak, tedarik sıkıntısının aşılmasında Türkiye, Rusya’nın ardından dünyanın ikinci büyük doğalgaz rezervlerine sahip İran’ı kilit ülke görüyor. Ancak bu konudaki nihai gelişme ve kararın, ABD-İran ilişkilerine bağlı olarak şekilleneceği aşikar.</p>
<p><strong>IRAK: &#8216;ÖNCELİKLİ OLAN KENDİ TÜKETİMİM&#8217;</strong></p>
<p>Bir diğer tedarikçi olması beklenen Irak doğalgazıyla ilgili belirsizlikler de hala çok fazla. Nitekim Bağdat yönetimi, mevcut durumda iç tüketimin karşılanmasının öncelikli olduğunu ve bu aşamada Nabucco’ya verecek doğalgaza sahip oomadıklarını açıklamış, ancak ileride doğalgaz üretiminin artması halinde bunun mümkün olabileceğini bildirmiştir.</p>
<p>Bu aşamada Türkmen doğalgazının Hazar denizinin altından geçirilmesi öngörülen Trans-Hazar hattı üzerinden alınabilmesi Nabucco için neredeyse bir önkoşul. Orta Asya’nın en önemli doğalgaz üreticisi Türkmenistan, Nabucco boru hattına doğalgaz vermek için istekli. Ancak Rusya ve İran, böyle bir projenin Hazar Denizi’nin ekolojik dengesini bozabilecek bir çevre riski taşıdığını ve yapımı için kıyısı olan tüm ülkelerin onay vermesi gerektiğini savunarak, kendilerini devredışı bırakacak bu gelişmeyi engelliyor. Trans-Hazar ve Nabucco birbirini tamamlayan iki proje ve bu projelerin birinden vazgeçilmesi, diğerinin de hayata geçirilip geçirilmemesinde etkili olacak.</p>
<p>Nabucco’ya katılması öngörülen bir diğer ülke ise Mısır. “Ana” değil “tali” tedarikçi olması planlanan Mısır’dan başlayan boru hattının, Suriye’ye kadar olan kısmının inşası tamamlandı.</p>
<p><strong>RUSYA&#8217;YA GÖRE NABUCCO SANAL BİR PROJE</strong></p>
<p>Rusya, “sanal” olarak değerlendirdiği ve ekonomik açıdan uygun olmadığını iddia ettiği Nabucco projesinin hayat geçirilmemesi için girişimlerini yoğunlaştırdı. Rusya, 2007 ve 2008’de Kazakistan ve Türkmenistan ile, 2009’da ise Azerbaycan’la, daha fazla doğalgaz almak için anlaşmalar imzaladı.</p>
<p>Bu anlaşmalara ek olarak yine 2007’de Güney Akım projesi için İtalya ile birlikte anlaşma imzalayarak harekete geçmesi Nabucco projesini daha da zora soktu. Macaristan enerji şirketi MOL’u 2006 yılında almak için teklif yapan Moskova, bu gerçekleşmeyince, Mart 2007’de Güney Akım projesine dahil olması için Macaristan başbakanı Ferenc Gyurcsany ile anlaşmaya vardı.</p>
<p><strong>NABUCCO&#8217;NUN EN ÖNEMLİ ALTERNATİFİ: GÜNEY AKIM</strong></p>
<p>Rusya, Güney Akım projesine dahil olmaları için 18 Ocak 2008’de Bulgaristan’la anlaştı, birkaç gün sonra da Sırp petrol ve doğalgaz firması NIS’ın yüzde 51 hissesini alarak bu ülkeyi de Güney Akım projesine dahil etti. AB’nin ortak bir enerji politikası izlememesi de Rusya’nın işini oldukça kolaylaştırıyor. Yıllık 30 milyar dolarlık kapasiteye sahip olan Güney Akım, Nabucco projesinin en önemli rakibi/alternatifi olarak görülüyor.</p>
<p>İtalyan ENI şirketi, Rus Gazprom ile birlikte Güney Akım’ı gerçekleştirecek. Nabucco projesinden sonra ortaya atılsa dahi, bugün Güney Akım daha avatajlı konumda. Güney Akım’la ilgili birçok anlaşma sonladırıldı, ancak Nabucco ile ilgili nihai anlaşmaya henüz imza atılmadı. Hangi ülkelerin Nabucco’ya hangi miktarda doğalgaz sağlayacağı, projenin nasıl finanse edileceği ve hangi ülkenin hangi miktarda hattan doğalgaz alacağı dahi henüz kesinlik kazanmadı. Buna karşılık, AB ülkeleri Almanya, Fransa, İtalya, Bulgaristan ve Macaristan’ın yanısıra Sırbistan da Güney Akım’dan gaz alabilmek için Gazprom’la anlaşmalar imzaladı. Birçoğu bizzat Rus devlet Başkanlarının ziyaretlerinde imzalanan bu anlaşmalarla ilgili Vladimir Putin Şubat 2008’de “Ortaklarımız çok basit bir şey yapmalı. Hesap makinesini alıp, hangi projenin daha karlı olduğunu görmeli” sözüyle Nabucco’ya karşı ülkesinin sunduğu avantajları dile getirmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>PUTIN: BORU HATTI İNŞA ETMEK İSTİYORSANIZ, DEVAM EDİN</strong></p>
