<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>buzlu.org &#187; silah</title>
	<atom:link href="http://www.buzlu.org/benzer/silah/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buzlu.org</link>
	<description>bilgi mi aradın, doğru yerdesin...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 29 Jan 2012 19:33:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Radyasyon ve zararları</title>
		<link>http://www.buzlu.org/radyasyon-ve-zararlari/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/radyasyon-ve-zararlari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Jan 2011 18:01:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[ödev]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[deney]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[işareti]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[korunma]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Radyasyon]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[TAEK]]></category>
		<category><![CDATA[zararları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5025</guid>
		<description><![CDATA[Radyasyon kaynakları diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de faydalı amaçlarla tıp, endüstri, araştırma ve eğitim alanlarında kullanılmakta olup, 2690 sayılı yasa gereği yayımlanan Radyasyon Güvenliği Tüzüğü ve Yönetmeliği uyarınca iyonlaştırıcı radyasyon kaynakları ile yapılan her türlü faaliyet için (ithal, ihraç ve imal edilmesi, alınması, satılması, bulundurulması, kullanılması, taşınması, depolanması v.b) TAEK&#8217;den izin ve lisans alınması [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/01/radyasyon.jpg"><img class="size-full wp-image-5026 aligncenter" title="radyasyon" src="http://www.buzlu.org/images/2011/01/radyasyon.jpg" alt="" width="231" height="242" /></a></p>
<p>Radyasyon kaynakları diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de faydalı amaçlarla tıp, endüstri, araştırma ve eğitim alanlarında kullanılmakta olup, 2690 sayılı yasa gereği yayımlanan Radyasyon Güvenliği Tüzüğü ve Yönetmeliği uyarınca iyonlaştırıcı radyasyon kaynakları ile yapılan her türlü faaliyet için (ithal, ihraç ve imal edilmesi, alınması, satılması, bulundurulması, kullanılması, taşınması, depolanması v.b) TAEK&#8217;den izin ve lisans alınması gerekmektedir.</p>
<p>Ancak, radyasyon kaynaklarının, kullanımından vazgeçilmesi,kuruluşların devredilmesi ve ya sorumlu kişilerin ayrılması/ değişmesi gibi nedenlerle yanlışlıkla hurdacılara satılması ve bilinçsiz olarak diğer hurda malzemelere karışması sonucu; insan sağlığı açısından onarılması zor ve ekonomik boyutları büyük sonuçları doğurabileceği hatırdan çıkarılmamalıdır. Nitekim bazı ülkelerde benzeri olaylar yaşanmaktadır.</p>
<p>Bu nedenle, hurda alım, satım veya işlenmesi alanında faaliyet gösteren küçük kuruluşların taşınabilir el dedektörleri ve büyük kuruluşların ise el dedektörlerine ilave olarak tesis giriş kapılarına panel tipi dedektörler sağlayarak hurdalarda olası radyasyon kaynaklarını belirlemeleri gereklidir.<br />
<span id="more-5025"></span><em><strong><span style="color: #ff0000;">Rasyasyon ile ilgili geniş bilgi içeren dökümanı alttaki linkten indirebilirsiniz.</span></strong></em><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><table style="border: 1px solid #CCC;" cellpadding="3" width="100%">
  <tr>
    <td width="35">
      <img src="http://www.buzlu.org/wp-content/plugins/downloads-manager/img/icons/winzip.gif" alt="http://www.buzlu.org/wp-content/plugins/downloads-manager/img/icons/winzip.gif">
    </td>
    <td>
      <b>download:</b> <a href="http://www.buzlu.org/?file_id=22">Radyasyon</a> <small>(111.38KB)</small><br />
      <b>added:</b> 02/01/2011 <br />
      <b>clicks:</b> 134 <br />
      <b>description:</b>  <br />
    </td>
  </tr>
</table></p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik-->
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fradyasyon-ve-zararlari%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/radyasyon-ve-zararlari/&amp;text=Radyasyon ve zararları&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/radyasyon-ve-zararlari/&amp;t=Radyasyon ve zararları">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/radyasyon-ve-zararlari/&amp;title=Radyasyon ve zararları&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fradyasyon-ve-zararlari%2F&name=buzlu.org&description=Radyasyon+ve+zararlar%C4%B1" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/radyasyon-ve-zararlari/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/radyasyon-ve-zararlari/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/radyasyon-ve-zararlari/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/radyasyon-ve-zararlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Plütonyum ne kadar tehlikeli ?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/plutonyum-ne-kadar-tehlikeli/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/plutonyum-ne-kadar-tehlikeli/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Dec 2010 11:09:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[bomba]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[icat]]></category>
		<category><![CDATA[kim]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer Silahlar]]></category>
		<category><![CDATA[nekadar]]></category>
		<category><![CDATA[nerede]]></category>
		<category><![CDATA[plutonyum]]></category>
		<category><![CDATA[radyosson]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<category><![CDATA[yapımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5002</guid>
		<description><![CDATA[İkinci Dünya Savaşından sonra ortaya çıkan iki süper güç, nükleer silahlar sayesinde, nerede ise yarım yüzyıla yakın bir süre boyunca dünya barışını ve kendi çıkarlarını korudular. Sovyetler Birliğinin ekonomik ve sonra da politik olarak çökmesi, nükleer silahlar ile sağlanan ve hiç de sağlam olmayan Dünya barışını, umulmadık bir şekilde olumsuz yönde etkilemeye başladı. Son zamanlarda [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/12/Nuclear.gif"><img class="size-full wp-image-5003 aligncenter" title="Nuclear" src="http://www.buzlu.org/images/2010/12/Nuclear.gif" alt="" width="200" height="160" /></a></p>
<p>İkinci Dünya Savaşından sonra ortaya çıkan iki süper güç, nükleer silahlar sayesinde, nerede ise yarım yüzyıla yakın bir süre boyunca dünya barışını ve kendi çıkarlarını korudular. Sovyetler Birliğinin ekonomik ve sonra da politik olarak çökmesi, nükleer silahlar ile sağlanan ve hiç de sağlam olmayan Dünya barışını, umulmadık bir şekilde olumsuz yönde etkilemeye başladı.</p>
<p>Son zamanlarda radyoaktif madde kaçakçılığı ilgili haberler, basında artan bir sıklıkla yer almaya başladı. Önceleri, ne olduğu ve ne için kullanıldığı bir türlü saptanamayan, kırmızı civa pazarlandığı haberleri yer aldı. Bu malzemenin, nükleer teknolojide yeri olmamasına karşın, nükleer silah yapımında kullanıldığı öne sürülerek astronomik fiyatlarla satıldığı belirlendi. Ardından, metal uranyum çubuklarının pazarlandığı haberleri basında yer aldı. Kırmızı civa olayında olduğu gibi, asılsız iddialar ortaya atılarak; bu malzemeler için de astronomik fiyatların talep edildiği öğrenildi. Son olarak da, yasadışı bir plütonyum piyasasının varlığı haberleri, hemen herkesi rahatsız etmeye başladı. <span id="more-5002"></span></p>
<p>Önce miligramlar mertebesinde, daha sonra da 300 g kadar plütonyum, Almanya&#8217;da ele geçirildi. Gazetelerde yer alan haberlere göre kaçakçılar, 4 kg kadar plütonyumu pazarlamayı planlıyorlardı. Alman ve Avrupa basını,Ruslar&#8217; ın tüm itirazlarına karşın, nükleer araştırma merkezlerinin sonuçlarına dayanarak bu plütonyumun kaynağını, Rusya olarak belirlendiler. Bunun üzerine Ruslar, nükleer silah depolarında ve nükleer madde kasalarında herhangi bir eksiklik olmadığını ısrarla belirtmekle beraber, kaçakçılık olayının soruşturulmasında işbirliğine yanaştırılır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Kısaca hatırlattığımız bu radyoaktif madde kaçakçılığı haberlerinden sonra akla gelen ilk soru,sözü edilen bu radyoaktif maddelerin gerçekten ne denli tehlikeli olduklarıdır. İkinci önemli soru ise, bu maddelerin ne kadarının, kimlerin elinde, toplu katliamlara yönelik nükleer silahlara dönüştürülebileceğidir.</p>
<p><strong>Nükleer Silahlar</strong></p>
<p>Nükleer silahları askeri açıdan çok çekici kılan, bu silahların birim ağırlıkları başına, patlaması sırasında ortaya çıkarttıkları enerjidir. Bir bombanın patlaması sonucunda ortaya çıkan enerji, çok kısa bir süre içinde, yakın çevresindeki ortamı ısıtarak bir şok dalgası yaratır. Bu şok dalgası, çevreye, dolayısıyla da hedefe zarar verir. Bir bombanın tahrip gücü, patlama sonucu çevreye eşit derecede zarar verecek kimyasal bir patlayıcı olan trinitro-tolüen&#8217; in (TNT) ağırlığı cinsinden verilir. Kimyasal patlayıcıların çevreye zarar ile nükleer bir patlayıcının vereceği zarar arasında binler veya milyon mertebesinde bir fark vardır.</p>
<p>Örneğin, Amerikan Minuteman-III Kıtalar Arası Balistik Füzesi içinde bulunan, her biri 170 kt gücünde, ağırlığı yaklaşık 400 kg&#8217; dan az olan W62 nükleer başlıkları,patlama sonucu 170,000 ton TNT&#8217; e eşdeğer bir enerji açığa çıkarırlar. Diğer yandan, dünyadaki en güçlü nükleer bombalar, Çinlilerin CSS-4 sistemleri olup; güçleri 5-10 Mt (5-10 Milyon ton TNT&#8217; ye eşdeğer) dolayında, ağırlıkları ise 5 tondan azdır.</p>
<p>Nükleer silahları, güç-ağırlık oranları çekici yapmaktadır. Askeri dilde taşıma platformları olarak anılan, uçak veya füze teknolojisine sahip uluslar için nükleer patlayıcılar, çok uzaklardaki hedefleri vurabilme olanağı vermeleri açısından büyük önem taşımaktadırlar.</p>
<p>Nükleer silahların caydırıcı rolünün bir göstergesi,yarım yüzyıla yakın bir süredir bozulmayan Dünya barışıdır. Nükleer silahlara sahip bir ülke, benzer bir saldırının kendisine de yapılacağı kabusu ile yaşamak zorundadır. Bu nedenle nükleer silah sistemleri, &#8220;sac ayağı&#8221; olarak tanımlanan, bir üçlü sistemden oluşur. İlk sistem, düşmanın Kıtalar Arası Balistik Füze (KABF) silolarını hedef alan KABF sistemidir. Bu sistem, planlanmış bir saldırıda ya da saldırı karşısında savunma amacı ile kullanılabilmektedir.</p>
<p>ABD ve eski SSCB, karşılıklı olarak ilk saldırıda bulunmama garantisi vermiş ve KABF sistemleri salt kendilerine yapılacak bir saldırı karşısında kullanma kararını benimsemişlerdir. Bir nükleer savaşın ilk yirmi dakikasında, KABF&#8217; lerin çoğunluğunun imha edilmesi ve bunların çevreye çok büyük zararlar vermesi olasılığına karşılık,daha çok intikam alma amacına yönelik olan Denizaltından Atılan Balistik Füzeler (DABF) sistemi geliştirilmiştir. Bu füzelerde, KABF başlıklarına oranla daha güçlü olan çok sayıda nükleer patlayıcı vardır ve füze siloları yerine kentleri hedef alırlar.</p>
<p>Kısacası nükleer güçler,karşı tarafın sivil halkını rehin almaktadırlar. Üçüncü sistem ise, KABF ve DABF sistemlerinin arasında devreye girebilen, insan kumandası ile çalışan ve gerektiğinde geri çağrılabilir nükleer silahlar taşıyabilen bombardıman uçaklarıdır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Nükleer Bomba Nedir ?</strong></p>
<p>Nükleer bombaların çalışma ilkesi,iki ayrı tür çekirdek tepkimesine dayanır. Ağır çekirdeklerin parçalanması, yani fisyon olayı ile enerji üreten nükleer bombalara, yanlış bir terim olmasına karşın, Atom Bombası denilmektedir. Diğer bir bomba tipi ise, açığa çıkardığı enerjinin çoğunluğu hafif çekirdeklerin kaynaşmasına; yani füzyon tepkimesine dayanan, termonükleer bomba ya da Hidrojen Bombasıdır. Henüz geliştirilme aşamasındaki çok yeni tasarımlar dışında, termonükleer bombaların ateşlenmesinde fisyon tepkimesinden yararlanılır.</p>
<p>Diğer bir deyişle hidrojen bombasının tetik mekanizması bir atom bombasıdır. Dolayısıyla nükleer silahların yapılabilirliğini incelemede, atom bombası yapımı için gerekli malzeme ve teknolojinin neler olduğunun belirlenmesi yeterlidir. Fisil, yani bölünebilir madde adını verdiğimiz uranyum izotoplarından U-233 ve U-235 ile insan yapısı olan plütonyum izotopu Pu-239, nükleer silahların ham maddeleridir. Uygun miktar ve geometride bir araya getirilen bu malzemelerde fisyon tepkimesi, bir nötron kaynağı yardımı ile başlatılır.</p>
<p>Kaynaktan çıkan bir nötron, fisil madde ile fisyon tepkimesine girerek, fisil maddenin çekirdeğinin parçalanmasına yol açar. Bu tepkime sonunda, yüksek kinetik enerjiye sahip (fisil maddenin çekirdeğine göre) iki hafif çekirdekten başka, iki veya üç tane de nötron ortaya çıkar. Ortaya çıkan bu nötronlardan bazıları, sistemdeki diğer fisil çekirdeklerle fisyon tepkimesine girmeksizin sistemi terk ederler. Sistemden kaçan nötronların fisyon tepkimesine girenlere oranı, sistemin fiziksel büyüklüğü ile ters orantılıdır. Fisyon tepkimesinden çıkan nötronlardan bir kısmı ise, fisil maddede veya sistemdeki diğer maddelerde fisyon yapmayacak tepkimelerle yutulurlar. Sızma ve yutulma kayıplarından arta kalan nötronlar yeniden fisyon tepkimesi yaratırlar.</p>
<p>Eğer sistemde yeterli fisil madde varsa ve seçilen geometri uygunsa, art arda gelişen (zincirleme) fisyon tepkimeleri sonucu, sistemdeki nötron sayısı zamanla artar. Hızla oluşan bu zincir tepkimeler sonucu, çok büyük bir ısı açığa çıkar. Sıcaklığı artan sistem genleşme eğilimi gösterir ve sistemden sızan nötronların oranı artar; bunun sonucu olarak da zincirleme tepkimeler sona ere. Dolayısı ile, nükleer bomba tasarımında en önemli konu, malzeme ve geometri seçiminin, zincirleme tepkimeyi mümkün olduğunca uzun süre devam ettirecek şekilde yapılmasıdır.</p>
<p>Nükleer sistemler tasarlanırken, nötron sızıntısının en aza indirilebilmesi amacıyla genelde küresel geometri yeğlenir. Küre, bütün geometrik cisimler içinde,hacim başına en az yüzeye sahip olanıdır. Tümüyle fisil maddeden oluşan bir kürenin çapı büyüdükçe,sızan nötronların oranı azalmaktadır.</p>
<p>Kullanılan fisil malzemeye bağlı olarak değişen, belli çaptaki bir kürede her bir fisyon olayından doğan nötronlardan en az biri, yeni bir fisyon tepkimesine yol açarak, zincirleme tepkimelerin oluşmasını sağlar. Böyle bir sisteme kritik kütle adı verilir. Kürenin çapı,kritik çaptan büyük ise, her bir fisyon olayı, birden fazla fisyon tepkimesine yol açar. Bu durumda zincirleme tepkimeler artarak devam eder. Bu tip sistemlere kritik-üstü adı verilir. Kürenin çapı kritik değerinin altındaysa, zincirleme tepkimeler oluşmaz ve böyle sistemler kritik-altı sistemler adı ile anılır.</p>
<p>Nükleer bir bombanın yapımı sırasında kritik kütle oluşturacak kadar fisil maddeyi bir küre halinde bir araya getirmeye çalışmak, patlamaya yol açar. Bu nedenle, nükleer silahların içine konan fisil madde, normal koşullardaki yoğunluğunda zincirleme tepkimeye izin vermeyecek kadar küçük bir metal küre halindedir. Bu metal küre, bombanın patlaması için, kimyasal patlayıcılar yardımı ile sıkıştırılarak, çok daha yoğun; ancak daha küçük bir küre haline getirilir. Kürenin yoğunluğunun artması ile nötron sızıntısı azalır ve çok hızlı gelişen zincirleme tepkimeler,nükleer patlamaya neden olur.</p>
