<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>buzlu.org &#187; Spor</title>
	<atom:link href="http://www.buzlu.org/benzer/spor/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buzlu.org</link>
	<description>bilgi mi aradın, doğru yerdesin...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 19:32:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Kerim Abdül-Cabbar biyografisi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/kerim-abdul-cabbar-biyografisi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/kerim-abdul-cabbar-biyografisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Apr 2011 11:46:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[basketbol]]></category>
		<category><![CDATA[biyogreafisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ferdinand Lewis Alcindor]]></category>
		<category><![CDATA[istatistikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kerim Abdül-Cabbar]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[nereli]]></category>
		<category><![CDATA[nezaman]]></category>
		<category><![CDATA[rekorlar]]></category>
		<category><![CDATA[takımlar]]></category>
		<category><![CDATA[yaptıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5173</guid>
		<description><![CDATA[Kerim Abdül-Cabbar (Kareem Abdul-Jabbar), gerçek adı Ferdinand Lewis Alcindor, Jr. olan 16 Nisan 1947&#8242;de New York City, New York, ABD&#8217;de doğmuş 2,18 m boyunda eski profesyonel basketbol oyuncusudur. Müslüman olmadan önce Lew Alcindor olarak bilinen basketbolcu 1971&#8242;de İslamiyeti seçtikten sonra Kareem Abdul-Jabbar ismini almıştır. Tüm zamanların en iyi oyuncularından kabul edilen Abdul-Jabbar UCLA&#8217;da 1965-69 yıllarında [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/04/Kerim-Abdül-Cabbar.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-5174" title="Kerim Abdül-Cabbar" src="http://www.buzlu.org/images/2011/04/Kerim-Abdül-Cabbar.jpg" alt="" width="195" height="262" /></a></p>
<p>Kerim Abdül-Cabbar (Kareem Abdul-Jabbar), gerçek adı Ferdinand Lewis Alcindor, Jr. olan 16 Nisan 1947&#8242;de New York City, New York, ABD&#8217;de doğmuş 2,18 m boyunda eski profesyonel basketbol oyuncusudur. Müslüman olmadan önce Lew Alcindor olarak bilinen basketbolcu 1971&#8242;de İslamiyeti seçtikten sonra Kareem Abdul-Jabbar ismini almıştır.</p>
<p>Tüm zamanların en iyi oyuncularından kabul edilen Abdul-Jabbar UCLA&#8217;da 1965-69 yıllarında basketbol literatüründe 5 numara ile tabir edilen merkez pozisyonda oynadı. Kariyeri boyunca 38.387 sayı kaydetti, ki bu rakam NBA&#8217;da bir oyuncunun kariyeri boyunca ulaşabildiği en yüksek rakamdır. 6 defa en değerli oyuncu olma başarısını göstermiş, NBA&#8217;de 20 sezon geçirip 1989&#8242;da profesyonel basketboldan ayrıldıktan sonra basketbol antrenörlüğü, yazarlık ve oyunculuk yapmıştır.<span id="more-5173"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
NBA kariyerine başlamadan önce Harlem Gezginleri kendisine onlarla beraber oynaması karşılığında 1 milyon dolar önermiş olsa da o bu teklif onu son derece güldürmüştür.Kerim bu şaçma teklifi reddetti ve 1969&#8242;da Milwaukee Bucks tarafından draft edildi. NBA&#8217;e girdiği ilk yıl oldukça başarılı bir performans gösteren Alcindor sayı krallığında ikinci, ribaunt krallığında ise ikinci oldu ve yılın çaylağı seçildi. 1970-71 sezonunda MVP seçildiği ve şampiyon olduğu maçtan bir gün sonra 1 Mayıs 1971&#8242;de ismini Kareem Abdul-Jabbar olarak değiştirmiştir.</p>
<p>Efsane Bruce Lee ile ölüm oyunu (Game of Death) adlı filmde rol almıştır. Ayrıca, Bruce Lee&#8217;den dövüş dersleri aldığı da bilinir.</p>
<p>1975 yılında Los Angeles Lakers&#8217;a geçen yıldız oyuncu, takıma 1979&#8242;da Magic Johnson&#8217;ında dahil olmasıyla beraber NBA&#8217;de iyice dominant duruma gelmiştir ve 6 şampiyonluktan sonra profesyonel basketbol yaşamına veda etmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>İstatistikler </strong></p>
<p>Forma Numarası &#8211; 33<br />
Oynadığı maç sayısı &#8211; 1560 (NBA tarihinde 2.)<br />
Şut yüzdesi % &#8211; 55,9 (NBA tarihinde 8.)<br />
Serbest Atış Yüzdesi % &#8211; 72,1<br />
3&#8242;lük yüzdesi % &#8211; 5,6<br />
Ribaunt &#8211; 17.440 (NBA tarihinde 3.)<br />
Maç başına ribaunt &#8211; 11,2 (NBA tarihinde 24.)<br />
Asist &#8211; 5660 (NBA tarihinde 31.)<br />
Maç başına asist &#8211; 3,6<br />
Top çalma &#8211; 1160<br />
Maç başına top çalma &#8211; 0,74<br />
Blok &#8211; 3189 (NBA tarihinde 3.)<br />
Maç başına blok &#8211; 2,57<br />
Maç başına sayı &#8211; 24,6 (NBA tarihinde 12.)</p>
<p><strong>Abdülcabbar&#8217;a ait NBA rekorları </strong></p>
<p>En fazla sayı atan oyuncusu &#8211; 38.387<br />
En fazla süre oynayan (57.446)<br />
En fazla All-Star seçilen (19)<br />
En Fazla All-Star maçı oynayan (17)<br />
En fazla Play-Off maçı oynayan (237)<br />
Tüm Zamanların Sayı Kralı Efsane Adam
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fkerim-abdul-cabbar-biyografisi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/kerim-abdul-cabbar-biyografisi/&amp;text=Kerim Abdül-Cabbar biyografisi&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/kerim-abdul-cabbar-biyografisi/&amp;t=Kerim Abdül-Cabbar biyografisi">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/kerim-abdul-cabbar-biyografisi/&amp;title=Kerim Abdül-Cabbar biyografisi&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fkerim-abdul-cabbar-biyografisi%2F&name=buzlu.org&description=Kerim+Abd%C3%BCl-Cabbar+biyografisi" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/kerim-abdul-cabbar-biyografisi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/kerim-abdul-cabbar-biyografisi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/kerim-abdul-cabbar-biyografisi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/kerim-abdul-cabbar-biyografisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Balıkçılık</title>
		<link>http://www.buzlu.org/balikcilik/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/balikcilik/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Feb 2010 10:03:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[amatör]]></category>
		<category><![CDATA[araçlar]]></category>
		<category><![CDATA[avlanma]]></category>
		<category><![CDATA[Balıkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[göl]]></category>
		<category><![CDATA[gerekli]]></category>
		<category><![CDATA[istavrit]]></category>
		<category><![CDATA[karides]]></category>
		<category><![CDATA[midye]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[neler]]></category>
		<category><![CDATA[olta]]></category>
		<category><![CDATA[orkinos]]></category>
		<category><![CDATA[palamut]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı su]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4485</guid>
		<description><![CDATA[Balıkçılık, en dar anlamıyla denizlerde, göllerde ve akarsularda  balıkların  çeşitli yöntemlerle avlanmasıdır. Ama balıkçılık yalnızca balık avlanmasıyla sınırlı değildir. Midye, karides, ıstakoz, pavurya, istiridye  ve ahtapotun, hatta balina gibi deniz memelilerinin avlanması da balıkçılık kapsamına girer. Gölet, havuz ya da denizlerde balık ve öbür deniz hayvanlarının üretilmesi de balıkçılığın bir parçasıdır. İnsanların en eski çağlardan [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/02/Balıkçılık.jpg"><img class="size-full wp-image-4486 aligncenter" title="Balıkçılık" src="http://www.buzlu.org/images/2010/02/Balıkçılık.jpg" alt="" width="232" height="180" /></a></p>
<p>Balıkçılık, en dar anlamıyla denizlerde, göllerde ve akarsularda  balıkların  çeşitli yöntemlerle avlanmasıdır. Ama balıkçılık yalnızca balık avlanmasıyla sınırlı değildir. Midye, karides, ıstakoz, pavurya, istiridye  ve ahtapotun, hatta balina gibi deniz memelilerinin avlanması da balıkçılık kapsamına girer. Gölet, havuz ya da denizlerde balık ve öbür deniz hayvanlarının üretilmesi de balıkçılığın bir parçasıdır. İnsanların en eski çağlardan bu yana balık avladıkları bilinmektedir. Günümüzden 5 bin yıl öncesinden kalma, kemikten yapılmış ve bugün kullanılan örneklerine benzeyen iğneler bulunmuştur.</p>
<p><strong>Tatlı Su Balıkçılığı </strong></p>
<p>Makaralı oltalar bulunmadan önce, misina bir mantar ya da tahta parçasına elle sarılırdı. Balık oltaya takıldığında balıkçı seri hareketlerle balığı kıyıya çekerdi. Ama bu tür avlanma kolay değildi, misinanın dolaşması, düğüm olması gibi sorunlar yaşanırdı.<span id="more-4485"></span></p>
<p>Oysa makaralı oltayla avlanmak çok kolaydır. Makara misinanın sarılmasını ve gerekirse gevşetilmesini kolaylaştırmıştır. Örneğin oltaya yakalanan balık sert hareketlerle direnirse makaradaki misina boşaltılarak balığa yol verilir. Balığın yorulup hareketlerinde yavaşlama görülünce, misina yeniden makaraya sarılarak balık çekilir. Ama makaralı oltayla balık avlarken, misinayı ne zaman boşaltıp ne zaman makaraya saracağını bilmek gerekir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Ayrıca misinanın da bir dayanma gücü vardır. Hızlı bir akıntıda balığın çekiş gücü karşısında bunu da hesaba katmak gerekir. Büyük bir balık yakalandığında, onun direnme gücünü kırmak için arada bir misinayı gevşetmek ve balığa yol vermek gerekir. Bunun sonucunda yorulan balık daha kolay çekilebilir.</p>
<p>Avlanmanın önemli noktalarından biri, uygun olta iğnesi seçmektir. Avlanacak balığa göre, değişik büyüklük ve biçimlerde iğneler vardır. Ama bütün olta iğnelerinin ucunda, balığın ağzına saplandıktan sonra çıkmasını engelleyen bir damak (çengel) vardır. İğnelerin sapında da genellikle bir halka bulunur. Hayvan bağırsağından, naylon ya da çelik telden yapılmış &#8220;köstek&#8221; bu halkadan geçirilerek iğneye bağlanır.</p>
<p>Balıklar çeşitli yemlerle avlanır. Canlı ya da cansız yemler, iğnenin ucundaki damağa geçirilir. Balığın doğal besini olan böcekler, solucanlar, küçük kurbağalar ya da avlanacak balığa göre çok küçük balıklar, en çok kullanılan canlı yemlerdir. Cansız yem olarak ise hamur, ekmek içi, haşlanmış buğday, peynir gibi yiyecekler ya da tüy parçası, yapay sinek gibi yapay yemler kullanılır.</p>
<p>Oltayla balık avlamak ustalık ister. Avlanacak balığın bulunabileceği yeri, suyun yüzeyinde ya da dibinde mi olduğunu bilmek gerekir. Öte yandan oltayı balığın yem aradığı yere atabilmek ya da indirebilmek gerekir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Örneğin sombalığı ve alabalık dışındaki bütün tatlı su balıklarını avlamak için olta dibe bırakılır. Sombalığı, alabalık, gölgebalığı, tatlı su kefali ve kızılkanat avlamada yaygın olarak sinek oltası kullanılır. Yapay sineği uzağa atabilmek için kamışın çok esnek olması, ucunda da kalınca bir misina bulunması gerekir. Oltanın ucuna bağırsak ya da naylondan yapılmış 2-3 metre uzunluğunda bir beden, bedenin ucundaki iğneye de tüy parçaları, kürk, ipek ve parlak tellerden yapılmış yapay sinek bağlanır.<br />
<strong>Amatör Deniz Balıkçılığı </strong></p>
<p>Amatör deniz balıkçılığında da tatlı su balıkçılığında kullanılan olta takımlarının hemen aynısı kullanılır. Ama kamış ve misinaların daha sağlam olması gekekir. Oltanın iyice derine inebilmesi için daha ağır kurşunlar (iskandil) ve iri balıkları da yakalayabilmek için daha büyük iğneler kullanılmalıdır. Dipte ya da dibe yakın derinliklerde yaşayan mezgit, morina ve yassıbalıkları avlamak için yem olarak karides, midye ve solucan tercih edilir. Uskumru ve lüfer ise, hareket halindeki tekneden kaşıkla ya da doğal yemle tutulur.</p>
<p>Deniz balıkçılığında köstekli olta da çok kullanılan olta tiplerinden biridir. Bu oltanın ucundaki iskandilli bedenine, belirli aralıklarla pirinç telden yapılmış köstekler bağlanır. Bu oltanın adı da bu kösteklerden gelir. Kösteklere kısa misinalar, misinaların ucuna da iğneler takılır. Köstekli oltayla balık avlamada canlı yemler kullanılır. Avlanma sırasında olta gergin tutulur ve balık yeme atladığı anda olta hafifçe silkelenerek balığın iğneyi yutması sağlanır. Sonra balığın iğneden kurtulmasına fırsat vermeden hızla çekilir.</p>
<p>Denizlerde balık avlamada çok yaygın olarak kullanılan çapari de bir tür köstekli oltadır. Ama çaparide canlı yem kullanılmaz, onun yerine genellikle hindi, kaz ve tavuk tüyü gibi yapay yemlerden yararlanılır.</p>
<p>Çapari, bir olta (makaraya ya da mantara sarılmış misina), misinanın dolaşmasını engelleyen bir fırdöndü, fırdöndüden iskandile kadar uzanan ve gene misinadan yapılan bir beden ile en uçtaki iskandilden oluşur. Bedenin üzerine, belirli aralıklarla, uçlarına iğne takılmış kısa misina parçalarından köstekler bağlanır. İstavrit gibi küçük balıkları avlamada 10 köstekli (10 iğneli) bir çapari yeterlidir. Ama çaparideki köstek sayısı palamut avında 35&#8242;e, torik ve kofana denen iri palamut ve lüfer avında 55&#8242;e kadar çıkar.</p>
<p>Kılıçbalığı, orkinos ve tarpon gibi, bazılarının ağırlığı yarım tonu bulan büyük deniz balıkları da hareketli bir tekneden oltayla avlanabilir. Bunun için çok kalın ve sağlam bir kamış ve uzunluğu en az 360 metre olan misina gerekir. Bu tür avlanmada balıkçı kamışın ucunu, beline taktığı özel bir kemere oturtur.</p>
<p>Oltaya yakalanan bu kadar ağır balıkları çekmek ve onların direnme gücüne karşı koyabilmek kolay değildir. Onun için yakalanan balık yoruluncaya kadar tekneyle izlenir. Uzun bir süre yol alındıktan sonra balıkçı misinayı makaraya sararak balığı tekneye yaklaştırır. Yakalanan balık ya tekneye alınır ya da teknenin yedeğinde limana kadar çekilir.</p>
<p>Ernest Hemingway’in Yaşlı Adam ve Deniz adlı romanında, oltayla büyüm bir balık yakalayan yaşlı bir balıkçının, bu balığı kıyıya çekebilmek için verdiği mücadele ayrıntılarıyla anlatılmıştır.<br />
<strong>Ticari balıkçılık yöntemleri </strong></p>
<p>Deniz balıklarının bazıları su yüzeyine yakın yaşarlar ve bunlara yüzey balığı denir. Örneğin ringa, sardalye, hamsi, orkinos ve uskumru yüzey balıklarıdır. Deniz dibine yakın ve dipte yaşayan balıklara da dip balığı adı verilir. Dip balıklarına örnek olarak morina, mezgit, berlam ve bütün yassıbalıklar verilebilir.</p>
<p>Ticari amaçla yapılan balıkçılığın temeli ağla avlanmaya dayanır. Avlanmada balığın özelliğine, yaşadığı suyun derinliğine göre değişik ağlar kullanılır. Yaygın olarak kullanılan ağların başında trol ağı gelir. Trol ağı, külah biçiminde büyük bir torbaya benzer ve ağzı yaklaşık 30 metre genişliğindedir. Ağ atılırken ağzı açık tutmak için her iki yanına tahta levhalar yerleştirilir. &#8220;Kapı&#8221; denen bu tahta levhalar da çelik kablolarla trol teknesine bağlanır.</p>
<p>Deniz dibinin engebeli olmadığı yerlerde dip balıklarını avlamak için genellikle dip trolü kullanılır. Trol teknesinden denize bırakılan trol ağı, tekneyle sürüklenir ve ağ deniz dibini tarayarak yolunun üzerindeki balıkları toplar. Ağı sürükleme işi 1,5-3 saat kadar sürer. Sonra ağ bir vinç yardımıyla çekilir ve içindeki balıklar tekneye boşaltılır. Balıklar temizlenip yıkandıktan sonra, teknenin ambarında buzların arasına gömülerek saklanır. Bazı büyük ve gelişmiş trol teknelerinde balıklar temizlendikten sonra soğutma aygıtlarında dondurulur. Bu tür tekneler denizde daha uzun süre kalıp avlanmaya devam edebilir.</p>