<p>Nabucco projesini dolduracak doğalgazın bulunmasının mümkün olmadığını iddia eden Putin, “eğer birileri toprağı kazıp boru hattı inşa etmek istiyorsa devam etsinler, bizim için sorun değil” sözleriyle, alaycı şekilde projenin geleceği olmadığını ima etmişti.</p>
<p>Rusya, başarılı bir stratejiyle, başlıca AB ülkeleriyle enerji alanında ayrı ayrı ortaklıklar ve işbirliğine giderek üye ülkelerin ortak bir politika izlemesinin önüne geçiyıor. Birbirine rakip iki büyük boru hattı projesinden Güney Akım, Rusya’nın AB’ye kıyasla çok daha hızlı ve kararlı hareket ederek somut adımlar atması neticesinde, Nabucco karşısında avantajlı konuma geçmiştir.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/nabucco-projesi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güneş Harekatı (operasyonu)</title>
		<link>http://www.buzlu.org/gunes-harekati-operasyonu/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/gunes-harekati-operasyonu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2009 14:45:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[basında çıkan haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş Harekatı]]></category>
		<category><![CDATA[harekat nasıl başladı]]></category>
		<category><![CDATA[Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Jandarma Genel Komutanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kim kazandı]]></category>
		<category><![CDATA[kırmızı çizgi]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl bitti]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[operasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Piyade Onbaşı Kasım Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[pkk]]></category>
		<category><![CDATA[PKK/KONGRA-GEL]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[terör örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[tsk]]></category>
		<category><![CDATA[ırak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3559</guid>
		<description><![CDATA[Güneş Harekâtı ya da Güneş Operasyonu, Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin, 2007 Ekim&#8217;inde Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nden geçen tezkereden aldığı yetkiye dayanarak, 21 Şubat 2008&#8242;de Türkiye saati ile 19.00&#8242;da başlattığı Irak&#8217;ın kuzeyi&#8217;ne hava yoluyla da desteklenen sınır ötesi kara harekâtı  Harekât 29 Şubat 2008 tarihinde, Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;ne bağlı birliklerinin Türkiye sınırları içine dönmesiyle son bulmuş, harekâtın [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/07/Güneş-Harekatı.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3560" title="Güneş Harekatı" src="http://www.buzlu.org/images/2009/07/Güneş-Harekatı.jpg" alt="Güneş Harekatı" width="282" height="226" /></a></p>
<p>Güneş Harekâtı ya da Güneş Operasyonu, Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin, 2007 Ekim&#8217;inde Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nden geçen tezkereden aldığı yetkiye dayanarak, 21 Şubat 2008&#8242;de Türkiye saati ile 19.00&#8242;da başlattığı Irak&#8217;ın kuzeyi&#8217;ne hava yoluyla da desteklenen sınır ötesi kara harekâtı  Harekât 29 Şubat 2008 tarihinde, Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;ne bağlı birliklerinin Türkiye sınırları içine dönmesiyle son bulmuş, harekâtın sonlandığı Genelkurmay Başkanlığı tarafından da doğrulanmıştır</p>