<p>Bir nükleer bombanın yapımı için, yalnızca fisil malzemeye sahip olmak yeterli değildir. Fisil maddeden yapılmış kürenin sıkıştırılabilmesi için, kimyasal patlayıcıları senkronize olarak ateşleyecek düzeneklerin yapımı, bu alanda ileri bir teknolojiye sahip olmayı gerektirmektedir.</p>
<p><strong>Fisil Madde</strong></p>
<p>Nükleer bombalarda kullanılabilecek fisil maddelerden günümüzde en çok tercih edileni, plütonyumdur. Nükleer silahlara sahip olan bütün ülkelerin bombaları plütonyumdan yapılmıştır. Plütonyumun (daha doğru kullanımı ile Pu239&#8242;un) fisyon başına ürettiği nötron sayısı, diğer fisil maddelere oranla daha fazladır. Bu da, daha az malzeme ile kritik kütle elde edilebilmesine olanak verir. Pu239, yarı ömrü 24 000 yıl olan kararsız bir çekirdek olması nedeni ile, doğada bulunmaz. Doğal uranyumun %99.3&#8242;ünü oluşturan ve fisil olmayan bir izotop olan U238&#8242; in nükleer reaktörlerde nötronlarla ışınlaması ile elde edilir. Pu239 üretebilmek için bir nükleer reaktör ve bir kimyasal ayrıştırma tesisi gerekirken; U235, ancak çok pahalı olan izotop zenginleştirme yöntemlerinin kullanılması ile elde edilebilir.</p>
<p>Nükleer bomba hammaddesi olarak kullanılabilen diğer fisil madde U233, doğada bulunmadığından, yine Pu239&#8242; a benzer yöntemlerle üretilebilmektedir. U233 üretimi için, toryumun doğada bulunan tek izotopu olan Th232, bir nükleer reaktörde nötronlarla ışınlanır. Daha sonra kimyasal ayrıştırma gerektiren bu işlem, ortaya çıkan yan ürünlerin daha fazla radyoaktif olmasından dolayı Pu239 üretiminden daha zordur. Bu nedenle pek kullanım alanı bulamayan bu izotop, nükleer silah sahibi devletler için cazip bir alternatif değildir. Fisil uranyum izotopları,yalnızca nükleer silah teknolojisine gizlice girme amacı taşıyan az gelişmiş ülkelerin ilgi duyabileceği maddeler olabilir.</p>
<p><strong>P</strong><strong>lütonyum</strong></p>
<p>Glenn Seaborg tarafından 1940 yılında keşfedilen 94 atom numaralı bu element, yapay olarak üretilmektedir. Doğada eser miktarlarda bulunan ve saptanması bile çok güç olan Plütonyum, kimyasal olarak aktenitler sınıfına dahildir. Uranyumun 238 ağırlıklı kararsız U239 çekirdeği, art arda iki beta ışıması yaparak Pu239&#8242; a dönüşür. Bir nükleer reaktörde bulunan U238 çekirdeklerinin tümünün, nötron yutar yutmaz reaktörden çıkartılmasına olanak yoktur. Bunun sonucu oluşan plütonyum uzun bir süre nötron bombardımanı altında kalır.</p>
<p>Pu239, nötronlarla fisyon tepkimesine girebildiği gibi; nötron yutup gama ışıması yaparak daha ağır bir izotop olan Pu240&#8242; ı oluşturur. Pu240 fisil bir izotop olmadığından, reaktörde uzun süre bekleyen Plütonyumun nükleer silah yapımı açısından kalite düşer. Pu240 da nötron yutarak, nükleer silah yapımı için Pu239 kadar elverişli olmayan daha ağır plütonyum izotoplarının (Pu241 ve Pu242) açığa çıkmasına neden olur. Elektrik üretiminde kullanılan nükleer santrallerde, yakıtlar uzun süre reaktörde kaldığı için, bu santrallerden elde edilecek plütonyum, nükleer silah yapımına uygun değildir. Askeri amaçlı plütonyum (Pu239 bakımından zengin), özel olarak tasarlanmış reaktörlerde, U238&#8242;in ışınlanması ile üretilir.</p>
<p>Ele geçirilen Plütonyumun analizi, izotop üretim reaktörlerinin yapısı ve kimyasal süreçlere ilişkin verilerle birleştirildiğinde, Plütonyumun kaynağı ile ilgili çıkarımlar yapılabilir. Nükleer silah üretiminde, genellikle %90&#8242;nun üzerinde Pu239 içeren plütonyum kullanılır. Bu zenginlikte plütonyumdan yapılacak en ilkel bomba için en az 10 kg plütonyuma gereksinim vardır. Daha gelişmiş bir tasarım ile bu miktar, 4kg&#8217;a kadar indirilebilir. Bir nükleer bomba yapımı için gerekli fisil malzeme miktarını azaltmak, ancak teknolojideki deneyim ve ilerleme ile olasıdır.</p>
<p>Başka bir deyişle, nükleer bomba yapmak için plütonyum elde eden tarafın, çok geniş tarafın, çok geniş teknolojik olanakların yanı sıra deneyime de sahip olması gerekmektedir. Terör örgütlerinin, ele geçirecekleri bir kaç kilo plütonyum ile nükleer bir silah yapmaları son derece zor olacaktır. Yine de kaçak olarak elde edilebilecek plütonyum, nükleer silahlar konusunda uzun süre çalışma yapmış, gelişmekte olan ülkeler için cazip olabilir.</p>
<p>Basında son zamanlarda yer alan Almanya&#8217;da ele geçirilmiş birkaç miligram veya 300 g plütonyumun, askeri bir değeri yoktur. Bu miktarlarda plütonyum ile nükleer silah yapmaya olanak yoktur. 4 kg dolayındaki miktarlar ise, çok düşündürücü olabilir. Gerekli teknolojiye sahip ülkeler için bu miktarlar, nükleer silah yapmaya yeterli olabilecektir. Ne var ki nükleer silah konusunda düzenli bir program yürütme şansı olmayan terör örgütleri için, çok daha büyük miktarlar gerekmektedir.</p>
<p><strong>Plütonyum Zehirleyici mi ?</strong></p>
<p>Ne yazık ki sansasyon yaratma amacı güden bazı basın kurumlarının gerçekle bağdaşmayan telkinleri ve konunun uzmanı olmayan kişileri kaynak göstererek verdikleri bilgiler doğrultusunda, kamuoyunda plütonyumun nükleer silah yapımının yanı sıra zehir olarak da kullanılabileceği yolunda genel bir kanı oluştu. Gerçekten de zehirli bileşikler oluşturabilen bu elementin, zehirlilik boyutunu incelemekte yarar vardır.</p>
<p>Plütonyumun zehirleyici özelliği, insan vücuduna hangi yolla ve hangi kimyasal bileşik halinde girdiğinde bağlıdır. Dünya atmosferinde halen,nükleer patlamalar sonucunda buharlaşarak, kullanılmayarak açığa çıkan beş ton kadar plütonyum bulunduğu tahmin edilmektedir.</p>
<p>Nükleer silahlar geliştikçe, içlerine konan Plütonyumun daha büyük bir çoğunluğunun fisyon tepkimesinde kullanılmasına karşın, geçmişteki nükleer denemeler de göz önüne alınırsa, ortalama olarak nükleer bombalardaki Plütonyumun yaklaşık %20&#8242;sinin kullanıldığını söylemek olasıdır.</p>
<p>Dünya atmosferinde böylesine çok miktarda bulunan tahmin edilen plütonyumdan, bugüne kadar hiçbir insanin zehirlendiği bildirilmemiştir. Yinelenmek gerekirse plütonyum zehirleyici özelliği, insan vücuduna hangi yolla, hangi kimyasal bileşik halinde girdiğine bağlıdır. Madeni haldeki Plütonyumun zehirleyici özelliği çok düşük olduğundan, birkaç kg plütonyum, terör örgütlerinin amaçladıkları toplu ölümleri sağlamaya yeterli olmamaktadır. Solunum dışı yollarla vücuda giren plütonyum, çok daha zehirli olabilir. Öte yandan piyasa da çok daha ucuza, çok daha etkili zehirli kimyasal bileşikler elde etmenin olası olduğunu vurgulamak gerekir.</p>
<p>Hiç bir terör örgütü, zehir olarak kullanma amacı ile plütonyum elde etmeye çalışmayacaktır. Terör örgütlerinin ilgisini çeken, akut ölümlere yol açan, çabuk etki gösteren silahlardır. Bu tür kimyasal bileşikleri elde etmek veya küçük atölyelerde birkaç kişiden oluşan gruplarla üretmek, plütonyumdan zehir üretmeye oranla çok daha ucuz ve kolaydır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fplutonyum-ne-kadar-tehlikeli%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/plutonyum-ne-kadar-tehlikeli/&amp;text=Plütonyum ne kadar tehlikeli ?&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/plutonyum-ne-kadar-tehlikeli/&amp;t=Plütonyum ne kadar tehlikeli ?">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/plutonyum-ne-kadar-tehlikeli/&amp;title=Plütonyum ne kadar tehlikeli ?&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fplutonyum-ne-kadar-tehlikeli%2F&name=buzlu.org&description=Pl%C3%BCtonyum+ne+kadar+tehlikeli+%3F" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/plutonyum-ne-kadar-tehlikeli/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/plutonyum-ne-kadar-tehlikeli/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/plutonyum-ne-kadar-tehlikeli/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/plutonyum-ne-kadar-tehlikeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güneş Harekatı (operasyonu)</title>
		<link>http://www.buzlu.org/gunes-harekati-operasyonu/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/gunes-harekati-operasyonu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2009 14:45:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[basında çıkan haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş Harekatı]]></category>
		<category><![CDATA[harekat nasıl başladı]]></category>
		<category><![CDATA[Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Jandarma Genel Komutanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kim kazandı]]></category>
		<category><![CDATA[kırmızı çizgi]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl bitti]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[operasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Piyade Onbaşı Kasım Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[pkk]]></category>
		<category><![CDATA[PKK/KONGRA-GEL]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[terör örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[tsk]]></category>
		<category><![CDATA[ırak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3559</guid>
		<description><![CDATA[Güneş Harekâtı ya da Güneş Operasyonu, Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin, 2007 Ekim&#8217;inde Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nden geçen tezkereden aldığı yetkiye dayanarak, 21 Şubat 2008&#8242;de Türkiye saati ile 19.00&#8242;da başlattığı Irak&#8217;ın kuzeyi&#8217;ne hava yoluyla da desteklenen sınır ötesi kara harekâtı  Harekât 29 Şubat 2008 tarihinde, Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;ne bağlı birliklerinin Türkiye sınırları içine dönmesiyle son bulmuş, harekâtın [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/07/Güneş-Harekatı.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3560" title="Güneş Harekatı" src="http://www.buzlu.org/images/2009/07/Güneş-Harekatı.jpg" alt="Güneş Harekatı" width="282" height="226" /></a></p>
<p>Güneş Harekâtı ya da Güneş Operasyonu, Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin, 2007 Ekim&#8217;inde Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nden geçen tezkereden aldığı yetkiye dayanarak, 21 Şubat 2008&#8242;de Türkiye saati ile 19.00&#8242;da başlattığı Irak&#8217;ın kuzeyi&#8217;ne hava yoluyla da desteklenen sınır ötesi kara harekâtı  Harekât 29 Şubat 2008 tarihinde, Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;ne bağlı birliklerinin Türkiye sınırları içine dönmesiyle son bulmuş, harekâtın sonlandığı Genelkurmay Başkanlığı tarafından da doğrulanmıştır</p>
<p>8 Ekim 2007&#8242;de Şırnak&#8217;ın Gabar Dağı mevkiinde gerçekleşen PKK/KONGRA-GEL saldırısında hayatını kaybeden Şanlıurfalı Piyade Onbaşı Kasım Aksoy&#8217;un 3 yaşındaki kızı Güneş&#8217;in adının verildiği harekât, o güne dek yapılan hava operasyonlarının devamı niteliğindedir. Genelkurmay Başkanlığı&#8217;ndan yapılan açıklamada &#8221; sivillerin ve Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;ne düşmanca bir harekette bulunmayan yerel unsurların harekattân olumsuz etkilenmemeleri için gerekli hassasiyetin gösterilmesine devam edilecektir.&#8221; denilmiş olup; harekâtın amacının, &#8220;PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün mensuplarını etkisiz kılmak ve Kuzey Irak&#8217;taki örgütsel altyapıyı kullanılmaz hâle getirmek&#8221; olduğu belirtilmiştir.<br />
<span id="more-3559"></span><br />
<strong>Harekât öncesi durum</strong></p>
<p>Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK/KONGRA-GEL&#8217;e karşı düzenlediği son dönemdeki operasyonlarına 1 Aralık 2007&#8242;de başlamıştır. 50-60 kişilik gruba müdahale edilen bu nokta operasyonun ardından, hava yoluyla yapılan çeşitli operasyonlarla bu müdahaleler devam etmiştir. Bu dönemde kara yoluyla yapılan tek operasyon 17-18 Aralık 2007 tarihlerinde Türkiye-Irak sınırını geçmeye çalışan, silahlı PKK/KONGRA-GEL mensuplarına yapılan müdahaledir. Bunun sonucunda, bölgede konuşlu kara birlikleri, sıcak takiple Hakkari Şemdinli bölgesinde sınırdan birkaç kilometre uzağa gitmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Harekâtın başlangıcı </strong></p>
<p>2007 Aralık&#8217;ından beri yapılan operasyonların ardından 21 Şubat 2008&#8242;de Türkiye saati ile 10.00 ve 18.00 arasında Türk Hava Kuvvetleri&#8217;ne ait uçaklar ve Türk Kara Kuvvetleri&#8217;ne ait karada konuşlu uzun menzilli silahlar belirlenen hedefleri vurmuştur.</p>
<p>Hakkari’nin Çukurca ilçesindeki 3’üncü Sınır Jandarma Taktik Alay Komutanlığı’nda konuşlandırılan 40 km menzilli 105 ve 203 mm çaplarındaki obüslerle yapılan topçu ateşiyle başlayan bu taaruzlar, 30 km uzaklıktaki Zap, 15 km uzaklıktaki Hakurk ve 10 km uzaklıktaki Avaşin kamplarını hedef almıştır. Bu atışların amacı PKK/KONGRA-GEL’in lojistik desteğini ve kaçışını engellemektir.</p>
<p>Karadan açılan bu ateşe destek olarak, aynı amaçla havalanan savaş uçaklarının düzenlediği hava operasyonunda ise, Kuzey Irak’taki 4 köprü yok edilmiştir.</p>
<p>İlkbaharda yapılacağı düşünülen sınır ötesi kara harekâtı, yapılan bu taaruzların ardından aynı akşam, TSİ 19.00&#8242;da başlamıştır.</p>
<p>Jandarma Genel Komutanlığı&#8217;na bağlı 2&#8242;nci Ordu Komutanlığı&#8217;nın sevk ve idaresinde, Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı tarafından gerçekleştirilen harekat, Türk Kara Kuvvetleri ve Türk Hava Kuvvetleri&#8217;ne bağlı unsurlarca da desteklenmiştir. Hakkari&#8217;de Çukurca&#8217;nın Üzümlü ve Şemdinli&#8217;nin Derecik kesimlerinden Kuzey Irak&#8217;a geçen dağ komando birliği ve özel harekât timlerine, termal kameralı M60 Patton tankları ve diğer kara unsurları ile Diyarbakır&#8217;daki 2. Taktik Hava Üs Komutanlığı&#8217;ndan havalanan yaklaşık 20 tane F-16 savaş uçağı destek vermiştir.</p>
<p>TSK&#8217;nın 3 Mart günü yaptığı basın toplantısında, ana hedefin PKK&#8217;nın Zap kampı ana hedef olmak üzere Zap bölgesi olduğu, diğer kamplara şaşırtma ve baskı amaçlı hava indirme ve hava bombardımanı yapıldığı açıklanmıştır.</p>
<p>TSK&#8217;ya göre, &#8220;Harekat süresince bölgedeki 60 hedef grubuna (272 hedef) hava taarruzu icra edilmiş; ayrıca Kara Kuvvetleri ateş destek vasıtaları tarafından 517 adet muhtelif hedef ateş altına alınmıştır. Harekatın başından itibaren, manevra birlikleri ve uçaklar tarafından 126 mağara, 290 barınak ve sığınak, 12 komuta merkezi, 11 muhabere tesisi, 6 eğitim tesisi, 23 lojistik tesis, 18 ulaştırma tesisi, 40 hafif silah mevzii ve 59 uçaksavar mevzii kısmen ya da tamamen tahrip edilmiştir.</p>
<p>28 Şubat günü ele geçirilen 3 PKK üyesi ile, bölgede 300 kişi civarında kuvveti bulunan PKK&#8217;nın verdiği kayıp sayısı 240 olmuştur.</p>
<p><strong>Harekatın bitişi </strong></p>
<p>29 Şubat 2008 sabahı TSK, yaptığı basın açıklamasında operasyon hedeflerine ulaşıldığını belirterek birliklerin Türkiye&#8217;ye döndüklerini, çekilme operasyonunun tamamlandığını ilan etmiştir.TSK geri çekilme sürecinde kayıp vermemiştir.</p>
<p><strong>ABD baskısı iddiaları </strong></p>
<p>ABD savunma bakanlığı görevlilerinin 28 Şubat&#8217;ta Ankara&#8217;da yaptığı temasların ertesi günü harekatın sona erdirilmesi, Türkiye içinde tartışmalara sebep oldu. CHP lideri Deniz Baykal, operasyonun ABD&#8217;nin PKK&#8217;nın tam olarak bitirilmesini istemediği için sona erdirildiğini iddia etti.[27] Türk Silahlı Kuvvetleri ise harekatın süresinin önceden belli olduğunu, ABD yetkililerinin ziyaretinin harekata etkisi olmadığını belirtti.</p>