<p>Bazı dip balıklarını avlamada kullanılan yöntemlerden biri de paraketedir. Kalın bir misina (olta ipi) olan paraketenin üzerinde aralıklı olarak dizilmiş 1.000&#8242;e yakın yemli iğne bulunur. Avlanma sırasında parakete deniz dibine bırakılır ve yeri şamandıralarla belirlenir. Parakete 24 saate bir denizden çekilerek yakalanan balıklar alınır ve iğnelerine yeniden yem takılır.</p>
<p>Orkinos gibi bazı yüzey balıkları ise şamandıralara bağlanan su üstü paraketeleriyle yakalanır. Dip balıklarının yakalanmasında çevirme ağları da kullanılır. Bu avlanma biçiminde önce balığın yoğun olduğu bölge ağlarla çevrilir, sonra balıklar ağın torba biçimindeki bölümüne doğru sürülür.</p>
<p>Yüzey balıklarının avlanmasında gırgır ve orta su trolü en çok kullanılan avlanma biçimleridir. Gırgırla avlanmada, balık sürüsü, suya dik indirilen ağla çevrilir. Daha sonra ağın alt bölümü, halatları çekilerek büzülüp kapatılır. Bir vinç yardımıyla gırgır teknesine çekilen ağın içindeki balıklar büyük kepçelerle ya da suyla pompalanarak tekneye alınır. Orta su trolünde ise, dip trolündekinden daha büyük bir ağ balıkların bulunduğu derinliğe bırakılır ve bir ya da iki tekneyle çekilir.</p>
<p>Deniz balıklarını avlamada kullanılan en eski yöntemlerden biri de dalyandır. Bu yöntem ilkçağlardan beri kullanılmıştır. Yakın tarihe kadar İstanbul&#8217;da Fenerbahçe ve Beykoz gibi pek çok yerde dalyanlar kurulurdu. Bu yöntemde, kıyıya yakın yerlerde ağla çevrili havuzlar oluşturulur. Havuzların ağzı açık bırakılır ve dalyanın içine balık girdiğinde ağız kısmı başka bir ağla kapatılır. Dalyandaki balıklar başka bir ağla toplanarak tekneye alınır.</p>
<p>Palamut, lüfer, uskumru, istavrit  gibi bazı balıkların avlanmasında galsama ağı (düz ağ) kullanılır. Genellikle 1 km ya da daha uzun olan galsama ağları, bir perde gibi asılı duracak biçimde denize bırakılır.</p>
<p>Bu avlanma yönteminde ağ ya demir ağırlık bağlanarak bir ucu dibe indirilir ya da tekneyle su yüzeyinde sürüklenir. Bu sırada ağa doğru hızla yüzen balıkların başı ağın deliklerinden geçer, ama solungaçları (eski terimiyle galsamaları) takıldığı için delikten geri çıkamaz. Tekneye çekilen ağdaki balıklar silkelenerek dökülür.</p>
<p>Orkinos, uskumru, lüfer gibi bazı balıklar suda parıldayan herhangi bir şeyi yem sanırlar. Bu tür balıkları avlamak için ucunda üçlü iğneler bulunan ve biçimi küçük bir balığı andıran parlak metal kaşık&#8217;lar kullanılır.</p>
<p><strong>Balıkların değerlendirilmesi </strong></p>
<p>Balıkçıların yakaladığı balıklar çeşitli biçimlerde değerlendirilir. Taze olarak tüketilecek balıklar, ya kıyıya gelir gelmez müşterilere satılır ya da buzlarla kasalara yerleştirilerek iç bölgelere gönderilir. Balıklar dilimlendikten ya da fileto çıkarıldıktan sonra dondurularak özel ambalajlar içinde satılır. Özellikle sardalye, orkinos (tonbalığı), hamsi ve sombalığı konserve olarak işlenir.</p>
<p>Bazı ülkelerde ringa, morina ve mezgit tütsülenerek saklanır. Türkiye&#8217;de torik denen iri palamutlar iyice temizlenip tuzlanarak lakerda yapılır. Uskumru ise tuzlanıp güneşte kurutulduktan sonra çiroz halinde tüketilir. Hamsi gibi bazı balıklar pişirilip öğütülerek un haline getirilir. Balık unu çiftlik hayvanları için yem olarak ya da gübre olarak kullanılır.</p>
<p>Bazı balık türlerinin pullarından yapay inci ve sedef yapılır. Köpekbalığı ve morina derisi çanta, ayakkabı ile eldiven yapımında kullanılır; ayrıca tutkal elde edilir. Morinanın karaciğerinden çıkarılan yağ, ilaç sanayisinde değerlendirilir.<br />
<strong>Balık üretimi </strong></p>
<p>Çinliler  İÖ 3000 yıllarında, tuzlu su doldurulmuş havuzlarda kefal üretiyorlardı. Eski Romalılar da havuz ve akvaryumlarda sazan ve tatlı su kefali yetiştiriyorlardı. Bu yöntemlerle balık yetiştirme ortaçağın sonlarına kadar sürdürüldü, ama bu tarihlerde terk edildi. Ancak 19. yüzyılda, Fransız hükümetinin balık üretimini başlatmasıyla yeniden gündeme gelebildi.</p>
<p>Bugün dünyanın birçok ülkesinde, sofrada tüketilmek üzere büyük çapta balık üretimi yapılmaktadır. Havuzlarda en çok sazan, alabalık ve sombalığı üretilir. Havuzlarda ayrıca soyu azalan balık türleri de yetiştirilmektedir. Tatlı su balıklarının üretiminde iki ayrı yöntem uygulanır. Örneğin sazan, besinini sudaki doğal ortamdan sağlayabileceği büyük göletlerde üretilir. Alabalık üretiminde, dar ve uzun ya da yuvarlak bir havuzdaki küçük bir alanda çok balık bir arada tutularak daha iyi sonuç alınır. Ama bu havuzlarda balıkların yemle beslenmesi ve gerekli oksijeni sağlayabilmek içinde suyun belirli aralıklarla değiştirilmesi gerekir. Başta Japonya olmak üzere çeşitli ülkelerde tuzlu su balıkları için denizlerde de üretim çiftlikleri kurulmuştur.</p>
<p>İstiridye, midye ve pavurya gibi öbür deniz hayvanları da bazı kıyı sularında yetiştirilmektedir. Doğal yolla üremiş larvalar ya da deniz üretim çiftliğinde yetiştirilmiş yavrular, uygun koşullara sahip bir ortama bırakıldığında çoğalabilir. Bazı Uzakdoğu ülkelerindeki deniz çiftliklerinde büyük çapta teke ve karides üretilir.<br />
Dünyada ve Türkiye&#8217;de ticari balıkçılık</p>
<p>Ticari balıkçılık 15. yüzyılın sonlarında ortaya çıktı. Sonraki iki yüzyıl içinde de büyük bir balıkçılık sanayisi oluştu. Yakalan balıkları işleyen, çeşitli aygıtlarla donatılmış büyük balıkçı filoları kuruldu.</p>
<p>Ne var ki aşırı avlanma zamanla balıkçılığı tehdit etmeye başladı ve günümüzde ciddi bir sorun haline geldi. Bazı avlanma biçimleriyle yavru balıkların ya da yumurta dökmeye hazırlanan dişilerin de yakalanması, birçok balık türünün soyunu tükenme noktasına getirdi. Günümüzde bu sorunu aşmak için birçok ülkede avlanacak balık miktarını kısıtlamak ve üreme mevsiminde balık avını yasaklamak gibi önlemler alınmaktadır.</p>
<p>Türkiye, üç yanı denizle çevrili olmasına ve bir içdenizin bulunmasına karşın, balıkçılıkta gelişmiş bir ülke değildir. Avlanan balık miktarı yılda 400 bin tonu biraz aşar; bunun yaklaşık 240 bin tonu hamsi, 20 bin tonu kefal, 20 bin tonu sardalya, 15 bin tona yakını da istavrittir. Tatlı su ürünleri üretimi ise 50 bin ton dolayındadır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbalikcilik%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/balikcilik/&amp;text=Balıkçılık&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/balikcilik/&amp;t=Balıkçılık">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/balikcilik/&amp;title=Balıkçılık&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbalikcilik%2F&name=buzlu.org&description=Bal%C4%B1k%C3%A7%C4%B1l%C4%B1k" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/balikcilik/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/balikcilik/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/balikcilik/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/balikcilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkler ve spor</title>
		<link>http://www.buzlu.org/turkler-ve-spor/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/turkler-ve-spor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 14:24:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[başarılar]]></category>
		<category><![CDATA[dalları]]></category>
		<category><![CDATA[eski]]></category>
		<category><![CDATA[kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[nelerdir]]></category>
		<category><![CDATA[Okçuluk]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[tokmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4359</guid>
		<description><![CDATA[Okçuluk, Türklerin ünlü sporlarındandır. Çok eski zamnlardan beri harp sahasında kendileriyle karşılaşanlar, Türklerin ok atmadaki ustalıklarından hayranlıkla söz etmişlerdir. Türkler, kısa fakat çok kuvvetli yaylar kullanırlardı. Oku gerek piyade ve gerekse süvari olarak kullanmakta emsalleri yoktu. Süratle giden bir atın üzerinden, hedefe isabetli ok atarlardı. Okmeydanı&#8217;nda kurulan meşhur kemankeşler oağı, 15 ve 16. asırlarda emsalsiz [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/11/Türkler-ve-spor.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-4360" title="Türkler ve spor" src="http://www.buzlu.org/images/2009/11/Türkler-ve-spor.jpg" alt="Türkler ve spor" width="376" height="237" /></a></p>
<p>Okçuluk, Türklerin ünlü sporlarındandır. Çok eski zamnlardan beri harp sahasında kendileriyle karşılaşanlar, Türklerin ok atmadaki ustalıklarından hayranlıkla söz etmişlerdir. Türkler, kısa fakat çok kuvvetli yaylar kullanırlardı. Oku gerek piyade ve gerekse süvari olarak kullanmakta emsalleri yoktu.</p>
<p>Süratle giden bir atın üzerinden, hedefe isabetli ok atarlardı. Okmeydanı&#8217;nda kurulan meşhur kemankeşler oağı, 15 ve 16. asırlarda emsalsiz üstadlar yetiştirmiştir. Bu arada lodos, poyraz, gündoğusu, batı, kıble, karayel, yıldız gibi yönlerde esen rüzgârlara atılan kamış ve tahta oklarla kurulan menziller, yani kırılan rekorlar, erişilemeyecek kadar yüksektir.<span id="more-4359"></span></p>
<p>Türkler, kılıç kullanmakta da ustaydılar. Bu, şimşirbazlık denilen bir sporun, yani bugünkü eskrim sporunun doğmasına sebep olmuştur. Türk kılıçları, başlıca yatağan ve pala olmak üzere iki kısımdı. Yatağan, yeniçeri silahlarından olup, meşhur kıvrık Türk kılıcıydı. Pala ise daha ziyade bahriye askeri ve süvariler tarafından kullanılırdı. Pala, düz, genişliği ucuna doğru biraz artan ve bu yüzden hafifçe öne kıvrık gibi görünen bir silahtı. Türklerin gürzleri de ünlüydü.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bunlar yekpare saplı veya zincir saplı olurdu. Spor için ise somak veya mermer gürz kullanılırdı. Talim gürzleri, ikiyüz okka (256.5 kg) kadar olurdu. Bununla müsabakalardan önce çok idman yapılırdı. Gürz, sağ ve sol elde, değişik yönlerde, belli kaidelerle çevrilip sallanarak, kaldırılıp indirdilerek kullanılırdı.</p>
<p>Türklerin en dikkat çeken sporu, muhakkak ki tokmaktır. Bu oyun, bugünkü futbolun babası olup, Orta Asya&#8217;da çok makbul bir spordu. Meşhur Ali Kuşçu&#8217;nun kısaltarak Türkçeye çevirdiği Tarih-i Hata ve Hoten adlı, aslı o taraflara giden İranlı bir tüccar tarafından yazılmış eserde; Türklerin öküz ödünü şişirip, ayak topu oynadıkları, yahut ata binerek değnekle bu topa vurmak suretiyle müsabakalar düzenledikleri nakledilmektedir. Tokmak, aslında, tabanı kösele olmayıp, üstü gibi deriden yapılmış kısa konçlu bir çeşit çizmenin adıdır. Öküz ödünden yapılmış top oynanırken, ayağa bu giyildiği için adına tokmak oyunu denilmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bütün bu sporlarda muvaffak olmanın en büyük ödülü, kazanılan nam ve şandı. Bu sporlar, Türk milletini ve özellikle askerî kuvvetleri, güçlü, çevik, mahir, meşakkate dayanıklı, iyi silahşör, soğukkanlı, mükemmel savaşçılar haline getirmiş, onlar da kendilerini her zaman zaferden zafere götüren bu hassalarını muhafaza için, sulh zamanlarında da talim ve sporu terk etmemişlerdi. İdmanlarını her zaman seve seve yapan Türkler, bu sayede iyi bir spor terbiyesine ve bunun temin ettiği maddî ve manevî faydalara sahip olmuşlardır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fturkler-ve-spor%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/turkler-ve-spor/&amp;text=Türkler ve spor&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/turkler-ve-spor/&amp;t=Türkler ve spor">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/turkler-ve-spor/&amp;title=Türkler ve spor&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fturkler-ve-spor%2F&name=buzlu.org&description=T%C3%BCrkler+ve+spor" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/turkler-ve-spor/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/turkler-ve-spor/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/turkler-ve-spor/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/turkler-ve-spor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Avcılık</title>
		<link>http://www.buzlu.org/avcilik/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/avcilik/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2009 07:48:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[av hayvanları]]></category>
		<category><![CDATA[av nasıl yapılır]]></category>
		<category><![CDATA[av sezonu]]></category>
		<category><![CDATA[av tuzakları]]></category>
		<category><![CDATA[Avcılık]]></category>
		<category><![CDATA[avcılık çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[avcılık sporu]]></category>
		<category><![CDATA[izinsiz avlanma]]></category>
		<category><![CDATA[koruma altındaki hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[mevsimi]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[nelerdir]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[yasak av]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3795</guid>
		<description><![CDATA[Avcılık, günümüzde daha çok bir tür spordur[müphem - tartışın]. Başlangıçta insanların karınlarını doyurmasına yönelik bir uğraştı. İlk insanlar ovalarda dolaşırken toplayabildikleri bitkiler ve kovalayıp yakalayabildikleri küçük hayvanlarla beslenmişlerdir. Taş Devri insanları, binlerce yıl boyunca avcılıkla yaşamlarını sürdürdüler. Mağaralarda barındılar, keskin ve sert taşlardan silahlar yaptılar. Ok, mızrak ve topuzla mamut, rengeyiği ve ayı gibi büyük [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/08/Avcılık.jpg"><img class="size-full wp-image-3796 aligncenter" title="Avcılık" src="http://www.buzlu.org/images/2009/08/Avcılık.jpg" alt="Avcılık" width="206" height="285" /></a></p>
<p>Avcılık, günümüzde daha çok bir tür spordur[müphem - tartışın]. Başlangıçta insanların karınlarını doyurmasına yönelik bir uğraştı. İlk insanlar ovalarda dolaşırken toplayabildikleri bitkiler ve kovalayıp yakalayabildikleri küçük hayvanlarla beslenmişlerdir.</p>
<p>Taş Devri insanları, binlerce yıl boyunca avcılıkla yaşamlarını sürdürdüler. Mağaralarda barındılar, keskin ve sert taşlardan silahlar yaptılar. Ok, mızrak ve topuzla mamut, rengeyiği ve ayı gibi büyük hayvanları avladılar. İnsanlar hayvanlar kadar güçlü ve çevik değildi, ama zekâları, silah yapma yetenekleri avcılıkta başarılı olmalarını sağladı.</p>
<p>Ayrıca bu ilk insanlar, kendilerine avcılıkta yardımcı olması için köpek gibi bazı hayvanları da eğittiler. Çoğu zaman bir geyik ya da yabani at sürüsünü bir uçuruma doğru sürüp avladıklarında, bütün topluluğa yetecek kadar yiyecek elde etmiş oluyorlardı.<span id="more-3795"></span></p>
<p>İnsanlar karınlarını doyurmak için ekip biçmeyi ve hayvan yetiştirmeyi öğrendikten sonra da avcılığı sürdürmüşlerdir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Tuzakla avlama </strong></p>
<p>Tuzak kurma da avcılık yöntemlerinden biridir. İnsanlar tuzakla vahşi hayvanları etleri ve kürkleri için, bazen de zarar vermelerini önlemek ya da bilimsel araştırmalar yapmak için yakalarlar.</p>
<p>Pek çok çeşit tuzak vardır. Kürklü hayvanları, kürklerine zarar vermeden yakalamak için çelik tuzak kullanılır. Hayvanı hemen öldürmeyen ve avcı tarafından öldürülünceye kadar ava acı çektiren bu tür tuzaklar dünyanın birçok ülkesinde yasaklanmıştır. Bildiğimiz fare kapanı da, çelik bir yayla güçlendirilmiş bu tür bir tuzaktır.</p>
