<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>buzlu.org &#187; profesör</title>
	<atom:link href="http://www.buzlu.org/benzer/profesor/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buzlu.org</link>
	<description>bilgi mi aradın, doğru yerdesin...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 19:32:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Amedeo Avogadro (kimyacı)</title>
		<link>http://www.buzlu.org/amedeo-avogadro-kimyaci/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/amedeo-avogadro-kimyaci/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Dec 2011 12:49:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[Amedeo Avogadro]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim adamı]]></category>
		<category><![CDATA[doğumu]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[italyan]]></category>
		<category><![CDATA[keşifleri]]></category>
		<category><![CDATA[kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[kimyacı]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyager]]></category>
		<category><![CDATA[profesör]]></category>
		<category><![CDATA[yaptıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5552</guid>
		<description><![CDATA[Quaregna ve Cerrato Kontu Lorenzo Romano Amedeo Carlo Avogadro (9 Ağustos 1776 &#8211; 9 Temmuz 1856), İtalyan kimyager ve bilimadamıdır. Günümüzde, adı, derişim teorisi ve moleküler ağırlık alanındaki katkılarıyla anılır. Yaşamı Amedeo Avogadro, Torino, İtalya&#8217;da, köklü ve asil bir aile olan Piedmont ailesinin bir üyesi olarak dünyaya geldi. 20 yaşında, kilise eğitimi bitirip çalışmaya başladı. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/12/Amedeo-Avogadro.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-5553" title="Amedeo Avogadro" src="http://www.buzlu.org/images/2011/12/Amedeo-Avogadro.jpg" alt="" width="200" height="278" /></a></p>
<p>Quaregna ve Cerrato Kontu Lorenzo Romano Amedeo Carlo Avogadro (9 Ağustos 1776 &#8211; 9 Temmuz 1856), İtalyan kimyager ve bilimadamıdır. Günümüzde, adı, derişim teorisi ve moleküler ağırlık alanındaki katkılarıyla anılır.</p>
<p><strong>Yaşamı</strong></p>
<p>Amedeo Avogadro, Torino, İtalya&#8217;da, köklü ve asil bir aile olan Piedmont ailesinin bir üyesi olarak dünyaya geldi. 20 yaşında, kilise eğitimi bitirip çalışmaya başladı. Ancak kısa bir süre sonra kendini fizik ve matematik alanındaki çalışmalara adadı. 1809&#8242;da bu dalları, Vercelli&#8217;deki bir lisede (liceo) öğretmeye başladı.</p>
<p>1820&#8242;de, Turin Üniversitesi&#8217;nde fizik profesörü oldu. 1821&#8242;deki Sardinia Kralı&#8217;na karşı olan ayaklanmalarda aktif rol aldı. Bunun sonucu olarak da 1823&#8242;te üniversitedeki görevinden alındı. Ancak Avogadro&#8217;nun da sahip olduğu fikirler zamanla &#8211; Savoy krallarının da katkılarıyla &#8211; daha kabullenilir oldu ve 1848&#8242;de Charles Albert, modern anayasayı açıklayınca Avogadro Turin&#8217;deki görevine geri getirildi. 20 yıl daha burda profesörlüğe devam etti.<span id="more-5552"></span></p>
<p>Çok düzgün ve dinine uygun bir hayat sürmüşe benzeyen Avogadro&#8217;nun özel hayatı ve politik yaşamı hakkında çok az şey bilinmektedir. Felicita Mazzé&#8217;yle evliydi ve altı çocukları oldu. Bazı tarihi çalışmalar, Sardinya&#8217;da, Charles Albert&#8217;ın modern anayasasıyla son anda önlenen bir ayaklanmayı maddi açıdan desteklediğini savunmaktadır. Ancak bu konuda çok az bilgi olduğundan, iddialar ancak kuşku olarak kalmıştır. Avogadro, istatistik, meteoroloji ve ölçü sistemlerinde önemli rollar oynamıştır. Aynı zamanda Halk Bilgilendirilmesi Kraliyet Üstün Konseyi&#8217;nin de bir üyesiydi.</p>
<p>Avogadro&#8217;nun molarite ve moleküler ağırlık konusundaki çalışmalarının anısına, bir mol, Avogadro sayısı olarak adlandırılmıştır. Bunun değeri yaklaşık olarak 6.02214199 × 1023&#8242;tür. Johann Josef Loschmidt, Avogadro sayısını ilk hesaplayandır ki, sabit, hala Loschmidt sayısı olarak da anılır. Avogadro sayısı, genellikle kimyasal tepkimelerinin sonuçlarını ölçmede kullanılır ve kimyagerlerin, maddelerin tam olarak hangi oranda tepkimede bulunduklarını belirlemelerine yardımcı olur.</p>
<p><strong>ÇALIŞMALARI</strong></p>
<p>Vercelli&#8217;de kaldığı dönemde, defterine şöyle bir not düşmüştü.</p>
<p><em> aynı hacimdeki gazlar, aynı sıcaklın ve basınç sağlandığı halde, aynı sayıda moleküle sahiptirler</em></p>
<p>Bu not kimyanın geleceği için çok önemliydi; çünkü bugün Avogadro yasası olarak adlandırdığımız yasa bu hipotezi öne sürer.</p>
<p>Bu notu, De Lamétherie&#8217;nin Journal de Physique, de Chimie et d&#8217;Histoire naturelle&#8217;e (Fizik, Kimya ve Doğa Tarihi Dergisi) yolladı ve 14 Temmuz, 1811&#8242;de, Essai d&#8217;une manière de déterminer les masses relatives des molecules élémentaires des corps, et les proportions selon lesquelles elles entrent dans ces combinaisons (Ana moleküllerin göreceli kütlelerini ve tepkimeye girdikleri oranları belirlemeye dair bir deneme) başlığıyla yayınlandı.</p>
<p>Avogadro yasasına göre, değişik gazların aynı hacimlerinin kütlelerinin arasındaki ilişki, aralarındaki moleküler ağırlık farklarıyla doğrudan ilişkiliydi. Bu nedenle de değişik moleküler ağırlıkların gaz örneklerinin kütlelerinden hesaplanabileceğini söylemiştir.</p>
<p>Avogadro, bu fikrini, Joseph Louis Gay-Lussac&#8217;ın 1808&#8242;te yayınladığı yasasının ardından öne sürmüştür. Avogadro&#8217;nun en zorlandığı şey, zamanın bilimadamlarının, atomlar ve moleküller hakkındaki kesin fikirlerinin tam oluşmamasıydı. Nitekim ki Avogadro&#8217;nun en büyük katkılarından biri, molekülle atom kavramlarını birbirinden ayırmada basit parçaların da moleküllerden oluştuğunu ve bunların atomlardan oluşabileceğini göstermesidir.</p>
<p>Mesela, John Dalton bu olasılığı göz önünde bulundurmamıştır. Avogadro, aslında &#8220;atom&#8221; kelimesini kullanmamıştır; çünkü hem &#8220;atom&#8221;, hem de &#8220;molekül&#8221; kelimeleri aynı anlamda kullanılıyordu. Onun yerine, Avogadro, üç çeşit &#8220;molekül&#8221; olduğunu ve bunlardan birinin de &#8220;ana molekül&#8221; (bizim kullanımımızla &#8220;atom&#8221;) olduğunu savunmuştur. Aynı zamanda kütleyle ağırlık kavramlarını ayırmaya özellikle önem vermiştir.</p>
<p>Avogadro, 1814&#8242;te, Mémoire sur les masses relatives des molécules des corps simples, ou densités présumées de leur gaz, et sur la constitution de quelques-uns de leur composés, pour servir de suite à l&#8217;Essai sur le même sujet, publié dans le Journal de Physique, juillet 1811&#8242;u (Fizik Dergisi&#8217;nde 1811 Temmuz&#8217;unda yayınlanan aynı konudaki bir denemeyle uyuşması için moleküllerin göreceli kütleleri ya da gazların yoğunlukları ve oluşturdukları yapılar üzerine birkaç not) yayınladı.</p>
<p>1821&#8242;de, kısa süre arayla iki tane daha yayınladı: Nouvelles considérations sur la théorie des proportions déterminées dans les combinaisons, et sur la détermination des masses des molécules des corps (Tepkimelerdeki sabit oranlar teorisi ve molekül kütlelerinin belirlenmesi üzerine yeni değerlendirmeler) ve Mémoire sur la manière de ramener les composès organiques aux lois ordinaires des proportions déterminées (Organik yapıları, belirlenmiş oranlar yasasına göre geri getirme üzerine gözlem). 1841&#8242;de, tüm çalışmalarını tamamlayarak, dört cilt halinde, Fisica dei corpi ponderabili, ossia Trattato della costituzione materiale de&#8217; corpi&#8217;de bastı.</p>
<p>Bilim dünyası, Avogadro&#8217;nun teorisine çok önem vermediğinden, teori hemen kabul edilmedi. André-Marie Ampère, üç yıl sonra farklı yöntemlerle aynı sonuçları bulunca da bir şey değişmedi.</p>
<p>Ancak; Charles Frédéric Gerhardt, Auguste Laurent ve Williamson&#8217;ın organik kimya üzerinde yaptığı araştırmaların sonucunda teorinin doğrulu test edilebildi.</p>
<p>Ne yazık ki, yapılan bazı deneylerde, bazı anorganik maddeler yasanın dışına çıktı. Bu konudaki kesinlik ancak 1860&#8242;ta, Avogadro&#8217;nun ölümünden dört yıl sonra yaratıldı; Stanislao Cannizzaro, bu eksepsyonların, bazı gazların moleküllerinin belirli sıcaklıklarda bağlantısızlık yaşamasından kaynaklandığını açıkladı. Ayrıca, Avogadro yasasının sadece moleküler kütlenin değil, atomik kütlenin de bulunmasını sağladığını savundu.</p>
<p>Rudolf Clausius&#8217;un kinetik teorisi, Avogadro&#8217;nun yasasını destekleyen başka bir kanıt sundu. Çok süre geçmeden, J. H. van &#8216;t Hoff&#8217;un sıvılarla gazların davranışlarının benzerlikleri üzerine yaptığı çalışmalar, Avogadro&#8217;nun kanununu son kez onayladı. O zamandan beri de, Amedeo Avogadro, atomik teorinin babası olarak kabul edilir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Famedeo-avogadro-kimyaci%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/amedeo-avogadro-kimyaci/&amp;text=Amedeo Avogadro (kimyacı)&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/amedeo-avogadro-kimyaci/&amp;t=Amedeo Avogadro (kimyacı)">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/amedeo-avogadro-kimyaci/&amp;title=Amedeo Avogadro (kimyacı)&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Famedeo-avogadro-kimyaci%2F&name=buzlu.org&description=Amedeo+Avogadro+%28kimyac%C4%B1%29" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/amedeo-avogadro-kimyaci/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/amedeo-avogadro-kimyaci/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/amedeo-avogadro-kimyaci/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/amedeo-avogadro-kimyaci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boğaziçi Üniversitesi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/bogazici-universitesi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/bogazici-universitesi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2009 10:12:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim-Öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[amerika]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Üniversite seçme]]></category>
		<category><![CDATA[öss puanı]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[binalar]]></category>
		<category><![CDATA[birinci dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Boğaziçi Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[devletler]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[hangi Üniversiteye gitmeliyim]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[konteyjan]]></category>
		<category><![CDATA[lise]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[paşa]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[profesör]]></category>
		<category><![CDATA[puanıma göre]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Koleji]]></category>
		<category><![CDATA[rumeli]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sermaye]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[tören]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3458</guid>
		<description><![CDATA[Robert Koleji bir eğitmen, mucit, teknisyen, mimar ve kurucu olan Dr. Cyrus Hamlin ile tanınmış hayırsever ve zengin bir tüccar olan New York&#8217;lu Mr. Christopher Rheinlander Robert tarafından İstanbul, Türkiye&#8217;de kurulmuştur. Çok yönlü ve yetenekli bir dahi olan Dr. Cyrus Hamlin, 1839 yılında Türkiye&#8217;ye gelmiş ve 1860 yılına kadar erkek öğrencilere seminerler vermiştir. 1856 yılında [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/06/Boğaziçi-Üniversitesi.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3459" title="Boğaziçi Üniversitesi" src="http://www.buzlu.org/images/2009/06/Boğaziçi-Üniversitesi.jpg" alt="Boğaziçi Üniversitesi" width="400" height="240" /></a></p>
<p>Robert Koleji bir eğitmen, mucit, teknisyen, mimar ve kurucu olan Dr. Cyrus Hamlin ile tanınmış hayırsever ve zengin bir tüccar olan New York&#8217;lu Mr. Christopher Rheinlander Robert tarafından İstanbul, Türkiye&#8217;de kurulmuştur.</p>
<p>Çok yönlü ve yetenekli bir dahi olan Dr. Cyrus Hamlin, 1839 yılında Türkiye&#8217;ye gelmiş ve 1860 yılına kadar erkek öğrencilere seminerler vermiştir. 1856 yılında Kırım Savaşı sırasında Mr. Robert ile tanışmıştır. Mr. Robert&#8217;in vapuru İstanbul Limanı&#8217;na yanaşırken, görüntüsü insanı cezbeden bir kayık dolusu ekmeği fark etmiştir. Merakı artmış, ve bu ekmeklerin Cyrus Hamlin tarafından Üsküdar civarındaki Selimiye Kışla&#8217;sında bulunan yaralı askerlere gönderildiğini öğrenmiş, bu garip tesadüf onların tanışmalarına neden olmuştur. Huguenot neslinden gelen bu iki adamın daha sonraki görüşmeleri, Birleşik Devletler sınırları dışındaki en eski Amerikan Koleji&#8217;nin kurulmasına vesile olmuştur.<br />
<span id="more-3458"></span><br />
Mr. Robert finansal yükü üstlenirken, Dr. Hamlin ise Birleşik Devletler&#8217;den kaynak sağlayarak Kolej&#8217;in kurulumu sorumluluğunu eline almıştır. Bir müfredat programı oluşturulmuş ve Dr. Hamlin öğretim lisanının İngilizce olması konusunda ısrar etmiştir. Yeni kurulan Yönetim Kurulu&#8217;nun aldığı kararlar doğrultusunda, Kolej&#8217;in kapıları ırk, milliyet, din gözetilmeksizin önyargısızca ve ayrım yapılmadan tüm öğrencilere açık olacaktı. Bunun yanında, Mr. Robert&#8217;in isteği doğrultusunda Kolej hiçbir koşulda herhangi bir politik eğilim göstermeyecek ve de hiçbir politik düşünceye dahil olmayacaktı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Çeşitli alternatifler düşünüldükten sonra, Mr. Hamlin, Kolej&#8217;in yeri konusunda düşündüğü en uygun yeri belirledi. Bu yer Ahmet Vefik Paşa&#8217;ya ait taşocağı olan bir arsaydı. Aynı taşocağı, İstanbul fethedilmeden hemen önce, 1453 yılında, Boğaz&#8217;ın Avrupa Yakasında olan heybetli Rumelihisarı&#8217;nın yapımında Fatih Sultan Mehmet tarafından da kullanılmıştı. Bu ocaktan çıkan mavi kireçtaşı Birinci Dünya Savaşı&#8217;na kadar inşa edilen bütün Kolej binalarında kullanılmıştır.</p>
<p>Önceleri Ahmet Vefik Paşa arazisini satmak istememiş, fakat daha sonra sultanın elçisi olarak III. Napoleon&#8217;un Paris&#8217;teki sarayına çağrılınca, anlaşmaya mecbur kalmış ve de 1861 yılında arsasını satmıştır. Ödeme, dönemin Eğitim Bakanlığı&#8217;nın verdiği yapım izniyle birlikte en kısa zamanda yapılmalıydı; Padişah&#8217;ın fermanı olmadan inşaata başlanamayacağı konusunda da Mr. Hamlin bilgilendirilmişti. Padişah&#8217;tan böyle bir iznin alınmasının uzun süreceğinin farkında olan Mr. Hamlin, Yönetim Kurulun&#8217;dan bugünkü boş-seminer binasını kiralamıştı. Böylece Robert Kolej, yardımsever Christopher Rheinlander Robert&#8217;ten ismini almış, mezunlarına B.A. derecesi verme yetkisi ise bir kararname ile onaylanmıştır. Eylül 1863&#8242;te, ilk Başkan Dr. Cyrus Hamlin&#8217;le kapılarını öğrencilere açmıştır.</p>
<p>Sonuçta, 4 Haziran 1869&#8242;da Padişah izin hükmünü vermiş, ilk binanın köşetaşı yerleştirilmiş ve ismi Hamlin Hall olarak atanmıştır. Dr. Hamlin bizzat inşaatın her detayıyla ilgilenmiştir. Rumelihisarı&#8217;nın yapımında kullanılan harcı incelemiş, binayı da ortasında açık bir avlu bulunan eski Türk kervansaray veya hanları gibi dizayn etmiştir. Hamlin Hall 1871 yılında tamamlanmıştır. Tek katlı, geniş bir bina da 1873 yılında Hamlin Hall&#8217;ın arka kısmına ilave edilmiş fakat otuz yıl sonra bu bina Washburn Hall yapılırken yıkılmıştır.</p>
<p>Dr. Hamlin, Kolej için bağış ve yardımları artırmaya çalışsa da asla başarılı olamamıştır. 1869&#8242;da, 1865-1868 yılları arasında Robert Kolej&#8217;de öğretmenlik yapan Dr. Hamlin&#8217;in damadı, Dr. George Washburn, Kurul tarafından yönetimi ele almak için İstanbul&#8217;a geri gönderildi. Bu Mr. Hamlin&#8217;i tedirgin etti çünkü damadıyla olan ilişkileri gittikçe gerginleşiyordu. Dr. Hamlin, Dr. Washburn&#8217;ün genişleme ve politikaya dahil olma fikrini onaylamadı. Bununla birlikte, bir kız koleji kurma düşüncesi de Mr. Robert tarafından onaylanmadı. Dr. Hamlin ve Dr. Washburn arasındaki çatışma zamanla öyle büyük bir boyuta geldi ki, 26 Eylül 1873&#8242;te, Dr. Hamlin bir daha Türkiye&#8217;ye geri gelmemek üzere Birleşik Devletler&#8217;e kesin dönüş yaptı. Dr. Washburn henüz Kurul tarafından Mayıs 1872&#8242;de müdür yapılmıştı. Dr. Hamlin Mart 1877&#8242;de istifasını verdikten sonra, Dr. Washburn 1877&#8242;den 1903&#8242;teki emekliliğine kadar, Kolej&#8217;in ikinci Başkanı olmuştur. Birleşik Devletler&#8217;deki çalışmalarına devam eden Dr. Hamlin ise 8 Ağustos 1900&#8242;de, seksen dokuz yaşında vefat etmiştir.</p>
<p>Mr. Robert 1878 yılında vefat ettiğinde, Robert Kolej kendi kendini finanse etme durumunda kaldı. Mr. Robert Lookout Mountain&#8217;daki arazisinin tümünü, kendine ait bütün diğer arsaların beşte birini Robert Kolej&#8217;e miras olarak bıraktı ve bu arsaların satışından elde edilen parayla okula yeniden finansal kaynak sağlanmış oldu.</p>
<p>Kolej arazisi üzerinde ikinci bina 1881 yılında Profesör Alexander Van Milligen tarafından inşa edilen konuttur. Bizans tarihi konusunda uzman olan ve 1878 yılından, öldüğü 1915 yılına kadar öğretmenlik yapan Profesör Alexander Van Milligen, bu evi ölümünden sonra Robert Kolej&#8217;in hizmetine gireceği bilinciyle inşa ettirmiştir. Buna rağmen, Bay ve Bayan George G. Huntigton&#8217;ın bu evde uzun zaman boyunca yaşamasından dolayı ev Huntington House olarak isimlendirilmiştir. 1986 yılında ev yenilenmiş ve de Heritage (Tarihi) Müzesi&#8217;ne çevrilmiştir. Evin son sakini olan Eveline A. Scott tarafından miras bırakılan mobilyalar, kitaplar ve de dokümanlar, bu müzenin çekirdeğini oluşturmaktadır.</p>
<p>1895 yılından, 1919 yılına kadar Yönetim Kurulu Başkanlığı yapan John Steward Kennedy, Kolej&#8217;e cömert yardımlarda bulunmuştur. Onun bağışlarıyla, 1891&#8242;de Kolej&#8217;in başkanı için bir ev inşa edilmiştir. Muhteşem Boğaz manzarası olan bu geniş ev, Kennedy Lodge, 1891 yılından itibaren Washburn&#8217;lerle başlayarak 1971 yılında Dr. John Scott&#8217;ın ayrılmasına kadar Kolej Başkanlarının ikametgahı olmuştur. Bugün, zemin katı öğretim kadrosu için bir yemek salonu, üst katları misafirhane ve de bodrum katı restorant olarak kullanılmaktadır. Her türlü sosyal etkinlik de burada yapılmaktadır.</p>
<p>Mr. Kennedy aynı zamanda altı profesörün evi ve de Kolej arazisinin çevresinin duvarla çevrilmesi için bağışta bulunmuş, Robert Kolej&#8217;e miras olarak bıraktığı 1.500.000$ ise Mühendislik Fakültesi&#8217;nin doğu kanadı ile (1912), 1913 yılında inşası tamamlanan yurt-derslik binası olan Anderson Hall&#8217;ın, yapımlarında kullanılmıştır.</p>
<p>Dr. Cyrus Hamlin&#8217;in oğlu olan Alfred Dwight Foster Hamlin tarafından dizayn edilen ikinci akademik bina 1892 yılında tamamlanmıştır. İlk başta Science Hall olarak adlandırılan binanın ismi, Kolej&#8217;e 1872 yılından 1901 yılına kadar doğa tarihi profesörü olarak hizmet eden Albert Long&#8217;un ölümünden sonra Albert Long Hall olarak değiştirilmiştir. Bu bina Bayan Van Milligen&#8217;in kardeşi olan Bayan Davies tarafından döşenmiştir. Bodrum katta Kimya Bölümü, birinci katta Kütüphane ve Fizik Bölümü ve de üst kat Oditoryum olarak kullanılmıştır. Ayrıca, Mr. Cleveland H. Dodge tarafından bağışlanan ve dünyanın en ünlü beş orgundan biri olan org ise bu katta bulunmaktadır.</p>
<p>Hamlin Hall tamamlanır tamamlanmaz, Hazırlık Bölümü&#8217;nün ayrı bir binada yer alması gerektiği anlaşılmıştır. 1898 yazında, Mr. Washburn Birleşik Devletler&#8217;e gittiğinde, yeni binanın finansmanını sağlamak konusundaki ilgisini çekmek için New York&#8217;lu zengin bir bankacının kızı olan Olivia Eggleston Phelps Stokes&#8217;ı ziyaret etmek istemiştir. Ne yazık ki Bayan Stokes Avrupadaydı, ama İstanbul&#8217;da Mr. Washburn&#8217;ü, Bayan Stokes&#8217;ın yeni binanın inşaası için yardıma hazır olduğunu yazan bir mektup bekliyordu. Bu bina 1871 yılında Ahmet Vefik Paşa&#8217;dan satın alınan arazinin üzerine inşa edildi ve 1902 yılında ise yerleşilmeye hazırdı. Bayan Stokes&#8217;un özel isteği üzerine bina Theodorus Hall (veya Allah&#8217;ın armağanı) olarak isimlendirildi. Bugün ise Kız Yurdu olarak kullanılmaktadır.</p>
<p>Aynı zamanda Dodge Jimnastik Salonu da Kampüs&#8217;teki taşocağından çıkarılan mavi kireçtaşından inşa edildi. Bu binanın yapımı, 1909&#8242;dan 1926&#8242;ya kadar Yönetim Kurulu Başkanı olan Cleveland H. Dodge ve babası William H. Dodge tarafından finanse edilmiştir. Uzun yıllar boyunca Avrupa&#8217;daki en modern ilk jimnastik salonu olma özelliğini korudu ve de Türkiye&#8217;deki tek kapalı koşu pistini barındırdı. 1908 yılında, Türkiye&#8217;deki ilk basketbol maçı burada oynanmıştır.</p>
<p>1929 yılında, Bayan Olivia Phelps Stokes aynı zamanda Hazırlık Bölümü öğrencileri için Theodorus Hall&#8217;un arkasına inşa edilen jimnastik salonunun da finansmanını sağlamıştır. Bu bina daha sonra erkek yurduna çevrilmiştir.</p>
<p>Bugün İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi olarak kullanılan Washburn Hall, Mr. William E. Dodge&#8217;ın dul eşi Mrs. William E. Dodge tarafından finanse edilmiştir. Bu ofis-sınıf binası 1906 yılında tamamlanmış ve de ismini 1903 yılında Başkanlıktan istifa etmiş olan Başkan George Washburn&#8217;den almıştır. Diğer bütün binalar gibi Washburn Hall da Birinci Dünya Savaşı&#8217;ndan önce inşa edilmiş ve de inşasında kampüste bulunan mavi kireçtaşı kullanılmıştır. Üst katlar, yani beşinci kat ve de dördüncü katın yarısı, bir zamanlar büyük değer taşıyan Doğal Tarih Müzesi&#8217;ne (Natural History Museum) ev sahipliği yapmıştır.</p>
<p>Dr. Caleb Frank Gates&#8217;in başkanlığı süresinde (1903-1932), ilk tenis kortları yapılmış, Hamlin Hall yenilenmiş, yeni bir ışıklandırma ve ısıtma binası kurulmuş, Ahmet Vefik Paşa&#8217;dan yeni arazi satın alınarak üzerine tepeye doğru dolanarak çıkan yol 1913 yılında inşa edilmiş ve deniz kenarındaki yeni giriş, okulun ana giriş kapısı olmuştur.</p>
<p>Anderson Hall veya bugünkü adıyla Fen-Edebiyat Binası da 1913 yılında tamamlanmıştır. Bu yatakhane-sınıf binası, John S. Kennedy tarafından Kolej&#8217;e miras olarak bırakılan sermayeyle inşa edilmiş ve de Profesör Charles Anderson&#8217;dan sonra onun Kolej&#8217;e yaptığı uzun hizmete (1869-1918) istinaden isimlendirilmiştir. Bugün ise derslik-ofis binası olarak kullanılmaktadır.</p>
<p>1903 yılında Gates başkan olunca, Robert Kolej daha fazla genişleme ve de modernleşmeye hazırdı. Gates Türkiye&#8217;nin artık kendi mühendislerini yetiştirmesi ve eğitmesi gerektiğini anlamıştı ve John S. Kennedy&#8217;den kalan parayla, bir mühendislik okulunun yapımına başlamak istiyordu. 1909 yılında Birleşik Devletler&#8217;e giderek, teklif ettiği projenin uygulanması için Kurul&#8217;dan onay almayı başardı. Robert Kolej&#8217;deki yeni Mühendislik Okulu&#8217;na gelip, kurulumuna nezaret etmesi için de ilk önce Makine Mühendisliği Profesörü olan John R. Allen ile anlaştı. Daha sonradan ismi Gates Hall olan, Mühendislik Bina&#8217;sının yapımına 1910 yılında başlandı, ama 1912 yılında sadece batı kanadı bitirildi. İlkbaşta U-şeklinde dizayn edilen binanın ilk planından daha sonra vazgeçildi. Balkan Savaşları, I.Dünya Savaşı ve de yeni Türkiye Cumhuriye&#8217;tinin kurulması dolayısıyla, bugünkü mevcut binanın yapımı ancak 1931 yılında tamamlanabildi. Dört kat yüksekliğindeki bina tepenin eğimini takip edecek şekilde planlanmıştır, bu yüzden her katın kendine ait ayrı bir girişi bulunmaktadır.</p>
<p>1912 sonbaharında, Mr. Allen&#8217;in Birleşik Devletler&#8217;e dönme zamanı geldiğinde, Mr. Gates&#8217;in yeni Mühendislik Okulu&#8217;na dair tüm işleri tamamlaması için doğru insanı bulması gerekiyordu. Bu kişi Lynn Scipio idi, 1912 yılında, 3 yıllık sözleşmeyle işe başladı ama bu süreç 1942 yılına kadar uzadı.</p>
<p>Henrietta Washburn Hall veya bugünkü adıyla Social Hall, Mr. Cleveland H. Dodge tarafından finanse edilmiştir. 1914 yılında tamamlanmış ve ismini Cyrus Hamlin&#8217;in kızıyla George Washburn&#8217;ün eşi olan Henrietta Loraine Washburn&#8217;den almıştır. Şu anda öğrenciler tarafından bir eğlence ve dinlenme merkezi olarak kulllanılan Social Hall, salonlar, klüp odaları, bir tiyatro ve bir kantini içermektedir.</p>
<p>John Sloane Reviri ise 1913-1914 yılları arasında inşa edilmiştir. Kolej&#8217;in eski bir kurul üyesi olan William Sloane&#8217;nin armağanıdır ve de gene eski bir kurul üyesi olan babasının hatırasına adanmıştır. John Sloane Reviri, birinci katında yataklı hasta ağırlama imkanı, zemin katta ise bir klinik ve personel için iki kat bulunduran 18 yataklı bir hastaneydi. Bugün ise erkek yurdu olarak kullanılmaktadır.</p>
<p>Van Milligen Kütüphanesi 1932 yılında tamamlanmıştır, aynı zamanda da idari personele barınma imkanı sağlamıştır. Türkiyedeki ilk modern kütüphane olduğu söylenir. Alexander Van Milligen 1915 yılında vefat ettiğinde; evini, kütüphanesini ve de bin poundunu, okula bırakmıştır. Bu parayla, Van Milligen Fonu başlatılmış, sonuçta yeni binanın finansı sağlanmıştır. &#8216;Quarry&#8217; olarak bilinen alan, yeni binanın yerleşim yeri olarak seçildi ve Profesör Sciopio da planlarını çizdi. Dünyanın bu bölümündeki en güzel Yakın Doğu Koleksiyonu&#8217;nu barındırdı. Bugün ise, Boğaziçi Üniversitesi Rektör ve Yardımcı Rektörlerinin ofislerini çevreleyerek yönetim binası olarak kullanılmaktadır. Perkins Hall, bugünkü ismiyle yeni Mühendislik Binası, Profesör Aptullah Kuran tarafından dizayn edilmiştir. Eski bir kurul üyesi olan George W. Perkins&#8217;in hatırasına adanan bu bina, Mayıs 1963&#8242;te, Kolej&#8217;in yüzüncü yıl kutlamaları sırasında törenle hizmete açılmıştır.</p>
<p>1932 yılında Mr. Gates emekli olunca, ciddi finansal kesintiler düşünülmeye başlandı. Robert Kolej ve Amerikan Kız Koleji&#8217;nin ikisi birden savaş öncesi Türkiye ekonomisinden ve Birleşik Devletler&#8217;deki ekonomik krizden oldukça etkilendi. 1932 yılında, Amerikan Kız Koleji ile birleşmenin ilk adımı olarak Dr. Paul Monroe iki okulun da başkanlığına atandı. Bununla birlikte, belirli akademik mevkiler ve öğretim görevlileri paylaşılarak, ödenen maaşların sayısında kısıntıya gidildi. Bu sebeple, akademik kadronun minimuma indirilmesi ve maaşlarda kesintiye gidilmesi, akademik kayba neden oldu.</p>
<p>Başkan Wright&#8217;ın zamanında (1935-1943), Dr. Monroe&#8217;nın çabaları sayesinde finansal durum geliştirildi ve de müfredat programı revize edildi. Fakat, Türkiye tarafsızlığını korumasına rağmen, İkinci Dünya Savaşı sona erene kadar birçok problem çözülemedi hatta daha fazla zorluklar yarattı.</p>
<p>1944 yılında, Dr. Black Başkanlığa atandı. Dr. Black&#8217;ın yüzleştiği en ana problemler gene finansaldı, Kolej&#8217;i iflastan kurtarabilmek için katı ekonomik tedbirler alınması gerekliydi. 1950li yıllarda Kolej&#8217;in prestiji arttı ve halkla ilişkilerin en iyi olduğu döneme gelindi. 1955 yılında Dr. Black&#8217;in yerine göreve gelen Dr. Ballantine dinamik bir kişiliğe sahipti. Dr. Black&#8217;in planları Robert Kolej&#8217;i akademik olarak yeniden canlandırmak ve daha iyi finansal ve fiziksel olanaklarla çerçevelenmiş yükseköğrenim programı yaratmak için Akademi&#8217;nin İkinci Okulu&#8217;nu elimine etmekti.</p>
<p>1958 yılında ise Türk hükümetinden gerekli izni almayı başardı. 1958 yılında, lise mezunu öğrencileri üç okuldan herhangi birine giriş için hazırlayan bir İngilizce Dili Bölümü kuruldu. Buna rağmen; her öğrenciyi eğitmenin bedeli, bu değişiklerle öğretim ücretinin dörtte biri olmasından dolayı, bütçe açığı her yıl fark edilir oranda büyüdü.</p>
<p>1912 yılında kurulan Mühendislik Okulu&#8217;na ek olarak , 1959 yılında da İşletme Okulu ve Dil-Bilim Okulu kuruldu.</p>
<p>1961 yılında Mr. Ballantine&#8217;nin istifasını, kısa dönemli başkanların başarısı takip etmiştir. Bugünkü Mühendislik Binası olan Perkins Hall, Dr. Malin&#8217;in başkanlığı döneminde bitirilmiştir. 1964 yılında Dr. Malin vefat ettiğinde yerine Dr. Simpson başkan olmuştur. Dr. Simpson, Robert Akademi&#8217;nin Hisar Kampüsü&#8217;nü tamamen yükseköğrenime bırakarak, Arnavutköy&#8217;deki kampüse taşınmasını, oradaki Amerikan Kız Kolejiyle karma bir eğitim kurumu oluşturacak şekilde birleşmesini önermiştir. Dr. Simpson, 1967 yılında sağlık problemleri yüzünden görevini bırakmak zorunda kalmıştır. 1968 yılında ise başkanlık görevine onun yerine Dr. Everton gelmiştir.</p>
<p>Mart 1971&#8242;de Dr. Everton, Robert Kolej&#8217;in üzerine herhangi bir kampüs üzerinde bağımsız bir üniversitenin kurulması için Türk hükümetini teşvik eden önergenin 26 Ocak 1971&#8242;de Yönetim Kurulu tarafından kabul edildiğini açıkladı. Birleşme 1971 yazında sonuçlandırıldı. Binaları, kütüphanesi, laboratuarları, tüm imkanları ve personeliyle 118 dönümlük bugünün Güney Kampüsü 10 Eylül 1971&#8242;de tamamen Türk hükümetinin üzerine geçmiştir. Boğaziçi Üniversitesi, yüz yılı aşkın bir süredir Robert Koleji&#8217;nin kampüsü olan alana resmi olarak kurulmuştur.</p>
<p>Robert Kolej mezunu olan Prof. Dr. Aptullah Kuran, Üniversite&#8217;nin ilk rektörü olmuştur (1971-1979). Prof. Dr. Kuran&#8217;ın yerini önce Prof. Dr. Semih Tezcan devralmış (1979-1981) daha sonra da Prof. Dr. Ergün Toğrol rektör olmuştur (1981-1992). 1992&#8242;de Robert Kolej mezunu olan Prof. Dr. Üstün Ergüder Boğaziçi Üniversitesi tarafından rektör olarak seçilmiş, 2000 yılında da görevini Prof. Dr. Sabih Tansal&#8217;a bırakmıştır.</p>
<p>Üniversite hem fiziksel hem de akademik olarak genişlemeye devam etmiştir. Üniversiteye bir fakülte ve yüksek lisans programları sunan altı enstitü eklenmiştir. Üniversitenin eğitim binaları çoğunlukla Güney Kampüs&#8217;te yer almaktadır. Tarihi binaları, boğaz manzarası ve doğu sınırını oluşturan Rumeli Hisary ile bu kampüs eşsiz bir atmosfere sahiptir. Ana Kütüphanenin, Fen ve Mühendislik Laboratuvarları Binasının, Eğitim Fakültesinin, Erkek Yurdu II&#8217;nin, Kız Yurdu II&#8217;nin ve de Eğitim Teknolojileri Binası&#8217;nın tamamlanmasıyla Kuzey Kampüs bugünkü yüksek değerine ulaşmıştır. İçinde rasathaneyi barındıran Kandilli Kampüsü 1982&#8242;de, Hisar Kampüs ise 1989&#8242;da Üniversite bünyesine dahil olmuştur. Üniversite şu anda, Uçaksavar Kampüsü&#8217;nde, personel için lojmanlar, öğrenciler için yurtlar ve de büyük bir spor kompleksi barındırmaktadır. Bu kampüs aynı zamanda Türkiye&#8217;nin en gelişmiş öğrenci yurt kompleksi olan &#8216;Superdorm&#8217;u barındırmaktadır. Sarıtepe Kampüsü olarak adlandırılan, Karadeniz sahili üzerindeki Kilyos yakınındaki dinlenme yeri 1985 yılında kazanılmış, ve inşası tamamlanarak faaliyete geçmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Sonuç olarak şunu rahatça ifade etmek gerekir ki Robert Kolej&#8217;in kusursuz akademik gelenekleri, artan kampüs olanakları ve nüfusuyla, bugünkü Bogaziçi Üniversitesi&#8217;nin çekirdeğini oluşturmuştur.</p>
<p><strong>Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi Başkanları:</strong></p>
<p>1. Cyrus Hamlin (1863-1877)<br />
2. George Washburn (1877-1903)<br />
3. Caleb Frank Gates (1903-1932)<br />
4. Paul Monroe (1932-1935)<br />
5. Walter Livingston Wright (1935-1943)<br />
6. Floyd Henson Black (1944-1955)<br />
7. Duncan Smith Ballantine (1955-1961)<br />
8. Patrick Murphy Malin (1962-1964)<br />
9. Dwight James Simpson (1965-1967)<br />
10. John Scott Everton (1968-1971)<br />
11. Prof.Dr.Aptullah Kuran (1971-1979)<br />
12. Prof.Dr.Semih Tezcan (1979-1982)<br />
13. Prof.Dr.Ergun Togrol(1982-1992)<br />
14. Prof. Dr. Ustun Erguder (1992-2000)<br />
15. Prof. Dr. Sabih Tansal (2000- 2004)<br />
16. Prof. Dr. Ayşe Soysal (2004- 2008)<br />
17. Prof. Dr. Kadri Özçaldıran (2008- Günümüze)</p>
<p><strong>KRONOLOJİ</strong></p>
<p>1863-1971 Robert Kolej<br />
16 Eylül 1863 : Bebek Seminer Okulunda Robert Kolej 4 öğrenci ile eğitime başlar. Hamlin Başkan seçilir.<br />
20 Aralık 1868 : Rumelihisarı&#8217;nda inşaat izni alır.<br />
5 Temmuz 1869 : Bebek Kampüs&#8217;te ilk binanın temeli atılır.<br />
17 Mayıs 1871 : İlk bina biter ve Hamlin adı verilir.<br />
1877 : George Washburn Başkan olur.<br />
1878 : Robert Kolej&#8217;e adını veren Christopher Rhinelander Robert 76 yaşında Paris&#8217;te ölür.<br />
1888 : Robert Kolej&#8217;de Kurucular Günü kutlanmaya başlar.<br />
1891 : Vakıf Başkanı Kennedy, Bebek Kampüs&#8217;te kendi adına Başkan evi yaptırır. (Kennedy Lodge)<br />
1897 : Robert Kolej&#8217;de ilk Atletizm karşılaşması yapılır.<br />
1900 : C. Hamlin 89 yaşında Lexington&#8217;da ölür.<br />
1902 : Theodorus Hall&#8217;un (Robert Kolej Hazırlık Binası) Olivia Eggleston P. Stokes tarafından yaptırılması.<br />
1903 : G. Washburn RC&#8217;den ayrılır ve Dr.Caleb Gates Başkan olur.<br />
1904 : William E. Dodge ve oğlu Cleveland Dodge tarafından yaptırılan Dodge Cimnastik Salonunun bitişi.<br />
1906 : C. Hamlin&#8217;in oğlu Alfred Dwight Foster tarafından yapılan Washburn Hall&#8217;un tamamlanması.<br />
1907 : Basketbol Türkiye&#8217;ye Robert Kolej sahalarından girdi.<br />
1908 : İlk &#8216;Charter Günü&#8217; Amerikan Kız Kolejinde kutlandı.<br />
1908-1909 : Robert Kolej&#8217;de ilk öğrenci Konseyi kuruldu.<br />
1912 : Mühendislik Fakültesi binasının tamamlanması ve Caleb Frank Gates&#8217;in adının verilmesi. (Gates Hall)<br />
1913 : Alfred Dwight Foster Hamlin tarafından yatakhane olarak kullanılmak üzere Anderson Hall&#8217;ın yapılması.<br />
1914 : C.Hamlin&#8217;in kızı Henrietta Washburn adına yapılan binanın (Washburn Hall) tamamlanması &#8211; John Sloane dispanserinin yapılması.<br />
1922 : C.Gates ve Hüseyin Pekta Lozan Konferansına katlr.<br />
1932 : Gates başkanlıktan istifa eder ve ilk olarak hem Robert Kolej &#8216;in hem de Amerikan Kız Koleji&#8217;nin başına Dr. Paul Monroe getirilir. Romanya Kraliçesi Marie ve kızkardeşi Amerikan Kız Koleji&#8217;nde misafir olurlar. Robert Kolej Kütüphanesi Bebek Kampüs&#8217;te tamamlanır ve Alexander Van Millingen adı verilir.<br />
1935 : Dr. Monroe&#8217;dan sonra, Dr. Walter L. Wright Başkan olur. Hüseyin Pekta, ilk Türk Müdür olur.<br />
1944 : Dr. Wrigh&#8217;tan sonra, Dr. Floyd Black Başkan olur.<br />
1946 : Missouri gemisinin Amirali Hewitt Bebek Kampüs&#8217;ü ziyaret eder.<br />
1955 : Dr. Duncan Ballantine, Dr. Black&#8217;den sonra Başkan olur.<br />
1957 : Robert Kolej Yüksekokul olur.<br />
28 Kasım 1960 : General Cemal Gürsel 2 koleji ziyaret eder.<br />
Kasım 1962 : Prof. Arnold Toynbee Amerikan Kız Koleji&#8217;ni ziyaret eder.<br />
Mayıs 1963 : Robert Kolej&#8217;in 100. Kuruluş Yılı Kutlamaları.<br />
18 Mayıs 1963 : Vakıf Başkanı George Walbridge Perkins adına yeni Mühendislik binasının kurulması.<br />
1965 : Dr. Dwight Simpson Başkan olur.<br />
1968 : Dr. John S. Everton Başkan olur.<br />
18 Mayıs 1971 : Yüksek kısım resmen sona erdi.<br />
Eylül 1971 : Amerikan Kız Koleji ve Robert Kolej&#8217;in birleşmesi.<br />
1971 : Robert Kolej Boğaziçi Üniversitesi olur.</p>
<p>Resmi sitesine <a href="http://www.boun.edu.tr/" target="_blank">buradan</a> ulaşabilirsiniz.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbogazici-universitesi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/bogazici-universitesi/&amp;text=Boğaziçi Üniversitesi&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/bogazici-universitesi/&amp;t=Boğaziçi Üniversitesi">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/bogazici-universitesi/&amp;title=Boğaziçi Üniversitesi&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbogazici-universitesi%2F&name=buzlu.org&description=Bo%C4%9Fazi%C3%A7i+%C3%9Cniversitesi" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/bogazici-universitesi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/bogazici-universitesi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/bogazici-universitesi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/bogazici-universitesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TEMA vakfı tarihi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/tema-vakfi-tarihi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/tema-vakfi-tarihi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Jun 2009 08:43:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[profesör]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3398</guid>
		<description><![CDATA[TEMA 11 Eylül 1992 tarihinde, Karaca Arboretum&#8217;un kurucusu, BM Çevre Ödülü sahibi Hayrettin Karaca ve Tekfen Holding kurucu ortaklarından, Türk-B.D.T. İş Konseyleri Başkanı Nihat Gökyiğit tarafından kurulmuştur. 1980 yılında Hayrettin Karaca&#8217;nın Türkiye&#8217;nin ilk özel arboretumunu kurması aynı zamanda TEMA düşüncesinin de başlangıcı olmuştur. Bitki toplamak amacıyla Türkiye&#8217;yi karış karış dolaşan Hayrettin Karaca, erozyon sorununun boyutlarını [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/06/tema.jpg"><img class="size-full wp-image-3399 aligncenter" title="tema" src="http://www.buzlu.org/images/2009/06/tema.jpg" alt="tema" width="256" height="192" /></a></p>
<p>TEMA 11 Eylül 1992 tarihinde, Karaca Arboretum&#8217;un kurucusu, BM Çevre Ödülü sahibi Hayrettin Karaca ve Tekfen Holding kurucu ortaklarından, Türk-B.D.T.</p>
<p>İş Konseyleri Başkanı Nihat Gökyiğit tarafından kurulmuştur.<br />
1980 yılında Hayrettin Karaca&#8217;nın Türkiye&#8217;nin ilk özel arboretumunu kurması aynı zamanda TEMA düşüncesinin de başlangıcı olmuştur. Bitki toplamak amacıyla Türkiye&#8217;yi karış karış dolaşan Hayrettin Karaca, erozyon sorununun boyutlarını görünce, sorunun önemini herkese anlatmak ve kavratmak gerektiğine karar verir. <span id="more-3398"></span></p>
<p>5 Ağustos 1992 tarihinde Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan bir röportajında Hayrettin Karaca, şunları söylemiştir: &#8220;Türkiye&#8217;nin denizlere, derelere, barajlara akıttığı toprağın içindeki değerler, madensel elementler ve gübrenin değeri Türkiye bütçesine eşit belki de. Eğer denizlere akıttığımız bu toprağı hesap edecek olursak, Türkiye&#8217;yi yeniden ihya ederiz. Bu kadar büyük bir toprak kaybı vardır Türkiye&#8217;nin, fakat biz bunu kayıp olarak hesap etmeyiz. Toprak için ölürüz, bir karış toprağı kimseye vermeyiz deriz, karışla vermeyiz ama kepçeyle veririz.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bugün Yeşilırmak, Kızılırmak, Doğu Karadeniz&#8217;deki bütün dereler bulanık değil çamur olarak akıyor. Çoruh&#8217;a dökülen bütün çaylar, Çoruh kayalarının üzerinden toprağı sökerek akıyor. Bu toprak benim değil artık, Rus toprağı. Batum bu giden topraklar yüzünden denizden 2.5 kilometre geride kalmış durumda. Kayalar bizim, toprak bizim değil.&#8221;</p>
<p>Yakın dostu Nihat Gökyiğit ile beraber TEMA&#8217;yı kurarlar. Kuruluşa öncülük edenler sanayici olunca, kurucular da iş adamları arasından çıkar. Kurucular Heyeti&#8217;nin ihtişamlı listesine rağmen, TEMA oldukça mütevazi koşullarla hayata geçer. TEMA&#8217;nın ilk çalışanlarından biri olan Bayburt Projesi Sorumlusu Dr. Gülay Yaşin, o günleri şöyle anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Yıl 1992. Ekim sonları. Tekfen Holding&#8217;de, TEMA Başkan Vekili Nihat Gökyiğit&#8217;i ziyaret ediyorum. Nihat Bey, bana büyük bir heyecanla hem TEMA&#8217;yı anlatıyor hem de hazırlanan broşürün son düzeltmelerini yapmaya çalışıyor. Böyle bir oluşumda görev almak istediğimi söyleyince beni Vakıf&#8217;a davet ediyor. Ertesi gün iş çıkışı bana verilen adrese gidiyorum. Hava soğuk ve adresi bulmakta bir hayli zorlanıyorum. Vakıf Merkezi olarak düşünülen küçük daireyi buluyorum. Hemen görüşmeye alıyorlar. Karşımda oturan beyaz sakallı, beyaz saçlı beyi daha önce hiç görmemiştim.</p>
<p>Benimle iş mülakatı yapıyor ve bana sürekli &#8220;Bana kendini anlat&#8221; diyor. Ben de anlatıyorum. Kendisinin önce yazar olduğunu düşünüyor, sonra bir profesör olduğuna karar veriyorum. Ama O ne yazar, ne de profesör. Bana erozyonu anlatıyor, başlatmak istedikleri hareketi anlatıyor ve en sonunda, bugün gibi hatırladığım yüz ifadesiyle, inançla ve adeta gözleri dolarak; &#8220;Birgün bu Vakıfta çalışıyor olmandan dolayı göğsün kabaracak&#8221; diyor.</p>
<p>Onun Hayrettin Karaca olduğunu öğreniyorum&#8230;.Bu görüşmeden bir gün sonra TEMA&#8217;nın ilk elemanı olarak göreve başladım. TEMA Vakfı&#8217;nın kuruluşunun öyküsünü dinledim. Sayın Hayrettin Karaca, Karaca Arboretum için bitki toplamak üzere Türkiye&#8217;yi köşe bucak dolaşmakta ve gezileri sırasında tanık olduğu erozyon olayını yakın çevresindekilere anlatmaktaymış. Yakın arkadaşı Nihat Gökyiğit onun anlattıklarından çok etkilenmiş ve bu sorunu çözmek ve bütün toplumla paylaşmak için bir Vakıf kurma fikrini ortaya atmış.</p>
<p>Bunun üzerine, Nihat Bey&#8217;in öncülüğü ile Cumhurbaşkanı, konuyla ilgili bakanlıklar, iş çevreleri, bilim adamları ziyaret edilmiş ve bu kişilerin de katılımı ile Vakıf kurulmuş&#8230; Ben TEMA&#8217;da göreve başladığımda, Levent&#8217;teki küçük dairede sadece yazı masası ve bir kaç sandalye vardı. Bilgisayar vb büro malzemelerini zamanla bağışlarla sağladık. O günlerde kimse bırakın TEMA adını, ülkenin çölleşmeye başladığını bile farketmemişti.</p>
<p>Televizyonda, gazetelerde konunun ele alınması için büyük çaba sarfediyorduk. Bazıları &#8216;Ülkenin bu kadar çok sorunu varken, bir de erozyon mu çıktı?&#8217; diyordu. TEMA üyesi olmak, TEMA destekçisi olmak saygın bir kavram, bir prestij olmaktan çok uzaktı henüz.&#8221; Kasım 2004 itibariyle 236 bini aşkın üye sayısına ulaşan TEMA&#8217;nın kuruluş hikayesi işte böyle.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Kurucu Üyeler</strong><br />
<strong><br />
A &#8211; Gerçek Kişi Kurucu Üyeler</strong><br />
•SEMAHAT ARSEL<br />
•AHMET OĞUZ DAĞDELEN<br />
•S. MÜFİT ERBİLGİN<br />
•NUMAT SABİT ESİN<br />
•E. YALIM EREZ<br />
•AHMET FİKRET EVYAP<br />
•NİHAT GÖKYİĞİT<br />
•SEVGİ GÖNÜL<br />
•E. KAĞAN GÜRSEL<br />
•MEHMET OSMAN KAVALA<br />
•SUNA KIRAÇ<br />
•ASIM KOCABIYIK<br />
•RAHMİ M. KOÇ<br />
•VEHBİ KOÇ (Merhum)<br />
•ALİ KOÇMAN (Merhum)<br />
•HALİS KOMİLİ<br />
•H. AYDUK ESAT KORAY<br />
•ENVER ÖREN<br />
•AHMET ÖZKÖSEOĞLU<br />
•SAKIP SABANCI (Merhum)<br />
•AHMET SALAHOR<br />
•ŞARIK TARA<br />
•SABRİ ÜLKER<br />
•M. SELAHATTİN ÜZEL (Merhum)<br />
•ORHAN YAVUZ<br />
•RONA YIRCALI<br />
<strong> &#8220;B &#8211; Hükmi Şahıs Kurucu Üyeler</strong><br />
•AKFİL SANAYİİ VE TİCARET A.Ş.<br />
•AKIN TEKSTİL A.Ş.<br />
•AKSA AKRİLİK KİMYA SANAYİİ A.Ş.<br />
•ALTINYILDIZ HOLDİNG A.Ş.<br />
•ECZACIBAŞI HOLDİNG A.Ş.<br />
•HAS OTOMOTİV TİCARET VE SANAYİİ A.Ş.<br />
•HÜRRİYET GAZETECİLİK VE MATBAACILIK A.Ş.<br />
•KALEBODUR SERAMİK SANAYİİ A.Ş.<br />
•KARACA HOLDİNG A.Ş.<br />
•MİLLİYET GAZETECİLİK A.Ş.<br />
•ORTA ANADOLU TİC. VE SANAYİ İŞLETMELERİ T.A.Ş.<br />
•SABAH YAYINCILIK A.Ş.<br />
•SINAİ VE MALİ YATIRIMLAR HOLDİNG A.Ş.<br />
•TATKO OTOMOBİL, LASTİK VE MAKİNE TİCARETİ T.A.Ş.<br />
•TEKFEN HOLDİNG A.Ş.<br />
•TÜRKPETROL VE MADENİ YAĞLAR T.A.Ş.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Ftema-vakfi-tarihi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/tema-vakfi-tarihi/&amp;text=TEMA vakfı tarihi&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/tema-vakfi-tarihi/&amp;t=TEMA vakfı tarihi">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/tema-vakfi-tarihi/&amp;title=TEMA vakfı tarihi&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Ftema-vakfi-tarihi%2F&name=buzlu.org&description=TEMA+vakf%C4%B1+tarihi" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/tema-vakfi-tarihi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/tema-vakfi-tarihi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/tema-vakfi-tarihi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/tema-vakfi-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Joseph John Thomson</title>