<p><strong>Uluslararası görüşler </strong></p>
<p><strong>Ülkelerin görüşleri </strong></p>
<p><strong>Amerika Birleşik Devletleri </strong></p>
<p>Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, ABD&#8217;nin Türkiye&#8217;ye desteğini vurgulayarak, &#8220;Türk hükûmetiyle çeşitli düzeylerde temas halindeyiz. PKK konusunda Türkiye ile mutlak dayanışmamızı dile getirmeye devam ediyoruz. PKK, ABD ve Türkiye&#8217;nin ortak düşmanıdır. PKK, aynı zamanda Irak halkının ve Irak hükûmetinin de düşmanıdır. Irak toprakları, Türkiye&#8217;ye karşı terörist saldırılar için kullanılmamalı.&#8221; demiştir. Bu, diplomatik alanda Türkiye&#8217;nin elini güçlendirmiştir. Condoleezza Rice, &#8220;Bu son operasyon, mümkün olan en kısa sürede bitirilmeli. Şunu akılda tutmalıyız ki, bir taraftan teröristlerin yaptıkları işin durdurulması gerekirken, diğer taraftan da bölge istikrarsızlaştırılamaz.&#8221; diyerek de, ABD&#8217;nin hassasiyetlerini dile getirmiştir.[28]</p>
<p>22 Şubat 2008 günü Türkiye&#8217;de ziyaretlerde bulunan, içinde 2004&#8242;de ABD Başkanlığına aday olan John Kerry&#8217;nin de bulunduğu ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Heyeti&#8217;nin başkanı Joe Biden de &#8220;İki ülke arasında menfaatlerimiz ve hedeflerimiz ortaktır.&#8221; diyerek, harekât konusundaki desteklerini belirtmiştir.</p>
<p><strong>Irak </strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Celal Talabani belirli bir süre açıklama yapmamış [30]daha sonra ise PKK&#8217;yı terör örgütü olarak gördüklerini söyleyerek harekatın bu örgüt ile sınırlı olduğunu açıklamıştır. PKK&#8217;yı Kandil dağını terketmeye çağırmıştır.</p>
<p>Irak Cumhurbaşkanı açıklama yapmazken, Irak Bölgesel Özerk Kürt Yönetimi lideri Mesud Barzani ise harekâttan duyduğu memnuniyetsizliği belirtmiştir. &#8220;Gerçekleştirilen operasyonlar bize yönelik zorbalıktır.&#8221; diyen Barzani, sorunun askerî yöntemlerle çözümünden yana olmadığını, Kürt yönetiminin de operasyonların bir tarafı olmadığını söylemiştir.</p>
<p>Irak Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari ise, Cumhurbaşkanı Talabani&#8217;nin planlanan Türkiye ziyaretinin, durumun hassasiyeti nedeniyle şu an gerçekleşmeyebileceğini belirtmiştir.</p>
<p><strong>Birleşik Krallık</strong></p>
<p>Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, yaptığı kısa açıklamada terörist saldırılar ve bu saldırılar sonucu ortaya çıkan can kayıplarından büyük üzüntü duydulduğunu söylemiş; fakat çözümün diplomatik yollarla olması ve harekâtın mümkün olan en kısa sürede bitmesi gerektiğini belirtmiştir. Irak topraklarının Türkiye&#8217;ye yönelik saldırılarda üs olarak kullanılmasının önlenmesi için işbirliği çabalarının sürdüğünü vurgulayan sözcü, Türkiye&#8217;nin sivil halka zarar gelmemesi için azami çabayı göstermesini de istemiştir.</p>
<p><strong>Rusya </strong></p>
<p>Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mihail Kamınin, yaptığı açıklamada, Rus hükümetinin gelişmeleri dikkatle izlediğini belirtmiş ve &#8220;Türkiye’yi itidalli olmaya davet ediyoruz.&#8221; diye konuşmuştur. Sınır ötesi harekâtın, T.C. Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın Moskova ziyareti sırasında Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüşmesinde de ele alındığını ifade eden Kamınin, konuşmasının sonunda &#8220;Başka bir ülkenin topraklarının terör eylemleri düzenlemek için kullanılmasına izin vermesinin vehametinin de az olmadığını vurgulamak isteriz.&#8221; demiştir.</p>
<p><strong>Almanya</strong></p>
<p>Almanya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Martin Jaeger, operasyonu büyük endişeyle izlediklerini belirterek, Türk birliklerinin Irak&#8217;ta bulunmasının büyük bir istikrarsızlık riski oluşturduğunu söylemiştir.</p>
<p><strong>Avustralya</strong></p>
<p>Avustralya Dışişleri Bakanı Stephen Smith:Türkiye&#8217;yi Irak&#8217;ın egemenliğine saygı göstermeye ve güçlerini bir an önce geri çekmeye çağırdı.<br />
<strong><br />
Uluslararası örgütlerin görüşleri </strong></p>
<p><strong>Avrupa Birliği</strong></p>
<p>Avrupa Birliği Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Birliği Konseyi Genel Sekreteri Javier Solana, Slovenya&#8217;da yaptığı açıklamada &#8220;Türkiye&#8217;nin kaygılarını anladıklarını, ancak harekâtın en iyi yanıt olmadığını düşündüklerini&#8221; söylemiştir. Irak&#8217;ın toprak bütünlüğüne de değinen Solana, &#8220;Irak&#8217;ın toprak bütünlüğünün AB için çok önemli olduğunu&#8221; da belirtmiştir.</p>
<p><strong>Birleşmiş Milletler </strong></p>
<p>Genel Sekreter Ban Ki-moon, terör örgütü PKK&#8217;nın Kuzey Irak&#8217;tan Türkiye&#8217;ye devam eden saldırılarını derhâl durdurması gerektiği yönündeki çağrısını yineleyerek, sınırın iki tarafında da sivillerin can güvenliğinin korunmasının en önemli husus olduğunu da vurgulamıştır. &#8220;Türkiye&#8217;nin güvenlik endişesini anladığını, ancak iki ülke arasındaki sınırlara saygı gösterilmesi gerektiğini&#8221; belirten Güney Koreli Genel Sekreter, Türkiye ve Irak hükûmetlerine iki ülke arasındaki sınırlarda barış ve istikrarın sağlanması için işbirliği yapmaları çağrısında bulunmuştur.</p>
<p><strong>Basının yaklaşımı</strong></p>
<p><strong>Türk basınının yaklaşımı </strong></p>
<p><strong>Hürriyet </strong></p>
<p>Gazete, haberi &#8220;Karakışta Güneş Doğdu&#8221; sürmanşetiyle vermiş; sürmanşetin altında ise &#8220;Türk askeri Kuzey Irak’a karadan girdi. Harekata Şehit Onbaşı Kasım Aksoy’un 3 yaşındaki kızı Güneş’in adı verildi. PKK’nın lider kadrosu panik halinde güneye kaçıyor.&#8221; ifadesini kullanmıştır.</p>
<p>Hürriyet&#8217;in başyazarı Oktay Ekşi 23 Şubat 2008 tarihli köşeyazısında &#8221; herkes bilmektedir ki bu harekâtla PKK’nın varlığı sıfıra inecek değildir. Ama bu harekât Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sillesinin ne kadar ağır olduğunu hatırlatmak yönünden yararlı ve gereklidir.&#8221; demiştir.</p>
<p><strong>Sabah </strong></p>
<p>&#8220;Yastan Cepheye&#8221; başlığıyla, haberi manşetten veren gazete; &#8220;9 yıl sonra Mehmetçik Kuzey Irak’a karadan girdi. Harekatı 15 gün önce eşini kaybeden Korgeneral Kalyoncu yönetiyor.&#8221; diye yazmıştır.</p>
<p><strong>Milliyet </strong></p>
<p>Haberi Milliyet de manşetten vermiş ve &#8220;Terör Yuvasına Kış Baskını&#8221; manşetiyle çıkmıştır. &#8220;Kuzey Irak’a giren Türk birlikleri PKK’lılarla sıcak temas sağladı. 44 terörist etkisiz hale getirilirken 5 askerin şehit olduğu açıklandı. Genelkurmay hedefleri temizleyip en kısa sürede döneceğiz açıklamasını yaptı.&#8221; ifadesiyle durumu özetlemiştir.</p>
<p><strong>Zaman </strong></p>
<p>&#8220;Bin terörist namlunun ucunda&#8221; manşetini kullandığı birinci sayfasında, &#8220;Terör örgütünü imha etmek için Irak’ın kuzeyine kara harekatı başlatan TSK, yaklaşık bin teröristin barındığı Hakurk üçgenini adım adım tarıyor. Sınırdan yaklaşık 20 kilometre içeriye giren askerlere F-16&#8242;lar da destek veriyor.&#8221; diye belirtmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Vatan </strong><br />
&#8220;Şehitlerin İntikamı&#8221; sürmanşetinin altında, &#8220;44 PKK’lı öldürüldü, 5 şehit&#8221; manşetine yer vermiştir. Haberin girişinde ise &#8220;Kuzey Irak&#8217;taki PKK yuvalarını 2 aydır havadan vuran TSK kimsenin beklemediği bir anda kara harekatı başlattı ve ilk 24 saatte 44 PKK&#8217;lıyı etkisiz hale getirdi.&#8221; diye belirtmiştir.</p>
<p><strong>Cumhuriyet </strong></p>
<p>&#8220;Kuzey Irak&#8217;a giren TSK, baharı beklemeden terör örgütüne yönelik hava destekli operasyon başlattı&#8221; diyerek, &#8220;Karadan kuşatma&#8221; manşetini atmıştır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fgunes-harekati-operasyonu%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/gunes-harekati-operasyonu/&amp;text=Güneş Harekatı (operasyonu)&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/gunes-harekati-operasyonu/&amp;t=Güneş Harekatı (operasyonu)">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/gunes-harekati-operasyonu/&amp;title=Güneş Harekatı (operasyonu)&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fgunes-harekati-operasyonu%2F&name=buzlu.org&description=G%C3%BCne%C5%9F+Harekat%C4%B1+%28operasyonu%29" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/gunes-harekati-operasyonu/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/gunes-harekati-operasyonu/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/gunes-harekati-operasyonu/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/gunes-harekati-operasyonu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Endülüs nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/endulus-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/endulus-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2009 06:35:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[antlaşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[ayaklanma]]></category>
		<category><![CDATA[bağdat]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyetler]]></category>
		<category><![CDATA[darbeler]]></category>
		<category><![CDATA[devletlet]]></category>
		<category><![CDATA[emeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Granada]]></category>
		<category><![CDATA[Gırnata]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdarlar]]></category>
		<category><![CDATA[iber yarımadası]]></category>
		<category><![CDATA[III. Hişam]]></category>
		<category><![CDATA[imza]]></category>
		<category><![CDATA[ispanya]]></category>
		<category><![CDATA[isyan]]></category>
		<category><![CDATA[kahire]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Müdeccenler]]></category>
		<category><![CDATA[Moriskolar]]></category>
		<category><![CDATA[Murabıtlar]]></category>
		<category><![CDATA[Musa Bin Nusayr]]></category>
		<category><![CDATA[Muvahhidler]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[padişahlar]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[yeniçeri]]></category>
		<category><![CDATA[şam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3533</guid>
		<description><![CDATA[Endülüs 711-1492 yılları arasında İber Yarımadası&#8217;nda Müslümanlığın etkisi altında bulunan bölgelere verilen isimdir.Endülüs kelime anlamı olarak &#8220;Vandallar&#8217;ın Ülkesi&#8221; anlamına gelmektedir. Müslümanların İber Yarımadasındaki varlığı en son Morisko&#8217;ların 1609 yılında İspanya&#8217;dan sınır dışı edilmesiyle son bulmuştur. Tarihçe , Valiler Dönemi (714-756) , Başkenti Şam&#8217;da bulunan Emevi Devleti daha İslamiyetin ilk yüzyılı olan 7. yüzyılda Kuzey Afrika&#8217;nın [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/07/endülüs-emevi.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3534" title="endülüs emevi" src="http://www.buzlu.org/images/2009/07/endülüs-emevi.jpg" alt="endülüs emevi" width="433" height="336" /></a></p>
<p>Endülüs 711-1492 yılları arasında İber Yarımadası&#8217;nda Müslümanlığın etkisi altında bulunan bölgelere verilen isimdir.Endülüs kelime anlamı olarak &#8220;Vandallar&#8217;ın Ülkesi&#8221; anlamına gelmektedir. Müslümanların İber Yarımadasındaki varlığı en son Morisko&#8217;ların 1609 yılında İspanya&#8217;dan sınır dışı edilmesiyle son bulmuştur.</p>
<p><strong>Tarihçe ,</strong></p>
<p><strong>Valiler Dönemi (714-756) ,</strong></p>
<p>Başkenti Şam&#8217;da bulunan Emevi Devleti daha İslamiyetin ilk yüzyılı olan 7. yüzyılda Kuzey Afrika&#8217;nın tümünü eline geçirmişti. 8. yüzyılın başında Emevi Devleti&#8217;nin Kuzey Afrika&#8217;daki valisi olan Musa Bin Nusayr, Emevi Halifesi Velid Bin Abdülmelik&#8217;in desteğiyle bir Berberi kumandan olan Tarık bin Ziyad&#8217;ı Cebelitarık Boğazı&#8217;nı geçerek İber Yarımadası&#8217;na gönderdi.</p>
<p>O zamanlar İber Yarımadası Germen asıllı bir ulus olan Vizigotların elindeydi ve başkentleri Toledo kentinde bulunuyordu. Tarık bin Ziyad&#8217;ın savaşta ricat olmaması için geri dönüş olasılığını kaldırmak üzere kendi gemilerini yaktırdığı belirtilir. Tarık Bin Ziyad Vizigot kralı Rodrigo&#8217;yu ağır bir yenilgiye uğrattı. Vizigot krallığı parçalandı ve bütün İber yarımadası kısa bir süre içinde Müslümanların eline geçti.<br />
<span id="more-3533"></span><br />
750 yılına kadar Endülüs Emevilerin gönderdiği valiler tarafından yönetildi. 750 yılında Abbasiler Bağdat&#8217;ta halifeliklerini ilan ettiler ve Emevi hanedanından Abdurrahman bin Muaviye, Endülüs&#8217;e kaçarak kendisini Emevi emiri ilan etti ve Kurtuba (Córdoba) kentini kendine başkent yaptı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Emeviler Dönemi (756-1031) ,</strong></p>
<p><strong>Endülüs Emevileri</strong></p>
<p>Bu dönem Endülüs&#8217;ün en parlak dönemi olarak bilinir. Kurtuba şehri, Bağdat ve Kahire&#8217;den sonra dünyanın üçüncü önemli bilim merkezi haline geldi. Bu dönemde günümüz Avrupa bilim ve sanatının bazı temelleri Endülüs&#8217;te atıldı. Yine o dönemde Avrupa&#8217;nın genelinde sadece Papazlar ve liderler okuma yazma bilirken Endülüs&#8217;te ise halkın neredeyse tamamı okuma yazma biliyordu. Şehircilik ve şehir kültürü döneminin çok önüne geçmiştir. Kültürel farklılıkların zenginlik olarak algılandığı bir çağdır. Endülüs&#8217;lerin egemenliği altındaki topraklarda Sefarad Yahudileri bugün Golden age of Jews (eng. wikipedia) olarak adlandırılan altın çağlarını yaşamışlardır.</p>
<p>Derken 10. yüzyıl başlarında Abbasilerin gücü azalmaya başladı. Mısır&#8217;daki Fatımiler de kendilerini halife ilan ettiler. Böylece İslam dininin önderliği bölünmüş oldu. Bu ortamda Endülüs Emiri III. Abdurrahman 16 Ocak 929 tarihinde kendisini halife ilan etti. Endülüs Emevilerinin başarıları 11. yüzyıl başlarına kadar devam etti. 1031 yılında halifelik parçalanarak Tavaif-ül Mülk denilen küçük beyliklere bölündü.</p>
<p><strong>Tavaif-ül Mülk (Beylikler) Dönemi (1031-1090) ,</strong></p>
<p>Endülüs Emevi Devletinin son halifesi olan III. Hişam 1031 yılında öldüğünde Endülüs toprakları çok sayıda bağımsız devletçiklere bölündü. Bu devletçikler hem kendi aralarında çarpışmaya başladılar, hem de İspanya&#8217;nın Hristiyan devletçiklerinin de saldırılarıyla karşı karşıya kaldılar. Bazı tavfa devletleri para karşılığı Hristiyan şövalyeleri de ordularında kullandılar. Örneğin El Cid (Arapça&#8217;daki El-Seyid adından gelir) adıyla tanınan Rodrigo Díaz de Vivar bunların en ünlüleri arasında yer alır. Bu karmaşık durum Reconquista&#8217;yı hızlandırdı ve İspanya&#8217;da İslam&#8217;ın varlığını zayıflattı.<br />
Murabıtlar Dönemi (1090-1147) ,</p>
<p><strong>Murabıtlar</strong></p>
<p>Aslen Kuzey Afrika kökenli bir hanedan olan Murabıtlar, Endülüs Emevilerinin parçalanmasını izleyen karışıklık döneminde, düzenli bir askeri güce sahip olmalarının da verdiği avantajla kısa sürede İber Yarımadasının Müslüman bölgelerinin neredeyse tamamını ele geçirdiler. 1090 ve 1147 yılları arasında bugünkü İspanya&#8217;nın büyük bölümü ve Kuzey Afrika&#8217;daki bazı toprakları denetimleri altında tutarak güçlü bir devlet düzeni teşkil ettiler. İlk başlarda güçlerini korusalar da sonraları Hristiyan İber halklarının saldırıları ve Kuzey Afrikalı diğer toplulukların çıkarttığı ayaklanmalar yüzünden güçleri gün geçtikçe tükenen Murabıtlar, kendileri gibi Kuzey Afrika kökenli bir halk olan Muvahhidlerin saldırıları sonucu onların egemenliği altına girerek siyasi egemenliklerini kaybettiler.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Muvahhidler Dönemi (1146-1248) ,</strong></p>