<p>Başka bir tuzak çeşidi, bir yay ile ilmekten oluşur. Esnek bir dal yay görevi görebilir. İlmek telden yapılır ve dal tetik görevini görecek bir iple aşağıya çekilerek bağlanır. Av tuzla kaplanan ipi kemirdiği zaman ipin kopmasıyla yay fırlar. Avı saran ilmek sıkışarak hayvanı havaya kaldırır.</p>
<p>Kuşları yakalamada giderek daralan ağdan tüneller de kullanılır. Kuşlar ağın geniş ağzına sürülür ya da yemle çekilir ve dar ağzında yakalanır.</p>
<p>İlkel insanların büyük hayvanları avlamak için başvurdukları bir yöntem de tuzak çukurlarıydı. Avın izlerinin sıkça görüldüğü bir yere çukur kazılarak üstü dallarla ve yapraklarla örtülürdü. Çukurun dibine çakılan ucu sivri kazıklar hayvanı düşer düşmez öldürürdü.</p>
<p>Eski zamanlarda üst üste yerleştirilen iki kütükle de avlanılırdı. Av yeme dokunduğunda üstteki kütük düşerdi ve av iki kütük arasına sıkışırdı. Bu tuzaklarda kütük yerine, bir kutu kullanıldığında hayvan canlı yakalanır. Kutunun içine koyulan kapana av basınca kapak kapanır. Bu tür tuzaklar hayvanları bilimsel araştırmalar ya da hayvanat bahçeleri için yakalarken kullanılır.</p>
<p>Canlı yakalama ve avı etiketleme yöntemiyle hayvanlara ilişkin çok değerli bilgiler edinilmektedir. Hayvan etiketlendikten sonra salınır; yeniden yakalandığı zaman, nereden nereye göç ettiği anlaşılır.</p>
<p>Kürkleri için hayvanları avlamak, en gözde avcılıktan biridir. Kürk ticaretiyle ilgilenen avcılar tuzaklar kurarak kunduz, mink, misk sıçanı, tilki, porsuk, kakım, vaşak, susamuru, rakun ve kurt gibi kürklü hayvanları avlarlar. Kanada&#8217;da kürk hayvanı avı hâlâ önemli bir sanayi dalıdır. Bu tür avcılık bazı hayvan türlerinin soyunun azalmasına yol açtığı için 20. yüzyılda kişi ve kuruluşların eleştirilerini gündeme getirmiştir. Bugün satılan kürklerin çoğu özel çiftliklerde yetiştirilen hayvanlardan elde edilmektedir.</p>
<p>Yiyecek sağlamak amacıyla yalnızca ok ve mızraklarla hayvan öldüren avcılar herhangi bir hayvan türünün yok olmasına neden olmazlar. Oysa ticaret ve kâr amacıyla tüfeklerle avlanan avcılar bu tehlikeyi doğurabilir. Örneğin, 19. yüzyılda avcılar et ticareti için Kuzey Amerika&#8217;daki bizonları hemen hemen yok ettiler.</p>
<p>Afrika&#8217;ya safari denen av partilerinde büyük hayvanlar hem spor yapmak, hem de kâr amacıyla vuruldu. 20. yüzyıla gelindiğinde insanlar, avcılık denetlenmezse avlanacak hayvan kalmayacağını anlamaya başladılar.</p>
<p>Bugün birçok bölgede büyük hayvanlarının avı sıkı denetim altına alınmıştır. Örneğin, ancak yaşadıkları denetimli bölgede sayıları çok artarsa fillerin avlanmasına izin verilmektedir. Gene de kaçak avlanma hâlâ önemli bir sorundur.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>İzinsiz avlanma </strong></p>
<p>Av hayvanı, spor amacıyla avlanan hayvanlar, kuşlar ve balıklardır. Günümüzde neredeyse bütün av hayvanlarının avlanması izne bağlanmıştır. Buna karşın para kazanmak için kaçak ya da izinsiz avlanma yapılır. Örneğin, sombalığı ve alabalık çoğu zaman izinsiz avlanmaktadır. Değerli balık soylarını korumak amacıyla, dünyanın birçok ülkesinde izinsiz avlanmaya ağır cezalar koyulmuştur.</p>
<p>Afrika&#8217;daki av hayvanlarının korunma altına alındığı bölgelerde ya da av hayvanı bakımından zengin olan ülkelerde yetkililer değerli hayvanları postu ya da dişleri için öldürmeye gelen izinsiz avcılara karşı önlemler almışlardır.</p>
<p>Bugün Türkiye’de av tezkeresi almış olanlar, avlanma mevsimlerinde kamu arazilerinde avlanabilir. Ülkemizde av silahlarının yapımı, alım satımı ve bulundurulması da bir yasayla düzenlenmiştir.</p>
<p>İyi avcı avını ustalıkla izler ve sezdirmeden ona yaklaşır. Keskin nişancılığıyla avını hiç acı çektirmeden öldürebilir. Ülkenin bu konudaki yasalarına uyarak yalnızca izin çıktığında avlanır. Buna rağmen, avcılık hayvanlara acı ve eziyet çektirdiğinden, birçok çevre korumacı avcılığı acımasız bir spor saymaktadır. Öte yandan, çevrebilim incelemeleri de doğanın dengesinin sürdürülebilmesi için, yabani hayvanların sayılarının belli bir düzeyin altına düşmemesi gerektiğini göstermiştir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Favcilik%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/avcilik/&amp;text=Avcılık&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/avcilik/&amp;t=Avcılık">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/avcilik/&amp;title=Avcılık&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Favcilik%2F&name=buzlu.org&description=Avc%C4%B1l%C4%B1k" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/avcilik/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/avcilik/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/avcilik/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/avcilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Avustralya Açık Tenis Turnuvası</title>
		<link>http://www.buzlu.org/avustralya-acik-tenis-turnuvasi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/avustralya-acik-tenis-turnuvasi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2009 08:59:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[Avustralya Açık Tenis Turnuvası]]></category>
		<category><![CDATA[avustralya açık tenis turnuvası bayanlar]]></category>
		<category><![CDATA[avustralya açık tenis turnuvası erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[final]]></category>
		<category><![CDATA[spor dalları]]></category>
		<category><![CDATA[tenis hakkında bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[tenis turnuvaları]]></category>
		<category><![CDATA[turnuvalar hakkında bilgi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3736</guid>
		<description><![CDATA[Avustralya Açık, her yıl Ocak ayında Melbourne Park&#8217;ta düzenlenen, dört dünya Grand Slam tenis turnuvalarından ilki. Avustralya Açık&#8217;ta 2009 sezonu galipleri tek bayanlarda Amerikalı Serena Williams, tek erkeklerde ise İspanyol Rafael Nadal olmuştur. Avustralya Açık, ilk 1905 yılında Avustralasya Açık Tenis Şampiyonası adı altında, Britanya Milletler Topluluğu, Avustralya, Yeni Zelanda ve ABD&#8217;li tenisçilerin katılımıyla oynandı. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/08/Avustralya-Açık-Tenis-Turnuvası.jpg"><img class="size-full wp-image-3737 aligncenter" title="Avustralya Açık Tenis Turnuvası" src="http://www.buzlu.org/images/2009/08/Avustralya-Açık-Tenis-Turnuvası.jpg" alt="Avustralya Açık Tenis Turnuvası" width="358" height="269" /></a></p>
<p>Avustralya Açık, her yıl Ocak ayında Melbourne Park&#8217;ta düzenlenen, dört dünya Grand Slam tenis turnuvalarından ilki. Avustralya Açık&#8217;ta 2009 sezonu galipleri tek bayanlarda Amerikalı Serena Williams, tek erkeklerde ise İspanyol Rafael Nadal olmuştur.</p>
<p>Avustralya Açık, ilk 1905 yılında Avustralasya Açık Tenis Şampiyonası adı altında, Britanya Milletler Topluluğu, Avustralya, Yeni Zelanda ve ABD&#8217;li tenisçilerin katılımıyla oynandı. Arthur Curtis ile Rodney Heath arasındaki tek erkekler finali, 5 bin kişi tarafından izlenirken, turnuva sonraki yıl Yeni Zelanda&#8217;nın Christchurch kentinde oynandı. 1912&#8242;de Hastings ile bir kez daha turnuvaya ev sahipliği yapan Yeni Zelanda, 1922&#8242;de Avustralasya Tenis Birliği&#8217;nden ayrılınca turnuva Tennis Australia&#8217;ya kaldı. 1927&#8242;de de turnuvanın adı The Australian Championships olarak değiştirildi.</p>
<p>1922, bayanlar mücadelesinin de başladığı sezon oldu. Margareth Molesworth ile Esna Boyd ile oynadığı finali 6-3 ve 10-8&#8242;lik setlerle kazanarak zafere ulaştı.<br />
<span id="more-3736"></span><br />
Dünya savaşı yıllarında, 1916-18 ve 1941-45 arasında oynanmayan turnuva, 1969&#8242;da açık dönemin başlamasıyla profesyonellere de kapılarını açtı. 1971&#8242;de Sydney&#8217;de düzenlendikten sonra Victoria eyaletinin başkenti Melbourne&#8217;e taşınan şampiyona, o tarihten bu yana bu kentte oynanmaktadır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p>Yıllarca butik bir kulüp olan Kooyong Tenis Kulübü&#8217;nde düzenlenen turnuva, 1988&#8242;de dev bir tenis kompleksi olan Melbourne Park&#8217;ın açılmasıyla mekan değiştirdi. 1986&#8242;de tesis yapımı sürdüğü için oynanmayan turnuva, 1987&#8242;nin Ocak ayından itibaren takvimin ilk ayına geçti. 1977-85 döneminde ise Avustralya Açık, aralık ayında sezonun son grand slam turnuvası olarak oynandı.</p>
<p><strong>Zemin değişikliği </strong></p>
<p>Avustralya Açık, 1905&#8242;ten itibaren uzun süre tıpkı Wimbledon&#8217;da olduğu gibi çim zeminde oynandı. 1987&#8242;deki unutulmaz Stefan Edberg-Pat Cash finali çim zeminde oynanan son Avustralya Açık maçı olurken, 1988&#8242;de yeni açılan Melbourne Park ile (o zamanki adıyla Flinders Park), &#8216;rebound ace&#8217; adı verilen sert zemine geçiş yapıldı. 266 bin seyircinin gelip, yeni tesislerinde seyirci sayısını ikiye katlayan turnuva, Graf ve Evert arasındaki bayanlar finalinde yağmur yüzünden kortun üstünün kapatılmasıyla ilk &#8216;salon&#8217; grand slam finaline de tanıklık etti.</p>
<p>2000 yılında 15 bin kişilik ana korta ünlü Avustrayalı tenisçi Rod Laver&#8217;in adı verilirken, aynı yıl 65 milyon dolar harcanan 2. stadyum kortu Vodafone Arena da hizmete açıldı.</p>
<p>Turnuva tarihindeki 3. zemin değişikliği ise 2008 yılında gerçekleşti. Oyuncuların rebaund ace zeminin sakatlıklara neden olduğu şeklindeki yoğun şikayetleri üzerine, Tennis Australia, yeni bir sentetik tabakadan oluşan yapay bir zeminle sert zemini değiştirdi. Sert zemin ve çim zemin arasında bir hıza sahip olan bu yapay zemin, &#8216;sert zemin&#8217; olarak sınıflandırılmadığı için, tenis tarihinde ilk kez 4 grand slam turnuvası, 4 farklı zemine yayılmış oldu.</p>
<p><strong>Seyirci artışı </strong></p>
<p>Avustralya Açık, &#8216;seyirci dostu&#8217; grand slam olarak bilinirken, özellikle 2000&#8242;li yıllarda her sezon, bir önceki yıl elde ettiği biletli izleyici rakamlarının üzerine çıktı. 1989&#8242;da Flinders Park&#8217;ın 2. yılında 287 bin olan seyirci, 1998&#8242;de 434 bin 807&#8242;ye, 2000&#8242;de 501 bin 251&#8242;e, 2006&#8242;da ise 550 bin 550&#8242;ye yükseldi. Ancak son dönemde seyirciler arasında artan gerginlikler yüzünden Tennis Australia&#8217;ya uluslararası federasyondan uyarı geldi.</p>
<p>Avustralya Açık 2008&#8242;in 4. günü olan 17 Ocak 2008&#8242;de, Melbourne Park&#8217;a akın eden 62 bin 885 seyirci ise, tenis tarihinde bir turnuvaya tek günde gelen en yüksek seyirci olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Sponsorlar </strong></p>
<p>Turnuvanın ana sponsorluğunu 2002 yılından itibaren Kore merkezli otomotiv devi KIA Motors üstlenmektedir. Yardımcı sponsorlar Garnier ve GE Money, resmi partnerler ise Rolex, IBM, Yes Optus, Aviva, MasterCard ve Victoria Hükümeti&#8217;dir.</p>
<p><strong>Yayıncılar</strong></p>
<p>Avustralya Açık yerel yayın hakları Channel 7 Avustralya&#8217;nın elinde bulunmaktadır. Channel 7&#8242;ın yayın anlaşması, 2011 yılına kadar sürmektedir. Tennis Australia ile kontratı bulunan diğer ana yayıncılar şunlardır:</p>
<p>* ART &#8211; Orta Doğu<br />
* China Tennis Channel &#8211; Çin<br />
* ESPN &#8211; Kuzey, Orta ve Güney Amerika<br />
* Star Sports &#8211; Asya<br />
* Eurosport &#8211; Avrupa<br />
* Sky New Zealand &#8211; Yeni Zelanda<br />
* Supersport &#8211; Afrika<br />
* Wowow &#8211; Japonya<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><strong>Son şampiyonlar (2009) </strong></p>
<p>* Tek erkekler: Rafael Nadal, İspanya<br />
* Tek bayanlar: Serena Williams, Amerika<br />
* Çift erkekler: Bob Bryan/Mike Bryan, Amerika<br />
* Çift bayanlar: Venüs Williams/Serena Williams, Amerika<br />
* Karışık çiftler: Sania Mirza, Hindistan/ Mahesh Bhupathi, Hindistan<br />
* Genç erkekler: Yuki Bhambri, Hindistan<br />
* Genç bayanlar: Ksenia Pervak, Rusya<br />
* Genç çift erkekler: Francis Casey Alcantara / Cheng-Peng Hsieh<br />
* Genç çift bayanlar: Christina McHale / Alja Tomljanovic
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Favustralya-acik-tenis-turnuvasi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/avustralya-acik-tenis-turnuvasi/&amp;text=Avustralya Açık Tenis Turnuvası&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/avustralya-acik-tenis-turnuvasi/&amp;t=Avustralya Açık Tenis Turnuvası">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/avustralya-acik-tenis-turnuvasi/&amp;title=Avustralya Açık Tenis Turnuvası&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Favustralya-acik-tenis-turnuvasi%2F&name=buzlu.org&description=Avustralya+A%C3%A7%C4%B1k+Tenis+Turnuvas%C4%B1" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/avustralya-acik-tenis-turnuvasi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/avustralya-acik-tenis-turnuvasi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/avustralya-acik-tenis-turnuvasi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/avustralya-acik-tenis-turnuvasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mesothelioma Nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/mesothelioma-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/mesothelioma-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2009 21:03:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[asbest]]></category>
		<category><![CDATA[asitler]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[ay]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[dağ]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[elma]]></category>
		<category><![CDATA[eski çağlar]]></category>
		<category><![CDATA[eskişehir]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[kansorejen]]></category>
		<category><![CDATA[köyler]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[kirlama firmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Mesothelioma Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[ova]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[Takı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<category><![CDATA[volkanik]]></category>
		<category><![CDATA[what is Mesothelioma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3486</guid>
		<description><![CDATA[Bir doğal silikat minerali olan asbestin ısıyı iletmemesi yüzünden insanlar ile birlikteliği eski çağlarda başlamıştır. On dokuzuncu yüz yılın ikinci yarısından sonraki endüstri devriminde, ısı, elektrik, sürtünme ve asitlere dayanıklı olması yüzünden bir çok işyerlerinde kullanıldığı için &#8220;sihirli mineral&#8221; olarak anılırken, yirminci yüz yılın ikinci yarısından sonra karsinojenik olması ortaya çıkınca, ismi &#8220;öldürücü toz&#8221; olmuştur. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/06/Mesothelioma.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3487" title="Mesothelioma" src="http://www.buzlu.org/images/2009/06/Mesothelioma.jpg" alt="Mesothelioma" width="240" height="208" /></a></p>
<p>Bir doğal silikat minerali olan asbestin ısıyı iletmemesi yüzünden insanlar ile birlikteliği eski çağlarda başlamıştır. On dokuzuncu yüz yılın ikinci yarısından sonraki endüstri devriminde, ısı, elektrik, sürtünme ve asitlere dayanıklı olması yüzünden bir çok işyerlerinde kullanıldığı için &#8220;sihirli mineral&#8221; olarak anılırken, yirminci yüz yılın ikinci yarısından sonra karsinojenik olması ortaya çıkınca, ismi &#8220;öldürücü toz&#8221; olmuştur.</p>