		<link>http://www.buzlu.org/joseph-john-thomson/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/joseph-john-thomson/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2009 15:35:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[atomu]]></category>
		<category><![CDATA[Cambridge']]></category>
		<category><![CDATA[electricity and magnetism]]></category>
		<category><![CDATA[Elektron]]></category>
		<category><![CDATA[fizikçiler]]></category>
		<category><![CDATA[icat]]></category>
		<category><![CDATA[Joseph John Thomson]]></category>
		<category><![CDATA[mathematical theory]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<category><![CDATA[nobel fizik ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[physics and chemistry]]></category>
		<category><![CDATA[profesör]]></category>
		<category><![CDATA[trinity college cambridge]]></category>
		<category><![CDATA[vortex rings]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3038</guid>
		<description><![CDATA[Joseph John Thomson 18 aralık 1856&#8242;da Manchester varoşlarından Cheetham Hill&#8217;de doğdu. 1870&#8242;de Owens College ve 1876&#8242;da   Trinity College,   Cambridge&#8217; e burslu olarak girdi. 1880&#8242;de Trinity College&#8217;e akademi üyesi seçildi .Hayatı boyuncada akademi üyesi olarak kaldı. Daha sonra  Lord Rayleigh&#8217;ın yerine Cambridge&#8217;e deneysel fizik profesörü oldu. 1884-1918 yılları arasında Cambridge ve Royal Institution&#8217;ın onursal profesörlüğüyle onurlandırıldı. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-3039" title="joseph-john-thomson" src="http://www.buzlu.org/images/2009/03/joseph-john-thomson.jpg" alt="joseph-john-thomson" width="214" height="241" /></p>
<p>Joseph John Thomson 18 aralık 1856&#8242;da Manchester varoşlarından Cheetham Hill&#8217;de doğdu. 1870&#8242;de Owens College ve 1876&#8242;da   Trinity College,   Cambridge&#8217; e burslu olarak girdi.</p>
<p>1880&#8242;de Trinity College&#8217;e akademi üyesi seçildi .Hayatı boyuncada akademi üyesi olarak kaldı. Daha sonra  Lord Rayleigh&#8217;ın yerine Cambridge&#8217;e deneysel fizik profesörü oldu.</p>
<p>1884-1918 yılları arasında Cambridge ve Royal Institution&#8217;ın onursal profesörlüğüyle onurlandırıldı.<br />
Thomson&#8217;un ilk inceleme konusu ona 1884&#8242;de Adams ödülünü kazandıran, Treatise on the Motion of Vortex Rings adlı yapıtında bahsettiği, atomun yapısı üzerineydi.<br />
<span id="more-3038"></span><br />
Onun, Application of Dynamics to Physics and Chemistry  ve  Notes on Recent Researches in Electricity and Magnetism adlı yapıtları, 1886 ve 1892 yıllarında yayımlandı. Bu son çalışması James Clerk Maxwell&#8217;in ünlü Treatise adlı yayımından sonra Maxwell&#8217;in üçüncü cildi olarak anılır. Ayrıca Thomson, Profesör J. H. Poynting &#8216;le dört ciltlik Properties of Matter adlı ders kitabında işbirliği yaptı. Ve 1885 yılında Elements of the Mathematical Theory of Electricity and Magnetism &#8216;i yayımladı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Thomson, 1896 yılında Princeton Universite&#8217; sine son çalışmalarını özetleyen dört konferans vermek için gitti. Bu konferanslar daha sonra Discharge of Electricity through Gases (1897) ismiyle yayımlandı. Amerika&#8217;dan dönüşünde hayatının en görkemli çalışmasını gerçekleştirdi. Bu çalışma 30 şubat 1897&#8242;de Royal Institution &#8216;daki konferansında açıklayacağı, elektronun keşfiyle sonuçlanan Cathode ışıması idi.</p>
<p>Onun 1903 &#8216;de yayımlanan Conduction of Electricity through Gases adlı kitabı, Rayleigh  tarafından Thomson&#8217;un  Cavendish Laboratuvarı&#8217; ndaki çalışmalarının bir gözden geçirmesi olarak nitelendirilmiştir. Bu yayımın daha sonraki basımını kardeşiyle birlikte iki cilt olarak 1928 ve 1933 yıllarında yayımladı.</p>
<p>Thomson, 1904 yılında  Yale Universite  &#8216;sinde elektrik üzerine altı konferans vermek için geri döndü. Bu konferanslar atomun yapısı üzerine bazı önerilerde bulunuyordu. Thomson, faklı atom ve molekülleri ayrıştırmak için bir yöntem geliştirdi.</p>
<p>Bu yöntem daha sonra Aston, Dempster ve diğerleri tarafından birçok izotop&#8217;un bulunmasına yol açtı. Yukarıda bahsedilenler dışında, The Structure of Light (1907), The Corpuscular Theory of Matter (1907), Rays of Positive Electricity (1913), The Electron in Chemistry (1923) and his autobiography, Recollections and Reflections (1936), adlı yayımlarıda bulunmaktadır.</p>
<p>1884 yılında Royal Society  üyeliğine seçildi. Ve 1916-1920 yılları arasında başkanlığını yaptı. 1894-1902 yıllarında Royal ve Hughes Madalyalarını, 1914 yılında Copley Madalyasını aldı.</p>
<p>1902&#8242;de Hodgkins Madalyası (Smithsonian Institute, Washington) ;1923&#8242;de Franklin Madalyası ve Scott Madalyası (Philadelphia), 1927&#8242;de Mascart Madalyası (Paris), 1931&#8242;de Dalton Madalyası (Manchester),ve 1938&#8242;de Faraday Madalyası (Institute of Civil Engineers) aldı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
British Association &#8216;nın 1909&#8242;da başkanlığını yaptı. Ve Oxford, Dublin, London, Victoria, Columbia, Cambridge, Durham, Birmingham, Göttingen, Leeds, Oslo, Sorbonne, Edinburgh, Reading, Princeton, Glasgow, Johns Hopkins, Aberdeen, Athens, Cracow ve Philadelphia Universite&#8217;lerinden doktora diploması aldı.<br />
1890&#8242;da Rose Elisabeth ile evlendi. Bir oğulları oldu. 30 Ağustos 1940 yılında öldü.</p>
<p>Kaynak :    Nobel Fizik ödülleri
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fjoseph-john-thomson%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/joseph-john-thomson/&amp;text=Joseph John Thomson&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/joseph-john-thomson/&amp;t=Joseph John Thomson">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/joseph-john-thomson/&amp;title=Joseph John Thomson&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fjoseph-john-thomson%2F&name=buzlu.org&description=Joseph+John+Thomson" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/joseph-john-thomson/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/joseph-john-thomson/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/joseph-john-thomson/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/joseph-john-thomson/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ermeni sorunu</title>
		<link>http://www.buzlu.org/ermeni-sorunu/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/ermeni-sorunu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2009 08:46:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[barut]]></category>
		<category><![CDATA[bomba]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[profesör]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3002</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa&#8217;nın müdahalesine maruz kalınca, Türk &#8211; Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı devleti&#8217;ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için Ermeniler&#8217;i Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir. Özellikle Avrupa&#8217;nın bazı büyük devletleri &#8220;ıslahat&#8221; adı altında bir yandan Osmanlı devleti&#8217;nin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermeniler&#8217;i, Osmanlı yönetimi&#8217;ne [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-3003" title="ermenistan" src="http://www.buzlu.org/images/2009/03/ermenistan.jpg" alt="ermenistan" width="250" height="226" /></p>
<p>Osmanlı devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa&#8217;nın müdahalesine maruz kalınca, Türk &#8211; Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı devleti&#8217;ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için Ermeniler&#8217;i Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir.</p>
<p>Özellikle Avrupa&#8217;nın bazı büyük devletleri &#8220;ıslahat&#8221; adı altında bir yandan Osmanlı devleti&#8217;nin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermeniler&#8217;i, Osmanlı yönetimi&#8217;ne karşı teşkilatlandırmışlardır.<br />
Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni kiliseleri&#8217;nin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, Ermeni toplumu yavaş yavaş Türkler&#8217;den uzaklaşmaya başlamıştır.</p>
<p>Türkler&#8217;in iyi tutumuna karşın, yabancı devletlerle ittifak etmek suretiyle Türkler&#8217;le mücadeleye başlayan Ermeniler, batı&#8217;nın desteğini alabilmek için kendilerini &#8220;ezilen bir toplum&#8221; olarak göstermeye ve &#8220;Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını Türkler&#8217;in gasp ettiği&#8221;ni dile getirmeye başlamışlardır.<br />
<span id="more-3002"></span><br />
Islahat fermanı ile müslümanlar ve gayri müslimler eşit statüye getirilince ayrıcalıklarını kaybeden Ermeniler, 1877 &#8211; 1878 Osmanlı &#8211; Rus Savaşı sonunda, Rusya&#8217;dan &#8220;işgal ettiği doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını&#8221; talep etmişlerdir. Bu isteklerle birlikte Ermeni sorunu ilk kez ortaya çıkmaya ve uluslar arası bir şekil almaya başlamıştır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Ermeniler, bu kez Ruslar ve İngilizler tarafından kullanılmaya başlanmış ve ingiltere&#8217;nin elinde, Rus yayılmacılığına karşı bir ileri karakol vazifesi görmüşlerdir. İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan Ermeni sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı imparatorluğu&#8217;nu yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır.</p>
<p><strong>24 Nisan 1915</strong></p>
<p>Rus ve İngiliz kışkırtmaları sonucunda meydana gelen isyan ve katliamlar karşısında Osmanlı hükümeti, herhangi bir önleme başvurmadan önce Ermeni Patriği, Ermeni milletvekilleri ve Ermeni cemaatinin ileri gelenlerine &#8220;Ermenilerin Müslümanları arkadan vurmaya ve katletmeye devam etmeleri halinde gerekli önlemleri alacağını&#8221; bildirmekle yetinmiştir. Ancak, olaylar durmak yerine giderek yoğunlaşınca, ordunun bir çok cephede savaş halinde bulunması nedeniyle cephe gerisinin emniyete alınması ihtiyacı doğmuştur.</p>
<p>Bu maksatla, 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni Komiteleri kapatılarak, yöneticilerinden 2345 kişi devlet aleyhine faaliyette bulunmak suçundan tutuklanmıştır. Osmanlı Hükümeti&#8217;nin bu kararı üzerine hareket geçen Eçmiyazin Katalikosu Kevork, ABD Cumhurbaşkanı&#8217;na şu telgrafı göndermiştir: &#8220;Sayın Başkan, Türk Ermenistanı&#8217;ndan aldığımız son haberlere göre, orada katliam başlamış ve organize bir tedhiş Ermeni halkının mevcudiyetini tehlikeye sokmuştur. Bu nazik anda Ekselanslarının ve büyük Amerikan Milletinin asil hislerine hitap ediyor, insaniyet ve Hıristiyanlık inancı adına, büyük Cumhuriyetinizin diplomatik temsilcilikleri vasıtasıyla derhal müdahale ederek, Türk fanatizminin şiddetine terkedilmiş Türkiye&#8217;deki halkımın korunmasını rica ediyorum.&#8221;</p>
<p>Başpiskopos Kevork&#8217;un telgrafını, Rusya&#8217;nın Washington Büyükelçisi&#8217;nin ABD&#8217;deki temasları izlemiştir. Bütün olup biten, yasadışı Ermeni komitelerinin kapatılması ve elebaşlarının tutuklanması olmasına rağmen, olayı bir &#8220;katliam&#8221; gibi göstermeye çalışan Ermeniler, başta ABD ve Rusya olmak üzere, çeşitli sömürgeci devletleri kendi saflarına çekmeye çalışmışlardır.</p>
<p>Diaspora Ermenilerinin her yıl sözde &#8220;Ermeni soykırımının yıldönümü&#8221; diye andıkları 24 Nisan, devlet aleyhine faaliyette bulunan ve masum insanları katleden 2345 komitecinin tutuklandığı tarihtir. Görüldüğü gibi bu tarih, sözde soykırım şöyle dursun, sözde soykırım iddialarına temel oluşturduğu iddia edilen &#8220;yer değiştirme&#8221; uygulamasıyla bile ilgili değildir.</p>
<p>Ermeni Kimliği Ve Tarihte Türk-Ermeni İlişkileri<br />
Tarihte, &#8220;Ermenistan neresidir? nerede başlar? ve nerede biter?&#8221; sorularına cevap vermek çok güçtür. ansiklopedik kaynaklarda; Erivan, Gökçegöl, Nahcıvan, Rumiye gölü kuzeyi ve Mako bölgesine, yukarı memleket anlamına gelen Armenia, bu yörelerde yaşayan halka ise Ermeni denildiği yer almaktadır.</p>
<p>Ermeni tarihçilerin bir kısmı, M.Ö. altıncı yüzyılda kuzey Suriye ve Kilikya bölgesi&#8217;nde yaşayan Hititlerden olduklarını, bir diğer kısmı ise Nuh&#8217;un oğullarından Hayk&#8217;a dayandıklarını iddia etmektedir. Bunun yanında, Ermenistan denilen coğrafyada yerleşen ve bugün Ermeni diye adlandırılan toplumun, bölgenin kesin olarak neresinde yaşadıkları, sayıları ve aynı yörede ikamet eden diğer unsurlara kıyasla nüfus oranları bilinmemektedir.</p>
<p>Görülüyor ki, Ermeni tarihçileri bile kökenleri konusunda fikir birliği içinde değildir. O halde tarih boyunca millet ve bağımsız bir devlet olma vasfını yakalayamayan bu toplumun, herhangi bir bölgeye &#8220;vatanımızdır&#8221; demeleri mümkün görülmemektedir. &#8220;Büyük Ermenistan&#8221; hayalinin de, tamamen yayılmacı bir düşüncenin ürünü olduğu değerlendirilmektedir.</p>
<p>Tarihsel olarak bakıldığında, Ermenilerin sırasıyla, Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans, Arap ve Türkler&#8217;in hakimiyeti altında yaşadıkları görülür. Ermeni derebeyliklerinin bir çoğu, bölgeye hakim olan ve/veya Ermenileri kendi saflarına çekerek kullanmak isteyen devletler tarafından kurdurulmuştur.</p>
<p>1071&#8242;de Türk hakimiyetine giren Ermeniler&#8217;i, Bizans&#8217;ın zulüm idaresinden kurtaran ve onlara insanca yaşama hakkını bahşeden, Selçuklu Türkleri olmuştur. Fatih döneminde ise, Ermenilere din ve vicdan hürriyeti verilmiş, Ermeni cemaati için dini ve sosyal faaliyetlerini yönetmek üzere Ermeni patrikliği kurulmuştur.</p>
<p>Ermeni patriği, kendi yetkisiyle ruhani reisleri azlediyor, dini ayinleri yasaklıyor, kendi adamlarından haraç toplayabiliyor, nikah işlerini yürütebiliyor ve hapis cezaları verebiliyordu.</p>
<p>Ermeniler, 19 uncu yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı idaresinde, Türk insanının hoşgörüsünden de yararlanarak, adeta altın çağlarını yaşamışlardır. Askerlikten muaf tutulan ve kısmen vergi muafiyeti tanınan Ermeniler, ticaret, zanaat ve tarım ile idari mekanizmalarda önemli görevlere yükselme fırsatını elde etmişlerdir. Rum isyanından sonra boşalan Osmanlı hariciyesine yerleştirilen Ermeniler&#8217;e Osmanlı devleti&#8217;ne hizmetlerinden dolayı &#8220;milleti sadıka&#8221; adı verilmiştir.</p>
<p>Bu nedenle 19 ncu yüzyılın son çeyreğine kadar Osmanlılar&#8217;ın bir Ermeni sorunu olmadığı gibi, Ermeni tebaa&#8217;nın da Türk yöneticileriyle halledemedikleri bir mesele mevcut değildir.</p>
<p><strong>Selçuklular Döneminda Türk-Ermeni İlişkileri</strong></p>
<p>VII. yüzyıl sonlarından itibaren Anadolu, Bizans hakimiyetinden çıkarak, önce Emevilerin, onlardan sonra ise X. yüzyılın sonlarına kadar Abbasilerin elinde kalmıştır. X. yüzyılın sonlarında Anadolu&#8217;nun tamamına Bizans yeniden hakim olmuştur.</p>
<p>Bizans İmparatoru Vasil II, hayatının son yıllarında Kafkaslar&#8217;da faaliyet göstermiştir. Ermeni Bağratuni hanedanından Gagik I&#8217;in (990-1020) ölümünden sonra bu bölgede karışıklıklar çıkmıştır. Bu durum Bizans İmparatoru&#8217;na başarılı bir müdahale fırsatı vermiştir. Gürcistan&#8217;ın bir kısmı gibi Van bölgesi de Bizans İmparatorluğu&#8217;na dahil olunmuş, Ermeni Ani hanedanlığı ise hayatı boyunca Gagik&#8217;in oğlu ve halefi olan İonnas Smbat&#8217;a kalmış, onun ölümünden sonra ise aynı şekilde Bizans İmparatorluğu&#8217;na katılmıştır.</p>
<p>Bizans İmparatorluğu, Ermenilerin yaşadıkları yerleri kendine katmakla kalmamış, aynı zamanda Ermeni tarihçi Urfalı Mateos&#8217;un da belirttiği gibi &#8220;Ermeni milletinin kumandanlarını kendi ev ve eyaletlerinden çıkarıp götürmüşler&#8221;dir.</p>
<p>1047-1048 yılında Selçuklu Veliahdı Hasan, Van Gölü bölgesine akınlara başlamıştır. Azerbaycan Genel Valiliği&#8217;ne atanan İbrahim Yınal, Tuğrul Bey&#8217;den aldığı buyruk üzerine, Kutalmış ile birlikte harekete geçerek Eylül 1048&#8242;de Pasin Ovası&#8217;nda Liparit, Aaron ve Katakalon kumandasındaki Bizans Ordusu&#8217;nu bozguna uğratmıştır.</p>
<p>Ölen Bizans İmparatoru Konstantin Dukas&#8217;ın (Mayıs 1067) yerine geçen karısı ile evlenerek iktidarı ele geçiren Romanos VI. Diogenes, Selçuklulara karşı savaşı derhal ele almış, fakat ordusunun aşırı güçsüzleşmesi nedeniyle büyük bir güçlükle de olsa çoğunluğu yabancı asıllı ücretlilerden (Peçenek, Oğuz, Norman, Frank, Ermeni, Slav, Bulgar, Alman, Hazar, Gürcü) oluşan bir ordu toplamıştır.</p>
<p>Bizans İmparatoru Malazgirt&#8217;e doğru yola çıkmadan önce, harpten dönünce Ermeni mezhebini ortadan kaldıracağına yemin etmiştir. Bizans imparatorunun ordusu, 26 Ağustos 1071 tarihinde Sultan Alparslan&#8217;ın ordusuna saldırmış, fakat bozguna uğramıştır. Bizans İmparatorunu esir alan Alparslan, barış imzaladığı Diogenes&#8217;i tahta dönmesi için büyük bir törenle İstanbul&#8217;a uğurlamıştır.</p>
<p>Uzun yıllar Bizans hakimiyeti altında yaşayan Ermenilere Bizanslıların nasıl davrandıkları konusunu, o dönemleri yaşayanlardan dinlemiş ve yazmış olan Urfalı Mateos şu şekilde aktarmıştır: &#8220;&#8230; Onlar (Romalılar) Katogikosu (Haçik&#8217;i), mezhebi için türlü işkencelere maruz bırakmışlardır. Duyduğumuza göre onlar, onu ateşle tazip etmişler, fakat o, alevlerin içinden sağ ve salim çıkıyordu.&#8221;</p>
<p>&#8220;İki yıl sonra (993-994) büyük Roma dükü, büyük bir ordu ile beraber Ermenilere karşı yürüdü, Hıristiyanların üzerine atılıp onları kılıçtan geçirdi ve esaret altına aldı. O, zehirli bir yılan gibi her yere ölüm götürdü ve böylelikle, dinsiz milletlerin yerini tutmuş oldu.&#8221;</p>
<p>Türkler, Bizanslılarla birlikte kendilerine karşı savaşan Ermenilere nasıl davranmışlardır? Bizanslıların yaptıkları gibi onları hakir mi görmüşler, zulüm mü yapmışlar, yoksa kilise ve manastırlarını mı yakmışlardır? Ermeniler başta olmak üzere, Selçuklu yönetiminde yaşayan bütün gayrimüslim azınlığa gösterilen hoşgörüyü Urfalı Mateos şu şekilde kaydetmiştir:</p>
<p>&#8220;539 (27 Şubat 1090-26 Şubat 1091) tarihinde Ermeni Katogikosu Barseg, cihangir sultan Melikşah&#8217;ın yanına gitti. Katogikos bazı yerlerde Hıristiyanların tazyik edildiğini, Allah&#8217;ın kiliseleri ile ruhanilerden vergi istenildiğini ve manastırlarda piskoposların vergi için tazyik edildiğini görüp, İranlıların ve bütün Hıristiyanların âlicenap ve tatlı sultanının huzuruna gidip, bütün bunları ona arz etmeye karar verdi. Sultan, senyor Barseg&#8217;i huzura kabul edip, ona büyük iltifat gösterdi ve onun arzularını yerine getirdi. Sultan, bütün kilise ve manastırları ve ruhanileri vergiden muaf tuttu ve Ermeni katogikosuna fermanlar verip onu iltifatla uğurladı.&#8221;</p>
<p>Bu ifadelerden de açıkça anlaşıldığı gibi Selçuklu Türkleri, Ermenilere ve diğer gayrimüslim halka Bizanslıların göstermediği hoşgörüyü göstermiş ve onların dinlerini ve sosyal yaşantılarını korumalarını sağlamıştır. Bu anlayış, Anadolu Selçukluları döneminde de devam etmiştir. Gösterilen tüm bu hoşgörülere rağmen, bazen Ermenilerin Bizanslıların ve Haçlı Seferleri sırasında Haçlıların yanlarında yer aldıkları da bilinmektedir.</p>
<p><strong>Osmanlı-Ermeni İlişkileri</strong></p>
<p>Osmanlı devletinin ilk kuruluş yıllarında Ermeniler, genellikle Çukurova, Doğu Anadolu ile Kafkasya bölgelerinde küçük prenslikler ve beylikler halinde ve dağınık durumdaydılar. İran, Bizans, Gürcü, Selçuklu devletleri ve diğer küçük devlet ve beyliklerle karışmışlardı ve bunların yönetimi altındaydılar.</p>
<p>Ermenilerin Osmanlılarla ilk ilişkileri, çok azınlıkta bulundukları Anadolu&#8217;nun batı bölgesinde başlamıştır. Osman Gazi 1324 yılında Bursa&#8217;yı devlete merkez yaptıktan sonra, Kütahya&#8217;daki Ermenilerin çoğunluğu ve Ermeni ruhani reisliği Bursa&#8217;ya nakledilmiştir.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmet 1453&#8242;de İstanbul&#8217;u aldıktan sonra Ermenilerin Bursa&#8217;daki ruhani başkanı Hovakim&#8217;i İstanbul&#8217;a getirmiş ve 1461&#8242;de yayınladığı bir fermanla Ermeni Patrikliği&#8217;ni kurdurmuştur. Yavuz Sultan Selim&#8217;in 1514-1516&#8242;da Güney Kafkasya ve Doğu Anadolu&#8217;yu fethetmesiyle buradaki Ermeniler de aynı cemaat bünyesine alınarak İstanbul Patrikliği&#8217;ne bağlanmışlardır.</p>
<p>Tarihlerinde hiçbir devletten ve hükümdardan görmedikleri ilgiyi Osmanlı devletinden gören Ermeniler, Türk milletine samimi olarak bağlanmışlardır. Bu yüzden kısa bir süre içinde çeşitli yerlerden İstanbul&#8217;a göçen Ermeniler büyük bir cemaat oluşturmuş ve dünyanın en refah içindeki cemaatlerinden birisi haline gelmişlerdir.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmet&#8217;ten Sultan II. Mahmud&#8217;a kadar 350 yıllık süre içinde Hıristiyanların ve dolayısıyla Ermenilerin dini ve toplumsal işlerine kesinlikle karışılmamıştır. &#8220;Amira&#8221; denilen bankerlerden, tüccarlardan ve devlet memurlarından oluşan Ermenilerin yardımıyla; birçok okul, matbaa, kütüphane açılmış, birçok Ermeni genci öğrenim yapmak ve sanat öğrenmek üzere Avrupa&#8217;ya gönderilmiştir. Aynı dönemde bu haklardan Rusya yönetimindeki Ermeniler yararlanamamışlardır.</p>
<p>Ermeni Patriği Nerses 1876 yılında Vatandaşlık Meclisi Şurası&#8217;na sunduğu mektubunda, &#8220;Şayet günümüze kadar Ermeni milleti, millet olarak korunduysa ve inancını, kilisesini, dilini, tarihi ve kültürel değerlerini koruyorsa, tüm bunlar Türk hükümetinin Ermeni milletine gösterdiği koruma, yardım ve hayırseverlik sayesindedir. Kader, Ermenileri Türklere bağlamıştır. Bundan dolayı Ermeniler, devletin savaş ve ağır sınav günlerinde buna kayıtsızca davranamaz. Aksine her zaman oldukları gibi ona yardım etmek zorundadırlar. Vatanını seven Ermeni, devlete yardım ederek, Ermeni milletinin hizmet ve yardımının en iyisini görecektir.&#8221; demektedir. Görüldüğü gibi Patrik Nerses, Ermenilerin Osmanlı yönetiminde sahip oldukları haklar sayesinde benliklerini muhafaza ettiklerini belirtmektedir.</p>
<p>Osmanlı devleti, Gülhane Hatt-ı Hümayunu ile yapmayı vaadettiği ıslahatları ilân etmiş, ancak gayrimüslimler verilen yeni haklardan memnun kalmamışlardır. Tanzimat ile gayrimüslimlere askerlik mükellefiyeti getirilmiş, devlet memuriyetleriyle idari ve askeri okullara girmelerine izin verilmiştir. Buna dayanarak Ermeniler, 1863&#8242;de yürürlüğe giren 99 maddeden oluşan Ermeni Milleti Nizamnamesi&#8217;ni bir fermanla Babıâli&#8217;ye onaylatmışlardır.</p>
<p>Osmanlı yönetimindeki diğer gayrimüslim azınlıklar gibi Ermeniler de her zaman birinci sınıf vatandaş muamelesi görmüşler; askere gitmedikleri gibi, özellikle ticari hayatta kilit noktaları ellerine geçirmek suretiyle, toplum içinde ön plana çıkmışlar, zengin olmuşlardır.</p>
<p>Devlete bağlılıkları, Türk adetlerini benimsemeleri, hatta iyi Türkçe konuşmaları, Ermenilerin devlete ait resmi veya özel işlere atanmalarına sebep olmuştur. Bu bakımdan 16. yüzyılda Ermeni asıllı Mehmet Paşa gibi vezirlik rütbesine kadar yükselen devlet adamları, 18. yüzyılda Divrikli Düzyan soyundan saray kuyumcuları ve sonradan Darphane bakanları, Sasyan ailesinden saray doktorları, 19. yüzyılda Bezciyan ailesinden Darphane bakanları, Dadyan ailesinden Baruthane bakanları devletin en yüksek kademelerinde görevler yapmışlardır. 19. yüzyılda ve Abdülhamit devrinde ve sonrasında ise Ermeni dış işleri görevlileri ve bakanlar bulunmaktadır. Ayrıca birçok Ermeni de Osmanlı devlet adamlarına danışmanlık yapmıştır.</p>
<p>Ermeniler iddia edildiği gibi soykırıma uğrayan bir topluluk değil, devletin her kademesinde, her meslekte önemli yerler edinmiş bir grup olmuştur.</p>
<p>Osmanlı-Ermeni ilişkileri açısından en çarpıcı açıklamalar, bizzat Türkiye&#8217;deki Ermeni cemaatinin önderlerinden gelmiştir. Ermeni Patriği II. Mesrob, 22 Mayıs 1999 günü Hilton Oteli&#8217;ndeki resepsiyonda yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullanmıştır: &#8220;3. Binyılın eşiğindeyiz. İnsanlık tarihinde yeni bir dönemin başlangıcını kutlamaya hazırlanıyoruz. Bunun hepimiz için büyük fırsat olduğunu düşünüyorum. Geleceğimizi kıtaların, kültürlerin ve halkların birlikteliği düşüyle tayin etme fırsatı&#8230;</p>
<p>İnsan hayatına, kişisel hak ve özgürlüklere saygı, adil ve her türlü şiddetten uzak bir dünya hepimizin ortak özlemi.</p>
<p>Önümüzdeki bu dönüm noktası yalnızca eşsiz bir fırsat değil, aynı zamanda çetin bir sınav sunuyor bizlere. Geride bırakmaya hazırlandığımız 2. Binyıl trajik olaylarla doluydu.</p>
<p>Yine de geride bıraktıklarımız arasında hep saygıyla yad edeceğimiz, önümüzdeki binyıllarda da sevinçle kutlayacağımız nice olaylar yok değil.</p>
<p><strong>Tıpkı bugün kutladığımız gibi.</strong></p>
<p>İstanbul Ermeni Patrikliği&#8217;nin kuruluşu tarihte eşine rastlayamayacağımız bir olaydır. Fatih Sultan Mehmet&#8217;in İstanbul&#8217;u fethinden sekiz yıl sonra, 1461&#8242;de Batı Anadolu&#8217;daki Ermeni episkoposluğunu çıkardığı bir fermanla İstanbul Patrikliği&#8217;ne dönüştürmesi Fatih&#8217;in ve Osmanlı Sultanlarının gelecek vizyonu ve diğer dinlere gösterdiği hoşgörünün çok açık bir örneğidir.</p>
<p>Tarihte bir dine mensup bir hükümdarın başka bir dinin üyeleri için ruhani riyaset makamı tesis etmesi, ne Fatih&#8217;ten önce, ne de sonra görüldü. Yeni bir binyıla girerken dünyada yaşanan gerginlikleri, özellikle yakın çevremizdeki savaş ortamını göz önünde bulunduracak olursak, 538 yıl önce gerçekleşen bu olayın değerini, dinler ve kültürler arası hoşgörünün önemini, sanıyorum daha iyi kavrayabiliriz.</p>
<p>İmparatorluk sınırları içindeki Ermeni toplumunun hayatını onun örf ve adetlerine göre düzenleyen Fatih Sultan Mehmet&#8217;i, onun doğrultusunda ülkeye hizmet eden devlet adamlarını ve 1461&#8242;deki ilk İstanbul Ermeni Patriği Bursalı Hovagim&#8217;den başlayarak bu makama sadakatle hizmet eden 83 patriğimizi sevgiyle ve minnetle anıyoruz. Biz Türkiye Ermenileri, ülkemizde yaşayan en kalabalık Hıristiyan cemaati olarak 75. yılını coşkuyla kutladığımız Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin aydınlık geleceğine tüm kalbimizle inanıyor ve yarınlara ümitle bakıyoruz.&#8221;</p>
<p><strong>Ermeni Sorununun Ortaya Çıkışı </strong></p>
<p>Osmanlı Devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa&#8217;nın müdahalesine maruz kalınca, Türk &#8211; Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı Devleti&#8217;ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için Ermenileri Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir. Özellikle Avrupa&#8217;nın bazı büyük devletleri &#8220;ıslahat&#8221; adı altında bir yandan Osmanlı Devleti&#8217;nin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermenileri, Osmanlı yönetimine karşı teşkilatlandırmışlardır. Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni Kiliseleri&#8217;nin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, Ermeni toplumu yavaş yavaş Türklerden uzaklaşmaya başlamıştır.</p>
<p>Türklerin iyi tutumuna karşın, yabancı devletlerle ittifak etmek suretiyle Türklerle mücadeleye başlayan Ermeniler, Batının desteğini alabilmek için kendilerini &#8220;ezilen bir toplum&#8221; olarak göstermeye ve &#8220;Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını Türklerin gasp ettiği&#8221; iddiasını dile getirmeye başlamışlardır.</p>
<p>Islahat Fermanı ile Müslümanlar ve Gayr-i Müslimler eşit statüye getirilince ayrıcalıklarını kaybeden Ermeniler, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda, Rusya&#8217;dan &#8220;işgal ettiği Doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını&#8221; talep etmişlerdir. Bu isteklerle birlikte Ermeni sorunu ilk kez ortaya çıkmaya ve uluslararası bir şekil almaya başlamıştır.</p>
<p>1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı&#8217;nın ardından imzalanan Ayastefanos Anlaşması&#8217;nın Osmanlı Devleti&#8217;nce kabullenilmek zorunda kalınan 16. maddesi şöyledir:<br />
&#8220;Ermenistan&#8217;dan Rusya askerinin istilası altında bulunup Osmanlı Devleti&#8217;ne verilmesi gereken yerlerin boşaltılması oralarda iki devletin dostane ilişkilerinde zararlı karışıklıklara yol açabileceğinden, Osmanlı Devleti Ermenilerin barındığı eyaletlerde mahalli menfaatlerin gerektirdiği ıslahat ve düzenlemeyi vakit kaybetmeksizin yapmayı ve Ermenilerin Kürtlere ve Çerkezlere karşı güvenliklerini sağlamayı garanti eder&#8221;.</p>
<p>Anlaşmanın bu hükmü, esas itibariyle bağımsızlık kazanmak isteyen Ermenileri tam anlamıyla tatmin etmemiş olsa dahi &#8220;Ermeni Sorunu&#8221;nun tarihte ilk kez bir uluslararası belgeye yansıması ve &#8220;Ermenistan&#8221; diye bir bölgenin varlığından söz edilmesi yönünden büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>1878 yılında toplanan Berlin Kongresi sonucunda imzalanan Berlin Antlaşması&#8217;nın 61. maddesi de Ayastefanos Anlaşması&#8217;nın 16. maddesi yerine şu hükmü getirmiştir: &#8220;Osmanlı Hükümeti, halkı Ermeni olan eyaletlerde mahalli ihtiyaçların gerektirdiği ıslahatı yapmayı ve Ermenilerin Çerkez ve Kürtlere karşı huzur ve güvenliklerini garanti etmeyi taahhüt eder ve bu konuda alınacak tedbirleri devletlere bildireceğinden, bu devletler söz konusu tedbirlerin uygulanmasını gözeteceklerdir&#8221;.</p>
<p>Berlin Antlaşması&#8217;nın bu hükmü ile Türk-Ermeni ilişkilerine yabancı güçlerin müdahale edebilmesi hakkı tanınmış olmaktadır. Böylece Ermeniler, Ruslar ve İngilizler tarafından kullanılmaya başlanmış ve İngiltere&#8217;nin elinde Rus yayılmacılığına karşı bir ileri karakol vazifesi görmüşlerdir. İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan Ermeni Sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı Devleti&#8217;ni yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır. Sözde Ermeni soykırımı iddiaları ve yalanları da işte bu politikanın propaganda ürünüdür!..</p>
<p><strong>Tehcir Kanunu, Uygulaması Ve Sözde Ermeni Soykırım İddiası</strong><br />
Osmanlı Hükümeti’nin bütün iyi niyetine rağmen, ülkede Ermeni olaylarının giderek yoğunluşması, savunmasız kalan Türk kadın ve çocuklarına Ermeni saldırılarının artması ve ordunun bir çok cephede savaş halinde bulunması nedeniyle mahalli isyanların topyekün bir ihanete dönüşmemesi için, cephe gerisinin emniyete alınması ihtiyacı doğmuştur.</p>
<p>Bu maksatla, 24 Nisan 1915&#8242;de Ermeni komiteleri kapatılmış ve yöneticilerinden 2345 kişi, &#8220;devlet aleyhine faaliyette bulunmak&#8221; suçundan tutuklanmıştır. Ermenilerin her yıl &#8220;sözde soykırım anma günü&#8221; olarak andıkları 24 Nisan, bu tarih olup tehcirle alakalı degildir.&#8221;</p>
<p>Komitelerin kapatılması, ele başlarının ve bazı teröristlerin tutuklanması, olayları yatıştıracağına daha da şiddetlendirmiştir. Osmanlı Hükümeti son insani çare olarak; savaş bölgelerindeki halk ile Osmanlı Devleti&#8217;ne karşı casusluk ve hiyanetleri görülenlerin, ayrı ayrı -veya birlikte savaş alanlarından uzak yerlere &#8220;sevk ve iskanı&#8221; için 27 Mayıs 1915&#8242;de &#8220;tehcir kanunu&#8221;nu çıkarmıştır.<br />
Göçe tabi tutulanlar, imparatorluk sınırları içinde Ordu-Kastamonu, Ankara-Niğde, Malatya-Maraş, Diyarbakır-Urfa-Adana ve Suriye-Irak bölgelerine gönderilmiş olup, 1916 Ekim sonuna kadar toplam 702.900 kişinin göç ettirildiği belgeleriyle sabittir.</p>
<p>1914 yılı resmi verilerine göre Osmanlı Devleti&#8217;nde 1.234.671 Ermeni nüfusu bulunmaktadır. bu sayı Ermeni patrikhanesi&#8217;ne göre 2.5 milyon, lozan konferansı Ermeni heyetine göre 2.2 milyon, Fransız sarı kitabı&#8217;na göre 1.5 milyon, Britannica&#8217;ya göre 1.5 milyon, ve İngiliz yıllığına göre 1 milyon olarak belirtilmektedir.<br />
Buna göre en fazla 700.000 kişinin göçe tabi tutulduğu bir yer değiştirme olayında, Ermenilerin iddia ettiği gibi 2-3 milyon kişinin öldürülmesi mümkün değildir. çünkü, zaten Osmanlı devleti içinde 1.230.000 civarında Ermeni bulunmaktadır. bunun da ötesinde eğer Osmanlı devleti Ermeni tebaasından kurtulmak isteseydi, bunu asimilasyon yoluyla halledebilirdi. oysa açıklandığı üzere Ermeniler, imparatorluk içerisinde Türklerden bile rahat bir yaşam sürdürmüşlerdir.</p>
<p>O halde sözde Ermeni soykırım iddiası tamamen uydurma olup, hiç bir belge ve kanıta dayanmayan, hukuki zeminden yoksun olan ve Türk düşmanlığı üzerine bina edilen, gerçek dışı, bir hayal ürünüdür.<br />
Asoghik ve Mateos&#8217;dan Voltaire, Lamartine, Claide Farrere, Pierre Loti, Nogueres, İlone Caetani, Philip Mashall Brown, Michelet, Sir Charles Wilson, Politis, Arnold, Bronsart, Roux, Grousset, Edgar Granville, Garnier, Toynbee, Price, Bombaci&#8217;ya kadar uzanan ve bazılarına hiç de Türk dostu damgası vurulmayacak pek çok tarihçi ve yazar Türklerin bu konudaki hakkını teslim etmişlerdir.</p>
<p>Nitekim ABD&#8217;li Ermeni profesör Hovannısıan, 1982 yılında Münih&#8217;te yapılmış olan &#8220;dünya Ermenilerinin problemleri kongresi&#8217;nde bu gerçeği, &#8220;Ermeni soykırımı ispatlanamamıştır. Soykırım hukuken geçersizdir ve zaten zaman aşımına da uğramıştır&#8221; şeklinde dile getirmiştir.</p>
<p>Ayrıca, 1998 Haziran ayı içerisinde İngiliz Hükümeti, lordlar kamarasında Ermeni soykırımına ilişkin sorulara maruz kalmış ve bunlara yazılı olarak, &#8220;Türk Hükümeti&#8217;nin Ermeni tebasını yok etmeye dair bir kararının mevcudiyetine ilişkin bir kanıt bulunamadığından, İngiliz Hükümeti, 1915 olaylarını soykırım olarak tanımamıştır&#8221; yanıtını vermiştir.</p>
<p>ABD&#8217;li Prof. Bernard Lewis ve Prof. Stanford Shaw da, sözde Ermeni soykırımının gerçek olmadığı konusundaki tezleri nedeniyle, Ermenilerin yoğun tepkisine maruz kalmıştır. soykırım iddiasına Bernard Lewis, 1993 yılında &#8220;Le Monde&#8221; gazetesinde yayımlanan makalesinde şöyle değinmiştir: &#8220;Osmanlı Hükümeti&#8217;nin Ermeni ulusuna karşı kitlesel imhayı öngören bir planı olduğunu gösteren geçerli kanıt yoktur. Türklerin &#8220;tehcire&#8221; (Ermeni halkın savaş alanından alınarak başka yerlere gönderilmesi) başvurmalarının meşru nedenleri vardır. Çünkü Ermeniler, Osmanlı topraklarını işgal eden Rusya ile ittifak halinde Türklere karşı çarpışıyorlardı&#8221;. Yine Dr. Karakın Pastırmacıyan&#8217;ın &#8220;Anadolu&#8217;yu sarkı şimendifer meselesi&#8221; adlı kitabında, Erzurum çevresinde yaşayan 15.000 civarındaki Ermeninin kendi isteğiyle Türkiye&#8217;yi terk ettiği, Ermenilere Türkler tarafından baskı yapılmadığı ve soykırım gibi bir muamelenin olmadığı yer almaktadır.</p>
<p><strong>Bugünkü Durum Ve Sonuç </strong><br />
SSCB&#8217;nin dağılmasından sonra, 23 Eylül 1991&#8242;de bağımsızlığını ilan eden Ermenistan Cumhuriyeti, Türkiye&#8217;ye yönelik &#8220;sözde soykırım&#8221; iddialarını bir devlet politikası haline getirmiştir. Ermeniler, zulme ve haksızlığa uğramış bir toplum imajı yaratarak, dünya kamuoyunu başta ABD ve Fransa olmak üzere belli başlı devletleri ve uluslararası kuruluşları, Ermeni davası lehine çekmeye çalışmaktadır.</p>
<p>Böylece soykırım iddiaların kabulü ve tesciline bağlı olarak, Türkiye&#8217;den yüklü bir tazminat almak ve son aşamada ise Türkiye sınırları içerisinde bulunduğunu iddia ettikleri sözde Ermeni topraklarının iadesini sağlayarak büyük Ermenistan&#8217;ı kurmak yönünde bir siyaset izlemektedirler. Nitekim Ermenistan parlamentosu 23 Ağustos 1990&#8242;da kabul ettiği bildiride; &#8220;Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiyesi ve batı Ermenistan&#8217;da gerçekleştirilen 1915 soykırımının uluslararası kabul görmesi çabasını destekler&#8221; maddesine yer vermiştir.</p>
<p>Sözde soykırımın tanınmasını hedefleyen girişimler, özellikle Belçika, Fransa, Avustralya, Yunanistan, Lübnan, Kanada, Rusya, ABD ve Arjantin&#8217;de yoğunlaşmış ve bu ülkelerde ardı ardına soykırım anıtları dikilmeye başlanmış, hatta bazılarının okullarında sözde soykırım ders olarak okutulmaya başlanmıştır. Bu alanda en önemli gelişme ise 29 Mayıs 1998&#8242;de Fransa meclisi tarafından sözde Ermeni soykırımının resmen tanınmasına dair tasarının onay için senatoya gönderilmesidir.</p>
<p>Ter-Petrosyan yönetiminin nispeten ılımlı tutumundan sonra, Nisan 1998&#8242;de Koçaryan&#8217;ın cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte, aşırı milliyetçi hareketler serbest bırakılmış, ve Ermenistan Türkiye ile ilişkilerinde sertlik yanlısı bir politika izlemeye başlamıştır.</p>
<p>Bunun yanı sıra Koçaryan, yapmış olduğu resmi bir açıklamada; &#8220;soykırımı hiçbir zaman unutmayacaklarını, dünyaya bu trajediyi hatırlatmak durumunda olduklarını, soykırımın cezasız kaldığını ve uluslar arası tanıma ile kınamanın layık olduğu şekilde gerçekleşmediğini&#8221; ifade etmiş, birleşmiş milletler genel kurulu&#8217;nun 53. oturumunda da bilinen iddialarını tekrarlayarak, Ermenistan&#8217;ın Türkiye ve Azerbaycan tarafından abluka altına alındığını dile getirmiştir.</p>
<p>Günümüzde sözde Ermeni soykırımı adı ile bütünleşmiş olarak görünen Ermeni sorununun; Türkiye&#8217;den tazminat almak ve ardından toprak talep etmek, PKK terör örgütüne örtülü de olsa destek vermek ve Türkiye&#8217;ye dost olmayan çevre ülkelerle ittifak kurmak suretiyle ülkemiz aleyhine faaliyetlerde bulunmak ve Yukarı Karabağ ile Azerbaycan konusunda uzlaşmaz bir tutum içerisinde olmak gibi boyutları bulunmaktadır.</p>
<p>Sonuç olarak Ermeni sorunu, Osmanlı döneminde bu imparatorluğu parçalayarak çıkarlarına ulaşmayı amaçlayan ülkelerce ortaya çıkarılmış, bu gün ise isimleri değişmekle birlikte aynı çıkar çevrelerinin Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirmek istemeleri ve bölgede güçlü bir Türkiye arzu etmemelerinden dolayı, çeşitli yönleriyle birlikte sıcak tutulan sun&#8217;i bir sorundur.</p>
<p><strong>Basında Ermeni Sorunu </strong></p>
<p><strong>29 Ekim 2000 – Askerin Soykırım Cevabı (R.Mengi – Sabah Gazetesi)</strong><br />
İsimleri değiştiren aynı çıkar çevreleri, güçlü bir Türkiye arzu etmiyorlar. iddiaları sıcak tutuyorlar. Ermeniler, hakimiyeti altındaki devletlere ihanetlerinde sayısız göçe tabi tutuldular. Hedefleri Türkiye&#8217;den tazminat almak. İddia ettikleri sözde Ermenistan&#8217;ı kurmak.<br />
Genelkurmay Başkanlığı, sözde Ermeni soykırım iddialarını, &#8220;sun&#8217;i bir sorun&#8221; olarak nitelendirdi ve sert bir dille eleştirdi. Genelkurmay Başkanlığı, iddialar hakkında, &#8220;Ermeni sorunu, Osmanlı Dönemi&#8217;nde bu imparatorluğu parçalayarak çıkarlarına ulaşmayı amaçlayan ülkelerce ortaya çıkarılmış, bugün ise isimleri değişmekle birlikte aynı çıkar çevrelerinin Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirmek istemeleri ve bölgede güçlü bir Türkiye arzu etmemelerinden dolayı, çeşitli yönleriyle birlikte sıcak tutulan sun&#8217;i bir sorundur&#8221; dedi.</p>
<p>Genelkurmay, internetteki sitesi aracılığıyla Türkçe ve İngilizce olarak, &#8220;Ermeni Sorunu&#8221; başlığı altında sözde soykırım iddialarını bütün boyutları ile değerlendiren bir açıklama yayınladı. Genelkurmay iddialara duyduğu tepkiyi, &#8220;Tarih boyunca sayısız göç ve sürgün olayına maruz kalan Ermeniler&#8217;in bunların hiçbirini gündeme getirmeden sadece 1915&#8242;te Osmanlı tarafından son derece haklı gerekçelerle göçe tabi tutulmalarını sözde soykırım adı ile gündeme getirmeleri maksatlı olup, Türkiye&#8217;nin bütünlüğünü bozmaya yönelik politikaların bir ürünüdür. Batılı ülkelerin, Afrika ve Balkanlar&#8217;da yaşanmakta olan gerçek anlamdaki, soykırıma seyirci kalarak, soykırımına sahip çıkmaları, bunun göstergesidir&#8221; şeklinde dile getirdi. 1960&#8242;lı yılların ikinci yarısından itibaren Ermeni grupların Türkiye aleyhine başlattıkları karalama kampanyaları 1973&#8242;ten sonra &#8220;Kanlı Ermeni Terörizmi&#8221;ne dönüştürüldüğü vurgulandı.</p>
<p><strong>2. 8 Haziran 2001 &#8211; Yunanistan Ermeni desteğini arttırdı</strong><br />
Depremler sırasında pek dost olduğumuz ve bu dostluğun sonsuza dek süreceğine inandığımız Yunanistan, Türkiye&#8217;de ekonomik kriz başladığında gazetelerinden bas bas bağırıyordu; &#8220;Artık onlardan korkmaya gerek kalmadı, güçlü Türkiye çöküyor&#8221; diye.. Şimdi ise hazır onları zayıf yakalamışken bir darbe de biz indirelim çabasındalar.</p>
<p>Her ne kadar biz Ermeni Soykırım iddiasının Amerikan eyaletlerinde arka arkaya kabulüne pek de önem vermiyor, halâ bütün kaybımıza rağmen Bush hükümetine karşı bu konuda istikrarlı şekilde belli bir politika izlemiyor, ABD&#8217;de konferanslarla, TV programlarıyla gerçeği anlatma yoluna gitmiyorsak da Ermeniler &#8220;Eyaletlerin Kabulü&#8221;nü uluslararası baskı için kullanmaya başladılar bile.<br />
Yunan gazetelerinde &#8220;Gerçeği bilin ki, gerçek sizi özgürleştirsin&#8221; başlığıyla ve İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkelerin etkin isimlerinin desteğiyle çıkan haberlerde Fransa, İtalya, Belçika, Rusya, İsveç ve 26 Amerikan Eyaletinin kabul ettiği soykırımı insan hakları çerçevesinde Türkiye&#8217;nin de kabul etmesi için Amerika ve İngiltere&#8217;nin Türkiye&#8217;ye baskı yapması isteniyor.</p>
<p>&#8220;Soykırımı kabul ediverelim ne olacak&#8221; diyen Dr. Taner Akçam beyefendi de bol bol yağlanmış &#8216;Adil ve gerçekçi Türk&#8217; olarak.. Sevsinler adil ve gerçekçi doktoru.. Acaba koca dünyada, onun gibi karşı tarafı destekleyen tek bir Ermenistan vatandaşı bulabilir mi?<br />
ABD&#8217;de Türk akademisyenler, 1915 olayları ve tarih konusunda uzman bütün akademisyenlere, insanlık adına gerçeği belgelerle birlikte ortaya koymak üzere çağrıda bulundular. 69 Amerikalı akademisyenin (Osmanlı, Türkiye ve Ortadoğu uzmanı) 19 Mayıs 1985&#8242;de New York Times ve Washington Post&#8217;ta yayınlanan ve soykırım olmadığını anlatan bildirisine de bu çağrıda yer verdiler. Ama sonuç alabildiklerini sanmıyorum.<br />
Turkish Forum her gün İnternet&#8217;te olayları anlatıyor, gelişmeleri açıklıyor, dakika dakika izliyor&#8230; Bugün halâ 1985&#8242;teki akademisyenlerin söylediğini tekrarlayan ABD&#8217;li ve İngiliz ünlü profesörler var. Ama Ermeni baskısıyla susturuluyorlar.<br />
Ve biz yolsuzluk, ekonomi, polis devleti, bakanların yer değiştirmesi, koltuk kavgaları gibi konularla meşgul olduğumuz için Ermeni olayını gözardı ediyoruz.</p>
<p>ABD&#8217;li ve Avrupalı uzmanlar doğu bölgelerimize sık sık geziler düzenliyorlar. Amerikalı Ermeniler doğuda otel açıp çıkan sorunları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi&#8217;ne taşıyorlar.<br />
Bu kez de &#8220;İnsan Hakları&#8221; diye, ABD ve Avrupa&#8217;nın kafamıza kakıp durduğu eksiğimizden yararlanma amacındalar.</p>
<p><strong>3. Ermeniler&#8217;in asıl plânları ne?</strong><br />
Türkiye&#8217;ye çalışmak üzere gelen ve iş izni olmadığı halde burada rahatça yaşayan ve çalışan 30 bin kadar Ermeni&#8217;nin sınır dışı edilmesinin yerinde bir karar olacağını geçen Cuma &#8220;Rencide edebiliriz&#8221; başlığıyla yazmıştım.</p>
<p>Kısa fakat mesajını net olarak veren bu yazı üzerine okurlarımızdan çok sayıda tepki geldi. Bunların bazıları (genellikle yurtdışından gelenler) Ermeniler&#8217;in tüm ülkelerde Türkiye aleyhtarı faaliyetlerini sürdürdüklerini, Amerikan Parlamentosu&#8217;nda gelinen noktanın da bu faaliyetlerin sonucu değil henüz başlangıcı olduğunu, Ermeniler&#8217;in, eğer Amerika&#8217;da karar çıkarsa çabalarını yoğunlaştıracağını belirtiyor ve bu konuda alınacak her türlü önlemi haklı buluyor.<br />
<strong><br />
Bu tasarıyla bitmeyecek </strong><br />
İşte Chicago&#8217;dan yazan Dr. Erol Yorulmazoğlu&#8217;nun söyledikleri: &#8220;Geçtiğimiz ilkbahar aylarında partilerin ön seçim sıralarında, Chicago çevresinden Cumhuriyetçi Parti meclis üyeliğine aday bir zat ile buluşmuştuk. Bu zatın ta kendisi bizlere bizden önce Ermeni toplumu ile buluştuğunu ve onlarla Ermeni soykırımı konusunu görüştüğünü söylemişti. Ermeniler ona ilerde Türkiye&#8217;den toprak talep edeceklerini söylemişlerdi. Evet arkadaşlar, ilerdeki tehlike budur.”</p>