<p><strong>Muvahhidler</strong></p>
<p>Muvahhidler gene Kuzey Afrika kökenli bir Müslüman hanedan olup Murabıtlar Devletini yıkarak onların yerine geçtiler. 1146 ve 1248 yılları arasında bugünkü İspanya topraklarının büyük bölümünün yanısıra Kuzey Afrikadaki bazı toprakları da denetimi altında tuttular. Hristiyan saldırıları ve bazı iç karışıklıklar sonucu 1248&#8242;de yıkıldılar. İber Yarımadası üzerinde hüküm sürmüş son büyük devlettir. Bu devletin yıkılışının ardından egemenliğindeki topraklarda bağımsız emirliklerden başka bir şey kalmamıştır.</p>
<p>Gırnata (Granada) Sultanlığı (1232-1492) ,</p>
<p>1492&#8242;de Beni Ahmer Devletinin yıkılışı ile İspanyadaki 781 senelik İslam egemenliği sona erdi.</p>
<p>Müdeccenler ve Moriskolar (1492 &#8211; 1610) ,</p>
<p>İspanya kralı III. Felipe 22 Eylül 1609 tarihli bir fermanla 1610-1614 yılları arasında Müdeccenleri İspanya&#8217;dan kovdu. 300.000 kadar Müdeccen vatanlarını terkettiler. Böylece Müslümaların İspanya&#8217;daki izi büyük oranda silinmiş oldu.</p>
<p><strong>Endülüs&#8217;ün Tarihi Temel Özellikleri ,</strong></p>
<p>1. Coğrafî ve kültürel konum itibarıyla Avrupa, Kuzey Afrika ve Orta Doğu ile doğrudan ilişkili.<br />
2. İslamiyet&#8217;in siyasi-askerî güç ve medeniyet bakımından Orta Çağ&#8217;da ulaştığı zirve ve Batı Aydınlanması&#8217;nın ya da insanlığın değer kaynağı ve aracısı.<br />
3. Avrupalı İslam.<br />
4. İçerisinde 7 civarında ırk ve 3 büyük semavi din mensuplarını barındıran multikültürel yapısıyla bir hoşgörü medeniyeti. Bu sebeple, 8 + 1 asırlık (711-1492+1609) Endülüs tarihinin mükemmel bir şekilde araştırılması ve anlaşılması için şunların iyi bilinmesi şarttır:<br />
1. Orta Çağ-Yeniçağ Orta Doğu-Kuzey Afrika ve Avrupa Tarihi,<br />
2. Arapça, Berberice, Latince, İspanyolca, Katalanca, Portekizce ve Fransızca gibi 7 lisan.<br />
5. İslam Dünyasına karşı Avrupa&#8217;da Haçlı düşüncesinin doğuşu ve seferlerinin başlamasına sebep olmuş bir Müslüman devleti. Bu açıdan, Doğu-Batı veya İslam-Hıristiyanlık Mücadelesi Tarihinin Orta Çağ dilimindeki en önemli safhası.<br />
6. Müslümanların geleneksel, siyasi, dinî ve ekonomik zaaflarını ortaya koyan bir ibret sahnesi.<br />
7. Coğrafya-iklimsel özellikleriyle bir tabiat harikası.<br />
8. Endülüs Müziği<br />
9. Günümüzün en büyük &#8220;dayatması&#8221; sayabileceğimiz medeniyetler çatışması iddiasının anti-tezi.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fendulus-nedir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/endulus-nedir/&amp;text=Endülüs nedir?&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/endulus-nedir/&amp;t=Endülüs nedir?">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/endulus-nedir/&amp;title=Endülüs nedir?&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fendulus-nedir%2F&name=buzlu.org&description=End%C3%BCl%C3%BCs+nedir%3F" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/endulus-nedir/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/endulus-nedir/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/endulus-nedir/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/endulus-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Harran Muharebesi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/harran-muharebesi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/harran-muharebesi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Jun 2009 06:43:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[antlaşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[ayaklanma]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyetler]]></category>
		<category><![CDATA[darbeler]]></category>
		<category><![CDATA[devletler]]></category>
		<category><![CDATA[edessa]]></category>
		<category><![CDATA[ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[hamza]]></category>
		<category><![CDATA[Harran Muharebesi]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdarlar]]></category>
		<category><![CDATA[imza]]></category>
		<category><![CDATA[isyan]]></category>
		<category><![CDATA[Kilikya]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey]]></category>
		<category><![CDATA[mardin]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyetler]]></category>
		<category><![CDATA[muhabereler]]></category>
		<category><![CDATA[musul]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[padişahlar]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[rus]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[taranta]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih ve savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yeniçeri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3439</guid>
		<description><![CDATA[Harran Muharebesi, 7 Mayıs 1104 tarihinde Antakya Prensliği(şimdiki zamanda Türkiye ve Suriye&#8217;nin bir parçasını kapsar) ve Urfa Kontluğu (12. yüzyılda Haçlı devletlerinden biri:Antakya&#8217;nın kuzey doğusunda) ile Selçuklular arasındaki muharebe. Birinci Haçlı seferi sonucunda yeni kurulan Haçlı devletlerine karşı ilk büyük muharebeydi. Muharebe Baldwin of Bourg veya Baldwin II of Jeruselam (ölüm:21 ağustos 1131) Edesa&#8217;nın 2.nci [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/06/Harran-Muharebesi.jpg"><img class="size-full wp-image-3440 aligncenter" title="Harran Muharebesi" src="http://www.buzlu.org/images/2009/06/Harran-Muharebesi.jpg" alt="Harran Muharebesi" width="332" height="219" /></a></p>
<p>Harran Muharebesi, 7 Mayıs 1104 tarihinde Antakya Prensliği(şimdiki zamanda Türkiye ve Suriye&#8217;nin bir parçasını kapsar) ve Urfa Kontluğu (12. yüzyılda Haçlı devletlerinden biri:Antakya&#8217;nın kuzey doğusunda) ile Selçuklular arasındaki muharebe. Birinci Haçlı seferi sonucunda yeni kurulan Haçlı devletlerine karşı ilk büyük muharebeydi.</p>
<p><strong>Muharebe</strong></p>
<p>Baldwin of Bourg veya Baldwin II of Jeruselam (ölüm:21 ağustos 1131) Edesa&#8217;nın 2.nci kontu idi(1100-1118)ve Kudüs&#8217;ün Üçüncü kralı( 1118 den ölümüne kadar) 1104 yılında Harran şehrine hücum etti ve kuşattı. Behemond of Antioch (1058-3 Mart 1111)Taranta Prensi ve Antioch prensi Birinci Haçlı seferi liderlerinden biri idi ve Tancred,Prince of Galilee (1072-5 veye 12 Aralık 1112 ) Birinci Haçlı seferi lideri idi, daha sonra Antioch Prensliği vekili ve Galilee prensi oldu bunlar Baldwin of Bourg&#8217; destek verdiler. Bohemond ve Tancred ,Baldwin ve Joscelin I;Edesa Kontu (ölüm:1131) ve ona eşlik eden Antioch Patriği Bernard of Valence,Kudüs Patriği Daimbert of Pisa (Pisa başpiskoposu öülm:1107) ve Edesa başpiskoposu Bendict ile birleşmek için Edessa Antioch dan kuzeye yürüyüşe geçtiler.<br />
<span id="more-3439"></span></p>
<p>Selçuklular, Jikirmish altındakiler, Musul valisi ve Sukman Mardin Artuklu Beyliği Khabur bölgesinde,belkide Ra&#8217;s aı-&#8217;aim de toplandılar.Mayıs 1104 tarihinde Edessa&#8217;ya saldırıya geçtiler.Belki Haçlılar&#8217;ı başka yöne çekmek için belki de Haçlılar başka yerde meşgulken şehri almak için.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
İbn al-Qalansi (Hamza ibn Asad abu Ya&#8217;la ibn al-Qalansi:1070-18 Mart 1160) 12.nci yüzyılda Şam &#8216;da bir arap politikacısı ve tarihi olay yazarı) ye göre tancerd ve Bohemund kuşatma anında Edessa&#8217;ya ulaştı.fakat 1234 tarih vakayyyinamesine göre ,ilk olarak Harran kapısına ulaştı.Her halde selçuklular Haçlılardan çekiliyor gibi görünerk uzaklaşıyorlardı.</p>
<p>Haçlılar da onları takip ediyordu.Haçlılar Selçuklular&#8217;ı hafif çatışmalardayeniyorlardı onları güneye kovalamaya devam eiyorlardı.Çağdaş tarihi olaylar yazarı edessa&#8217;lı Matthew ,kovalamayı iki ünlük olarak rapor ederken ,Ralph of Caen üç gün olarak rapor eder.</p>
<p>Cizre doğumlu müslüman tarihçi İbn al-Athir&#8217;e göre (Ali ibn al-Athir:1160-1233) Ana muharebe Harran&#8217;dan 12 km uzak mesafede meydan ageldi. Savaş yeri ile ilgili veri aykırılıklarına rağmen çok tarihçi,Albert of Aachen (Albert of Aix) (İlk Haçlı tarihçisi ve daha sonra Aachen klisesi rahibi )ve Fulcher of Charles ( yaklaşık 1509 yılında doğdu) İlk Haçlı saferi tarihi olay yazarının muharebenin Ar-Raqqah (Harran&#8217;a yaklaşık iki gün uzaklıkta) da olduğu tezini kabul ederler.Bohemund ve Tancred Antioch&#8217;un sağına kumanda ettiğinde.</p>
<p>Ralph of Caen,Selçuklular savaş alanına tekrar geri döndüğünde Haçlıların farkında olmadan yakalandığını söyler.O kadarki Baldwin ve Bohemund&#8217;un zırhsız savaştılar.</p>
<p>Muharebe süresinde Baldwin&#8217;in orduları selçuklular&#8217;a saldıran ve öde olandı ve tamamiyle yenildiler.Baldwin ve Joscelin Sukman tarafından esir alındı.Antioch orduları sadece az bir kayıp vermişti.Ve Edessa&#8217;ya kaçabilecekti.Mamafif,Jikirmish az miktarda bir ganimet aldı.Böylece Baldwin&#8217;i Sukman&#8217;ın kampından çaldı.Fidye ödenmesine rağmen Joscelin ve Baldwin 1108 tarihine kadar sırası ile serbest bırakılmadılar.</p>
<p><strong>Anlam ve önemi</strong></p>
<p>Muharebe, Birinci Haçlı seferinin yenilgisinden biri idi.Ve müslümanların yenilmez olduğuna inandırıyordu.Çünkü onlar haçlı seferlerinde hazır görünüyorlardı. Bizans İmparatoru,bu yenilgi ile Antioch &#8216;daki haklarını zorla kabul ettirme avantajını elde etti.Lazkiye ve Kilikya&#8217;nın bir kısmını zapt ettti.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Ermeni toprakları ayrıca Bizans ve Ermeni lehine ayaklanıyordu.Bu olaylar Bohemund&#8217;un Tancred&#8217;e Antioch vekilliğini bırakarak asker toplamak için İtalya&#8217;ya dönmesine sebep oluyordu.Tyre&#8217;li William (1130-1185) Tyre başkiskoposu ve ortaçağın ve Haçlıların tarihi olay yazarı,bundan daha felaketli olan bir savaş görmediğini yazdı.</p>
<p>Antioch, 1119 yılında Ager Sunguinis savaşında (veya Balat savaşı olarak da bilinir) tekrar mahvedildi.Edessa gerçekte asla iyileşemedi ve hayatta kalamadı 1144 yılına kadar sadece Müslümanların içindeki bölünmeden dolayı.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fharran-muharebesi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/harran-muharebesi/&amp;text=Harran Muharebesi&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/harran-muharebesi/&amp;t=Harran Muharebesi">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/harran-muharebesi/&amp;title=Harran Muharebesi&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fharran-muharebesi%2F&name=buzlu.org&description=Harran+Muharebesi" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/harran-muharebesi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/harran-muharebesi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/harran-muharebesi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/harran-muharebesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Birinci haçlı seferi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/birinci-hacli-seferi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/birinci-hacli-seferi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2009 02:11:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[1. haçlı]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[antlaşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[ayaklanma]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[Birinci haçlı seferi]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyetler]]></category>
		<category><![CDATA[darbeler]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[devletler]]></category>
		<category><![CDATA[fetih]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdarlar]]></category>
		<category><![CDATA[hıristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[imza]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[isyan]]></category>
		<category><![CDATA[işgal]]></category>
		<category><![CDATA[katliamlar]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyetler]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[padişahlar]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[Takı]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih ve savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[yeniçeri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3433</guid>
		<description><![CDATA[Filistin&#8217;de her üç dinin mensupları barış ve huzur içinde yaşarken, Avrupa&#8217;daki Hıristiyanlar bir &#8220;Haçlı&#8221; seferi organize etmeye karar verdiler. Papa II. Urban 25 Kasım 1095 günü Clermont Konseyi&#8217;nde &#8220;Kutsal Toprakları Müslümanlardan kurtarmak&#8221; çağrısı yaptı. Papa II. Urban yanında Papaz Piyer Lermit tarafından da teşvik edilmiştir. Asıl olarak da Doğu&#8217;nun efsanevi zenginliğine ulaşmak üzere yaklaşık 600 [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/06/birinci-haçlı-seferi.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3434" title="birinci haçlı seferi" src="http://www.buzlu.org/images/2009/06/birinci-haçlı-seferi.jpg" alt="birinci haçlı seferi" width="230" height="350" /></a></p>
<p>Filistin&#8217;de her üç dinin mensupları barış ve huzur içinde yaşarken, Avrupa&#8217;daki Hıristiyanlar bir &#8220;Haçlı&#8221; seferi organize etmeye karar verdiler. Papa II. Urban 25 Kasım 1095 günü Clermont Konseyi&#8217;nde &#8220;Kutsal Toprakları Müslümanlardan kurtarmak&#8221; çağrısı yaptı.</p>
<p>Papa II. Urban yanında Papaz Piyer Lermit tarafından da teşvik edilmiştir. Asıl olarak da Doğu&#8217;nun efsanevi zenginliğine ulaşmak üzere yaklaşık 600 Bin kişilik Haçlı Ordusu oluşturdu.</p>
<p><strong>Sefer </strong></p>
<p>Birinci Haçlı seferi diğerler Haçlı seferleri gibi dalga dalga çoğunluğu dinsel heyecana kapılmış fakat önemli bir kısmı ise şahsi icin macera ve avantaj arayan sürüler halindeki Avrupalı Hristiyanlar&#8217;ın o zaman Hristiyan olan Avrupa üzerinden ve Balkanlardan yürüyerek oradan Müslüman arazilere girmeleri Anadolu&#8217;da Anadolu Selçuklu Devleti ve hükümdari Kılıç Arslan elinde bulunan arazilere geçerek savaşıp Antakya&#8217;ya varmaları; bir büyük Antakya kuşatmasından sonra oradan Suriye ve Lübnan üzerinden sonra Filistin&#8217;e ve Kudüs&#8217;e varmaları ve 1099 yılında Kudüs kuşatmasi, ele gecirilmesi ve katliami şeklinde gerçekleşmiştir.<br />
<span id="more-3433"></span><br />
<strong>Avrupa&#8217;da Haçlılar toplanması ve Hristiyan ülkelerinden geçi</strong>ş</p>