<p>8 Ekim 2007&#8242;de Şırnak&#8217;ın Gabar Dağı mevkiinde gerçekleşen PKK/KONGRA-GEL saldırısında hayatını kaybeden Şanlıurfalı Piyade Onbaşı Kasım Aksoy&#8217;un 3 yaşındaki kızı Güneş&#8217;in adının verildiği harekât, o güne dek yapılan hava operasyonlarının devamı niteliğindedir. Genelkurmay Başkanlığı&#8217;ndan yapılan açıklamada &#8221; sivillerin ve Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;ne düşmanca bir harekette bulunmayan yerel unsurların harekattân olumsuz etkilenmemeleri için gerekli hassasiyetin gösterilmesine devam edilecektir.&#8221; denilmiş olup; harekâtın amacının, &#8220;PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün mensuplarını etkisiz kılmak ve Kuzey Irak&#8217;taki örgütsel altyapıyı kullanılmaz hâle getirmek&#8221; olduğu belirtilmiştir.<br />
<span id="more-3559"></span><br />
<strong>Harekât öncesi durum</strong></p>
<p>Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK/KONGRA-GEL&#8217;e karşı düzenlediği son dönemdeki operasyonlarına 1 Aralık 2007&#8242;de başlamıştır. 50-60 kişilik gruba müdahale edilen bu nokta operasyonun ardından, hava yoluyla yapılan çeşitli operasyonlarla bu müdahaleler devam etmiştir. Bu dönemde kara yoluyla yapılan tek operasyon 17-18 Aralık 2007 tarihlerinde Türkiye-Irak sınırını geçmeye çalışan, silahlı PKK/KONGRA-GEL mensuplarına yapılan müdahaledir. Bunun sonucunda, bölgede konuşlu kara birlikleri, sıcak takiple Hakkari Şemdinli bölgesinde sınırdan birkaç kilometre uzağa gitmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Harekâtın başlangıcı </strong></p>
<p>2007 Aralık&#8217;ından beri yapılan operasyonların ardından 21 Şubat 2008&#8242;de Türkiye saati ile 10.00 ve 18.00 arasında Türk Hava Kuvvetleri&#8217;ne ait uçaklar ve Türk Kara Kuvvetleri&#8217;ne ait karada konuşlu uzun menzilli silahlar belirlenen hedefleri vurmuştur.</p>
<p>Hakkari’nin Çukurca ilçesindeki 3’üncü Sınır Jandarma Taktik Alay Komutanlığı’nda konuşlandırılan 40 km menzilli 105 ve 203 mm çaplarındaki obüslerle yapılan topçu ateşiyle başlayan bu taaruzlar, 30 km uzaklıktaki Zap, 15 km uzaklıktaki Hakurk ve 10 km uzaklıktaki Avaşin kamplarını hedef almıştır. Bu atışların amacı PKK/KONGRA-GEL’in lojistik desteğini ve kaçışını engellemektir.</p>
<p>Karadan açılan bu ateşe destek olarak, aynı amaçla havalanan savaş uçaklarının düzenlediği hava operasyonunda ise, Kuzey Irak’taki 4 köprü yok edilmiştir.</p>
<p>İlkbaharda yapılacağı düşünülen sınır ötesi kara harekâtı, yapılan bu taaruzların ardından aynı akşam, TSİ 19.00&#8242;da başlamıştır.</p>
<p>Jandarma Genel Komutanlığı&#8217;na bağlı 2&#8242;nci Ordu Komutanlığı&#8217;nın sevk ve idaresinde, Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı tarafından gerçekleştirilen harekat, Türk Kara Kuvvetleri ve Türk Hava Kuvvetleri&#8217;ne bağlı unsurlarca da desteklenmiştir. Hakkari&#8217;de Çukurca&#8217;nın Üzümlü ve Şemdinli&#8217;nin Derecik kesimlerinden Kuzey Irak&#8217;a geçen dağ komando birliği ve özel harekât timlerine, termal kameralı M60 Patton tankları ve diğer kara unsurları ile Diyarbakır&#8217;daki 2. Taktik Hava Üs Komutanlığı&#8217;ndan havalanan yaklaşık 20 tane F-16 savaş uçağı destek vermiştir.</p>