<p>Ermeni aşırıcıları artık hem ABD politikasını hem de ABD basınını arka ceplerine koymayı başarmışlardır. İnce hesaplarla, Atatürk&#8217;ün silmeyi başardığı Sevr Anlaşması&#8217;nı hortlatmaya, &#8216;Wilson Ermenistan&#8217;ı&#8217; denen haritayı canlandırmaya çalışıyorlar. Bu haritaya göre o devrenin ABD Başkanı Ermeniler&#8217;e Trabzon&#8217;dan Adana&#8217;ya çizgi çekin, o çizginin doğusunu verecekti. Ayrıca Yahudiler nasıl İsviçre bankalarından para koparmayı başarabilmişlerse, bu fanatikler de aynı şeyi bize yapmayı arzuluyorlar. Bu tasarıların ardından Türkiye&#8217;yi cezalandırma gelecek. Yıllardır Türkiye&#8217;yi uyardık ama ses çıkmadı.</p>
<p>Bu fanatikler ayrıca birçok ABD eyaletinde kendi yorumladıkları tarih kitaplarını çıkararak saf ABD gençliğinin beynini de yıkıyorlar. Böylelikle yeni ABD kuşağı haliyle bize karşı olacaktır. (&#8230;.)<br />
Biz Türk Amerikalılar her ne kadar Ermeni&#8217;nin imkânlarına sahip olmasak da mücadelemize devam edeceğiz. Sizleri de aramızda görmekten memnun oluruz. Saygılarımla..&#8221;<br />
&#8220;Ermeniler&#8217;in asıl plânları ne?&#8221; derken tabii ki sadece Dr. Yorulmazoğlu&#8217;nun yazdıkları değil beni etkileyen. Amerika&#8217;daki Türkler&#8217;in yıllardır bu konudaki yaptıkları çalışmaları, yazışmaları izliyorum. Hepsinin anlattıkları hemen hemen aynı.</p>
<p>Yazıma olumsuz tepki gösteren okurlarımız ise Türkiye&#8217;de çalışan Ermeniler&#8217;in Amerika&#8217;dakilerle ilgisi olmadığından yola çıkmışlar.<br />
Oysa Amerika&#8217;daki Ermeni lobisini Ermenistan yönetiminin tahrik ettiğini hepimiz biliyoruz. Dünya biliyor. O zaman -en azından Ermenistan&#8217;a yaptıklarının bir karşılığı olacağını anlatmak için- iş izni olmadığı halde sadece vize alarak Türkiye&#8217;ye gelen ve salına salına çalışan Ermenistan vatandaşlarının sınırdışı edilmesinde ne sakınca var?. Acaba hangimiz, hangi Batı ülkesinde böyle bir özgürlüğe sahibiz bir düşünün bakalım. (Osmanlı döneminde olduğu gibi bunun Türk-Ermeni vatandaşlarla hiçbir ilgisi olmadığının altını çizelim)</p>
<p><em><strong>KRONOLOJİ</strong></em></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="473">
<tbody>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1022</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Ermeni   topraklarının İmparator II. Basileios tarafından Bizans topraklarına   katılması üzerine 40 bin Ermeni Anadolu&#8217;ya sürgün edildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1046</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Ermeni   hanedanları Bizans İmparatoru IX. Konstantin tarafından katledilerek yok   edildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1054</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Sultan   Tuğrul Bey döneminde Selçuklulara bağlanan Ermenilere özerklik verildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1098</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Ermeniler   Haçlılarla işbirliği yaptılar.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1461</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Fatih   Sultan Mehmed, Bursa&#8217;daki Ermeni Piskoposu Hovakim&#8217;i (Ovakim) İstanbul&#8217;a   getirterek kendisine Patrik unvanını verdi ve Ermenilere birçok haklar   tanıdı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1567</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Türk   matbaasının kurulmasından 160 yıl kadar önce Venedik&#8217;te matbaacılık eğitimi   görmüş olan Sivaslı Apkar adındaki bir papaza İstanbul&#8217;da bir Ermeni matbaası   açması için izin verildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1790</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">İlk   resmi Ermeni Okulu, Amira Miricanyan ve Şnork Mığırdıç tarafından Kumkapı   Fıçıcı Sokak&#8217;ta kuruldu.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1823</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Artin   Bezciyan adlı Ermeni, Kumkapı&#8217;da Bezciyan Okulu&#8217;nu kurdu.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1824</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Patrik   Karabet, Ermenice gramer okutan Kumkapı Okulu&#8217;nu Patrikhane&#8217;nin himayesine   aldı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1853</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(22   Ekim) Ermeni Maarif Komisyonu kuruldu.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1876</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Kurulan   Mecliste Ermeni milletvekilleri de katıldı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1877</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(7   Aralık) Ermeni Milli Meclisi, Ermeni halkının askere yazılarak savaşa katılma   kararını aldı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1878</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(13 Nisan) İstanbul   Ermeni Patriği Nerses, İngiltere Dışişleri Bakanı Salisbury&#8217;ye gönderdiği   muhtırada, Türklerle beraber yaşayamayacaklarını bildirdi.</p>
<p>(13 Temmuz) Berlin   Anlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya, Osmanlı Ermenileriyle ilgili 61. madde   eklendi.</p>
<p>(3 Ağustos) İngiltere   Dışişleri Bakanı Lord Salisbury, İstanbul Büyükelçisi Layard&#8217;a gönderdiği   talimatta, Osmanlı Hükümeti&#8217;nin Doğu&#8217;da reformlara başlaması gerektiğini   bildirdi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1890</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(20 Haziran) Erzurum   İsyanı</p>
<p>(Temmuz) Kumkapı   Nümayişi</p>
<p>Birinci Sason İsyanı</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1892 &#8211; 1893</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Merzifon,   Kayseri, Yozgat isyanları</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1895</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(30 Eylül) Babıâli   olayı</p>
<p>Kasım ayında, Ermenilerin Maraş&#8217;ta isyan teşebbüsü</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1896</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">30 Ekim İstanbul&#8217;da   Ermeni eylemi</p>
<p>(1 Haziran) I. Van   isyanı</p>
<p>(26 Ağustos) Osmanlı   Bankası Olayı</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1902</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Ermeni   dilcilerden H. Acaryan, &#8220;Ermeni Dili&#8217;ne Türk Dili&#8217;nin Tesiri ve   Ermenilerin Türkçe&#8217;den Aldıkları Sözler&#8221; adında bir eser yazdı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1904</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">İkinci   Sason isyanı</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1905</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(21   Temmuz) Yıldız Camii&#8217;nde, Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid&#8217;e suikast   teşebbüsü.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1908</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Ermenilerin Jamanak adlı   gazetesi yayın hayatına başladı.</p>
<p>İkinci Meclis açıldı ve   Ermeni komitecilerden bazıları Millet Meclisi&#8217;ne girdi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1909</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(14   Nisan) Adana&#8217;da Ermeni isyanı</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1915</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(15 Nisan) II. Van   İsyanı</p>
<p>(24 Nisan) Osmanlı   Devleti aleyhinde faaliyette bulunan Ermeni komiteleri kapatıldı. Bu   komitelerin idarecilerinden 2345 kişi tutuklandı.</p>
<p>(3 Mayıs) Ermeniler   Van&#8217;da büyük bir katliama giriştiler.</p>
<p>(27 Mayıs) Yer   Değiştirme (Tehcir) Kanunu çıkarıldı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1918</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(1 Şubat) Ermeni   komitacı Arşak, Bayburt&#8217;ta katliam yaptı.</p>
<p>(25 Nisan) Ermeni   komitacılar, Kars&#8217;ın doğusundaki Subatan köyünde 750 Müslüman&#8217;ı katletti.</p>
<p>(1 Mayıs) Ermeni   komitacılar, Kars&#8217;ta, aralarında çocukların da bulunduğu 60 Müslüman&#8217;ı   katletti.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1919</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(20   Kasım) Osmanlı bürokrasisinde üst düzeyde görev yapan Bogos Nubar Paşa ve   Şerif Paşa, Ermeni-Kürt bağımsızlık belgesini imzaladılar.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1920</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(12 Ocak) 450 kişilik   Ermeni süvari birliği, Antep&#8217;in Arapdar köyünde Müslümanlar&#8217;a işkence yaptı.</p>
<p>(2 Aralık) Gümrü   Anlaşması imzalandı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1921</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(15 Mart) Talat Paşa,   Berlin&#8217;de Ermeniler tarafından katledildi.</p>
<p>(6 Aralık) Sait Halim   Paşa&#8217;yı Ermeniler Roma&#8217;da katletti</p>
<p>(16 Mart) Moskova   Anlaşması imzalandı.</p>
<p>(18 Mart) Ermeni Misak   Torlakyan, Azerbaycan İçişleri Bakanı Cevanşir Han&#8217;ı, Tepebaşı&#8217;ndaki Pera   Palas Oteli önünde öldürdü.</p>
<p>(13 Ekim) Kars   Anlaşması imzalandı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1922</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(22   Temmuz) Cemal Paşa, Tiflis&#8217;te Ermeniler tarafından katledildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1923</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Ermeni asıllı Münib   Boya, Van milletvekili olarak meclise girdi.</p>
<p>(24 Temmuz) Lozan   Anlaşması imzalandı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1934</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Franz   Werfel&#8217;in, &#8220;Musa Dağ&#8217;da Kırk Gün&#8221; adlı romanı, ABD&#8217;de İngilizce   yayımlandı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1935</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(15   Aralık) Pangaltı Ermeni Kilisesi&#8217;nde toplanan bir grup Ermeni, Franz   Werfel&#8217;in, &#8220;Musa Dağ&#8217;da Kırk Gün&#8221; adlı eserini &#8220;Türk milleti   hakkında iftiralarla dolu olduğu&#8221; gerekçesiyle yaktı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1936</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Franz   Werfel&#8217;in, &#8220;Musa Dağ&#8217;da Kırk Gün&#8221; adlı eserinin Fransa&#8217;da   yayımlanması, Türk basınının tepkisini çekti.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1937</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Cevat Rıfat Atilhan,   &#8220;Musa Dağı&#8221; adında kitap yazarak, Franz Werfel&#8217;in eserinin   gerçekleri yansıtmadığını bildirdi.</p>
<p>Werfel&#8217;in, &#8220;Musa   Dağ&#8217;da Kırk Gün&#8221; adlı eserinin filme alınmasının engellenmesi, ABD   Dışişleri Bakanlığı nezdinde gündeme geldi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1943</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Ermeni   asıllı Berç Türker Keresteci, Afyonkarahisar milletvekili oldu.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1957</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Mığırdıç   Şellefyan, 27 Ekim seçimlerinde, Demokrat Parti listesinden İstanbul   milletvekili seçildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1964</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(24   Aralık) Kıbrıs Dışişleri Bakanı Kipriyanu Birleşmiş Milletler Güvenlik   Konseyi&#8217;nde &#8220;Ermeni Meselesini&#8221; ortaya atarak Türkiye aleyhine   karar çıkarmaya çalıştı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1965</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(24   Nisan) Brezilya&#8217;nın Sao Paulo kentinde, Ermeniler tarafından Türkiye aleyhine   gösteri düzenlendi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1969</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(24   Nisan) Londra&#8217;da, Türk Elçiliği önünde Ermeniler tarafından gösteri yürüyüşü   tertip edildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1973</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(27   Ocak) Türkiye&#8217;nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve yardımcısı   Bahadır Demir, Mığırdıç Yanıkyan adlı Ermeni tarafından katledildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1975</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(20 Ocak) ASALA (Gizli   Ermeni Kurtuluş Ordusu) örgütü kuruldu.</p>
<p>(22 Ekim) Viyana&#8217;da,   Büyükelçi Daniş Tunalıgil katledildi.</p>
<p>(24 Ekim) Paris&#8217;te,   Büyükelçi İsmail Erez ile polis Talip Yener katledildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1976</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(16 Şubat) Beyrut   Büyükelçiliği Birinci Kâtibi Oktay Cerit katledildi.</p>
<p>(28 Mayıs) Zürih   Çalışma Ateşeliği Bürosu bombalandı. Saldırının faili olduğu anlaşılan Noubar   Soufoyan adlı bir Ermeni yakalandı, yargılandı ve suçu sabit görülerek 15 ay   hapis cezasına çarptırıldı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1977</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(29 Mayıs) İstanbul   Yeşilköy Havaalanı&#8217;na ve Sirkeci garına patlayıcı madde atıldı, saldırıda 4   kişi öldü ve 31 kişi yaralandı. Saldırıları &#8220;Aşırı Ermeni Hareketleri   Örgütü&#8221; üstlendi.</p>
<p>(9 Haziran) Vatikan   Büyükelçisi Taha Carım katledildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1978</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(3 Ocak) Brüksel   Büyükelçiliği&#8217;ne patlayıcı madde atıldı. Saldırıyı &#8220;Ermeni Yeni Direniş   Örgütü&#8221; üstlendi.</p>
<p>(3 Ocak) Londra&#8217;daki   Türk bankasına patlayıcı madde atıldı. Saldırıyı &#8220;Ermeni Yeni Direniş   Örgütü&#8221; üstlendi.</p>
<p>(2 Haziran) Madrit&#8217;te,   Büyükelçi Zeki Kunaralp&#8217;ın eşi Necla Kunaralp ve emekli Büyükelçi Beşir   Balcıoğlu katledildi.</p>
<p>(8 Temmuz) Paris   Büyükelçiliği Çalışma Ataşeliği ve Türkiye Turizm Bürosuna patlayıcı maddeler   atıldı. Saldırıyı &#8220;Ermeni Soykırım Adalet Komandoları&#8221; üstlendi.</p>
<p>(6 Aralık) Cenevre   Başkonsolosluğu&#8217;na patlayıcı madde atıldı. Saldırıyı &#8220;Ermeni Yeni   Direniş Örgütü&#8221; üstlendi.</p>
<p>(17   Aralık) THY Cenevre Bürosuna patlayıcı madde atıldı. Saldırıyı &#8220;Ermeni   Gizli Kurtuluş Örgütü (ASALA)&#8221; üstlendi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1979</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(15 Nisan) Yunan   Hükümeti, Atina&#8217;nın Nea Simirna meydanında &#8220;&#8216;Ermeni İntikam   Anıtı&#8221;nın dikilmesine izin verdi.</p>
<p>(22 Ağustos) Cenevre   Başkonsolosluğu&#8217;nda Konsolos Yardımcısı Niyazi Adalı&#8217;ya karşı suikast   düzenlendi. Saldırıda 3 kişi yaralandı. Saldırıyı ASALA üstlendi.</p>
<p>(27 Ağustos) THY   Frankfurt Bürosuna patlayıcı madde atıldı. Saldırıyı ASALA üstlendi.</p>
<p>(4 Ekim) THY Kopenhag   Bürosuna patlayıcı madde atıldı. Saldırıyı ASALA üstlendi.</p>
<p>(12 Ekim) Lahey&#8217;de,   Amsterdam Büyükelçisi Özdemir Benler&#8217;in oğlu Ahmet Benler katledildi.</p>
<p>(22 Aralık) Paris&#8217;te   Turizm Müşaviri Yılmaz Çopan katledildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1980</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(10 Ocak) ASALA, THY   Tahran Bürosuna bombalı saldırıda bulundu.</p>
<p>(6 Şubat) Büyükelçi   Doğan Türkmen, Bern&#8217;de saldırı sonucu yaralandı.</p>
<p>(10 Mart) Ermeni   teröristler THY&#8217;nın Roma Bürosunu bombaladılar. Saldırıda 2 İtalyan hayatını   kaybetti, 14 İtalyan da yaralandı.</p>
<p>(8 Nisan) ASALA, Sayda   toplantısında, Kürtlerle Ermeniler arasında benzerlik olduğunu iddia ederek   Kürtleri kan kardeşi olarak ilân etti.</p>
<p>(17 Nisan) Vatikan   Büyükelçisi Vecdi Türel silahlı saldırıya uğradı. Koruma görevlisi Tahsin   Güvenç yaralandı.</p>
<p>(19 Nisan) ASALA,   Marsilya Türk Konsolosluğu&#8217;na roketatarlı saldırı düzenledi.</p>
<p>(31 Temmuz) Atina İdari   Ateşemiz Galip Özmen ve kızı Neslihan Özmen acımasızca katledildi.</p>
<p>(5 Ağustos) Lyon&#8217;da,   Ermeniler tarafından konsolosluğun basılması sonucu Kadir Atılgan, Ramazan   Sefer, Kavas Bozdağ ve Hüseyin Toprak adlı vatandaşlar yaralandı.</p>
<p>(26 Eylül) Paris&#8217;te,   Basın Ataşemiz Selçuk Bakkalbaşı silahlı saldırıya uğradı ve ağır yaralandı.</p>
<p>(10 Kasım) ASALA   örgütü, Strasburg Türk Konsolosluğu&#8217;na bir saldırı düzenledi.</p>
<p>(17 Aralık) Sidney   Başkonsolosu Şarık Arıkyan ile koruma polisi Engin Sever katledildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1981</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(13 Ocak) Paris   Büyükelçiliği Maliye Müşaviri Ahmet Erbeyli&#8217;nin arabasına bomba konuldu;   Erbeyli ölümden döndü.</p>
<p>(4 Mart) Paris&#8217;te   Çalışma Müşaviri Reşat Moralı ile din görevlisi Tecelli Arı şehit edildi.</p>
<p>(3 Nisan) Kopenhag&#8217;da,   Çalışma Müşaviri Cavit Demir, evine giderken Ermeni teröristlerce kurşunlandı   ve ağır şekilde yaralandı.</p>
<p>(9 Haziran) Cenevre&#8217;de,   sözleşmeli sekreter olarak görev yapan Mehmet S. Yergüz katledildi. Olayı   ASALA üstlendi.</p>
<p>(24 Eylül) Paris   Başkonsolosluğu&#8217;nu basan Ermeniler, güvenlik görevlisi Cemal Özen&#8217;i   acımasızca katlettiler.</p>
<p>(3 Ekim) Roma   Büyükelçiliği 2. Katibi Gökberk Ergenekon, Ermeni teröristlerin silahlı   saldırısına uğradı ve ağır yaralanarak saldırıdan kurtuldu.</p>
<p>(27 Kasım) Avrupa&#8217;da   bulunan &#8220;Ermeni Öğrenciler Birliği&#8221; ile &#8220;&#8216;Kürt Öğrenci   Derneği&#8221;, Londra&#8217;da ortak bildiri yayınladılar.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1982</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(28 Ocak) Los   Angeles&#8217;da, Başkonsolos Kemal Arıkan, Harry Sasunyan ve Kirkor Saliba   tarafından katledildi.</p>
<p>(8 Nisan) Ottowa   Büyükelçiliği Ticari Müşaviri Kemalettin Kâni Güngör silahlı saldırı sonucu   yaralandı.</p>
<p>(5 Mayıs) ABD&#8217;nin   Boston Bölgesi Fahri Konsolosu Okan Gündüz katledildi.</p>
<p>(7 Haziran) Lizbon   Büyükelçiliği İdari Ataşesi Erkut Akbay katledildi. Bu arada, Ottowa   Büyükelçiliği Askeri Ataşesi Atilla Altıkat, Bulgaristan Burgaz   Başkonsolosluğu İdari Ataşesi Bora Süelkan ve Lizbon Büyükelçiliği   Maslahatgüzarı Yurtsev Mıhçıoğlu&#8217;nun eşi Cahide Mıhçıoğlu da silahlı   saldırıya uğradılar. Türkiye&#8217;nin Kanada Büyükelçiliği görevinde bulunan   Coşkun Kırca da, silahlı saldırıya uğradı.</p>
<p>(7 Ağustos) 3 Ermeni   terörist, Ankara Esenboğa Havalanına silahlı, bombalı saldırı düzenlediler ve   katliam yaptılar. Otomatik silahlarla ve bombalarla orada bulunanlara   saldıran teröristler, 3&#8242;ü emniyet görevlisi olan toplam 9 kişiyi öldürdüler   ve 78 kişiyi yaraladılar. Levon Ekmekçiyan isimli terörist yakalandı</p>
<p>. (10 Ağustos) Artin   Penik adlı Ermeni, Esenboğa katliamından duyduğu üzüntüyü dile getirerek,   kendini yakmak suretiyle Ermeni terörünü lânetledi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1983</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(29 Ocak) Levon   Ekmekçiyan, 1982 yılı Esenboğa baskını nedeniyle Ankara&#8217;da idam edildi.</p>
<p>Harut Levonyan ve Rafi   Elbekyan adlı iki Ermeni militan tarafından Türkiye&#8217;nin Yugoslavya   Büyükelçisi&#8217;ne düzenlenen suikast sırasında, yoldan geçen bir Belgrad&#8217;lı   öldü.</p>
<p>(15 Temmuz) ASALA   mensubu teröristler, Paris Orly Havalimanı THY Bürosuna bombalı saldırı   düzenledi. Olayda, 4&#8242;ü Fransız, 2&#8242;si Türk, 1&#8242;i ABD&#8217;li ve 1&#8242;i İsveç&#8217;li olmak   üzere toplam 8 kişi hayatını kaybetti. 60 kişi de yaralandı.</p>
<p>(27 Temmuz) Türkiye&#8217;nin   Lizbon Büyükelçiliği&#8217;ni basan 5 Ermeni ölü olarak ele geçirildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1985</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(12   Mart) Ottowa Büyükelçiliği, silahlı, bombalı 3 Ermeni terörist tarafından   basıldı. Kanada&#8217;lı koruma görevlilerinden biri vurulup öldürüldü. Büyükelçi   Coşkun Kırca yaralı olarak kurtuldu.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1991</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(21 Ocak) Ermeniler,   Hacılar kentine bombalı saldırı düzenledi. Saldırıda 3 Sovyet askeri ile 2   Azeri öldü. Ermeniler ayrıca, Azerbaycan&#8217;ın Sesi gazetesi muhabiri Savâtin   Askerova&#8217;yı katletti.</p>
<p>(13 Nisan) Karabağ&#8217;da,   Ermeniler ile Azeriler arasında çatışmalar çıktı. Azeri köyleri Ermeniler   tarafından top ateşine tutuldu.</p>
<p>(23 Nisan) Suşa   kasabasına bağlı Azeri köyleri, Ermeni köylerinden açılan top ve makineli   tüfek ateşine maruz kaldı. Olayda 3 Azeri öldü, 3 ev yıkıldı, 3 ev de   oturulamaz hale geldi.</p>
<p>(26 Nisan) Karabağ   bölgesinde 4 Azeri güvenlik görevlisi öldürüldü. Olayı &#8220;Karabağ   Savaşçıları&#8221; adlı Ermeni örgütü üstlendi.</p>
<p>(23   Eylül) Ermenistan bağımsızlığını ilan etti.  (26 Aralık) Sovyetler   Birliği dağıldı. 23 Eylül&#8217;de bağımsızlığını ilan eden Ermenistan fiilen ve   hukuken bağımsız oldu.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1996</strong></p>
</td>
<td width="425">
<p align="center">Levon Ter-Petrosyan, ikinci defa   Ermenistan Devlet Başkanı seçildi.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1997</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(20 Mart) Taşnaksutyun   örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, Ermenistan Başbakanı oldu.</p>
<p>(20 Aralık) Ermeniler,   Surp Agop Hastanesi&#8217;nin 160. yıldönümünü yılbaşı şöleniyle birlikte   kutladılar.</p>
<p>Türkiye Gazeteciler   Cemiyeti, 1997 Sedat Simavi Ödülü&#8217;nü gazetecilik dalında Garbis Özatay&#8217;a   verdi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1998</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Cumhurbaşkanı Süleyman   Demirel, Jamanak gazetesinin 90. kuruluş yıldönümü vesilesiyle, gazetenin   editörü Ara Koçunyan&#8217;ı Cumhurbaşkanlığı köşkünde kabul etti.</p>
<p>(Şubat) Ermenistan   Devlet Başkanı Levon Ter-Petrosyan istifa etti. Böylece Robert Koçaryan&#8217;a   liderlik yolu açıldı. Petrosyan, Karabağ&#8217;da barış istediği için aşırı   milliyetçilerin tepkisini çekmişti.</p>
<p>(Şubat) Petrosyan&#8217;ın   istifasını değerlendiren Azerbaycan Halk Cephesi Başkanı Elçibey, Koçaryan&#8217;ın   geçmişte Rusları arkasına alarak Karabağ&#8217;da Azerbaycan&#8217;a karşı ayaklandığını   bildirdi.</p>
<p>(30 Mart) Koçaryan,   Ermenistan Devlet Başkanlığı&#8217;na seçildi.</p>
<p>(Temmuz) Bölücü örgüt   PKK&#8217;nın başı Abdullah Öcalan, Ermenistan yönetiminden, örgüte özel köy tahsis   edilmesini istedi.</p>
<p>(14 Ekim) Mesrob   Mutafyan, Türkiye Ermenileri 84. Patriği seçildi.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fermeni-sorunu%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/ermeni-sorunu/&amp;text=Ermeni sorunu&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/ermeni-sorunu/&amp;t=Ermeni sorunu">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/ermeni-sorunu/&amp;title=Ermeni sorunu&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fermeni-sorunu%2F&name=buzlu.org&description=Ermeni+sorunu" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/ermeni-sorunu/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/ermeni-sorunu/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/ermeni-sorunu/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/ermeni-sorunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rubik Küpü ve çözümleri</title>
		<link>http://www.buzlu.org/rubik-kupu-ve-cozumleri/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/rubik-kupu-ve-cozumleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2008 13:52:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[icatlar]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[mekanik]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[Oyuncak]]></category>
		<category><![CDATA[profesör]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[rubik küpü]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[Takı]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2500</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;de piyasaya sunulduğu adıyla Sabır Küpü, Zeka Küpü ya da özgün adıyla Rubik Küpü (Rubik&#8217;s Cube), 1974 yılında Macar heykeltıraş ve mimar Ernõ Rubik tarafından icat edilen mekanik bir bulmacadır. Bu plastik küp başlıca dört şekilde piyasaya sürülmüştür: 2×2×2&#8242;lik Pocket Cube (Cep Küpü), 3×3×3&#8242;lük standart küp, 4×4×4&#8242;lük Rubik&#8217;s Revenge (Rubik&#8217;in Öcü), 5×5×5&#8242;lik Professor&#8217;s Cube (Profesör [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/12/rubik-kupu.png"><img class="alignnone size-medium wp-image-2501" title="rubik-kupu" src="http://www.buzlu.org/images/2008/12/rubik-kupu.png" alt="" width="200" height="208" /></a></p>
<p>Türkiye&#8217;de piyasaya sunulduğu adıyla Sabır Küpü, Zeka Küpü ya da özgün adıyla Rubik Küpü (Rubik&#8217;s Cube), 1974 yılında Macar heykeltıraş ve mimar Ernõ Rubik tarafından icat edilen mekanik bir bulmacadır. Bu plastik küp başlıca dört şekilde piyasaya sürülmüştür: 2×2×2&#8242;lik Pocket Cube (Cep Küpü), 3×3×3&#8242;lük standart küp, 4×4×4&#8242;lük Rubik&#8217;s Revenge (Rubik&#8217;in Öcü), 5×5×5&#8242;lik Professor&#8217;s Cube (Profesör Küpü). 6×6×6 ve 7×7×7&#8242;lik küpler hâlihazırda üretilmektedir.</p>
<p>&#8220;Sabır Küpü&#8221; diye bilinen 3×3×3&#8242;lük modelin her yüzünde 9 kare olmak üzere alanı toplam 54 kare, hacmi de 26 birim küptür (ortadaki görünmeyen küpü saymazsak). Yüzeyindeki kareler genel olarak altı farklı renk ile etiketlendirilmiştir. Bulmaca çözüldüğünde küpün her yüzü tek renkten oluşur. 3×3×3&#8242;lük özgün modelin yirmi beşinci yıldönümü, 2005 yılında, beyaz yüzün ortasında bulunan etiketin, &#8220;Rubik&#8217;s Cube 1980-2005&#8243; yazılı logoyu taşıyan parlak bir etiketle değiştirildiği özel serinin satışa çıkarılmasıyla kutlandı.<br />
<span id="more-2500"></span><br />
Yaratıcısı tarafından ilk olarak &#8220;Sihirli Küp&#8221; adı verilen bulmacaya 1980 yılında &#8220;Rubik&#8217;s Cube&#8221; adı verildi ve aynı yılın Mayıs ayında tüm dünyaya dağıtıma başlandı. 300 milyon adetle dünya üzerinde en çok satılan oyuncak olduğu söylenir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Tarihçe</strong></p>
<p><strong>Tasarım ve gelişim</strong></p>
<p>Sihirli küp, geometri ile ve üç boyutlu şekillerle ilgilenen Macar heykeltıraş ve mimarlık profesörü Ernő Rubik tarafından 1974 yılında icat edilmiştir. 1975 yılında HU170062 numaralı Macar patentini alan Rubik uluslararası patent için başvuruda bulunmamıştır. İlk deneme üretimi 1977’nin sonlarına doğru yapılmış ve Budapeşte’de oyuncakçılara dağıtılmıştır.</p>
<p>Macaristan’da popülerliği artan küp ile Batılı bilimadamları da ilgilenmeye başladı. 1979 yılında “Ideal Toys” ile uluslararası pazara çıkarılması konusunda anlaşmaya varıldı. 1980’lerin başlarında Londra, New York, Nürnberg ve Paris’te yapılan oyuncak fuarlarında uluslararası sahneye çıkarıldı.</p>
<p>Kısa süre için üretimine ara verilerek, Batı dünyasının güvenlik ve paketleme yönetmeliklerine uyumu sağlandı. Ideal Toys, hafifletilen küpe yeni bir isim koymaya karar verdi. “Gordiyon düğümü” ve “İnka altını” isimleri düşünüldükten sonra “Rubik’s Cube” (Rubik’in Küpü) adında karar kılındı ve ilk parti Macaristan’dan 1980 Mayısı&#8217;nda ihraç edildi. Başlangıçta ortaya çıkan arz yetersizliği nedeniyle kısa sürede birçok ucuz taklit ortaya çıktı. 1984 yılında Ideal Toys Larry Nichols’ın US3655201 no.lu patentine karşı açtığı davayı kaybetti. Japonya’da ise Sabır Küpü için patent alma prosedürü işlerken Terutoshi Ishigi benzer bir mekanizma için JP55-8192 no.lu Japon patentini aldı. Ishigi’nin bağımsız olarak aynı icadı yaptığı kabul edilir.</p>
<p>1980’den 1982’ye kadar yüz milyonun üzerinde Küp satıldı. 1980 ve 1981 yıılarında Britanya Oyuncak Perakendecilerince verilen Yılın Oyuncağı ödülünü kazandı. Sabır Küpü piyasaya çıktıktan kısa süre sonra benzer birçok oyuncak hem Rubik hem de başkaları tarafından piyasaya sürülmüştür. Bunların arasında 4×4×4 , 2×2×2 ve 5×5×5 tipleri ile birlikte Piramit adı verilen dörtyüzlü tipi de bulunmaktadır.</p>
<p>2005 Mayıs ayında Yunan Panagiotis Verdes, 6×6×6’lık Sabır Küpünü çözdü ve 23 Mayıs 2006’da Sabır Küpü çözme konusunda dünya şampiyonluğu olan Frank Morris bu yeni küpü denedi. Daha önce 3×3×3’ü 15 saniyede, 4×4×4’ü 1 dakika 10 saniyede, ve 5×5×5’i 2 dakikada çözen Morris, 6×6×6’yı 5 dakika 37 saniyede çözdü. Temmuz 2006’da Verdes başarılı bir şekilde 7x7x7’lik küpü de çözdü ve Frank Morris’in bu küpü denerken çekilen video görüntüsü 27 Ekim 2006’da İnternet üzerinde yayımlandı.</p>
<p>1994&#8242;de, Melinda Green, Don Hatch ve Jay Berkenilt; Java ile &#8220;MagicCube4D&#8221; olarak adlandırdıkları 3×3×3×3&#8242;lü 4 boyutlu Rubik Küpü modeli yarattılar. Bu şekilde çok daha fazla olası durumun olması sebebiyle 2007 Ocak ayına kadar sadece 55 kişi bu küpü çözebildi. 2006 yılında ise Roice Nelson ve Charlie Nevill bu kez 3×3×3×3×3&#8242;lü ve 5 boyutlu bir küp yarattılar. Ocak 2007&#8242;ye kadar bu küpü yalnızca 7 kişi çözebildi.</p>
<p>1981’de İngiltere’den on iki yaşındaki Patrick Bossert You Can Do the Cube (Küpü Siz de Yapabilirsiniz) (ISBN 0-14-031483-0) adındaki kendi çözüm kitabını yayımladı. Bu kitap on yedi baskıyla dünya üzerinde 1,5 milyon adet satıldı ve hem The Times’ın hem de The New York Times’ın en çok satan kitaplar listesine girdi.</p>
<p>Bulmacanın en çok ilgi topladığı dönemlerde renkli etiketler de satışa sunulmuştu. Böylece küpü çözemeyip düş kırıklığına uğrayan ya da sabırsız küp sahipleri, sabır küplerini ilk hâline getirebiliyordu.</p>
<p>Rubik Küpü, pek çok dilde bu isimle anılmaktadır. Ancak bazı dillerde farklı şekilde bilinmektedir. Macarca&#8217;da &#8220;Sihir Küpü&#8221; (Bűvös kocka), İbranice&#8217;de &#8220;Macar Küpü&#8221; gibi isimlerle anılır.</p>
<p><strong>Çalışma sistemi</strong></p>
<p>tandart küpün her kenarı yaklaşık 5,7 cm’dir. Bulmaca yüzeyindeki yirmi altı küpçükten oluşur. Ancak her yüzün orta küpçüğü aslında merkez mekanizmaya bağlı kare bir yüzeyden ibarettir. Bu mekanizma diğer parçaların girebileceği ve hareket edebileceği temeli oluşturur. Yani küp aslında kesişen üç eksende altı orta kareyi tutan bir merkez parça ve bu merkez parçanın üzerine takılan ve üzerinde dönebilen yirmi küçük plastik parçadan oluşmaktadır. Küpü kolayca parçalarına ayırmak mümkündür. Bunun için genellikle bir kenarı 45° açıyla döndürüp, köşedeki küpçüğü hafifçe zorlayarak orta küpçükten ayırmak yeterli olmaktadır. Ancak dikkat edilmezse köşe küpçüğü zorlarken ortadaki mekanizma da kırılabilir. Yani Küpü parçalarına ayırıp sonra tekrar birleştirerek çözmek basit bir işlemdir ama asıl amaç bu değildir.</p>
<p>İki tarafında farklı renk olan on iki kenar parça ve üç tarafında farklı renk olan sekiz köşe parça vardır. Her parçanın kendine özgü bir renk kombinasyonu vardır ama tüm olası kombinasyonlar mevcut değildir. Örneğin eğer beyaz ve sarı renkler karşıt yüzlerde ise hem beyaz hem de sarı renk içeren köşe parça yoktur. Bu küpçüklerin birbirlerine olan görece konumlarını değiştirmek için Küpün dış üçte bir bölümünü 90°, 180° ya da 270° çevirmek yeterli olur. Ancak bulmacanın çözülmüş hâlinde, renkli yüzlerin birbirlerine göre konumları sabittir.</p>
<p>Son zamanlardaki küplerde renkler şöyle dağılmıştır: Kırmızı karşısında turuncu, sarı karşısında beyaz ve yeşil karşısında mavi. Ancak sarı karşısında yeşil ve mavi karşısında beyaz olan farklı kombinasyonlara da rastlanır.</p>
<p><strong>Permütasyonlar </strong></p>
<p>Normal (3x3x3)’lük sabır küpü (8! × 38−1) × (12! × 212−1)/2 = 43.252.003.274.489.856.000 farklı konuma ya da matematik dili ile permütasyona sahiptir. Bu sayı (~4.3 × 1019) olarak da yazılabilir ve 43 kentilyon olarak okunur. Ancak bu sayının herkes tarafından tam olarak anlaşılamayacağı düşünüldüğünden reklamlarda kübün yalnızca “trilyon” kadar konumu olacağı söylenmiştir. Bu kadar fazla konumu olsa da küpler yirmi dokuz ya da daha az hareketle çözülebilir.</p>
<p>Aslında Küpü oluşturan parçalar (8! × 38) × (12! × 212) = 519.024.039.293.878.272.000 (yaklaşık 519 kentilyon) kadar farklı konuma getirilebilir ama bunun yalnızca on ikide biri (1/12) ulaşılabilir konumdur. Çünkü tek bir kenarı değiştirebilecek ya da tek bir köşeyi döndürebilecek hareket sırası mümkün değildir. Bu nedenle ancak küpü söküp tekrar birleştirerek ulaşılabilecek on iki olası konum kümesinden ya da “evren”inden sözedilebilir.</p>
<p><strong>Orta yüzler </strong></p>
<p>Özgün ve hâlâ resmî Rubik Küpü&#8217;nde orta yüzlerde herhangi bir işaret yoktur. Bu nedenle ortada bulunan küpçüklerin de bağımsız olarak dönebileceği gerçeği açık olarak görülememektedir. Eğer isterseniz, kübün orta yüzündeki etiketin her kenarını karşısındaki renkte yazan bir kalemle işaretleyebilirsiniz. Lo Shu sihirli karesi gibi bazı küpler orta yüzleri de işaretlenmiş olarak üretilmektedir. Dolayısıyla küpü çözerken orta yüzlerdeki işaretleri de doğru çözebilmek oyuna ek bir zorluk getirmektedir.</p>
<p>Rubik Küpü&#8217;nün orta yüzlerine işaret koymak ayırt edilebilir konumların sayısını artırdığı için permütasyonları da artırır. Orta yüzlerin işaretlerini dikkate almadan küp çözüldüğünde her zaman için çift sayıda orta yüz, çeyrek tur döndürülmek zorunda olacaktır. Dolayısıyla orta yüzler için 46/2 = 2.048 olası konum bulunmaktadır ki bu da küpün toplam permütasyon sayısını 43.252.003.274.489.856.000 ‘den 88.580.102.706.155.225.088.000 ‘e çıkarmaktadır.</p>
<p><strong>Çözümler</strong></p>
<p>Birbirinden bağımsız olarak Rubik Küpünün birçok çözüm yöntemi bulunmuştur. En popüler yöntem David Singmaster tarafından geliştirilmiş ve 1980 yılında Notes on Rubik&#8217;s Magic Cube (Rubik Sihirli Küpü Üzerine Notlar) adlı kitapta yayımlanmıştır.[10] Bu çözümde küp seviye seviye çözülüyordu. Önce üst seviye, sonra orta, en sonra da alt seviye çözülüyordu. Diğer çözümler, &#8220;önce köşeler&#8221; yöntemi ile birlikte birçok farklı yöntemin kombinasyonundan oluşuyordu.</p>
<p>Rubik Küpünü olabildiğince hızlı çözebilmek için hızlı küp çözüm yöntemleri de geliştirildi. En yaygın hızlı küp çözüm yöntemi Jessica Fridrich tarafından geliştirilmiştir. Bilinen bir başka yöntem de Lars Petrus tarafından geliştirilmiştir.</p>
<p>Çözümler genel olarak bir algoritmadan oluşur. Bu algoritmalar da belirli bir amaca yönelik yapılan döndürme hareketleridir. Örneğin bir algoritma diğer tüm küpçükleri yerinde bırakırken yalnızca üç köşe küpçüğün yerini değiştirir. Bu algoritmalar bulmacanın o andaki hâline göre belirlenmiş bir sırayla uygulanır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Hareket gösterim sistemi </strong></p>
<p>3×3×3 ‘lük Rubik Küpü çözüm kitapçıklarının çoğu David Singmaster tarafından geliştirilen gösterim sistemini kullanarak hareket algoritmalarını tanımlar. Bu sisteme genel olarak &#8220;Küp gösterimi&#8221; ya da &#8220;Singmaster gösterimi&#8221; denir. Göreceli olan tanımlama nedeniyle herhangi bir küp için kullanılabilir.</p>
<p>* F (Front-Ön): Size bakan yüz<br />
* B (Back-Arka): Ön yüzün arkasında kalan yüz<br />
* U (Up-Üst): Ön yüzün üstünde kalan yüz<br />
* D (Down-Alt): Üst yüzün karşısında ya da ön yüzün altında kalan yüz<br />
* L (Left-Sol): Ön yüzün solundaki yüz<br />
* R (Right-Sağ): Ön yüzün sağındaki yüz</p>
<p>Bir harfin arkasından kesme işareti geldiğinde o yüzün saat yönünün tersine çeyrek tur döndürüleceği anlamına gelir. Kesme işareti olmadan kullanılan harf ise saat yönünde çeyrek tur döndürülmesi için kullanılır. Bir harfin arkasından 2 kullanıldığında (genelde üst simge olarak yazılır) o yüzün yarım tur döndürülmesi anlamına gelir ve döndürme yönünün bir önemi yoktur.</p>
<p>Az kullanılan hareketlerin arasında küpün üçte ikisini ya da tamamını döndürmek için kullanılan gösterim yer alır. x, y, ve z harfleri, küpün gösterilen eksenlerinden biri etrafında tamamen döndürülmesi için kullanılır. X ekseni sol ve sağ yüzleri dik olarak kesen çizgidir. Y ekseni üst ve alt yüzlerden, Z ekseni de ön ve arka yüzlerden geçen çizgidir.</p>
<p>f, b, u, d, l, ve r olarak kullanılan küçük harfler sözü edilen yüzün ilk iki seviyesini hareket ettirmek için kullanılır. Ayrıca M, E, ve S içeride kalan kısmın hareketi için kullanılır. M harfi, L ve R arasında kalan kısmın aşağı hareketi için, E harfi U ve D arasında kalan kısmın sağa hareketi için ve S harfi de F ve B arasında kalan kısmın saat yönünde döndürülmesi için kullanılır.</p>
<p>Örnek olarak üst kısımdaki üç köşe küpçüğü diğer parçaların yerine değiştirmeden hareket ettirmek için kullanılan F2U&#8217;R'LF2RL&#8217;U'F2 algoritması şöyle okunur:</p>
<p>1. Ön yüzü 180 derece çevir<br />
2. Üst yüzü saat yönünün aksine 90 derece çevir<br />
3. Sağ yüzü saat yönünün aksine 90 derece çevir<br />
4. Sol yüzü saat yönünde 90 derece çevir<br />
5. Ön yüzü 180 derece çevir<br />
6. Sağ yüzü saat yönünde 90 derece çevir<br />
7. Sol yüzü saat yönünün aksine 90 derece çevir<br />
8. Üst yüzü saat yönünün aksine 90 derece çevir<br />
9. Son olarak ön yüzü 180 derece çevir.</p>
<p>Yeni başlayanları yıldırmamak için bu gösterim sisteminin yanısıra algoritma açıklayıcı resimler ve çevrimiçi çözümlerde de animasyonlar verilmektedir. Yukarıdaki algoritmanın animasyonunu buradan görebilirsiniz.</p>
<p><strong>Yarışmalar </strong></p>
<p>Rubik Küpünü en kısa sürede kimin çözebileceğini görmek üzere birçok yarışma düzenlenmiştir.</p>
<p>İlk Dünya şampiyonası 5 Haziran 1982’de Budapeşte’de düzenlendi. Yarışmayı, Los Angeles, ABD’den katılan Vietnamlı öğrenci Minh Thai 22,95 saniyelik bir süreyle kazanmıştır.</p>
<p>Birçok kişi tarafından daha kısa sürelere ulaşılmış olsa da zamanlama ve yarışma kurallarına uygun olarak kaydedilmediklerinden resmî olarak tanınmamışlardır. Yalnızca Dünya Küp Derneği (‘’World Cube Association’’ &#8211; WCA) tarafından düzenlenen yarışmalarda kırılan rekorlar kaydedilmektedir.</p>
<p>2004 yılında WCA Stackmat zamanlayıcısı adı verilen özel bir alet ile birlikte yeni kurallar belirlenmiştir.</p>
<p>Fransız Edouard Chambon, 24 &#8211; 25 Şubat 2007 günleri Belçika&#8217;da düzenlenen yarışmada 10.36 saniye ile rekoru elinde bulundurmaktadır. Resmî dünya rekoru ise beş küpün derecelerinin ortada kalan üçünün ortalaması olan 11.76 saniyedir ve 7 Ocak 2007 tarihinde Seul, Güney Kore’de Yu Jeong-Min tarafından kırılmıştır.[13] Bu rekor Dünya Küp Derneği, tarafından tanınmıştır.</p>
<p><strong>Alternatif yarışmalar </strong></p>
<p>Yukarıdakilere ek olarak küpü değişik durumlarda çözebilmeye yönelik resmî olmayan yarışmalar da bulunmaktadır. Bu yarışmalar arasında şunlar sayılabilir:</p>
<p>* Gözü kapalı çözmek<br />
* Kübün üzerindeki renkleri karıştırmak için özel olarak ışıklandırılmış odalarda çözmek<br />
* Su altında nefesini tutarak çözmek<br />
* Tek el kullanarak çözmek</p>
<p><strong>Matematik ve bilimde Rubik Küpü </strong></p>
<p>Matematiksel bir grubun somut bir örneği olması nedeniyle Rubik Küpü birçok matematikçi tarafından alâka görmüştür. Ek olarak Rubik Küpü ile parçacık fiziği arasındaki paralelliğe matematikçi Solomon W. Golomb tarafından dikkat çekilmiş ve bu çalışma Anthony E. Durham tarafından genişletilmiştir. Temel olarak köşe küpçüklerin saat yönünde ve saat yönünün tersine dönüşleri kuarkların ve antikuarkların elektrik yükleri ile (+⅔ ve −⅓ kuarklar için −⅔ ve +⅓ antikuarklar için) karşılaştırılabilir.</p>
<p>Köşe dönüşlerin olası kombinasyonları ile kuark ve antikuarkların olası kombinasyonları arasında paralellik kurulabilir çünkü hem köşe dönüşlerin hem de kuark/antikuark yüklerinin toplamı tam sayı olmak zorundadır. İki ya da üç köşe dönüşleri çeşitli hadronlarla kıyaslansa da bu her zaman geçerli bir karşılaştırma olmamaktadır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Frubik-kupu-ve-cozumleri%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/rubik-kupu-ve-cozumleri/&amp;text=Rubik Küpü ve çözümleri&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/rubik-kupu-ve-cozumleri/&amp;t=Rubik Küpü ve çözümleri">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/rubik-kupu-ve-cozumleri/&amp;title=Rubik Küpü ve çözümleri&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Frubik-kupu-ve-cozumleri%2F&name=buzlu.org&description=Rubik+K%C3%BCp%C3%BC+ve+%C3%A7%C3%B6z%C3%BCmleri" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/rubik-kupu-ve-cozumleri/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/rubik-kupu-ve-cozumleri/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/rubik-kupu-ve-cozumleri/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/rubik-kupu-ve-cozumleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlk Mause (Fare)</title>
		<link>http://www.buzlu.org/ilk-mause-fare/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/ilk-mause-fare/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Nov 2008 10:28:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[icatlar]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[Oyuncak]]></category>
		<category><![CDATA[profesör]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[Takı]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Mause]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2313</guid>
		<description><![CDATA[Bugün bilgisayarların yanında vazgeçilmez bir  parça olan fareyi  ilk olarak Douglas Engelbart ve Steve Jobs adlı kişiler yapmış. Douglas 40 yıl önce mouse denen mucizevi mekanizmayı icat eden, Steve ise bu teknolojiyi evlerimize sokan kişi. Douglas Engelbart&#8217;ın amacı, bilgisayarın sadece deneyimli bilim adamları tarafından kullanılan ulaşılmaz oyuncak değil, herkesin kolayca kullanabileceği bir yardımcı haline gelmesine [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/10/ilk-mause2.jpg"><img class="size-medium wp-image-2309 aligncenter" title="ilk-mause2" src="http://www.buzlu.org/images/2008/10/ilk-mause2.jpg" alt="" width="227" height="181" /></a></p>
<p>Bugün bilgisayarların yanında vazgeçilmez bir  parça olan fareyi  ilk olarak Douglas Engelbart ve Steve Jobs adlı kişiler yapmış. Douglas 40 yıl önce mouse denen mucizevi mekanizmayı icat eden, Steve ise bu teknolojiyi evlerimize sokan kişi.</p>
<p>Douglas Engelbart&#8217;ın amacı, bilgisayarın sadece deneyimli bilim adamları tarafından kullanılan ulaşılmaz oyuncak değil, herkesin kolayca kullanabileceği bir yardımcı haline gelmesine ön ayak olmakmış. Profesör  Engelbart, ilk mouse prototipini 1965&#8242;te hazırlamış. İki tekerlekli bu tahta alet, 1970&#8242;te &#8220;görüntüleme sistemleri için X-Y yer gösterici sistem&#8221; adıyla patent almış. Farenin kullanılabilmesi için bir grafik arabirim de yazmış, ancak o zamanlar yazılımlar için patent verilmiyormuş. Bu yüzden bugün bu sektörün kaymağını o değil uyanık Bill amca toplamakta.<br />
<span id="more-2313"></span><br />
<a href="http://www.buzlu.org/images/2008/10/ilk-mause.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2308" title="ilk-mause" src="http://www.buzlu.org/images/2008/10/ilk-mause.jpg" alt="" width="227" height="183" /></a></p>