<p>Bizans&#8217;ın Hristiyanlardan istediği yardım büyük sürüler gibi insan halinde değildi ve bu Bizanslıların özellikle Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos&#8217;un hiç beklemediği ve hiç istemediği şekildeydi ve bu I. Aleksios&#8217;da büyük şaşkınlık hatta korku yarattı. Özellikle bu güruhların iaşesi ve barınması eğer bir düzene konulmazsa Bizans topraklarının ve şehirlerinin talan edileceğini ve hem kırsal hem de şehirsel ahalisine çok büyük zararların doğucağını anlamıştı. Diğer taraftan düzenli Haçlı ordularının komutanlarının, çoğu bu sefere bir dinsel görevi yerine getirmek için değil, hükümdarlığını yapabilecekleri topraklar bulup, zaptetmek ve kendileri idaresinde özerk devlet kurmak için katıldıkları gayet açıkca bilinmekteydi.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bu tehlikeleri karşılamak için I. Aleksios çok uygun bir plan yapmış ve genellikle Bizanslılar bu planı başarı ile uygulayabilmiştir. Bu plana göre Bizans elinde bulunan Balkan topraklarına giren Haçlı ordularına Bizans ordu birlikleri refakatçi verilecek ve Haçlı orduları bu refakatçilerin kılavuzluğu ve idaresi altında Balkanlarda kalıp geçecekti. Bu refakatçi ordu, Haçlı ordusunun yem yiyecek bulma araştırmalarını denetleyecekti. Bu Bizans refakat orduları için Aleksios büyük sayıda paralı (Türkçe konuşan) Peçenek askerleri tutmuştu. İstanbul (Konstantinopolis)&#8217;e vardığında, Haçlı ordusu şehir dışında belirlenmiş ve Bizans ordusu tarafından savunan bir ordugaha geçecekti. Bu ordugahlarda bulunanların bütün iaşeleri Bizans tarafından karşılanacaktı. Haçlılar ordugah yakınında veya uzağında su, yiyecek ve yem araçtırması yapmıyacaktı. Bu ordugahlardaki Haçlı ordusu mensupları küçük gruplar halinde Bizanslı kılavuzlar idaresinde, o zamanların en büyük, en zengin ve en şaşaalı şehrinin kiliselerini, yollarını , meydanlarını, anıtlarını, saraylarını gezip görebileceklerdi. Her Haçlı ordu komutanı ise Bizans İmparatoru&#8217;nun huzuruna çıkacak, ele etek öpecek; Bizans İmparatoru&#8217;nun vasalı olduğuna dair yemin edecek ve eline geçirdiği eski Bizans arazilerini Bizans&#8217;a devretmeyi kabul edecekti. Bundan sonra Haçlı ordusu Bizans gemileri ile Anadolu&#8217;ya Selçukluların elindeki arazilere gireceklerdi. Burada ilerlemek ve yem, yiyecek ve su ihtiyacını karşılamak kendilerine kalmıştı. Fakat Bizans, kılavuzlar temin etmek ve askerî bilgi ve destek sağlamaya hazır olacaktı.</p>
<p><strong>Halk Haçlı Seferi </strong></p>
<p>1096da resmen başlayan Birinci Haçlı Seferi&#8217;ne katılan Haçlı orduları dalgalar halinde gelmeye başladı. 40.000 kişi kadar ilk dalga resmen Kesiş Peter adlı bir halktan keşiş emri altında kuzey Fransız, Alman ve daha küçük sayıda kuzey İtalyan köylülerinden ve ailelerinden oluşmaktaydı; içinde çok az sayıda soylular bulunduğu için bu dalgaya Halk Haçlı Seferi denmiştir. Bu dalga Bizans arazisine Belgrad&#8217;da girmeden bu şehrin Sava Irmağı karşısında Macaristan&#8217;a ait bulunan Zemun (Semlin)&#8217;da bir ayakabbı yüzünden karışıklık çıkartıp iç kaleye hücum edip 4.000 Macarı öldürmüşlerdi ve sonra Belgrad&#8217;ı da talan edip yakmışlardı. Bu güruhun takip ettiği yolda Bizans halkının çeşitli şikayetlerine (hırsızlık, soygunculuk, kızlara kadınlara tecavüz vb.) maruz kalmıştı. Güruh Niş&#8217;e geldiği zaman da yeni bir isyan çıkarmıştı, fakat bu sefer I. Aleksios&#8217;un Bulgaristan eyalet valisi süvari kuvveti gönderip bu Haçlı isyanını bastırmıştı. Bu güruh 1 Agustos 1096&#8242;da İstanbul&#8217;a vardığında gücünün 1/4ini kaybetmişti. Hemen koruma altında 6 Ağustos&#8217;da Anadolu&#8217;ya çıkartılıp İzmit (Nikomedia) üzerine yöneltilmişlerdi.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
İzmit&#8217;i ele geçiren Haçlılar bu şehri Bizanslılara teslim etmişler; fakat Almanlar ve Fransızlar birbiriyle kavga edip ayrılmışlardır. İki ayrı güruh halinde Haçlılar İzmit Körfezini dolanıp Yalova yakınlarında iki ordugah kurmuşlardı. Fransızlar hemen Selçuklu başkenti olan İznik (Nicea)&#8217;ya karşı hücuma başlayıp, yoldaki yerleşkeleri talana, yerli ahaliye (Müslüman ve Hristiyan ayrılığı yapmadan) tecavüz edip onları öldürmeye başlamışlardı. Buna karşılık Almanlar ise İznik&#8217;in kenarından geçip Xerigordon adlı bir kaleyi zaptedip o kaleye yerleşmişlerdi. Burada Eylül sonunda Selcçuk ordusunun hücumuna uğrayıp nerede ise tümüyle elimine edilmişlerdi. Bu haberi alan Yalova&#8217;da bulunan 20.000 kişilik diğer Haçlı ordusu 21 Ekim&#8217;de yürüyüşe başlamıştı. Bu güruh ise bir Selçuklu ordusu tuzağına yakalanmış ve tamamen eline edilmişti. Selcuklular sonra da Yalova&#8217;daki kampta kalan gericilerin hepsini elimine edilip Halkın Haçlı Seferi sona erdirilmişti.</p>
<p><strong>Anadolu&#8217;da Haçlılar </strong></p>
<p>Eskişehir&#8217;de Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan tarafından karşılandı.</p>
<p><strong>Kudüs kuşatması </strong></p>
<p>Godfrua do Buyyon tarafından sevk ve idare edildi. Uzun ve yıpratıcı bir seferden ve Müslümanlara karşı gerçekleştirdikleri pek çok yağma ve katliamdan sonra gerçekten de Kudüs&#8217;e vardılar.</p>
<p><strong>Kudüs&#8217;ün işgali </strong></p>
<p>Yaklaşık 5 hafta süren uzun bir kuşatmanın ardından 1099 yılında da Kudüs, Haçlı Ordusunun eline geçti. Dünya tarihinde eşine az rastlanır bir vahşet gerçekleştirdiler. Haçlı ordusu Kudüs&#8217;te iki gün içinde Şehirdeki yaklaşık 40 bin tüm Müslümanları ve Yahudileri kılıçtan geçirdiler. Bir tarihçinin ifadesiyle &#8220;buldukları tüm Arapları ve Türkleri öldürdüler&#8230; erkek veya kadın, hepsini katlettiler.&#8221;</p>
<p><strong><em>Haçlılardan biri, Raymund of Aguiles, bu vahşeti &#8220;övünerek&#8221; şöyle anlatıyordu:</em></strong></p>
<blockquote><p>Görülmeye değer harika sahneler gerçekleşti. Adamlarımızın bazıları &#8211; ki bunlar en merhametlileriydi &#8211; düşmanların kafalarını kesiyorlardı. Diğerleri onları oklarla vurup düşürdüler, bazıları ise onları canlı canlı ateşe atarak daha uzun sürede öldürüp işkence yaptılar.</p>
<p>Şehrin sokakları, kesilmiş kafalar, eller ve ayaklarla doluydu. Öyle ki yolda bunlara takılıp düşmeden yürümek zor hale gelmişti. Ama bütün bunlar, Süleyman Tapınağı&#8217;nda yapılanların yanında hafif kalıyordu. Orada ne mi oldu? Eğer size gerçekleri söylersem, buna inanmakta zorlanabilirsiniz. En azından şunu söyleyeyim ki, Süleyman Tapınağı&#8217;nda akan kanların yüksekliği, adamlarımızın dizlerinin boyunu aşıyordu.</p></blockquote>
<p><strong>Filistin&#8217;in Haçlılar tarafından idaresi</strong></p>
<p>Haçlılar Kudüs&#8217;ü zaptettikten sonra, Suriye ve Filistin&#8217;de bir Kudüs Krallığı kurdular.</p>
<p>Bir süre sonra Türklerin Musul Atabeyi, Halep&#8217;i ve Şam&#8217;ı geri aldı ve Kudüs Kralını esir ederek, krallığına son verdi.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbirinci-hacli-seferi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/birinci-hacli-seferi/&amp;text=Birinci haçlı seferi&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/birinci-hacli-seferi/&amp;t=Birinci haçlı seferi">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/birinci-hacli-seferi/&amp;title=Birinci haçlı seferi&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbirinci-hacli-seferi%2F&name=buzlu.org&description=Birinci+ha%C3%A7l%C4%B1+seferi" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/birinci-hacli-seferi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/birinci-hacli-seferi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/birinci-hacli-seferi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/birinci-hacli-seferi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Abdülhamit dönemi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/abdulhamit-donemi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/abdulhamit-donemi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 05:59:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulhamit]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[antlaşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[ayaklanma]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyetler]]></category>
		<category><![CDATA[darbeler]]></category>
		<category><![CDATA[devletlet]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdarlar]]></category>
		<category><![CDATA[imza]]></category>
		<category><![CDATA[isyan]]></category>
		<category><![CDATA[komutan]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyetler]]></category>
		<category><![CDATA[meşrutiyet]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[padişahlar]]></category>
		<category><![CDATA[paşa]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih ve savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[yeniçeri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3327</guid>
		<description><![CDATA[1908 yılına gelindiğinde cemiyet epeyce güçlenmiş durumdaydı. Fakat ortada bir ihtilal havası yoktu. Abdülhamit’in hafiye teşkilatı cemiyete yönelik çalışmalar içindeydi. Cemiyet bundan dolayı panik içerisindeydi. Cemiyetin geleceği için bu hafiyelerin öldürülmesine karar verildi. İlk olarak da Albay Nazım seçildi ve 11 Haziranda vuruldu, fakat ölmedi. Yine aynı gün Rus Çarı ve İngiltere kralı Makedonya’nın geleceği [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/05/abdulhamit.jpg"><img class="size-full wp-image-3328 aligncenter" title="abdulhamit" src="http://www.buzlu.org/images/2009/05/abdulhamit.jpg" alt="abdulhamit" width="255" height="305" /></a></p>
<p>1908 yılına gelindiğinde cemiyet epeyce güçlenmiş durumdaydı. Fakat ortada bir ihtilal havası yoktu. Abdülhamit’in hafiye teşkilatı cemiyete yönelik çalışmalar içindeydi. Cemiyet bundan dolayı panik içerisindeydi. Cemiyetin geleceği için bu hafiyelerin öldürülmesine karar verildi. İlk olarak da Albay Nazım seçildi ve 11 Haziranda vuruldu, fakat ölmedi.</p>
<p>Yine aynı gün Rus Çarı ve İngiltere kralı Makedonya’nın geleceği için Reval’de buluştular. Bu cemiyette büyük bir etki yaptı. Çünkü cemiyetteki subaylar ülkeye dışardan bir müdahale yapılmasına karşı idiler. İlk olarak 3 Temmuz günü Niyazi bey; asker, sivil ve başıbozuklardan oluşan 200 kişilik bir kuvvetle garnizonlardaki silah ve cephaneyi alarak dağa çıktı. Cemiyet başlangıçta temkinli davrandı ve isyana katılmadı. Niyazi bey yanına sivilleri de almıştı.<br />
<span id="more-3327"></span><br />
Daha sonra bu sivilleri kendi yönetimini oluşturmak ve vergi toplamak için kullanmıştır. Bu da onun isyanı uzun süre devam ettirmeye niyetli olduğunu göstermektedir. İsyanın başladığı gün Ohri makamlarına isyanın nedenlerini anlatan bildiriler gönderildi. Halktan da verginin devlete verilmemesini, kendilerine verilmesini istemişlerdir. Rene civarındaki Bulgarlara da çağrıda bulunarak isyan genişletilmiştir. Niyazi bey bunların dışında Manastır’daki Avrupa konsolosluklarına isyanın nedenlerini anlatan Fransızca bildiriler göndermiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bütün bu olanlar karşısında Abdülhamit, isyanın Sırplar tarafından çıkarıldığı, cemiyetin müslüman düşmanı olduğu propagandasını yapıyordu. Önlem olarak Manastır’a gönderdiği Şemsi Paşa’yı cemiyet Manastır’da öldürdü. Bu olay isyanın başarıya ulaşmasında önemli bir yere sahiptir. Abdülhamit, Şemsi Paşa’nın öldürülmesi üzerine yerine Münşür Osman Paşa’yı görevlendirdi. Fakat askerler silah arkadaşlarına ateş açmadıkları için M.Osman Paşa etkisiz kalmıştır. Abdülhamit bu durumu ortadan kaldırmak için Anadoludan 1800 kişilik bir birlik gönderdi. Fakat bu birlik de işe yaramadı.</p>
<p>İsyan yayılmaya başladı. Manastır Müslümanları meşrutiyet isteriz diye ayaklandılar. Bundan sonrada Firzovik olayı patlak verdi. Bu olayın gelişimi de çok ilginçtir. Şöyle ki; olay Avusturya-Alman Demiryolları okulunun doğal güzellikleriyle ünlü saray içi köyüne yapmaya hazırlandığı bir gezintiyi protesto amacıyla girişilen bir gösteri olarak başlamıştı.</p>
<p>Kır gezisinin yapılacağı alanı hazırlamak için önden gönderilen işçilere karşı yapılan gösteriler, Osmanlı İdarecilerine karşı bir harekete dönüşünce Kosova Valisi Mahmut Şevket Paşa cemiyet üyesi olduğunu bildiği Jandarma Komutanı Ali Galip beyi bilgi almak için buraya yollamıştır.Ali Galip bu olayı cemiyete bildirmiş ve meşrutiyet için bundan faydalanılmasını söylemiştir. Ayaklanma içindeki cemiyet üyesi Hacı Şaban efendi de düzensiz olan protestoyu meşrutiyet lehine çevirmiştir.<br />
Bu olayla Makedonya’daki kontrolü iyice kaybeden Abdülhamit, kendisi ilan etmezse, Makedonya’da meşrutiyetin ilan edileceğini ve bunun bütün imparatorluğa yayılacağını anladığından 23/24 Temmuz gecesi sessiz sedasız meşrutiyeti ilan etmiştir.</p>
<p>Abdülhamit böyle düşünmekte son derece haklı idi. Zira kendisi meşrutiyeti ilan edilmeden önce Serez, Presova, Üsküp ve Köprülü’de meşrutiyet ilan edilmişti. İhtilalin merkezi olan Selanik’te de bu yönde hazırlık var idi.</p>
<p>Meşrutiyetin ilan edilmesiyle cemiyet yönetimde etkin olmaya başladı. Harbiye ve Bahriye nazırlarının kim tarafından seçileceği konusunda cemiyet yönetimle karşı karşıya geldi. Anayasaya göre bu hak sadrazama verilmişti. Bu da padişahın onayından geçiyordu. Cemiyet etkin davranarak kendi istediği kişileri bu makamlara getirdi. Bunun üzerine Sait Paşa hükümeti istifa etti ve Kamil Paşa devreye girerek yeni bir kabine kurdu.</p>
<p>Kamil Paşa’nın yeni kabineyi kurmasıyla işler düzelmeye başladı, fakat bu uzun sürmedi. İlk kötü haber 5 Ekim de Bulgaristan’dan geldi. Bulgaristan bağımsızlığını ilan etti. Bir gün sonra da Avusturya-Macaristan Bosna Hersek’i topraklarına kattığını duyurdu. Bu karışık durumdan faydalanmak isteyen Girit de Yunanistan’a bağlandığını açıklamıştır. Fakat büyük devletlerin karşı olması sebebiyle Girit Yunanistan’a bağlanamamıştır.</p>
<p>Bu olaylar ülke de deprem etkisi yarattı ve Avusturya malları boykot edildi. Fesler Avusturya’dan geldiğinden Milliyetçiler feslerini atıp beyaz keçe külah giydiler ve Selanikli tüccarlar da fes fabrikası kurmak için harekete geçtiler. 7 Ekim tarihinde de kör Ali isminde bir şahsın liderliğini yaptığı meşrutiyet aleyhtarı bir gösteri yapıldı. Fakat gösteri örgütsüz olduğu için başarılı olamamıştır.</p>
<p>Bır müddet sonra olaylar durulunca Bulgaristan ve Avusturya-Macaristan tazminat vererek bu olayı kapatmışlardır. Bundan sonrada cemiyet ile Kamil Paşa’nın arası açıldığı için Kamil Paşa görevinden alındı ve Hilmi Paşa kabinesi kuruldu. Bu değişiklikten sonra gazetelerde cemiyet aleyhinde kampanyalar başladı. İngiliz basını da buna destek verdi. Böylece 31 Mart’a giden süreç başladı.</p>
<p>İsyanın ortaya çıkmasındaki en büyük neden ordudaki hareketliliktir. Ordudan bir takım subayların tasfiye edilmesi, askerlerin çok sıkı bir eğitimden geçmesi (disiplin, çalışma fazlalığı), küçük rütbeli subayların orduda etkin olması bunun da hiyerarşik düzeni bozması, erlikten yetişip, subay olan alaylı subayların ordudan çıkarılması orduda huzursuzluğa neden oluyordu. Bu dönemde cemiyet aleyhtarı yazılar yayınlayan Serbesti gazetesi başyazarı Hüseyin Fehmi’nin öldürülmesi de bütün bu sebepleri daha etkin kılmıştır. Muhalefetin bundan yararlanmak istemesi üzerine isyan patlak vermiştir. Fakat muhalefetin isyanı kontrol edememiş, büyüyen isyan daha sonra Abdülhamitçi bir havaya bürünmüş, bunun üzerine Prens Sabahattin Abdülhamit’i tahttan indirmek için donanmayı kullanmak istemiştir.</p>
<p>Fakat bunu başaramamıştır.<br />
İsyan sebebiyle İstanbul’dan silinen cemiyet Selanik’te hala güçlü idi. Üçüncü ordu komutanı Mahmut Şevket Paşa Hareket Ordusu adında bir ordu kurarak İstanbul’a yöneldi. Hareket ordusu bir iç savaş çıkmaması için Yeşilköy’de kalarak İstanbul’a girmedi. Abdülhamit direnemeyeceğini anladığı için tahtta kalabilmek amacı ile Hareket Ordusu’ndan taraf gözüktü. Hareket Ordusu da Abdülhamite karşı tavırlarda bulunmayacını söylüyordu.<br />