<p>TSK&#8217;nın 3 Mart günü yaptığı basın toplantısında, ana hedefin PKK&#8217;nın Zap kampı ana hedef olmak üzere Zap bölgesi olduğu, diğer kamplara şaşırtma ve baskı amaçlı hava indirme ve hava bombardımanı yapıldığı açıklanmıştır.</p>
<p>TSK&#8217;ya göre, &#8220;Harekat süresince bölgedeki 60 hedef grubuna (272 hedef) hava taarruzu icra edilmiş; ayrıca Kara Kuvvetleri ateş destek vasıtaları tarafından 517 adet muhtelif hedef ateş altına alınmıştır. Harekatın başından itibaren, manevra birlikleri ve uçaklar tarafından 126 mağara, 290 barınak ve sığınak, 12 komuta merkezi, 11 muhabere tesisi, 6 eğitim tesisi, 23 lojistik tesis, 18 ulaştırma tesisi, 40 hafif silah mevzii ve 59 uçaksavar mevzii kısmen ya da tamamen tahrip edilmiştir.</p>
<p>28 Şubat günü ele geçirilen 3 PKK üyesi ile, bölgede 300 kişi civarında kuvveti bulunan PKK&#8217;nın verdiği kayıp sayısı 240 olmuştur.</p>
<p><strong>Harekatın bitişi </strong></p>
<p>29 Şubat 2008 sabahı TSK, yaptığı basın açıklamasında operasyon hedeflerine ulaşıldığını belirterek birliklerin Türkiye&#8217;ye döndüklerini, çekilme operasyonunun tamamlandığını ilan etmiştir.TSK geri çekilme sürecinde kayıp vermemiştir.</p>
<p><strong>ABD baskısı iddiaları </strong></p>
<p>ABD savunma bakanlığı görevlilerinin 28 Şubat&#8217;ta Ankara&#8217;da yaptığı temasların ertesi günü harekatın sona erdirilmesi, Türkiye içinde tartışmalara sebep oldu. CHP lideri Deniz Baykal, operasyonun ABD&#8217;nin PKK&#8217;nın tam olarak bitirilmesini istemediği için sona erdirildiğini iddia etti.[27] Türk Silahlı Kuvvetleri ise harekatın süresinin önceden belli olduğunu, ABD yetkililerinin ziyaretinin harekata etkisi olmadığını belirtti.</p>
<p><strong>Uluslararası görüşler </strong></p>
<p><strong>Ülkelerin görüşleri </strong></p>
<p><strong>Amerika Birleşik Devletleri </strong></p>
<p>Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, ABD&#8217;nin Türkiye&#8217;ye desteğini vurgulayarak, &#8220;Türk hükûmetiyle çeşitli düzeylerde temas halindeyiz. PKK konusunda Türkiye ile mutlak dayanışmamızı dile getirmeye devam ediyoruz. PKK, ABD ve Türkiye&#8217;nin ortak düşmanıdır. PKK, aynı zamanda Irak halkının ve Irak hükûmetinin de düşmanıdır. Irak toprakları, Türkiye&#8217;ye karşı terörist saldırılar için kullanılmamalı.&#8221; demiştir. Bu, diplomatik alanda Türkiye&#8217;nin elini güçlendirmiştir. Condoleezza Rice, &#8220;Bu son operasyon, mümkün olan en kısa sürede bitirilmeli. Şunu akılda tutmalıyız ki, bir taraftan teröristlerin yaptıkları işin durdurulması gerekirken, diğer taraftan da bölge istikrarsızlaştırılamaz.&#8221; diyerek de, ABD&#8217;nin hassasiyetlerini dile getirmiştir.[28]</p>
<p>22 Şubat 2008 günü Türkiye&#8217;de ziyaretlerde bulunan, içinde 2004&#8242;de ABD Başkanlığına aday olan John Kerry&#8217;nin de bulunduğu ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Heyeti&#8217;nin başkanı Joe Biden de &#8220;İki ülke arasında menfaatlerimiz ve hedeflerimiz ortaktır.&#8221; diyerek, harekât konusundaki desteklerini belirtmiştir.</p>
<p><strong>Irak </strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Celal Talabani belirli bir süre açıklama yapmamış [30]daha sonra ise PKK&#8217;yı terör örgütü olarak gördüklerini söyleyerek harekatın bu örgüt ile sınırlı olduğunu açıklamıştır. PKK&#8217;yı Kandil dağını terketmeye çağırmıştır.</p>