<p>Buluşunun adının fare olmasının sebebi de kablosunu bir farenin kuyruğuna benzetmesiymiş. Aslında düşününce, klavye, monitör gibi parçalar arasında biraz garip bir isim. Zoptirik olsa idi yadırgamazdık hiç mesela. Tabii &#8220;görüntüleme sistemleri için X-Y yer gösterici sistem&#8221; olarak da kalabilirdi. Fare iyiymiş.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Fare, grafik arabirim, hiperlink, internet gibi birçok teknolojinin önünü açtı ya, aslında hepsinin görücüye çıkması da aynı zamanda olmuş. Douglas Engelbart, Stanford Üniversitesi&#8217;ndeki laboratuvarında geliştirdiği teknolojileri 1968&#8242;de basına ve halka sunmuş. Bunlar fare, grafik arabirim, hiperlink, fare tutmazsa diye geliştirdiği beş tuşlu bir kısa yol mini klayvesi ve video konferansmış. Epey çalışmış yani Douglas Engelbart. Şimdi onun çalışmaları sayesinde tembellik yapabilmemiz ne acayip.</p>
<p>Bütün bu denemelerini yaptığı bilgisayar, laboratuvarındaki Xerox Star marka bir bilgisayarmış ve ilk fare bu bilgisayara bağlıymış. Peki nasıl olmuş da fare 40 yıl içinde bütün bilgisayarlara kuyruğunu kıstırmış? Apple&#8217;ın kurucularından olan kutlu adam Steve Jobs, Xerox&#8217;un Palo Alto araştırma merkezinde Alto kod adlı bir bilgisayar görmüş. Fare takılı olan ve küçük simgeler ile klasörler içinde basit komutlarla istenilen herşeyi yapabilen bu makineden çok etkilenmiş. Steve Jobs, o gün Xerox&#8217;un kapısından çıkarken &#8220;dünyayı değiştirmeye hazırdım&#8221; diye düşündüğünü söylüyor.<br />
<a href="http://www.buzlu.org/images/2008/10/ilk-mause2.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2309" title="ilk-mause2" src="http://www.buzlu.org/images/2008/10/ilk-mause2.jpg" alt="" width="227" height="181" /></a><br />
Aynı günlerde Apple için klavye ve kasa üreten şirketin sahibi Dean Hovey, Jobs&#8217;a artık daha fazlasını yapmak istediğini söylemiş. Steve Jobs&#8217;un cevabı &#8220;yapmamız gereken bir fare üretmek&#8221;, Dean Hovey&#8217;in tepkisi ise &#8220;hıı?&#8221; olmuş. Apple o sıralarda Lisa ve Macintosh kod adlı iki bilgisayar üzerinde çalışıyormuş ve Steve Jobs&#8217;un amacı bu fare denen şeyi piyasaya sürmekmiş. Bu sayede bilgisayarın sadece klavye tuş kombinasyonlarını ezberleyebilenlerin tekelinden çıkacağını, çok daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşacağını, farenin bilgisayar dünyasında bir devrim olacağını düşünüyormuş.</p>
<p>Yalnız ortada bir problem varmış: Xerox&#8217;un kendi teknolojisiyle ürettiği fareler yaklaşık 400 dolara maloluyormuş, sürekli bozuluyormuş ve temizlemesi imkansızmış. Douglas Engelbart&#8217;ın icadı olan farenin torunu olan bu yeni nesil fare, teknoloji için mucizevi, piyasa için facia bir ürünmüş anlayacağınız. Steve Jobs&#8217;un hedefi 10 ile 30 dolar arasında bir paraya maledilebilecek, hergün saatlerce kullanılsa bile bozulmayacak ve düzgün bir yüzey olmasa bile çalışacak bir fareymiş.<br />
<a href="http://www.buzlu.org/images/2008/10/ilk-mause3.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2310" title="ilk-mause3" src="http://www.buzlu.org/images/2008/10/ilk-mause3.jpg" alt="" width="227" height="189" /></a><br />
O sıralarda Jobs için çalışan Jim Sachs şöyle diyor: &#8220;Yeterince uyumadığını ya da diyetinde lif konusunu abartıp vitaminsiz kaldığını düşünmüştük. Ama saat başına ödediği 25 dolar için eğer istiyorsa güneş enerjisiyle çalışan ekmek kızartma makinesi geliştirmeye bile hazırdık!&#8221; Düşünürseniz, ekmek kızartma makinesi daha kolay olabilirmiş. Steve Jobs&#8217;un istediği şey, Silikon Vadisi&#8217;nin en ışıl ışıl adamlarının hazırladığı teknolojiyi alıp çalışırlığını defalarca artırmak ve fiyatını yüzde 90 aşağıya çekmekmiş çünkü!</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/10/ilk-mause4.gif"><img class="alignnone size-full wp-image-2311" title="ilk-mause4" src="http://www.buzlu.org/images/2008/10/ilk-mause4.gif" alt="" width="500" height="795" /></a><br />
Farenin tasarımı, az önce bahsettiğimiz Jim Sachs&#8217;ın da kurucularından olduğu Hovey-Kelley adlı firmaya verilmiş. Firma, Stanford&#8217;dan mezun ve çoğu Silikon Vadisi&#8217;nde çalışmış bilgisayar dahilerinden kuruluymuş. Yani fare, büyürken de doğduğu yerden fazla uzaklaşamamış. Ortak özellikleri, geleneksel ürün geliştirme metodlarına ve bilgisayarcı stereotipine sinir olmalarıymış. Bütün bilgisayarcıların inek olması gerekmediğini düşünüyorlarmış yani.</p>
<p>İlk prototip 1980 baharında yapılmış. Farenin gövdesi bir tereyağı kutusu, topu da bir roll on deodorantın topuymuş. Dizayn için kullanılan tek alışılmadık malzeme bunlar değilmiş: Dean Hovey&#8217;in buzdolabı ile arabasının vites sistemi de fare için kendini feda eden şeyler arasındaymış. Bu tuhaf malzemeleri kullanmışlar, çünkü bir tasarım hazırlamanın ve sonra da ona uygun parçalar yaptırmanın uzun ve pahalı bir süreç olacağını tahmin etmişler. Birşeyler söküp uygun gördükleri parçaları birbirine yapıştırmak çok daha kolay görünmüş. Zaten bu tür uygulamalar, hayal gücü geniş, bütçesi dar mucitlerin sürekli yaptıkları şeylermiş. Bozulan buzdolabını tamir etmek, yeni bir parça döktürmekten çok daha ucuza çıkıyormuş.</p>
<p>Xerox&#8217;un faresi, topu masaya bastırarak çalışıyormuş. Dean Hovey, ofisinin yamuk masasında topların nasıl kaydığını görünce kendilerini kurtaracak fikri bulmuş; topun bastırılması değil, kaydırılması gerekiyormuş. Jim Sachs&#8217;ın da daha önce tesadüfen öğrencileriyle birlikte yuvarlanan topların yerini ve hareketleri belirleyen ufak bir mekanizma hazırlamış olması işlerini iyice kolaylaştırmış ve masrafları düşürmüş.</p>
<p>Ancak hala sürüyle problem varmış; hala hem ucuz hem de milimetrik derecede hassas bir ürün yapamamışlar. Elektronik cihazlar ya pahalı ve hassas ya da ucuz ve dan dun oluyormuş. Kuyruk bile başlıbaşına bir problemmiş; elektrik kabloları ya kalın ya da kırılgan oluyormuş. Minicik oynar parçaları yerleştirecekleri plastik kabın dışı basit, içi ise incik cincik olmalıymış. &#8220;Yeter artık&#8221; deyip bırakmamaları enteresan.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bu sorunların çoğunu çözerlerken öğrencilerin çok yardımını görmüşler. Gerekli çözümlerin bulunması uzun ve zor olmuş ancak çözümler bir kere bulununca bunların seri üretime geçmemesi için hiçbir sebep de yokmuş. İlk Xerox faresinden beri büyük problem olan kirlenme ve bir süre sonra çalışamama sorunu ise bugün hala optik fare almamış kişilerin haftada bir kullandıkları yerinden çıkan halka ile çözülmüş. Bu fikir, buzdolabı motoru söküldükten sonra ister istemez projeye dahil olan Dean Hovey&#8217;in karısı tarafından bulunmuş.</p>
<p>Her şey bitince sıra artık farenin nasıl görüneceğine gelmiş. İşin ilginci, ilk düşünülen yuvarlak formlu farelerin Apple tarafından reddedilmesiymiş. Tamamen köşeli ve ergonomiyle uzaktan yakından hiç alakası olmayan bir tasarım kabul edilmiş hangi akla hizmetse artık. İnsanların hangi tuşun ne yaptığını hatırlayamamaları konusunda duyulan endişeler abartılıp Xerox&#8217;un üç tuş sayısı da teke indirilmiş. Kullanıcının tuşa ne kadar basması gerektiğini anlamasını sağlayan pratik, bilgisayara hükmettiğini hissettiren psikolojik faydaları olan &#8220;klik&#8221; sesi ise fareye keyfî olarak eklenmiş.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/10/ilk-mause5.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2312" title="ilk-mause5" src="http://www.buzlu.org/images/2008/10/ilk-mause5.jpg" alt="" width="175" height="225" /></a></p>
<p>Projenin tamamıyla bitmesi 1981&#8242;in ilk aylarını bulmuş. Hovey-Kelley&#8217;in araştırmaları, fareyi seri üretilebilen, güvenilir ve ucuz bir bilgisayar parçası haline getirmiş. Pahalı Lisa serisinin piyasadan kaldırılmasıyla Macintosh 1984&#8242;te satışa çıkmış ve grafik arabirim &#8211; fare ikilisi, bilgisayar kullanımını kökten değiştirmiş. Microsoft, Apple arabirimine Windows ile cevap vermiş ve kendi faresini üretmiş, hatta baş tasarımcı da Apple&#8217;ın faresini tasarlayan Jim Yurchenco&#8217;ymuş.</p>
<p>Bugün Douglas Engelbart, çeşitli icatlar üzerinde çalışan Bootstrap adlı bir firmanın sahibi. 1997&#8242;de 500,000 dolarlık Lemelson-MIT ödülünü, yani dünyada bir icat için verilen en büyük ödülü almış. Artık fare yapmakla hiçbir alakası kalmamasına rağmen firmanın en büyük destekçisi Logitech: yani dünyanın en büyük fare üreticilerinden biri. Hovey-Kelley ise devasa şelalelerden elektrikli diş fırçalarına kadar hala nerede bir teknik problem yaşıyorsanız dahiyane çözümleriyle size yardım ediyor. Starck tasarımı farelerimizi kullanıp internetten market alışverişimizi yaparken fare gacır gucur sesler çıkarmıyorsa, kablosu iki parmak kalınlığında değilse ve günde üç defa bozulmuyorsa aslında hepsini bu bir avuç insana borçluyuz.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Filk-mause-fare%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/ilk-mause-fare/&amp;text=İlk Mause (Fare)&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/ilk-mause-fare/&amp;t=İlk Mause (Fare)">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/ilk-mause-fare/&amp;title=İlk Mause (Fare)&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Filk-mause-fare%2F&name=buzlu.org&description=%C4%B0lk+Mause+%28Fare%29" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/ilk-mause-fare/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/ilk-mause-fare/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/ilk-mause-fare/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/ilk-mause-fare/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aydın Sayılı (1913-1993)</title>
		<link>http://www.buzlu.org/aydin-sayili-1913-1993/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/aydin-sayili-1913-1993/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2008 06:57:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[Aydın Sayılı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[profesör]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uçak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2026</guid>
		<description><![CDATA[Ordinaryüs Prof. Dr. Aydın Sayılı (1913-1993) Türkiye Cumhuriyeti döneminde yetişmiş anıt insanlarımızdan biridir. Onun yaşamı, bilim ve kültür tarihimizde her bakımdan örnek alınmaya değer üstün bir kişiliği yansıtır. Aydın Sayılı, 2 Mayıs 1913 tarihinde İstanbul’da doğdu. Babası Abdurrahman Sayılı (1875-1954), annesi Suat Sayılı (1889-1951)’dır. İki ablası vardır: Piraye (Sayılı) Arıcanlı ve Gündüz Sayılı. Aydın Sayılı [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/10/aydin-sayili.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2027" title="aydin-sayili" src="http://www.buzlu.org/images/2008/10/aydin-sayili.jpg" alt="" width="200" height="240" /></a></p>
<p>Ordinaryüs Prof. Dr. Aydın Sayılı (1913-1993) Türkiye Cumhuriyeti döneminde yetişmiş anıt insanlarımızdan biridir. Onun yaşamı, bilim ve kültür tarihimizde her bakımdan örnek alınmaya değer üstün bir kişiliği yansıtır. Aydın Sayılı, 2 Mayıs 1913 tarihinde İstanbul’da doğdu. Babası Abdurrahman Sayılı (1875-1954), annesi Suat Sayılı (1889-1951)’dır. İki ablası vardır: Piraye (Sayılı) Arıcanlı ve Gündüz Sayılı. Aydın Sayılı ilk ve orta eğitiminin büyük kısmını Ankara’da tamamlayıp Ankara Erkek Lisesi’nden (şimdiki adı Atatürk Lisesi) mezun olmuştur.</p>
<p>Mezun olabilmek için 1933 yılında yapılan mezuniyet sınavlarından (bakalorya sınavları) biri olan ve sözlü olarak yapılan Tarih ve Coğrafya sınavını Atatürk’ün de yer aldığı sınav heyeti önünde yapmıştır. 1 saat 20 dakika süren sınavda bütün soruları Atatürk sormuş ve aldığı cevaplardan çok memnun kalmıştır.</p>
<p>Böylece Gazi Mustafa Kemal, sınav çizelgesini, -Aydın’ın notunu Çok eyi diye yazarak- imzaladı. Sayılı, yaşamındaki bu tarihsel unutulmaz olayı “Atatürk’le Bir Sınav Anısı” başlığı altındaki bir yazısının bir bölümünde şöyle anlatıyor:<br />
<span id="more-2026"></span><br />
“Atatürk benim sınavımdan çok memnun kalmış. Bu sebeple Milli Eğitim Bakanına ‘bu öğrenci ile ilgilenin’ şeklinde bir talimat vermiş. O zaman Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey, beni makamında kabul ederek bana sınavdaki başarımdan ve Atatürk’ün takdirini kazanmış olmamdan dolayı bir tebrik mektubu verdi ve yüksek öğrenimine ilişkin bir planının olup olmadığını sordu. Ben kendisine su mühendisi olmak istediğimi söyledim.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Fakat o bana daha geniş bir kültür tabanı üzerine oturan bir alanı seçmenin daha uydun olacağını söyleyerek, bana tarihçi olmamı önerdi ve bunda biraz ısrar etti. Ben asıl ilgi alanımın fizik olduğunu fakat tarihi de sevdiğimi söyleyerek konu üzerinde biraz düşüneceğimi ve annem ve babamla da konuyu konuşup danışmak ihtiyacını duyduğumu söyledim.</p>
<p>Bu arada Milli Eğitim Bakanlığı bu konuya ciddiyetle eğilmiş ve tarih ile fen konularını bir araya getiren bir alan olarak, benim için bilim tarihinin uygun bir meslek olabileceğini düşünmüş. Mesele bu şekilde bana intikal edince ben de konuyu ciddiyetle zihnimde toparlamaya çalıştım.</p>
<p>Ben Fransızca’dan izlediğim bazı kitaplarımda bilim tarihi ile temasa gelmiştim. A. Cuvillier’in lise son sınıfları ve üniversiteye hazırlık sınıfları için yazdığı Mantık ve Genel Felsefe ile Ahlak adlı kitabının mantık kısmında bilim tarihine ilişkin çok ilginç bahislerle karşılaşmış olduğum gibi, E. Voisin’in liseler için yazılmış üç ciltlik Cours de Physique adlı kitabının bölüm sonlarında verdiği tarihî metinler de beni çok ilgilendirmişti. Bu itibarla, bilim tarihini kendim için çekici bir alan olarak düşünmekte çok güçlük çekmedim.</p>
<p>O yıllarda bilim tarihi konusu önemlice bir kıpırdanma hareketine sahne olmakta idi. Amerika’nın Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi alanı bu sıralarda belirginlik kazanmakta ve bu çalışmaların odağını George Sarton adlı bir profesörün faaliyetleri oluşturmakta idi. Bu faaliyetten bizim o zamanki Milli Eğitim Bakanlığımızın ve yeni kurulmuş olan Türk Tarih Kurumu’nun seçkin mensuplarının da haberi varmış.</p>
<p>Bu itibarla konuyu biraz derinlemesine incelemek de benim için mümkün oldu. Bu arada George Sarton’un çıkarmaya başladığı Introduction to the History of Science (Bilim Tarihine Giriş) adlı kitabın yayınlanmış olan birinci cildini Türk Tarih Kurumu’nun Kütüphanesi’nde gözden geçirme fırsatını da buldum ve bilim tarihini meslek seçtiğim ve yarışma sınavını kazandığım takdirde Sarton’un yanında öğrenimimi sürdürebileceğim de bana söylendi. İşte bütün bunlar, benim bilim tarihini meslek olarak seçmemin yolunu açmış oldu.</p>
<p>Böylelikle, Atatürk’ün sınavıma gelmesi benim hayatımın seyri üzerinde büyük bir etki yapmış oldu. Atatürk hepimizin yaşamına yeni bir yön vermiş bir kişidir. Fakat benimki daha kişisel ve özel türden bir etki oldu. Atatürk sınavı işe karışmış olmasaydı su mühendisi olacaktım. Elbette ki o saha da çok önemli ve yararlı bir mesleği temsil ediyor. Fakat ben bilim tarihini ve üniversite hocalığı mesleğini seçmiş olmaktan çok memnunum. Bunda hiçbir zaman en küçük bir şüphem de olmadı.</p>
<p>Bilim tarihi konusu milli kültürümüzün zenginleşmesi açısından bizim için olağanüstü önemde bir konudur. Kültür dağarcığımızın böyle temel önemde bir kültür ögesi ile beslenip geliştirilmesinin Atatürk ilke ve düşünceleri ile tamamiyle uyumlu ve ahenkli olduğunda hiç şüphe yoktur.</p>
<p>İnsanın en gerçek yol göstericisinin bilim olduğunu ve Türk Milletinin uygarlık ve ilerleme yolunda göstereceği büyük başarılarda kafasında ve elinde tuttuğu meşalenin bilim olduğunu ve olması gerektiğini söyleyen Atatürk, eğitimimizin bilim zihniyeti için zafer yollarını açacak mahiyet ve doğrultularda vurgulanmasına büyük önem vermiş ve bu amaca ulaşılması için belirgin bir özen göstermiştir.</p>
<p>Bu itibarla, son yıllarda felsefe gibi köklü bir disiplin yanında liselerimizin müfredat programlarında bilim tarihine de yer verilmeye başlanmış olmasının çok olumlu ve memnuniyet verici bir gelişme olarak kabul edilmesi gerektiğine bu vesile ile işaret etmeyi yararlı buluyorum.”</p>
<p>Aydın Sayılı, Ankara Erkek Lisesi’ni 1933 yılında Haziran döneminde “pekiyi” dereceyle ve birincilikle bitirdi. Aynı yıl Milli Eğitim Bakanlığı (Maarif Vekaleti)’nın yurt dışına öğrenci göndermek için açtığı sınavı kazanarak ünlü Harvard Üniversitesi’nde Bilim Tarihi Bölümünde yüksek öğrenimini yapmak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderildi. Columbia ve Cornell gibi bazı üniversitelerde yaz öğrenimine de katılarak, 1942 yılında Harvard Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Tezinin konusu “İslam Dünyasında Bilim Kurumları”dır.</p>
<p>Bu doktora Harvard Üniversitesi’nde ve bilindiği kadarıyla da dünyada bilim tarihi dalında verilen ilk doktora derecesidir. Sayılı’nın Harvard’daki eğitimi, yatay ihtisas alanı olarak İslam Dünyası ve düşey ihtisas alanı olarak da fizik tarihi konularını kapsıyordu.</p>
<p>Aydın Sayılı’nın doktora çalışmasını, adı geçen bölümün başkanı, ünlü bilim tarihçisi Prof. Dr. George Sarton (1884-1956) yönetti. Sayılı, hocası George Sarton’ın dünyada “bilim tarihinin bağımsız bir akademik disiplin olarak resmi bir statüye kavuşmasında büyük rolü olduğunu” vurguluyor. Sarton, Sayılı’nın mesleki formasyonunda çok derin etkiler yaptı. İkisi arasında başlangıçtaki hoca-öğrenci ilişkisi, zamanla iki büyük bilim tarihçisi ilişkisine dönüşerek karşılıklı saygı duygularıyla yaşamlarınca sürdü.</p>
<p>Aydın Sayılı, ABD’de sürekli olarak on yıl kaldı. Ablası Piraye Arıcanlı, “o yıllarda uçak ile gelip gitmek yoktu ve tatillerde sılaya gitmek adeti de yoktu” diyor.</p>
<p>Dr. Aydın Sayılı, 1943 yılında, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Kürsü’ne “İlmi yardımcı” olarak tayin edildi. Askerlik görevi nedeniyle bir süre akademik yaşamına ara verdikten sonra 1946 yılı sonunda adı geçen fakültenin Felsefe Kürsüsü’ne “Bilim Tarihi Doçenti” olarak atandı. 1952 yılında “Bilim Tarihi Profesörlüğü”ne yükseldi ve aynı yıl Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde kurulan Bilim Tarihi Kürsüsü’ne başkan olarak atandı. 1958 yılında Ordinaryüs Profesörlüğe yükseldi. 1974 yılında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü Başkanlığına seçilen Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı, bu görevini 1983 yılı başında yaş haddi nedeniyle emekli oluncaya dek kesintisiz sürdürdü. Emekli Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı 1984 yılında kurulan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi’ne başkan olarak atandı. Bu son görevini de tam bir liyakatla yapmaktayken 16 Eylül 1993 tarihinde yaş haddi nedeniyle emekli oldu.</p>
<p>Sayılı, 1947’de Türk Tarih Kurumu’nun tam üyeliğine seçilmiştir. 1957’de Uluslararası Bilim Tarihi Akademisi’nin muhabir üyesi, 1961’de aynı akademinin tam üyesi olmuş ve 1962’de üç yıllık bir dönem için başkanlığını yapmıştır. Türk Kütüphaneciler Derneği’nin şeref üyesi olmuş, Türk tarih Kurumu Ortaçağ Şubesi’nin başkanı olarak da birkaç yıl hizmet etmiştir.</p>
<p>Bilimle uğraşmayı bir yaşam biçimi olarak seçen bu değerli, özverili bilim adamı; son yıllarında böbrek, kalp ve cilt rahatsızlıklarıyla uğraşmak zorunda kalmış, henüz bir aylık olan emeklilik hayatına intibak ediyorken 15 Ekim 1993 Cuma günü öğleden evvel saat 10.30 sularında evinin önündeki sokakta geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etti. Cenazesi 18 Ekim 1993 tarihinde Ankara-Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi. Bilim ve kültür dünyamızın bu büyük kayıbı, basınımızda, radyo ve televizyonlarımızda önemine yaraşan biçimde ne yazık ki yansıtılmadı.</p>
<p>Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı, ömrünün büyük bölümünü bilim tarihi çalışmalarına bilinçle ayıran, bu uğraşısından derin bir zevk duyan, bilim tarihine ilişkin birçok önemli katkı ile ülkesinde ve uluslararası bilim ortamında haklı bir saygınlık kazanmış bir kişiliktir. O, anadili olan Türkçe dışında İngilizce, Fransızca, Almanca, Farsça ve Arapça dillerini de çok iyi bildiğinden, kaynak yayınları kavramakta ve yorumlamakta üstün bir performans gösterdi. 1952-1953 ve 1956-1957 akademik yılları içinde Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin ve Ford Vakfı’nın verdikleri burslarla, ABD’nin en zengin kitaplıklarında iki yıla yakın süre araştırmalar yaptı. Sayılı’nın bu olanağı en verimli biçimde değerlendirmesinde, altı dildeki derin vukufunun etkisi büyüktür.</p>
<p>Aydın Sayılı’nın Türkçe ve yabancı dillerdeki çok sayıda bilimsel yayını (kitap, makale, bildiri) bilim tarihi dalında kendisine uluslararası ün ve saygınlık kazandırmıştı. Nitekim Harvard Üniversitesi’ne, State University of New York’a ve Beyrut Amerikan Üniversitesi’ne bilim tarihi dersi vermek üzere davetler aldı ise de, Ankara’daki görev ve sorumlulukları nedeniyle bunları kabul etmeyi uygun bulmadı. Kişiliği ve etkinlikleri ile yalnız ülkemizde değil, çağdaş ileri ülkelerde de kalıcı bir saygınlığı hak etmişti. Nitekim çeşitli tarihlerde birçok kez ödüllendirildi.</p>
<p>Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı’nın konuşma ve yazıları zengin bir kültür birikimini açık bir surette yansıtmaktadır. Metafizik görüşlerden ve dogmalardan ziyade, özellikle bilim tarihine dayanan düşüncelere ilgi duyardı. Gerçekçi ve sistematik düşünce, belirgin bir niteliği idi. Bu nitelikteki soruları da daima iyi karşılardı. Muhatabını, şekilde nazik, esasta sağlam bir düşünce yapısıyla yanıtlardı.</p>
<p>Yanıtları daima sistematik, tutarlı ve doyurucu idi. Araştırmalarında olabildiğince ilk kaynaklara ulaşmaya, önyargısız ve nesnel (objektif) davranmaya sürekli özen gösterirdi. Ele aldığı konuya üstünkörü değil, aksine olarak derinlemesine incelemek, dar zamana sıkıştırmamak, düşüncelerini iyi kristalize ederek kaleme almak, onun dikkati çeken özellikleridir. Yapıtları titiz bir çalışmanın ürünü olduklarından, sonraki basımlarında sözcük değişikliği bile yapmamayı adeta ilkeleştirmişti. Bilim etiği (ahlakı), onun düşüncelerinde ve davranışlarında saygın bir konumdaydı.</p>
<p>Aydın Sayılı, sadece bilgin olarak değil, aynı zamanda düşünür ve bilge nitelikleri ile de seçkin bir kişiliğe sahiptir.</p>
<p>Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı, bilim tarihi araştırmalarını kesintisiz sürdürürken yükseköğretimimizde bilim tarihini, bağımsız bir akademik kürsü biçiminde resmi bir duruma kavuşturup yerleştirmekte öncü hizmetleri gerçekleştirdiği gibi, bilim tarihçilerimizi yetiştirmekte de yıllarca süren özverili bir emek verdi. Nitekim tanınmış bilim tarihçimiz Prof. Dr. Sevim Tekeli (d. 1924), hocası Sayılı’yı, “üstün bir bilim adamı, değerli bir öğretmen, bir bilge” olarak niteliyor ve emekli olan Sayılı’ya şöyle sesleniyor:<br />
“Sayın hocam, Türkiye’de, Fakültemizde, ilk Bilim Tarihi Kürsüsünü kurduğunuz ve yürekten inandığınız Türklerin, yüzyıllar boyu bilime yapmış oldukları büyük katkıları ortaya çıkarma araştırmalarında yeni bir çığır açtınız. (&#8230;) Uygarlığın temel öğelerinden biri, daha doğrusu, insanın en üstün başarısı bilimsel çalışmalarda yansır. Çok parlak olan Türk tarihinin bu en önemli yönünü, Dünya Bilim Tarihçilerinin övgü ile söz ettiklerine defalarca tanık olduğum, pek çok örneklerle sergilediniz ve aydınlattınız (&#8230;). Sayın Hocam, görev bilinciniz, derslerinizdeki ciddiyetiniz, bir öğretmen olarak zamanınızı ve bilginizi öğrencilerinize aktarmaktaki özveriniz her türlü övgünün üstündedir. Bilimsel araştırmada kılı kırk yararcasına göstermiş olduğunuz titizlik, olanı olduğu gibi sergilemekteki objektifliğiniz hepimize örnek olmuştur. Bilim Tarihine yapmış olduğunuz katkılarınız Dünya’da olduğu kadar Türkiye’mizde de takdirle karşılanmıştır ve karşılanacaktır.”</p>
<p>Tıp tarihçimiz Prof. Dr. Aykut Kazancıgil ise Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı’nın mesleki alandaki hizmetinin üç temel özelliğini şöyle belirtmektedir:<br />
“1. Sayılı, memleketimizde Bilin Tarihini meslek olarak seçen ve bu konuda doktora yapan ilk kişidir.<br />
2. Uzun yıllar Ankara Üniversitesi, Dil Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmış, bilim tarihi dalında geniş bir kadro yetiştirmiştir.<br />
3. Yayınları ile Türk Bilim Tarihini dünyaya tanıtmıştır”.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Bilim Tarihi Bölüm Başkanlığı, İslam Tarih Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi Genel Direktörlüğü yapmış, Türk Bilim Tarihi Kurumu kurucu başkanı ve 28.12.2004’ten itibaren İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri olan Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu ise Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı’yı, “Türk Bilim Tarihinin öncü ve değerli ismi Aydın Sayılı Hocamız” diyerek anıyor. Prof. Dr. İhsanoğlu, Türkiye’de bilim tarihi çalışmalarının, temelde Aydın Sayılı etkenine bağlı olarak, üç merhalede incelemenin doğru olabileceğini ifade ediyor: Aydın Sayılı öncesi çalışmalar, Sayılı dönemi ve Sayılı sonrası dönem. İhsanoğlu, akademik hayatımızda “Aydın Sayılı Ekolü”nün kurulmuş olmasının önemini de belirtmektedir.</p>
<p>Aydın Sayılı, laik ve demokratik Cumhuriyetimizde, ülkemize hizmet etmekten onur duyan bir vatandaşımızdı.</p>
<p>Atatürk gerçeğini, Atatürkçülüğün özünü, Aydınlanma Hareketimizi, en doğru biçimde kavramış ve anlatmış insanlarımızdan biri Aydın Sayılı’dır. Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” özdeyişini, başlık olarak da kullandığı bir kitabında tam bir yetki ile yorumladı. Birinci baskısı 1948 yılında yapılan bu kitap, bilimi bütün boyutları ile inceleyen Türkçe yayınların en önemlilerinden biri olma niteliğini korumaktadır. Bu konuya verdiği önemi ve emeği yansıtan birçok esere imzasını atmıştır.</p>
<p>Aydın Sayılı’yı Atatürk’e bağlayan düşünsel temel öğeler, Türk ulusuna ve Türkiye’ye tükenmez sevgisi ile bilime ve akla sarsılmaz güvenidir. O, Türkiye’ye ve ulusuna olan sevgisini eylemiyle kanıtladı.</p>
<p>Sayılı, Atatürk’ün manevi mirasçılarından biriydi.</p>
<p>Sayılı, yukarıda adı geçen eserinde şöyle diyordu: “Bilim uygar dünyanın belkemiğidir ve uygarlıkta en çok ilerleyen toplumlar bilime en çok bel bağlayanlar olacaktır”. “İnsan kafası doğanın bildiği en gür, en doğurucu ve en verimli enerji kaynağıdır. Gerçekten insanda harcanan zihinsel enerji ile elde edilen sonuçlar birbirleri ile kıyas kabul etmeyecek derecede farklı olabilmektedir. Kafası sayesinde insan çok çeşitli ve engin başarılar göstermiştir. Bunların en göze çarpanı ve en göz kamaştıranı de kuşkusuz ki bilimdir.</p>
<p>Sayılı’nın Atatürk’ün huzurundaki olağanüstü başarısı, aslında akıl yeteneğinin kanıtlanmasının bir örneğidir. Atatürk onun akıl gücünü takdir ederek, bilime yönelik gelişimi için olanak sağlanmasında etkili oldu. O da bu olanağı tam değerlendirdi ve başarısını Ülkesine ve bilim dünyasına yansıttı.</p>
<p>Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı’nın seçkin bir niteliği de, Doğu ve Batı dillerine vukufu, kavrayışı güçlendikçe, anadiline yani Türkçeye de giderek artan bir ilgi göstermiş ve bilinçli bir emeği sürekli vermiş olmasıdır. Bunun en belirgin kanıtı, editörü olduğu “Bilim Kültür ve Öğretim Dili Olarak Türkçe” isimli yayındaki aynı adlı makalesidir. Bu kapsamlı ve çok önemli yayında, Türkçe’nin gelişimini açıklayan Sayılı, Batı ve Doğu dillerinin çok sayıda sözcüklerine Türkçe karşılıklar da önerdi. Onun bu saygıdeğer emeği, dilimize hizmet edecekler için gelecekte de büyük değerde olacaktır. Bir yabancı terimin Türkçe karşılığının bulunmasında, Türkçeyi ve o yabancı dili çok iyi bilmek yetmemekte, aynı zamanda ilgili konuyu yeterli düzeyde bilmek de gerekmektedir.</p>
<p>Aydın Sayılı, kişiliğinde bu niteliklerin tümünü eksiksiz biçimde toplamış bir akademisyendi. O, karşılıkları hiç bulunmamış yabancı sözcüklere ve anlam karışıklıklarına yol açabilen terimlerimize Türkçe yeni karşılıklar bulup, bunların açıklamalarını yaptı. Matematik, fizik, felsefe gibi değişik bilgi dallarını ilgilendiren bu çalışmasında, eşanlamlı, yakın anlamlı Türkçe sözcükler türeterek, dilimizi zenginleştirmede önemli bir kültürel etkinlikte bulundu.</p>
<p>Aydın Sayılı, müziğe ve güzel sanatlara duyarlı bir insan olarak, keman ve resim sanatıyla amatörce çalışmalar yaptı. Resim sanatında kuru kalem tekniğini sevmiş ve başarılı çalışmalar ortaya koymuştu.</p>
<p><strong>Aldığı Ödüller ve Onur Üyelikleri;</strong><br />
1- 1973 Yılında Nikola Kopernik’in doğumunun beşyüzüncü yıldönümü vesilesiyle Türkçe (Kopernik ve Anıtsal Yapıtı, 1973) ve İngilizce (Copernicus and his Monumental Work, 1973) iki yayınından dolayı Polonya Hükümeti tarafından Kopernik Madalyası verildi.<br />
2- Türkiye Bilimsel ve teknik Araştırmalar Kurumu (TÜBİTAK) 1977 Hizmet Ödülü verildi.<br />
3- 1981 Yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Tarihi Enstitüsü’nün Onur Beratı verildi.<br />
4- 1989 Yılında Die Deutsche Morgenlandische Gesselschaft (Alman Doğubilimciler Derneği) Onur Üyeliğine seçildi.<br />
5- 1989 Yılında Türk Kütüphaneciler Derneği Onur Üyeliğine seçildi.<br />
6- 1990 Yılında Ankara-Atatürk Lisesi Eğitim Vakfı Onur Kurulu Üyeliğine seçildi.<br />
7- UNESCO Paris Merkezi’nin hazırlattığı “Orta Asya Uygarlıkları Tarihi” isimli dizinin hazırlanmasında görevli Uluslararası Editörler Komitesi’ne seçilen Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı’ya, -kendi uzmanlık alanıyla çok ilişkili olan ciltlerini tamamlaması nedeniyle-, UNESCO Genel Merkezi tarafından 1990 yılında Pandit Nahru Ödülü verildi.<br />
8- Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) 1993 Hizmet Şeref Ödülü verildi.</p>
<p>Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı’nın yayınları, nitelik ve nicelik bakımından olağanüstü bir çalışmayı yansıtan ürünlerdir. Yayınları, Türkçe, İngilizce, Arapça ve Farsça dillerinde olup; kitap, bildiri, araştırma yazıları ve makalelerden oluşmaktadır. Biz burada çok üretken olan Sayılı’nın sadece telif ve editörü olduğu kitaplarının künyelerini vermekle yetineceğiz.<br />
<strong><br />
Telif kitapları</strong><br />
1. Copernicus and His Monumental Work.—Ankara: Turkish Historical Society, 1973.<br />
2. Abdülhamid İbn Türk’ün Katışış Denklerde Mantıkî Zaruretler Adlı Yazısı ve Zamanın Cebri (Logical Necessities in Mixed Equations by Abd Al Hamid Ibn Turk and the Algebra of his Time).—2. bs.—Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu, 1985. (1. bs.—Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1962)<br />
3. Ortaçağ Bilim ve Tefekküründe Türklerin Yeri.&#8211; Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi, 1985.<br />
4. The Observatory in Islam.—2nd ed.—Ankara: Turkish Historical Society, 1988. (1. bs.—Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1960)<br />
5. Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir.—3. bs.—Ankara: Kültür Bakanlığı, 1990. (1. bs.—Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı, 1948.), (2. bs.—Ankara: Gündoğan, 1989).<br />
6. Mısırlılarda ve Mezopotamyalılarda Matematik, Astronomi ve Tıp.—3. bs.&#8211; Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi, 1991. (1. bs.—Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1966), (2. bs.—Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1982)<br />
7. Uluğ Bey ve Senerkand’daki İlmi Faaliyeti Hakkında Gıyaseddin-i Kaşi’nin Mektubu.—3. bs.&#8211; Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi, 1991. (1. bs.&#8211; Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1960), (2. bs.—Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1985)<br />
8. Türkler ve Bilimler.—İstanbul: Basın Yayın Genel Müdürlüğü, 1976 (Türkçe, İngilizce, Fransızca ve Arapça yayınlanmıştır)<br />
<strong><br />
Editörü olduğu kitaplar</strong><br />
1. Ebû Nasr’i Farabî’nin Halâ Üzerine Makalesi = Farabî’s Article on Vacuum.—Ankara: Türk tarih Kurumu, 1951 (Prof. Dr. Necati Lugal ile birlikte yazılmıştır), (Arapça metin, Türkçe ve İngilizce tercüme), (2. bs.—Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1985)<br />
2. Nikola Kopernik (1473-1973).—Ankara: UNESCO Türkiye Milli Komisyonu, 1973.<br />
3. Bilim, Kültür ve Öğretim Dili Olarak Türkçe.—Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1978 (2. bs.—Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1994), (3. bs.—Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2001)<br />
4. Beyrunî’ye Armağan.—Ankara: Türk tarih Kurumu, 1978.<br />
5. İbn Sinâ, Doğumunun Bininci Yılı Armağanı.—Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1984.</p>
<p><strong>YARARLANILAN KAYNAKLAR</strong></p>
<p>Uğurlu, Mehmet Cemil: “Büyük Bir Bilim Tarihçisi Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı”, Erdem Dergisi, c. 9, No. 26 (1996), s. 453-481.</p>
<p>Sayılı, Aydın; çev. Melek Dosay: “Profesör Aydın Sayılı’nın Kısa Biyografisi ve Bilimsel Faaliyetleri”, OTAM : Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, s. 5 (1994), s. 575-595.<br />
Sedat Aksoy Kütüphaneci<br />
İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Faydin-sayili-1913-1993%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/aydin-sayili-1913-1993/&amp;text=Aydın Sayılı (1913-1993)&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/aydin-sayili-1913-1993/&amp;t=Aydın Sayılı (1913-1993)">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/aydin-sayili-1913-1993/&amp;title=Aydın Sayılı (1913-1993)&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Faydin-sayili-1913-1993%2F&name=buzlu.org&description=Ayd%C4%B1n+Say%C4%B1l%C4%B1+%281913-1993%29" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/aydin-sayili-1913-1993/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/aydin-sayili-1913-1993/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/aydin-sayili-1913-1993/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/aydin-sayili-1913-1993/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stephen William Hawking</title>
		<link>http://www.buzlu.org/stephen-william-hawking/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/stephen-william-hawking/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Oct 2008 10:20:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik]]></category>
		<category><![CDATA[profesör]]></category>
		<category><![CDATA[Stephen William Hawking]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Uzay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2216</guid>
		<description><![CDATA[Stephen William Hawking (Doğum: 8 Ocak 1942, Oxford) İngiliz evrenbilimci Hawking sekiz yaşındaykene, kuzey Londra&#8217;dan 20 mil uzaktaki St Albans&#8217;a gitti. Onbir yaşında St Albans okuluna kayıt oldu. Buradan mezun olduktan sonra babasının eski okulu Oxford Üniversitesi kolejine devam etti. Hawking&#8217;in babasının tıpla ilgilenmesini istemesine karşın, o matematiği seviyordu. Fakat okulun matematik bölümü mevcut değildi. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/10/hawking.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2211" title="hawking" src="http://www.buzlu.org/images/2008/10/hawking-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a></p>
<p>Stephen William Hawking (Doğum: 8 Ocak 1942, Oxford) İngiliz evrenbilimci</p>
<p>Hawking sekiz yaşındaykene, kuzey Londra&#8217;dan 20 mil uzaktaki St Albans&#8217;a gitti. Onbir yaşında St Albans okuluna kayıt oldu. Buradan mezun olduktan sonra babasının eski okulu Oxford Üniversitesi kolejine devam etti.</p>
<p>Hawking&#8217;in babasının tıpla ilgilenmesini istemesine karşın, o matematiği seviyordu. Fakat okulun matematik bölümü mevcut değildi. Bu yüzden onun yerine fizik okumaya başladı. Üç yıl sonra doğa bilimlerinde birinci sınıf onur madalyasıyla ödüllendirildi.</p>
<p>Hawking daha sonra Kozmoloji (Evrenbilim) üzerine çalışmak üzere Cambridge&#8217;e gitti. O zamanlar Oxford&#8217;da evren bilimi üzerine çalışma yoktu. Cambridge&#8217;de danışman olarak Fred Hoyle&#8217;u istemesine karşın Dennis Sciama atanmıştı. Doktorasını aldıktan sonra ilk önce araştırma asistanı, daha sonra Gonville and Caius College&#8217;de profesör asistanı oldu.<br />
<span id="more-2216"></span><br />
1973&#8242;de Astronomi Enstitüsünden ayrıldıktan sonra Hawking Uygulamalı matematik ve Kuramsal fizik bölümüne geçti. 1979&#8242;dan sonra matematik bölümünde Lucasian profesörü oldu. Bu profesörlük 1663 yılında üniversite parlemento üyesi olan Henry Lucas tarafından kurulmuştu. İlk olarak Isaac Barrow sonra 1669&#8242;da Isaac Newton&#8217;a verilmişti.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Hawking, evrenin temel prensipleri üzerine çalıştı. Roger Penrose ile birlikte Einstein&#8217;ın Uzay ve Zamanı kapsayan Genel Görelilik Kuramının Big Bang&#8217;le başlayıp karadeliklerle sonlandığını gösterdi. Bu sonuç Kuantum mekaniği ile Genel Görelilik Kuramı&#8217;nın birleştirilmesi gerektiğini ortaya koyuyordu. Bu yirminci yüzyılın ikinci yarısının en büyük buluşlarından biriydi.</p>
<p>Bu birleşmenin bir sonucuda karadeliklerin aslında tamamen kara olmadığını, fakat radyasyon yayıp buharlaştıklarını ve görünmez olduklarını ortaya koyuyordu. Diğer bir sonuç da evrenin bir sonu ve sınırı olmadığıydı. Bu da evrenin başlangıcının tamamen bilimsel kurallar çercevesinde meydana geldiği anlamına geliyordu.</p>
<p>Stephen Hawking 1960&#8242;ların başında tedavisi olmayan Amyotrofik lateral skleroz hastalığına yakalandı. 21 yaşındayken Charcot (ALS) hastalığı tanısı kondu. Motor nöronların zamanla yüzde seksenini öldürerek sinir sistemini felç eden; ancak beynin zihinsel faaliyetlerine dokunmayan bu hastalık, Hawking&#8217;i tekerlekli sandalyede yaşamaya mahkûm etti.</p>
<p>Ünlü bilim adamı, 1985 yılından bu yana sesini de yitirmiş olduğu için, koltuğuna yerleştirilmiş, yazıları sese dönüştürebilen bilgisayarı sayesinde insanlarla iletişim kurabiliyor. Kuantum fiziği ve kara deliklerle ilgili iddialarıyla, bugün yaşayan bilim adamları arasında dünyada en çok tanınan isimdir.</p>
<p>Kitapları, 40 dile çevrildi; evrenle ilgili çılgın teorik bilgilerini popüler hale getirmek için gereken maddi bağımsızlığı sağlayacak ve Cambridge Üniversitesi&#8217;ndeki uygulamalı matematik ve teorik fizik laboratuvarını geliştirecek kadar da sattı. Hawking, hastalığıyla gizemli bir kişilik oluşturmaktadır.</p>
<p>Son kitabı “Ceviz Kabuğundaki Evren”de, dünyanın büyük bir felaket ile karşı karşıya kalabileceğini belirterek uzayda insan kolonileri kurulmasını gündeme getirmişti.</p>
<p>Bir fenomen haline gelen ve milyonlarca satan “Zamanın Kısa Tarihi: Büyük Patlamadan Karadeliklere” kitabı, Hawking&#8217;e asıl şöhreti getirmişti. İlk kitabının yayımlanmasından bu yana gerçekleşen önemli buluşların ardındaki sırrı açığa çıkaran “Ceviz Kabuğundaki Evren”, “Zamanın Kısa Tarihi”nin bir devamı sayılabilir. Yeni kitabıyla yazar, bizleri çoğu kez gerçeklerin kurmacadan daha şaşırtıcı olduğu teorik fiziğin en üst noktalarına çıkarıyor ve evrenin temel ilkelerine dair anlaşılır yorumlarda bulunuyor.</p>
<p>Görelilik kuramından zaman yolculuğuna, süper kütle çekiminden süpersimetriye, kuantum teorisinden M-Kuramı’na ve bütünsel beyin algılanımına kadar evrenin bilinen en kışkırtıcı sırlarına kapı aralayan kitap, Einstein’in “Genel Görelelik Kuramı” ile Richard Feynman&#8217;ın çoklu geçmiş düşüncesini birleştirerek evrende olup bitenleri tanımlayabilecek eksiksiz ve tek bir teori geliştirmeye çalışıyor.</p>
<p>Okur, kitabı bir bilimsel eser olarak algılayabileceği gibi, rahatlıkla bir bilim–kurgu romanı gibi de değerlendirebilir. Hawking&#8217;in “karmaşık önermeleri günlük yaşamdan çekip aldığı analojilerle resmetme becerisi” buna imkan tanımaktadır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Stephen Hawking, Einstein’dan bu yana dünyaya gelen en parlak teorik fizikçi olarak kabul edilmektedir. 12 onur derecesi almıştır. 1982&#8242;de CBE ile ödüllendirilmiş, bundan başka birçok madalya ve ödül almıştır. Royal Society&#8217;nin ve National Academy of Sciences (Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi (N.A.S.) ) üyesidir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fstephen-william-hawking%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/stephen-william-hawking/&amp;text=Stephen William Hawking&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/stephen-william-hawking/&amp;t=Stephen William Hawking">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/stephen-william-hawking/&amp;title=Stephen William Hawking&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fstephen-william-hawking%2F&name=buzlu.org&description=Stephen+William+Hawking" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/stephen-william-hawking/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/stephen-william-hawking/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/stephen-william-hawking/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/stephen-william-hawking/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bunları Biliyormusunuz ? Bizden gizlenen gerçekler</title>
		<link>http://www.buzlu.org/bunlari-biliyormusunuz-bizden-gizlenen-gercekler/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/bunlari-biliyormusunuz-bizden-gizlenen-gercekler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2008 10:50:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[albert]]></category>
		<category><![CDATA[atom]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Örgü]]></category>
		<category><![CDATA[ölçü]]></category>
		<category><![CDATA[örümcek]]></category>
		<category><![CDATA[barut]]></category>
		<category><![CDATA[bülbül]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[bomba]]></category>
		<category><![CDATA[Bunları Biliyormusunuz]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[marmara]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyetler]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[Neden,Niçin,Nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[profesör]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[Takı]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih ve savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım ve Hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[tezler]]></category>
		<category><![CDATA[uçak]]></category>
		<category><![CDATA[Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[yılan]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=1965</guid>
		<description><![CDATA[Çağdaşlaşma Yolunda 1930&#8242;lu yılların Türkiyesi&#8217;nin Urla gibi bir Ege şehrinde dahi açlıktan insanların öldüğünü&#8230; Ortalama bir memurun aylık maaşının 50 lira olduğu bu dönemde, çağdaşlaşma yolunda(!) 75 000 lira gibi büyük paranlar ödeyerek heykel yaptırdığımızı (1) Kendinizi Türklere Emanet Edin 16. yüzyılda Osmanlı Devleti&#8217;nin gelişme yolu üzerinde direnmiş ve Türk orduları ile savaşa tutuşmuş olmasından [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/09/soru_isareti.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-1968" title="soru_isareti" src="http://www.buzlu.org/images/2008/09/soru_isareti.jpg" alt="" width="190" height="200" /></a></p>
<p><strong>Çağdaşlaşma Yolunda</strong></p>
<p>1930&#8242;lu yılların Türkiyesi&#8217;nin Urla gibi bir Ege şehrinde dahi açlıktan insanların öldüğünü&#8230;<br />
Ortalama bir memurun aylık maaşının 50 lira olduğu bu dönemde, çağdaşlaşma yolunda(!) 75 000 lira gibi büyük paranlar ödeyerek heykel yaptırdığımızı (1)</p>
<p><strong>Kendinizi Türklere Emanet Edin</strong></p>
<p>16. yüzyılda Osmanlı Devleti&#8217;nin gelişme yolu üzerinde direnmiş ve Türk orduları ile savaşa tutuşmuş olmasından dolay Katolik Avrupa tarafından kendisine &#8220;Hıristiyanlığın şövalyesi&#8221; ünvanı verilen Boğdan Beyi Büyük Stefan&#8217;ın ölüm döşeğin de, evlatlarına gayet ibretli bir şekilde:<br />
&#8220;Belki de yakında himayeye muhtaç olacaksınız Asla Rus&#8217;a yanaşmayın. Haindir, sizi yok eder. Fakat kendinizi Türklere emanet edin. Adil ve merhametlidirler&#8221; diyerek nasihat ettiğini …(2)</p>