Abdülhamit Askerlere direnmemelerini söyledi. Fakat Askerler başlarına gelecekten korktukları için Hareket Ordusu İstanbul’a girdiğinde direnmeyi seçtiler ve Beyoğlu gibi hakim oldukları kışlalarda çatışmalar çıktı.<br />
Hareket Ordusunun İstanbula girmesinden beş gün sonra Meclis Abdülhamit’i tahttan indirip 5. Mehmet Reşat’ı tahta geçirdi.</p>
<p>31 Mart olayının bastırılması sonrası cemiyet meclise, İstanbul’a ve ülkeye hakim oldu. Asıl itibariyle askerler ön plana çıktılar. Bu da ileriki yıllarda cemiyet için ve ülke için sakıncalı sonuçlar doğurdu.</p>
<p>Hareket ordusunun İstanbul’a hakim olmasından sonra Kamil Paşa görevinden alınmıştır. Kabine H.Hilmi Paşa tarafından kurulmuştur. Bununla birlikte M.Şevket Paşa kabineye hakim olmuş ve ilk üç orduyu birleştirip başına geçmiştir. 31 Mart vakasından sonra yapılan en önemil hareket Padişahın yetkilerinin kısıtlanmasıdır. Meşrutiyetin ilanından sonra cemiyet önemli makamlara adamlarını getiremiyordu. Bunun ortadan kaldırmak için 31 Mart olayının etkisini de kullanarak bir kanun değişikliği yapılmıştır. Padişahın yetkilerinin kısıtlanması ilk zamanlarda cemiyetin işine yaramıştır, fakat ilerleyen yıllarda bundan zarar görmeye başladığı için cemiyet padişahın yetkilerini arttırmıştır.</p>
<p>H.Hilmi Paşa kabinesinin dağılması üzerine Hakkı Paşa kabinesi kurulmuştur. Bu kabine sayesinde cemiyet iktidara biraz daha yaklaşmıştır. Zira bu kabinede ittihatçı sayısı epey artmıştır.<br />
31 Mart’tan sonra egemenliğini güçlendiren cemiyet bir takım ıslahatlar yapmak istemiştir:<br />
* 1908 Temmuzundan beri meydana gelen siyasal değişiklikleri anayasaya geçirmek<br />
* Osmanlı İmparatorluğunu ve idari mekanizmasını çağdaş bir devlet haline getirmek, imparatorluk içinde birlik sağlamak.<br />
* İkincisi gerçekleştikten sonra gereksiz hale gelen kapitülasyonları kaldırmak.<br />
Bunun yanında askere alınma ile ilgili, cemiyetlerle ilgili, grevlerle ilgili vb. alanlarda birtakım kanunlar yapılmıştır ve 31 Mart’ı izleyen zamanda Meclisi Mebusan iyice etkin olmuştur.</p>
<p>Bu dönemde devletin ekonomik bir krizine çözüm olarak borç alabilmek için Avrupa devletlerine başvuruldu. İlk olarak Fransa’dan borç istendi. Çeşitli şartlarda borç bulundu. Fransa’dan sonra İngiltere’den de borç istendi, fakat İngiltere borç vermeye yanaşmadı. Almanya Osmanlının bu durumundan faydalanmak için kendi isteği ile uygun şartlarda borç vermek istemiştir. Bu borç kabul edilmiştir.</p>
<p>Almanya böylece Osmanlı devleti üzerinde etkin olmuştur, fakat bu uzun sürmemiştir. Almanya’nın müttefiki İtalya, Osmanlı Devletinin Kuzey Afrika’daki son toprak parçasını işgal ederek bu olumlu gelişmeyi (Almanya açısından) ortadan kaldırmıştır.</p>
<p>İtalya birliğini geç tamamlayan bir ülke olduğu için kendine sömürgeler oluşturamamıştı. Bu amaçla kendine en yakın hakimiyet altına alınmamış Trablusgarp’a göz dikmişti. 1887’den itibaren buraya ekonomik olarak sızmaya başlamış ve İtalyan uyrukluları yerleştirmişti. İtalya 23 Eylül 1911 günü Osmanlı Devletine Trablus’un kendisine verilmesi için 24 saatte cevap vermek üzere bir nota gönderdi.</p>
<p>Osmanlı Devleti ters etki yaratacağından korkarak Trablus’u vermeye yanaşmamıştır, fakat uzlaşabileceğini söylemiştir. İtalya bu cevap üzerine Trablusgarp’ı işgal etmeye başlamıştır. Üçlü ittifak’ın üyesi olmakla birlikte itilaf devletleriyle flört eden italyanın gönlünü kazanmak için büyük devletler işgali olumlu karşıladılar. Osmanlı devletinin bu bölge ile kara bağlantısı yoktu. Donanması da zayıf olduğundan buraya müdahale edemiyordu. Mustafa Kemal, Enver bey gibi, askerler gizli yollarla bu bölgeye gitmişler ve halkı örgütleyerek İtalyanların iç bölgelere girmesini engellemişlerdir. Trablusgarp’ta İtalyanlar başarı kazanamayınca Beyrut, İzmir Limanlarını ve Çanakkale’yi bombalamışlardır. Ancak bu yöntem büyük devletlerin hoşuna gitmemiştir. Bu dönemde Balkan devletleri Osmanlıya karşı birleştiği için Osmanlı Devleti İtalyanlar’la anlaşmak zorunda kalmıştır.</p>
<p>Trablusgarp savaşının başladığı dönemde mecliste Hizib-i Cedid adını taşıyan Muhalefet etkisini kaybetmiştir. Fakat savaş kötü gitmeye başlayınca muhalefet Hürriyet ve İtilaf adı altında birleşmiştir. Bu muhalefet ileriki yıllarda imparatorluğun geleceğine de olumsuz etkilerde bulunmuştur.<br />
Yapılan seçimlerde muhalefet cemiyetle aynı oranda milletvekili çıkarmıştır. Bunun üzerine cemiyet meclisin yetkilerini kısıtlayıp padişahın yetkilerini arttırma yoluna gitmiştir. Böylece meclisin önünü biraz kesebilmişlerdir.<br />
Bu dönemde Ordu’da gruplar oluşmaya başlamıştır. Haziran-Mayıs 1912’de İstanbul’da bir grup subay Halaskar Zebitan grubunu kurdular. Bu grup Makedonya’da isyan eden birliklerle, Hürriyet ve İtilaf fırkası ile iletişim halinde idi. M.Şevket paşa bu gruba karşı baskı politikası izlemiş fakat başarılı olamayıp istifa etmek zorunda kalmıştır.</p>
<p>Sait Paşa hükümeti dağılınca kabine kuracak kimse bulunamadı. en sonunda ise Gazi Ahmet Muhtar Paşa kabineyi kurdu. Kamil Paşa da bu kabineye girdi. Halaskar’an Zabitan grubununda baskısıyla bu dönemde Meclisi Mebusan kapatıldı.</p>
<p>G.Ahmet Muhtar Paşa hükümeti, ilk olarak Arnavut İsyanı ile uğraştı. Bir genelge yayınlayarak Arnavutları bastırma harekatına son verdiğini ve şikayetleri dinlemek üzere bir heyet göndereceğini açıklamıştır. Münsir İbrahim Paşayı da İriştineye gönderip Arnavutların 14 maddeden oluşan isteklerini öğrenmiştir. Bu ondört maddenin bazıları kısmen bazılarıda yumuşatılarak kabul edilmiştir. Fakat Arnavutlar bundan memnun olmayıp isyana devam ettiler. Bunun üzerine devlet sert yüzünü gösterdi. Daha sonra da Rumeli’de af ilan edildi ve isyancılar dağıldılar.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
A.M.Paşa hükümetinin uğraştığı ikinci mesele de Asker ve memurların siyasetle uğraşmamalarını sağlamaktır. 8 Ağustos’ta bir genelge ile bütün memurlardan fırkalarla hiçbir ilişkileri olmadığına dair belge istendi. 10 Ağustos’ta başka bir genelgeyle Askerler sadakat ve itaat yemininde bulunduruldu. Fakat bu fazla bir etki yapmadı.</p>
<p>A.M.Paşa döneminin en önemli olayı I. Balkan savaşıdır. Osmanlı devletinin Trablusgarp’ta savaş halinde olduğu bir esnada ve iç işlerinin de karışık olduğu bir zamanda büyük devletlerinde desteği ile Balkan devletleri kendi aralarında birleştiler. Bu esnada Osmanlı devletinin askerlik süreleri dolmuş olan 75 bin tecrübeli askeri terhis etmesinden faydalanmak isteyen Balkan devletleri ortalığı kızıştırmak için çeşitli yerlerde bombalama faaliyetlerine başladılar.<br />
Bununla beraber Osmanlı Devleti İtalya ile savaş halinde olduğu için Balkan Savaşı’na hazırlanamadı.</p>
<p>Balkanlar’daki Osmanlı ordusu çok kötü durumdaydı. Harbiye Nazırı Nazım Paşa olası bir Balkan savaşına karşı bir plan yapmamıştı. Mahmut Şevket Paşa’nın yaptığı planları da göz ardı etmiştir. Bunun da etkisiyle Balkan Devletleri’nin saldırdığı Osmanlı Ordusu ağır bir yenilgiye uğradı ve Çatalca’ya kadar çekilmek zorunda kaldı. Balkan devletleri ancak Çatalca’da durdurulabildi. Bu yenilginin en büyük sorumlusu Harbiye Nazırı Nazım Bey ve onun bağlı olduğu A:Muhtar Paşa ile Kamil Paşadır.</p>
<p>Bu yenilgi üzerine A.Muhtar Paşa görevinden istifa etti. Yerine Kamil Paşa kabinesi kuruldu. Kamil Paşa İttihat ve Terakki cemiyeti ile uğraşmayı sürdürdü. Öyle ki Kamil Paşa Selanik’in kaybedilmesinden memnundu, böylece Cemiyetin merkezinden ve gücünden kurtulacağını düşünüyordu. Cemiyetin gücünü daha çok kırmak için bazı cemiyet üyelerini hapse attı. Bazılarını Anadolu’ya sürgüne gönderdi. Bazı cemiyet üyeleri de bu tehlikeler karşısında Avrupa’ya kaçtı.</p>
<p>3 Aralık’ta Bulgarlarla Osmanlılar arasında ateşkes ilan edildi. 16 Aralıkta’da Londra’da Balkan Barış Konferansı toplandı. Görüşmeler Ege adaları ve Edirne üstünde kilitlendi. Kamil Paşa kabinesi buraları vermek istemiyordu. Şayet buraları verirlirse ülkede çok büyük olaylar çıkabilir ve Kamil Paşa iktidarını kaybedebilirdi. Konferanstan karar çıkmaması üzerine büyük devletler ortak bir nota ile Osmanlı devletine ya Edirne ve Ege adalarını vermesini ya da savaşın yeniden başlayacağını bildirdiler. Verilecek zorunlu kararın sorumluluğunu yaymak isteyen Şeyhülislam Cemalettin Efendi deletin ileri gelenlerinden oluşan bir kurul kurdu. M.Şevket Paşa ve Prens Sabahattin bu kurula katılmadılar. Kurul da ezici çoğunlukla barış kararı verdi. Ertesi gün bunu kamuoyuna açıklamak için toplanıldı. İttihat ve Terakki cemiyeti, Edirne’nin verileceğini anlamış hem bu kararın açıklanmasını engellemek hemde bu esnada toplumda oluşan vatansever düşünceleri kullanarak iktidara gelebilmek için, 23 Ocak 1913’te bir baskınla iktidarı ele geçirmiştir.</p>
<p>Tarihe Bab-ı Âli baskını adıyla geçen bu baskından sonra Kamil Paşa hükümeti düştü. Yerine Mahmut Şevket Paşa kabinesi kuruldu. Yeni kabine kendisinden önceki hükümetten farklı olarak muhaliflere karşı bir misilleme yapmadı. 11 Şubat 1913’te genel bir af ilan etti.</p>
<p>Yeni hükümetin en önemli sorunu Edirne idi. ateşkesin müddeti doluyordu. Büyük devletlerin verdiği notaya cevap verilmesi gerekiyordu. Şayet Edirne verilir ise ülkede çok büyük bir bunalım yaşanabilirdi. Bu nedenle notaya olumsuz cevap verildi. Bunun üzerine Bulgarlar savaşı yeniden başlattılar. Enver ve arkadaşları savaş taraftarıydı. M.Şevket Paşa ordunun böyle bir şey yapacak gücünün olmadığını düşünüyordu. Fakat Enver ve arkadaşlarının isteği gerçekleşti. Bolayır tarafından bir harekat yapıldı, fakat başarılı olunamadı. Bunun üzerine Edirne’nin verilebileceği büyük devletlere gizlice bildirildi. Ancak buna gerek kalmadan 26 Mart’ta Bulgarlar Edirne’yi savaş yolu ile elegeçirdiler. Bu sayede cemiyet ve M.Şevket Paşa konumlarını koruyabildiler.<br />
Mahmut Şevket Paşa hükümeti bu badireyi atlattıktan sonra Almanya ile kurmayı düşündüğü ilişkiyi dengeleyebilmek için İngiltere’ye yaklaşmıştır. Lynch olayında İngiltere aleyhine alınan kararı değiştirmek suretiyle ilişkilerini yumuşatma yoluna girmiştir.</p>
<p>Şevket Paşa hükümetinin uzlaşmacı tavrına rağmen muhalefet darbe yapmak için bir takım çalışmalar içine girmişti. Fakat bu hazırlıklar farkedildi. Bunun üzerine darbeciler yeni bir plan yaptılar. Bu plana göre Mahmut Şevket Paşa, Cemal Paşa, Talat Paşa, Azmi Bey, Emanuel Karasa ve Nesim Ruso öldürülecek, böylece darbe yapılacaktı. Plan gereği ilk olarak 11 Haziran 1913 günü M.Şevket Paşa öldürüldü. Cemal bey bu olay üzerine 200’ü aşkın muhalifi topladı ve Sinop’a sürgüne gönderdi.<br />
M.Şevket Paşanın öldürülmesi üzerine yeni kabine Sait Halim Paşa tarafından kurulmuştur.</p>
<p>Bu kabine döneminin en önemli olayı Edirne’nin geri alınmasıdır. Osmanlı devletleriyle Balkan devletlerinin kendi aralarında savaşmasından faydalanarak 15 Temmuz’da Midye-Enez çizgisini işgal etti. 19 Temmuz’da da Meriç’e kadar ilerledi. Avrupa devletleri aralarında uzlaşamadığı için Edirne’nin Osmanlı’nın elinde kalması kolaylaştı. Sait Halim Paşa hükümeti ile cemiyet denetleme iktidarı olmaktan çıkıp gerçek iktidar olma yoluna girmiştir. Bundan sonra cemiyet üyeleri arka plandan ön plana çıktılar ve 14 Mayıs 1914’te yapılan seçimlerle de tek başına iktidar oldular.</p>
<p>Balkan savaşları sonucu oluşan hava sebebiyle cemiyette Osmanlı Devletinin tarafsız olsa da olmasa da büyük devletler tarafından paylaşılacağı fikri hakim idi. Bu sebeble Almanya tarafından önerilen ittifak teklifi kabul edilmiştir. Bu ittifaka dahil olunması sonucu I. Dünya Savaşına bu ittifakla girildi. Fakat ittifak savaşı kaybedince Osmanlı Devleti de yokoluşa sürüklendi.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong><br />
1- Ahmed, F. 1908-1914, İttihat Terakki Cemiyeti, Sander Yayınları, 1971, S:17.<br />
2 -Ahmed, F. a.g.e., S.22 vd.<br />
3 -Çulcu, Murat; Marjinal Taril Tezleri Erciyes Yayınları, S:260.<br />
4 -Ahmed, F, a.g.e., S.28-29.<br />
5 -Akşin, Sina Jön Türkler ve İttihat Terakki Cemiyeti, Remzi kitapevi, 1987, S:91.<br />
6 -Avcıoğlu, Doğan, Türkiyenin Düzeni, Tekin Yayınevi, S:254.<br />
7 -Akşin, S., a.g.e., S:121.<br />
8 -Avcıoğlu, Doğan, a.g.e., S:256-57.<br />
9 -Eroğlu, Hamza, Türk İnkılap Tarihi, Savaş Yayınları, 1990, S:68.</p>
<p><strong>Geçen yazıdaki eksik dipnotların düzeltilmiş şekli: </strong><br />
1 -Akşin Sina, Jön Türkler ve İttihat Terakki, S:22-23.<br />
2 -Jan Jürner Eric, Milli Mücadelede İttihatçılık, S:42-43.<br />
3 -Akşin Sina, a.g.e., S:37.<br />
7 -Çulcu Murat, Marjinal Tarih Tezleri, Erciyes Yayınları, S:254-55.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fabdulhamit-donemi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/abdulhamit-donemi/&amp;text=Abdülhamit dönemi&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/abdulhamit-donemi/&amp;t=Abdülhamit dönemi">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/abdulhamit-donemi/&amp;title=Abdülhamit dönemi&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fabdulhamit-donemi%2F&name=buzlu.org&description=Abd%C3%BClhamit+d%C3%B6nemi" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/abdulhamit-donemi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/abdulhamit-donemi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/abdulhamit-donemi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/abdulhamit-donemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1789 sonrası Fransa tarihi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/1789-sonrasi-fransa-tarihi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/1789-sonrasi-fransa-tarihi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 May 2009 08:52:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[1789]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[antlaşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[ayaklanma]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyetler]]></category>
		<category><![CDATA[darbeler]]></category>
		<category><![CDATA[devletlet]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[fransız ihtilali]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdarlar]]></category>
		<category><![CDATA[imza]]></category>
		<category><![CDATA[isyan]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[padişahlar]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih ve savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[yeniçeri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3324</guid>
		<description><![CDATA[14 Temmuz 1789 yılında Paris halkı ayaklandı ve Bastille hapishanesini basarak siyasi mahkumları serbest bıraktılar. Aynı yılın Ağustos ayında meclis &#8220;Vatandaş ve insan hakları Beyannamesi’ni yayınladı. Eylül 1792&#8242;de Cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyetin kurulması Avrupa monarşilerini korkuya düşürdü ve başta İngiltere olmak üzere Fransa beş devletle savaşmak zorunda kaldı. 1799 yılında general Napolyon Bonapart idareyi ele [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/05/eski-fransa-haritasi.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3325" title="eski-fransa-haritasi" src="http://www.buzlu.org/images/2009/05/eski-fransa-haritasi.jpg" alt="eski-fransa-haritasi" width="300" height="268" /></a></p>