<p>Asbest fizik yapı olarak düz (amphibol) ve eğri lifli (chrysotile) iki türü vardır. Amphibol asbestin, kimyasal yapısına göre, crocidolite (mavi asbest), amosite (kahverengi asbest), tremolite, anthophollite ve actinolite çeşitleri vardır. Endüstride en çok kullanılan chrysotile , crocidolite ve amosite cinsleriydi. Bunlardan sağlık için en tehlikelileri olan crocidolite ve amosite&#8217;nin kullanılışı bir çok ülkelerde yasaklanmıştır. <span id="more-3486"></span></p>
<p>Endüstride kullanılan asbestin % 90&#8242;inı kapsayan chrysotile de bir çok ülkelerde yasaklanmış olmasına karşın daha az karsinojenisitesi tartışmalı olduğu için bazı ülkelerde sıkı kontrol altında kullanılmaktadır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Asbest sadece solunum yoluyla vücuda girdiğinde hastalık yapabilmektedir. Sebep olduğu hastalıklar, beniğn veya maliğn olabilmektedir. Birinci grubun içinde, plevrada fibrosis, kalsifikasyon, effüzyon; akciğer parankimasında fibrosis (asbestosis) yer alır.</p>
<p>İkinci grupta ise, plevra ve peritonun maliğn mezotelyomaları, akciğer kanserleri ve az da olsa larenks ve sindirim organı kanserleri bulunur. Hiç sigara içmeyen ve endüstriyel ilişkisi olmayan kişilerde akciğer kanser riski 1 kabul edilirse, bu oran günde 20 sigara içenlerde 45&#8242;e, hem sigara içen ve hem de asbest tozu soluyanlarda ise 92 katına çıkmaktadır.</p>
<p>Kanserojen olan sigara ve asbest birlikte olduğu zaman insan sağlığı için çok tehlikeli bir mineral olabilmektedir. Türkiye&#8217;de kırsal bölge erkeklerinin sigara içme oranı %70&#8242;leri bulduğunu ve bununla birlikte asbest lifi soluduğunu var sayarsak halkımızın ne kadar yüksek kansere yakalanma şansı olduğunu anlarız.</p>
<p>Asbestin beniğin veya maliğin hastalık yapabilmesi için, solunduktan 20-40 yıl bir sürenin geçmesi gerekmektedir. İnsanlar asbesti, iş ortamında (mesleksel veya occupational) veya çevresel (environmental veya domestik) yolla soluyabilir.</p>
<p>Az da olsa, asbest işçisinin giysisine takılmış olan tozu evdeki yakınları indirek olarak soluyabilmektedir ki buna in direk ya da paraoccupational yolla asbest solunması denilmektedir.</p>
<p>Türkiye&#8217;de Orta Anadolu&#8217;da yaklaşık olarak 16 milyon kişinin kırsal bölgede yaşadığı kabul edilmektedir. Bunların yirmi yaşın üstündekilerin yaklaşık % 25&#8242;inde asbeste bağlı beniğn plevral hastalıklar bulunmaktadır. Bu oran yaş ilerledikçe lineer olarak artmakta ve % 80&#8242;lere ulaşabilmektedir. Asbest denilince aklamMaliğn mezotelyoma gelmektedir.</p>
<p>Batı dünyasında maliğn mezotelyoma insidansı 1-2.2 / 1.000.000 / yıl iken Türkiye&#8217;de yılda en az 500 kişide bu hastalık görülmektedir. Batı ülkelerinde emekli asbest işçisi hastalığı olan maliğn mezotelyoma, ülkemizde orta yaş hastalığı durumundadır. Bizim kırsal bölgemizin insanları asbesti çevresel- domestik yolla solumaktadır. Yukarıda bildirilen yıllık sayının en fazla onu mesleksel asbest solunmasıyla meydana gelebilmiştir. Yani, batı dünyasının mesleksel hastalığı, bizim çevresel hastalığımızdır.</p>
<p>Aslen Orta Anadolu kökenli olup ta Avrupada çalışırken mezotelyomaya yakalanmış işçilerimiz tazminat almak için baş vurduğunda bu kabul edilmemekte ve akciğerindeki asbestin Anadolu toprağında bulunan tremolit olduğu gösterilerek istekleri kabul edilmemektedir. Avrupa&#8217;daki işçilerimizdeki asbestle ilgili hastalıklar, &#8220;Imported asbestos&#8221; diye yayınlanması komik olduğu kadar yüz kızartıcı bir durumdur.</p>
<p>Türkiye&#8217;de çalışan isçilerde de aynı karışıklık söz konusudur. Asbest işlenen bir fabrikada çalışanda bununla ilgili bir hastalık ortaya çıktığında işveren- işçi arasında sorun ortaya çıkmaktadır. İşçiyi hasta eden asbest onun köyünden mi gelmiştir, yoksa iş yerinden mi ?</p>
<p>Türkiye&#8217;de asbest liflerinin solunması, içinde asbest bulunan beyaz toprağın, &#8220;Ak toprak&#8221;, &#8220;Gök toprak&#8221;, &#8220;Ceren toprağı&#8221; &#8220;Çelpek&#8221; gibi çeşitli isimlerle, kireç, sıva, çatı ve zemin toprağı olarak kullanılmasından gelmektedir. İç Anadolu köylerinde bu amaçla kullanılan toprağın çoğunun içinde hiçbir endüstriyel değeri olmayan tremolite asbest bulunmaktadır. Bu tür asbestin lifleri tıpkı mavi ve kahverengi asbest gibi ince uzun veya kalın olabilmektedir.</p>
<p>Ülkemizde çevresel yolla asbest solunmasına bağlı hastalıkların en yoğun olduğu bölgeler: Eskişehir&#8217;in Mihallıççik ilçe ve köyleri, Konya Ereğli&#8217;sinin Halkapınar ve Ayrancı köyleri, Çankırı&#8217;nın Ilgaz ve Şabanözü köyleri ve Yozgat&#8217;ın Sorgun ilçesi ve köyleri, Sivas&#8217;ın Yıldızeli ve Şarkışla köyleri, Güney Doğu Anadolu bölgesinde Diyarbakır&#8217;ın batısındaki Ergani ve köyleri, Elazığ&#8217;ın Maden ve Polu köyleri, Malatya, Adıyaman ve Urfa&#8217;nın Siverek ilçesi yer almaktadır. Karadeniz&#8217;in sahil bölgeleri ve Doğu Anadolu yerleşim yerlerinde asbestle ilgili hastalık bulunmamaktadır.</p>
<p>Trakya&#8217;nın birkaç köyünde asbest solunmasına bağlı beniğn plevral değişikliklere rastlanmıştır. Ege bölgesinde sadece Denizli&#8217;in Tavas ilçesi köylerinde, Burdur&#8217;un Yeşilova bölgesi, Kütahya&#8217;nın Aslanapa ve Gediz ilçesi, Afyon&#8217;un Elmadağ ilçesi köylerinde sporadik asbestle ilgi hastalıklar bulunmuştur.</p>
<p>Akdeniz bölgesinde, Toros dağları yamaçlarındaki köyler ve Hatay&#8217;ın Kırıkhan ve Reyhanlı köylerinin bazılarında tremolit asbest içiren toprağın yukarıda bahsedilen yolla kullanılması sonunda iç ortam havanının solunmasıyla asbesle ilgili hastalıklar gelişmektedir.</p>
<p>Bir kristalize aluminosilikat olan zeolit&#8217;lerin doğal 30 türünün içinde sadece erionite ve mordenite lifsel yapıdadır. Bunlardan yalnız kristal yapısi lifsel olan erionite&#8217;in epidemiyolojik, in vivo ve in vitro olarak karsinojenik ve fibrojenik olduğu gösterilmiştir. Erionite&#8217;nin şimdiye kadar bilinen en potent kanser yapıcı bir mineral olduğu Dünya Sağlık Teşkilatına bağlı, Uluslararası Kanser Araştırma Kurumu (International Agency Research on Cancer) tarafından kabul edilmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Binlerce yıl önce Erciyes, Hasandağ ve hemen yakınındaki Melendiz dağlarının volkanik lavlarının örttüğü, yabancıların Cappadocia, bizlerin Göreme dediği bölgede eşsiz doğa harikası olan jeolojik bir yapı ortaya çıkmıştır. Bu yörenin sadece üç yerinde, su ve tuz ile reaksiyona giren volkanik lavlar chabazite, clinopitololite ve kristalize olarak lifsel yapıda erionite&#8217;nin oluştuğu yerlerde Karain, Tuzköy ve Sarıhıdır köyleri yerleşmiştir. Erionite&#8217;nin asbestin yaptığı hastalıkların tümüne sebep olduğu Göreme bölgesindeki çalışmalarla gün yüzüne çıkmıştır.</p>
<p>Bu bölgedeki üç köyden ayrı olarak diğer köylerde seyrek de olsa maliğn plevral ve peritoneal mezotelyoma endemisi olduğu tarafımızdan gösterilmiştir. Bölgeden gelen mezotelyomalı hastaların ortalama yaşı 50 olup en genci 26, en yaşlısı ise 75 bulunmuştur. Hastalık hem kadınlarda ve hem de erkeklerde görülüyordu. İşin ilginç yanı, hastalığın bazı ailelerde daha yoğun bir şekilde görülmesiydi.</p>
<p>Bir aile içinde plevral ve peritoneal mezotelyoma ile birlikte lenfoma, karaciğer kanseri, kemik sarkomu gibi mezotelyoma dışı tümörler de görülmekteydi. Bu gözlemler kanserin oluşmasında esas etken erionite olmakla beraber genetik yatkınlığın da ek faktör olarak etkili olabileceğini işaret etmektedir.</p>
<p>Göremenin Karain, Tuzköy ve Sarıhıdır köylerinde yapılan proportional mortalite çalışmalarında, ilk iki köyde ölenlerin % 70&#8242;inin maliğn hastalıktan öldüğü gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Buna karşın Kızırmağın güneyindeki eski yerleşim yerini nehrin taşkınları ve arkadaki kayaların düşerek insan ve hayvan zayiatına sebep olması nedeniyle zamanın hükümeti 1958 yılında köyün nehrin kuzey yakasındaki tuğla, briket gibi malzeme ile yapılmış yeni evlere taşınmasını sağlamıştır.</p>
<p>Sarıhıdır&#8217;daki mortalite oranının % 50&#8242;nin altında olması buna bağlı olsa gerek. Bu köydeki hastaların birisi hariç tümü eski köyde doğmuş bireylerdi. Bu olay Göreme&#8217;deki kanser sorununun ancak, köy yerlerinin değiştirilmesiyle çözülebileceğini göstermektedir.</p>
<p>Göreme&#8217;deki kanserli köylerdeki insanlar, ev ve bahçe duvarlarının yapı taşları olan su kayasının içindeki erionit&#8217;ten solumaktadır. Hasta ve sağlamların bronş sekresyonunda, soludukları evin havasında ve akciğerlerinde hem erionite lifleri ve asbest cisimciğine benzeyen zeolite cisimcikleri gösterilmiştir.</p>
<p>Bugün sadece 35 haneli bir köy haline gelen Karainliler&#8217;ın büyük bir kısmı, çeşitli nedenlerle, yurt içi ve yurt dışı yerlerde yaşamlarını sürdürmektedirler. Köyden ilkokulu bitirdikten sonra ayrılanların bile dünyanın neresine giderse gitsin mezotelyoma riskini taşımaktadır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fmesothelioma-nedir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/mesothelioma-nedir/&amp;text=Mesothelioma Nedir?&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/mesothelioma-nedir/&amp;t=Mesothelioma Nedir?">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/mesothelioma-nedir/&amp;title=Mesothelioma Nedir?&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fmesothelioma-nedir%2F&name=buzlu.org&description=Mesothelioma+Nedir%3F" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/mesothelioma-nedir/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/mesothelioma-nedir/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/mesothelioma-nedir/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/mesothelioma-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beden eğitimi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/beden-egitimi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/beden-egitimi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2009 06:51:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim-Öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[atletizm]]></category>
		<category><![CDATA[Üniversite seçme]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Beden eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[bedensel]]></category>
		<category><![CDATA[cimnasti]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim birimleri]]></category>
		<category><![CDATA[gruplar]]></category>
		<category><![CDATA[hangi bölüm]]></category>
		<category><![CDATA[hangi okul]]></category>
		<category><![CDATA[ilköğretim]]></category>
		<category><![CDATA[Jean-Jacques Rousseau]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[ne anlama gelir]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[salon]]></category>
		<category><![CDATA[sporlar]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[yarışmabölüm seçme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3463</guid>
		<description><![CDATA[Beden eğitimi, eğitimin, insanın beden sağlığını ve becerilerini geliştirmeye yönelik dalına denir. Beden eğitimi, insanın zihinsel eğitim kadar bedensel eğitime gereksinmesi olduğu düşüncesine dayanır. Beden eğitiminin geçmişi, uygarlıklar tarihi kadar eskidir. Günümüzden yaklaşık 2.400 yıl önce yaşamış olan Yunanlı filozof Platon’un &#8220;Gerçek müzisyen ve sanatçı, müzikle cimnastiği en doğru oranlarda birleştirebilen kişidir&#8221; sözleri, Eski Yunan’da [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/06/Beden-eğitimi.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3464" title="Beden eğitimi" src="http://www.buzlu.org/images/2009/06/Beden-eğitimi.jpg" alt="Beden eğitimi" width="264" height="259" /></a></p>
<p>Beden eğitimi, eğitimin, insanın beden sağlığını ve becerilerini geliştirmeye yönelik dalına denir. Beden eğitimi, insanın zihinsel eğitim kadar bedensel eğitime gereksinmesi olduğu düşüncesine dayanır. Beden eğitiminin geçmişi, uygarlıklar tarihi kadar eskidir. Günümüzden yaklaşık 2.400 yıl önce yaşamış olan Yunanlı filozof Platon’un &#8220;Gerçek müzisyen ve sanatçı, müzikle cimnastiği en doğru oranlarda birleştirebilen kişidir&#8221; sözleri, Eski Yunan’da beden eğitimine verilen önemi gösterir.</p>
<p>Eskiçağlarda beden eğitime verilen bu önem, sonraki yüzyıllarda unutuldu. Zihinsel eğitimin beden eğitimiyle ilişkisi göz ardı edildi. Beden eğitimine yeniden dikkat çeken kişi, 18. yüzyılda Fransız düşünür Jean-Jacques Rousseau oldu. Rousseau, Emil (Émile ou, de l&#8217;éducation; 1762) adlı yapıtında beden eğitiminin okul dersleri arasına girmesi gerektiği görüşünü savundu. Okullarda beden eğitimi derslerini koyan ilk ülke ise 1814&#8242;te Danimarka oldu. Daha sonra Danimarka’yı başka ülkeler izledi. Bugün, ilköğretimin zorunlu olduğu hemen bütün ülkelerde beden eğitimi ders programında yer alır.<br />
<span id="more-3463"></span><br />
Beden eğitimi dersleri yaş gruplarına göre uygulanır. Çok küçük çocukların beden eğitiminde öncelikle koşmak, tırmanmak, zıplamak ve oynamak gibi doğal hareketlerini geliştirmesi amaçlanır. Daha büyük çocuklara ise, özel eğitim görmüş öğretmenlerce temel beden eğitimi dersleri ve yarışmaya yönelik spor etkinlikleri öğretilir. Yüzme, cimnastik, atletizm ve tüm takım sporları bu tür etkinlikler arasında sayılır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Beden eğitimi derslerinde öğrencilere bedenlerini geliştirme ve formda tutmanın yanı sıra, başkalarıyla işbirliği yapma, kendi güçlü ve zayıf yönlerini tanıma da öğretilir. Öğrencilik yıllarını geride bırakan yetişkinler de, bu tür etkinliklere katılabilirler.</p>
<p>Türkiye&#8217;de modern beden eğitiminin öncüsü Selim Sırrı Tarcan&#8217;dır. 1919 yılında beden eğitimini geliştirmek amacıyla İzmir&#8217;de bir salon açmaya çalıştı, bu girişimi “Sarıklılar” tabir edilen aşırı muhafazakarlar tarafından engellense de, o dönemde Vali Rahmi Bey, Necati Bey, Vasıf Çınar Beyle görüştü. Tarcan&#8217;ın spor sevgisi aşısı sonucu Rum ve Ermeniler ile diğer azınlığın etkinliği nedeniyle artık Türk gençleri spor yapmaya başladılar.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik-->
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbeden-egitimi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/beden-egitimi/&amp;text=Beden eğitimi&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/beden-egitimi/&amp;t=Beden eğitimi">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/beden-egitimi/&amp;title=Beden eğitimi&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbeden-egitimi%2F&name=buzlu.org&description=Beden+e%C4%9Fitimi" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/beden-egitimi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/beden-egitimi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/beden-egitimi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/beden-egitimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boğaziçi Üniversitesi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/bogazici-universitesi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/bogazici-universitesi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2009 10:12:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim-Öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[amerika]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Üniversite seçme]]></category>