<p><strong>Talan Edilen Mirasımız</strong></p>
<p>Şanlı Osmanlı Devleti&#8217;nin kurucusu Osman Gazinin mübarek anası Hayme Hatunun Domaniç’teki türbesini ulu hakan Abdülhamid Han&#8217;ın, ecdadına hürmetinin ifadesi olarak büyük bir itina ile tamir ettirip pencerelerini atlas perdelerle kaplattırdığını ve zeminini de Hereke dokuması muhteşem bir halı ile, döşettiğini . . .<br />
Daha sonraları iş başına gelen Halk Partisi döneminde ise o muhteşem halının türbeden gasp edilerek, partinin İnegöl ilçe yöneticilerinin kapılarına paspas yapıldığını ve atlas perdelerinin de kaymakamlık binasında kullanıldığını&#8230; (3)<br />
<span id="more-1965"></span></p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><strong>Ecdadımızın Silinmez İzleri</strong></p>
<p>1976 yılında Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde, deniz suyunu tatlı suya çeviren bir tesisin açılışından sonra meslektaşları ile sohbete girişen dönemin Türkiye Büyükelçisi Necdet Özmen&#8217;in bir ara söze: &#8220;Bu Suudi Arabistan&#8217;ın ilk tuzdan arıtma tesisidir&#8221; diye başlaması üzerine<br />
Fransız Büyükelçisinin hayretler içinde kalarak:&#8221;No&#8230; Sör&#8230; Bu Suudi Arabistan&#8217;ın ilk tuzdan arıtma tesisi değildir. İlki Osmanlılar&#8217;ın 1800.lü yılların sonunda yaptığıdır&#8221; diyerek ecdadımızın eşsiz mirasından habersiz yaşayan elçimizi mahcup ettiğini ,,(4)<br />
<strong><br />
Bitmeyen Osmanlı Sevgisi</strong></p>
<p>Balkanlar&#8217;dan Orta Doğu&#8217;ya kadar büyük bir coğrafyanın 1. Cihan Savaşından sonra elimizden çıkmasına rağmen, o topraklarda yaşayan halkın hala büyük bir hasretle &#8220;Osmanlı, Osmanlı &#8221; diye sayıkladığını ..<br />
Budapeşte&#8217;den gelen bir yazarımıza bir Boşnak,ın&#8217;. &#8220;Madem ki İstanbul&#8217;a gidiyorsun Allah aşkına o şehrin toprağını benim için öp Allah benim canımı İstanbul&#8217;u görmeden . alması!&#8221; dediğini Trablusgarp&#8217;daki ihtiyar Cezayirlilerin , boyunlarına muska diye Osmanlı parası taktıklarını…(5) Biliyor muydunuz.</p>
<p><strong>Avrupa&#8217;da Akıncı Korkusu</strong></p>
<p>1534 yılında Viyana&#8217;daki St. Stephen Katedrali&#8217;nde. Osmanlı akıncılarının yaklaştığını görüp çan çalarak haber vermekle vazifeli bir memuriyetin ihdas edildiğini ve bu memuriyetin ancak 1956 yılında, Viyana Belediye Meclisince. Artık bir Osmanlı tehlikesi kalmadığından, bu vazifenin lüzumu yoktur&#8221; diye bir karar alınarak iptal edildiğini&#8230;(6)</p>
<p><strong>Cennette Yer</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nin zirvelerde şahlandığı, akıncılarının Avrupa içlerinde at oynattığı bir dönemde. kilisede bir papazın vaaz verirken&#8221;Dünya hakimiyetinin Türklere fakat Cennet&#8217;in de kendilerine ait olduğunu&#8230; &#8221; söylemesi üzerine. bu taksime aklı yatmayan cemaatten bazılarının büyük bir ümitsizlik içinde: &#8220;Dünyada bizi yurtlarımızdan çıkaran Türkler hiç Cennet&#8217;te yer bırakırlar mı?&#8221; dediklerini&#8230;(7)</p>
<p><strong>Batışın Remzi</strong></p>
<p>Yükseliş dönemimizin ruhunu yansıtan mütevazı Topkapı Sarayına karşılık, yıkılışımızı remzeden Varsay taklidi Dolmabahçe Sarayının Avrupa&#8217;dan borç alınan para ile, 9 ton altın ve 41 ton gümüş kullanılarak inşa edildiğini&#8230; (8)</p>
<p><strong>Şefzade&#8217;nin Dolmabahçe Sefası</strong></p>
<p>İsmet İnönü&#8217;nün Cumhurbaşkanlığı yaptığı dönemde, oğlu Ömer İnönü nün gerek talebelik gerekse daha sonraki yıllarda koskoca Dolmabahçe Sarayını ikametgah olarak kullanıp, yattığı bir oda için bütün sarayın kaloriferlerini yaktırdığın ve ayrıca bu şefzadenin sarayda kadınlı kızlı gece alemleri düzenlediğini&#8230;<br />
Bütün bu olanların dönemin Millet Meclisinde ciddi tartışmalara yol açtığını ve o gün mecliste bulunan baba İnönü nün kulaklığı takılı olduğu halde müzakereleri işitmemezlikten geldiğini (9)</p>
<p><strong>Ağaca Asılan Zekat Parası</strong></p>
<p>Fatih Sultan Mehmet Han devrinde bir Müslümanın. günlerce dolaşıp yıllık zekatını verebileceği fakir birini arayıp bulamadığını<br />
Bunun üzerine zekatının tutarı olan parayı bir keseye koyarak Cağaloğlu&#8217;ndaki bir ağaca asıp, üzerine de:<br />
&#8220;Müslüman kardeşim, bütün aramalarıma rağmen memleketimizde zekatımı verecek kimse bulamadım. Eğer muhtaç isen hiç tereddüt etmeden bunu al&#8221; diye yazdığını..<br />
Ve bu kesenin üç ay kadar o ağaçta asılı kaldığını (10)</p>
<p><strong>Nebiler Sultanı nın Güzellikleri</strong></p>
<p>Aşk bahçesinin yanık bülbülü Hazreti Mevlana&#8217;nın, Peygamberimiz&#8217;in (sav) üstün vasıflarıyla alakalı olarak:<br />
Nebiler Sultanı&#8217;nın (sav) vasıflarının şerhini. eğer ben devamlı, durmadan söylesem, yüzlerce kıyamet geçer de o yine bitmez. &#8221; dediğini&#8230;<br />
Sahabi efendilerimizden Amr bin As&#8217;ın (ra): &#8220;Benim gözümde Resulullah&#8217;dan (sav)daha sevgili, benim gözümde Ondan daha büyük bir kimse yoktur. Ne var ki, Ona olan tazimimden gözüm doya doya Ona bakamıyordu &#8221; dediğini. . .<br />
İmam Kurtubi&#8217;nin de &#8220;Nebiler Nebisi&#8217;nin (sav) güzellikleri bize tamamıyla gösterilmemiştir. Gösterilmiş olsaydı, gözlerimiz Ona bakmaya takat getiremezdi &#8221; diyerek İki Cihan Saadet Güneş’inin güzelliklerini bir nebzecik olsun anlatmaya çalıştıklarını..(11)Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>Osmanlı Arması</strong></p>
<p>Merhum Necip Fazıl Kısakürek in 1954 lü yıllarda çıkardığı Büyük Doğu mecmuasının bir sayısının kapağında, Osmanlı arması işlemeli sanat eseri bir kumaş resmini yayınlayınca, &#8220;padişahlık propagandası yapmak &#8221; gibi saçma bir gerekçe ile derginin o sayısının toplatıldığını ve kendisinin de suçlanarak mahkemeye sevkedildiğini<br />
Necip Fazıl&#8217;ın mahkemede kendisini suçlayan savcıya gayet ibretli bir şekilde:<br />
İçinde adalet işlerine bakılan bu binanın tepesinde aynı Osmanlı arması var Siz de mi padişahlık propagandası yapıyorsunuz?&#8221; diye haykırdığını (12) Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>Pasaport Farkı</strong></p>
<p>Şanlı Osmanlı Devleti&#8217;nin yıkılmasından sonra, son derece üzgün ihtiyar bir Ürdünlünün, elindeki yeni Ürdün pasaportuyla İsviçre sefaretine giderek: &#8220;Herkes bu pasaportla alay ediyor Eskiden Osmanlı pasaportum varken selam dururlardı. Ben Osmanlı teb&#8217;asıyım ne olur bunu değiştirin&#8221; diye sefaret yetkililerine yalvardığını… (13)</p>
<p><strong>Türk Köşesi</strong></p>
<p>Devlet i Aliye yi Osmaniye&#8217;nin üç kıtada at oynatıp buyruk yürüttüğü ihtişamlı dönemlerinde, Avrupa&#8217;da Türk hayat tarzı ve modasının çok tesirli hale geldiğini Evlerinde Türk köşesi bulundurmayan sosyete mensuplarının ayıplandığını (14)</p>
<p><strong>Reformun Böylesi</strong></p>
<p>0 zamana kadar sadece batılıların kendi aralarında düzenledikleri balolara, yanlış batılılaşma hareketinin bir parçası olarak Türk devlet adamları da katılınca 11829), baloda bulunan bir Fransız kadının oldukça doğru bir teşhiste bulunarak Türkler reforma, bitirmeleri gereken yerden başladılar dediğini &#8230;(15)</p>
<p><strong>Birinci Dünya Savaşının Vahşet Yılları</strong></p>
<p>Birinci Dünya savaşı sıralarında Musul&#8217;da halkın açlıktan perişan durumlara düşüp hergün sokaklarda kadın-erkek çocuk-ihtiyar birçok insanın inleye inleye ölüme gittiklerini ve buna bir çare bulunamadığını…<br />
Açlıktan ölen bu zavallı çocukların etlerini kasap dükkanlarında koyun ve kuzu eti diye satan veya aşçı dükkanlarında pişirip halka yedirme vahşetini gösteren on-oniki kişinin idam edildiğini . (16)</p>
<p><strong>Amerikan Yardımı (!)</strong></p>
<p>Truman doktrini çerçevesinde Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nden aldığımız 69 milyon dolar askeri yardım ile elde edilen askeri techizatın bakımı için ABD&#8217;ye her yıl 400 milyon dolarlık bakım ve ithalat parası harcaması yaparak ne kadar karlı bir anlaşma (!) yaptığımızı (17)</p>
<p><strong>Hayal Müessesesi</strong></p>
<p>Teb&#8217;asını &#8220;Emanetullah&#8221; olarak gören Osmanlı Devleti&#8217;nde, akıl hastalarına bimarhanelerde son derece şefkatle muamele edilip ceviz karyolalarda, ipekli çamaşır ve çarşaflarda yatırılıp musiki ile tedavi edildiğini.<br />
Aynı dönemde Avrupa&#8217;da ise, akıl hastalarının ruhuna şeytan girmiş denilerek diri diri yakıldığını. . (18/a)<br />
İstanbul&#8217;daki bimarhaneleri giren Mongeri Pere&#8217;nin: &#8220;Burası Avrupa&#8217;nın asırlar sonra tahayyül edeceği bir hayal müessesidir dediğini ve Osmanlı&#8217;nın uyguladığı bu musiki ile tedavi metodunun ABD&#8217;de ancak 1956 yılında uygulamaya geçebildiğini (18/b</p>
<p><strong>Üçüncü Dünyanın Kobayları</strong></p>
<p>Batıda ilaç üretmekle ilgili yönetmeliklerin son derece ağır olup, bir ilacın piyasaya çıkarılmadan önce kobaylar üzerinde yeterince deneme yapılması gerektiğini ve bunun ise uzun ve pahalı bir süreç olduğunu .<br />
Buna çare bulan batılı hümanistlerin(!), yeni geliştirdikleri denenmemiş ilaçları üçüncü dünya ülkelerine pazarlayarak hem para kazanıp, hem de milyonlarca gönüllü kobay üzerin de ilaçlarını denediklerini<br />
İlaç iyi çıktığı takdirde mallarını batıda pazarladıklarını, kötü çıktığında ise foyası çıkana kadar üçüncü dünya ülkelerine satmaya devam ettiklerini . . (19)</p>
<p><strong>İçi Yivli Toplar ve Ecdadımızın Sızlayan Kemikleri</strong></p>
<p>Yavuz Sultan Selim Han&#8217;ın Ridaniye Savaşı&#8217;nda, ileri görüşlü babası Sultan II Bayezid&#8217; ın icadı olan &#8220;içi yivli topları kullanarak büyük başarılar elde ettiğini..<br />
Bugün ise bizlerin hala II Bayezid&#8217;in bu büyük icadını tarih kitaplarımızda: &#8220;Yivli top 1868 de Almanlar tarafından icad edildi&#8221; diye okutma gafletini göstererek ecdadımızın kemiklerini sızlattığımızı.. (20)</p>
<p><strong>Tanzimat Dönemi Ordusu</strong></p>
<p>II Mahmut döneminde Osmanlı ordusunun modernleştirilmesi için danışmanlıkta bulunan Alman komutanı Helmuth von Moltke&#8217;nin Tanzimat dönemi ordusunun halini<br />
&#8220;Bu ordu: kaputları Rus, talimatnameleri Fransız, tüfekleri Belçika, sarıkları Türk, eğerleri Macar, kılıçları İngiliz ve öğretmenleri her milletten, Avrupa sisteminde bir ordudur&#8221; diyerek tarif ettiğini .(21)</p>
<p><strong>Bediüzzaman,ın Rızık Hususundaki Hassasiyeti</strong></p>
<p>Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri&#8217;nin 1924 yılı yazında Van&#8217;daki Erek dağına çıkarak bütün vaktini tesbihat ve münacat ile geçirdiği günlerde, yanında bulunan talebelerinin dağlardaki yaban elmalarını koparıp yemek istemeleri üzerine Üstad&#8217;ın onlara izin vermeyip<br />
&#8220;Bizim hissemiz bağlar ve bahçedekilerdir Bizim rızkımızı Cenab-ı Hakk oralarda tayin etmiştir. Bu yabani meyveler yabani hayvanların rızkıdır. Onların kısmetine dokunmamamız gerekir&#8221; dediğini… (22)</p>
<p><strong>Milletlere Göre Fiyat Farkı</strong></p>
<p>Osmanlı&#8217;nın son döneminde (1850) İstanbul&#8217;da uzun yıllar kalmış bir batılı tarihçi olan M A Ubicini&#8217;nin şehirde yaşayan değişik milletlerin karakter yapılarını öğrendikten sonra, hatıralarında:<br />
&#8220;Bir kaide olarak, Ermeni ye istediği paranın yarısını, Ruma üçte birini, Yahudi ye dörtte birini veriniz. Fakat bir Müslümanla alışveriş ettiğiniz zaman istediği fiyattan emin olunuz ve istediğini veriniz&#8221;diye yazdığını… (23)</p>
<p><strong>Batıda ve Osmanlı&#8217;da Yalan</strong></p>
<p>1717 &#8211; 1718 yılları arasında İstanbul&#8217; da İngiliz elçiliği yapan G.Montagu nun hanımı Lady Montagu nun Osmanlı toplumundaki ticaret ahlakı ile alakalı hatıraların da, oldukça enteresan bir şekilde:<br />
&#8220;İngiltere&#8217;de yalancılar yaptıklarıyla öğünürler.<br />
Burada ise (Osmanlı&#8217;da) yalan söylediğinden emin olunduğu zaman yalancının alnına kızgın demir basılıyor. Bu kanun eğer bizde uygulanırsa ne kadar güzel yüzün bozulduğu, ne kadar kibar sınıfına mensup kişilerin kaşlarına kadar inen peruklarla dolaşmaya mecbur kaldıkları görülür. diye yazdığını… (24)Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>Marks&#8217;ın Hayranlığı</strong></p>
<p>Şeyh Şamil liderliğindeki Kafkas halkının, istilacı Ruslara karşı olan istiklal savaşlarında göstermiş oldukları büyük direniş karşısında Karl Marks&#8217; ın:<br />
&#8220;Hürriyetin nasıl elde edilmesi lazım geldiğini Kafkasya dağlılarından ibretle öğreniniz. Hür yaşamak isteyenlerin nelere muktedir olduğunu görünüz. Milletler, onlardan ders alınız. .. &#8221; diyerek hayranlığını itiraf etmek zorunda kaldığını&#8230; (25)</p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nde ağaçlara çok kıymet verilip koruma altına alındığını</p>
<p>Sultan ll. Abdülhamid devrinde, Belgrad ormanlarına zarar verip ormanı tahrip ettikleri için bir köyün kitle halinde sürgün edildiğini. . .(26)</p>
<p><strong>Kin</strong></p>
<p>İkinci Dünya Harbi sonlarında yapılan lise mezunlarının olgunluk imtihanlarında sorulan &#8220;Ormanlar ve Ormanların faydaları&#8221; isimli kompozisyon sualine talebelerim bazılarının enteresan bir şekilde:&#8221;Türkiyemiz ormanlık bir ülkeydi, fakat o zalim padişahlar, yurdumuzu ormansız bıraktılar , gibi cevaplar verdiklerini . . .<br />
Sebep olarak da; bu zavallı öğrencilerin öylesine bir kin terbiyesi içinde yetiştirilerek Osmanlı&#8217;yı kötülemeye öylesine alıştırıldıklarını ve böylece eğer bir fırsatını bulup da padişahlara hakaret ederlerse iyi not alacaklarına inandıklarından dolayı böyle cevaplar verdiklerini&#8230; (27)</p>
<p><strong>Ecdad Nesline Hürmet</strong></p>
<p>Merhum Adnan Menderes&#8217;in, İstanbul&#8217;un imarı faaliyetlerinin başlatıldığı l950&#8242;li yılların birinde, gece yarısı cennetmekan Sultan Abdülhamid Han&#8217;ın muhterem kerimeleri Ayşe Osmanoğlu ile annesi Müşfika Kadınefendi&#8217;nin kaldığı evin kapısını çalarak gizlice içeri girip her ikisinin de ellerini öptükten sonra :<br />
&#8220;Siz bize veli nimetlerimizin emanetlerisiniz. Fakat maalesef sizlerle bugüne kadar alakadar olamadım. Çok özür dilerim Çevremiz böyle tavırları hazmedemeyecek insanlarla dolu!&#8230; &#8221; dediğini&#8230; Daha sonra da, Osmanlı&#8217;nın bu aziz analarına, kimseye muhtaç olmamaları için, içinde 10.000 lira bulunan bir zarf bırakıp ayrıca tahsisat-ı mestureden (örtülü ödenek) maaş bağladığını ve 2 7 Mayıs&#8217;da bu paranın kesildiğini&#8230; (28)</p>
<p><strong>Peygamber Evine Benzeyen Ev</strong></p>
<p>Gönüller sultanı Mevlana Hazretleri&#8217;nin hizmetçisine: Bu gün evimizde yiyip içecek birşey var mı?&#8221; diye sorup, hizmetçisinin de &#8220;Hayır hiç birşey yok&#8221; diye cevap vermesi üzerine sevince garkolup ellerini Yüce Dergah&#8217;a açarak:<br />
&#8220;Allahım, sana şükürler olsun ki, evimiz bugün Peygamber evine benziyor&#8221; diye Muhammed Mustafa&#8217;nın(sav) yolunun tozu olduğunu gösterdiğini,,. (29)</p>
<p><strong>Eşsiz Misafirperverlik</strong></p>
<p>Osmanlı askeri teşkilatını Avrupa&#8217;ya tanıtmış olmakla meşhur Comte de Marsigli&#8217;nin, Türk toplumunun misafirperverliği ile alakalı olarak :<br />
&#8220;Türkler hiçbir din farkı gözetmeksizin bütün yabancılara karşı son derece misafirperverdirler. Ana yollar civarındaki köylerde oturanlardan hali vakti yerinde olanlar öyleden evvel ve akşamüstü gezintiye çıkıp yolcu bulmaya çalışırlar. Eğer bulacak olurlarsa evlerine davet ederler ve hatta çok defa misafirin hangi evde ağırlanacağını tayin ederken kavgaya bile tutuşurlar.&#8221; dediğini (30)</p>
<p><strong>Vahşetin Böylesi</strong></p>
<p>1096 yılında Haçlıların Kudüs&#8217;e girerek 40. 000 Müslümanı kılıçtan geçirdikten sonra Gödofroi dö Buygom&#8217; un Papa II Urban&#8217; a yazdığı mektupta:<br />
`Kudüs&#8217;te bulunan bütün Müslümanları katlettik, malumunuz olsun ki, Süleyman Mabedi&#8217;nde atlarımızın diz kapaklarına kadar Müslüman kanına batmış olarak yürüyoruz. &#8221; diyerek barbarlıklarını belgelediklerini&#8230;(31)</p>
<p><strong>İnsanlığın En Muhteşem Harikası</strong></p>
<p>Osmanlı içtimai yapısı üzerine uzman olan Erlanyen Üniversitesi profesörlerinden Hutterrohta :<br />
&#8220;Osmanlı Devleti, geniş topraklarını ve üzerindeki çeşitli kavimleri, Topkapı Sarayı&#8217;ndan mükemmel bir şekilde idare ediyordu. O saray da batıdaki en mütevazi bir derebeyinin sarayı kadar bile büyük değildi. Bu nasıl oluyordu?&#8221; diye sorulduğunda, Profesör Hutterroht&#8217;un:<br />
&#8220;Sırrını çözebilmiş değilim. 16. asırda Filistin&#8217;in sosyal yapısı üzerinde çalışırken öyle kayıtlar gördüm ki hayretler içinde kaldım. Osmanlı, üç yıl sonra bir köyden geçecek askeri birliğin öyle yemeğinden sonra yiyeceği üzümün nereden geleceğini planlamıştı. Herhalde Osmanlı, devlet olarak insanlığın en muhteşem harikasıdır&#8221; diye cevap verdiğini. . .(32)</p>
<p><strong>Enderun Okulu</strong></p>
<p>Üç kıtada altı asırlık bir hükümranlık şanlı ecdadımızın devlet ve medeniyet mirasının sırlarının bulunduğu ve dünyanın en büyük arşivi olan Osmanlı Arşivi&#8217;ni, bizler doğru dürüst incelememişken, bine yakın Amerikalı ile yüze yakın İsrailli tarihçinin yıllarca didik didik ettiğini. ..<br />
Bugün ABD&#8217;de sadece &#8220;Enderun okulu&#8221; hakkında hazırlanan uzman eserlerin ve doktora tezlerinin sayısının 350 tane olduğunu. . .(33)</p>
<p><strong>Ziya Gökalp&#8217;in Ölümü</strong></p>
<p>Türkçülük fikrinin ünlü simalarından biri olan Ziya Gökalp&#8217;in hayatının son anlarında Fransız hastanesinde yatarken ebedi aleme intikal etmeden bir gece önce, mukaddesata galiz küfürler ederek başını duvarlara vura vura öldüğünü<br />
Cesedinin de hastane morgunda Hıristiyan geleneklerine göre muamele yapılarak kaldırıldığını&#8230; (34)</p>
<p><strong>Sözünün Eri Olmak</strong></p>
<p>Mehmet Akif Ersoy&#8217;un sözünün eri bir insan olduğunu ve söz verdiği şeyi yerine getirmek için ölümden başka hiçbir şeyin onu engellemediğini&#8230;<br />
İstanbul Vaniköy&#8217;de oturan bir ahbabı ile öyleden bir saat önce buluşmak için sözleştiklerinde, o gün yağmurlu, fırtınalı bir gün olup her tarafı sel bastığı halde Mehmet Akif&#8217; in binbir zorlukla sırılsıklam vaziyette söz verdiği yere vaktinde geldiğini, fakat arkadaşının gelmemesi üzerine çekip gittiğini&#8230; Ertesi gün. özür dilemek için gelen arkadaşını dinlemeyip: &#8220;Bir söz ya ölüm veya ona yakın bir felaketle yerine getirilmezse mazur görülebilir&#8221; diyerek tam altı ay o arkadaşıyla konuşmadığını&#8230; (35) Biliyor muydunuz.?</p>
<p><strong>Kızılca Buğdayı</strong></p>
<p>ABD&#8217;nin 1890 yılına kadar bizim Tuna boylarımızda yetişen &#8220;kızılca&#8221; ismi verilen buğdayımızı ithal ederek tohumluk olarak kullandığını ve bununla halkını beslediğini. .. (36)</p>
<p><strong>Bir Yanlışın izahı</strong></p>
<p>Padişahların, Osmanlı topraklarındaki muhtelif yerleri devletin ileri gelenlerine: &#8220;Sana orayı , bahşettim &#8221; demesinin.<br />
&#8220;Verilen yeri imar et!&#8217; manasına geldiğini ve bu varlıklı Osmanlı paşalarının, o toprakların mamure haline gelmesi uğrunda servetlerini tükettiklerini . . . (37)</p>
<p><strong>Hakiki Nişan</strong></p>
<p>Kırım Savaşı&#8217;ndaki büyük hizmetlerinden dolayı Fransız hükümetince kendisine nişan verilen Deli Hasan Ağa&#8217;nın bu nişanı takmadığını farkeden Fuat Paşa&#8217;nın ona takmama sebebini sorması üzerine:<br />
&#8220;Paşam, benim vücudumda harpte kazandığım yedi nişan(yara izi) var. Onlar varken elin Frenk&#8217;inin nişanını ben ne yapayım!&#8221; diye cevap verdiğini</p>
<p><strong>Yabancı Gözüyle Lozan ve Neticesi</strong></p>
<p>1922-1923 yılları arasında Sovyetler Birliği&#8217;nin Türkiye büyükelçisi olarak Ankara&#8217;da bulunan S. İ. Aralov&#8217;un, Lozan Konferansı&#8217; nın sonuçları ile alakalı olarak yazmış olduğu hatıratında :<br />
&#8220;&#8230; İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, eskiden Türkiye&#8217;nin olan Musul&#8217;u ve daha başka yerleri Türkiye&#8217;den koparmayı, Yunanlıların yakıp yıktığı şehir, kasaba ve köyler için Yunanlılara tamirat parası verdirmemeyi ve Boğazlar meselesinde İngiliz planını gerçekleştirmeyi başardı.<br />
Türkiye&#8217;nin Musul&#8217;u bırakması ve tamirat parasından vazgeçmesi karşılığı olarak kendisine küçücük Karaağaç bölgesinin verilmesiyle yetindi Bundan başka batılı devletler , Türkiye&#8217;yi, Osmanlı Devleti&#8217;nin batılı kapitalistlere olan borçlarının, Osmanlı Devleti&#8217;nden ayrılan ülkeler arasında bölünüşünden sonra, payına düşen bölümünü 20 yıl içinde ödemeye ikna ettiler&#8221; diye yazdığını&#8230;(39)</p>
<p><strong>Acı İtiraf</strong></p>
<p>Lozan Konferansına İsmet İnönü ile birlikte katılarak Türkiye aleyhine birçok entrikalar çeviren Hahambaşı Hayim Naum’un,daha sonraları hükümet erkanı ile araları çok iyi olmasına rağmen: Bu memlekete bu millete çok kötülük ettim, artık aralarında yaşayamam diyerek pişmanlık içinde Mısıra gittiğini&#8230;(40)</p>
<p><strong>Mehterin Büyüleyici Tesiri</strong></p>
<p>Batı musiki şaheserlerini yazmış olan Mozart,Bizet gibi büyük bestekarların mehter musikisinin büyüleyici tesiri altında kalarak,Türk tarzında Alla Turca denilen kısımlarını yazdıklarını&#8230;.(41)</p>
<p><strong>Türkiyede Türk Müziği Yasağı</strong></p>
<p>Tek parti iktidarı döneminde,devletin açmış olduğu müzik okullarının bir tanesinde,öğrencilerden bazılarının ders arasında kendi öz müziği olan Türk müziği çalmaya teşebbüs ettikleri için yabancı uzman Herr Zuckmayer tarafından okuldan atıldıklarını&#8230;.(42)</p>
<p><strong>Senfoni Zulmü</strong></p>
<p>1930lu yılların birinde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının,Anadoluyu tenviretmek için çıktığı turnenin Sivas durağında,bir konser verdikten sonra gazetecinin birinin konseri izleyen bir vatandaşa: Konseri nasıl buldunuz? diye sorması üzerine zavallı adamcağızın, sağına soluna ürkekçe bir göz attıktan sonra gazetecinin kulağına:<br />
Valla beyefendi,Sivas,Sivas olalı,Timurdan beri böyle zulüm görmedi! diye cevap verdiğini&#8230;.(43)</p>
<p><strong>Bizim Dinazorlarımız</strong></p>
<p>Bizim ülkemizde çağdaşlık ve bilimsellik(!)adına başörtülü öğrencilerin üniversitelere sokulmayıp,İmam Hatip Okulu öğrencilerinin varlığından ve devletin diğer okullarından daha başarılı olmasında rahatsızlık duyulduğu halde,dünyanın süper gücü sayılan ABD nin en iyi üniversitelerinden biri olan Massachussets Institute of Technology(M.I.T.)nin öğrenci yönetmenliğinde:<br />
Dini inançların gereğini yerine getirmekten dolayı bir derse veya imtihana giremeyen öğrenciye telafi imkanı tanınır&#8230;.diye hüküm bulunduğunu ve bu hususlarda alabildiğine müsamahalı davranıldığını&#8230;.(44)</p>
<p><strong>İlahi İkaz</strong></p>
<p>Birinci Dünya Savaşı sırasında Dördüncü Ordu karargahında Mekke ve Medine yi kurtarmak için Hicaz Seferi Kuvveti hazırlanması meselesi görüşülürken,Harbiye Nazırı Enver Paşa nın bu iş için Mustafa Kemali atadığını ve bunun üzerine Mustafa Kemal in:<br />
Değil Hicaza asker sevketmek,hatta oradaki askerleri de geri almak ve kuvvetleri verimsiz yönlere dağıtmamak gerek diyerek görüşünü belirttiğini ve sonunda M. Kemal in bu görüşünün kabul edilerek Medinenin boşaltılmasına karar verildiğini&#8230;<br />
Tam bu sırada ışıkların aniden sönerek ortalığın zifiri bir karanlığa bürünmesi üzerine bunu İlahi bir İkaz kabul eden Cemal Paşa nın birden ürperip sarsıldığını ve daha sonra Hicazın boşaltılmasından vazgeçilerek Fahreddin Paşa nın Medine ye gönderildiğini&#8230;.(45)</p>
<p><strong>Medine Muhafızı</strong></p>
<p>Osmanlı&#8217;nın edeple taçlaşmış iman anlayışının gereği olan Hazreti Peygamberi&#8217;nin(sav) şehrini bir valinin adının altına sokamayacağı saygı ve edebi ile, oraya göndereceği idareciyi `Vali &#8221; yerine &#8220;Medine Muhafızı &#8221; diye isimlendirme hassasiyetini gösterdiğini . . . (46)</p>
<p><strong>Dünyanın ilk Toplu Sözleşmesi</strong></p>
<p>Dünyada ilk toplu sözleşmenin Osmanlı Devleti tarafından gerçekleştirildiğini. Kütahya Vahid Paşa kütüphanesinde bulunan şeriye Mahkemesi sicilinin 57&#8242;ci sayfasında kayıtlı belgeye göre, yeryüzündeki bu ilk sözleşme Kadı Ahmed Efendinin tasdiki ile 24 işyeri ile işçileri arasında imzalandığını .<br />
Bu sözleşmeye göre, &#8220;Kalfaların, yardımcıların, ustaların ve vasıfsız işçilerin yevmiyeleri&#8221;nin tesbit edilip, her gün belli sayıdaki fincan imali karşılığı alacakları ücretlerin tesbit edildiğini&#8230;(47)Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>Osmanl Topçuluğu</strong></p>
<p>Kanuni Sultan Süleyman devrinde yıllarca İstanbul&#8217;da kalan ve yazmış olduğu eserini en büyük Hıristiyan hükümdarı II Filib&#8217;e takdim eden İspanyol yazar Cristobol de Villalon&#8217;un, dönemin Osmanlı topçuluğu hakkında:<br />
&#8220;Dünyada hiçbir devletin,Türk topçusu ile mukayese edilebilecek topçusu yoktur. İstanbul&#8217;da eski model olduğu için kullanılmayıp süs diye surlara konan topları inceledim Bunlar bile İspanya ordusundaki toplardan çok daha kaliteli idi.<br />
Tophane sırtlarında çaptan düşmüş diye yığılan 40 kadar topu hayretle seyrettim. Bunları alıp topçu kuvveti oluşturmak istemeyecek hiçbir Avrupa devleti bilmiyorum dediğini . . . (48)</p>
<p><strong>En Mütekamil ikmal Teşkilatı</strong></p>
<p>Kore Savaşı sırasında bir Amerikan bataryasının isabet alıp parçalanmasından sonra, dört dakika gibi kısa bir süre içinde Amerikalıların bataryayı tekrar kurup ateşe başladıklarını ve bu çok süratli ikmal karşısında Türk binbaşısının hayretler içinde kaldığını gören Amerikalı generalin:<br />
&#8220;Biz bu sistemi kurmadan önce bütün dünya ikmal teşkilatlarını etüd ettik. En mütekamil olanının Osmanlıların ki olduğunu görerek onu kabul ettik. Bu, sizden gelme bir usulün günümüze tatbikinden başka birşey değildir.&#8221; dediğini, . .(49)</p>
<p><strong>Gözyaşı Medeniyeti</strong></p>
<p>İslam&#8217;ın ilk dönem zahidlerinin en belirgin niteliklerini Allah korkusunun tesiri ile çok ağlamaları, çok mahzun olmaları ve dünyaya hiç değer vermemeleri olduğunu.<br />
Bunlardan Veysel Karani&#8217;nin Allah&#8217;tan korktuğu ve utandığı için başını hiç semaya kaldırmayıp, daima çenesi göğsün de bitişik gezdiğini&#8230;<br />
&#8220;Ümmetin Rahibi&#8221; diye tanınan Amir bin Abdullah ın çok ağlayıp geceleri ayakları şişecek kadar ibadet ettiğini..<br />
&#8220;Dünyayı üç talakla boşadım, ricat yok&#8221; diyen ve ruhbanlar gibi ibadet ettiği için &#8220;Gulam&#8221; adını alan Utbe bin Eban&#8217;ın çok ağlayan bir zahid olduğunu&#8230;<br />
Zühdüne sevgi ve aşk hakim olan Rabiatü&#8217;l Adeviyye nin secde de başını koyduğu yeri çamur edecek kadar gözyaşlarını ceyhun ettiğini&#8230; (50)</p>
<p><strong>Haram Yemeyen Ordu</strong></p>
<p>Osmanlı ordusunun, İslam&#8217;ı tek bir bayrak altında toplamak gayesiyle Mısır seferine giderken Gebze yakınlarındaki bağlık-bahçelik bir arazide mola verdiğinde Yavuz Sultan &#8211; Selim&#8217;in bütün askerlerin heybelerini arattığını ve hiçbirinde meyve cinsinden birşey çıkmaması üzerine ellerini Ulu Dergah kaldırıp :<br />
&#8220;Allahım, sonsuz şükürler olsun. Bana haram yemeyen bir ordu lutfettin. Eğer askerimin içinde tek bir kişi sahibinden izinsiz bir meyve yeseydi ve ben bunu haber alsaydım Mısır seferinden vazgeçerdim&#8217;.&#8217; diyerek Rabbine sonsuz hamd ü senalarda bulunduğunu. &#8230; (51)</p>
<p><strong>Ecdadımız Yüz Akımız</strong></p>
<p>Altı asır gibi uzun bir süre üç kıtada hükmünü yürüten ecdadımızın medeniyet mirasını inceleyip araştırmadan içte ve dıştaki bazı gafil ve hainlerin ona, &#8220;emperyalist&#8221; yaftasını yapıştırarak mahkum etmeye çalışmalarına mukabil, Macaristan İlimler Akademisi tarafından ortaya çıkartılıp yayınlanan bir belgede belirtildiğine göre, Osmanlı Devleti&#8217;nin Macaristan&#8217;da hakim olduğu devirlerde, Macar halkından yılda 7 milyon akçe 21 milyon vergi toplayıp, buna karşılık aynı yıl Macaristan&#8217;a 21milyon akçe yatırım yaptığını&#8230; (52)</p>
<p><strong>Tuz ve Ekmek Hakkı</strong></p>
<p>Osmanlı sarayındaki hanedan çocuklarını yetiştirmek üzere&#8221;muallime-i selatin-&#8221; (sultan hocası) olarak tayin edilen Safiye Hanım&#8217; a padişah Vl. Mehmed Reşad&#8217;ın ilk iradesinin:<br />
Namaz kılmayanlara, oruç tutmayanlara yedirdiğim tuz ve ekmeği haram ediyorum. Bu iradem hoca hanım tarafından talebe şehzade ve hanım sultanlara söylensin&#8221; olduğunu. . .(53)</p>
<p><strong>Bir Savaşın Bedeli</strong></p>
<p>1991 yılında meydana gelen Körfez Savaşı&#8217;nın bir günlük maliyeti ile 3 milyon çocuğun 2, 7 yıllık süt ihtiyacının karşılanabildiğini&#8230;<br />
Bu savaşın otuz günlük savaş gideri ile 50 milyon insanın 4 yıllık ekmek ihtiyacının giderilebildiğini&#8230;<br />
1 adet Stealth avcı uçağının bedeli ile 13 milyon kitap alına bildiğini . . .<br />
Ve 1 adet Patroit füzesi ile 74 milyon adet fidan dikildiğini .. (54)</p>
<p><strong>Ne Sen Baki Ne Ben Baki</strong></p>
<p>Kanuni Sultan Süleyman&#8217; ın, bir meseleden dolayı dönemin şairi Baki&#8217;yi,<br />
&#8220;Baki bed &#8211; Nef-yi ebed Bursa ya red&#8221; diyerek Bursa&#8217;ya sürgüne gönderdiğini ve Baki&#8217;nin de buna karşılık:<br />
&#8220;Öldünse ey Baki Değildir cihan mülkü Süleyman&#8217;a baki Buna çarkı felek derler Ne sen baki, ne ben baki&#8221; diyerek şairane bir şekilde cevap verdiğini . . . (55)</p>
<p><strong>Barbar Kim?</strong></p>
<p>Bizans&#8217;ı kurtarmak üzere İstanbul&#8217;a çağrılan Haçlı ordularının Hristiyanlığın mukaddes kilisesi Ayasofyanın tepesinde ki altın haçı sökerek eritip sattıklarını&#8230;<br />
Yıllar sonra Osmanlı ordusunun İstanbul&#8217;un fethi sırasında bir yeniçerinin, fetih hatırası olarak saklamak maksadıyla Ayasofya nın küçük bir çini parçasını koparmak istemesini, Fatih Sultan Mehmed&#8217;in &#8220;tahribe teşebbüs&#8221;le suçlayıp cezalandırdığını ,..(56)</p>
<p><strong>Serdengeçti&#8217;nin Ayasofya Müdafaası</strong></p>
<p>Yazmış olduğu&#8221;Ayasofya&#8221;. isimli şiiri yüzünden tutuklanarak Ankara Ağır Ceza Mahkemesi&#8217;nde yargılanan Osman Yüksel Serdengeçti&#8217; nin kendini müdafaa ederken:<br />
&#8220;Müddei umumi(savcı) tepeden verilen emirlere göre hareket ediyor. Ayasofya`nın tekrar cami haline yetirilmesinde benim ne gibi hususi maksadım ve menfaatim olabilir? Ayasofya&#8217;yı kiraya mı vereceğim, yoksa imamı mı olacağım? Beni bu yazıdan dolayı Türk savcıları değil, Yunan savcıları itham etsin. Böyle bir yazıyı yazdığımdan dolayı kendimi müdafaa etmekten utanıyorum .&#8221; diye hayıflanarak cevap verdiğini. . .(57)</p>
<p><strong>Sanata Hürmetin Böylesi</strong></p>
<p>Osmanlı&#8217;nın meşhur hattatlarından Hafız Osman&#8217;ın(1642 1698), Sultan İkinci Mustafa&#8217; nın hat hocası olup, Hafız Osmanın hat meşkederken, Sultan İkinci Mustafa&#8217;nın büyük bir hürmet içinde hocasının hokkasını tuttuğunu ve yapılan hattın güzelliği karşısında gönlü ihtizaza gelen Sultan İkinci Mustafa&#8217;nın: &#8220;Artık bir Hafız Osman daha yetişmez&#8221; demesine mukabil, büyük hattat Hafız Osman&#8217;ın : &#8220;Efendimiz gibi, hocasının hokkasını tutan padişahlar bulundukça daha çok Hafız Osmanlar yetişir&#8221; diye cevap verdiğini&#8230;(58)</p>
<p><strong>Sultan Vahdeddin&#8217;in Vatanperverliği</strong></p>
<p>Osmanlı ordusunun silahlarının elinden alındığı , düşman filolarının Çanakkale Boğazı&#8217; nı aşıp İstanbul&#8217;a dayandığı felaketli bir dönemde halife sıfatıyla Osmanlı tahtına oturan Sultan Vahdeddin&#8217;in, Osmanlı askeri olarak, şahsını korumak için bırakılmış olan biricik taburu Ayasofya Camii&#8217; ne göndererek:<br />
&#8220;Aziz İstanbul&#8217;un fethinin sembolü olan Ayasofya&#8217;ya çan takmak isteyenlere ateş ediniz!&#8230; &#8221; emrini verdiğini&#8230; (59)</p>
<p><strong>Yavuz&#8217;un izinden Gidenler</strong></p>
<p>1967 Mısır-İsrail savaşında, Mısır askerlerinin, düşmanlarını beklerken İsrail ordusunun bir anda Süveyş&#8217;in öbür yakasını geçerek dünyayı şaşırtığını&#8230;<br />
Mose Dayan&#8217;ın bu muazzam başarıyı daha sonra bir basın toplantısında : &#8220;İsrail in bu başarılı stratejisi, Yavuz Sultan Selim in yıllar önce Mısır&#8217;ı fethederken uyguladığı harp planının bir kopyasıdır&#8221; diye açıklayıp gafletimizi yüzümüze vurduğunu&#8230;(60)</p>
<p><strong>Eşsiz Sevgi</strong></p>
<p>Türkiye&#8217; de, Türk Dili ve Edebiyatı üzerine doktora yapmış genç Pakistan alimlerinden Muhammed Sabir&#8217;in, Pakistanda bir cuma günü hutbede Sultan Abdülhamid Han&#8217;ın adının okunup ve ona &#8220;Zeyyedallahü ömrehu&#8221; yani &#8220;Allah onun ömrünü artırsın diye dua edilmesi üzerine camiden çıktıktan sonra cemaata bu duanın manasız olduğunu zira, Sultan Abdülhamid Hanın vefat etmiş olduğunu söylemesi üzerine halkın&#8221;Seni gidi İngiliz casusu! &#8220;diyerek hışımla üzerine yürüdüklerini . . . (61)</p>
<p><strong>Hilafetin Gücü</strong></p>
<p>31 Mart hadisesinin tertipçileri arasında bulunan şair ve filozof Rıza Tevfik&#8217;in bu meş&#8217;um hadisenin ardında İngiliz parmağı olduğunu itiraf edip, ihtilal hadisesinden sonra İngiliz konsolosluğuna gittiğinde çok soğuk bir şekilde karşılandığını ve o zaman bunun sebebini anlayamayan Rıza Tevfik&#8217;in çok sonraları Londra&#8217;ya uğrayıp bunun sebebini o dönemin İngiltere&#8217;nin Türkiye Büyükelçisi Lord Nikılsın&#8217;a sorduğunda bu İngilizin çok ibretli bir şekilde&#8221;Rıza Tevfik Bey, Biz bilhassa Hindistan&#8217;da İslam ülkelerini idaremiz altına alabilmek için milyarlarca altın harcadık ama başarılı olamadık. Halbuki Sultan Abdülhamid, her yıl bir &#8216;Selam-ı Şahane&#8217;, bir de &#8216;Hafız Osman hattı Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217; gönderiyor ve bütün İslam ümmetini, hududsuz bir hürmet duygusu içinde emrinde tutuyor.<br />
Biz bu ihtilalle siz jön Türkler&#8217;den hilafet kuvvetinin ortadan kaldırılmasını bekledik ve aldandık. İşte bundan dolayı siz soğuk karşılandınız?&#8221; cevabını verdiğini. . .(62) Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>Bu Köyde Nur Talebeleri Var mı?</strong></p>
<p>1961 seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi mensuplarının, Doğu Anadolu köylerine propaganda yapmak için gittiklerinde, köyde ilk rastladıkları insana: Bu köyde Risale-i Nur talebesi var mı?&#8221; diye sorduklarını &#8230;<br />
Köyde Risale-i Nur talebesi olduğunu öğrendikleri takdir de , o insanlara tesir edemeyeceklerini bildiklerinden dolayı köye girmeyip geriye döndüklerini (63)</p>
<p><strong>Bir Hazır Cevap</strong></p>
<p>Fransa Kralı III Napolyon&#8217;un, Paris&#8217;te Osmanlı Devleti Büyükelçisi olarak bulunan Ahmet Vefik Paşa ile konuşması esnasında bir ara alaylı bir şekilde &#8220;Sen kendini Yavuz Sultan Selim&#8217;in elçisi mi zannediyorsun?&#8221; demesi üzerine Ahmet Vefik Paşa&#8217;nın da büyük bir hazır cevaplıkla: &#8220;Öyle olsaydım, siz Fransa&#8217;da imparator olarak bulunamazdınız&#8221; cevabını verdiğini . . . (64)</p>
<p><strong>Cihad Tuğlası</strong></p>
<p>Yavuz Sultan Selim&#8217;in babası Sultan II. Bayezid&#8217;in, İla-yı kelimetullah için çıktığı seferlerde üstüne bulaşan tozları silkip, biriktirerek bunlardan bir tuğla döktürdüğünü ve böylece Allah&#8217;ın &#8220;cihat&#8221; emrine uyduğunun işareti olarak bu tuğlayı yanından ayırmadığını . . . (65)</p>
<p><strong>Mehmed Reşadın Hassasiyeti</strong></p>
<p>Trablusgarp ve Balkan Savaşı ile Birinci Cihan Harbi&#8217;nin talihsiz padişahı Sultan Mehmed Reşad&#8217; ın, şehzade Ziyaeddin Efendi&#8217;nin doğum müjdesini aldığı zaman sevineceği yerde:<br />
&#8220;Memleketin başına bir masraf kapısı daha açılması hoş değil&#8230;&#8221; diyecek kadar devlete yük olmaktan üzüntü duyan hassas bir hükümdar olduğunu&#8230; (66)<br />
<strong>Osmanlı Azameti</strong></p>
<p>1754&#8242;de bile, Sultan III. Osman Han&#8217;ın bir namesi Leh kralına ulaştırıldığında, kralın nameyi üç kere öperek başının üstüne koyduğunu ve kralın yanında bulunan devlet erkanının da derhal başlarını açarak saygı duruşuna geçtiklerini. (67)</p>
<p><strong>Yahudinin Erkekliği(!)</strong></p>
<p>İsrail dışişleri bakanlarından A. Sharon&#8217;un arkadaşı ve suç ortağı olan Meir Har-tzion&#8217;un, l950&#8242;li yılların başında Gazze&#8217;de yapılan bir İsrail baskınında masum bir Arabı sırtından bıçaklayarak öldürmesinden sonra kendisiyle yapılan bir röportajda , yaptığından vicdan azabı duyup duymadığının sorulması üzerine:<br />
&#8220;Vicdan azabı mı? Hayır! Neden vicdan azabı duymalıyım ki? Bir adamı tabancayla öldürmek çok kolayadır Tetiği çekersin hepsi bu kadar. Ama bıçak bambaşka birşey, gerçek bir silah. Fantastik bir duygu bu, erkek olduğunu hissettiriyor insana. &#8221; diye cevap verdiğini&#8230;(68)</p>
<p><strong>Türbedar ve Ulu Hakan&#8217;ın Rüyası</strong></p>
<p>Cennetmekan Sultan Il. Abdülhamid Han döneminde Yavuz Sultan Selim&#8217; in türbedarlığını yapmakta olan bir zatın, şiddetli geçim darlığının kendisine verdiği sıkıntılı bir ruh haleti içinde :<br />
&#8216;Bir de evliyadan olduğunu söylerler Yıllarca türbedarlığını yaptım yoksulluk içindeyim&#8221; diyerek türbeye hiddetle vurduğunu . . .<br />
Ertesi sabah aniden Abdülhamid Han&#8217; ın türbedarı huzuruna çağırarak bir yıllık ihtiyacının hepsini karşıladığı, çünkü Abdülhamid Han&#8217;ın, gece rüyasında ceddi Yavuz Selim tarafından haberdar edildiğini . . (69)</p>
<p><strong>Abdülhamid Han&#8217;ın İstihbarat Gücü</strong></p>
<p>Batılı emperyalist güçlerin, Ermenileri piyon olarak kullanıp kışkırtarak Anadolu&#8217;da karışıklıklar çıkardığı günlerde, İngiliz Büyükelçisi&#8217;nin Sultan Abdülhamid&#8217;e gelip, küstahça: &#8220;Daha ne kadar Ermeni öldüreceksiniz?&#8221; diye sorma cüretini göstermesi üzerine, Ulu Hakan&#8217;ın keskin bakışlarını elçinin üzerine dikerek:<br />
&#8220;Filan gün, filan saatte Karadeniz&#8217;in filan noktasına yaklaşıp, karaya Ermenileri Türklere karşı silahlandırmak için şu kadar sandık malzeme çıkaran ve komitacılara teslim eden İngiliz gemisinde, Türk başına kaç silah bulunuyorsa tam o kadar Ermeni öldüreceğiz. &#8221; cevabını verdiğini&#8230;Sultan Abdülhamid&#8217;in bu muazzam istihbarat gücü karşısında İngiliz elçisinin dehşete kapılarak aptallaştığını&#8230; (70)</p>
<p><strong>Türk kafası</strong></p>
<p>Kendilerine tarih boyunca sempati beslediğimiz ve Kanuni Sultan Süleyman devrinde donanma gönderip yardım elini uzatarak yok olmaktan kurtardığımız Fransızların bitkilere büyük zarar veren bir kurt nevine &#8220;Türk adını verdiklerini&#8230;<br />
Kazancı kuyumcu düğmeci gibi sanatkarların perçin yaparken altlık olarak kullandıkları perçin kıskacına da şamar oğlanı manasına &#8220;Türk kafası adını verdiklerini&#8230;(71)</p>
<p><strong>Halifeye İthaf</strong></p>
<p>Sonradan ll. Sylvestre olarak papalık tahtına oturan Gerbert&#8217; in 9. asır İspanya&#8217;sında Arap uleması nezdinde üç yıl tahsil gördüğünü . . .<br />
Dönemin Avrupalı rahiplerinin yazmış oldukları eserlerini Kurtuba halifesine ithaf ettiklerini&#8230;<br />
Almanya Fransa ve İtalyadaki rahip adaylarının, ilim öğrenmek için İspanyadaki Müslüman mekteplerine akın akın koştuklarını. . .(72)</p>
<p><strong>Samanoğlu İsmail Bey&#8217;in Türbesi</strong></p>
<p>9. asırda Buhara da yapılan Samanoğlu İsmail Bey&#8217;in türbesinin İslam dünyasının ilk türbelerinden olduğunu&#8230;<br />
Bu türbenin yapımında kullanılan tuğlaların deve sütü ile yumurta akı karıştırılarak bunların çeşitli derecelerde pişirilmesinden elde ve edildiğini günümüze kadar sapasağlam dimdik ayakta kaldığını . . . (73)</p>
<p><strong>Engizisyon Gerçeği</strong></p>
<p>1481-1808 yılları arasında batıda,Katolik kilisesinin siyasi baskı aracı olarak faaliyet gösteren Engizisyon mahkemelerinin Yakılarak öldürülme cezasına çarptırılan insanların sayısının 34.024 e ulaştığını&#8230;.(74)Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>Ayyıldızlı Şapka</strong></p>
<p>Şapka inkılabından sonra Ankara Valisi Yahya Galip Bey&#8217;in İsmet İnönü&#8217;ye gelerek:<br />
Şapkanın ortasına bir ay-yıldız koyalım ki, diğer milletlerden farkımız belli olur demesi üzerine İnönü&#8217;nün: Canım biz bu inkılapları farkımız olmasın diye yapıyoruz. Sen ne teklif ediyorsun! diye çıkıştığını&#8230;(75)</p>
<p><strong>Milli Kıyafet</strong></p>
<p>Bundan kırk yıl önce İngiltere&#8217;den &#8220;Dünya Kıyafetleri Sergisi&#8221; için Türk milli kıyafeti örneği istenildiğinde, fötr şapkalı, kravatlı ve ütülü pantolonlu bir kalem efendisi fotoğrafı gönderildiğini . . (76)</p>
<p><strong>Dağistan Kartalı</strong></p>
<p>Yıllarca Kafkasya&#8217;nın istiklali için yılmadan mücadele vermiş olan büyük dava adamı İmam Şamil&#8217; in, vefatından sonra gasledilirken vücudunda cihat meydanlarında savaşırken meydana gelmiş yüzyirmi yara görüldüğünü&#8230; (77)</p>
<p><strong>İnka Medeniyeti</strong></p>
<p>Batılı sömürgeci barbarların servet uğruna kökünü kuruttukları Güney Amerikalı kızılderili kavim İnkaların, gelişmiş bir tarım sistemlerinin olduğunu&#8230;<br />
Gübrenin ehemmiyetini bilip, Chinoha adasından sağladıkları gübreyi tarım bölgelerine adilane dağıttıklarını ve gübresinden faydalanılan deniz kuşlarını öldürenleri idama mahkum ettiklerini. . (78)</p>
<p><strong>Nereden Nereye</strong></p>
<p>Birinci Dünya Savaşı&#8217;ndan bir hafta önce, 1914 yazında.1 Türk lirasının karşılığının 3.7 dolar ve 18.45 marka tekabül ettiğini. . .(79)</p>
<p><strong>İlmin Değeri</strong></p>
<p>Son devrin kıymetli alimlerinden Hüsrev Efendi&#8217;nin, ders okuturken üzerinde hasıl olan durgunluğun sebebini soran öğrencilerine :<br />
Buraya geleceğim sırada yatağında dehşetler içinde yatmakta olan kızım vefat etti. Onun cenazesi, defin işi vardı ortada. Dersinizi ihmal ederim diye Allah&#8217;dan korktum. Bu durumda yine geldim. Onun için üzerimde durgunluk var, hemen gidip onun defni ile meşgul olacağım.<br />
Kusura bakmayın o yüzden biraz cansız konuştum&#8221; diyerek ilim öğretmenin ehemmiyetini nefsinde yaşayarak gösterdiğini&#8230;(80)</p>
<p><strong>İngiliz Mantığı(!)</strong></p>
<p>Hindistan&#8217;ın Amir şehrinde, bisikletle dolaşan bir İngiliz kızı ile alay ettikleri bahanesi ile, askerlerin hadise mahallindeki halktan 700 kişiyi oracıkta kurşunlayarak katlettiklerini&#8230;<br />
Bölge valisinin, ceza olarak bütün şehir halkını günlerce yerde sürünmeye mecbur ettiğini ve böyle davranmasının sebebi sorulunca da valinin de:<br />
Onlar ilahelere tapıyorlar, bir İngiliz kızı, onların taptıklarından daha azizdir!.&#8221; diye cevap verdiğini..(81)</p>
<p><strong>Hak Takası</strong></p>
<p>Kominist rejimin devam ettiği günlerde, sanat faaliyetleri için Taşkent&#8217;te bulunan meşhur solcularımızdan birinin, bir Özbek yazarının yanına gelerek:<br />
&#8220;Ah ne güzel, size imreniyorum.! Burada, böyle bir rejimin altında, böyle imkanlarla yaşamaktan kimbilir ne kadar mutlusunuzdur.! demesi üzerine, Özbek yazarın bizim meşhur edibimizin kulağına sessizce:<br />
Sen Türkiye&#8217;de sahip olduğun hakların ve imkanların yarısını bana ver; ben Sovyetlerdeki bütün hak ve imkanlarımı sana memnuniyetle devredeyim! Var mısın beyim .? diye fısıldadığını&#8230; (82)</p>
<p><strong>Yıkık Mabedler</strong></p>
<p>1936-1957 yılları arasında, komünizm rejiminin kasıp kavurduğu Sovyetler Birliği&#8217;nde ondört bin mabedin yıkılarak yerle bir edildiğini . . . (83)</p>
<p><strong>Milli Temeller Üzerine Yükselme</strong></p>
<p>Nihat Sami Banarlı&#8217;nın Amerikalı Profesör Rufi ile sohbet ederken söz batılılaşmadan açılınca Profesör Rufi&#8217;nin:<br />