<p>14 Temmuz 1789 yılında Paris halkı ayaklandı ve Bastille hapishanesini basarak siyasi mahkumları serbest bıraktılar. Aynı yılın Ağustos ayında meclis &#8220;Vatandaş ve insan hakları Beyannamesi’ni yayınladı.</p>
<p>Eylül 1792&#8242;de Cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyetin kurulması Avrupa monarşilerini korkuya düşürdü ve başta İngiltere olmak üzere Fransa beş devletle savaşmak zorunda kaldı.</p>
<p>1799 yılında general Napolyon Bonapart idareyi ele geçirdi ve tek söz sahibi oldu. Kısa zamanda hem askeri alanda, hem sivil idarede başarılar gösterdi. 1804&#8242;te Fransa İmparatoru ilan edildi.<br />
<span id="more-3324"></span><br />
1801&#8242;de Napolyon 600 bin kişilik bir odu ile Rusya&#8217;ya saldırdı. Fakat şiddetli kışa mağlup oldu ve ordusunun ancak altıda biri Fransa&#8217;ya dönebildi. 1814 yılında Louis XVIII tahta çıktı ve böylece Fransa&#8217;da tekrar krallık kuruldu. 1815 yılında Napolyon iktidarı tekrar ele geçirdiyse de fazla kalamadı<a href="http://www.buzlu.org" target="_blank">. </a></p>
<p>1848 yılında Fransa&#8217;da tekrar Cumhuriyet ilan edildi. Bu cumhuriyet de 1852 yılında yıkıldı. 1870 yılında Fransa Rusya&#8217;ya savaş açtı ve yenildi. Prusya orduları Paris’e girdiler. Bunun üzerine Versailles anlaşması ile Fransa Alsace ve Lorraine&#8217;in büyük bir bölümünü Prusya&#8217;ya (Almanya) verdi. Ayrıca, beş milyon Frank tazminat ödemeyi de kabul etti. 1871 yılında Fransa&#8217;da üçüncü defa cumhuriyet ilan edildi. Yeni rejim borçları süratle ödedi. Afrika ve Asya&#8217;daki sömürgelerine önem verdi.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Fransa, I. Dünya Savaşı&#8217;na İngiltere ve Rusya&#8217;nın müttefiki olarak girdi. Savaş müttefiklerin galibiyetiyle bitmiş olmasına rağmen Fransa çok büyük zarar gördü. 1915 yılında 800 bin, 1916 yılında da 500 bin insan öldü. 1919&#8242;da Versailles&#8217;de imzalanan anlaşma ile Fransa Alsace ve Lorraine&#8217;ı geri aldı. Zengin maden kaynaklarına sahip olan bu bölgenin Fransa&#8217;nın kalkınmasına büyük yardımı oldu. http://www.buzlu.org</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı&#8217;nda Fransızlar yine İngiltere, Rusya ve Amerikalılarla beraberdi. Savaşın başında Almanya, Fransa&#8217;yı işgal etti. Fakat daha sonra savaşı müttefikler kazanınca Fransa da işgalden kurtuldu.<br />
1949 yılına kadar yaralarını sarana Fransa, bu tarihten sonra planlı bir çalışma sağladı. Fakat sömürgelerine bağımsızlık vermek zorunda kaldı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik-->
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2F1789-sonrasi-fransa-tarihi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/1789-sonrasi-fransa-tarihi/&amp;text=1789 sonrası Fransa tarihi&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/1789-sonrasi-fransa-tarihi/&amp;t=1789 sonrası Fransa tarihi">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/1789-sonrasi-fransa-tarihi/&amp;title=1789 sonrası Fransa tarihi&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2F1789-sonrasi-fransa-tarihi%2F&name=buzlu.org&description=1789+sonras%C4%B1+Fransa+tarihi" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/1789-sonrasi-fransa-tarihi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/1789-sonrasi-fransa-tarihi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/1789-sonrasi-fransa-tarihi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/1789-sonrasi-fransa-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2. Meşrutiyet</title>
		<link>http://www.buzlu.org/2-mesrutiyet/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/2-mesrutiyet/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 May 2009 13:39:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[2. Meşrutiyet]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[antlaşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[ayaklanma]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyetler]]></category>
		<category><![CDATA[darbeler]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[devletler]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[imza]]></category>
		<category><![CDATA[isyan]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyetler]]></category>
		<category><![CDATA[padişahlar]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[yeniçeri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3320</guid>
		<description><![CDATA[Hükümdarın başında bulunduğu bir  yürütme organı ile halkın seçtiği parlamentonun yasam yetkisini kullandığı, kuvvetler ayrılığı sistemine dayanan bir yönetim şeklidir. Hükümdarın yetkileri anayasa ile sınırlandırılmıştır. Birinci Meşrutiyet, Osmanlı devletinde padişah yetkilerinin ve yönetiminin Anayasa (Kanun-u Esasi ) ile belirlendiği bir dönemdir.(23 Aralık 1876-13 Şubat 1978). Avrupa’yı takından gören Türk aydınları, devletin gidişini beğenmiyorlar, yapılan yenilikleri [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/05/abdulhamid.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3321" title="abdulhamid" src="http://www.buzlu.org/images/2009/05/abdulhamid.jpg" alt="abdulhamid" width="245" height="199" /></a></p>
<p>Hükümdarın başında bulunduğu bir  yürütme organı ile halkın seçtiği parlamentonun yasam yetkisini kullandığı, kuvvetler ayrılığı sistemine dayanan bir yönetim şeklidir. Hükümdarın yetkileri anayasa ile sınırlandırılmıştır.</p>
<p>Birinci Meşrutiyet, Osmanlı devletinde padişah yetkilerinin ve yönetiminin Anayasa (Kanun-u Esasi ) ile belirlendiği bir dönemdir.(23 Aralık 1876-13 Şubat 1978).</p>
<p>Avrupa’yı takından gören Türk aydınları, devletin gidişini beğenmiyorlar, yapılan yenilikleri yeterli görmüyorlardı. Bunlar, Avrupa devletlerinde olduğu gibi, Osmanlı İmparatorluğunda halkın devlet işlerini denetleyebileceği meşrutiyet yönetimi kurulursa, durumun düzeleceği kanısında idiler. Bu yolda çaba gösterenlerin başında Namık Kemal ve Ziya Paşa bulunuyordu. Namık Kemal, Ziya Paşa ve arkadaşlarına Genç Osmanlılar denildi.<br />
<span id="more-3320"></span><br />
Genç Osmanlılar meşrutiyet yönetimi kurulur, Mebuslar Meclisine Hristiyan ve Musevi halk temsilcileri de katılırsa, Müslümanlarla aralarındaki ayrılığın giderilebileceğine ve bir Osmanlı milletinin oluşacağına  inanıyorlardı. Mithat Paşa, serasker Hüseyin Avni Paşa, Abdulaziz’i padişahlıktan indirmeye karar verdiler. Şeyhülislamdan fetva alındıktan sonra bir gece Dolmabahçe sarayını karadan askerle, denizden donanmayla kuşatarak Abdulaziz’i hükümdarlıktan düşürdüler(1876). Yerine meşrutiyeti ilan edeceğine söz veren II. Abdulhamit padişahlığa getirildi. Sadrazam Mithat paşa’nın başkanlığında bir kurul Kanun-u Esasi’yi hazırladı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bu anayasa padişahın isteklerine uygun hale getirildikten sonra 23 Aralık 1876’da Beyazıt meydanında, devlet adamları, bilginler ve halk önünde törenle ilan edildi. Mebuslar meclisi ile Atan Meclisi toplandı. Bu ilk anayasa ile padişaha, bakanlar kuruluna atama ve görevden alma, dış ülkelerle anlaşma ve barış yapma, savaş ilan etme, meclisi açma ve kapama yetkisi verildi. Padişahın kutsal ve sorumsuz olduğu kabul edildi. Başkanı sadrazam olan bakanlar kurulu, devlet işlerini yürütmekle görevliydi. Yalnız aldığı kararlar, padişahın onayı ile yürürlüğe konabilecekti.</p>
<p>Birinci Meşrutiyet dönemi uzun sürmedi. II. Abdulhamit isteyerek bu yönetimi benimsemiş değildi. Daha Mebuslar Meclisi toplanmadan Mithat Paşa’yı sadrazamlıktan  ayırdı. Rus savaşını bahane ederek Mebuslar Meclisini dağıttı(1877). Yeniden yapılan seçimlerden sonra toplanan meclis de tatile girdikten sonra bir daha toplantıya çağırmadı.</p>
<p>KANUN-U ESASİ<br />
Abdulhamit, cülus hattı hümayununda kendi yararına birtakım ödünler koparmıştı. Meşrutiyetçiler hayal kırıklığına uğradılar. Rüştü Paşa’nın sadrazamlıktan çekilmesi üzerine Abdulhamit Mithat Paşa’yı bu makama getirdi. Bu gelişmeler Kanun-u Esasi’ye giden yolu da açtı.<br />
Önce Kanun-u Esasi’nin  hazırlanışı ve hukuki niteliği üzerinde duralım.</p>
<p>a)Hazırlanışı ve Niteliği<br />
Kanun-u Esasi hazırlıları, yukarıda anlatılan çalkantılı ortamda yürütüldü. Tersane konferansının toplanmasından doğabilecek sakıncaları önlemek için bir an önce ortaya bir metin çıkarmak isteyenler, özellikle  Mithat Paşa, adeta saate karşı yarış havası içindeydiler. Bu arada birkaç anayasa taslağı ortaya çıktı. V. Murat günlerden beri anayasa çalışmaları yapan Mithat Paşa’nın “Kanun-ı Cedit” adını taşıyan 57 maddelik taslağı  güçlü bir hükümdarlık makamı öngörmekle birlikte, vekillerin meclis önünde siyasi sorumluluğunu da kabul ediyordu. Nihayet anayasa hazırlamakla görevli bir komisyon kuruldu. Cemiyet-i Mahsusa adında bir kurul Server Paşa başkanlığında  2 asker 16 sivil bürokrat ve ulemadan 10 kişi olmak üzere 28 kişiden oluşuyordu. Bazı yabancı anayasalardan (Belçika, Polonya,Prusya vb.) yararlanarak asıl anayasa tasarısını hazırladı.23 Aralık 1876 Mithat Paşa’nın başkanlığında Heyet-i Vükela’dan da geçen metin, padişah tarafından ilan edildi.<br />
Görüldüğü gibi doğrudan doğruya padişahça atanmış bir komisyon tarafından hazırlanan  Meclis-i Vükelaca incelenip padişah tarafından kabul ve ilan olunan, Kanun-u Esasi’nin yapımında halkı temsil eden bir yasama organı yada kurucu meclisi yoktur. Halk oylaması da söz konusu değildir.1876 metini hukuki açıdan, padişahın tek yanlı bir işleminden doğmuş bir “Ferman Anayasa” dır.<br />
Halkın temsilcileri tarafından hazırlanmadığı ya da halk oylamasına sunmadığı için Kanun-u Esasinin anayasa olmadığı söylenebilir mi?Bu önemli biçimsel koşullara uyulmadan çıkarılan bir metin günümüzde “anayasa “sayılmaz. Bu açıdan  “kanun-u esasi şekil yönünden amme hukuku bugünkü telakkilerine göre bir anayasa niteliğini haiz değildir.</p>
<p>b)Devlet ve İktidar<br />
Kanun-u Esasi’ye göre “Devlet-i Osmaniye” ülkesiyle bölünmez bir bütündür.(madde 1) Başkent hiçbir ayrıcalığı olmayan İstanbul’dur.(madde 2) Saltanat ve hilafet hakkı ve makamı Osmanoğulları soyuna ve bunun en büyük evladına aittir.(madde 3) Osmanlı sülalesinin hürriyet, mal-mülk ve ömür boyu ödenek hakları “umumun kefaleti altındadır” (madde 6)<br />
Saltanat kurumu, devlet monarşik karakterini vurgular. Daha doğrusu bunun devam ettiğini gösterir. Hükümet biçimi monarşidir.<br />
Monarşik devlet öteden beri teokratik niteliktedir.”Devletin Dini İslâm’dır”(madde 11) Padişah aynı zamanda halife olup ( madde 3,4) ahkâm-ı şer&#8217;iye’yi uygulatır (madde 7)<br />
Kanun-u Esasi egemenliğin kime ait olduğuna ilişkin açık hüküm yoktur. Bununla beraber Kanun-u Esasi sisteminde esas egemen gücün yine hükümdar olduğu, egemenliğin asıl ona ait bir hak olduğu meydandadır. Kendi tek yanlı iradesinin ürünü bir ferman da olsa Kanun-u Esasi, yani bir yazılı anayasa onun saltanat ve egemenlik haklarının ve meşrutiyetinin yeni dayanaklarındandır.<br />
Bu demektir ki, o zaman meşruluk kaynağını gelenek ve dinsel inançlardan alan monarşik egemenlik, şimdi insan iradesi ürünü ve dünyasal-insansal bir hukuki belgeden meşruluk olarak beşerileşmektedir.<br />
1.Ana kuruluş<br />
Osmanlı soyunun en büyük evladı saltanat ve hilafet makamının da sahibidir(madde 3).Monarşinin ve devletin başı halife sultandır.<br />
Padişah yürütme organının da başı ve hatta kendisidir. Heyet-i Vükela ya da meclis-i vükela’nın başkan ve üyeleri olan sadrazamı,şeyhülislamı ve vekilleri kendisi seçer atar gerektiğinde azleder(madde 2,27)<br />
Yasama meclisi meclis-i umumi adını taşımakta olup, iki kanatlıdır. Heyet-i Ayan ve Heyet-i Mebusan.<br />
Heyet-i ayan üyeleri öbür meclisin üye sayısının üçte birini geçmemek üzere 40 yaşını geçmiş ve seçkin hizmetleri ile tanınmış kişiler arasından yine padişah tarafından seçilir ve atanır (madde 60-61)<br />
Heyet-i Mebusan üyeleri ise, her elli bin erkek nüfusa bir temsilci olmak üzere 4 yıl için ve seçim yoluyla görev gelir. Padişah meclislerin başkanlarının seçiminde de söz sahibidir. Heyet-i ayan reisini doğrudan doğruya kendi seçer(madde 60).<br />
Demek oluyor ki padişah yürütme ve yasama kurullarının oluşumu üzerinde mutlak söz sahibi değilse bile, son derece etkilidir. Heyet-i vükela’nın kuruluşunda kesin söz sahibidir ve “tek seçici” durumundadır.</p>
<p>Oluşumunu padişah iradesine borçlu olmayan tek heyet meclis-i Mebusan’dır. Heyet-i Mebusan’ın seçimle gelmiş ilk Osmanlı meclisi olmasıdır. Bunun önemi şundandır ki, seçim ve temsili vekalet yoluyla  seçmen ile mebusları arasında kurulan ilişki,milleti ile de bir siyasal varlık olarak yeni ve anayasal sisteme katmaktır. Milleti de, adı konmuş olmasa bile, padişahın mutlak olan egemenlik hakkına rakip olmak üzere ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>2.Yetkiler ve İşleyiş<br />
Kanun-u Esasi padişahın dünyevi ve uhrevi haklarını anayasallaştırmaktır. Bunlar içinde en dikkat çekici olanlar şöyle sıralanabilir.</p>
<p>Vekilleri, sadrazamı ve şeyhülislamı atamak ve görevden almak silahlı kuvvetlere komutanlık etmek, şeriat hüküm yasalarını yürütmek, cezaları affetmek yada hafifletmek vb. Bütün bunlar “hukuku mukaddese-i padişahı” (padişahın kutsal hakları) cümlesindedir.<br />
Daha ilk bakışta görülüyor ki padişah meşruti bir sistemde bakanlar kurulunun ve parlamentonun sahip olması gereken birçok önemli yetkiyi kendinde alıkoymuş “padişahın kutsal hakları” alanında tutmuştur.<br />
Meclis-i vükela sadrazamın başkanlığında toplanan iç ve dış önemli konular görüşülen bir kurum ama görüşülmesi padişahın iznini gerektiren hususları önce hükümdara sunmalı ve onun görüşme iznini almak zorundadır. Heyet-i vükela’nın başkan ve üyeleri başkan tarafından seçilip atandıkları görevden alınırdı. Üyelerin güven oyu almaları diye bir durum da söz konusu olmadığından bunlar meclise dayanarak hükümdarın karşı koyabilme olanağına sahip değillerdi. Kabine ya da hükümete sistemde olanak yoktur. Hükümdar yürütme organının kendisidir.<br />
Meclislerin çalışmalarını yönetecek başkanları ile yardımcılar padişah tarafından seçim yapmak suretiyle atanmaları gerekir.<br />
Meclis-i umumi üyelerini padişaha bağlı kılan bir husus da ettikleri yeminin içeriğidir. Bunlar yalnız vatana ve anayasaya değil aynı zamanda padişaha sadakat yemini ederdi.<br />
Bir kere, padişah buyruğu ve güdümü altındaki Heyet-i vükela her konuda yasa önerme hakkına sahipken, asıl yasama organı durumunda olması beklenen meclisler, ancak kendi görev alanlarını ilgilendiren konularda yasa önerisinde bulunmayan yetkilidir. Bu izin padişah tarafından verilse bile meclisler hemen devreye girmezler. İlkin şurayı-ı devlete gönderilir.(madde 53) Bunun hazırlayacağı tasarı meclise gelir önce meclis-i ayanda görüşülür. Heyet-i Ayan’a gönderilir. Önüne gelen tasarı padişah adına uygunluk için süzgeçten geçirilir. Heyet-i ayan çeşitli denetlemeler yapar. Tasarıyı ya kabul eder yada kesin red ya da değişiklik istemiyle birlikte meclis-i mebusa gönderilir.<br />
Bütün bunlardan sonra, meclislerden geçmiş bir metin hâla kabul edilmiş bir kanun değil bir “layiha” dır. Yasalaşması padişaha bağlıdır. Padişahın onaylamadığı kanunlaşmaz. Böylece “izin” den “onay”a kadar padişah yasama süreci üzerinde denetim olanağına sahiptir.<br />