		<category><![CDATA[öss puanı]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[binalar]]></category>
		<category><![CDATA[birinci dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Boğaziçi Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[devletler]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[hangi Üniversiteye gitmeliyim]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[konteyjan]]></category>
		<category><![CDATA[lise]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[paşa]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[profesör]]></category>
		<category><![CDATA[puanıma göre]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Koleji]]></category>
		<category><![CDATA[rumeli]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sermaye]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[tören]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3458</guid>
		<description><![CDATA[Robert Koleji bir eğitmen, mucit, teknisyen, mimar ve kurucu olan Dr. Cyrus Hamlin ile tanınmış hayırsever ve zengin bir tüccar olan New York&#8217;lu Mr. Christopher Rheinlander Robert tarafından İstanbul, Türkiye&#8217;de kurulmuştur. Çok yönlü ve yetenekli bir dahi olan Dr. Cyrus Hamlin, 1839 yılında Türkiye&#8217;ye gelmiş ve 1860 yılına kadar erkek öğrencilere seminerler vermiştir. 1856 yılında [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/06/Boğaziçi-Üniversitesi.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3459" title="Boğaziçi Üniversitesi" src="http://www.buzlu.org/images/2009/06/Boğaziçi-Üniversitesi.jpg" alt="Boğaziçi Üniversitesi" width="400" height="240" /></a></p>
<p>Robert Koleji bir eğitmen, mucit, teknisyen, mimar ve kurucu olan Dr. Cyrus Hamlin ile tanınmış hayırsever ve zengin bir tüccar olan New York&#8217;lu Mr. Christopher Rheinlander Robert tarafından İstanbul, Türkiye&#8217;de kurulmuştur.</p>
<p>Çok yönlü ve yetenekli bir dahi olan Dr. Cyrus Hamlin, 1839 yılında Türkiye&#8217;ye gelmiş ve 1860 yılına kadar erkek öğrencilere seminerler vermiştir. 1856 yılında Kırım Savaşı sırasında Mr. Robert ile tanışmıştır. Mr. Robert&#8217;in vapuru İstanbul Limanı&#8217;na yanaşırken, görüntüsü insanı cezbeden bir kayık dolusu ekmeği fark etmiştir. Merakı artmış, ve bu ekmeklerin Cyrus Hamlin tarafından Üsküdar civarındaki Selimiye Kışla&#8217;sında bulunan yaralı askerlere gönderildiğini öğrenmiş, bu garip tesadüf onların tanışmalarına neden olmuştur. Huguenot neslinden gelen bu iki adamın daha sonraki görüşmeleri, Birleşik Devletler sınırları dışındaki en eski Amerikan Koleji&#8217;nin kurulmasına vesile olmuştur.<br />
<span id="more-3458"></span><br />
Mr. Robert finansal yükü üstlenirken, Dr. Hamlin ise Birleşik Devletler&#8217;den kaynak sağlayarak Kolej&#8217;in kurulumu sorumluluğunu eline almıştır. Bir müfredat programı oluşturulmuş ve Dr. Hamlin öğretim lisanının İngilizce olması konusunda ısrar etmiştir. Yeni kurulan Yönetim Kurulu&#8217;nun aldığı kararlar doğrultusunda, Kolej&#8217;in kapıları ırk, milliyet, din gözetilmeksizin önyargısızca ve ayrım yapılmadan tüm öğrencilere açık olacaktı. Bunun yanında, Mr. Robert&#8217;in isteği doğrultusunda Kolej hiçbir koşulda herhangi bir politik eğilim göstermeyecek ve de hiçbir politik düşünceye dahil olmayacaktı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Çeşitli alternatifler düşünüldükten sonra, Mr. Hamlin, Kolej&#8217;in yeri konusunda düşündüğü en uygun yeri belirledi. Bu yer Ahmet Vefik Paşa&#8217;ya ait taşocağı olan bir arsaydı. Aynı taşocağı, İstanbul fethedilmeden hemen önce, 1453 yılında, Boğaz&#8217;ın Avrupa Yakasında olan heybetli Rumelihisarı&#8217;nın yapımında Fatih Sultan Mehmet tarafından da kullanılmıştı. Bu ocaktan çıkan mavi kireçtaşı Birinci Dünya Savaşı&#8217;na kadar inşa edilen bütün Kolej binalarında kullanılmıştır.</p>
<p>Önceleri Ahmet Vefik Paşa arazisini satmak istememiş, fakat daha sonra sultanın elçisi olarak III. Napoleon&#8217;un Paris&#8217;teki sarayına çağrılınca, anlaşmaya mecbur kalmış ve de 1861 yılında arsasını satmıştır. Ödeme, dönemin Eğitim Bakanlığı&#8217;nın verdiği yapım izniyle birlikte en kısa zamanda yapılmalıydı; Padişah&#8217;ın fermanı olmadan inşaata başlanamayacağı konusunda da Mr. Hamlin bilgilendirilmişti. Padişah&#8217;tan böyle bir iznin alınmasının uzun süreceğinin farkında olan Mr. Hamlin, Yönetim Kurulun&#8217;dan bugünkü boş-seminer binasını kiralamıştı. Böylece Robert Kolej, yardımsever Christopher Rheinlander Robert&#8217;ten ismini almış, mezunlarına B.A. derecesi verme yetkisi ise bir kararname ile onaylanmıştır. Eylül 1863&#8242;te, ilk Başkan Dr. Cyrus Hamlin&#8217;le kapılarını öğrencilere açmıştır.</p>
<p>Sonuçta, 4 Haziran 1869&#8242;da Padişah izin hükmünü vermiş, ilk binanın köşetaşı yerleştirilmiş ve ismi Hamlin Hall olarak atanmıştır. Dr. Hamlin bizzat inşaatın her detayıyla ilgilenmiştir. Rumelihisarı&#8217;nın yapımında kullanılan harcı incelemiş, binayı da ortasında açık bir avlu bulunan eski Türk kervansaray veya hanları gibi dizayn etmiştir. Hamlin Hall 1871 yılında tamamlanmıştır. Tek katlı, geniş bir bina da 1873 yılında Hamlin Hall&#8217;ın arka kısmına ilave edilmiş fakat otuz yıl sonra bu bina Washburn Hall yapılırken yıkılmıştır.</p>
<p>Dr. Hamlin, Kolej için bağış ve yardımları artırmaya çalışsa da asla başarılı olamamıştır. 1869&#8242;da, 1865-1868 yılları arasında Robert Kolej&#8217;de öğretmenlik yapan Dr. Hamlin&#8217;in damadı, Dr. George Washburn, Kurul tarafından yönetimi ele almak için İstanbul&#8217;a geri gönderildi. Bu Mr. Hamlin&#8217;i tedirgin etti çünkü damadıyla olan ilişkileri gittikçe gerginleşiyordu. Dr. Hamlin, Dr. Washburn&#8217;ün genişleme ve politikaya dahil olma fikrini onaylamadı. Bununla birlikte, bir kız koleji kurma düşüncesi de Mr. Robert tarafından onaylanmadı. Dr. Hamlin ve Dr. Washburn arasındaki çatışma zamanla öyle büyük bir boyuta geldi ki, 26 Eylül 1873&#8242;te, Dr. Hamlin bir daha Türkiye&#8217;ye geri gelmemek üzere Birleşik Devletler&#8217;e kesin dönüş yaptı. Dr. Washburn henüz Kurul tarafından Mayıs 1872&#8242;de müdür yapılmıştı. Dr. Hamlin Mart 1877&#8242;de istifasını verdikten sonra, Dr. Washburn 1877&#8242;den 1903&#8242;teki emekliliğine kadar, Kolej&#8217;in ikinci Başkanı olmuştur. Birleşik Devletler&#8217;deki çalışmalarına devam eden Dr. Hamlin ise 8 Ağustos 1900&#8242;de, seksen dokuz yaşında vefat etmiştir.</p>
<p>Mr. Robert 1878 yılında vefat ettiğinde, Robert Kolej kendi kendini finanse etme durumunda kaldı. Mr. Robert Lookout Mountain&#8217;daki arazisinin tümünü, kendine ait bütün diğer arsaların beşte birini Robert Kolej&#8217;e miras olarak bıraktı ve bu arsaların satışından elde edilen parayla okula yeniden finansal kaynak sağlanmış oldu.</p>
<p>Kolej arazisi üzerinde ikinci bina 1881 yılında Profesör Alexander Van Milligen tarafından inşa edilen konuttur. Bizans tarihi konusunda uzman olan ve 1878 yılından, öldüğü 1915 yılına kadar öğretmenlik yapan Profesör Alexander Van Milligen, bu evi ölümünden sonra Robert Kolej&#8217;in hizmetine gireceği bilinciyle inşa ettirmiştir. Buna rağmen, Bay ve Bayan George G. Huntigton&#8217;ın bu evde uzun zaman boyunca yaşamasından dolayı ev Huntington House olarak isimlendirilmiştir. 1986 yılında ev yenilenmiş ve de Heritage (Tarihi) Müzesi&#8217;ne çevrilmiştir. Evin son sakini olan Eveline A. Scott tarafından miras bırakılan mobilyalar, kitaplar ve de dokümanlar, bu müzenin çekirdeğini oluşturmaktadır.</p>
<p>1895 yılından, 1919 yılına kadar Yönetim Kurulu Başkanlığı yapan John Steward Kennedy, Kolej&#8217;e cömert yardımlarda bulunmuştur. Onun bağışlarıyla, 1891&#8242;de Kolej&#8217;in başkanı için bir ev inşa edilmiştir. Muhteşem Boğaz manzarası olan bu geniş ev, Kennedy Lodge, 1891 yılından itibaren Washburn&#8217;lerle başlayarak 1971 yılında Dr. John Scott&#8217;ın ayrılmasına kadar Kolej Başkanlarının ikametgahı olmuştur. Bugün, zemin katı öğretim kadrosu için bir yemek salonu, üst katları misafirhane ve de bodrum katı restorant olarak kullanılmaktadır. Her türlü sosyal etkinlik de burada yapılmaktadır.</p>
<p>Mr. Kennedy aynı zamanda altı profesörün evi ve de Kolej arazisinin çevresinin duvarla çevrilmesi için bağışta bulunmuş, Robert Kolej&#8217;e miras olarak bıraktığı 1.500.000$ ise Mühendislik Fakültesi&#8217;nin doğu kanadı ile (1912), 1913 yılında inşası tamamlanan yurt-derslik binası olan Anderson Hall&#8217;ın, yapımlarında kullanılmıştır.</p>
<p>Dr. Cyrus Hamlin&#8217;in oğlu olan Alfred Dwight Foster Hamlin tarafından dizayn edilen ikinci akademik bina 1892 yılında tamamlanmıştır. İlk başta Science Hall olarak adlandırılan binanın ismi, Kolej&#8217;e 1872 yılından 1901 yılına kadar doğa tarihi profesörü olarak hizmet eden Albert Long&#8217;un ölümünden sonra Albert Long Hall olarak değiştirilmiştir. Bu bina Bayan Van Milligen&#8217;in kardeşi olan Bayan Davies tarafından döşenmiştir. Bodrum katta Kimya Bölümü, birinci katta Kütüphane ve Fizik Bölümü ve de üst kat Oditoryum olarak kullanılmıştır. Ayrıca, Mr. Cleveland H. Dodge tarafından bağışlanan ve dünyanın en ünlü beş orgundan biri olan org ise bu katta bulunmaktadır.</p>
<p>Hamlin Hall tamamlanır tamamlanmaz, Hazırlık Bölümü&#8217;nün ayrı bir binada yer alması gerektiği anlaşılmıştır. 1898 yazında, Mr. Washburn Birleşik Devletler&#8217;e gittiğinde, yeni binanın finansmanını sağlamak konusundaki ilgisini çekmek için New York&#8217;lu zengin bir bankacının kızı olan Olivia Eggleston Phelps Stokes&#8217;ı ziyaret etmek istemiştir. Ne yazık ki Bayan Stokes Avrupadaydı, ama İstanbul&#8217;da Mr. Washburn&#8217;ü, Bayan Stokes&#8217;ın yeni binanın inşaası için yardıma hazır olduğunu yazan bir mektup bekliyordu. Bu bina 1871 yılında Ahmet Vefik Paşa&#8217;dan satın alınan arazinin üzerine inşa edildi ve 1902 yılında ise yerleşilmeye hazırdı. Bayan Stokes&#8217;un özel isteği üzerine bina Theodorus Hall (veya Allah&#8217;ın armağanı) olarak isimlendirildi. Bugün ise Kız Yurdu olarak kullanılmaktadır.</p>
<p>Aynı zamanda Dodge Jimnastik Salonu da Kampüs&#8217;teki taşocağından çıkarılan mavi kireçtaşından inşa edildi. Bu binanın yapımı, 1909&#8242;dan 1926&#8242;ya kadar Yönetim Kurulu Başkanı olan Cleveland H. Dodge ve babası William H. Dodge tarafından finanse edilmiştir. Uzun yıllar boyunca Avrupa&#8217;daki en modern ilk jimnastik salonu olma özelliğini korudu ve de Türkiye&#8217;deki tek kapalı koşu pistini barındırdı. 1908 yılında, Türkiye&#8217;deki ilk basketbol maçı burada oynanmıştır.</p>
<p>1929 yılında, Bayan Olivia Phelps Stokes aynı zamanda Hazırlık Bölümü öğrencileri için Theodorus Hall&#8217;un arkasına inşa edilen jimnastik salonunun da finansmanını sağlamıştır. Bu bina daha sonra erkek yurduna çevrilmiştir.</p>
<p>Bugün İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi olarak kullanılan Washburn Hall, Mr. William E. Dodge&#8217;ın dul eşi Mrs. William E. Dodge tarafından finanse edilmiştir. Bu ofis-sınıf binası 1906 yılında tamamlanmış ve de ismini 1903 yılında Başkanlıktan istifa etmiş olan Başkan George Washburn&#8217;den almıştır. Diğer bütün binalar gibi Washburn Hall da Birinci Dünya Savaşı&#8217;ndan önce inşa edilmiş ve de inşasında kampüste bulunan mavi kireçtaşı kullanılmıştır. Üst katlar, yani beşinci kat ve de dördüncü katın yarısı, bir zamanlar büyük değer taşıyan Doğal Tarih Müzesi&#8217;ne (Natural History Museum) ev sahipliği yapmıştır.</p>
<p>Dr. Caleb Frank Gates&#8217;in başkanlığı süresinde (1903-1932), ilk tenis kortları yapılmış, Hamlin Hall yenilenmiş, yeni bir ışıklandırma ve ısıtma binası kurulmuş, Ahmet Vefik Paşa&#8217;dan yeni arazi satın alınarak üzerine tepeye doğru dolanarak çıkan yol 1913 yılında inşa edilmiş ve deniz kenarındaki yeni giriş, okulun ana giriş kapısı olmuştur.</p>
<p>Anderson Hall veya bugünkü adıyla Fen-Edebiyat Binası da 1913 yılında tamamlanmıştır. Bu yatakhane-sınıf binası, John S. Kennedy tarafından Kolej&#8217;e miras olarak bırakılan sermayeyle inşa edilmiş ve de Profesör Charles Anderson&#8217;dan sonra onun Kolej&#8217;e yaptığı uzun hizmete (1869-1918) istinaden isimlendirilmiştir. Bugün ise derslik-ofis binası olarak kullanılmaktadır.</p>
<p>1903 yılında Gates başkan olunca, Robert Kolej daha fazla genişleme ve de modernleşmeye hazırdı. Gates Türkiye&#8217;nin artık kendi mühendislerini yetiştirmesi ve eğitmesi gerektiğini anlamıştı ve John S. Kennedy&#8217;den kalan parayla, bir mühendislik okulunun yapımına başlamak istiyordu. 1909 yılında Birleşik Devletler&#8217;e giderek, teklif ettiği projenin uygulanması için Kurul&#8217;dan onay almayı başardı. Robert Kolej&#8217;deki yeni Mühendislik Okulu&#8217;na gelip, kurulumuna nezaret etmesi için de ilk önce Makine Mühendisliği Profesörü olan John R. Allen ile anlaştı. Daha sonradan ismi Gates Hall olan, Mühendislik Bina&#8217;sının yapımına 1910 yılında başlandı, ama 1912 yılında sadece batı kanadı bitirildi. İlkbaşta U-şeklinde dizayn edilen binanın ilk planından daha sonra vazgeçildi. Balkan Savaşları, I.Dünya Savaşı ve de yeni Türkiye Cumhuriye&#8217;tinin kurulması dolayısıyla, bugünkü mevcut binanın yapımı ancak 1931 yılında tamamlanabildi. Dört kat yüksekliğindeki bina tepenin eğimini takip edecek şekilde planlanmıştır, bu yüzden her katın kendine ait ayrı bir girişi bulunmaktadır.</p>
<p>1912 sonbaharında, Mr. Allen&#8217;in Birleşik Devletler&#8217;e dönme zamanı geldiğinde, Mr. Gates&#8217;in yeni Mühendislik Okulu&#8217;na dair tüm işleri tamamlaması için doğru insanı bulması gerekiyordu. Bu kişi Lynn Scipio idi, 1912 yılında, 3 yıllık sözleşmeyle işe başladı ama bu süreç 1942 yılına kadar uzadı.</p>
<p>Henrietta Washburn Hall veya bugünkü adıyla Social Hall, Mr. Cleveland H. Dodge tarafından finanse edilmiştir. 1914 yılında tamamlanmış ve ismini Cyrus Hamlin&#8217;in kızıyla George Washburn&#8217;ün eşi olan Henrietta Loraine Washburn&#8217;den almıştır. Şu anda öğrenciler tarafından bir eğlence ve dinlenme merkezi olarak kulllanılan Social Hall, salonlar, klüp odaları, bir tiyatro ve bir kantini içermektedir.</p>
<p>John Sloane Reviri ise 1913-1914 yılları arasında inşa edilmiştir. Kolej&#8217;in eski bir kurul üyesi olan William Sloane&#8217;nin armağanıdır ve de gene eski bir kurul üyesi olan babasının hatırasına adanmıştır. John Sloane Reviri, birinci katında yataklı hasta ağırlama imkanı, zemin katta ise bir klinik ve personel için iki kat bulunduran 18 yataklı bir hastaneydi. Bugün ise erkek yurdu olarak kullanılmaktadır.</p>
<p>Van Milligen Kütüphanesi 1932 yılında tamamlanmıştır, aynı zamanda da idari personele barınma imkanı sağlamıştır. Türkiyedeki ilk modern kütüphane olduğu söylenir. Alexander Van Milligen 1915 yılında vefat ettiğinde; evini, kütüphanesini ve de bin poundunu, okula bırakmıştır. Bu parayla, Van Milligen Fonu başlatılmış, sonuçta yeni binanın finansı sağlanmıştır. &#8216;Quarry&#8217; olarak bilinen alan, yeni binanın yerleşim yeri olarak seçildi ve Profesör Sciopio da planlarını çizdi. Dünyanın bu bölümündeki en güzel Yakın Doğu Koleksiyonu&#8217;nu barındırdı. Bugün ise, Boğaziçi Üniversitesi Rektör ve Yardımcı Rektörlerinin ofislerini çevreleyerek yönetim binası olarak kullanılmaktadır. Perkins Hall, bugünkü ismiyle yeni Mühendislik Binası, Profesör Aptullah Kuran tarafından dizayn edilmiştir. Eski bir kurul üyesi olan George W. Perkins&#8217;in hatırasına adanan bu bina, Mayıs 1963&#8242;te, Kolej&#8217;in yüzüncü yıl kutlamaları sırasında törenle hizmete açılmıştır.</p>