&#8220;Siz tarihte defalarca başarı kazanmış bir milletsiniz. Bize veya başkalarına imrenmek neyinize? Biz yeni bir millet olduğumuz için, tarihte muvaffak olmuş milletlerin sırlarını araştırır, bulduğumuz ve uygun gördüğümüzü asrımıza tatbik ederiz. Sizden de aldığımız kıymetler vardır. Eğer ilerlemek istiyorsanız, muvaffak olduğunuz asırlarda hangi meziyetlerinizle hangi usul ve teşkilatınızla kazandınız?<br />
Bunları araştırınız bulduklarınızı modernize ediniz, Kendi milli ve denenmiş temelleriniz üzerinde yükseliniz&#8221; diyerek bizi utandırdığını . . . (84)</p>
<p><strong>Surre Alayları</strong></p>
<p>Osmanlı&#8217;nın, mukaddes beldelere verdiği büyük kıymetin ifadesi olarak Yıldırım Bayezid döneminden itibaren her yıl Mekke ve Medine&#8217;ye Surre Alayları tertip ettiğini&#8230;<br />
Bu Surre Alayları ile birçok hediyeler ve mukaddes belde fukarasına dağıtılmak üzere binlerce altın gönderilerek Allah&#8217;ın rızasının kazanılmasının gaye edinildiğini&#8230;<br />
Ayrıca en önemlisi de, bu Surre-i Hümayun&#8217;da, padişahın yaptırıp gönderdiği Kabe örtüsünün bulunup bu örtünün merasimle yerine takılarak, eskisinin geri getirilip paylaşıldığını . . .<br />
Osmanlı&#8217;nın, binbir güçlük ve darlık içinde bulunduğu dönemlerde dahi bu an&#8217;aneyi terketmediğini&#8230;(85) Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>Hümanist Batı</strong></p>
<p>Hümanist( ! ) Hollandalıların l905&#8242;de yeni icat ettikleri bir bombanın tesir gücünü, Afrikalı zavallı yerli halkın makatlarında deneme barbarlığını gösterdiklerini.. (86)</p>
<p><strong>Anadolu&#8217; da Medeniyet Vesikası</strong></p>
<p>Lozan görüşmeleri sırasında İngiliz Başvekili Lloyd George&#8217;nin: Türklerin, şimdi hak istedikleri Anadolu&#8217;da nesi var? Orada medeniyet vesikası olarak ne kalmışsa Yunan&#8217;ın, Roma&#8217;nın, Bizans&#8217;ındır Türklerin Anadolu &#8216;daki evleri sazdan ve kerpiçten harabelerden ibarettir. Şimdi böyle bir alemi veya onun güzel parçalarını Türklere nasıl bırakırsınız?&#8221; demesi üzerine henüz aklını ve vicdanını yitirmemiş bir batılı düşünür olan Eugene Pitard ın Cenevre&#8217;nin ünlü bir gazetesinde Lloyd George&#8217;a cevap olarak:<br />
Efendiler, Konya&#8217;daki İnce Minare&#8217;nin kapısı ile, İstanbul&#8217;daki muhteşem Süleymaniye&#8217;nin kubbelerini yapan millete karşı böyle söylenemez. Haddinizi biliniz&#8230;&#8221; diye harika bir cevap verdiğini&#8230;(87)</p>
<p><strong>İmam Buhari nin Çocukluğu</strong></p>
<p>İmam Buhari Hazretleri&#8217; nin küçük yaşta ilim tahsiline başlayıp, subyan mektebinde iken 15.000 hadis ezberlediğini ve buluğa ermeden de İbn-i Mübarek Hazretleri&#8217;nin kitaplarını ezberlediğini . . .<br />
Telif eser yazmaya başladığında henüz daha yüzünde sakal çıkmadığını&#8230; (88)</p>
<p><strong>Mimar Koca Sinan &#8216;ın Büyüklüğü</strong></p>
<p>Bütün Rönesans mimarlarının arayıp durdukları merkezi plan şemasını en mükemmel bir şekilde gerçekleştirmenin ancak Mimar Koca Sinan&#8217;a nasip olduğunu. . .(89/a)<br />
Koca Mimar&#8217;ın fütuhat, saltanat, ilim ve sanat bakımından en muhteşem devrinde büyük bir imar kudretinin başında, şöhretli bir insan olmasına rağmen, yazma nüshalarda mur-u natuvan&#8221;(güçsüz karınca). imzasında El-fakir Sinan Sermamaran-ı Hassa&#8221;; beyzi mührünün ortasında imzasında El-fakir ü&#8217;l-hakir Sinan&#8221;; kenarında ise: , Serm imaran-ı hassa müstemend Bende-i miskin kemine dermend&#8221; (Fakir, aciz, hassa sermimaranı Dertli , değersiz, miskin bendeleri) diye kendisini tanıtarak yalnız mimarinin değil, tevazuun da üstadı olduğunu gösterdiğini. . (89/b) Biliyor muydunuz.?</p>
<p><strong>Nasipsiz Ahmak</strong></p>
<p>Necip Fazıl Kısakürek merhumun, kendisine. &#8220;İslamiyet deyince burnuma ayak kokusu gelir&#8221; diyen ihtiyar gazeteciye;<br />
Senin o burnuna gelen, İslamiyet&#8217;in değil; kendi ciğerinin pis kokusudur. Sen, bir mücerredi, bir müşahhastan ayıramayan ahmaksın!&#8221; diye cevap verdiğini&#8230;(90)</p>
<p><strong>Velkanlı Hoca Mehmed Efendi</strong></p>
<p>Muş halkının çok sevip saydığı Velkanlı Hoca Mehmed Efendi , nin &#8216;Evinde Kur&#8217;an okutuyor&#8221; diye şikayet edildiğinde, dönemin Muş valisi tarafından,sırtına bir jandarma bindirilip sakalından da başka bir jandarma tarafından çektirilerek Muş çarşısında dolaştırıldığını. . .(91)</p>
<p><strong>Yunandan İnsanlık Dersi(!)</strong></p>
<p>İstiklal Harbi senelerinde, Yunanlıların Ege bölgesini işgal etmesinden sonra İzmir&#8217;e gelen Yunan Kralı&#8217;nın civar kasabalardan birini teftiş ederken, şehit edilerek hendeğe atılmış bir sivilin cesedini gördüğünde. Bu kokmuş ölüyü neden gömmüyorsunuz?&#8221; diye sorduğunda, yanındakilerin de &#8220;Halka ibret olsun diye bırakıyoruz&#8221; karşılığını vermeleri üzerine bir krala değil, bir cellada bile yakışmayan:<br />
Başka öldürecek Türk mü yok? Bu pisliği kaldırın ve başkasını öldürüp onun yerine atın!&#8221; emrini verdiğini&#8230;(92)</p>
<p><strong>&#8220;Sıfır Neye Derler?&#8221;</strong></p>
<p>Daha sonraları Milli Eğitim Bakanı olacak olan zamanın Maarif Müfettişi Hasan Ali Yücel ile Mustafa Kemal arasında bir gece Kayseri&#8217;de sofra sohbeti başlayınca Mustafa Kemal&#8217;in Hasan Ali Yücel&#8217;e:&#8221;Bugün lisede sizin mantık kitabınızı karıştırırken,Matematikte Usul&#8217; diye bir bahis gördüm&#8230; Demek siz riyaziyeden de anlıyorsunuz&#8230;&#8221; diye sorunca Hasan Ali Yücelin Biraz paşam&#8221; diye cevap verdiğini&#8230;Bunun üzerine Mustafa Kemal&#8217;in: &#8220;Peki söyleyin sıfır neye derler?&#8221; diye ikinci bir soru sorması üzerine Hasan Ali Yücel&#8217;in gayet mütevazı bir şekilde: &#8220;Huzurunuzda bana derler paşam!&#8221;cevabını verdiğini&#8230; (93)</p>
<p><strong>Bez Parçası</strong></p>
<p>İskilipli Atıf Hoca&#8217;nın İstiklal Mahkemesi&#8217;nde yargılanırken savcının, dini kıyafetlerden bez parçası&#8221; diye bahsetmesi üzerine Atıf Hoca&#8217;nın hiddetli bir şekilde duvarda asılı olan bayrağı gösterip :<br />
İşte o da bez, hadi indirip yırtsana&#8221; diye haykırdığını.. (94)</p>
<p><strong>Bibliyoman</strong></p>
<p>18. yüzyıl sonlarında yaşamış ve bugünkü İstanbul Millet Kütüphanesi&#8217;nin kurucusu olan Ali Emiri Efendi&#8217;nin bir bibliyoman(kitap hastası) olduğunu . . .<br />
Elinde bulunan güzel bir Arapça kitabın kendisindeki noksan olan ikinci cildini temin etmek için,mevcut olduğunu öğrendiği Yemene tayinini çıkartmak istediğini &#8230;(95)</p>
<p><strong>Hakkı Tesbit</strong></p>
<p>Ahmet bin Hanbel Hazretleri&#8217;ne: Tehdit altındasın, kalbinle imanında sabit kalarak yalnız dilinle istediklerini söylesen olmaz mı ? &#8221; dediklerinde, Büyük İmam&#8217;ın:<br />
Olmaz. Alimler hakkı söylemekten kaçarsa, cahiler ne yapar? Böyle olursa hakkı tesbit nasıl olur? &#8220;cevabını vererek gerçek alimin nasıl olması gerektiğini gösterdiğini (96)</p>
<p><strong>Akif&#8217;i Büyük Yapan Meziyet</strong></p>
<p>Vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy&#8217;un, İstiklal Marşı müsabakasındaki birinciliğinden dolayı kendisine zorla verilen 500 lirayı, fakr u zaruret içinde olmasına rağmen, fakir kadın ve çocuklara bir maişet temin etmek üzere kurulmuş olan &#8220;Darü&#8217;i Mesa i &#8220;ye bağışladığını&#8230;<br />
Halbuki İstiklal Marşı kabul edildiğinde, Mehmet Akif&#8217;in cebinde , Zonguldak milletvekili Hayri Bey&#8217;den borç aldığı iki lirasının olduğunu ve milli marş için 500 lira teklif edildiği günler de 140 lira ile Ankara&#8217;da bir çiftlik alınabildiğini&#8230;<br />
Paltosu dahi olmadığı için kışın bile ceketle dolaşan bu idealist şairin, çok soğuk günlerde ise, arkadaşı Baytar Şefik (Kolaylı)&#8217;dan muşambasını ödünç olarak giydiğini &#8230;<br />
Baytar Şefik&#8217;in bir gün : Akif Bey, hiç olmazsa kendine bir palto alsaydın&#8221; demesi üzerine, ona darılıp iki ay konuşmadığını.<br />
Burdur Meb&#8217;us&#8217;u olarak I. Millet Meclisi&#8217;ne seçildiğinde ailesine: &#8220;Biz bu maaşı hak etmiyoruz ya&#8230; Ama, pek hak etmiyoruz da denemez. Elimizden geldiği kadar nihai zafer için çalışıyoruz. &#8221; dediğini .(97)</p>
<p><strong>Pis Kokusundan Dolayı Kovulan Elçi</strong></p>
<p>Veli lakaplı II. Bayezid&#8217;in padişahlığı. döneminde İstanbul&#8217;a, Moskova kralının elçisi sıfatıyla Mihail Plachtneef isimli birinin geldiğini . . .<br />
Bu adamın, insanı istifra ettirecek kadar pis kokmasından dolayı yıkanması için hamama götürüldüğünde, bu keferenin hayatında hiç hamam görmemiş olup yıkanmak ve çamaşır değiştirmek adetine aşina olmadığı ve kimse ile görüştürülmeden pisliğinden dolayı İstanbul&#8217;dan kovulduğunu&#8230; (98)</p>
<p><strong>Batıda Yemek Kültürü</strong></p>
<p>İsviçre , nin Branderburg Prensi, ziyafete çağırdığı bir derebeyine gönderdiği davetiyenin meşruhat (açıklama) hanesine:<br />
&#8220;&#8221;Eti yedikten sonra kemiği arkaya atmak yok! Yağlı ağzını yenine silmek yok! Tabağı kaldırıp altına tükürmek yok&#8221; diye yazmak mecburiyetinde kaldığını&#8230;(99)</p>
<p><strong>Orta Çağda Temizlik Farkı</strong></p>
<p>Orta çağda Müslümanların yaşayışları üzerine yapılan bir araştırmada,İslam dünyasındaki kimya sanayii anlatılırken:<br />
&#8220;&#8221;&#8230; Sabuncular loncası, en önemli loncalardan biriydi.<br />
Çünkü Orta Çağ Müslümanları hergün yıkanırlardı ve çamaşırları da sarıkları da her zaman bembeyazdı. Bu bakımdan onlar o çağın diğer ülke insanlarından ayrılırlardı.<br />
1600 yıllarına doğru İspanya&#8217;da Engizisyon Mahkemeleri Müslüman İspanyollarla Hristiyan İspanyolları temizliklerine bakarak ayırt ediyordu&#8230; &#8221; diye yazdığını&#8230;(100)</p>
<p><strong>Adalet Kavramının Şümulü</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nde adalet kavramının ; milliyet, cins, zümre yahut din farklarını aşan çok şümullü bir değer ifade ettiğini. . .<br />
Bu adaletin sadece insanlara has değil, kurda, kuşa, toprağa ve suya şamil bulunduğunu ve bu yüzden Osmanlı kanunnamelerinde :<br />
&#8220;&#8221;&#8230; ve ayağı yaramaz beygiri işletmeyeler&#8217;. at, katır ve eşek ayağını gözedeler ve semerin göreler ve ağır yük urmayalar, zira dilsüz canavardurlar, her kangısında eksük bulunur ise sahibine tamam itdüre, eslemeyanı tamam gereği gibi hakkından geline ve hammallar ağır yük urmayalar, mütearef (örf) üzere ola&#8230;&#8221; diye hükümler konularak bu meselenin beygirin sakat ayağından eşeğin semerine kadar gözden uzak tutulmadığını. . .(101)</p>
<p><strong>Risale-i Nur&#8217; un Dili</strong></p>
<p>Merhum Albay Hulusi Yahyagil&#8217;in, Barla&#8217;da Bediüzzamar Üstadımıza, Risale-i Nur&#8217;un dilinin orijinalliği ile alakalı olarak:<br />
&#8220;&#8221;Üstadım, sen Türkçe&#8217;yi dahi zor konuşuyorsun, bu Risale-i Nur&#8217;daki Türkçe nasıl oluyor.?&#8221; diye hayretini ifade ettikten sonra Bediüzzaman &#8216;<br />
&#8220;&#8221;Kardeşim, bir hakaiki imaniye kalbe ihtar edildiği vakit ikiyüz ayat-ı Kuraniye imdadıma koşmak için birbirleriyle yarış ediyorlar. Önce bana lisanı maderzadım(anne lisanım) Kürtçe geliyor. Arapçaya çeviriyorum ve Türkçe yazdırıyorum&#8221; cevabını verdiğini&#8230;(102)</p>
<p><strong>Hacizli Cenaze</strong></p>
<p>Son Osmanlı Padişahı Sultan VI. Mehmed Vahdeddin Han&#8217;a, &#8220;&#8221;Altıncı Mehmed sözündeki &#8220;&#8221;Altıncı kelimesinden kinaye olarak &#8220;&#8221;Altın seven adam manası çıkartılarak ithamlarda bulunulduğu . . .<br />
Halbuki Sultan Vahdeddin Han&#8217;ın, hayatının tehlikeye girmesinden dolayı memleketinden ayrılmak zorunda kaldığında şahsi mirası mahiyetinde babasından intikal eden bütün serveti beraberinde götürme imkanı varken, dasitani bir namusluluk örneği göstererek bu serveti Hazine-i Hümayun&#8217;a gönderdiğini&#8230;<br />
İtalya&#8217;da geçirdiği fakr -u zururet içindeki bir hayattan sonra 1926 yılında San Remo&#8217;da vefat ettiği zaman 120 000 lira borcu kaldığı için alacaklıları tarafından tabutuna haciz konuduğunu . . . Tahnit edilmiş cesedinin, kızı Sabiha Sultan&#8217;ın bu parayı binbir güçlükle temin etmesinden sonra Şam &#8216;a naklolunarak Yavuz Sultan Selim Camii avlusuna defnedildiğini. .. (103)</p>
<p><strong>Milletin Sigorta Lambası</strong></p>
<p>Tarihçi Reşat Ekrem Koçu&#8217;nun, Sultan Vahideddin&#8217;in kaderi ile ilgili oldukça orijinal bir değerlendirmesinde :<br />
&#8220;&#8221;Mazileri çok temiz olan ve memleketleri felaket girdabına düştükten sonra işbaşına geçen, ağır mesuliyetler yüklenen, yenik milletleri daha fazla çiğnetmemek için nefret edilen galip düşmanlara dostane el uzatmak durumunda kalan o kara bahtlı insanlar, milletlerin tarihlerinde sigorta lambalarına benzerler.<br />
Kendilerinin yanması büyük tesislerin kurtulmasını temin eder diye yazdığını. .(104)<br />
Biliyor muydunuz.?</p>
<p><strong>İttihatçıların Akılsızlığı</strong></p>
<p>Sultan II. Abdülhamid&#8217;in dahice bir politika güderek, her hangi bir isyan çıkartmalarını önlemek için Arabistan&#8217;ın Hicaz ileri gelenlerini, Şura-yı Devlet üyesi olarak İstanbul&#8217;da tuttuğunu. . .<br />
Bunlardan Şerif Hüseyin&#8217;in, Mekke&#8217;ye emir olmak isteğini defaatla reddetmesine karşılık Ulu Hakan&#8217;ın tahttan indirilmesiyle birlikte İttihat ve Terakki yönetiminin, Şerif Hüseyin&#8217;in bu isteğini yerine getirerek onu emir olarak tayin ettiğini ve hemen ardından da Şerif&#8217;in Osmanlı&#8217;ya karsı isyan bayrağını açtığını&#8230; Çok sonraları İngiliz Başvekil Lloyd George&#8217;un Avam Kamarası&#8217;nda: &#8220;&#8221;Şerif Hüseyin Mekke emiri olduktan sonra kendisi ile Arap milliyetçiliği ve isyan konusunda anlaştık.<br />
Bu isyana karşı ayda 40 bin altın vermiştik&#8221; dediğini &#8230; (105)</p>
<p><strong>Acı HatıraIar</strong></p>
<p>İtalyanların Libyayı bizden koparmak için Avrupalı müttefikleriyle siyasi alanda anlaştıktan sonra, bize karşı açacakları savaşın (Trablusgarp Savaşı) masraflarını karşılayacak yeterli hazinelerinin olmadığını&#8230;<br />
Buna karşılık Duyun-u Umumiye&#8217;ye başvurarak, bu savaşın masraflarını karşılamak için Anadolu&#8217;dan toplanan birikmiş paradan beş milyon altın lira çektiklerini ve bu bizim paramızla sağladıkları imkanlarla bizim toprağımız olan Libya&#8217;yı istilaya başladıklarını. . .(106)</p>
<p><strong>Lavrens&#8217;in İtirafı</strong></p>
<p>Arapları aldatarak Osmanlı Devleti aleyhine kışkırtıp isyana sevkeden İngiliz casusu Lavrence&#8217;in, yardımcıları Nuri Said, Faysal ve Şerif Hüseyin ile birlikte Şam&#8217;da Türkleri katlettikten sonra: &#8220;&#8216;Evet onları isyana ben kışkırtmıştım. Ama böylesine vahşice kan dökeceklerini hiç tahmin etmemiştim. Bazı mahalleleri gezerken silahsız Türk askerlerinin nasıl öldürüldüklerine bakamadım;tiksindim bu vahşetten&#8230;&#8221; diyerek itirafta bulunduğunu . . (107)</p>
<p><strong>Vicdan Azabı</strong></p>
<p>Mekke Emiri Şerif Hüseyin&#8217;in İngilizlerle anlaşarak Osmanlı&#8217;yı arkadan vurduğunu ve mükafat olarak da İngilizler tarafından Hicaz Krallığı&#8217;na getirildiğini..<br />
Daha sonra Vehhabiler tarafından alaşağı edilerek İngilizlerin himayesinde Kıbrıs&#8217;a yerleştirildiğini ve hastalandığında da oğlu tarafından Amman&#8217;a getirildiğini&#8230;<br />
Ve günün birinde adet vechile saray bandosunun bahçede konser verirken &#8220;İzmir Marşı&#8221;nı çalması üzerine, oğlunun babasının üzülmemesi için pencereleri kapattırmak isterken baba oldukça ibretli bir şekilde:<br />
&#8220;Evlat, neden o pencereyi kapıyorsun? Ben velinimetine ihanet etmiş asi bir kulum, günahım büyüktür. Kral olacağımı düşündüm. Allah beni sürgünlüğe düşürdü. Hastayım diye kapatıyorsun. Bırak pencereyi aç, şu marşı dinleyeyim.<br />
Duyduğum vicdan azabının şiddeti, o eski hatıraların canlanması ile büsbütün artsın; bu dünyada çektiğim ızdıraptan vicdan azabıyla büsbütün ağırlaşsın, ta ki Cenab-ı<br />
Hakk. bu günahkar kulunu dünyada affederek, ahirette hesap gününde cezadan korusun&#8221;dediğini.. .(108)</p>
<p><strong>&#8220;Milletimin Ocağı Yanıyor&#8221;</strong></p>
<p>Sultan Vahdeddin Han&#8217;ın ikamet etmekte olduğu Yıldız Sarayı&#8217;nın, bir elektrik arızasından dolayı yanmaya başlaması üzerine, orada vazifeli bulunan bekçibaşının hüngür hüngür ağladığını ve bunun üzerine Sultan Vahdeddin in: &#8220;Benim milletimin ocağı yanıyor, ben onu düşünüyorum, kendi evim yanmış ne ehemmiyeti var&#8217; dediğini&#8230;(109)</p>
<p><strong>&#8220;Ayağını Yüzüme Bas ki .</strong></p>
<p>Yüzüm Allah Katında Şeref Kazansın&#8221;<br />
Hintli Müslüman kardeşlerimizin, Osmanlı Devleti&#8217;nin Balkan Savaşı&#8217;nda yüzlerce şehit ve binlerce yaralı verdiklerinin haberini almaları üzerine, kilometrelerce ötedeki kardeşlerinin acılarını bir nebze olsun dindirebilmek için bir Kızılay heyeti teşkil ederek Türkiye&#8217;ye gönderdiklerini&#8230;<br />
Bu heyetin savaş boyunca birçok din kardeşinin yaralarını sarıp başarılı hizmetlerden sonra 1913 Temmuz&#8217;unda Hindistan&#8217;a döndüğünü. . -<br />
Kızılay heyetine Bombay&#8217;da büyük bir karşılama merasimi hazırlanıp, gemi limana yanaştığında o günkü Hintli Müslüman liderlerden Muhammed Ali Cevher&#8217; in, heyet başkanı Doktor Ensari&#8217;ye :<br />
&#8220;Sen mücahit Osmanlı ordusuna hizmet edip geldin Ayağını Hindistan topraklarına basmadan bu benim yüzüme bas da, yüzüm Allah katında şeref kazansın&#8221; diyerek başını yere koyup yüzünü Dr. Ensari&#8217;nin ayakları altına uzattığını&#8230;(110)</p>
<p><strong>Osmanoğullarının Dramı</strong></p>
<p>Son Halife ll Abdülmecid. Han&#8217;ın, sürgün edildikten sonra diyar-ı gurbette vefat etmesi üzerine, kızı Dürrüşehvar Sultan&#8217;ın. İstanbul&#8217; a gelerek Savanora yatında. İsmet İnönü&#8217;yü ziyaret ettiğini ve kendisinden babasının vatan toprağına gömülmesini rica ettiğini&#8230;<br />
Altı asır cihanı aydınlatan bir neslin son temsilcisinin bu vatan toprağına gömülme isteğinin ; halk tarafından mezarının bir ziyaret yerine dönüştürebileceği endişesiyle İsmet İnönü tarafından reddedildiğini ve Hindistan Hükümeti&#8217;nin araya girmesiyle Suudi Arabistan makamlarından izin alınarak Medine&#8217;deki Cennetü&#8217;l-Baki kabristanının içindeki Ali Aba&#8217;nın ayak ucuna defnedildiğini. . .(111)</p>
<p><strong>Tökeli İmre</strong></p>
<p>Osmanlı idaresinde bir krallık olan Erdel Kralı Apafi ile birleşerek Osmanlı ordusuyla aynı safta çarpışan Orta Macar Kralı Tökeli İmre&#8217;nin Osmanlı Devleti&#8217;ne karşı itaat ve bağlılığını göstermek için mührüne:<br />
&#8220;Muin-i Ali Osman&#8217;a itaat üzreyim emre Kral-ı Orta Macar&#8217;ım ki namım Tökeli İmre&#8221; beyitini kazıttığını . . (112)</p>
<p><strong>&#8220;O Kendi Kaderini Kendi Yazmış Oldu&#8221;</strong></p>
<p>Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri&#8217;nin 1960 Mart&#8217;ında ağır hasta vaziyette Urfa&#8217;ya gelmesi üzerine, bunu haber alan İçişleri Bakanlığı&#8217;nın, derhal Üstad&#8217;ı geri gönderme emri çıkardığını&#8230; Halkın yoğun baskısı üzerine Urfa valisinin &#8220;Efe Nedim, Said Nursi çok hasta ve müsaid bir araba da yok. &#8221; demesine karşılık İçişleri Bakanı Namık Gedik&#8217;.in:<br />
&#8220;Çöp arabasıyla da olsa göndereceksiniz!&#8221; talimatını verdiğini ve bunu öğrenen Bediüzzaman Hazretleri&#8217;nin ibretli bir şekilde:<br />
&#8220;O kendi kaderini kendi yazmış oldu&#8221; dediğini ve ,çok kısa bir zaman sonra İçişleri Bakanı Namık Gedik&#8217; in Genelkurmay binasından kendini atarak intihar edip, cesedinin de çöp arabasıyla taşındığını. . .(113) Biliyor muydunuz.?</p>
<p><strong>İsrail ve Orman Kanunu</strong></p>
<p>1953- 1955 yılları arasında İsrail Başbakanlığı&#8217;nı yürüten Moshe Sharett&#8217;in, İsrail askerlerinin yaptığı katliamlarla ilgili olarak tuttuğu özel günlüğünde:<br />
&#8220;İsrail devleti, dünyanın gözünde çağdaş toplumların geliştirip benimsediği temel hukuk kanunlarını tanımayan ve orman kanunlarına göre davranan bir devlet haline gelmiştir&#8221; diye yazarak itirafta bulunduğun . (114)</p>
<p><strong>Yahudilerden Müthiş İtiraf</strong></p>
<p>1967 yılında Pariste düzenlenen dünya Yahudi Kongresi&#8217;nin zabıtları arasında bulunan bir belgedeki kayıtlara göre bir delegenin :<br />
&#8220;Evet bugün bağımsız bir devletimiz var ama mesut muyuz? Osmanlı&#8217;nın devrindeki gibi huzurlu muyuz? Samimiyetle ve hepinizin içinden geçenleri dile getirdiğime inanarak söylüyorum ki hayır!<br />
Bizim bu dünyada huzurlu ve emniyetli yaşamamız. ( Osmanlı&#8217;yı yeniden kurmaya bağlıdır!&#8221; diyerek bir gerçeği itiraf ettiğini (1 l5)</p>
<p><strong>Müfti,s Sakaleyn</strong></p>
<p>Kanuni Sultan Süleyman devrinin büyük Şeylhülislamı İbn i Kemal&#8217;in, çeşitli sahalarda yazmış olduğu 300 kadar eseri olduğunu<br />
Hergün bin kadar fetvaya cevap verip kendisine insanlardan başka cinlerin de fetva almak için müracaat ettiğini ve bundan dolayı kendisine: &#8220;Müfti&#8217;s Sakaleyn&#8221; (İnsanların ve cinlerin müftüsü) denildiğini (116)</p>
<p><strong>Batının İslam,la Kavgası</strong></p>
<p>Protestan mezhebinin kurucusu Martin Luther&#8217;in, Osmanlı&#8217;nın Avrupa içlerine kadar ilerleyip, ortaya koyduğu adilane sistemle yerli halkın gönlünde taht kurması üzerine, halkını acımasızca sömüren yöneticileri:&#8221; Sizin gibi gözü doymaz prenslerin, toprak ağalarının ve burjuvaların idaresi altında yaşamaktansa, Türk idaresi fakirlere daha hayırlı gelebilir&#8221; diyerek Hristiyanları uyardığını.,, (1 17 /a)<br />
Yine Luther&#8217;in Hristiyanları Türklerle savaşmaya teşvik etmek için çıkardığı bir emirnamede<br />
&#8220;Türklerin başlattığı bir savaşta o ara karşı savaşan bir kimsenin, Tanrının bir düşmanı ve İsa&#8217;ya hakaret eden biriyle hakikatte bizzat şeytanla savaşmakta olduğunu düşünmeli ve bundan dolayı, masum bir kimsenin kanını döktüğü veya bir Hrıstiyanı öldürdüğü zehabına kapılmamalıdır&#8221; diye yazdığını,,(117/b)</p>
<p><strong>Nüfusun Önemi</strong></p>
<p>Nüfusun, milletler ve medeniyetler arasındaki mücadelede çok önemli bir faktör olduğunun idrakinde olan Roma İmparatoru Sezar&#8217;ın , çok çocuğu olan aileleri mükafatlandırdığını ve çocuk yapmayan kadınları da bazı haklardan mahrum ettiğini(118)</p>
<p><strong>Endülüs ve Batıda İlim</strong></p>
<p>10. yüzyılda Endülüs&#8217;te ilim ve irfanın Avrupa ile kıyaslanamayacak kadar gelişmiş olduğunu ve Halife elHakem kütüphanesinde altıyüzbin yazma kitabın bulunup, bunların kırk dördünü katalogların teşkil ettiğini&#8230;<br />
O tarihten dörtyüz sene sonra bile Avrupa&#8217;da bilgili Charles diye tanınan Fransa Kralı V. Charles&#8217;in krallık kütüphanesinde sadece ve sadece dokuzyüz eser bulunduğunu&#8230; (1l9)</p>
<p><strong>Batıda Karanlığın Saltanatı</strong></p>
<p>19. Y üzyılda bile batıda karanlık fikirlerin hüküm sürdüğünü ve Klönische Zetung(18 Mart 1819) gazetesinin bir yorumunda, &#8220;Geceleri yolların sokak lambalarıyla aydınlanmasının teolojik sebeplerle ayıp birşey olduğu, İlahi nizam ve karanlığı insanın bozamayacağı&#8221; düşüncelerin ileri sürdüğünü..<br />
Bundan yıllar önce 950 yılında Endülüs&#8217;teki Kurtuba şehrinin arabalarla düzenli de temizléndiğini ve evlerin dış duvarlarına yerleştirilen lambalarla caddelerin aydınlatıldığını . (120)</p>
<p><strong>Teravih Şerbeti</strong></p>
<p>Sultan Dördüncü Mehmed&#8217;in annesi Hatice Sultan&#8217;ıın, Galata köprüsünün başını süsleyen ve Sinan mektebinin bir şaheseri olan Yeni Cami&#8217;yi ve yanına da onun kadar muhteşem bir vakıf yaptırdığını<br />
116 kişinin vazife aldığı bu cami ve vakıfta, yaz ayları boyunca içine kar atılıp soğutmak suretiyle halka dağıtılıp bu iş için her sene yirmi bin akçe tahsis edildiğini<br />
Ayrıca Hatice Sultan&#8217;ın:<br />
&#8220;Bu vakfiye şartlarını her kim değiştirirse günahı onların üzerine olsun. Allah, duyuran ve bilendir&#8221; diye başlayan bu vakfiyesine: &#8220;Ramazanlarda, teravih namazından sonra, caminin üç kapısından Atina balından yapılmış şerbet dağıtılsın. Eğer Ramazan yaza rastlarsa şerbete kar konsun. Her sene şerbet için 3000 okkalık Atina balı alınsın ve her kapı için , her gece 33 okkalık baldan şerbet yapılarak ikişer şerbetçi tarafından cemaata dağıtılsın&#8221; diye hayır hasenat için yapılması gerekenleri yazdırdığını . (121)</p>
<p><strong>Misyonerler ve Sinsi Planları</strong></p>
<p>İzmir&#8217;e yerleşmiş ve Bergama, Marmaris ve Bodrum civarında maden işletmeciliği yapmakta olan<br />
İngiliz ailelerinden Percy Hatkinson&#8217;un II. Dünya Savaşı yıllarında, Cizvit papazlarıyla birlikte Türkiye aleyhine casusluk yaptıklarını.<br />
Bergama&#8217;da ele geçen bu casusluk şebekesinin belgeleri arasında, harpten evvel İsviçre&#8217;nin Friburg şehrinde toplanan Beynelmilel Hristiyan Misyonerler kongresinde alınan kararlar bulunduğunu . . .<br />
Bunların bir tanesinde: &#8220;Türkleri Hristiyan yaparmıyız. Bu is için sarfettiğimiz paranın yarısıyla onlara papaz yerine şantöz gönderelim. corription(fesat) yolu ile. Böylece zaafa sürüklenirler ve biz de kuvvetimizi artırırız. diye yazdırdığını. . (122)</p>
<p><strong>Osmanlı&#8217;nın Parlayan Kılıçları</strong></p>
<p>16. yüzyılın kudretli padişahı Yavuz Sultan Selimin huzuruna girerek yer öpüp itimatnamesini sunan Venedik elçisi Antonio Jüstiniani&#8217;ne ülkesine döndüğünde Padişahın nasıl biri olduğu hakkında bilgi istediğinde elçinin şaşkınlık içinde: &#8216;Kılıcı öyle parlıyordu ki yüzünü göremedim&#8221; diye itirafta bulunduğunu<br />
Elçinin bu itirafının daha sonraları Yavuz Selim tarafından öğrenilmesi üzerine Haşmetli Hünkarım,Paşalarım Osmanlının kılıcı parladığı sürece düşmanların başı daima önde olur. A m a Allah korusun bu kılıç kınına girer ve paslanmaya başlarsa o zaman bu kafalar yavaş yavaş dikilir ve birgün bize yukardan bakar dediğini&#8230; (123) Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>Japon İmparatoru ve AbdüIhamid Han</strong></p>
<p>Japon İmparatorunun Sultan Abdulhamid&#8217;den:İslam dininin bilhassa tefekkür, gaye, felsefe ve manevi terkibi üzerinde şahsen kendisine izahat vermek için japonca bilen yoksa tercihen İngilizce Fransızca ve Almancası kifayetli Osmanlı alimleri, istemesi üzerine. Ulu Hakanın çaresizlik içinde, karşı tarafa menfi müsbet arası, zaman kazandıran dolaylı bir cevap verdiğini&#8230;<br />
Abdülhamid Han&#8217;ın kalbinde yara olan bu hadise hakkın da, daha sonraları(sürgün yıllarında) Ali Fethi Bey&#8217;e: &#8220;Eğer ben, Japon İmparatorunun istediği kıymette din ve maneviyat şahsiyetleri bulabilseydim evvela kendi memleketimi kurtarırdım &#8221; dediğini&#8230;(124)</p>
<p><strong>İhtilal Mantığı</strong></p>
<p>Sık sık ihtilal yapılan Güney Amerika ülkelerinin birinde,batılı bir gazetecinin, kaldığı otelin müdürüne: &#8220;Burada niçin bu kadar çok ihtilal yapılıyor?&#8221; diye sorması üzerine otel müdürünün :<br />
&#8220;Anayasamıza göre herkesin devlet başkanı olmaya hakkı var. Bu yüzden her vatandaş bir defa devlet başkanı olmayı deniyor&#8221; diye cevap verdiğini. .(125)<br />
<strong>&#8220;Ruhu Batırmamak İçin&#8221;</strong></p>
<p>Yunan filozof ve ahlakçısı Sokrat&#8217;ın (M. Ö. 47 0-3991 hayranı olan zengin bir tüccarın, bütün serveti olan bir çuval altını bu filozofa bağışladığını&#8230;<br />
Tüccarın ölümünden sonra, vasiyeti gereği aldığı bir çuval altını, bir kayığa yükletip, denizin ortasına teker teker atan Sokrat&#8217;ın :<br />
&#8220;Ey para! İşte seni batırıyorum ki, benim ruhumu batırmayasın!&#8221; hikmetli sözünü2 söylediğini&#8230;(126)</p>
<p><strong>Kızılderililerin Ataları</strong></p>
<p>Kanadalı Tarihçi, Profesör Miss. Ethel G. Steward&#8217;ın 1987 yılında Türkiye&#8217;de düzenlenen tarih kongresinde sunduğu bildiride ve yazdığı &#8220;Cengiz Han&#8217;dan Amerika&#8217;ya Kaçış&#8221; isimli kitabında &#8220;Kızılderililerin atalarının Türk olduğunu &#8221; yazdığını. . .<br />
Kitapta anlatıldığına göre, 13.yüzyılda Orta Asya&#8217;daki Moğol baskısından kaçan bazı Türk boylarının iki koldan Alaska&#8217;ya ulaşarak oradan da kıtanın güneyine yayıldıklarını. . .<br />
Yine Steward&#8217;ın araştırmalarına göre Kızılderililer ile Türk boyları arasında gerek fiziki, gerek sosyolojik ve gerekse kültürel açıdan büyük benzerlikler bulunduğunu tesbit ettiğini&#8230;(127)</p>
<p><strong>Kızılderili Medeniyeti</strong></p>
<p>Sömürgeleştirmek gayesi ile gittikleri Kuzey Amerikada, Kızılderili kabilelerinin hayat tarzlarını ve kültürlerini araştıran bir misyonerin :<br />
&#8220;Son derece hayret uyandırıcı nokta şu ki karşılıklı münasebetlerde, medeni dünyanın alelade insanları arasın da görülemeyecek şekilde nazik ve lütufkarlar. Bu da şüphesiz, bizim kalplerimizdeki cömertlik şefkat hissini söndüren &#8216;benim , ve &#8216;senin&#8217; kelimelerinin bu insanların dilin de bulunmadığı için&#8221; diyerek itirafta bulunduğunu&#8230;(128)</p>
<p><strong>Gaflettekine İmdat</strong></p>
<p>Hazreti Mevlana&#8217;nın, müridi Siraceddin&#8217;in evinde misafir kaldığı gün sabaha kadar namaz kılıp Rabbine niyazda bulunması üzerine, müridinin: &#8220;Sultanım sabah oldu. bir nefes dinlenseniz&#8221; diye ricada bulunduğunu..<br />
Bunun üzerine Hz. Mevlana&#8217;nın:&#8221;İyi ama, eğer biz de uyursak, bunca uyuyana kim imdat edecek?&#8221; diye hikmetli bir cevap verdiğini&#8230;(129)</p>
<p><strong>Türk Vergisi</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nin l521&#8242;de Belgrad&#8217;ı, l522&#8242;de Rodos&#8217;u fethetmeleri ve 1526&#8242;da da Mohaç&#8217;ta büyük bir zafer kazanmalarının ardından batı dünyasında büyük bir panik yaşandığını&#8230;<br />
Çeşitli kentlerde toplanan Alman Meclisleri&#8217; nin (Reich stag) , Türklere karşı ordu toplayıp sefer düzenleyebilmek için &#8220;Türk Vergisi&#8221; adı altında yeni bir vergi konulmasını kararlaştırdıklarını. (130)</p>
<p><strong>İade-i Ziyaret</strong></p>
<p>Meşhur bir politikacımıza Fransa&#8217;da: &#8220;Siz Osmanlıların Viyana kapılarında ne işiniz vardı?diye sorması üzerine, o politikacımızın gayet veciz bir şekilde: &#8220;Haçlı seferlerinin iade-i ziyaretiydi diye cevap verdiğini &#8230;(131)</p>
<p><strong>Paspas</strong></p>
<p>Sultanüş-şuara Necip Fazıl Kısakürekin yürekten bağlı olduğu Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretlerine:<br />
&#8220;Efendim! Ben kurtulacak mıyım?&#8221; diye sorması üzerine Arvasi Hazretleri&#8217;nin :<br />
&#8220;Bir gemi giderken, paspas da içinde gider. Yeterki o geminin içinde ol Necip!&#8217;diye cevap verdiğini&#8230;(132) Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>Sibirya&#8217;ya Sürgün</strong></p>
<p>Tarihin en korkunç emirlerinden birinin 1799 yılında Rus Çar&#8217;ı I Paul tarafından verildiğini&#8230;<br />
Bir sabah, önünde resmi geçit yapan birliğin yürüyüşünü beğenmediği için: &#8220;Sibirya&#8217;ya marş marş!&#8221; diye emir verdiğini ve dörtyüz kişilik bu birlikten bir daha haber alınamadığını&#8230; ( 133)</p>
<p><strong>Keçeli Beni Orman Korucusu mu Yaptın?&#8221;</strong></p>
<p>Bediüzzaman Hazretleri&#8217;nin Barla&#8217;da Nur risalelerini telif ettiği yıllarda, Bedre yakınlarındaki bir korulukta yangın çıkması üzerine orada bulunan Sıddık Sabri Efendi&#8217;nin yangını söndürmek için çok uğraştığını&#8230;<br />
Yangının sönmemesi üzerine sırtındaki Üstadı&#8217;ndan yadigar olan cübbeyi çıkartan Sabri Efendi&#8217;nin, onu alevlere doğru savurup yandan da: &#8220;Yak işte yakabilirsen bu Bediüzzaman&#8217;ın cübbesi&#8221; diye haykırdığını ve ardından alevlerin yavaş yavaş azalarak söndüğünü&#8230;<br />
Daha sonraları bu hadisenin Bediüzzaman Hazretleri&#8217;ne intikal ettirilmesi üzerine, Nurlu Üstad&#8217;ın tebessüm buyurarak Sabri Efendi&#8217;ye: &#8220;Keçeli beni orman korucusu mu yaptın!diye latifede bulunduğunu&#8230; ( 1 34)</p>
<p><strong>Miskinler Tekkesi</strong></p>
<p>Sari ve tehlikeli bir hastalık oluşundan dolayı, toplum tarafından istiskal görerek tecrid edilen cüzzamlılara, Osmanlı vakıf medeniyetinin şefkat elini uzatarak, onlar için . . her türlü bakım ve görümünün yapıldığı miskinhaneler kurduğunu&#8230;<br />
Bunların ilkinin de, 1421-1451 seneleri arasında Edirne&#8217;de II. Murat tarafından yaptırıldığını ve buralara &#8220;Miskinler tekkesi &#8221; denildiğini&#8230;(135)</p>
<p><strong>Son Halife Abdülmecid Han&#8217;ın İnkisarı</strong></p>
<p>Son halife Abdülmecid Han&#8217;ın, Osmanoğulları&#8217;nın yurt dışına Sürülmesi ile ilgili çıkartılan kanun gereğince apar topar İstanbul&#8217;dan çıkartılmasına müteakip ziyaretine gelen bir dostunun kendisine Halife Hazretleri!&#8221; diye hitap etmesi üzerine, Abdülmecid Han&#8217;ın büyük bir inkisar içinde:<br />
&#8220;Bizim hilafetmeablığımız artık kalmadı. Bir gece apar topar hanedanımızın altıyüz sene hükümdar olduğu bir memleketten kovulduk. Kim derdi ki, Fatihlerin, Yavuzların, Kanunilerin torunları, çamaşırlarını bile alamadan yolcu edilecekler&#8217; dediğini. .(136)</p>
<p><strong>Akif ve Destanı</strong></p>
<p>Mehmet Akif merhumun:<br />
&#8220;Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer<br />
Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor tevhidi Bedr&#8217;in arslanları ancak bu kadar şanlı idi.&#8221;<br />
diyerek başlayan muhteşem Çanakkale Destanı&#8221;nı yazmadan önce ellerini Yüce Dergah&#8217;a açıp:<br />
Allahım! Bana, bu aciz kuluna, bu destanı yazma imkanı bahşet&#8230; Bu ulvi vazifeyi bana nasib et. Sonra canımı al. Ya Rabbi!.. Bana bu lütfu çok görme. İn&#8217;am ve ikramının hazinesinden bu aciz kulunun şu duasını barigah-ı uluhiyetinde kabuleyle!..&#8221; diye gözyaşları içinde dua dua yalvardığını. .(137)</p>
<p><strong>Asla Dönüş</strong></p>
<p>Pakistanlı iş adamı Abdullah Delhi&#8217;nin Sovyet havayolları ile seyahat ettiği<br />
esnada uçakta namaz vaktinin girmesi üzerine<br />
hosteslerden birini çağırıp namaz kılması için kendisine bir yer göstermesini istediğinde hostesin ancak kaptan pilotun yanında müsait bir yer bulabildiğini ve Abdullah namazını bitirip Rus pilotu ile göz göze geldiğinde, pilotun gözlerinden yaşlar süzülmekte olduğunu görüp de sebebini sorması üzerine pilotun: 4-5 yaşlarında iken babam da senin yaptığın gibi bir şeyler yapardı. Bunun namaz olduğunu şimdi anladım ve birden hem babamı, hem de dinimin ne olabileceğini düşündüm<br />
Din konusu ile alakalı bugüne kadar bana hiçbirşey anlatılmadı. Ancak şu anda düşündüm ki, babam, senin yaptığın gibi namaz kıldığına göre Müslüman olmalı. Dolayısı ile benim aslım da Müslüman olabilir. Yılardır içimde bir düğümdü bu. Ama ilk defa namaz kılan birisini, sizi görünce kafamdakiler çözülmeye başladı. Bunun üzerine gideceğim ve aslımı araştıracağım. &#8221; dediğini&#8230;(138)</p>
<p><strong>Trablusgarp Mücahitleri</strong></p>
<p>Trablusgarp Savaşı,nda Osmanlı askerlerinin arasında bulunmuş olan Fransız gazetecisi Georges Lemo nun gördükleri karşısında hayretler içinde kalarak:<br />
Türk subayları içinde on iki kez yaralanmış olanlar vardı. Müthiş birşey kendileri ile konuştuğum zaman edindiğim intiba şu oldu:<br />
Türk subaylarında yenmek ve ölmek duygusu, cinnet derecesine varmış bir istek halinde yaşıyordu&#8221; diye hatıralarında intibalarını yazdığını&#8230; (139)</p>
<p><strong>&#8220;Çadır İçinden Savaş İdare Etmeyüz&#8221;</strong></p>
<p>Merc-i Dabık Savaşı öncesi Büyük Hünkar Yavuz Sultan Selim&#8217;in ordusunun önünde askerleriyle beraber göğüs göğüse çarpışmak için atını ileri doğru mahmuzlaması üzerine, sadrazam Sinan Paşa&#8217;nın padişahın ellerine sarılıp:<br />
&#8220;Şevketlü hünkarım, olmaya ki heyecana gelir, kendinizi ateşe atarsınız, yüreğimiz dilhun olur&#8221; diye gitmemesi için yalvardığını&#8230;<br />
Alem-i İslam&#8217;ın birliğini sağlama adına hayatı at sırtında geçmiş olan bu büyük dava adamının bunun üzerine: &#8220;Biz cennetmekan Fatih Sultan Mehmet Han,ın torunuyuz, çadır içinden savaş idare etmeyüz&#8221; diye haykırdığını. . .(ı40) Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>Halkını Düşünen Gerçek Devlet Adamı</strong></p>
<p>Okkası 30 paraya satılan ekmeğin fiyatına 10 paralık bir zam yapmak isteyen fırıncıları huzuruna çağıran müşfik sultan Abdülhamid Han&#8217;ın onlara:<br />
Siz yine ekmeği 30 paraya satmaya devam edin. Sattığınız her ekmek için istediğiniz 10 parayı ben vereceğim.<br />
Çünkü bir memlekette ekmek fiyatına zam yapılırsa, bunu bütün zaruri ihtiyaçların pahalılaşması gibi bir hareket kovalar ki, halkımız bundan büyük ızdırap çeker&#8221; diyerek, halkını gerçek manada düşünen bir devlet adamlığı örneği sergilediğini. . .(141)</p>
<p><strong>İbret</strong></p>
<p>Mevlevilerin piri Mevlana Hazretleri&#8217;nin vefat tarihi olan ve &#8216;İbret&#8221; kelimesinin ebcet değerine tekabül eden Hicri 672 tarihinin; &#8220;İbret, İbret&#8221; diye iki defa tekrarının 672+672=1344(Hicri)/ 1925(Miladi) tekkelerin kapatıldığı Miladi 1925 &#8221; tarihine tekabül ederek enteresan bir tarih cilvesi oluşturduğunu. . .(142)</p>
<p><strong>Yavuz Çocuk</strong></p>
<p>Yavuz Sultan Selim&#8217;in asıl isminin &#8220;Selim &#8221; olmasına karşılık çocuk iken çok hareketli yerinde durmayan, cevval bir yapıya sahip oluşundan dolayı kendisine &#8220;Yavuz&#8221; lakabının takıldığını. . .<br />
Bu çelik çavak çocuğun idman yaparken kafesten uçurulan güvercinleri, çift elle fırlattığı hançerlerle havada vurduğunu. . .(143)</p>
<p><strong>Sultanlık Stajı</strong></p>
<p>Osmanlı Şehzadelerinin küçük yaşlardan itibaren, ileride devleti yönetebilecek şekilde çok ciddi bir eğitime tabi tutulduklarını ve buluğ çağına gelince de (yani günümüz nesillerinin sokakta çember çevirdikleri bir yaşta) bir nevi &#8220;sultanlık stajı&#8221; anlamına gelen önemli vilayetlerin başına Sancakbeyi olarak tayin edilip devlet idaresini tatbiki şekilde öğrenmelerinin sağlandığını . . .<br />
Böylece ilerisi için onlar devleti tanırken, devletin de onları tanıma fırsatı bulduğunu. . .(144)</p>
<p><strong>Türklerin Korkutan Hatıraları</strong></p>
<p>Çarlık Rusyası&#8217;nın Balkanlar&#8217;ı Osmanlı&#8217;dan koparmak gayesi ile Balkan milletlerine gizliden gizliye silah dağıtıp, bir yandan da fitne tohumları ekerek ayaklandırmaya çalıştığını&#8230;<br />
Bu iş için vazifelendirilen Rus generali Çirnayev&#8217;in 1877 yılında Bulgaristan&#8217;dan Çar&#8217;a gönderdiği gizli raporda &#8220;Buralarda hiç yoktan ordular meydana getirdim. Bu askerleri ölüme sevkediyorum. Fakat bu insanları sendeleten bir engel var Türklerin yaşayan hatıraları! Ölümden korkmayanlar bu hatıralardan korkuyorlar. Yalnız Türkleri değil, onların tarihlerini de yenmek lazım.<br />
Onlarda herhalde bir sihirbaz zekası var. Bir değil birkaç istila bile, onların iliklerine işleyen gizli üstünlüklerini yıkmaya bence kafi gelmeyecektir&#8221; diye yazarak oldukça ibretli bir itirafta bulunduğunu&#8230;(145)</p>
<p><strong>Kervansaraylar</strong></p>
<p>Osmanlıların, yaptıkları her işte Allah&#8217;ın rızasını gözetme düşüncesinin bir eseri olarak, yolcuların istifade etmeleri için, o zamanın şartlarına göre bir günlük yolculuk mesafesi olan 50_60 kilometre aralıklarla kervansaraylar inşa ettiklerini&#8230;<br />
Bu kervansaraylarda ırk, din, millet ayrımı gözetmeksizin herkesin misafir kabul edilip üç gün müddetle ücretsiz yedirilip, içirilip hayvanlarına bakıldığını . .-.<br />
Yolcuların istirahattan sonra, sabah mehteran eşliğinde uğurlandığını ve uğurlama esnasında kervansaray vazifelilerinin &#8220;Ey ümmeti Muhammed! Canınız, malınız tamam mıdır?&#8221; diye nida etmesi üzerine yolcuların da: &#8220;Cümlesi tamamdır, Cenabı Hakk, hayrat sahibine rahmet eyleye diye karşılık vererek dualarla yolcu edildiklerini&#8230;(146)</p>
<p><strong>Yedi Ben</strong></p>
<p>Yavuz Sultan Selim Han&#8217;ın doğumundan az bir zaman önce babası ll. Bayezid&#8217;in sarayına gelen bir dervişin:<br />
Bugün bu hanedandan bir erkek çocuk dünyaya gelecektir ve babasının yerine geçecektir. Vücudunda yedi ben bulunacaktır ve onların miktarınca alişan beylere galebe edecektir diyerek ortadan kaybolduğunu.<br />
Hakikaten de Yavuz Sultan Selim&#8217;in altı yıl gibi kısa süren hükümdarlık döneminde yedi tane devleti yeryüzü haritasından sildiğini. . .(147)</p>
<p><strong>Bir Siyaset Dahisinin Ölümü</strong></p>
<p>Devrinin en buhranlı döneminde devraldığı Osmanlı Devleti&#8217;ni 33 yıl süreyle dahice politikalar takip ederek yöneten Ulu Hakan Abdülhamid Han a .kıblesi batıya ayarlı yerli aydınlarca birçok iftiralar atılıp batılı ağzıyla &#8220;kızıl sultan&#8221; denmesine karşılık dönemin İngiltere Hariciye Nazırı Sir Edvvard Grey&#8217;in Sultan Abdülhamid&#8217;in vefatını öğrendiği zaman:<br />
&#8220;Ne büyük kayıp! Hasmımdı ama onun ölümü ile diplomasi mesleği artık şevkini kaybetti&#8221; dediğini&#8230;(148)</p>
<p><strong>Cihad Nişanları</strong></p>
<p>Kafkasya istiklal mücadelesinin efsanevi dava adamı Şeyh Şamil&#8217;in, bu mukaddes cihatda ölümü göze alarak büyük fedakarlıklar gösteren gazilerine hatıra olarak, hilal şeklinde ve üzerinde Arapça olarak :<br />
&#8220;Kılıç Cennet&#8217;in anahtarıdır.&#8221;, &#8220;Sonunu düşünen cesur olmaz&#8221; &#8220;Yiğide Cennet yeri açıktır&#8221; ve &#8220;Ecel gelmedikçe ölüm olmaz&#8221; yazan nişanlar hediye ederek taltif ettiğini&#8230;(149)</p>
<p><strong>Halkın Sağduyusuna Güven(!)</strong></p>
<p>27 Mayıs ihtilalinden sonra Cemal Gürsel Paşa&#8217;nın, Anayasa komisyonu başkanı 0rd.Prof Sıddık Sami 0nar&#8217;a: &#8220;Cumhurbaşkanı &#8216;nın tek dereceli ve halk tarafından seçilmesini temin edecek bir anayasa yapılsın&#8221; diye mesaj göndermesi üzerine Sıddık Sami Onar&#8217;ın:<br />
&#8220;Laikliği pekiştirecek tadilatı. yapalım, ama bu seçim usulünü getirecek olursak halk ya Said Nursi&#8217;yi seçer, yahut da onu destekleyen profesörü&#8230;&#8221; diye cevap vererek halka ne kadar güvendiklerini(!) gösterdiklerini&#8230;(150)</p>
<p><strong>Yavuz Sultan Selim&#8217;de Kulluk Şuuru</strong></p>
<p>Makedonya kralı Büyük İskender&#8217;in, Mısır&#8217;ı işgal ettiği zaman kendisinin Yunanlılar için haşa ilah kabul edilen Jüpiter yıldızından geldiğini iddia ederek, uluhiyet davasında Firavun&#8217;u taklit ettiğini . Buna mukabil Yavuz Sultan Selim&#8217;in, Mısır tahtına nail olduğu zaman :<br />
Mülk, Allah&#8217;ındır. şayet benim veya başka bir kimsenin yeryüzünde parmak ucu kadar toprağı olsa bu Allah&#8217;la ortaklık değil midir?&#8221; diyerek kulluk şuuruyla secde-i şükre kapandığını. . .(151) . . .</p>
<p><strong>Gazneli Mahmüd&#8217;da Mana Buüdu</strong></p>
<p>İ&#8217;la-yı Kelimetullah için durup dinlenmeden arka arkaya yaptığı seferler ile tevhidin bayrağını Hindistan içlerine kadar ulaştırarak tarihin kaydettiği ender komutanlardan biri olan Gazneli Mahmud&#8217;un, maddenin fatihi olduğu kadar mananın da fatihi olduğunu&#8230; .<br />
Her gece üzerindeki padişahlık elbisesini çıkartıp eski bir elbise giyerek sabaha kadar kulluk şuuruyla Rabbine yalvarıp yakardığını ve kendini daima kusurlu görüp ;<br />
Ben ne emreden sultan, ne büyük bir fatihim, Bu dergaha yüz süren, zavallı bir fakirim.<br />
Elimden, amelimden hiçbirşey hasıl olmaz Ancak Sen&#8217;in lütuf elin, inşaallah olur yarim.&#8221; diyerek Yüce Mevla&#8217;dan mağfiret dilendiğini&#8230; (152)</p>
<p><strong>Nurdan Zülmete</strong></p>
<p>Batılı sömürgeci ülkeler tarafından vatanımızın dört bir yandan kuşatılarak Türk milletinin kaderinin tayininin söz konusu olduğu İstiklal Savaşı&#8217;nın o kan kokulu günlerinde :<br />
Her çehre bize yabancı<br />
Bari Sen bir parça acı<br />
Süründürme altın tacı<br />
Bize yardım et Ya Rabbi!&#8230;&#8221; diyerek Kabe&#8217;ye yönelip Rabbine yalvaran şair Kemaleddin Kamu&#8217;nun, savaş sonrası Cumhuriyet döneminde ise:<br />
&#8220;Ne örümcek ne yosun<br />
Ne mucize ne füsun<br />
Kabe Arab&#8217;ın olsun<br />