Yürütmenin,daha doğrusu padişahın tasama sürecindeki bir başka aktif rolü de, meclislerin toplantı olmadığı dönemlerde kendini gösterir. Padişahın bir başka yetkisi de olağanüstü durumlarda (örf,idare / sıkı yönetim),özel düzenlemelerle ( nizam-ı mahsus) ülkeyi yönetme olanağına sahip bulunmasıdır(madde 113).Görülüyor ki Heyet-i Mebusan yasama konusunda serbestliğe sahip değildir. İlk Osmanlı parlamentosu, istediğini yaslaştırabilen bir organ değilse de istemediği yasalaşmayan,padişahın mutlakçı yöntemi karşısında bir çeşit denetim, gözetim ve fren organıdır. Onsuz yasada olmaz.6<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
3.Sorumluluk ve Denetim<br />
Sadrazam, şeyhülislam ve Vekiller padişaha karşı sorumlu olup her an onun tarafından görevden alınabilirdi.(madde 727) Nitekim meclislerin açık olduğu dönemde de padişah sadrazamı anlatmıştır. Heyet-i vükela’nın çağdaş anlamı ile bir “bakanlar kurulu” sayılmasına olanak yoktur.<br />
Heyet-i vükela meclis karşısında sorumlu değildir. Meclise gensoru verme hükümeti düşürme yetkisi verilmemiştir. Meclislerin vekilleri padişaha karşı savunma hakları da yoktur. Sadrazam yada vekil, cevabını süresiz erteleme haklarına sahiptir.<br />
Meclisler yürütmeyi etkili şekilde denetleyemiyor ve bir siyasal yaptırıma gidemiyor ama, padişahın bunları ve caydırıcı silah ise fesih kurumudur.<br />
Padişahı bütün anayasal sistemin merkezi ve en üstün gücü olarak tanıyan Kanun-u Esasi onu bir de “sorumsuzluk” halesi ile taçlandırmaktadır.<br />
Bu sistemin gerçekten sınırlanmış bir monarşi kavramına uymadığı meydandadır. Halifeye karşı direnmek mümkünken Halifeyi sultana dokunulmaz kılmaktadır.1876 Kanun-u Esasi ise, yürütme yetkisini hükümdara ait sayan geleneksel ve monarşik anlayışı sürdürmekte, yasama alanında da ona geniş yekiler tanınmaktadır. Sistem parlamentoludur ama “parlamenter” değildir. Kuvvetler ayrılığını ne sert ne de yumuşak biçimiyle kurmuş sayılabilir. Kanun-u Esasi kuvvetler ayrılığını benimsemiştir.</p>
<p>4.Yargılama<br />
Kanun-u Esasi’nin getirdikleri hiçte anımsanacak gibi değildir. Bu her şeyden önce Tanzimat’ın katkıları ile ilgilidir. Klasik Osmanlı düzeninde “Adaletin seçkin konumu da unutulmamalıdır”.<br />
Kanun-u Esasi bir güç olarak “yargıdan değil “mehakim”                                (Mahkemelerden söz etmekle beraber, yargı yetkisinin kullanışının gerektirdiği asgari güvencelere de yer veriyordu. Yargıçların özlük işlerinin (yükselme, yer değiştirme, emeklilik ) yasayla düzenlenmesi bir cürümle mahkûm olmadıkça azledilmemeleri ( madde 81).Mahkemelerin her türlü müdahale ile korunması (madde 86) ve bağımsızlığın sağlanması yolundaki hükümlerdir. Mahkemeleri şeriyye ve nizamiye diye ikiye ayrılır. Kanun-u Esasi savcılık kurumunu da yasalaştırmıştır.</p>
<p>b)Haklar ,Özgürlükler, Yargısal Güvenceler<br />
Uyruklara tanınan hak ve özgürlükler “tebai devlet-i Osmaniye’nin hukuku umumiyesi” başlığı altında toplanmıştır.<br />
Osmanlı Devleti uyruğu herkes, din ve mezhebi ne olursa olsun “Osmanlı sayılır(madde 8). Bunlar yasa önünde hak ve ödev yönünden eşittir.(madde 17).Osmanlılar kişi özgürlüğü (madde 9) ve kişi dokunulmazlığına sahip olup, yasanın gösterdiği yollar dışında cezalandırılamazlar(madde10).</p>
<p>Kanun-u Esasi kişi güvenliğini yok etmektedir. Kanun-u Esasi  dinsel özgürlükleri tanıyor(madde 11) ama düşünce özgürlüğünden söz etmediği gibi basın kanun dairesinde serbesttir(madde 12) biçiminde, her yana çekilebilir tehlikeli bir hükme de yer veriyor. Yasalara uymak kaydıyla, genel ve özel öğretim yapma hakkı ise Kanun-u Esasi’nin tanıdığı özgürlüktür(madde 15) okullar devletin gözetim ve denetim altındadır. Kanun-u Esasinin 18. maddesi devletin resmi dilinin Türkçe olduğunu bildirmektedir.</p>
<p>Ekonomik alanda bazı önemli düzenlemeler vardır. Mal ve mülk güvenliği anayasallaştırılmış kamu yararı gelmedikçe parsı peşin ödenmedikçe kimsenin mülkünün elinden alınmaması ilkeleri benimsendi(madde 12).<br />
Kanun-u Esasi, Türkçe bilmeleri koşuluyla herkesin kendi yeteneklerine göre devlet işlerine ve memuriyetine girebileceğini açıklamaktadır. Seçme ve seçilme hakkı Kanun-u Esasi’de açıkça öngörülmüş değildir. Gerçekten kişileri ilgilendiren yargısal güvenceleri bakımından Kanun-u Esasi’nin getirdikleri hiçte azımsanacak kadar değildir. Yargının statüsüyle ilgili olarak yazılanları da hesaba katarsak Kanun-u Esasi’nin yargı ve yargısal güvenceler alanındaki katkısının her şeye rağmen yine de çok önemli olduğu görülür.</p>
<p>d)Anayasa’nın Üstünlüğü ve Korunması<br />
Kanun-u Esasi’nin hiçbir maddesi bile hiçbir sebep ve bahane ile tatil veya icradan iskat edilemez hükmü (madde 115), anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Anayasanın değiştirebilmesinin her iki meclisin 2/3 çoğunluğunun kararına bağlı tutulmasıyla da (madde 116) anayasanın katılığı ilkesi benimsenmiştir.<br />
Ne var ki bu ilkeler anayasanın üstünlüğü, bağlayıcılığı soyutta bir anlam taşımaz.</p>
<p>5.Askerlerin Siyasileşmesi<br />
1905 sonrası mücadelenin yeni bir yükselme dönemidir. Bir yandan Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti 1906 Nizamnamesiyle ilk defa  olarak Abdülhamit’i hedef alıp Meşrutiyet mücadelesini iyice sertleştirirken öbür yandan Selanik ve Şam’da yeni ve gizli örgütlenmeler göze çarpıyordu.<br />
Gerçekten de 1905 sonrasının en esaslı dönüşümü meşrutiyet ve özgürlük düşüncesinin asker çevreleri sarması ve buralardaki gizli örgütlenmelerdir.<br />
Nitekim, Jön Türk muhalefetinin askeri kesimdeki en önemli örgütlenmesi bundan sonra Makedonya’da görülecektir. Bölge Osmanlı askeri gücünün en fazla olduğu alan olduğu gibi başkent denetiminden nispeten uzak kalışı Avrupa’ya ve liberal fikir odaklarına yakınlığı, ekonomik ,sosyal ve kültürel hayatının gelişmişliği ve nihayet ulusçu düşüncelere beşik oluşturan kozmopolitik yapısı bakımından,ulusal ve demokratik örgütlenmeler için çok elverişli bir yerdi. Ayrıca yukarıda da belirtildiği gibi, “paylaşılmak istenen yorgan” Makedonya idi.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2F2-mesrutiyet%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/2-mesrutiyet/&amp;text=2. Meşrutiyet&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/2-mesrutiyet/&amp;t=2. Meşrutiyet">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/2-mesrutiyet/&amp;title=2. Meşrutiyet&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2F2-mesrutiyet%2F&name=buzlu.org&description=2.+Me%C5%9Frutiyet" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/2-mesrutiyet/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/2-mesrutiyet/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/2-mesrutiyet/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/2-mesrutiyet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Neptünyum hakkında</title>
		<link>http://www.buzlu.org/neptunyum-hakkinda/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/neptunyum-hakkinda/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2009 08:40:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[anerji]]></category>
		<category><![CDATA[atom]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bomba]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[nötron]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[Neptünyum]]></category>
		<category><![CDATA[neptünyum nedir]]></category>
		<category><![CDATA[reaktör]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[Takı]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[transuranyum]]></category>
		<category><![CDATA[uranyum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3208</guid>
		<description><![CDATA[Uranyumun nötronlarla bombardımanından yapay olarak elde edilen, atom numarası 93, atom ağırlığı 239 olan, radyoaktif bir element. Neptünyum&#8217;dan enerji üretilebilir mi ? Neptünyum konusunda, konunun bilimsel yanı incelenmeden toplumu yanıltabilecek ve fikir karışıklığına yol açabilecek bir takım iddialara şahit olmaktayız. Özellikle ülkemizin içinde bulunduğu zor ekonomik şartlar doğal kaynaklarımıza yönelişi arttırmakta ve bu kaynakların ne [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-3209" title="neptunyum" src="http://www.buzlu.org/images/2009/04/neptunyum.jpg" alt="neptunyum" width="267" height="272" /></p>
<p>Uranyumun nötronlarla bombardımanından yapay olarak elde edilen, atom numarası 93, atom ağırlığı 239 olan, radyoaktif bir element.</p>
<p><strong>Neptünyum&#8217;dan enerji üretilebilir mi ? </strong></p>
<p>Neptünyum konusunda, konunun bilimsel yanı incelenmeden toplumu yanıltabilecek ve fikir karışıklığına yol açabilecek bir takım iddialara şahit olmaktayız. Özellikle ülkemizin içinde bulunduğu zor ekonomik şartlar doğal kaynaklarımıza yönelişi arttırmakta ve bu kaynakların ne şekilde değerlendirilebileceği konusunda değişik çözüm önerileri gündemi işgal etmektedir. Maalesef bu önerilerin bazıları, Neptünyum örneğinde olduğu gibi, makul çözümler olmaktan bir hayli uzaktır.</p>
<p>Diğer yandan bir metanın ekonomik girdi sağlayabilecek nitelikte olabilmesi için öncelikle bu metanın ülkemizde mevcut olması ve ayrıca bu metanın, ülke ve dünya pazarındaki belirli bir talep düzeyine sahip olması gerekmektedir. Bu bilgi notunda Neptünyum ile ilgili gerçekler anlatılmaya çalışılmaktadır.<br />
<span id="more-3208"></span><br />
<strong>Tarihçesi </strong></p>
<p>93 atom numaralı Neptünyum transuranyum ailesi olarak bilinen elementlerden birisi olup yapay olarak elde edilebilen radyoaktif bir elementtir ve hatta Neptünyum sentetik olarak ilk üretilen transuranyum elementidir. Neptünyumun 239 kütle numaralı izotopu, 1940 yılında Edwin M. McMillan ve P. H. Abelson tarafından Berkeley Laboratuarında Uranyumun siklotrondan üretilen nötronlarla bombardıman edilmesiyle elde edilmiştir<a href="http://www.buzlu.org" target="_blank">.</a><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Doğada var mıdır ? </strong></p>
<p>Uzun bir süre Neptünyum&#8217;un doğada bulunmadığına inanılmış, fakat son yapılan araştırmalarda,nötronların neden olduğu transmutasyon (dönüşüm) reaksiyonları nedeniyle, uranyum madenlerinde eser miktarda oluştuğu anlaşılmıştır. Ancak, bunun herhangi bir maden değeri olmadığından, dünyada Neptünyum madenciliği diye bir olgu da bulunmamaktadır.</p>
<p><strong>Nasıl üretilebilir ? </strong></p>
<p>Neptünyumu yüksek miktarlarda elde edebilmenin tek yolu nükleer reaktörlerde veya hızlandırıcılarda Uranyumun nötronlarla bombardımanıdır. Bunun sonucunda oluşan Neptünyum, bombardıman edilen veya reaktörlerde yakıt olarak kullanılan Uranyumun yeniden işlenmesi ile elde edilebilir  ve bu yöntem de ileri düzeyde nükleer teknolojinin var olmasını gerektirmektedir.</p>
<p>Ülkemizde iki adet araştırma reaktörünün (Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezideki TR-2 Araştırma Reaktörü ve İstanbul Teknik Üniversitesindeki İTÜ-TRIGA Araştırma Reaktörü) dışında nükleer reaktör mevcut değildir. Bu araştırma reaktörlerinin kullanılmış yakıtlarında çok az miktarlarda Neptünyum olmakla birlikte, bu Neptünyumu elde etmek için söz konusu kullanılmış yakıtların yeniden işlenmesi gerekir ve bizde bu teknoloji mevcut değildir.</p>
<p>Kaldı ki, büyük miktarlarda yapay yoldan elde edilecek Neptünyumu talep edecek ve ülkemizi de borç yükünden kurtaracak bir alıcı dünyada mevcut değildir.</p>
<p><strong>Enerji kaynağı mıdır ? </strong></p>
<p>Neptünyumun enerji üretiminde kullanılan bir yakıtmış gibi nitelendirilmesi de doğru değildir. Bunu teknik olarak açıklamak mecburiyeti vardır. Nükleer reaktörlerde enerji üretimi ağır elementlerin (Uranyum, Plütonyum) izotoplarının nötronlarla bölünme (fisyon) reaksiyonlarına girmesine dayanmaktadır. Bu reaksiyon sonucunda daha hafif elementler (fisyon ürünleri) ve bir miktar enerji (»200 MeV/fisyon) ortaya çıkmaktadır. Enerji üretiminde kullanılan günümüz nükleer reaktörlerinde bu reaksiyon kontrollü ve devamlı bir şekilde gerçekleştirilmektedir.</p>
<p>Neptünyum da ağır bir element olmakla ve bazı izotopları fisyon reaksiyonu yapabilmekle birlikte, enerji üretiminde kullanılabilecek şekilde devamlı ve kontrollü bölünme reaksiyonları ancak çok özel konfigürasyonlarda gerçekleştirilebilmesi mümkündür. Bu yöndeki araştırmalar enerji üretiminden ziyade, daha çok nükleer silahsızlanma çalışmaları çerçevesinde sürdürülmektedir. http://www.buzlu.org</p>
<p>Dünyadaki değişik laboratuarlarda Neptünyumun hangi şartlarda devamlı ve kontrollü bölünme reaksiyonların gerçekleşebileceği yönünde araştırmalar sürdürülmektedir. 2002 yılı Ekim ayındaki uluslararası medyada &#8220;Los Alamos (ABD) Laboratuarlarında deney koşullarında Neptünyumun kullanılarak kontrollü bir kritikliğe ulaşıldığı&#8221; yönünde haberler yer almıştır. Bu olasılık dikkate alınarak, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi çalışmaları kapsamında, Neptünyum da Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından güvence denetimi anlaşmaları kapsamında Uranyum ve Plütonyum gibi izlenmektedir (hangi tesiste ne kadar üretildi, ne kadarı hangi amaçla kullanıldı v.b.).</p>
<p>Sonuç olarak Neptünyumun günümüzde bir enerji kaynağı olarak kullanılması diye bir durum söz konusu değildir. Bu şekilde çalışan bir nükleer reaktör mevcut değildir. buzlu.org</p>
<p><strong>Ülkemizde ve dünyada var mıdır ?</strong></p>
<p>Neptünyumun nasıl elde edilebileceği ve doğada mevcudiyeti ve ülkemizin nükleer teknoloji alanındaki kabiliyeti dikkate alındığında ülkemizde Neptünyum madenciliği diye bir olgu olmadığı; MTA tarafından tespit edilen Uranyum madenlerinde (bu madenler MTA verilerine göre yaklaşık 9 bin ton Uranyum içermektedir) çok az miktarlarda Neptünyum bulunabileceği; nükleer teknoloji kullanılarak Neptünyum elde edilmesinin de ülkemizin nükleer teknoloji altyapısı itibariyle mümkün olmadığı; ve bu teknolojiye sahip olunsa dahi ülkemizin sahip olduğu Uranyum&#8217;un tamamının Neptünyum&#8217;a dönüştürülmesi durumunda bile kayda değer bir ekonomik gelir elde edilemeyeceği anlaşılır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Nükleer teknoloji alanında ileri seviyedeki ülkeler daha çok araştırma amaçlı (nötron detektörleri gibi) kullanım için Neptünyumu yapay olarak üretmektedirler.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fneptunyum-hakkinda%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/neptunyum-hakkinda/&amp;text=Neptünyum hakkında&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/neptunyum-hakkinda/&amp;t=Neptünyum hakkında">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/neptunyum-hakkinda/&amp;title=Neptünyum hakkında&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fneptunyum-hakkinda%2F&name=buzlu.org&description=Nept%C3%BCnyum+hakk%C4%B1nda" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/neptunyum-hakkinda/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/neptunyum-hakkinda/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/neptunyum-hakkinda/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/neptunyum-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