<p>1932 yılında Mr. Gates emekli olunca, ciddi finansal kesintiler düşünülmeye başlandı. Robert Kolej ve Amerikan Kız Koleji&#8217;nin ikisi birden savaş öncesi Türkiye ekonomisinden ve Birleşik Devletler&#8217;deki ekonomik krizden oldukça etkilendi. 1932 yılında, Amerikan Kız Koleji ile birleşmenin ilk adımı olarak Dr. Paul Monroe iki okulun da başkanlığına atandı. Bununla birlikte, belirli akademik mevkiler ve öğretim görevlileri paylaşılarak, ödenen maaşların sayısında kısıntıya gidildi. Bu sebeple, akademik kadronun minimuma indirilmesi ve maaşlarda kesintiye gidilmesi, akademik kayba neden oldu.</p>
<p>Başkan Wright&#8217;ın zamanında (1935-1943), Dr. Monroe&#8217;nın çabaları sayesinde finansal durum geliştirildi ve de müfredat programı revize edildi. Fakat, Türkiye tarafsızlığını korumasına rağmen, İkinci Dünya Savaşı sona erene kadar birçok problem çözülemedi hatta daha fazla zorluklar yarattı.</p>
<p>1944 yılında, Dr. Black Başkanlığa atandı. Dr. Black&#8217;ın yüzleştiği en ana problemler gene finansaldı, Kolej&#8217;i iflastan kurtarabilmek için katı ekonomik tedbirler alınması gerekliydi. 1950li yıllarda Kolej&#8217;in prestiji arttı ve halkla ilişkilerin en iyi olduğu döneme gelindi. 1955 yılında Dr. Black&#8217;in yerine göreve gelen Dr. Ballantine dinamik bir kişiliğe sahipti. Dr. Black&#8217;in planları Robert Kolej&#8217;i akademik olarak yeniden canlandırmak ve daha iyi finansal ve fiziksel olanaklarla çerçevelenmiş yükseköğrenim programı yaratmak için Akademi&#8217;nin İkinci Okulu&#8217;nu elimine etmekti.</p>
<p>1958 yılında ise Türk hükümetinden gerekli izni almayı başardı. 1958 yılında, lise mezunu öğrencileri üç okuldan herhangi birine giriş için hazırlayan bir İngilizce Dili Bölümü kuruldu. Buna rağmen; her öğrenciyi eğitmenin bedeli, bu değişiklerle öğretim ücretinin dörtte biri olmasından dolayı, bütçe açığı her yıl fark edilir oranda büyüdü.</p>
<p>1912 yılında kurulan Mühendislik Okulu&#8217;na ek olarak , 1959 yılında da İşletme Okulu ve Dil-Bilim Okulu kuruldu.</p>
<p>1961 yılında Mr. Ballantine&#8217;nin istifasını, kısa dönemli başkanların başarısı takip etmiştir. Bugünkü Mühendislik Binası olan Perkins Hall, Dr. Malin&#8217;in başkanlığı döneminde bitirilmiştir. 1964 yılında Dr. Malin vefat ettiğinde yerine Dr. Simpson başkan olmuştur. Dr. Simpson, Robert Akademi&#8217;nin Hisar Kampüsü&#8217;nü tamamen yükseköğrenime bırakarak, Arnavutköy&#8217;deki kampüse taşınmasını, oradaki Amerikan Kız Kolejiyle karma bir eğitim kurumu oluşturacak şekilde birleşmesini önermiştir. Dr. Simpson, 1967 yılında sağlık problemleri yüzünden görevini bırakmak zorunda kalmıştır. 1968 yılında ise başkanlık görevine onun yerine Dr. Everton gelmiştir.</p>
<p>Mart 1971&#8242;de Dr. Everton, Robert Kolej&#8217;in üzerine herhangi bir kampüs üzerinde bağımsız bir üniversitenin kurulması için Türk hükümetini teşvik eden önergenin 26 Ocak 1971&#8242;de Yönetim Kurulu tarafından kabul edildiğini açıkladı. Birleşme 1971 yazında sonuçlandırıldı. Binaları, kütüphanesi, laboratuarları, tüm imkanları ve personeliyle 118 dönümlük bugünün Güney Kampüsü 10 Eylül 1971&#8242;de tamamen Türk hükümetinin üzerine geçmiştir. Boğaziçi Üniversitesi, yüz yılı aşkın bir süredir Robert Koleji&#8217;nin kampüsü olan alana resmi olarak kurulmuştur.</p>
<p>Robert Kolej mezunu olan Prof. Dr. Aptullah Kuran, Üniversite&#8217;nin ilk rektörü olmuştur (1971-1979). Prof. Dr. Kuran&#8217;ın yerini önce Prof. Dr. Semih Tezcan devralmış (1979-1981) daha sonra da Prof. Dr. Ergün Toğrol rektör olmuştur (1981-1992). 1992&#8242;de Robert Kolej mezunu olan Prof. Dr. Üstün Ergüder Boğaziçi Üniversitesi tarafından rektör olarak seçilmiş, 2000 yılında da görevini Prof. Dr. Sabih Tansal&#8217;a bırakmıştır.</p>
<p>Üniversite hem fiziksel hem de akademik olarak genişlemeye devam etmiştir. Üniversiteye bir fakülte ve yüksek lisans programları sunan altı enstitü eklenmiştir. Üniversitenin eğitim binaları çoğunlukla Güney Kampüs&#8217;te yer almaktadır. Tarihi binaları, boğaz manzarası ve doğu sınırını oluşturan Rumeli Hisary ile bu kampüs eşsiz bir atmosfere sahiptir. Ana Kütüphanenin, Fen ve Mühendislik Laboratuvarları Binasının, Eğitim Fakültesinin, Erkek Yurdu II&#8217;nin, Kız Yurdu II&#8217;nin ve de Eğitim Teknolojileri Binası&#8217;nın tamamlanmasıyla Kuzey Kampüs bugünkü yüksek değerine ulaşmıştır. İçinde rasathaneyi barındıran Kandilli Kampüsü 1982&#8242;de, Hisar Kampüs ise 1989&#8242;da Üniversite bünyesine dahil olmuştur. Üniversite şu anda, Uçaksavar Kampüsü&#8217;nde, personel için lojmanlar, öğrenciler için yurtlar ve de büyük bir spor kompleksi barındırmaktadır. Bu kampüs aynı zamanda Türkiye&#8217;nin en gelişmiş öğrenci yurt kompleksi olan &#8216;Superdorm&#8217;u barındırmaktadır. Sarıtepe Kampüsü olarak adlandırılan, Karadeniz sahili üzerindeki Kilyos yakınındaki dinlenme yeri 1985 yılında kazanılmış, ve inşası tamamlanarak faaliyete geçmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Sonuç olarak şunu rahatça ifade etmek gerekir ki Robert Kolej&#8217;in kusursuz akademik gelenekleri, artan kampüs olanakları ve nüfusuyla, bugünkü Bogaziçi Üniversitesi&#8217;nin çekirdeğini oluşturmuştur.</p>
<p><strong>Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi Başkanları:</strong></p>
<p>1. Cyrus Hamlin (1863-1877)<br />
2. George Washburn (1877-1903)<br />
3. Caleb Frank Gates (1903-1932)<br />
4. Paul Monroe (1932-1935)<br />
5. Walter Livingston Wright (1935-1943)<br />
6. Floyd Henson Black (1944-1955)<br />
7. Duncan Smith Ballantine (1955-1961)<br />
8. Patrick Murphy Malin (1962-1964)<br />
9. Dwight James Simpson (1965-1967)<br />
10. John Scott Everton (1968-1971)<br />
11. Prof.Dr.Aptullah Kuran (1971-1979)<br />
12. Prof.Dr.Semih Tezcan (1979-1982)<br />
13. Prof.Dr.Ergun Togrol(1982-1992)<br />
14. Prof. Dr. Ustun Erguder (1992-2000)<br />
15. Prof. Dr. Sabih Tansal (2000- 2004)<br />
16. Prof. Dr. Ayşe Soysal (2004- 2008)<br />
17. Prof. Dr. Kadri Özçaldıran (2008- Günümüze)</p>
<p><strong>KRONOLOJİ</strong></p>
<p>1863-1971 Robert Kolej<br />
16 Eylül 1863 : Bebek Seminer Okulunda Robert Kolej 4 öğrenci ile eğitime başlar. Hamlin Başkan seçilir.<br />
20 Aralık 1868 : Rumelihisarı&#8217;nda inşaat izni alır.<br />
5 Temmuz 1869 : Bebek Kampüs&#8217;te ilk binanın temeli atılır.<br />
17 Mayıs 1871 : İlk bina biter ve Hamlin adı verilir.<br />
1877 : George Washburn Başkan olur.<br />
1878 : Robert Kolej&#8217;e adını veren Christopher Rhinelander Robert 76 yaşında Paris&#8217;te ölür.<br />
1888 : Robert Kolej&#8217;de Kurucular Günü kutlanmaya başlar.<br />
1891 : Vakıf Başkanı Kennedy, Bebek Kampüs&#8217;te kendi adına Başkan evi yaptırır. (Kennedy Lodge)<br />
1897 : Robert Kolej&#8217;de ilk Atletizm karşılaşması yapılır.<br />
1900 : C. Hamlin 89 yaşında Lexington&#8217;da ölür.<br />
1902 : Theodorus Hall&#8217;un (Robert Kolej Hazırlık Binası) Olivia Eggleston P. Stokes tarafından yaptırılması.<br />
1903 : G. Washburn RC&#8217;den ayrılır ve Dr.Caleb Gates Başkan olur.<br />
1904 : William E. Dodge ve oğlu Cleveland Dodge tarafından yaptırılan Dodge Cimnastik Salonunun bitişi.<br />
1906 : C. Hamlin&#8217;in oğlu Alfred Dwight Foster tarafından yapılan Washburn Hall&#8217;un tamamlanması.<br />
1907 : Basketbol Türkiye&#8217;ye Robert Kolej sahalarından girdi.<br />
1908 : İlk &#8216;Charter Günü&#8217; Amerikan Kız Kolejinde kutlandı.<br />
1908-1909 : Robert Kolej&#8217;de ilk öğrenci Konseyi kuruldu.<br />
1912 : Mühendislik Fakültesi binasının tamamlanması ve Caleb Frank Gates&#8217;in adının verilmesi. (Gates Hall)<br />
1913 : Alfred Dwight Foster Hamlin tarafından yatakhane olarak kullanılmak üzere Anderson Hall&#8217;ın yapılması.<br />
1914 : C.Hamlin&#8217;in kızı Henrietta Washburn adına yapılan binanın (Washburn Hall) tamamlanması &#8211; John Sloane dispanserinin yapılması.<br />
1922 : C.Gates ve Hüseyin Pekta Lozan Konferansına katlr.<br />
1932 : Gates başkanlıktan istifa eder ve ilk olarak hem Robert Kolej &#8216;in hem de Amerikan Kız Koleji&#8217;nin başına Dr. Paul Monroe getirilir. Romanya Kraliçesi Marie ve kızkardeşi Amerikan Kız Koleji&#8217;nde misafir olurlar. Robert Kolej Kütüphanesi Bebek Kampüs&#8217;te tamamlanır ve Alexander Van Millingen adı verilir.<br />
1935 : Dr. Monroe&#8217;dan sonra, Dr. Walter L. Wright Başkan olur. Hüseyin Pekta, ilk Türk Müdür olur.<br />
1944 : Dr. Wrigh&#8217;tan sonra, Dr. Floyd Black Başkan olur.<br />
1946 : Missouri gemisinin Amirali Hewitt Bebek Kampüs&#8217;ü ziyaret eder.<br />
1955 : Dr. Duncan Ballantine, Dr. Black&#8217;den sonra Başkan olur.<br />
1957 : Robert Kolej Yüksekokul olur.<br />
28 Kasım 1960 : General Cemal Gürsel 2 koleji ziyaret eder.<br />
Kasım 1962 : Prof. Arnold Toynbee Amerikan Kız Koleji&#8217;ni ziyaret eder.<br />
Mayıs 1963 : Robert Kolej&#8217;in 100. Kuruluş Yılı Kutlamaları.<br />
18 Mayıs 1963 : Vakıf Başkanı George Walbridge Perkins adına yeni Mühendislik binasının kurulması.<br />
1965 : Dr. Dwight Simpson Başkan olur.<br />
1968 : Dr. John S. Everton Başkan olur.<br />
18 Mayıs 1971 : Yüksek kısım resmen sona erdi.<br />
Eylül 1971 : Amerikan Kız Koleji ve Robert Kolej&#8217;in birleşmesi.<br />
1971 : Robert Kolej Boğaziçi Üniversitesi olur.</p>
<p>Resmi sitesine <a href="http://www.boun.edu.tr/" target="_blank">buradan</a> ulaşabilirsiniz.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbogazici-universitesi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/bogazici-universitesi/&amp;text=Boğaziçi Üniversitesi&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/bogazici-universitesi/&amp;t=Boğaziçi Üniversitesi">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/bogazici-universitesi/&amp;title=Boğaziçi Üniversitesi&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbogazici-universitesi%2F&name=buzlu.org&description=Bo%C4%9Fazi%C3%A7i+%C3%9Cniversitesi" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/bogazici-universitesi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/bogazici-universitesi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/bogazici-universitesi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/bogazici-universitesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nitrik Oksit mucizesi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/nitrik-oksit-mucizesi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/nitrik-oksit-mucizesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 May 2009 09:48:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[ALLAH]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[atom]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[ölçü]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[damar tıkanıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[kalp krizi]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[mucize]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[Neden,Niçin,Nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Nitrik Oksit]]></category>
		<category><![CDATA[sebze]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<category><![CDATA[yaratılış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3368</guid>
		<description><![CDATA[Birçok insanın hayatı boyunca adını birkaç kez duyduğu ancak ne olduğunu tam olarak bilmediği bu bileşim, insan hayatının devam etmesine vesile olan çok önemli maddelerden birisidir. Nitrik oksit (NO); nitrojenin oksitlenmesiyle elde edilen, renksiz, zehirli bir gaz olarak tanımlanır. Bir nitrojen ile bir oksijen atomunun bileşiminden meydana gelen bir moleküldür. Son yirmi yılda yapılan yoğun [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/05/nitrik-oksit.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3369" title="nitrik-oksit" src="http://www.buzlu.org/images/2009/05/nitrik-oksit.jpg" alt="nitrik-oksit" width="300" height="213" /></a></p>
<p>Birçok insanın hayatı boyunca adını birkaç kez duyduğu ancak ne olduğunu tam olarak bilmediği bu bileşim, insan hayatının devam etmesine vesile olan çok önemli maddelerden birisidir.</p>
<p>Nitrik oksit (NO); nitrojenin oksitlenmesiyle elde edilen, renksiz, zehirli bir gaz olarak tanımlanır. Bir nitrojen ile bir oksijen atomunun bileşiminden meydana gelen bir moleküldür.</p>
<p>Son yirmi yılda yapılan yoğun araştırmalar, bu molekülün hücreler arası haberleşmede temel bir görev üstlendiğini ortaya çıkarmıştır. Nitrik oksit, insan vücudunda doğal olarak üretilen bir hormon, yani kimyasal bir habercidir; sinir, dolaşım, savunma, solunum ve üreme sistemlerinin hayati fonksiyonlarının düzenlenmesinde stratejik bir rol oynamaktadır. Nitrik oksidin çok önemli bir görev üstlendiği yerlerden biri de damarlarımızdır.<br />
<span id="more-3368"></span><br />
Mükemmel molekül nitrik oksit sayesinde, vücudun farklı ortamlara göre değişen ihtiyaçları otomatik olarak sağlanır. Kan damarlarının, spor yaparken genişleyerek artan kan ihtiyacını sağlaması veya yaralanma sonrasında daralarak kanamayı azaltması sözü edilen kusursuz sistemin bir sonucudur.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Nitrik Oksitin Damarlardaki Görevi Nasıl Keşfedildi? </strong></p>
<p>1998 yılında Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülü&#8217;nü paylaşan üç bilim adamı, kanda bulunan nitrik oksit (NO) adlı molekülün damarda gevşetici bir etkisi olduğunu keşfetmişlerdir.</p>
<p>Peki, bu molekülün yaptığı etki insana ne kazandırıyordu?</p>
<p>Bu sorunun cevabı çok kısa ve net olmuştur. Hayatta kalmak. Çünkü nitrik oksit iki hayati organımız olan beynimiz ve kalbimizin çalışmasında düzenleyici rol oynar. Bu düzenleyici rolünü, kanın damarlarda rahat bir şekilde akmasını ve tüm organlarımızda rahat bir şekilde dolaşmasını sağlayarak gerçekleştirir. Böylece kan akışını düzenleyip rahatlattığı için beyin kanaması ve kalp krizi riski düşer.</p>
<p>Bu molekülün üretilmesi ve işlevsel özelliklerini kazanması, bilimsel delillerle çürütülmüş olan evrim teorisini hala savunabilen bazı Darwinist bilim adamlarının iddia ettiği gibi tesadüfen oluşmadığını, Yüce Allah’ın yaratışının eseri olduğunu kanıtlayan delillerden yalnızca birini oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>Kaslar Nasıl Çalışıyor? </strong></p>
<p>Uyarı iletici veya hormon, atardamar üzerinde bulunan alıcılara bağlanır. Bu bağlanmanın ardından nitrik oksit (NO) açığa çıkar.</p>
<p>Endotel tabakadaki NO molekülleri düz kaslara doğru ilerler ve burada guanil siklaz (GC) enzimini harekete geçirirler.</p>
<p>GC, guanozin trifosfatı (GTP) siklik guanozin monofosfata çevirir (cGMP).</p>
<p>cGMP, kalsiyum iyonlarının hücredeki depo alanlarına gitmesine neden olur. Azaltılmış konsantrasyonlu kalsiyum iyonları (Ca++), aktin ve miyozinin kayarak birbirlerinden ayrılmalarını sağlayan hücresel reaksiyonları gerçekleştirir.</p>