Bize Çankaya yeter&#8230;&#8221; diyebilecek kadar özünden uzaklaşıp değerlerimizi yitirerek tefessüh ettiğini. . .(153)</p>
<p><strong>Toprağın Bereketi Artar</strong></p>
<p>Bir yazarımızın askerlik yaptığı yıllarda Gaziantep&#8217;de bir köylünün tarlasında tank manevrası yapmak zorunda kalıp daha sonra tarla sahibinden özür dilediğini ve o Anadolu köylüsünün bütün samimiyetiyle :<br />
Ayıp ettin yeğen&#8230; Devletin tankının tarlamızı çiğnemesi bizim için şereftir. Toprağımızın bereketi artar diye cevap verdiğini (154)</p>
<p><strong>Dilim Bu Özelliğni Kaybetmesin !</strong></p>
<p>Bediüzzaman Hazretleri&#8217;nin talebelerinden rahmetli Zübeyr Gündüzalp&#8217;in tam bir dava şuuru ve sadakati içinde: Kardeşim ben hasta olduğum ve Üstad&#8217;ı kimseye anlatamadığım zamanlarda, odamdaki eşyalara Üstad&#8217;ı anlatırım. Ta ki dilim bu özelliğini, bu kabiliyetini kaybetmesin.&#8221; diyerek eşsiz bir bağlılık örneği gösterdiğini&#8230;(.155)</p>
<p><strong>Neuzü Billah</strong></p>
<p>Timur&#8217;un, Nasreddin Hoca&#8217;yı huzuruna çağırıp onunla sohbet ederken bir ara:<br />
&#8220;Abbasi halifelerinin isimlerinin sonunda &#8216;Allah&#8217; lafzı da var. Kimine el-Mu&#8217;tasım Billah, kimine, el-Mütevekkil Alellah ve kimine de el-Kaim Biemrillah deniliyor. Bu lakaplar bizim için de adet olsa acaba bana ne isim yaraşırdı diye sorması üzerine Nasreddin Hoca&#8217;nın büyük bir pervasızlık ve hazırcevaplılıkla:<br />
Neuzü-Billah!(Allah &#8216;a sığınırız) lakabı yakışır.&#8221;diye cevap verdiğini&#8230;(156)</p>
<p><strong>Milli Şahlanışın Ruhuna Tükürmek</strong></p>
<p>Kendi yaşadığı dönemde de kız öğrencilerin başörtüsü takmaları yüzünden üniversitelere alınmaması üzerine, merhum Necip Fazıl Kısakürek&#8217;in bu haksızlığa:<br />
Bir kız öğrenciyi, başını örttüğü için tahsil hakkından mahrum etmek İstiklal Savaşı başlarında ve Maraş&#8217;ta düşmanlar tarafından başörtüsü çekilip düşürüldüğü için başlayan milli şahlanışın ruhuna tükürmektir&#8221; diye yazarak kalemini kılıç gibi kullandığını&#8230;(157)</p>
<p><strong>84&#8242; lük Bedbaht</strong></p>
<p>Çıkardığı dergileri kapatıp, kendisini hapishane hapishane dolaştıran bir iktidarın en üst makamındaki bir şahıs için, Necip Fazıl merhumun:<br />
&#8220;Bundan üç çeyrek asır önce Tophane&#8217;de talebeyken zabitleri görsün de iyi not versinler diye seccadesini koridora atıp namaz kılan çeyrek asır önce de başbakanına, gazetelere tamim edilmek üzere: &#8216;Allah ve ahlaktan bahsetmek yasaktır&#8217; emrini dikte ettiren seksendörtlük bedbaht&#8221; dediğini. . .(158)</p>
<p><strong>Diyojen ve İnsanın Kıymeti</strong></p>
<p>Yunan-Pers savaşları sonunda esir edilen Pers (İran) askerlerinin Atina meydanında satılığa çıkarılması üzerine, esirlerin üzerindeki göz kamaştırıcı elbiselerin bir çırpıda satılmasına karşılık, esirlere alıcı çıkmaması üzerine, orada bulunan Diyojen &#8216;in düşünceli düşünceli :<br />
&#8220;İnsan ne garip mahluk! Arızi meziyetler üzerinden sökülüp atılınca kendisi on para etmiyor&#8221; dediğini (159)</p>
<p><strong>Hamid ve Hamit</strong></p>
<p>Latin harflerinin kabulüyle birlikte isminin &#8220;Hamit &#8221; diye yazılmasına müthiş tepki gösteren şair Abdülhak Hamid&#8217;in:<br />
&#8220;Ömrümün sonunda ismimin sonuna bir de&#8217; it&#8217; taktılar&#8221; dediğini. . .(160)</p>
<p><strong>Cahız&#8217;da İlim Aşkı</strong></p>
<p>Büyük alim Cahız&#8217;ın (vefatı 255/868) ilim aşkıyla yanıp tutuştuğunu kitap satın alıp okumaya para yetiştiremediği için, kitapçı dükkanlarını kiralayıp, gece üzerinden kilitleterek sabaha kadar kitap okuyarak ilmini geliştirmeye çalıştığını.. . (161)</p>
<p><strong>Batılıların Gerçek Yüzü</strong></p>
<p>Aşırı beslenme sonucu her yıl binlerce insanın hastalanıp tedavi gördüğü batı ülkelerinden biri olan Almanya&#8217;da, Stern dergisinin okuyucuları arasında yaptığı bir araştırmada sorduğu: Devletinizin hangi giderlerinin azaltılmasını istersiniz? sorusuna. Almanların % 68&#8242;lik bir çoğunluğunun:Üçüncü dünya ülkelerine yapılan yardımların cevabını verdiğini&#8230; Yine dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan İsviçre&#8217; de yapılan bir referandumda sorulan:&#8221;Üçüncü dünya ülkelerine<br />
yapılan seksen milyon dolarlık bir yardım yapılmasını onaylıyor musunuz?&#8221; sorusuna İsviçrelilerin % 56&#8242;sının &#8220;Hayır diye cevap vererek ne kadar insan sevgisi ile dopdolu( ! ) olduklarını gösterdiklerini. . .(162)</p>
<p><strong>Bayezid Cem Kardeşler</strong></p>
<p>Fatih Sultan Mehmed Han&#8217;ın aniden vefat etmesi üzerine, Osmanlı tahtına oturan II. Bayezid&#8217;in hükümdarlığını kabullenemeyerek isyan bayrağını açan kardeşi Cem Sultan&#8217;ın, ağabeyine :<br />
&#8220;Sen bister-i gülde yatasun şevk ile handan Ben kül döşenem külhan-r mihnette sebeb ne?<br />
diye sitem dolu bir beyit yazması üzerine, Ağabeyi Sultan II Bayezid&#8217;in de:<br />
&#8220;Çün ruz-ı ezel kısmet olunmuş bize devlet Takdire rıza virmiyesün böyle sebeb ne?<br />
Haccül-Harameynüm diye ben davi kılursun Bu saltanat-ı dünyeviye bunca taleb ne? &#8221; diye hikmetli bir cevap verdiğini&#8230;(163)</p>
<p><strong>Ufuk Farkı</strong></p>
<p>1877&#8242;de İstanbul&#8217;a gelen Avusturya-Macaristan büyükelçisi Viktor Graf Dubsky&#8217;nin önce Bab-ı Ali&#8217;deki hükümet erkanı ile görüşüp ardından da Sultan II. Abdülhamid ile görüştüğünü ve bu görüşmelerden sonra Abdülhamid Han hakkındaki düşüncelerini :<br />
Hayret verici birşey ama doğruydu. Devlet erkanı sadece kısa mesafede ileri görebiliyordu Geniş zaviyeli bir ihata kabiliyetleri yoktu. Abdülhamidin ise aksine fazla ihata niteliği vardı. Bu zıtlık telafi edilemezdi. Edilemeyince de devlet idaresinde başlayan aksaklıklar ileride daha vahim sonuçlar verecekti. Biz bunları iyi kullanmalıydık&#8221; diye hatıralarında yazdığını&#8230; (164)</p>
<p><strong>Osmanlı&#8217; da Fikir Hürriyeti</strong></p>
<p>Osmanlı medreselerinde öğretimini tamamladıktan sonra icazetini yani diplomasını alan yeni müderrislerin, hocalarının elini öptükten sonra isterlerse biraz evvel saygıda kusur etmedikleri hocalarının düşüncelerinden farklı fikirleri müdafaa edebildiklerini. . .<br />
Onları bu eğitim ve fikir hürriyetinden mahrum edebilecek hiçbir makamın olmadığını.. (165)</p>
<p><strong>Dinden Bahsetmenin Yasak Olduğu Devir</strong></p>
<p>1945 yılında Matbuat Umum Müdür Muavini İzzettin Nişbay&#8217;ın dönemin gazetelerinde tek tük dini muhtevalı yazılar görülmesi üzerine İstanbul gazetelerine:<br />
&#8220;Gazetelerinizin son günlerdeki neşriyatı arasında dinden bahseden bazı yazı mütalaa ima ve temsillere rastlanılmaktadır Bundan sonra din mevzuu üzerindeki gerek tarihi, gerek temsili ve gerekse mütalaa kabilinden olan her türlü makale, fıkra ve tefrikanın neşrinden kaçınılması ve başlanmış olan bu gibi tefrikaların en geç on gün içinde nihayetlendirilmesi&#8230; diye yazılı tamim yolladığını&#8230;(166)</p>
<p><strong>İbni Cevzi nin Vasiyeti</strong></p>
<p>Büyük alim İbni Cevzi&#8217;nin, tedris, telif ve fetva ile dolu dolu yaşadığı ömrünün tek anını bile boşa geçirmeyip, bazısı yirmi cildi bulan 340&#8242;dan fazla eser vererek, kitap yazmadık hiçbir ilim dalı bırakmadığını &#8211; ve yazmış olduğu eserlerinin toplamı ömrünün günlerine bölündüğünde bir güne dört defter(forma)düştüğünü&#8230;<br />
İbni Cevzi&#8217;nin, bu ilimlerle içli dışlı geçen ömrü boyunca, bıraktığı birbirinden kıymetli eserleri yazarken kullandığı kalemlerin yontulmasından ortaya çıkan talaşları biriktirip, bu talaşların vefatında gasıl suyunun ısıtılmasında kullanılmasını vasiyet ettiğini .<br />
Bu büyük alimin vefatında vasiyeti yerine getirilerek biriktirdiği talaşların gasıl suyunu ısıtmaya kafi geldiğini&#8230;(167)</p>
<p><strong>Yunus Nadi&#8217; nin Kulakları</strong></p>
<p>Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi&#8217;nin ortak olduğu bir şirketin, Müdafaa-i Milliye&#8217;ye çürük eğer ve koşum takımları satması üzerine Millet Meclisi&#8217;nde hakkında soruşturma açıldığını, fakat Yunus Nadi&#8217;nin birçok eşikleri öpmekle bin bela bu işten yakasını kurtarabildiğini&#8230;<br />
Bu devleti dolandırma hadisesi üzerine Reis-i Cumhur Mustafa Kemal&#8217;in kendisini çağırarak:<br />
&#8220;Yunus Nadi Bey, hangi Yahudi şirketini tetkik etsek.<br />
kulakların o şirketin arkasında görünüyor. Sen, Cumhuriyet gazetesini çıkaracak şahsiyet değilsin. Yarından itibaren gazeteyi çıkarmayacaksın. Aksi takdirde seni toprak altı ederim &#8221; dediğini&#8230;(168)</p>
<p><strong>Osmanlı Devleti ile Ticaret Yapmanın İmtiyazı</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nin, kurmuş olduğu muhteşem devlet sistemini, tekke-medrese-kışla sacayağı üzerine sağlam bir şekilde oturtup, doğruluk ve adalet üzerine cihana ışık saçtığını . . .<br />
Osmanlı tesirinin dört bir yanda hissedildiği bu günlerin birinde Hollanda Ticaret Odası&#8217;nda bir karar alınırken, oyların eşit çıkması halinde, ticaret odası başkanının karar verebilmek için:<br />
&#8220;İçinizde Türklerle alış veriş eden var mı?&#8221; diye sorduğunu ve herhangi birinden &#8220;evet&#8221; cevabı alınca da onun oyunu iki oy yerine kabul edip kararı neticelendirdiğini&#8230;(169)Biliyor muydunuz.?</p>
<p><strong>Mazi ile Alakasını Kesenler</strong></p>
<p>Hamdullah Suphi Tanrıöver&#8217;in tek parti hükümetinin Maarif Vekilliği&#8217;ni yaptığı yıllarda, yabancı bir heyete Süleymaniye Camii&#8217;ni gezdirdikten sonra misafirlerin Kanuni Sultan Süleyman &#8216;ın türbesini ziyaret etmek istediklerini&#8230;<br />
. Memleketteki bütün türbeler 30.11.1925 tarih ve 677 sayılı kanunla kapatıldığı için, Hamdullah Suphi&#8217;nin bu yabancı misafirlere kaçamak cevaplar verdiğini, fakat sonunda: &#8220;Bir müddet mazi ile alakamızı kesmek istedik. Onun için türbeleri kapattık&#8221; diyerek gerçeği açıklamak zorunda kaldığını&#8230; Misafirlerin &#8220;Ciddi mi söylüyorsunuz?&#8221; diye hayretler içinde kalıp, ardından da oldukça ibretli bir şekilde:<br />
Tarihi olmayan milletler tarih huzurunda esatir ve efsane &#8221; , uydurarak kendilerini tatmin ederler. Sizin ise büyük bir tarihiniz var. Bu tarihi yapanların türbelerini nasıl kapatıyorsunuz?&#8221; diyerek Hamdullah Suphi&#8217;yi yerin dibine batırdıklarını. . . (170)</p>
<p><strong>İlim Uğruna</strong></p>
<p>Büyük alim İbn-i Teymiye&#8217;nin(1263/1328), kitap okumaya başlamadan önce beline kadar uzayan örgülü saçlarını duvardaki bir çiviye asıp öyle kitap okumaya başladığını&#8230;<br />
Uykusu gelip de başı önüne düştüğünde çiviye asılı saçlarının canını yakarak kendisinin uyumasına engel olduğunu&#8230;<br />
Bu ilim aşıkının, böyle azimli çalışmaları neticesinde vefat ettiğinde ardında bin kadar muazzam eser bıraktığını&#8230;1171)<!--more--></p>
<p><strong>Beyaz Adamın Afrika&#8217;ya Yardımı</strong></p>
<p>Ünlü İtalyan film yönetmeni Marco Ferrari&#8217;nin &#8220;İşiniz İş Beyazlar&#8221; isimli filmiyle ilgili büyük yankılar uyandıran bir röportajında :<br />
&#8220;Avrupalıların Afrika&#8217;ya başlattıkları yardım seferberliği şeytanca bir tuzaktır ve bu yardım sömürgecilikten daha tehlikelidir. Bizim siyah kıtada artık yapabileceğimiz birşey yok. Çabuk terkedelim orayı ! Artık beyazların iktidarının sonu gelmiştir.<br />
Bizler ihtiyarların yoksulların Paris&#8217;te, Roma&#8217;da,Londra da zenci muamelesi gördüğü bir medeniyetin için de yaşarken, nasıl olurda Afrikalılara yardim etme iddiasında bulunabiliriz. Bugün, Afrikalı insanlara Yardım adı altında köpekler için hazırlanmış konserveler gönderilmektedir.<br />
Bizim medeniyetimizin ne olduğu görülüp bilinirken, tutup da yardımseverlikten bahsetmesi için insanın yüzsüz olması gerekir. Asıl yardıma muhtaç olanlar bizleriz&#8221; diyerek gayet ibretli bir şekilde batı medeniyetinin gerçek yüzünü gözler önüne serdiğini..(172)</p>
<p><strong>&#8220;Ya Rab! Beni Ameliyat Masasından Kaldırma&#8221;</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nin yıkılmaya yüz tuttuğu talihsiz bir döneminde 35. Osmanlı padişahı olarak tahta geçen Sultan Mehmed Reşad&#8217;ın ( 1 844- 1918) mesanesindeki bir rahatsızlıktan dolayı ameliyat olacağı zaman, kıbleye yönelip ellerini Ulu Dergah&#8217;a açarak:<br />
Ya . Rab! Milletimin ve memleketimin bütün mukadderatını hayırlara tahvil et! Eğer memleketim ve milletim için zararlı olacaksam beni bu ameliyat masasından kaldırma!&#8221; diyerek bütün samimiyetiyle Rabbine münacatta bulunduğunu. . .(173)</p>
<p><strong>Picasso ve İslam</strong></p>
<p>İslam dininin pek çok hikmete mebni olarak resme cevaz vermemesi neticesinde, Osmanlı&#8217;da daha çok hat sanatı, tezhib gibi, bugün dünyanın nofigüratif dediği sanatların geliştiğini . . .<br />
Avrupa ressamlarına bizim hat sanatı örneklerimiz gösterildiğinde, İspanyolların son büyük ressamı Pablo Picasso&#8217;nun(1881-1973):<br />
Varmayı düşündüğüm hedefe Müslümanlar beş yüz sene önce ulaşmış&#8221; diyerek hayranlığını ifade ettiğini. . .(174) Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>Bediüzzaman ve Resim Yasağının Hikmeti</strong></p>
<p>Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri&#8217;nin bir akşam üzeri İstanbul&#8217;un Sirkeci mevkiinde dolaşırken birdenbire bir gayr-i müslimin ona yaklaşıp elini tutarak:<br />
Dininizde resim niçin haramdır?&#8221; diye sorması üzerine Üstad Bediüzzaman,ın :<br />
İnsan, Allah&#8217;ın sikkesidir. Padişah ve kralların sikkelerinin taklidine kanuni yasak olduğu gibi, Allah&#8217;ın da sikkesini taklide şeri cevaz yoktur&#8221; diye veciz bir cevap verdiğini ve gayr-i müslimin de cevaptan çok memnun kalarak &#8220;bravo ! &#8221; deyip Bediüzzaman Hazretleri&#8217;nin elini sıktığını&#8230;(175)</p>
<p><strong>Kıyas</strong></p>
<p>Onuncu Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman ( 1495- 1566) döneminde Sivas vilayetimizin bütçesinin 20 milyon altın olduğunu . . .<br />
Buna karşılık yine aynı dönemde Fransa Birleşik Krallığı&#8217;nın bütçesinin 4 milyon altın ve Birleşik İngiltere Krallığı&#8217;nın bütçesinin de 3,5 milyon altın olduğunu&#8230;(176)</p>
<p><strong>Kitap Okumadan Geçen İki Gece</strong></p>
<p>Onuncu yüzyılın büyük alimlerinden Endülüslü İbn-i Rüşd ün ömrü boyunca kitap okumadan geçen sadece iki gecesinin&#8217; bulunduğunu&#8230;Bunlardan birinin evlendiği, diğerinin de babasının vefat ettiği gece olduğunu. . .(177)</p>
<p><strong>Veli Sultan</strong></p>
<p>Yavuz Sultan Selim Han Gazi&#8217;nin, İslamiyet&#8217;i tek bir bayrak altında toplamak gayesi ile çıkmış olduğu Mısır seferi sırasında, daha önceleri Cengiz ve Timur&#8217;un geçemeyip yüz geri döndükleri korkunç Tih çölünü mucizevi bir şekilde onüç günde geçtiğini. . .<br />
Bu geçiş esnasında askerinin önünde yaya vaziyette mütevazı bir şekilde iki büklüm olarak yürüyen Koca Yavuz&#8221;a vezirlerin: Hünkarım atınıza binseniz&#8221; demelerine karşılık, Büyük Sultan&#8217;ın gözyaşları içinde:Nasıl binerim&#8230; Görmüyor musunuz? Resulullah Efendimiz (sav) önümüzde bize yol gösteriyor&#8221; diyerek velayetinin ayan beyan ortaya çıktığını&#8230;(178)</p>
<p><strong>Osmanlı &#8216;ya İhanetin Cezası</strong></p>
<p>Meşhur Mısırlı İslam alimi Muhammed el-Gazali&#8217;nin, Mescid-i Aksa&#8217;nın işgalinin 25.yılı münasebetiyle Kahire&#8217;de verdiği bir konferansta :<br />
&#8220;Şu bir hakikat ki, Müslümanlar, Osmanlı hilafet devletine hıyanet ettiler. İngilizler, bir milyona yakın Mısırlıyı Osmanlı hilafet devletini parçalamak için aldılar ve Müslüman Türklere karşı onları kullandılar ve Türkler perişan oldu.<br />
Türkleri, ihanet eden Araplar perişan etti ve biz bu yaptığımız hıyanet ve ihanetin cezasını Filistin ve Mescid-i Aksa topraklarının İngilizlerin eline geçmesiyle çok pahalı ödedik, Filistin ve Kudüs elimizden çıktı&#8221; diyerek çok acı bir itirafta bulunduğunu ! (179)</p>
<p><strong>Arnavut Yemini</strong></p>
<p>Osmanlı&#8217;dan itibaren asırlardır topraklarımız içinde kalmış olan Balkanlar ve Rumeli&#8217;nde yaşayan kendi soydaşlarımıza dini milli kültürümüz adına gözle görülür bir yardım eli uzatmamamıza rağmen &#8220;Muhteşem Osmanlı!&#8221; düşüncesinin gönüllerden silinmediğini . . .<br />
Bugün Arnavutluk&#8217;ta &#8220;Türk&#8221; kelimesinin onlar için doğruluk, dürüstlük , yiğitlik, efendilik ve hakbilirlik manalarına geldiğini, . . .<br />
Hatta o kadar ki, bazı Arnavutların kendi aralarında bile yemin ederken: &#8220;Doğru söylemiyorsam Türk olmayayım!&#8221;diyerek birbirlerini inandırmaya çalıştıklarını. . .(180)</p>
<p><strong>Mahluk</strong></p>
<p>Yunus Nadi&#8217;nin, Ankara&#8217;da Yeni Gün isminde bir gazete çıkartarak Anadolu&#8217;daki Milli Mücadele hareketine destek verip devamlı M. Kemal&#8217;in lehinde yazılar yazdığını..<br />
Daha sonraları ise aleyhte yazılar yazması üzerine bu çarpıklığın sebebini anlayamayan Dr. Rıza Nur&#8217;un, işin hikmetini Mustafa Kemal&#8217;e sorması üzerine onun:<br />
&#8220;Haaa,o böyle bir mahluktur ki, aldığı yetmez. Arada bir avucu kaşınır. O vakit aleyhte yazar. Fakat son zamanlarda çok kaşınıyor. Matbuat idaresinin parası ve benim verdiklerim yetmiyor. Vire istiyor. Ne çare bunu böyle idare etmek lazım&#8221; dediğini. . (181)</p>
<p><strong>Ecdadın Vakıf Çağlayanı</strong></p>
<p>Yardım, şefkat ve sevgi hissinin ebedileşmesi arzusundan doğan ve diğergamlığın müesseseleşmiş şekli olan vakıf müesseselerimiz sayesinde cemiyetimizin yıllarca huzur içinde varlığını devam ettirdiğini . . .<br />
Bu ecdad vakıfları arasında:Kışın aç kalan kuşların beslenmesi, Bayram günlerinde şehir ve kasabalarda top atılarak çocukların sevindirilmesi,<br />
-Koyun cinsinin ıslah edilmesi,<br />
-Et fiyatlarının kış aylarında yükselmemesini sağlayacak tedbirlerin alınması,<br />
-Hasta ve garip göçmen leyleklerin bakım ve tedavi edilmesi,<br />
-Çalışan kadınlara sütanne bulunması,<br />
-Hac yolunda parasız kalanlara para dağıtılması,<br />
-Cami ve türbe duvarlarındaki ot ve yosunların temizlenmesi, -Ramazan-ı Şeriflerde camilerde hurma, zeytin gibi iftariyeliklerin dağıtılması,<br />
-Köy ihtiyarlarına elbise temin edilmesi,<br />
-Hamalların sırtlarındaki yükleri, üzerine koyup dinlendikten sonra kimsenin yardımına muhtaç olmaksızın sırtlanabilmeleri için mola taşları dikilmesi,<br />
Yüksek dağ ve geçitlerde kar ve tipiden korunmak için sığınak yapılması,<br />
Yaz aylarında sıcaktan bunalanlar için gölgelik yapılması ve icab eden yerlere su küplerinin konulması&#8230;gibi insanı hayretler içinde bırakan çok enteresan vakıfların olduğunu. . .(182)</p>
<p><strong>Bir Devrin İçyüzü</strong></p>
<p>Aziz ecdadımızın, öldükten sonra arkalarında bir sevap kapısı bırakmak düşüncesiyle binbir emekle yaptırdığı vakıf eserlerinin, bir dönemde sadece hava parası beşyüzbin lira yaparken yok pahasına , onsekiz liraya , Ermenilere kiraya verildiğini&#8230;<br />
Yapılan devrimlerden sonra &#8220;şapka inkılabına aykırıdır&#8221; gerekçesiyle o güzelim sanat eseri mahiyetindeki ecdad mezar taşlarımızın &#8220;fesli-sarıklı&#8221; olan baş kısımlarının kırdırıldığını. . .<br />
Koskoca İstanbul&#8217;da, namaz kıldırabilecek kadar dahi bilgiye sahip insan bulunamadığından bir dönemde<br />
Süleymaniye Camii&#8217;ne mahalle bekçisinin imam yapıldığını . .(183) Biliyor muydunuz.?</p>
<p><strong>Hak ve Batıl</strong></p>
<p>Fi Zilalil-Kur&#8217;an&#8221; tefsiri yazarı büyük alim Seyyid Kutub&#8217;a, idam edilmeden önce devrin başkanı Nasır&#8217;dan özür dilemesi istenildiğini ve bunu yaptığı takdirde bağışlanacağını söylediklerinde Seyyid Kutub&#8217;un tam bir dava adamına yaraşır şekilde : , Eğer bu idam kararı hak ise, ben bu hakka razı oluyorum. Yok eğer batıl ise, ben batıldan özür dileyecek kadar alçalmadım&#8221; diye müthiş bir cevap verdiğini&#8230;(184)</p>
<p><strong>Kardinalin Cuma Namazı</strong></p>
<p>Yunus Emre hakkında bir oratorya düzenlendiği zaman bunu dinleyen büyük şair Yahya Kemal Beyatlı&#8217;ya oratoryayı nasıl bulduğu sorulduğunda, Yahya Kemal&#8217;in: Kardinalin cuma namazı kıldırmasına benziyor&#8221; diye cevap verdiğini&#8230; (185)</p>
<p>İmam Malik&#8217;te İman Şuuru</p>
<p>Peygamber Efendimiz&#8217;in (sav): &#8216;Beni Allah&#8217;a yaklaştıran ilmimin artmadığı bir gün yaşayacak olsam, o günü hayırla geçirilmeyen bir gün sayarım&#8221; hadis-i şerifiyle amel etme şuuruyla zamanın hakkını vermeye çalışan İmam Malik Hazretleri, nin, yemek meselesinden dolayı kaybedeceği zamanı dahi hesap ederek def-i hacette geçecek zamanı asgariye indirme<br />
yollarını aradığını . . .Bu gaye ile üç günde bir defa helaya gidecek şekilde yemek yemeyi azalttığını&#8230;(186)</p>
<p><strong>Şaraplı İftar Yemeği Tarifi</strong></p>
<p>Tercüman gazetesinin genel yayın müdürlüğünü yapan solcu Oktay Verel&#8217;li günlerin birinde Ramazan vesilesi ile hazırlanan özel sayfanın &#8220;İftar Sofrası sütunundaki yemek tarifinde:<br />
500 gram kuşbaşı et, yarım bardak şarap bir kaşık tereyağı. .. vs. &#8221; diye yazması üzerine o dönemin Büyük gazetesini çıkaran Mehmet Şevket Eygi&#8217;nin: &#8216;Müslüman mahallesinde salyangoz mu satılıyor?&#8221; diyerek Tercüman gazetesini topa tutup, genel yayın müdürünü gazeteden ayrılmak zorunda bıraktırdığını . . . ( 1 87)</p>
<p><strong>Altından Nohutlar</strong></p>
<p>Fatih Sultan Mehmed&#8217;in Vezir-i Azamı Mahmut Paşa&#8217;nın, ilme hürmetinin ifadesi olarak devrin alimlerine haftada iki defa ziyafet verdiğini. . . Sofradaki Vezir-i Azam Mahmut Paşa&#8217; nın bu ziyafetlerde , pilavın içine önceden altından yapılmış nohut taklidi taneleri karıştırdığını ve bunlar kimin kaşığına isabet ederse ona hediye ettiğini. . .(188)</p>
<p><strong>Harem Yalanı</strong></p>
<p>Osmanlı Harem Hayatı hakkında yazılan eserlerin pek çoğunun ya tamamiyle uydurma veya çok eksik olduğunu&#8230;<br />
18.yüzyılda İstanbul&#8217;da bulunmuş olan İngiltere sefirinin eşi Lady Montagunun, &#8220;Şark Mektupları&#8221; isimli kitabında anlattığı Osmanlı Harem hayatı hakkındaki bilgilerin, yine bir batılı olan ve Türkiye&#8217;de yirmiüç yıl vazife yapmış olan Mareşal Moltke tarafından tekzib edildiğini&#8230; ( 1 89)</p>
<p><strong>Bağdat Fatihi&#8217;nin Mütevazı Hayatı</strong></p>
<p>Osmanlı padişahlarının en cihangirlerinden olan Sultan lV. Murad&#8217;ın savaşa giderken seferlerde, neferler gibi pek sade<br />
bir hayat yaşadığını Yemek hususunda bile askerinin karavanasına kaşık salladığını ve çok defa kırlarda atını eğerini başının altına yastık yaparak uyku ihtiyacını giderdiğini&#8230;(190)</p>
<p><strong>Günde Üç Yumurta Veren Tavuk</strong></p>
<p>Üstad Bediüzzaman Hazretleri&#8217;nin Barla&#8217;daki sürgün günlerinin birinde vakit akşama yaklaşırken elinde bir sopayla tavuk kovaladığını ve orada bulunan köy halkından bazılarının Üstad&#8217; a gelip tavuğu niçin kovaladığını sormaları üzerine, Bediüzzaman&#8217;ın gayet ibretli bir şekilde:<br />
&#8220;Bu tavuk dün iki tane bugün ise üç tane yumurta getirdi. Benim iktisat kaidemi bozuyor. Bu sebepten kovuyorum &#8221; cevabını verdiğini&#8230;(191)</p>
<p><strong>Bir Tarihi Yanlış Daha</strong></p>
<p>Osmanlı devlet ricalinin, giydikleri samur kürkten dolayı bazı tarihçilerin işin aslını ciddi araştırmadan Osmanlı&#8217;nın bu devinin sefahat dönemi olarak adlandırıp, adını Samur Devri &#8220;koyduklarını..<br />
Halbuki gerçekte ise, normalde giyilen kaftana kışın ısıtıcı olması için (bugün pardesülerde muflon kullanıldığı gibi) samur kaplandığını ve böylece soğuk rutubetli taş mekanlarda yaşayan o günün insanı için kış aylarında samurun bir nevi kalorifer vazifesi gördüğünü. . .(192)</p>
<p><strong>Milletin Sırtındaki Yük</strong></p>
<p>Sultan Mehmed Reşad&#8217;ın ortanca oğlu Şehzade Necmeddin Efendi vefat ettiğinde, padişahın yakınlarının büyük üzüntüye kapılmaları üzerine Sultan Reşad&#8217; ın tam bir tevekkülle :<br />
Bizler zaten milletin sırtında büyük bir yük halindeyiz. Ben bir evlad kaybettim, fakat millet bir yükten kurtuldu &#8221; dediğini&#8230;(193)Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>Hür Bir Esir</strong></p>
<p>17. yüzyılda Ruslarla yaptığı savaşı kaybederek Osmanlı Devleti&#8217;ne sığınan İsveç Kralı 12. Charles(Demirbaş Şarl)&#8217; ın, Türklerden gördüğü alicenaplık karşısında Poltava&#8217;da esir oluyordum. Bu benim için bir ölümdü. Kurtuldum Buğ nehri önünde tehlike daha kuvvetli olarak belirdi. Önümde su, ardımda düşman, tepemde ateşler püsküren güneş. . .<br />
Su beni boğmak, düşman beni parçalamak, güneş beni eritmek istiyordu, yine kurtuldum. Fakat bugün esirim. Türklerin esiriyim. Demirin, ateşin ve suyun yapamadığını onlar yaptılar, beni esir ettiler. Ayağımda zincir yok, zindanda da değilim. Hürüm ve istediğimi yapıyorum. Lakin yine esirim asaletin nezaketin esiriyim. Türkler beni işte bu elmas bağa sardılar. Bu kadar şefkatli , bu kadar yüksek kalpli, bu kadar asil ve bu kadar nazik milletin arasında hür bir esir olarak yaşamak bilseniz ne kadar tatlı&#8221; diyerek şükranlarını ifade ettiğini&#8230;(l94)</p>
<p><strong>Yirmi Yüzlüler</strong></p>
<p>Viranelerin yascısı&#8221; milli şairimiz Mehmet Akif Ersoyun cemiyetteki bozuklukları görüp, insanlar arasındaki münasebetlerdeki riyakarlık ve sahte tavırlar karşısında dayanamayarak:<br />
Artık iki yüzlüleri sever oldum çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım &#8221; diyerek hayıflandığını&#8230;.(195)</p>
<p><strong>450 Yıllık Çevre Nizamnamesi</strong></p>
<p>Çevremizin gitgide yaşanmaz hale gelip bunun ekolojik felakete yol açan neticelerinin hergün biraz daha fazla ortaya çıkmasıyla birlikte çevreyle ilgili haftalar tertip edip, hukuki düzenlemelerin gündeme yeni yeni gelmesine karşılık, Osmanlı Devleti&#8217;nin bizden tam dört buçuk asır önce, meselenin ehemmiyetini idrak ederek Çevre Temizliği Nizamnamesi &#8221; hazırlayıp uygulamaya koyarak problemi çözdüğünü. . .(196)</p>
<p><strong>Lüks Gemi ve Tuvalet</strong></p>
<p>Büyük şair Necip Fazıl Kısakürek&#8217;e sahilde rastlayan bir hayranının :<br />
Üstad, senin bütün mücadelelerin güzel, hizmetlerin eşsiz&#8230; Ama şu&#8230;. . &#8230;. tarafın olmasa!&#8221; diyerek tenkit etmesi üzerine Necip Fazıl&#8217;ın tebessüm ederek:<br />
Şu Boğaz&#8217;dan geçen lüks ve güzel gemiyi görüyor musun? Bak ne kadar lüks ve konforlu değil mi. İşte böylesine lüks geminin tuvaleti de vardır&#8221; cevabını verdiğini&#8230; (197)</p>
<p><strong>Abdülhamid&#8217;in Haremi</strong></p>
<p>ll. Abdülhamid Han&#8217;ın karısı Müşfika Sultan&#8217;ın, kocasının vefatından sonra ve kızının da Avrupa&#8217;ya sürgün gitmesi üzerine, İstanbul&#8217;da yıllarca yalnız yaşadığını&#8230;<br />
Ayşe Sultan&#8217;ın annesini defaatle Avrupa&#8217;ya yanına çağırmasına rağmen gitmediğini ve bunun sebebini soranlara:Efendim pek kıskançtı. Harem ağaları bile başlarını kaldırıp yüzüme bakmaktan men edilmişti. Avrupaya gittiğimi yüzümü yabancı erkeklerin gördüklerini kabrinde hissederse güceneceğini, azap duyacağını düşündüm. Onun için de kalbime taş basarak yıllar yılı dar-ı dünyada evladımın hasretine katlandım&#8221; diye ibretli bir şekilde cevap verdiğini. . .(198)</p>
<p><strong>Oğlumdan Devlet Sorumludur</strong></p>
<p>16 Nisan l992&#8242;de, polisin yaptığı bir operasyonda öldürülen Dev-Sol militanı Sinan Kukul&#8217;un babası Musa Kukul&#8217;un, gazetelere verdiği beyanatta: &#8220;Oğlum benim yanımdayken inanıyordu. Namazını kılıyordu. Onu devlete güvenip yatılı okula verdiğimde kaybettim<br />
Tavuk bile kesemeyen oğlum, nasıl bu yola düştü? Sormak istediğim devlet yatılı mekteplerinde okuyan bir çocuk nasıl oluyor da devlet aleyhinde yönlendirilebiliyor. Sinan &#8216;dan ben değil, devlet sorumludur&#8221; dediğini.. .(199)</p>
<p><strong>Bismark&#8217;ın Parlemento Anlayışı</strong></p>
<p>Alman birliğinin kurucusu büyük devlet adamı Prens Otto Von Bismark&#8217;ın(1815/1898), Sultan ll. Abdülhamid&#8217;in Meclis-i Mebusan&#8217;ı kapattığını öğrendiğinde, kendisine Padişah adına nişan getiren Ali Nizami Paşa&#8217;ya:<br />
İyi ettiniz de meclisi fesheylediniz. Bir devlet millet-i vahideden (tek bir miletten) teşekkül etmedikçe, parlemento o devlete ve millete yarardan çok zarar getirir&#8230; &#8221; dediğini. . .(200)</p>
<p><strong>Mehmet Akif ve Kalpak</strong></p>
<p>Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy&#8217;un Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarında Ankara&#8217;ya çağırıldığını ve orada halledilmesi gereken o kadar önemli mesele varken &#8220;kalpak &#8221; meselesinin görüşülmesi üzerine iyice canı sıkılan Akif&#8217;in: &#8220;Ben de bu adamların başımın içine bakacaklarını sanmıştım. Ama onlar tepesine baktılar&#8221; diye hayıflandığını. . .(201)</p>
<p><strong>Osmanlı&#8217;nın Adalet Şemsiyesi</strong></p>
<p>Kurtuluş Savaşı&#8217;ndan önceki İstanbul&#8217;un işgal yılları sırasında, birçok yerli Rum&#8217;un taşkınlıklar yaparak Türk düşmanlığını körüklemesine mukabil , İstanbul&#8217;da yıllarca Osmanlı&#8217;nın adalet şemsiyesi altında huzur içinde hayat sürmüş hakperest bir Rum olan Alerko Mandacı&#8217;nın, elinde tesbihi, başında fesi ile dolaşıp :<br />
&#8220;Ben bu fesin altında doğdum, bunun altında ölürüm!&#8221; diyerek soydaşı diğer Rumlara muhalefet edip onlarla yaka paça mücadele ettiğini . . . (202)</p>
<p><strong>Batıda Kilisenin Serveti</strong></p>
<p>Bugün Avrupa&#8217;da kiliseye kayıtlı olan milyonlarca insanın maaş, ücret veya gelir vergilerinden bir bölümünün kiliseye aidat olarak kesildiğini. . .<br />
Bu aidatların 1991 yılı toplamının sadece Almanya&#8217;daki karşılığının 15 milyar 700 milyon markı bulduğunu&#8230;<br />
Ayrıca Almanya&#8217;da aynı yıl kiliseden kaydını sildirenlerin sayısının 300.000 kişiyi bulduğunu. (203)</p>
<p><strong>Kadının Ruhu Var mı?</strong></p>
<p>16. Yüzyıl Avrupa&#8217;sında, kadınların ruhlarının olup olmadığı ve Cennet&#8217;e gidip gidemeyecekleri meselesinin Hristiyan çevrelerde durmadan tartışıldığını&#8230;<br />
Yine o dönemde bir üniversite hocasının, kadınların insan türünden olmadıklarını ispat etmek üzere Latince tezler yazdığını ve o dönemin kraliyet fermanlarında, kadınların dövülme meselesi ile alakalı olarak:<br />
&#8220;Dövme aletinin ucu keskin demir olmasın ve açılan yara da makul bir cezanın hudutlarını aşmış olmasın&#8221; diye hükümler yer aldığını&#8230; (204)</p>
<p><strong>Zekanın Böylesi</strong></p>
<p>Bediüzzaman Hazretleri&#8217;nin bir lütf-u İlahi olarak çok zeki bir yaratılışa sahip olduğunu&#8230;<br />
Bir defasında ikibinbeşyüz alternatifli bir ihtimal hesabını iki saat zarfında zihninden hesap edip çözdüğünü&#8230;<br />
Yine gençlik yıllarında giriştiği bir münazaradan sonra misafir kaldığı ev sahibine dert yanarak:<br />
Acem Ağa, bu adamlar benimle münazaraya girişiyorlar. Vallahi azim ben, yerden ta asumana kadar, buğday taneleri birbirine binip eklenseler, kaç tane edeceğini zihnim de hemen bulabilir çıkartabilirim&#8221; dediğini&#8230;(206)</p>
<p><strong>Osmanlı Saray Kadınları</strong></p>
<p>Tarihi hadiselere önyargılı bakan birçok batılı yazarın. Osmanlı kadınlarının saray hayatını kendi hayat felsefelerine göre değerlendirip,&#8221;kafes edebiyatı&#8221; çerçevesinde senaryolaştırmasına mukabil, yıllarca İstanbul&#8217;da yaşayan&#8221;Muhteşem İstanbul&#8221; kitabının yazarı Gerard de Nerval&#8217;in Osmanlı saray kadınları hakkında :<br />
&#8220;Saray kadınlarına gelince, bunların gerçekten birer alim olduklarını söyleyebiliriz ve bu sözümüzde mübalağa yoktur. Çünkü saraya giren her kadın, tarih, edebiyat. müzik, resim ve coğrafya konularında çok ciddi bir eğitime tabi tutulur. Bu kadınların birçoğu, sanatkar veya şairdirler diye yazdığını. . .(205)</p>
<p><strong>&#8220;Sol Kolumuzu Yiyip Sağ Kolumuzla Çarpışırız&#8221;</strong></p>
<p>Lid kalesinin İspanyollar tarafından muhasara edilip kale içindeki şehirde açlığın baş göstermesi üzerine, başları sıkışan halkın .kale muhafızı Jan Vanderev&#8217;e müracaat ettiklerinde, kale muhafızının :<br />
&#8220;Sizin elinizden ölmekle, düşman eliyle ölmek benim için aynıdır. Eğer benim etim sizi doyuracaksa, beni parçalayıp yiyiniz&#8221; cevabını verdiğini&#8230;<br />
Jan Vanderev&#8217;in bu söz ile yüreklenen halkın sonuna kadar kaleyi muhafaza edip, İspanyolların teslim tekliflerine karşı<br />
Erzakımız bitse bile sol kolumuzu keser yeriz ve düşmana karşı sağ kolumuzla mücadele ederiz&#8221; cevabını verdiklerini. . . &#8220;(207)</p>
<p><strong>İdeal ve Menfaat</strong></p>
<p>ABD eski başkanı George Bush&#8217;un, West Point Askeri Akademisi&#8217;nde son yaptığı konuşmada &#8220;ideal&#8221; ile &#8220;menfaat&#8221; arasındaki farkı vurgulayıp tam bir makyavelist batılı zihniyete yakışır şekilde :<br />
&#8220;Her şiddet hadisesine karşı koymak durumunda değiliz&#8230; Bir milletin idealleri menfaatleriyle çatışma halinde olmamalıdır&#8221; diyerek maskesinin altındaki gerçek yüzünü gösterdiğini. . .(208)</p>
<p><strong>Batının Pis Parmağı</strong></p>
<p>&#8220;Arap Birliği &#8221; düşüncesinin, İngilizlerin, Osmanlı Devleti&#8217;ni parçalamak için kullandığı bir vasıta olduğunu ve böylece İngilizlerin Arapları, İslam ümmetinden ayırmayı hedeflediklerini&#8230;<br />
Nitekim &#8220;Baas Arap Milliyetçiliği&#8221; fikrinin de bir Hristiyan olan Misel Eflak tarafından ortaya atıldığını&#8230;<br />
Yine Osmanlı&#8217;yı İslam aleminden koparmak için ortaya atılan &#8220;Pantürkizm&#8221; düşüncesinin fikir babasının da Vambery isimli bir Avrupalı olduğunu&#8230; (209)</p>
<p><strong>Mevlana ve Uğursuzluk</strong></p>
<p>Halk arasında yaygın olan batıl inançların birinin de: Üzerinde dikiş dikilen kimsenin ağzına birşey almamasının uğursuzluk getireceği &#8221; olduğunu&#8230;<br />
Mevlana&#8217;nın hanımı Kira Hatun&#8217;un, kocasının feracesini üzerinde olduğu halde dikerken içinden &#8216;Acaba Mevlana&#8217;da mübarek ağzına birşey aldı mı?&#8221; diye geçirmesi üzerine, Büyük Veli&#8217;nin karısına dönerek ibretli bir şekilde: &#8220;Bunun ehemmiyeti yok, sen adamakıllı dik. İşte ben ağzıma , Kulhuv&#8217;allahü ahad (O Allah tekdir)&#8217; lafzını aldım.&#8217;.dediğini. . .(210)</p>
<p><strong>Büyük Musibetin Haberi</strong></p>
<p>Bediüzzaman Said Nursi Hazretlenin Vandaki Horhor medresesindeki talebelerine ders verdiği esnada bir karınca yuvasındaki karınca kolonisinin,ölülerini dışarı attıklarını görünce:Büyük bir musibet başımızda dolaşıyor. Nasıl ki bu karıncalar ölülerini dışarı atıyorlar,aynen öylede bu musibette de millet ölülerini dışarı atıp sahip olamayacak diyerek,cihan harbinin o müthiş musibetini keşfen haber verdiğini&#8230;(211)</p>
<p><strong>İstiklal Mahkemeleri</strong></p>
<p>Birinci Büyük Millet Meclisinin unutulmaz imanlı hatibi, Erzurum mebusu Hüseyin Avni Ulaşın,Elazığ İstiklal Mahkemesinde yargılanıp hakkında beraat kararı verilmesi üzerine büyük bir celadetle yerinden fırlayarak:Bu mahkeme çok namuslu insanları asmıştır. Bizim namusumuzda bir eksiklik mi gördü ki,bizi asmadı diye haykırması üzerine,Elazığ İstiklal Mahkemesinin Hüseyin Avni Bey i ömür boyu sürgün cezasına mahkum ettiğini&#8230;.(212)</p>
<p><strong>Dört Kıtada Kerim Devlet</strong></p>
<p>Osmanlı Cihan Devleti hakimiyetinin Orhan Gazi devrinde Asya dan Avrupa ya&#8230;Yavuz Sultan Selim devrinde buralara ilave olarak Afrika kıtasına&#8230;.İkinci Selim tarafından gerçekleştirilen Sumatra seferiyle de Okyanusya ya dayandığını&#8230;Bu suretle de Devlet i Aliye yi Osmaniyenin azamet devrinde dünyanın dört kıtasında boy gösterdiğini&#8230;(213) Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>Ben Bu Tefsiri Yazmazdım</strong></p>
<p>Cumhuriyet hükümetlerinin ilk Şer&#8217;iyye Vekili &#8216;Hülasa tül Beyan&#8221; isimli Kur&#8217;an tefsiri yazarı Konyalı Mehmed Vehbi Efendi&#8217;nin, Bediüzzaman Said Nursi&#8217;nin İhlas Risalesini okuduktan sonra, kendisine bu eseri veren Konyalı Hacı Sabri Halıcı&#8217;ya:<br />
&#8220;Sabri Bey, Allah&#8217;a kasem ederim ki, sen bu eseri bana tefsirimi yazmadan evvel verseydin ben bu tefsiri yazmazdım &#8221; dediğini. . .(214)</p>
<p><strong>Paramparça Olan Kalp</strong></p>
<p>Hayatını, memleket gençliğinin ebedi hayat prensiplerinin rehberliğinde yetiştirilmesine adamış büyük dava adamı rahmetli Zübeyr Gündüzalp&#8217;in, asılsız ithamlarla çıkarıldığı bir mahkemede :<br />
&#8220;Teessür ve ızdırap karşısında kalpten bir parça kopsa idi, bir genç dinsiz olmuş&#8217; haberi karşısında o kalbin atom zerratı adedince paramparça olması gerekirdi&#8221; diye haykırdığını. . .(215)</p>
<p><strong>Sünnetdaşlık</strong></p>
<p>Osmanlı&#8217;nın çok güzel sünnet geleneklerinden birinin de varlıklı ailelerin, çocuklarını sünnet ettirecekleri zaman kendi çocuklarının sünnet düğününe fakir aile çocuklarını da davet ederek onları da sünnet ettirdiklerini&#8230;<br />
Böylece sünnet edilen çocuklar arasında hayat boyu sürecek bir kardeşlik bağı(sünnetdaşlık) tesis etmiş olduklarını&#8230;. (21 6)</p>
<p><strong>Bir Mandaya Değişilen Devlet</strong></p>
<p>İstanbul&#8217;un batılı emperyalistlerce işgal edildiği yıllarda &#8220;manda&#8221; fikrinin hararetli bir şekilde tartışıldığı günlerin birinde , o devrin Zaman gazetesinin baş yazarlığını yapmakta olan şair Yahya Kemal&#8217;in, kendi köşesinde bir arkadaşının ifadesi<br />
olan &#8220;Bu şehre girmek için Fatih Sultan Mehmed&#8217;in her topuna doksan manda koşmuştuk. Koca saltanatı bir mandaya değişeceğiz&#8221; diye yazması üzerine bu makalesinin sansüre uğrayarak köşesinin beyaz çıktığını. .. (217)</p>
<p><strong>&#8220;Onların Herşeyini Berbad Ettik&#8221;</strong></p>
<p>Haçlı seferlerinin başarısızlıkla neticelenmesinden sonra batı sömürgeciliğinin İslam ülkelerine yerleştirmenin başka yollarını arayan kilisenin, geliştirdikleri Oryantalizm metodlarıyla yılarca sabırla çalışarak İslam alemini ne hale getirdiklerini, yine bir batılı olan Louis Massignon&#8217;un.<br />
&#8220;Onların herşeyini berbad ettik felsefelerini, dinlerini berbad ettik. Şahsiyetlerinde büyük bir boşluk meydana getirdik. Artık anarşiye ve intihara hazır haldedirler. Ruhlarını kaybettiler&#8221; sözleriyle ifade ettiğini&#8230;1218)</p>
<p><strong>Bir Dinsizin Papaz Olan Oğlu</strong></p>
<p>&#8220;Beşerin böyle dalaletleri var.<br />
Putunu kendi yapar kendi tapar.<br />
diyen bir dönemin edebiyat dünyasının önemli simalarından biri, inançsız şair Tevfik Fikret&#8217;in(1867-l915): &#8220;Sen bize bol bol ışık kucakla getir diyerek elektrik mühendisi olmak üzere İngiltereye gönderdiği oğlu Haluk&#8217;un, dininden ve vatanından tamamen koptuğunu ve içindeki inanma ihtiyacından dolayı önce bir Hristiyan, daha sonra da bir kilisede papaz olduğunu&#8230;<br />
Yıllar sonra Amerika&#8217;da izini bulup kendisiyle görüşmek isteyen birine de:<br />
Siz Türk veya Türkiyeli olabilirsiniz bu beni ilgilendirmez Ben Amerikalıyım Amerikan vatandaşıyım. Türkiye ile iyi-kötü bir ilişkim yoktur , diyebilecek kadar tefessüh ettiğini..<br />
Nihat Sami Banarlı&#8217;nın bu hadise üzerine: &#8220;Fikret ailesinin talihsizliği galiba &#8216;mendel kanununun tezahürüdür, Bu soya çekim&#8217; kanunu, Fikretin ruhuna belki hüsran duygusunun acısın! tattırdı. Çünkü Fikret&#8217;in ailesi henüz Müslüman olmuş bir Rum ailesinin kızıydı ve bu ailenin tarihinde sağa veya sola doğru birtakım iman ve ideal değişimleri 0lmuştu.<br />
Haluk&#8217;un Müslümanlıktan yedi asır eski bir dine geri dönmesi, belki de böyle bir kan mirasının tecellisidir&#8221; diyerek enteresan bir yorum getirdiğini&#8230; (219)</p>
<p><strong>Tito&#8217; dan Müthiş İtiraflar</strong></p>
<p>Ömrünün elli yılını komünist ideoloji yolunda harcayarak bu davasında şöhreti yurt dışına taşmış bir insan olan Salih Gökkaya&#8217;nın, daha sonra İslam&#8217;la müşerref olarak Hakk&#8217;a rücü ettiğini .<br />
Komünizm fırtınalarının bütün dünyayı kasıp kavurduğu bu günlerin birinde Salih Gökkaya&#8217;nın &#8220;Türkiye Komünist Talebe Teşkilatı Başkanı&#8221; sıfatıyla Yugoslavya Devlet Başkanı Mareşal Tito&#8217;nun şeref misafiri olarak Belgrad&#8217;a gittiğini&#8230;<br />
Ömrünün son günlerini geçirmekte olan Tito&#8217;yu ziyaret ettiklerinde , hayatını komünizme adayan bu ihtiyar liderin büyük bir pişmanlık içinde:<br />
&#8220;Yoldaş, ben ölüyorum artık&#8230; Ölümün ne derece korkunç birşey olduğunu size anlatamam. Anlatsam bile sıhatli ve genç olan sizler, bu yaşta bunu anlayamazsınız. Düşünün ölmek, yok olmak&#8230; Toprağa karışmak ve dönmemek üzere gidiş&#8230; İşte bu çıldırtıyor beni&#8230; Dostlarımızda sevdiklerimizden, ünvan ve makamlardan ayrılmak&#8230; Dünyanın güzelliklerini bir daha görememek.. Ne korkunç birşey anlamıyor musunuz?<br />
Yoldaşlarım, sizlere açık bir kalple itirafta bulunmak istiyorum: Ben öldükten sonra, toprak olacaksam, diriliş, ceza veya mükafat yoksa, benim yaptığım mücadelenin değeri nedir? Söyleyin bana? Ha yoldaşlarımın kalbine gömülecekmişim veya unutulmayacakmışım veya alkışlanacakmışım neye yarar?<br />
Ben mahvolduktan sonra, beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çıyanları insafa getirir mi? Söyleyin bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor.<br />
İtiraf etmek zorundayım<br />
Ben Allah&#8217;a, peygambere ve ahirete inanıyorum artık. Dinsizlik bir çare değil. Düşünün, şu kainatın bir Yaratıcısı şu muhteşem sistemin bir kanun koyucusu olmalıdır&#8230; Bence ölüm de son olmamalıdır,mazlumca gidenlerle, zalimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır. Hakkını almadan, cezasını görmeden gidiyorlar. Böyle keşmekeş olamaz Ben bunu vicdanen hissediyorum Öyle ki, milyonlarca suçsuz insanlara yaptığımız eza ve zulümler, şu anda boğazıma düğümlenmiş bir vaziyette Onların ahlarına kulak verecek bir merci olmalı&#8230; Yoksa insan teselliyi nereden bulacak? Bunların bir açıklaması olmalı Marks bu mevzuda halt işlemiş. Uyuşturmuş beynimizi<br />
Nedense ölüm kapıya dayanmadan bunu idrak edemiyoruz Belki de göz kamaştırıcı makamlar buna engel oluyor. Ben bu inançtayım yoldaşlarım, sizler de ne derseniz deyin!&#8221; diyerek müthiş bir itirafta bulunduğunu&#8230;(220)</p>
<p><strong>&#8220;Asrın Müceddidinin Büyük Bir Talebesi Geçiyor&#8221;</strong></p>
<p>Bediüzzaman Hazretleri&#8217;nin talebelerinden Albay Hulusi Bey&#8217;in tayininin Kars&#8217;a çıkması üzerine, bindiği tren Erzurum Alvar köyünün yakınlarından geçerken Şeyh Muhammed Lütfi Efendi&#8217;nin kerametkarane ayağa kalkıp:Asrın müceddidinin büyük bir talebesi geçiyor&#8221; deyip takdir ve ta&#8217;zimde bulunduğunu. .(221)</p>
<p><strong>Çatırtı</strong></p>
<p>Fransa İmparatoru III. Napolyon&#8217;un, o sırada Paris&#8217;te Osmanlı Büyükelçisi olarak bulunan Ahmet Vefik Paşa&#8217;ya:&#8221;Paşa, işitiyorum, Osmanlı Devleti çatırdıyor&#8221; demesi üzerine, Vefik Paşa&#8217;nın gayet vakur bir şekilde:<br />
&#8220;İstanbul buraya uzaktır , ses duyulmaz&#8230; O duyduğunuz sizin imparatorluğunuzun çatırtısıdır&#8221; cevabını verdiğini . . . (222)</p>
<p><strong>Şarap İmalatçısı Elçilerimiz</strong></p>
<p>Eski Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Vural Arıkanın Tahran Büyükelçiliği&#8217;nde diplomatlık yaparken, memleketimizin dış politikası ile alakalı meseleleri üzerinde oldukça faydalı (!) faaliyetlerde bulunduğunu ,<br />
Bu faydalı(!) faaliyetler arasında, içkinin yasak olduğu İran&#8217;da, dışarıdan iki kamyon .üzüm getirterek büyükelçiliğin mahzeninde bizzat üzümlerin üzerinde tepinerek şarap imal etmenin de bulunduğunu&#8230; (223)</p>
<p><strong>İzmir&#8217;de Vahşet</strong></p>