<p>Irak Cumhurbaşkanı açıklama yapmazken, Irak Bölgesel Özerk Kürt Yönetimi lideri Mesud Barzani ise harekâttan duyduğu memnuniyetsizliği belirtmiştir. &#8220;Gerçekleştirilen operasyonlar bize yönelik zorbalıktır.&#8221; diyen Barzani, sorunun askerî yöntemlerle çözümünden yana olmadığını, Kürt yönetiminin de operasyonların bir tarafı olmadığını söylemiştir.</p>
<p>Irak Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari ise, Cumhurbaşkanı Talabani&#8217;nin planlanan Türkiye ziyaretinin, durumun hassasiyeti nedeniyle şu an gerçekleşmeyebileceğini belirtmiştir.</p>
<p><strong>Birleşik Krallık</strong></p>
<p>Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, yaptığı kısa açıklamada terörist saldırılar ve bu saldırılar sonucu ortaya çıkan can kayıplarından büyük üzüntü duydulduğunu söylemiş; fakat çözümün diplomatik yollarla olması ve harekâtın mümkün olan en kısa sürede bitmesi gerektiğini belirtmiştir. Irak topraklarının Türkiye&#8217;ye yönelik saldırılarda üs olarak kullanılmasının önlenmesi için işbirliği çabalarının sürdüğünü vurgulayan sözcü, Türkiye&#8217;nin sivil halka zarar gelmemesi için azami çabayı göstermesini de istemiştir.</p>
<p><strong>Rusya </strong></p>
<p>Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mihail Kamınin, yaptığı açıklamada, Rus hükümetinin gelişmeleri dikkatle izlediğini belirtmiş ve &#8220;Türkiye’yi itidalli olmaya davet ediyoruz.&#8221; diye konuşmuştur. Sınır ötesi harekâtın, T.C. Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın Moskova ziyareti sırasında Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüşmesinde de ele alındığını ifade eden Kamınin, konuşmasının sonunda &#8220;Başka bir ülkenin topraklarının terör eylemleri düzenlemek için kullanılmasına izin vermesinin vehametinin de az olmadığını vurgulamak isteriz.&#8221; demiştir.</p>
<p><strong>Almanya</strong></p>
<p>Almanya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Martin Jaeger, operasyonu büyük endişeyle izlediklerini belirterek, Türk birliklerinin Irak&#8217;ta bulunmasının büyük bir istikrarsızlık riski oluşturduğunu söylemiştir.</p>
<p><strong>Avustralya</strong></p>
<p>Avustralya Dışişleri Bakanı Stephen Smith:Türkiye&#8217;yi Irak&#8217;ın egemenliğine saygı göstermeye ve güçlerini bir an önce geri çekmeye çağırdı.<br />
<strong><br />
Uluslararası örgütlerin görüşleri </strong></p>
<p><strong>Avrupa Birliği</strong></p>
<p>Avrupa Birliği Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Birliği Konseyi Genel Sekreteri Javier Solana, Slovenya&#8217;da yaptığı açıklamada &#8220;Türkiye&#8217;nin kaygılarını anladıklarını, ancak harekâtın en iyi yanıt olmadığını düşündüklerini&#8221; söylemiştir. Irak&#8217;ın toprak bütünlüğüne de değinen Solana, &#8220;Irak&#8217;ın toprak bütünlüğünün AB için çok önemli olduğunu&#8221; da belirtmiştir.</p>
<p><strong>Birleşmiş Milletler </strong></p>
<p>Genel Sekreter Ban Ki-moon, terör örgütü PKK&#8217;nın Kuzey Irak&#8217;tan Türkiye&#8217;ye devam eden saldırılarını derhâl durdurması gerektiği yönündeki çağrısını yineleyerek, sınırın iki tarafında da sivillerin can güvenliğinin korunmasının en önemli husus olduğunu da vurgulamıştır. &#8220;Türkiye&#8217;nin güvenlik endişesini anladığını, ancak iki ülke arasındaki sınırlara saygı gösterilmesi gerektiğini&#8221; belirten Güney Koreli Genel Sekreter, Türkiye ve Irak hükûmetlerine iki ülke arasındaki sınırlarda barış ve istikrarın sağlanması için işbirliği yapmaları çağrısında bulunmuştur.</p>
<p><strong>Basının yaklaşımı</strong></p>
<p><strong>Türk basınının yaklaşımı </strong></p>