<p>Düz kas hücreleri gevşer.</p>
<p>Kan damarları genişler.</p>
<p>Nitrik oksit molekülünün hızı, günümüzün internet teknolojisiyle veya &#8220;e-mail&#8221; yoluyla iletişim kurmayı çağrıştırmaktadır. Gerçekten de nitrik oksit, adeta elektronik posta sistemi gibi hareket etmekte; büyük bir süratle çok sayıda mesajı yerlerine iletmektedir.</p>
<p><strong>Nitrik Oksit Nasıl Üretilir? </strong></p>
<p>İnsan yaşamı için hayati bir önem taşıyan nitrik oksidin üretim merkezi, endotel hücresidir. İsmi L-arjinin olan bir amino asit, nitrik oksit sentez enzimi, nikotinamid adenin dinükleotid fosfat, kalmodulin, oksijen, flavin mononükleotid, flavin adenin dinükleotid, tetrahidrobiyopterin… Bu kelimelerin büyük bir çoğunluğunu hayatınızda ilk defa duyuyor olabilirsiniz. Ancak endotel hücresi bu mikroskobik maddeleri çok iyi tanır ve bunları nitrik oksit molekülünü üretmek için kullanır.</p>
<p>Endotel hücresi, nitrik oksit molekülünü üretmek için hangi kimyasal maddeden ne oranda kullanması gerektiğini çok iyi bilir. Yanlış veya hatalı bir üretim söz konusu olmaz. Örneğin, nitrik oksit (NO) yerine güldürücü gaz olarak bilinen nitröz oksit (N2O) üretmez.</p>
<p>Nitrik oksit üretiminde çok hassas dengeler mevcuttur. Sözü edilen hücreler hayatımızın her anında üretim için hazır durumdadır; ihtiyaç baş gösterdiğinde hemen devreye girerek üretime başlarlar.</p>
<p>Damarlarımızın derinliklerindeki bu olağanüstü fabrikaların istenmeyen zararlı yan ürünleri yoktur. Küresel ısınma, asit yağmurları, çevre kirliliği gibi dünya gündemindeki pek çok sorunun kimyasal atıklardan kaynaklandığı düşünülürse, endotel hücrelerinin ne kadar başarılı bir üretim tesisi olduğu daha iyi anlaşılır. Çünkü nitrik oksit molekülleri 10 saniye gibi kısa bir süre içinde görevlerini tamamlayarak &#8220;parçalanırlar&#8221;. Böylece vücutta birikerek zararlı yan etkiler meydana getirmezler. Tüm bunlar şu anlama gelir ki, endotel hücreleri kimyasal mamullerin üretiminde, olabilecek en ideal yöntemi kullanırlar.</p>
<p>Endotel hücreleri gerekenden az haberci üretseydi damarlarımız daralır, kan basıncımız hızla yükselir, bu da kalp krizine yol açardı. Fazla üretim yapması durumundaysa, damarlarımız aşırı genişler, kan basıncımız düşer, bu da şok durumuna neden olurdu. Ancak Yüce Allah’ın ilhamı ile hareket eden endotel hücreleri, ölümümüze neden olabilecek böyle oran hatalarını hiçbir zaman yapmazlar. Yüce Allah Kuran’da her şeyi belli bir ölçü ile yarattığını şöyle bildirir:</p>
<p>“… Allah, herşey için bir ölçü kılmıştır.” (Talak Suresi, 3)</p>
<p>Nitrik Oksit Seviyesi Vücutta Nasıl Artırılır?</p>
<p>Doymuş yağ tüketimi azaltılarak</p>
<p>Düzenli olarak spor yapılarak</p>
<p>Sağlıklı beslenilerek. Bunun için kırmızı et tüketimini azaltmak, bol sebze ve meyve yemek, protein gereksinimini özellikle soya fasulyesi ve haftada bir balık yiyerek karşılamak oldukça önemlidir.</p>
<p>Nitrik oksit üretimi için ayrıca antioksidan alınarak. Özellikle C ve E vitamini alınmalıdır. Çünkü antioksidanlar vücuttaki nitrik oksiti korumaktadır.</p>
<p><strong>Nitrik Oksit Damarları Nasıl Gevşetir? </strong></p>
<p>Damarın gevşemesi için öncelikle kanda bulunan bazı uyarı iletici hormonlar devreye girerler. Bunlar damar zarındaki alıcılara bağlanarak bu işlemi başlatırlar. Bunu ilk domino taşının düşmesiyle diğer tüm taşların birbirini etkileyerek sırayla düşmesine benzetebiliriz.</p>
<p>İlk taş harekete geçtikten, yani kandaki uyarı iletici hormon damar zarındaki alıcılara bağlandıktan hemen sonra hücre zarı adeta ne yapması gerektiğini &#8220;anlar&#8221; ve nitrik oksit üretmeye başlar.</p>
<p>Üretildikleri anda ne yapmaları gerektiğini &#8220;bilen&#8221; nitrik oksit moleküllerinden bazıları hızla damar düz kas hücrelerine gelirler. Burada hücreye girerek GTP adlı enzimle birleşirler. Bu, ikinci aşamadır. Ancak damarın gevşemesi için bir sonraki aşamaya geçilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Nitrik oksit GTP ile birleştikten sonra cGMP isimli bir başka enzim üretilmeye başlanır. Elbette üretilen bu yeni maddenin de bu zincirde bir görevi vardır ve bunu gerçekleştirmek için miyozine giderek, onu harekete geçirir.</p>
<p>Miyozin, kas hücrelerinin kasılıp gevşemesi için gerekli olan bir etkendir. Artık son aşamaya gelinmiştir. Miyozinin de harekete geçmesiyle son taş da düşer ve kas hücreleri gevşer.</p>
<p>Damarın gevşemesi işlemini olabildiğince kolaylaştırarak anlatırsak, enzimlerin faaliyetleri sonucunda kas hücreleri içinde kalsiyum konsantrasyonu azalır ki bu, liflerin ayrılmasına ve kas hücrelerinin gevşemesine yol açar. Böylece damarlar genişler. Kısacası damarlarımızdaki basıncın düzenlenmesinde nitrik oksit molekülünün taşıdığı haberlerin hayati önemi vardır.</p>
<p>Damarların Gerginliğini Düzenleyen Bilinç Yüce Rabbimize Aittir</p>
<p>Damarın duvar gerginliğini düzenleyen nitrik oksidin, bu kompleks işleyişi tek başına gerçekleştirmesi mümkün değildir. Nitrik oksit damar duvarının gevşetilmesinde bir aracı olarak görev yapar. Bu gevşetilme olayı bir dizi zincirleme işlemin gerçekleşmesi ile ortaya çıkar. Şimdi bu aşamaların tümünü kısaca maddeler halinde inceleyelim:</p>
<p>Dikkat edilirse bu işlemde rol alan hormon ve hücreler adeta bilinçli bir şekilde hareket etmektedirler.</p>
<p>Kandaki uyarı iletici hormonlar, damar zarında kendileri için uygun olan yere giderek, o bölgeyi etkiler ve bu süreci başlatırlar.</p>
<p>Bundan sonraki işlemlerde de aynı bilinç gözlenmektedir. Her uyarı, kapkaranlık insan bedeninin içinde asla yolunu şaşırmadan, hep doğru yere iletilerek başarılı bir sonuç elde edilir.</p>
<p>Hücreler, hormonlar ve moleküllerin bu adeta şuurlu hareketleri nasıl gerçekleşmektedir?</p>
<p>Nasıl olur da harekete geçmeleri gereken zamanı ya da durmaları gereken zamanı saniyesine kadar bilirler?</p>
<p>Üretilir üretilmez, sanki bir yerden emir almış gibi, mesajlarını doğru adreslere tam zamanında eksiksiz olarak nasıl ulaştırabilirler?</p>
<p>Bu bilinç kendilerine ait olabilir mi? Elbette olamaz. Bir hücrenin ne zaman, ne üreteceğini ona bildiren, hormonun veya molekülün doğru adrese gidebilmesi için onlara yolu gösteren, adresin doğru olduğunu onaylayan, kısaca tüm bunları yönlendiren bir akla ve şuura ihtiyaç vardır. Bu sonsuz akıl, hücreyi, hormonları, molekülleri yaratan, ne şekilde hareket etmeleri gerektiğini onlara ilham eden Allah&#8217;a aittir. Her şeyi kusursuzca var eden Allah, bu özel molekülü de sayısız yaratılış delillerinden bir tanesi olarak var etmiştir. Kuran&#8217;da Allah&#8217;ın her şeye hakim olduğu şu şekilde bildirilmektedir:</p>
<p>&#8220;Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah&#8217;a tevekkül ettim. O&#8217;nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)&#8221; (Hud Suresi, 56)<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Nitrik Oksit Evrim Teorisini Tek Başına Yalanlıyor </strong></p>
<p>Yeryüzü, kainat ya da insan vücudu biraz derinlemesine incelendiğinde, evrim teorisinin ne kadar büyük bir yanılgı olduğu rahatlıkla anlaşılabilir. Kandaki moleküllerden sadece biri olan nitrik oksit bile öylesine detaylı ve akılcı hareket eder ki, bunların tesadüflerle meydana gelmesi imkansızdır.</p>
<p>Bu durumda şöyle bir soru sorulabilir: Tesadüfler, nasıl olmuş da kan içinde nitrik oksidi &#8220;özel bir üretimle&#8221; geliştirebilmişlerdir? Damarlara gevşetici etkiyi veren hormonlara, hücrelere ve enzimlere teker teker görevler dağıtan, onlar için belli bir güzergah belirleyen, acaba hangi tesadüftür? Bu tesadüflerin tümünün mekanizmaya faydalı bir şeyler eklemiş olması gerekir, çünkü hatasız ve mükemmel bir sistem oluşsa bile, sadece tek bir yanlış müdahale, sistemi tamamen ortadan kaldırmaya yetecektir. Peki bu durumda tümüyle şuurlu gerçekleşen bu olaylara &#8220;tesadüf&#8221; denmesi mümkün olur mu? Şu halde sistemin her parçasında, her detayında görünen bir şuur vardır. Bilim adamları, bu konunun detaylarını henüz birkaç yıl önce keşfedebilmişlerdir. Bu mükemmel sistemi, bu sistem içindeki en küçük detayına kadar herşeyi yaratan, üstün, sonsuz güç sahibi olan Yüce Allah&#8217;tır.</p>
<p>“Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca &#8220;Ol&#8221; der, o da hemen oluverir.” (Bakara Suresi, 117)</p>
<p>Bu makale, İlmi Mercek Dergisi 23. sayı (Mayıs 2006) 20. sayfada yayınlanmıştır.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/4867" target="_blank">Harunyahya.net</a>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fnitrik-oksit-mucizesi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/nitrik-oksit-mucizesi/&amp;text=Nitrik Oksit mucizesi&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/nitrik-oksit-mucizesi/&amp;t=Nitrik Oksit mucizesi">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/nitrik-oksit-mucizesi/&amp;title=Nitrik Oksit mucizesi&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fnitrik-oksit-mucizesi%2F&name=buzlu.org&description=Nitrik+Oksit+mucizesi" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/nitrik-oksit-mucizesi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/nitrik-oksit-mucizesi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/nitrik-oksit-mucizesi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/nitrik-oksit-mucizesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ankaragücü futbol kulübü</title>
		<link>http://www.buzlu.org/ankaragucu-futbol-kulubu/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/ankaragucu-futbol-kulubu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2009 14:12:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[ankaragücü]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[futbolcular]]></category>
		<category><![CDATA[külüpler tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[lit süperlig]]></category>
		<category><![CDATA[takımlar]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3109</guid>
		<description><![CDATA[Futbol oyunu Padişah Abdülhamit&#8217;in yasak kararına rağmen Dersaadet&#8217;in uzak bölgelerinde Zeytinburnu, Makriköy (Bakırköy) ve civarında Türkler tarafından da etrafa gözcüler konularak oynanıyor ve maçlar kıran kırana geçiyordu. Padişah Abdülhamit&#8217;in fermanına uymayarak aralarında alenen ve kıran kırana top oynayanlar ise, Zeytinburnu İmalat-ı Harbiye Tamir Atölyesi mensupları idi. İmalat-ı Harbiye mensupları 1904 yılında yasak kararının kaldırılması üzerine [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-3111" title="ankaragucu" src="http://www.buzlu.org/images/2009/04/ankaragucu.jpg" alt="ankaragucu" width="200" height="180" /></p>
<p>Futbol oyunu Padişah Abdülhamit&#8217;in yasak kararına rağmen Dersaadet&#8217;in uzak bölgelerinde Zeytinburnu, Makriköy (Bakırköy) ve civarında Türkler tarafından da etrafa gözcüler konularak oynanıyor ve maçlar kıran kırana geçiyordu. Padişah Abdülhamit&#8217;in fermanına uymayarak aralarında alenen ve kıran kırana top oynayanlar ise, Zeytinburnu İmalat-ı Harbiye Tamir Atölyesi mensupları idi.</p>
<p>İmalat-ı Harbiye mensupları 1904 yılında yasak kararının kaldırılması üzerine formaları ile Zeytinburnu ve civarındaki sahaları doldurmaya başladılar. 1904 &#8211; 1910 tarihleri arasında Zeytinburnundaki İmalat-ı Harbiye Tamir atölyesindeki her ünite ve tezgah mensupları değişik kulüpler kurmuşlardı. Bunlardan bazıları ise Rehberi Sanayi Gücü, Besalet Spor, Topa Gençlik Gücü, Gayret Gençlik tir.<br />
<span id="more-3109"></span><br />
İmalat-ı Harbiye usta mektebi talebeleri ile top dökümhanesi mensuplarının da yer aldığı bu gayri federe kulüplerin aralarından yaptıkları maçlar zaman zaman sürtüşme ve tartışmalara neden oluyordu. Bu arada İstanbul ligi kurulmuş ve maçlar başlamıştı. Kendileri de bir çatı altında toplanarak bir kulüp kurabilirler ve böylece liglere katılır, adlarını daha iyi duyurabilirlerdi&#8230; Bu maksat ile 1910 Haziranın 14&#8242;ünde İmalat-ı Harbiye Mektebi işçilerinin de katıldığı bir toplantı yapıldı ve bir sonuç alınamadan dağıldı. Aynı yıl ve ayın 19. günü yapılan toplantıda da bir sonuç alınamadı ama mektebin son sınıf öğrencileri kararlı idi. Aynı sınıfın iki güzide öğrencisi AGAH ORHAN ve ŞÜKRÜ ABBAS&#8217;ın yıldızları bir türlü barışmıyor ve anlaşma sağlanamıyordu.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
İki taraf ayrı ayrı ve harıl harıl hazırlıklarını sürdürüyorlardı. Ve nihayet, Agah ORHAN&#8217;ın başını çektiği gurup hazırlıklarını tamamlamış &#8220;ALTINÖRS İDMANYURDU&#8221;nun evraklarını Mutasarrıflığa vermişti&#8230; Tarih 31.08.1910 idi. Bunu haber alan , Şükrü ABBAS&#8217;ın başını çektiği gurup, son hazırlıklarını bir kere daha gözden geçirdikten sonra onlarda evraklarını Mutasarrıflığa teslim ettiler. Böylece &#8220;TURAN SANATKARANGÜCÜ&#8221;de kuruluşunu tamamladı. Tarih aynı tarih, yani 31.08.1910.</p>
<p>Tarafların ilk kongredeki idare heyetleri şöyle olmuştu.<br />
ALTINÖRS İDMANYURDU</p>
<p>Reis : Kazım (Osmanlı Sanatkaran Cemiyeti Azası ve Fişek Fabrikası&#8217;nda Torna ustabaşı) Katip : Osman AHMET (Osmanlı Sanatkaran Cemiyeti Azası ve Fişek Fabrikası&#8217;nda Tornacı) Kaptan : Kerim (Fil) (Silah Fabrikasında usta)<br />
Muhasip: Boşnak HASAN (Osmanlı Sanatkaran Cemiyeti Azası ve Fişek Fabrikası&#8217;nda Tornacı)</p>
<p>Görüldüğü gibi başta Agah ORHAN olmak üzere, İmalat-ı Harbiye mektebinin toplantılarına katılan hareketli ve sporcu talebelerinden, değerli basın mensubu rahmetli Emin KARAKUŞ ile Kurtuluş Savaşı şehitlerinden Ahmet ŞEFİK, Muharrem ALİ, Süleyman HÜSMAN ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde Milli takım kalesinde yer almış olan Rahmi, Kurtuluş Savaşı sonrası döndüğü memleketi Mısır&#8217;da Milli takımda yer alan Ömer MAHMUT ve Arap CEMAL, daha çok futbol oynamayı tercih ettiklerinden idare heyetinde görev almamışlardır.</p>
<p>ALTINÖRS İDMANYURDU&#8217;nun forma renkleri yeşil &#8211; sarı olarak belirlenmişti. Forma biçimi ise büyük boy yeşil-sarı parçalı idi.</p>
<p>Amblemleri ise sol tarafta kalan yeşilin üzerinde ve göğüs hizasında altın sarısı bir örs ve örse doğru yine altın sarısı çekiç tutan bir el olarak belirlenmişti</p>
<p>Reis :Hasan MUSLİHİTTİN Bey (Osmanlı Sanatkaran Cemiyeti Reisi ve Fişek Fabrikasında Usta Başı)<br />
Katip :Lütfi Bey (İmalt-ı Harbiye Usta Mektebi son sınıf talebesi)<br />
Muhasip :Numan Usta (Osmanlı Sanatkaran Cemiyeti Azası ve İmalat-ı Harbiye Atölyesi kontrol memuru)</p>
<p>TURAN SANATKARANGÜCÜ&#8217;nün renkleri yeşil &#8211; kırmızı idi. Arması ise sol göğüste ağzında çekiç bulunan bir kumpastı. Kulüp binası Osmanlı Sanatkaran Cemiyeti Merkezinde bir odaydı</p>
<p>Mustafa Kemal&#8217;in çağrısı üzerine Ankara&#8217;ya geçmiş bulunan ALTINÖRS İDMANYURDU kulübü mensupları, bir taraftan cepheye cephane yetiştirmek için geceli gündüzlü çalışırlarken, spor tutkularını da yenemiyorlardı. Aralarında yaptıkları görüşmede, ALTINÖRSİDMANYURDU&#8217;nun Ankara da bu defa &#8220;ANADOLU SANATKARANGÜCÜ&#8221; adı altında tekrar faaliyete geçirmeye karar verdiler.</p>
<p><strong>Kulübün ilk yönetim kurulu şöyle oluştu.</strong></p>
<p>Reis :Yarbay Mehmet Nuri ALTINOK(Tamirhane Müdürü)<br />