<p><strong>Hürriyet </strong></p>
<p>Gazete, haberi &#8220;Karakışta Güneş Doğdu&#8221; sürmanşetiyle vermiş; sürmanşetin altında ise &#8220;Türk askeri Kuzey Irak’a karadan girdi. Harekata Şehit Onbaşı Kasım Aksoy’un 3 yaşındaki kızı Güneş’in adı verildi. PKK’nın lider kadrosu panik halinde güneye kaçıyor.&#8221; ifadesini kullanmıştır.</p>
<p>Hürriyet&#8217;in başyazarı Oktay Ekşi 23 Şubat 2008 tarihli köşeyazısında &#8221; herkes bilmektedir ki bu harekâtla PKK’nın varlığı sıfıra inecek değildir. Ama bu harekât Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sillesinin ne kadar ağır olduğunu hatırlatmak yönünden yararlı ve gereklidir.&#8221; demiştir.</p>
<p><strong>Sabah </strong></p>
<p>&#8220;Yastan Cepheye&#8221; başlığıyla, haberi manşetten veren gazete; &#8220;9 yıl sonra Mehmetçik Kuzey Irak’a karadan girdi. Harekatı 15 gün önce eşini kaybeden Korgeneral Kalyoncu yönetiyor.&#8221; diye yazmıştır.</p>
<p><strong>Milliyet </strong></p>
<p>Haberi Milliyet de manşetten vermiş ve &#8220;Terör Yuvasına Kış Baskını&#8221; manşetiyle çıkmıştır. &#8220;Kuzey Irak’a giren Türk birlikleri PKK’lılarla sıcak temas sağladı. 44 terörist etkisiz hale getirilirken 5 askerin şehit olduğu açıklandı. Genelkurmay hedefleri temizleyip en kısa sürede döneceğiz açıklamasını yaptı.&#8221; ifadesiyle durumu özetlemiştir.</p>
<p><strong>Zaman </strong></p>
<p>&#8220;Bin terörist namlunun ucunda&#8221; manşetini kullandığı birinci sayfasında, &#8220;Terör örgütünü imha etmek için Irak’ın kuzeyine kara harekatı başlatan TSK, yaklaşık bin teröristin barındığı Hakurk üçgenini adım adım tarıyor. Sınırdan yaklaşık 20 kilometre içeriye giren askerlere F-16&#8242;lar da destek veriyor.&#8221; diye belirtmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Vatan </strong><br />
&#8220;Şehitlerin İntikamı&#8221; sürmanşetinin altında, &#8220;44 PKK’lı öldürüldü, 5 şehit&#8221; manşetine yer vermiştir. Haberin girişinde ise &#8220;Kuzey Irak&#8217;taki PKK yuvalarını 2 aydır havadan vuran TSK kimsenin beklemediği bir anda kara harekatı başlattı ve ilk 24 saatte 44 PKK&#8217;lıyı etkisiz hale getirdi.&#8221; diye belirtmiştir.</p>
<p><strong>Cumhuriyet </strong></p>
<p>&#8220;Kuzey Irak&#8217;a giren TSK, baharı beklemeden terör örgütüne yönelik hava destekli operasyon başlattı&#8221; diyerek, &#8220;Karadan kuşatma&#8221; manşetini atmıştır.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/gunes-harekati-operasyonu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kontrol mühendisliği nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/kontrol-muhendisligi-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/kontrol-muhendisligi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 13:55:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim-Öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[bölümler]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Devreleri]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[Elektronik]]></category>
		<category><![CDATA[Endüstride]]></category>
		<category><![CDATA[Fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[Federasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[hangi bölüm]]></category>
		<category><![CDATA[IFAC]]></category>
		<category><![CDATA[Kontrol mühendisliği]]></category>
		<category><![CDATA[M.I.T]]></category>
		<category><![CDATA[mühendisi]]></category>
		<category><![CDATA[Mühendisleri]]></category>
		<category><![CDATA[mühendislik]]></category>
		<category><![CDATA[mekanik]]></category>
		<category><![CDATA[Neden,Niçin,Nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[okullar]]></category>
		<category><![CDATA[otomasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Otomatik]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyum]]></category>
		<category><![CDATA[sistemlerini]]></category>
		<category><![CDATA[sistemlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[T.Ü]]></category>
		<category><![CDATA[T.Ü. Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihçesi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojileri]]></category>
		<category><![CDATA[TOK]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararas]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3502</guid>
		<description><![CDATA[Kontrol Mühendisliği, mekanik, elektrik, elektronik, ve bilgisayar tabanlı tüm endüstriyel üretim sistemlerinin ve hizmet sektörünün amaçlanan ve planlanan biçimde çalışmasını sağlayan bilgi ve teknolojileri üreten ve uygulayan bir mühendislik dalıdır. Kontrol Mühendisleri, kontrol sistemlerini tasarlayan ve üreten, küçük ve orta ölçekli işletmelerde araştırma, tasarım ve üretim mühendisi olarak çalışabilirler. Bu mühendisler, çeşitli fabrikalarda ve endüstriyel [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/06/Kontrol-mühendisliği.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3503" title="Kontrol mühendisliği" src="http://www.buzlu.org/images/2009/06/Kontrol-mühendisliği.jpg" alt="Kontrol mühendisliği" width="192" height="156" /></a></p>
<p>Kontrol Mühendisliği, mekanik, elektrik, elektronik, ve bilgisayar tabanlı tüm endüstriyel üretim sistemlerinin ve hizmet sektörünün amaçlanan ve planlanan biçimde çalışmasını sağlayan bilgi ve teknolojileri üreten ve uygulayan bir mühendislik dalıdır.</p>
<p>Kontrol Mühendisleri, kontrol sistemlerini tasarlayan ve üreten, küçük ve orta ölçekli işletmelerde araştırma, tasarım ve üretim mühendisi olarak çalışabilirler. Bu mühendisler, çeşitli fabrikalarda ve endüstriyel işletmelerde bakım, onarım işlerinde ya da hizmet sektörünün otomasyon işlerinde de çalışabilirler.</p>
<p>Bu programı bitiren öğrenciler küçük bir sermaye ile otomasyon ve bilişim sektörüne ilişkin kendi işlerini kurma olanağını da elde ederler.<br />
<span id="more-3502"></span></p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Tarihçesi (Türkiye) </strong></p>
<p>Kontrol Mühendisliği’nin gelişimi, Elektrik Fakültesi, Elektriğin Endüstride Tatbikatı Kürsüsü Doçenti Dr. M. Münir Ülgür &#8216;ün 1950&#8242;li yılların başında vermeye başladığı &#8220;Servomekanizma&#8221; dersi ile başlayan, 40 yıla yakın bir süreci kapsar. Bu gelişim ile İ.T.Ü. Dünya üniversiteleri arasında, M.I.T.&#8217;den sonra programında Servomekanizma dersi bulunan ikinci üniversite olmuştur. Daha sonra otomasyon ile içiçe olan “Lojik Kumanda Devreleri” dersi Prof. Emin Ünalan tarafından verilmeye başlanmıştır.</p>
<p>1957 yılında dünyadaki bilimsel gelişmelere uygun olarak Servomekanizma yerine “Otomatik Kontrol” terimi kullanılmaya başlanmış ve Uluslararası Otomatik Kontrol Federasyonu’na (IFAC) üye olmak üzere Türk Otomatik Kontrol Kurumu (TOK) İ.T.Ü. bünyesinde kurulmuş ve bu kuruluşta konunun gelişimine katkı sağlayan ulusal ve uluslararası sempozyum ve konferans gibi çeşitli etkinlikler düzenlemiştir.</p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/kontrol-muhendisligi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