Aza :İbrahim Bey (ÖZİKİZ) (Fen ve Sanat Şubesinde Muayene Memeuru)<br />
Aza :Ali TUNALI (Silah Fabrikası Montaj Şefi, T.B.M.M. de eski işçi milletvekillerinden)<br />
Aza :Şükrü RECEP<br />
Kaptan :Nuri TAHSİN<br />
Kulübün renkleri: ALTINÖRS İDMANYURDU&#8217;nun renkleri olan yeşil &#8211; sarı<br />
Amblemi: Altın sarısı bir örs ve çekiç tutan bir el.</p>
<p>İmalat-ı Harbiye Esliha tamirhanesinde çalışan eski ALTINÖRS İDMANYURDU Kulübü mensuplarının kulüplerini Ankara da ANADOLU SANATKARANGÜCÜ adı ile tekrar kurmaları üzerine ANKARA&#8217;ya geçmiş olup, İmalat-ı Harbiye tamirhanesinde çalışan demir usta ve işçileri de kulüplerini tekrar canlandırmak istediler ve süratli yapılan hazırlıklar sonunda TURAN SANATKARANGÜCÜ&#8217;nü yeniden kurarak faaliyete geçirdiler.</p>
<p><strong>Kulübün ilk yönetim kurulu şöyle olmuştu :</strong></p>
<p>Reis :Yarbay Mehmet Nuri ALTINOK(Tamirhane Müdürü)<br />
Aza :İhsan ALİ (Tekvar)<br />
Aza :Hasan Rahim GÖKIRMAK (Fişek fabrikasında Baş Ressam)<br />
Kaptan :Abdulkadir (Tamirhane demir bölümünde usta başı)<br />
Kulübün renkleri: Lacivert &#8211; Beyaz<br />
Amblemi: Kumpasın ağzında çekiç</p>
<p>Aynı kurum bünyesinde faaliyette bulunan ANADOLU SANATKARAN GÜCÜ ile TURAN SANATKARANGÜCÜ kulüplerinin faaliyeti 1923 yılına kadar sürdü. Her iki kulübün başkanı olan tamirhane müdürü Mehmet NURİ iki kulübü birleştirerek tek çatı altında toplama kararı verdi. 31.08.1923 Cuma günü Ankara Belediye Salonunda yapılan ortak kongrede ANADOLU &#8211; TURAN SANATKARANGÜCÜ adı altında birleşim kararı alındı. Başkan Mehmet NURİ&#8217;nin teklifi üzerine Kırmızı &#8211; Beyaz renklerde anlaşma sağlandı. Amblem olarakta ucunda yıldız bulunan bir pergel ile çatılmış iki tüfek şekli uygun görüldü.</p>
<p>ANADOLU &#8211; TURAN SANATKARAN GÜCÜ 1923 &#8211; 1924 sezonu lig maçlarını şampiyon olarak tamamladı. 1924 &#8211; 1925 sezonunda MUHAFIZGÜCÜ ile oynadığımız lig maçında meydana gelen olaylar nedeniyle kulübümüzün ligden ihraç oldu ve TİCİ (Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı) tarafından kaydı silindi</p>
<p>Verilen ihraç kararı üzerine durumu gözden geçiren kulübümüz yönetim kurulu, Genel Başkanımız İmalat-ı Harbiye Genel Müdürü Osman Zati Paşa&#8217;nın uygun görüşünü alarak 03.08.1926 günü yaptığı toplantı da İMALT-I HARBİYE Spor kulübü adı ile tescilini yaptırarak tekrar liglere katılma hakkını elde etti.</p>
<p>Büyük kurtarıcımız MUSTAFA KEMAL&#8217;in Kurtuluş Savaşı sonrasında İMALAT-I HARBİYE Genel Müdürlüğünü ve Kulübümüzü ziyaretleri sırasında yaptıkları sohbetten esinlenerek renklerimiz SARI &#8211; LACİVERT olarak benimsenmiş ve kabul görmüştü</p>
<p>Ziyaretleri sırasında fabrika Müdür ve yetkililerinden bilgi alan Büyük Önder MUSTAFA KEMAL ATATÜRK&#8217;e istirahatleri sırasında mevsim meyvelerinden iri taneli Ankara&#8217;nın ünlü misket üzümü ile kavun ikram edilmişti. Büyük Önder bu ikramdan çok hoşnut kalmıştı. Kendisinin yaptığı tanımlamada &#8220;Üzüm Glikoz bakımından en zengin meyve türüdür. Kişiye güç ve kuvvet verir ve değişik türleri vardır. En önemlisi Ankara da bolca yetişen iri taneli lacivert renkli misket üzümüdür. Misketin lacivert rengi güç ve kuvvet simgesidir. Kavun kabakgiller familyasındandır. Güzel kokulu, tatlı ve sıvı bir meyve türüdür. Sarı, yeşil ve pembeye kaçan renkli çeşidi vardır. Sarı renk, hırs ve başarının simgesidir. Kişi başarı sonrası bundan büyük gurur duyar.)</p>
<p>TİCİ&#8217;nin boykot kararı sonrası yapılan toplantıda İbrahim SOMÇELİK te bulunuyordu. Renk arayışı sırasında birden bu olay aklına gelmiş ve SARI &#8211; LACİVERT renkleri ortaya atmıştı. Bu renkler toplantıda oybirliği ile kabul edildi.</p>
<p>SARI : KAZANMA HIRSI ve BAŞARI.</p>
<p>LACİVERT : KUVVET ve GÜÇ</p>
<p>BİZ ANKARAGÜÇLÜYÜZ</p>
<p>Bu slogan bizim simgemiz olmuştu. Sarı &#8211; Lacivert renkler aynı zamanda MKE Kurumu&#8217;nunda simgesidir.</p>
<p>Devrin İmalat-ı Harbiye yöneticileri TİCİ&#8217;nin kulübümüze karşı takındığı tavrı bir onur meselesi yaparak yeni adımız ve yeni renklerimizle büyük bir kampanya seferberliğine girdiler. Lacivert ceket ve sarı sırmalı elbiselerden oluşan Bando takımımız akşamları saat 17:00 &#8211; 18:00 arası Ulus ve Kızılay semtlerinde genelde misket ve hüdayda zeybek havalarını çalarak halka konser veriyor, sporcularımız sarı &#8211; lacivert arabalarla onları izliyorlardı.</p>
<p>Kulübümüzün bu faaliyetlerinden duygulanmış olan o yılların İsmet Paşa semtinde Kardeşler İdmanyurdu adı altında faaliyette bulunan gayri federe bir teşekkül tüm üyeleri ile birlikte 1929 yılında kulübümüze katıldı. Kardeşler kulübünün sporcuları arasında sonraları Milli takımımızda yer almış olan Güllü Selim (Selim Baykurt) ile Niyazi Öztunç (Bombacı Niyazi) ve ağabeyi İhsan Öztunç, Cevdet Uzun gibi yetenekli gençlerde bulunuyordu. Böylece kulübümüzde bir kadro fazlası oluştu.</p>
<p>Ankara Sultani Müdürü Münif Fehmi Ak, öğrencilerin kulüp takımlarında futbol oynamalarına izin vermiyordu. Oysaki Sultani (5.Lise) takımı, günümüzün Gençlerbirliği kulübü sahaya takım çıkaramaz duruma düşmüştü. Liglerden çekilmeyi düşünüyorlardı. Bizden ödünç futbolcu talebinde bulundular. O dönemlerde kulüpler liglere, lig heyetine verdikleri isim listelerine göre katılıyorlardı. Lisans çıkartma ve sair kurallar henüz gelişmemişti. Gençlerbirliği kulübü yöneticilerinin talebi üzerine kardeş kulübünden gelen ihtiyaç fazlası 6 genç futbolcuyu Gençlerbirliği&#8217;ne ödünç vererek liglere katılımlarını sağladık. Sezon sonunda bu futbolculardan Güllü Selim (Selim Baykurt) ve Niyazi Öztunç kulübümüze geri dönmediler, Gençlerbirliği&#8217;nin malı oldular.</p>
<p>Kulübümüz 1931 &#8211; 1932 sezonunda Muvaffak Menemencioğlu Başkanlığında Mümtaz Tarhan, Samih Nafiz, Muzaffer Bey, Emin Bey&#8217;den kurulu Merkez Mıntıka Heyeti ile yine Muvaffak Menemencioğlu Bey&#8217;in Başkanlığındaki Orhan Şeref Apak, Selahattin Birol (Kolera Selahattin) ve Munuif Bey&#8217;den oluşan futbol heyeti ile anlaşmazlığa düşerek o yılın son üç maçına çıkmadı.</p>
<p>Merkez Mıntıka ve Futbol Heyetinin kulübümüz ile sürtüşmesi devam ediyordu. İhraç kararı üzerine adımızı değiştirerek liglere tekrar katılmamızdan dolayı her iki heyet bizi 1932 &#8211; 1933 yılı lig maçlarına almak istemiyordu. Başta genel Başkan ve Askeri Fabrikalar Genel Müdürü Osman Zati Paşa olmak üzere Genel Sekreter Şükrü Pasinler ve Yönetim Kurulumuz karara karşı şiddetle direniyorlardı. Bu direniş sırasında Muvaffak Menemencioğlu her iki heyetin başkanlığında istifa etmiş, Mıntıka Başkanlığına Halit Bayrak, Futbol heyeti başkanlığına da heyet üyelerinden Selahattin Birol getirilmişti. Merkez Mıntıka heyeti Başkanı Halit Bayrak bizi haklı görmesine karşın</p>
<p>Merkez Mıntıka Heyeti&#8217;nin diğer üyeleri ile Futbol Heyeti Başkan ve üyeleri bizleri haklı görmüyorlar ve kararlarında dayatıyorlardı. Öyleyse bizde adımızı değiştirerek, yeni bir teşekkül olarak lig maçlarına katılabilirdik&#8230; Bu yolda deneyimimizde vardı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Osman Zati Paşa üyeleri acele kongreye çağırdı. 31.08.1933 günü kulüp lokalimizde yapılan kongre oldukça hareketli geçti. Kulübümüz 1932 &#8211; 1933 sezonu lig maçlarına katılacaktı. Bunun başka bir alternatifi düşünülemezdi. 31.08.1933 kongresi öyle bir kongre oldu ki, spor tarihimiz bugüne dek böyle bir kongre daha yazmamıştır. Kongremize İstanbul ve diğer birçok Anadolu illerinden de gelenler oldu. Çok hareketli konuşmaların yapıldığı bu tarihi ve büyük kongrede, kulübümüzün sarı &#8211; lacivert olan renkleri aynı kalmak şartı ile &#8220;ANKARAGÜCÜ GENÇLİK ve SPOR KULÜBÜ&#8221; adı ile faaliyetini sürdürmesine karar verildi. Kulübümüz &#8220;İmalat-ı Harbiye&#8221; 1932 &#8211; 1933 yılı lig maçlarına bu defa &#8220;ANKARAGÜCÜ GENÇLİK ve SPOR KULÜBÜ&#8221; adı ile yer aldı.</p>
<p><strong>ANKARAGÜCÜ ADI NEREDEN GELİYOR?</strong></p>
<p>Kulübümüzün bu tarihi kongresinde isim babaları çoğalmıştı. Milli takımımızın eski kaptanlarından Alaaddin BAYDAR ve kardeşi futbol federasyonu kurucu üyelerinden Nasuhi Esat BAYDAR başta olmak üzere Marangoz Fabrikası Müdürü Hüseyin Yakup ÇEKE, Rüştü PASİNLER, Mühendis Cevdet AROYMAK ve İstanbul’daki ilk kurucu üyelerimizden Kerim FİL’den oluşan bir isim komisyonu kuruldu.</p>
<p>İsim konusunda gelen teklifler “Mustafa Kemal, Kuvay-i Milliye ve Kurtuluş Savaşı” fikir sempozyumunu taşıyordu.</p>
<p>Çankaya Güneşi,</p>
<p>Dikmen Yıldızı,</p>
<p>Zafer,</p>
<p>Kurtuluş,</p>
<p>İmalat-ı Harbiye Gücü.</p>
<p>Ağırlık kazanan teklifler arasında yer alıyordu.</p>
<p>Çankaya Güneşi, Mustafa Kemal’di.</p>
<p>Dikmen Yıldızı, devrin ünlü yazarlarından Aka Gündüz’ün Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı’nı anlatan o devrin çok okunan bir esertan o devrin çok okunan bir  Zafer ve Kurtuluş isimleri Kurtuluş savaşı ve büyük zafer ile ilgili idi.</p>
<p>Ahmet BAYDAR, Kerim Fil’e dönerek “Biliyorsun, İmalat-ı Harbiye adını kullanmamız Mıntıka tarafından yasaklandı. Peki bu İmalat-ı Harbiye’nin gücünü, Kurtuluş Savaşının karargahı olan Ankara’nın gücü ile birleştiremez miyiz? Ne dersiniz?” diye sordu. Komisyon üyeleri ayağa kalkmış, ANKARAGÜCÜ adına alkış tutuyorlardı.</p>
<p>Bütün bunlar bir saat içinde olup bitmişti. Heyet kongre salonuna dönerek, üç kelimeden ibaret olan raporu okudu.</p>
<p>“YENİ ADIMIZ ANKAR’NIN GÜCÜ’DÜR”. Kongre üyeleri heyetin kararında küçük bir değişiklik yaptılar ve yeni adımız “ANKARAGÜCÜ”’dür.</p>
<p><strong>AS-FA GÜCÜ ADINI ALIYORUZ</strong></p>
<p>1938 yılında yürürlüğe giren 3512 sayılı &#8220;Cemiyetler Mıntakavi isim kullanamazlar&#8221; hükmü nedeni ile adımızı tekrar değiştirmek gerekmişti. 31.08.1939 günü yapılan kongrede yasaya uyulmak maksadıyla adımız bu defa &#8220;AS-FA GÜCÜ&#8221; oldu.</p>
<p>Spor teşkilatı, 1942 yılında yayınladığı bir genelgede Cemiyetler kanunun &#8220;Mıntakavi İsim&#8221; bölümünün yanlış anlamlara yol açtığını belirtti. Kulüpler mıntakavi isimler alabilirlerdi. Bu genelgeye dayalı olarak 31.08.1942 günü yapılan kongremizde kulübümüzün renkleri aynı kalmakla birlikte &#8220;AS-FA ANKARAGÜCÜ GENÇLİK ve SPOR KULÜBÜ&#8221; adını aldık.<br />
<strong>YİNE LİG&#8217;TEN İHRAÇ EDİLİYORUZ</strong></p>
<p>1942 yılında asker futbolcuların askeri güçlerde oynaması kararına sivil kulüp yöneticileri &#8220;dengeyi&#8221; bozuyor gerekçesi ile itirazda bulunuyorlardı. Sonuçta 1942 &#8211; 1943 sezonu maçlarının Asker &#8211; Sivil iki grup halinde oynanmasına karar verildi.</p>
<p>Askeri ligde AS-FA Ankaragücü, Sivil ligde ise Gençlerbirliği şampiyon olmuşlardı. Ankara şampiyonluğu için iki takımın karşılaşması gerekiyordu. İki kulüp arasındaki rekabet bir de asker sivil ayrılığı karışınca bu maçı yönetecek hakem bulmada güçlük çekildi. Sonunda, futbol federasyonu eski başkanlarından Halim Çorbalı&#8217;nın teklifi üzerine Gazi Eğitim Enstitüsünde öğretmen olarak görev yapan İngiltere Federasyonuna mensup Mr. Prior üzerinde anlaşma sağlandı.</p>
<p>İngiliz hakem, maça iyi bir başlangıç yapmıştı. Hatta lehimize bir de penaltı vermiş bunu Fikret BİLAL gole çevirmişti. Penaltı golünü Halim ÇORBALI&#8217;nın attığı beraberlik golü izledi. Takımımız Saksağan Mehmet&#8217;in (Yavuz) attığı gol ile 2 &#8211; 1 öne geçmiş ancak Halim ÇORBALI&#8217;nın golüne mani olamamıştık(2 &#8211; 2). Attığımız bir golü hakem saymamış futbolcularımızın yaptığı itiraz sonucunda takımımızdan Kenan ÇOLAK, Fikret BİLAL, Mehmet ve Salim KANDEMİR&#8217;i oyundan atmış, takımımız sahada 7 kişi kalmıştı. Sonuçta Gençlerbirliği&#8217;ne 4 &#8211; 2 yenilerek şampiyonluğu kaybetmiştik.</p>
<p>Yöneticilerimiz kural hatası yapıldığı gerekçesi ile maçın tekrarını istemiş, fakat Nevzat TANDOĞAN&#8217;ın bölge başkanı, Kerim BÜKEY&#8217;in bölge müdürü ve İhsan BAYRI&#8217;nın futbol ajanı olduğu dönemin yöneticiler, maçın tekrarı yerine kulübümüze bir yıl müsabakalardan men (ligden ihraç) kararı vermişlerdi.</p>
<p>Karar tarihinde Fikret KARABUDAK Askeri Fabrikalar Umum Müdürü ve kulübümüzün hami başkanı idi. Karabudak paşanın etkin girişimleri sonucu ihraç kararı geri alındı ve kulübümüz 1947 yılından itibaren tekrar maçlara katılmaya başladı.<br />
<strong>LİGDEN BU DEFA BİZ ÇEKİLİYORUZ</strong></p>
<p>1947 yılında Ankara&#8217;da lig maçlarına katılan kulüp sayısı 32&#8242;ye yükseltilmişti. Lig heyeti bu yüzden 32 kulübü 8&#8242;er takımlık 4 guruba ayırdı. Guruplarında ilk 3 sırayı alacak 12 takım Ankara şampiyonunu belirlemek için aralarında tek devreli maçlar yapacaklardı. Bu maçlar sonucunda 1 &#8211; 8 arasında dereceye girecek kulüpler, ertesi yılın amatör birinci kümesini oluşturacaklardı.</p>
<p>Lig heyeti askeri takımları Sarı grupta toplamıştı, takımımız bu gurupta Harbolu&#8217;nun arkasından bir puan eksiği ile ikinci olmuş ve play-off müsabakalarına katılma hakkını elde etmişti. Play &#8211; off müsabakalarının ortasına gelindiğinde Genel Kurmay Başkanlığı askeri güçlerin sivil kulüpler ile maç yapmasını yasaklamış, kulübümüz bu karar gereği lig maçlarından çekilmek zorunda kalmıştı.</p>
<p><strong><br />
HÜVİYET DEĞİŞTİREREK LİGE DEVAM EDİYORUZ</strong></p>
<p>Bu karar üzerine kulübümüz genel başkanı Tüm General Fikret KARABUDAK kongreyi toplantıya davet etti. 02.07.1948 günü yapılan kongrede &#8220;Cemiyetler Yasasına göre sivil kulüpler arasında faaliyet gösterebileceğimiz yeni bir tüzük hazırlanması&#8221; kararı alındı.Komisyon çalışmalarını çok kısa bir sürede tamamlayarak kulüpler arasında maç yapabileceğimiz yeni bir tüzük taslağı hazırladı.</p>
<p>Taslak 31.07.1948 günü yapılan kongremizde kabul edilerek &#8220;ANKARAGÜCÜ GENÇLİK SPOR KULÜBÜ&#8221; adı ile liglere katılmamız sağlandı.</p>
<p>O yılın lig maçlarında iki hükmen yenilgi dışında yenilgi almamış ve ligi 4.sırada bitirmiştik.</p>
<p>YİNE CEZA, YİNE EZA&#8230; AMA, DENEYİMLİYİZ ARTIK&#8230;<br />
RENKLERİMİZ ATATÜRK&#8217;ün ANISIDIR.<br />
İMALAT-I HARBİYE DÖNEMİ BAŞLIYOR.<br />
İKİ KARDEŞ KULÜP BİRLEŞİYOR<br />
TURAN SANATKARANGÜCÜ&#8217;nün TEKRAR KURULUŞU<br />
ALTINÖRS İDMANYURDU ANKARA&#8217;DA TEKRAR KURULUYOR<br />
TURAN SANATKARANGÜCÜ</p>
<p>Kaynak:<a href="http://www.ankaragucu.org.tr/tr/icerik/1-Tarihce.html" target="_blank"> http://www.ankaragucu.org.tr/tr/icerik/1-Tarihce.html</a>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fankaragucu-futbol-kulubu%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/ankaragucu-futbol-kulubu/&amp;text=Ankaragücü futbol kulübü&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/ankaragucu-futbol-kulubu/&amp;t=Ankaragücü futbol kulübü">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/ankaragucu-futbol-kulubu/&amp;title=Ankaragücü futbol kulübü&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fankaragucu-futbol-kulubu%2F&name=buzlu.org&description=Ankarag%C3%BCc%C3%BC+futbol+kul%C3%BCb%C3%BC" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/ankaragucu-futbol-kulubu/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/ankaragucu-futbol-kulubu/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/ankaragucu-futbol-kulubu/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/ankaragucu-futbol-kulubu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