<p>15 Mayıs 1919 tarihinde, İngilizlerin kışkırtmalarıyla Ege bölgemizin incisi İzmir&#8217;i işgal eden Yunan askerlerinin Kordon boyu&#8217;nda genç-ihtiyar, çoluk-çocuk demeden yüzlerce insan vahşice katlettiklerini , . ,<br />
Sahil kıyısındaki askeri gemilerde beklerken, olanları gören ve Türk düşmanlığı ile şartlandırılmış İngiliz askerlerinin dahi yapılan insanlık dışı vahşete tahammül edemeyerek gemide isyan alametleri göstermeleri üzerine, gemilerin denize açılmak mecburiyetinde kaldığını (224)</p>
<p><strong>Abdest Suyu</strong></p>
<p>Otuzikinci şehit Osmanlı Padişahı Abdülaziz Han&#8217;ın çok dindar bir padişah olduğunu ve ömrü boyunca hiç namazını hiç terketmediğini&#8230;<br />
Fransa Kralı ve İngiltere Kraliçesi&#8217;nin daveti üzerine çıktığı Avrupa seyahatinda -Frenklere itimat etmeyerek abdest suyunu dahi beraberinde götürdüğünü. . (225/a)<br />
Daha sonraları bazı menfaati zedelenenlerce, cinayet şebekesi kurdurularak hunharca öldürülüp hadiseye intihar süsü verildiğini&#8230; .<br />
Abdülaziz&#8217;in vefatını öğrenen İstanbul halkının çok sevdikleri padişahları için &#8220;Babamız öldü!&#8221; çığlıklarıyla sokaklara döküldüklerini . , , (225/b)<br />
Biliyor muydunuz.?<br />
<strong>İnönü ve Karabekir</strong></p>
<p>Başvekil İsmet İnönü&#8217;nün, eski silah arkadaşlarından Kazım Karabekir Paşa&#8217;nın Erenköy&#8217;deki evini polis kuvveti ile bastırıp, Paşa&#8217;nın &#8220;İstikIal Harbinin Esasları&#8221; isimli hatıralarını gasbettiğini , . .<br />
Bu hadise üzerine Cafer Tayyar Paşa ile dertleşen Kazım Karabekir&#8217;in teesürünü ifade ederek:<br />
&#8220;Ah İsmet!.. Her türlü insanlık hissinden sıyrılacak kadar haris olacağına, biraz ileriyi görmek hassasına sahip olsaydın, ne olurdu?&#8221; dediğini&#8230;(226)</p>
<p><strong>Şapkanın Serencamı</strong></p>
<p>Falih Rıfkı Atay&#8217;ın ifadeleri içinde: &#8220;Müslümanlar, Hristiyanların iyisine &#8216;makul kefere&#8217;, kötüsüne &#8216;gavur&#8217;, beterine şapkalı gavur&#8217; &#8220;denildiği bir dönemde, 25 Kasım 1925 tarihinde şapka inkilabının yapıldığını ve bu inkılaba karşı geldikleri için 57 kişinin idam edildiğini,.. (227 /a)<br />
.İngiliz araştırmacı yazar Paneth&#8217;in, &#8220;Turkey at the Gross roads &#8220;ın (Türkiye Yol Ayrımında) , , isimli kitabında o günler ile alakalı olarak:<br />
&#8220;Avrupa şapka imalatçıları altın günler yaşadılar. Gemiler dolusu fötr panama, kasket,ne varsa İstanbul&#8217;a gönderildi. İtalyan Borsalino kardeşlerin şapka yüklü gemisi İstanbul limanında idi zaten. Şapkanın gündeme gelmesi ile birlikte, geminin yükü alelacele gümrükten geçirildi. Borsalino kardeşler bu işten büyük kar elde ettiler&#8230; İstanbul&#8217;da erkeklerin kafalarında kağıt şapkalar hatta kadın .. şapkaları bile vardı,.,&#8221; diye yazdığını&#8230;<br />
Şapka almakta zorluk çeken memurlara hükümetin taksitle borç para verdiğini ve bu ilk devrim hareketini, yine devrimlerin savunucularından biri olan Halide Edip Adıvar&#8217;ın:<br />
&#8220;Şapka kanunu, devrimlerin en beyhude ve en sathisidir, Bu kanuna sokaktaki adamın karşı çıkması, onu yapanlardan daha batılı bir davranıştır&#8221; diye tepki gösterdiğini, , ,(227/b)</p>
<p><strong>Kaskete Hakaret</strong></p>
<p>Mahkum olarak Ankara&#8217;dan Denizli&#8217;ye sevkedilen Bediüzzaman Hazretleri&#8217;ne mahkeme celsesi devam ederken başına takması için bir kasket verdiklerinde, Üstad&#8217;ın kasketi alıp sandalyenin üzerine koyarak üzerine oturduğu&#8230; Bunun üzerine savcının..&#8221;Said Nursi şapkamıza hakaret ediyor&#8221; diye bağırması üzerine Bediüzzaman&#8217;ın: &#8220;Ben zayıfım bu sandalye de çok kurudur onun için altıma koydum&#8221; cevabını verdiğini . . . (228)</p>
<p><strong>Ciğercilik Mesleği</strong></p>
<p>Ecdadımızda &#8220;ciğercilik &#8221; diye bir mesleğinin bulunup. bu meslek erbabının, uzun bir sırığın ucuna taktıkları ciğerleri mahalle ve çarşılarda dolaştırdıklarını.,.<br />
Yolda bu ciğerciye rastlayan hayırsever insanların ciğerleri satın alarak etraftaki aç kedi ve köpeklere dağıtıp sevap kazanmayı gaye edindiklerini,,&#8230;(229)<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Ürpertici ifadeler</strong></p>
<p>Küfür ateşinin alevlerinin göklere yükseldiği bir asırda iman suyuyla onu söndürmeye koşan, büyük çile insanı Üstad Bediüzzaman Hazretleri&#8217;nin, bu meşakkatli iman hizmeti esnasında defaatle zulümlere maruz kalıp öldürülmek istenildiğini ve kendisine bu zulüm silahını kullananlara karşı:<br />
&#8220;,,. Dünyamızı, dinimiz uğrunda ve ahiretimize her vakit feda etmeye hazırız, Sizin zalimane ve vahşiyane hükmünüz altında bir iki sene zelilane geçecek hayatımızı, kudsi bir şehadeti kazanmak için feda etmek, bize ab-ı kevser hükmüne geçer, Fakat Kur&#8217;an-ı Hakim&#8217;in feyzine ve işaratına istinaden, sizi titretmek için, size kat&#8217;i haber veriyorum ki Beni öldürdükten sonra yaşayamayacaksınız! Kahhar bir el ile, cennetiniz ve mahbubunuz olan dünyadan tardedilip ebedi zulümata çabuk atılacaksınız!<br />
Arkamdan pek çabuk sizin Nemrutlaşmış reisleriniz gebertilecek, yanıma gönderilecek. Ben de huzur-u İlahi&#8217;de yakalarını tutacağım, Adalet-i İlahiye, onları esfel-i safiline atmakla intikamımı alacağım!.&#8221; diye seslendiğini..<br />
Ve bu büyük Hak Eri&#8217;nin vefat ettiğinde geriye maddi varlık olarak sadece ve sadece bir cübbe, bir sarık, bir cep saati ve yirmi lira para bıraktığını. .. (230)</p>
<p><strong>İstiklal Mahkemelerinin Adaleti(!)</strong></p>
<p>Cumhuriyet&#8217;in ilanından sonra ikinci defa kurulan ve 1925-1927 döneminde faaliyet gösteren İstiklal Mahkemeleri hakkında Araştırmacı Ergün Aybars&#8217; ın:&#8221;Kararların temyizi yoktu. Mahkemeler kararlarını vicdanı kanaatlerine dayanarak verirlerdi, Kararın verilmesi için delile gerek yoktu dediğini&#8230;<br />
Bu konu ile alakalı olarak mahkeme üyelerinden Lütfi Müfit Beyin Savcı Süreyya Bey&#8217;e:<br />
&#8220;Bizim milli bir gayemiz var. O gayeye Varmak için asıra kanunun üstüne çıkarız. diyerek ne kadar adilane(!) hükümler vererek yüzlerce insanın ölümüne imza koyduklarını. . .(231)</p>
<p><strong>HaIkın Hizmetinde Olan Devlet</strong></p>
<p>Devletin, o ülke vatandaşının hizmetinde bir müessese olarak çalıştığı İngiltere&#8217;de en üst seviyedeki bir kamu görevlisinin dahi, en sade vatandaşa yazdığı bir yazıda. veya dilekçesine verdiği cevapta: &#8220;Sadık Hizmetkarınız-your obedient servant diye imza attığını . . . (232)</p>
<p><strong>Amerikan Mandası</strong></p>
<p>İsmet İnönü&#8217;nün, memleketimizin dört bir yandan düşman tarafından işgal edildiği günlerde kendisinin de Milli Mücadeleci olduğunu ilan etmesine karşılık gerçekte ise Milli Mücacdele&#8217;ye inanmayıp mandacılık taraftarı olduğunu&#8230;<br />
27 Ağustos l9l9&#8242;da Kazım Karabekir Paşa&#8217;ya yazdığı mektupta :<br />
&#8220;Bütün memleketi parçalanmadan ancak bir Amerikan mandasına tevdi etmek yaşayabilmek için yegane ehven çare gibidir diye yazdığını&#8230;(233)</p>
<p><strong>Şark ve Garpta Temizlik Kültürü</strong></p>
<p>Orta Çağ Fransa&#8217;sında saray ve tiyatrolarda bile umumi helaların bulunmadığı bir zamanda, su medeniyetinin başşehri İstanbul&#8217;da 1400&#8242;ün üzerinde umumi hela bulunduğunu . . .<br />
Yine aynı dönem Avrupa&#8217;sında akan su ile temizlenmenin bilinmeyip bir kaba doldurulan su ile tekrar tekrar el yüz yıkandığını&#8230;<br />
Buna karşıIık Osmanlı şehirlerinin, herbiri bir sanat şaheseri olan çeşmelerle donatılmış olduğunu&#8230;(234) Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>Haysiyetli Bir Haykırış</strong></p>
<p>İzmir Valisi İzzet Bey&#8217;in, Yunanlıların İzmir&#8217;i işgal etmesi ne karşı çıkılmamasını söylemesi üzerine il müftüsü Rahmetullah Efendi&#8217;nin:<br />
Vali Bey!.. Bu sakalım kanımla kızarabilir ama, bu alına, Yunan alçağını sükunet ve tevekkülle selamlamış olmanın karasını sürerek huzur-u İlahiye çıkamam!&#8221; diyerek haysiyetli bir çıkış yaptığını&#8230; (235)</p>
<p><strong>Selahaddin Eyyübinin Serveti</strong></p>
<p>Hayatı İla-yı kelimetullah adına hep at sırtında geçmiş Kudüsün Haçlıların elinde olmasından dolayı gülmeyi kendisine haram kılmış olan büyük İslam mücahidi Selahaddin Eyyübi&#8217;nin, vefat ettiği zaman yanında bulunan komutanlarda Mahmut Han&#8217;ın elinde tuttuğu kılıcı havaya kaldırıp &#8220;Ey Cemaat-i Müslimin! İşte hükümdarınızın bütün serveti bu kılıçtan ibarettir&#8221; diye haykırdığını&#8230;(236)</p>
<p><strong>Adüvvullah Cevdet</strong></p>
<p>Dr. Abdullah Cevdet&#8217;in(1869/l932) (Adüvvullah Cevdet) çıkarmış olduğu dergilerindeki yazılarıyla hayatı boyunca İslami değerlere hücum ettiğini&#8230;<br />
En büyük hedefinin, &#8220;halk arasında dinin nüfuzunu kırmak olduğunu söyleyen bu ateist adamın ölüp de&#8221; cenazesinin Ayasofya Camisi&#8217;ne getirildiğinde cemaatin cenaze namazın kılmadığını ve bunun üzerine cenazesinin götürülmek istendiğini&#8230; Cenaze arabası bulunmaması üzerine Fener Rum Patrik hanesi&#8217;nden bir cenaze arabası istenip haç işaretli bu cenaze arabasına konularak götürüldüğünü&#8230; (237)</p>
<p><strong>Misk ü Amber</strong></p>
<p>Bediüzzaman Hazretleri&#8217;nin talebelerinden Zübeyr Gündzalp&#8217;in bir defasında bir Nur talebesi ile münakaşa ederken muhatabının nefsine mağlup olup, Zübeyr Gündüzalp&#8217;in yüzüne tükürdüğünü..<br />
Bu menfi ve nahoş harekete o büyük insanın: &#8220;Elhamdülillah, Nur talebesinin tükürüğü misk ü amberdir&#8221; sözüyle mukabele ederek olgunluğunu gösterip ve muhatabına ders verdiğini . . . (238)</p>
<p><strong>&#8220;Öl de Köye Dönme&#8221;</strong></p>
<p>l. Cihan Harbi&#8217;nin bütün cephelerde devam ettiği, vatanı her tarafından barut ve kan kokusunun yayıldığı 1915 senesi sonbaharının serin ve yağışlı günlerinin birinde, ak saçlı beli bükülmüş, soluk benizli ihtiyar bir ananın Bilecik İstasyonundan &#8220;Söğüt&#8217;ün Akgünlü Köyünden Mehmed oğlu Hüseyin namlı tazecik oğlunu cepheye uğurladığını&#8230;<br />
Uğurlarken de: &#8220;Hüseyinim yiğit oğlum benim!.,Dayın Şıpka&#8217;da, baban Dömeke&#8217;de, ağabeylerin Çanakkale&#8217;de şehit düştüler, Bak, son yongam sensin. Eğer minarede ezan sesi kesilecekse camilerin kandilleri sönecekse sütüm sana haram olsun. Öl de köye dönme!<br />
Yolun Şıpka&#8217;ya uğrarsa dayının ruhuna bir fatiha okumayı unutma, Haydi oğul! Allah yolunu açık etsin &#8221; diyerek bağrına basıp uğurladığını (239)</p>
<p><strong>Çok Şükür Sol Kolum Yerinde Duruyor&#8221;</strong></p>
<p>Fransız ordusunun meşhur kumandanlarından General Guro&#8217;nun Çanakkale Savaşı&#8217; ndan sonra İstanbula gelip , karşılaştığı ilk Türk kumandanına, Çanakkale&#8217;de Türklerin gösterdiği destansı mücadelenin tesirinin bir ifadesi olarak:<br />
&#8220;Sağ kolumu Çanakkale&#8217;de verdim ama bir Türk generalini selamlayabilmek için çok şükür sol kolum yerinde duruyor&#8221; diyerek hayranlığını ifade ettiğini. .(240)</p>
<p><strong>Şark ve Garpta Hayat Felsefesi</strong></p>
<p>Batıda herşeyin &#8220;ferdiyetçilik&#8221; üzerine bina edilip, her insanın yaptığı bir eserle övündüğünü ve hatta daha da ileri giderek onu propaganda vasıtası yaptığını&#8230;<br />
Buna karşılık doğuda &#8220;toplumculuk&#8221; düşüncesinin yaygın olduğunu ve doğu toplumlarında kişinin eseriyle övünmesinin ayıp sayıldığını&#8230;<br />
Bu felsefenin neticesi olarak, birinin güreşte rakibine galip gelmesi halinde bunu muhakkak &#8220;Allah&#8217;ın sayesinde ve büyüklerinin nasihatlarıyla&#8221; olduğunu düşündüğünü Nefis bir hat şaheseri ortaya koyan bir hattatın,eserinin altına imzasını adeta utanarak: Allah günahlarını bağışlasın.. . filanca&#8221;diye attığını..<br />
18. yüzyılın büyük Tarihçilerinden Evliya Çelebi&#8217;nin, eserlerinde kendisini anması gerektiği zaman: &#8220;Fakiri Pürtaksir diyerek adeta tevazudan yerle bir olduğunu&#8230;(241)</p>
<p><strong>Şahit Ol Ya Rab!</strong></p>
<p>Denizli hapishanesine götürülen Nur kafilesinin içinde bulunan, vücutça alil, sakat bir zatın, ellerinin Bediüzzaman Hazretleri ile birlikte kelepçelenip beraberce görülmesi üzerine.fakir fakat izzetli, mazlum fakat celadetli insanın, ellerini gök yüzüne kaldırıp olanca gücü ile bağırarak: &#8220;Şahit ol Ya Rab! Şahid ol! Bu dünya hapishanesine beni Bediüzamanla götürüyorsun Huzuruna da böyle gitmek isterim&#8221; diye haykırdığını.. (242)</p>
<p><strong>İhtisab Ağası</strong></p>
<p>Bugünkü belediye başkanı karşılığı olarak, Osmanlı Devleti&#8217;nde de &#8220;İhtisab Ağası&#8221;nın bulunduğunu ve bu zatın bizzat çarşıları teftişe çıkıp en ufak bir uygunsuzluğa göz açtırmadığını..<br />
Osmanlı&#8217;nın son dönem ihtisab ağalarından biri olan Hüseyin Bey&#8217;in, Edirnekapı civarında çıktığı teftişlerden birinde üzeri ağır yüklü vaziyette, bağlanmış bir merkebi görmesi üzerine, sahibini arattırıp onu bir kahvehanede kahve içerken bulduğunu ve hayvanı yüklü olarak bırakıp eziyet verdiğinden dolayı, çuvalları hayvandan indirtip adamın sırtına yükleterek bir müddet beklettiğini . . . (243)</p>
<p><strong>Geçmiş Zaman Olur ki</strong></p>
<p>Eski Osmanlı kültüründe bir incelik örneği olarak, çarşıya inerken veya eve dönerken, büyüklere hürmet sadedinde bir yaşlı zatın yanından geçip gidilemediğini, ancak onun:&#8221;Geç oğlum ben yavaş yürüyorum &#8230; deyip müsaade etmesinde sonra önünde geçilip gidilebildiğini. . .(244)</p>
<p><strong>Necip Fazıl ve Adnan Menderes</strong></p>
<p>Büyük şair Necip Fazıl Kısakürek&#8217;in mecmua çıkarmak gayesi ile Ankara&#8217;da Adnan Menderes ile görüşmek istediğini ve uzun bürokratik engelleri aştıktan sonra sabaha karşı Başvekil Adnan Menderes ile görüştüğünde ona:<br />
&#8220;Sizin başvekil olduğunuz bir ülkede, ben şu kadar eserin sahibi olarak, omuzuma bir boyacı sandığı atarak Eminönü meydanında karnımı doyurmak için boyacılık yapsam bu sizin için bir şeref midir?! , diye oldukça sitemli konuşması üzerine, merhum Menderes&#8217;in büyük bir inkisar içinde:<br />
&#8220;Necip Fazıl Bey, ben herşeyi biliyorum&#8230;.Fakat bilsen ne haldeyim Üstümde Celal Bayar altımda Medeni Berk:iki mason arasında, iki değirmentaşı arasındaki tane gibiyim Al şu parayı da git mecmuanı çıkart! Arada bir de bana çat ki onu Menderes besliyor demesinler! &#8221; dediğini (245)</p>
<p><strong>Şefkatin Böylesi</strong></p>
<p>18 yüzyılda Osmanlı ülkesine gelen Pere Jehammot isimli bir rahibin yazmış olduğu seyahatnamesi hayvan hakları ile alakalı olarak:<br />
&#8220;Türkler, murdar saydıkları için hiçbir zaman evlerine sokmadıkları sokak köpeklerinin açlıktan sıkıntı çekmelerine yahut telef olmalarına meydan vermemek üzere hergün bu hayvanlara bir miktar et dağıtılması için vasiyetnamelerinde kasaplara bir miktar para tahsis ederler,, diye yazdığını&#8230;(246)</p>
<p><strong>Sen Çağımızın Peygamberisin(!)</strong></p>
<p>30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi ile Anadolu&#8217;nun parçalanmasının söz konusu olduğu günlerde Amerika Cumhurbaşkanı Wilson&#8217;un: Türkler haritadan silinmelidir!&#8221; hezayanını savunduğunu . . .<br />
Wilson böyle söylerken gazeteci Yunus Nadi&#8217;nin bu adama gönderdiği mektupta Siz çağımızın peygamberisiniz&#8221; diyebildiğini (247)</p>
<p><strong>Lenin ve Emanete Hıyanet</strong></p>
<p>Milli Mücadele yıllarında Buhara Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Başbakanı Feyzullah Hoca&#8217;nın gayretleriyle halktan Türkiye&#8217;ye gönderilmek üzere 100milyon altın ruble toplandığını. . .<br />
Bu paranın Türkiye&#8217;ye ulaştırılmak üzere Lenin&#8217;e teslim edildiğini, fakat Lenin&#8217;in bu paranın sadece 11 milyon altın rublelik bir kısmını Anadolu&#8217;ya gönderip kalanını gasbettiğini . . (248)</p>
<p><strong>Havlayanlar ve Kuyruk Sallayanlar</strong></p>
<p>Meşhur İrlandalı yazar Bernard Shaw&#8217;ın, devrinin bütün mevcut siyasi partililere kızıp onlar hakkında oldukça ağır bir şekilde :<br />
&#8220;Bunlar arasında hiçbir fark yoktur, hepsi köpektir Yalnız şu var ki, muhalif olanlar havlar, muvafık olanlar da kuyruk sallar! diye hakaret ettiğini&#8230;(249)</p>
<p><strong>Binlerce Aleme Açılan Kapılar</strong></p>
<p>Muhtelif konularda 16 kitap yazmış bulunan bir İtalyan yazar tarihçi ve sosyoloğunun, önceleri Osmanlı aleyhinde birçok şeyler yazmasına karşılık, l983 yılında bir sempozyum vesilesi ile İstanbul&#8217;a geldiğinde, gördükleri karşısında hayretler içinde kalıp:<br />
İstanbul&#8217;un sadece Eyüp semtinde bir çıkmaz sokağı ve Eyüp Camii&#8217;ni gezdim. Ne yazık ki bütün seyahatimi yarım saate sığdırmak mecburiyetindeyim. Ama Osmanlı&#8217;nın o çıkmaz sokağından belki binlerce aleme çıkan kapılar gördüm. Şu anda muhayyilem allak bullak. Keşke İstanbul&#8217;un tamamını gezebilsem&#8230; diye yazdığını&#8230; (250) Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>Uyumayan Konsüller</strong></p>
<p>Roma İmparatorluğu&#8217;nda konsüllük makamına sabahleyin seçilip, akşamki toplantıda azledilmiş olan Kreante için meşhur hatip Çiçeron&#8217;un :<br />
&#8220;Roma&#8217;da öyle gayretli devlet adamlarımız vardır ki.<br />
konsüllüğü zamanında asla gözlerini kapayıp uyumadı diyerek sistemi istihza ederek eleştirdiğini&#8230;(251)</p>
<p><strong>Asalet Tesbiti</strong></p>
<p>Fransa Kralı XIV. Lui&#8217;nin bir bilim adamını memuriyete tayin etmeye karar vermesi üzerine önce onun asaletini öğrenmek isteyip soyunu sorduğunda, bilim adamının gayet veciz bir şekilde:<br />
&#8220;Efendimiz.! Kitap okuyup ilim öğrenmekten aile şeceremin adlarına hafızamda yer ayıramadım. Fakat muhakkak ki Nuh&#8217;u n Oğlundan birisinin torunuyum!&#8221; cevabını verdiğini&#8230;(252)</p>
<p><strong>Şehit Oldu İki Gazi</strong></p>
<p>Hasırcızade Mehmet Ağa ismindeki Antepli bir şairin. beldesinde Müslümanlığı yeni kabul eden fakir bir Hristiyan için iane (yardım) topladığını ve kendisinin de bu fakir Hristiyana o devirde &#8220;Gazi&#8221; adı verilen altınlardan iki tane verip ardından da:<br />
&#8220;MüsIüman oldu bir kafir, şehit oldu iki gazi&#8230; &#8221;<br />
mısrasını söyleyerek oldukça hoş bir latife yaptığını&#8230; (253)</p>
<p><strong>Vatan İçin Öldürmek</strong></p>
<p>İron Mike, yani &#8220;Demir Mayk&#8221; olarak bilinen dört yıldızlı general J . H . Michaels&#8217;. ın, Kore Savaşı sırasında emrine verilen 27. piyade tümenini cepheye sürerken:<br />
&#8220;Arkadaşlar, siz buraya vatanınız için ölmeye gelmediniz. Siz burada karşı taraftakilerin vatanları için ölmelerini sağlamak üzere bulunuyorsunuz&#8230;&#8221; diye haykırarak askerleri moralize ettiğini . . . (254)</p>
<p><strong>Mevlana ve Atom</strong></p>
<p>Büyük İslam mütefekkiri Mevlana Hazretleri&#8217;nin, kendisi fizikle hiç iştigal etmemesine rağmen, kalp gözü ile alemi seyreden bir mutavassıf olarak, yıllar önce bize atom parçacıklarının varlığını ve atomun parçalanabileceğini:<br />
&#8220;Bir zerreyi kesersen, içinde bir güneş Ve güneş etrafında dönen gezegenler bulursun şeklinde sembolik ifadelerle haber verdiğini . . . (255)</p>
<p><strong>Elmadağı Suyu</strong></p>
<p>Mevlana&#8217; nın Mesnevi&#8217;sinin şarihi Ankara Valisi Abidin Paşa&#8217;nın, Ankara yakınlarındaki Elmadağının şifalı ve leziz suyunu şehre getirmek için teşebbüse geçerek projesini yaptırıp parasını da hayırsever vatandaşlardan topladıktan sonra Sultan ll.Abdülhamid&#8217;den mektupla iradei şahane (müsaade) istediğini<br />
Sultan Abdülhamid Han&#8217;ın ise Abidin Paşa&#8217;ya verdiği cevapta:<br />
&#8220;Çok hayırlı bir işe teşebbüs etmişsiniz, tebrik ederim.<br />
Dinimizde bir canlıya, bir insana,hele bir Müslümana su vermek çok sevaptır. Fakat!&#8230;Bunun sevabını ben almak isterim. Paraları sahibine iade edin ve hemen işe başlayın. Masraflarını ben kendi özel mülkümden karşılayacağım&#8217;, diye yazdığını . . . (256)</p>
<p><strong>Abdülhamid&#8217;in Ruhaniyatından İstimdat</strong></p>
<p>31 Mart ihtilalinin ideologluğunu yapan Rıza Tevfik&#8217;in, Abdülhamid Han&#8217;ın tahttan indirilmesinden kısa bir müddet sonra, koca Devlet-i Aliye&#8217;nin, imamesi kopmuş tesbih taneleri gibi darmadağınık olduğunu görüp bin pişmanlık içinde..<br />
&#8220;Nerdesin şevketli Abdülhamid Han?<br />
Feryadım varır mı barigahına? Ölüm uykusundan bir lahza uyan şu nankör.. bak günahına Tarihler adını andığı zaman Sana hak verecek, hey koca Sultan; Bizdik utanmadan iftira atan, Asrın en siyasi Padişahına. &#8220;diye &#8220;Abdülhamid&#8217;in Ruhaniyetinden İstimdat şiirini yazdığını . (257)</p>
<p><strong>Abdüihamid Han &#8216;ın Kültür Hizmetleri</strong></p>
<p>Ulu Hakan Abdülhamid Han&#8217;ın Cennetmekan Fatih Sultan Mehmed&#8217;den sonra eğitim ve kültüre en fazla ehemmiyet veren padişah olduğunu&#8230;<br />
Varlığından yeni haberdar olan Yıldız Sarayı Kütüphanesi&#8217;ndeki bir albümden öğrenebildiğimize göre, Abdülhamid Han&#8217;ın İstanbul&#8217;da büyük bir kültür projesi gerçekleştirmek istediğini . . .<br />
Bu projeye göre Abdülhamid Han, Sultanahmet meydanına muhteşem bir kültür sitesi kurmayı düşünüp, bunun mimari projesini hazırlatmak üzere Fransa&#8217;dan şehircilik mütahassıslar getirttiğini Albümde sayfa sayfa resimleri görülen bu projeye göre Sultanahmet Camii&#8217;nin karşısına Osmanlı Ulum Akademisi. Sol tarafa Milli Kütüphane ve Ayasofya&#8217;ya yakın noktaya da yepyeni bir Darülfünun binası düşünüldüğünü&#8230; (258)</p>
<p><strong>Kitaplardan Baraj</strong></p>
<p>Büyük İslam seyyahı İbn-i Batuta&#8217;nın yazdığına göre 1258&#8242;de Moğolların Bağdat&#8217;da 24.000 ilim adamını öldürdüğünü .<br />
Şehirdeki kütüphanelerdeki yüzbinlerce kitabı çıkartıp Dicle nehrine attığını ve bunların çokluğundan dolayı adeta nehrin önünde bir baraj oluştuğunu.<br />
Bunun üzerine Moğolların, ırmağın taşmasından korkup geri kalan kitapları cayır cayır yaktıklarını&#8230; (259)</p>
<p><strong>Tarihteki Korkunç Sahtekarlık</strong></p>
<p>Tarihteki en büyük bilim skandallarından birisinin de Piltdown adamı olduğunu&#8230;<br />
1908 de çıkartılan, maymun ve insan arasındaki zinciri tamamlayan halka olduğu iddia edilen kafatasının sahte olduğunu<br />
Maymun çenesine kafatasının eklenip, kemiklerin kimyevi yollarla eskitilerek yapılan bu sahtekarlığın ancak 1950 yılında ortaya çıkartılabildiğini &#8230;(260)</p>
<p><strong>Hayalperest Emeller</strong></p>
<p>Sultan Abdülhamid Hanı iktidardan uzaklaştırdıktan sonra başa geçen İttihatçıların, hayalperest emellerle Osmanlı ordusunu cephelerde kırdırıp tükettiğini&#8230;<br />
Pervadi&#8217;de bulunan ordumuza Başkumandanlıktan gelen bir şifrede:<br />
Türk ordusu Kafkasyaya girdiği zaman 300 bin silahı Türkle ordumuza katılacağını bize söylemiş olan Batumlu Aslan Beyi bulunuz ve behemahal Kafkasyaya girmeyi sağlayınız. &#8220;diye yazdığını&#8230;<br />
Ordunun başında bulunan Halil Bey&#8217;in de Başkumandanlığa gönderdiği cevabi şifrede:<br />
Batumlu Aslan Bey karargahımızda misafirdir. Ancak on adamı vardır ve canını kurtarmak için bize sığınmıştır diye cevap verdiğini&#8230;(261)</p>
<p><strong>Huzur Beldesi</strong></p>
<p>1835 yılına kadar dünyanın en büyük şehri kabul edile Osmanlı Devleti&#8217;n payitaht merkezi İstanbul&#8217;da Kanuni Sultan Süleyman&#8217;ın hükümdarlık yaptığı 46 yıl boyunca (1520 1566)yılda ortalama sadece 1 (bir) cinayet vakasının kaydedildiğini&#8230;! (262)</p>
<p><strong>Bir Dahinin Endişeleri</strong></p>
<p>l908&#8242;de ilan edilen İkinci Meşrutiyet&#8217;ten sonra açılan Meclis-i Mebusan da 127 Türk milletvekilinin bulunmasına karşılık 139 diğer etnik gruplardan(Rum, Ermeni, Yahudi, Arap, Arnavut vs.) milletvekili bulunduğunu&#8230;<br />
O zamanın anayasasına göre Padişah&#8217;ın ancak sadrazamı (Başbakan) ve şeyhülislamı tayin etme yetkisinin bulunduğunu. . .<br />
Otuzüç yıl devleti dahice idare eden ve Meşrutiyet&#8221;in ilan edilmesiyle birlikte yetkileri elinden alınan Sultan Abdülhamid Han&#8217;ın, Meclis-i Mebusan&#8217;ın bu tehlikeli durumunu görüp devletin sürüklendiği uçurumu farkederek henüz daha sadrazam olmayan Talat Paşa&#8217;yı çağırıp, büyük bir teessürle:<br />
&#8216;&#8230; Görüyorsunuz mecliste Türk mebuslarının sayısı, meclisin yarısı kadar bile değildir. Bu Türk mebusları arasında da elbette muhalifler bulunacaktır. Türk olmayanlar, sayılarını artırmak için ellerinden geleni yapacaklardır, Böylelikle ekseriyet onların eline geçince, Harbiye Nazırı Artin, Bahriye Nazırı Dimitri&#8230; olabilir.<br />
Ermeni bir başkumandan ile Rum bir amiralle bu devleti nasıl idare edebilirsiniz? Hiç olmazsa, bu iki hayati makamı, devletimizin mahvolmasını isteyen bu insanlara, benim emrim olarak bırakmayınız&#8230;&#8221; diyerek yapılan çok önemli bir yanlışı düzeltmeye çalıştığını&#8230; (263)</p>
<p><strong>Gaspedilen Gemilerimiz</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nin 1913 yılında İngiltere&#8217;ye parasını peşin olarak yatırarak iki adet büyük zırhlı ısmarladığını&#8230;<br />
Sultan Osman&#8221; ve &#8220;Reşadiye&#8221; ismi verilen bu zırhlılar için büyük bir kısmı halktan toplanarak yaklaşık 6.775.000 altın lira ödendiğini&#8230;<br />
Fakat l. Dünya Savaşı&#8217;nın çıkmasıyla birlikte İngilizlerin bize bu zırhlıları teslim etmeyip paramızı da geri vermediğini . . .<br />
Bugün zırhlıların karşılığı olarak İngiltere&#8217;den alacağımız olan bu paranın, tazminatıyla birlikte yaklaşık 32 trilyon lirayı bulduğunu yani 1992 yılı bütçe açığımıza tekabül ettiğini . . . (264) Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>Padişah Bazusu</strong></p>
<p>Orta Çağ savaş silahlarından küre biçimindeki ağır vurucu silahlara &#8216;topuz&#8221; dendiğini ve bunun da özelliklerine göre Bozdoğan&#8217;, Sepşer ve Salık&#8221; diye üç kısma ayrıldığını<br />
Topkapı Sarayı&#8217;nda sergilenen ve bugünün insanının havada sallaması oldukça zor olan Sultan III. Mehmed&#8217;e ait olan bir salığı, Sultan Mehmed&#8217;in bir defada tam 300 kere salladığını. . .(265)</p>
<p><strong>Geleceğin Bediüzzaman&#8217;ı Nasıl Yetişir?</strong></p>
<p>Seyyid Hüseyin Arvasi&#8217;nin, müridelerinden olan geleceğin &#8221; Bediüzzaman&#8221;ı küçük Saidin annesi Nuriye Hanım&#8217;a: Senin bütün çocuklarının bu kadar zeki olmalarında, senin onları<br />
terbiye sistemindeki metodun nedir?&#8221; diye sorması üzerine bu mübarek ananın:<br />
&#8216;Hayatımda, kadınlığa mahsus şer&#8217;i mazeretler dışında, hiçbir vakit teheccüd kaçırmadım ve çocuklarımı abdestsiz emzirmedim&#8221; cevabını verdiğini&#8230;(266)</p>
<p><strong>Haçlı Katliamı</strong></p>
<p>İnsanlık tarihinin en kara lekelerinden biri olan I. Haçlı Seferi (1099) sırasında Frank lider Raymondıun, Maaratün Numan şehrini işgal ederek 100 binden fazla Müslümanı kılıçtan geçirdiğini ve ardından şehri yıktığını&#8230;<br />
Aynı ordunun kısa bir müddet sonra bir salgın ve açlık illetine tutulduklarını ve o günleri yaşayan bir şahidin yapılanların korkunçluğunu :<br />
Öylesine kıtlık vardı ki, adamlarımız bir süre önce öldürdükleri kimselerin butlarından parçalar kopartıp; ateşte kızartıyor ve daha tam pişmeden vahşi ağızlarıyla eti silip süpürüyorlardı&#8221; diye yazdığını&#8230;(267)</p>
<p><strong>Köpekler İçin Vakıflar</strong></p>
<p>İtalyan kökenli Dominik papazı Ricoldo de Monte Croce&#8217;nin, doğuyu Hristiyanlaştırmak gayesi ile 13. yüzyılın ikinci yarısında çıktığı seferde İslam alemini dolaştığını ve Türk topraklarında gördükleri karşısında hayretler içinde kalıp:<br />
&#8220;Müslümanlar vakıf kurmada çok cömerttirler. Hatta hayır işlemek için Hristiyan esirlerin de özgürlüklerini satın alırlar. Ve sevaplarını ölmüş ana ve babalarının ruhlarına bağışlarlar .<br />
Müslümanlar, köpeklerin doyurulması için bile mal varlıklarından pay ayırırlar. Türkiye&#8217;nin ve İran&#8217;ın birçok kentinde köpeklerin doyurulmasını vasiyet etmiş olanların, vasiyetlerinde köpeklere ayırdıkları payın gayesine uygun kullanılmasını sağlayan köpek bakıcıları vardır&#8221; diye yazdığını. . .(268)</p>
<p><strong>İslamoğlu Selman</strong></p>
<p>Sahabelerin bulunduğu bir mecliste, oradakilere atalarının, dedelerinin kim olduklarının sorulması üzerine sıra İran asıllı bir sahabe olan Selman-ı Farisi Hazretleri&#8217;ne gelince onun:<br />
Ben İslam&#8217;a girdikten sonra soy sop aramam. Ben İslam oğlu Selman&#8217;ım &#8221; cevabını verdiğini .<br />
Bu güzel cevaptan son derece etkilenen Hz Ömer,.ın de.<br />
&#8220;Bütün Kureyş bilir ki babam Hattab, Kureyşin önde gelenlerinden biriydi. Böyle iken ben İslamoğlu olan Selmanın kardeşi İslamoğlu Ömerim.&#8221; dediğini. . .(269)</p>
<p><strong>Batının Bilim Hileleri</strong></p>
<p>Batının birçok şeyde öncü olduğu gibi bilime hile karıştırmakta da öncü olduğunu&#8230;<br />
Modern astronominin babası olduğu iddia edilen Kepler&#8217;in(l571-1630), gezegenlerin dairesel değil eliptik yörüngelerde dolaştığı tezini desteklemek için hesaplarında tahrifat yaptığını. . .<br />
Newton&#8217;un(1642-1727) kendi evrensel çekim teorisini desteklemek için ses hızında değişiklik yaptığını&#8230;<br />
19. yüzyılın büyük kimyageri John , Dalton un( 1 804- 1805) yaptığı deney sonuçlarında hile yaptığını&#8230;<br />
Aynı zamanda bir papaz olan modern genetiğin kurucusu Gregor Mendel&#8217;in de deney sonuçlarında değişiklik yapıp hile karıştırdığını. . .(270)</p>
<p><strong>Haya Abidesi</strong></p>
<p>21 Eylül 1520 cuma akşamı Hakk&#8217;ın rahmetine kavuşan Yavuz Sultan Selim Han&#8217;ın naşının yıkanması hadisesini, Reisü&#8217;l Küttab Hüseyin Bedayiul-Vakayi &#8221; adlı eserinde:<br />
&#8220;Naşı yıkarken sağ eli ile iki kere setr-i avret ettiğini müşahede ederek her biri hayret edip tekbir ve salavat getirdiler.&#8221; diye yazdığını&#8230;(271)</p>
<p><strong>SuItan Ahmet Resim Galerisi ( ! )</strong></p>
<p>Ressam İbrahim Çallı&#8217;nın(1882- 1 960) , 1926 yılında devrin Maarif Vekili Mustafa Necati&#8217;ye müracaat edip, İstanbul&#8217;da ressamların resimlerini sergileyebilecekleri büyük bir yerlerinin olmadığını söyleyerek ondan, ecdadın muhteşem eseri Sultanahmet Camii&#8217;ni resim galerisi olarak kendilerine tahsis etmesini istediğini&#8230;<br />
Ayrıca caminin içinin loş olup resimleri iyi göstermeyeceği düşünülerek kubbelerinde delikler açılmasını teklif ettiğini . . .<br />
Maarif Vekili&#8217; nin bu teklifi kabul ettiğini fakat gelen tepkilerden dolayı bu akıllara durgunluk veren tasarıdan vazgeçildiğini. . .(272)<br />
Biliyor muydunuz.?</p>
<p><strong>İnönü ve Masonluk</strong></p>
<p>Daha önce kapatılan mason derneklerinin, İsmet İnönü&#8217;nün cumhurbaşkanı olduğu dönemde serbest bırakılıp yeniden teşkilatlanmasına izin verildiğini ve hatta eski mallarının iade edildiğini fakat aynı muamelenin Türk Ocağına yapılmadığını&#8230;<br />
Alınan izinle masonların l948&#8242;de Tepebaşı&#8217;ndaki binasın da Türk Mason Derneği&#8221; adıyla yeniden faaliyete başladığını&#8230;(273)</p>
<p><strong>Marks ve Türkler</strong></p>
<p>Komünizmin fikir babası Karl Marks&#8217;ın 16 Eylül 1853 de arkadaşı Engels e yazdığı mektupta Türkiyede toplum yapısını değiştirmek için halkın şurunda devlet&#8217; diye şekillenmiş o sosyal hayat inancı ve kısaca manevi değer olarak ne varsa öncelikle silmek şarttır&#8221; diye yazdığını&#8230;(274)</p>
<p><strong>Çin İşkencesi</strong></p>
<p>Çin idaresinde bulunan Doğu Türkistan&#8217;da Müslümanlara istediği gibi evlat edinme hakkının verilmediğini&#8230;<br />
Kırk haneli bir köy halkını, bir yıl içinde sadece üç çocuk doğurma izninin verilip bunların da kimler olacağının daha önceden isim alınarak tesbit edildiğini&#8230;<br />
Bunlar haricinde birinin hamile kalması halinde zorla kürtaj yaptırıldığını veya bir insanın dört yıllık kazancına tekabül eden altından kalkılamaz bir cezaya razı olmak zorunda kalındığını. . .(275)</p>
<p><strong>Batıda Kelp Kültürünün Hükümranlığı</strong></p>
<p>Sadakat, vefa ve sevgi hissinin yok denecek kadar azaldığı batıda yapılan bir araştırmaya göre, ortalama . yüz aileden altmışının , beslediği hayvanını karısından veya kocasından daha çok sevdiğini ortaya koyduğunu&#8230;<br />
Bugün batıda, köpekler için özel mezarlıkların, özel şampuan ve kremlerin, özel sağlık sigortalarının ve üye kartlı öze kulüplerin bulunduğunu. . .(276)</p>
<p><strong>1924 Türkiyesi&#8217;nin Manzarası</strong></p>
<p>1924 Türkiyesi&#8217;nde devrin Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati&#8217;nin bütün eğitim meselelerini hallettikten sonra(! ) Avrupa&#8217;ya gidip vızır vızır Atatürk&#8217;ün resmini yapacak ressam aradığını&#8230;<br />
A. Kamp isimli bir ressama, ortalama memur maaşlarının 50 liraya olduğu bir dönemde 10.000 liraya Mustafa Kemal&#8217;in resminin yaptırldığını. ..(277)</p>
<p><strong>&#8220;Anneni Çöpe Attık&#8221;</strong></p>
<p>Şimdilerde milletvekilliği yapmakta olan Mümtaz Soysal&#8217; ın karısı vefat ettiğinde, çocuğunun: Babacığım. anneme ne oldu, ona ne yaptılar?&#8221; diye sorması üzerine, Soysal&#8217;ın: &#8216;Yavrum&#8217; annen bir çorap gibi eskidi ve onu çöpe attık&#8230;&#8221; diyerek o şefkate muhtaç çocuğunun kalbinde derin yaralar açtığını. . .(278)</p>
<p><strong>Sebil Gibi Türk Kanı</strong></p>
<p>5 Mayıs l9l9&#8242;da İzmir&#8217;i işgal etmek için çıkartma yapan Yunan askerlerini karşılayan metropolit(papaz) Chysosto mos&#8217;un askerlere hitaben:<br />
Asker evlatlarım, Elen çocukları! Bugün ecdad topraklarının yeniden fethetmekle İsa&#8217;nın en büyük mucizesini göstermiş oluyorsunuz. Bu uğurda ne kadar Türk kanı döküp içseniz, o kadar sevaba girmiş olacaksınız. Ben de bir bardak Türk kanı içmekle onlara karşı olan kin ve nefretimi teskin etmiş olacağım&#8221; diye tam bir barbara yaraşır şekilde konuşarak binlerce masumun kanının dökülmesine öncülük ettiğini. . .(279)</p>
<p><strong>Ahiret Seferi</strong></p>
<p>Yavuz Sultan Selim&#8217;in, Mısır seferinden İstanbul.a döndüğünde, İstanbul İskenderiye deniz yolunun ortasında çok tehlikeli bir korsan ocağı ola Rodos şövalyelerinin üzerine sefer yapılmasını isteyen vezirlerine:<br />
Bizim şimdiden sonra sefer-i Ahiret&#8217;den gayrı seferümüz yoktur&#8221; diyerek vefatının yaklaştığını hissedip haber verdiğini ve hakikaten de kısa bir müddet sonra da vefat ettiğini&#8230;<br />
(280)</p>
<p><strong>Felç</strong></p>
<p>Yirmiyedinci Osmanlı Padişahı I. Abdülhamid(17 25 17 89) döneminde Tuna boylarında Osmanlı-Rus Savaşı devam ederken, savaşın komutanı Koca Yusuf Paşadan padişaha bir mektup gelip, mektupta Özi kalesinin düşmanın eline geçtiği ve 25 bin masumun Ruslar ta-<br />
rafından vahşice katledildiği&#8221; haber verildiğini&#8230;<br />
Günlerdir, vatanından koparılan topraklardan dolayı içi kan ağlayan müşfik padişahın bu haber üzerine Ah, mel&#8217;unlar!&#8221; diye bağırarak aniden tahtından yere yıkıldığını ve üzüntüsünden felç gelip Hakk&#8217;ın rahmetine kavuştuğunu. . .(281)<br />
Biliyor muydunuz.?</p>
<p><strong>Okumaya Doyamadığım En Leziz Eser</strong></p>
<p>Yahya Kemal Beyatlı&#8217; nın biraz midesine düşkün biri olduğunu ve günün birinde sık sık gittiği Abdullah Efendi lokantasında yemek listesini eline alıp:<br />
Tatar böreği&#8230; İç pilav&#8230; Zeytinyağlı enginar&#8230; Kuzu çevirme&#8230; Yoğurtlu kebap&#8230; Badem tatlısı&#8230; Kaymaklı baklava. ..&#8221; gibi yemek isimlerini okuduktan sonra yanında bulunan sofra arkadaşına listeyi gösterip:<br />
İşte, Türkçe&#8217;de okumaya doyamadığın en leziz eser!.. dediğini . . . (282)</p>
<p><strong>Enteresan Belgeler</strong></p>
<p>1938 yılında Ankara&#8217;da İngiltere büyükelçisi olarak vazife yapan Percy Lorainenin İngiliz Dışişleri&#8217;ne yolladığı Notes on Lea Turkish personalities&#8221;. (Önde Gelen Türk Şahsiyetiyle ilgili Notlar) ismini taşıyan ve üzerine &#8220;Gizli , kaydı düşürülmüş raporunda dönemin Türk büyükleri için:<br />
İsmet İnönü: Kendini Gazinin altında görüyor ve herkesi asmak istiyordu&#8230;&#8221;<br />
Celal Bayar: şimdiye kadarki karakteri lider olma özelliği göstermiyor ama Sadık bir ikinci kişilik olma özelliği var. &#8221; Abdülhalik Renda: Kabinenin Ramazan ayında oruç tutan tek üyesi. Anlaşma peşinde koşan yabancı firma temsilcileri tarafından çok sevilir&#8230;&#8221;<br />
Ahmet Ağaoğlu: Kafkas kökenli bir Yahudi&#8217;nin oğludur. Rus gizli servisinde çalıştı. 1914&#8242;de Ruslar adına Bakü &#8216;de Ermeni katliamını organize etti&#8230; &#8220;- Ali Fuat Paşa: Berlin kongresinde Türk delegeliği yapmış. Alman bir dönmenin torunu&#8230; &#8221;<br />
- Edip Tör. Gümüşhane milletvekili, Ankara&#8217;daki masonların lideri, Açıkgöz ve sivri biri. 1926&#8242;da Mekke&#8217;deki İslam kongresinde Türkiye&#8217;yi başına şapka takarak temsil etti .<br />
- Celal Nuri Kemalist bir yayın organı olan İleri&#8217; gazetesinin sahibi. Saman altından su yürüten biri. Kominist eğilimli olduğu düşünülüyor.&#8221; Falih Rıfkı Atay: Atatürk&#8217;ün gözde yazarlarından ateşli bir batı taraftarı. Çok içki içer, iyi briç oynar.&#8221; &#8211; Hasan Saka: 1921 1922 arasında Maliye Bakanlığı görevini yürüttü. O zamanlar bolşevik sempatizanıydı. Büyük konuşan bir külhanbeyi gibiydi. &#8221; Kazım Özalp: General, 1922&#8242;de Savunma Bakanı poker hastası. . . &#8221; &#8211; Saffet Arıkan: İnönü ve Bayar hükümetinde eğitim bakanı. Büyük ihtimalle Yahudi kökenli.&#8221; &#8211; Reşit Saffet: Lozan görüşmelerine katılan Türk barış delegasyonunun genel sekreterliğini yaptı. Panislamlıktan panturancılığa döndü. Karaktersiz bir adam olarak tarif edilebilir. İçtiğinde seçkin bayanlara sarkıntılık eder&#8230; &#8221; vs.<br />
diye yazdığını. . .(283)</p>
<p><strong>Kan Davası</strong></p>
<p>Doğuyu Hristiyanlaştırmak gayesi ile Orta Çağ&#8217;da İslam dünyasına misyonerlik faaliyetleri için sefere çıkan Toskar papaz Ricoldo&#8217;nun, İslam dünyasında gördüklerini, 1301&#8242;de döndüğü Floransa&#8217;da kaleme aldığını&#8230; Yazdıkları arasında kan davası (kısas) ile alakalı olarak:<br />
Bir Müslüman bilmeden veya kötü niyetle bir başka Müslümanı öldürdüğünde, öldürülenin oğlunun öç alması çok nadir görülür. Ölenin ve öldürenin ortak dostları bir araya gelir, cinayeti işleyeni alıp, öldürülenin oğluna götürürler. ölenin oğlu, katili, babasının mezarına götürür ve şöyle der Babamı öldürdün, fakat seni öldürmem babamı geri<br />
getirmeyecektir. Bir müslümanın kötü bir şeyse niçin iki Müslüman ölsün&#8217; diyerek konuyu Allah&#8217;a havale edip, katilin de saçlarını keserek serbest bırakırlar&#8221; diye yazdığını. . .(284)</p>
<p><strong>Osmanlı Hukuku</strong></p>
<p>Mohaç Savaşı&#8217;nda Türklere esir düşen ve daha sonra Osmanlı ülkesinde gördüklerini Türklerin Gelenek ve Görenekleri&#8221; isimli kitapta toplayan Macar asıllı Bartholomaus Georgi- evic&#8217; in, Osmanlı adalet anlayışı ile alakalı olarak:Türkler ve Hristiyanların hakimleri aynıdır. Müslümanlar arasından seçilen hakimler ayrım gözetmezler, herkese aynı adaleti uygularlar.<br />
Öldüren öldürülür. hırsızlık yapan, veya zorla birşey alan asılır. Pazarda sütünü satan bir kadının sütünü içen ve parasını ödemeyen bir &#8220;lenitzeren&#8221;(yeniçeriye) de aynı kaide uygulandı. Ben buna Şam&#8217;da şahit oldum&#8221; diye yazdığını. . .(285)</p>
<p><strong>Avrupa&#8217; da Türkler</strong></p>
<p>Bugün Avrupa&#8217; da yaşayan 2 milyon 420 bin Türk&#8217;ün Danimarka nüfusunun<br />
yarısına ve Lüksemburg nüfusunun altı misline tekabül ettiğini&#8230;<br />
Günümüzde AET sınırları içinde 44. 500 civarında Türk iş adamı bulunduğunu ve bunların 1992 hesaplarına göre kuruluş sermayelerinin 7 milyar markın üzerinde ve yıllık cirolarının da 28 milyar markı bulduğunu&#8230;<br />
622 bin Türk gencinin de AET ülkelerinde orta öğretim ve üniversite tahsili gördüğünü&#8230; (286)</p>
<p><strong>İnsanlara Takılan At Koşumları</strong></p>
<p>İtalyan kökenli Dominik papazı Ricoldo de Monte Cro ce&#8217; nin doğuyu Hrıstiyanlaştırmak için 13. yüzyılın ikinci yarısında çıktığı seferde, rastladığı Türkler ve Yunanlılar hakkında bilgi verirken :<br />
Güvenilir kaynaklardan öğrendiğimize göre, Yunanlılar Türklerden öyle çekinirlermiş ki, tohum ekmeye, ormanda çalışmaya veya bir başka iş yapmaya giderken birbirlerini bağlayabilecekleri at koşumları olmaksızın kentlerinden ve surlardan dışarı adım atmazlarmış&#8230;&#8221; diye yazdığını. . .(287)</p>
<p><strong>Vatan Aşkı</strong></p>
<p>Amerikalıların Japonya üzerine iki atom bombası atıp Japonları mağlubiyete uğratması üzerine, Japon halkının kitleler halinde imparatorları Hirohito&#8217;nun sarayının önüne gelerek harakiri&#8221; yapıp meydanı kan gölüne döndürdüklerini&#8230;<br />
Amerikalı general Mc Arthur&#8217; un Hirohito&#8217; nun sarayına koşup Bu saçmalığı durdurun!&#8221; demesi üzerine, Hirohito&#8217; nun balkondan halka seslenip:<br />
Ey Japon milleti!<br />
Gerçekten yenildik. Bugün önümüzde iki yol var. Birincisi harakiri. Ben de size katılacağım. Ama ikinci bir yol daha var ki, o da şu: Amerikalılarla mücadelemize devam edelim. Askeri cenahta yenildik. Onlara ekonomik bir savaş açalım. ülke ekonomisini canlandırıp doların sırtını yere vuralım. Tercih sizin!&#8221; dediğini ve Japonların ikinci yolu tercih edip, bugün birçok alanda Amerikalıların sırtını yere getirdiklerini. . .(288)</p>
<p><strong>20. Yüzyıl Japon Amerikan Savaşları</strong></p>
<p>Pearl Harbour baskınından yarım yüzyıl sonra Amerika Birleşik Devletleri ile Japonya arasındaki savaşın bir başka sahada devam ettiğini . . .<br />
Psikoloji profesörü olan ünlü Japon yazarı Shyu Kishida&#8217;ya göre Amerikan şirketi battığında, Japonların bir Amerikan uçak gemisi batırmış gibi sevindiklerini&#8230;<br />
Amerikan General Motor şirketinin 70 bin işçiyi işten çıkaracağının haberi Tokyo borsasının ekranına yansıdığında genç Japon brokerlerin(simsar) zafer işareti yaptıklarını&#8230; (289)</p>
<p><strong>İsim Kültürü</strong></p>
<p>Toplumumuza yerleşmiş isim kültürünün bir parçası olarak göbek adı koymak&#8221; diye bir geleneğimizin olduğunu&#8230;<br />
Yeni doğan bir bebeğin, eğer yaşamazsa onun kavmiyetin i&#8221; belirlemek yani Müslüman olarak ölmesi için kulağına Ezan-ı Muhammedi&#8221; okunup esas ismi verilinceye kadar geçerli olmak üzere göbeği kesilirken hemen bir isim konduğunu. . Bu göbek adının genellikle erkek olursa Mehmed , veya Ali&#8221;; kız olursa da Fatma veya Ayşe&#8221; konulduğunu.. (290)</p>
<p><strong>Süleyman</strong></p>
<p>İleride Avrupalı kralların üzengi öpmek için sıraya geçecekleri büyük bir devlet adamı olacak olan Kanuni&#8217;nin doğum haberi Yavuz Sultan Selim&#8217;e ulaştırıldığında, huşu içinde Kur&#8217;an okumakta olan baba Yavuz&#8217;un okumakta olduğu Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;den başını kaldırarak: Adını Süleyman koydum &#8221; deyip Kur&#8217;an okumaya devam ettiğini&#8230;<br />
Ve o anda okuduğu ayetin mealinin de (Neml Suresi 30. ayet) O muhakkak ki Süleyman&#8217;dandır ve O (mektubun ilk satırı) Bismillahirrahmanirrahim,dir&#8221; olduğunu. (291)</p>
<p><strong>Alparslan&#8217; ın Göz Yaşları</strong></p>
<p>Malazgirt zaferi ile Anadolu kapılarını Türklere açan Büyük Kumandan Alparslan&#8217; ın saray mutfağında hergün elli koyun veya keçi kesilerek fakirlere dağıtıldığını.<br />
Sultan&#8217;ın divanında sayılamayacak kadar çok fakir kimselerin isimlerinin kayıtlı olup bunlara muntazaman maaşlarının verildiğini. . .<br />
O Koca Sultan&#8217;ın bazen tevafuk eseri hasta ve fakir bir<br />
kimseyi gördüğü zaman son derece hassasiyete kapılarak teessüründen ağlayıp derhal yardımına koştuğunu&#8230; (292)</p>
<p><strong>Milli Kanunlarımız</strong></p>
<p>17 şubat l926&#8242;da İsviçre Medeni Kanunu,nun Türkçeye tercüme edilerek Türk Medeni Kanunu&#8221; olarak kabul edildiğini&#8230;1 Mart 1926&#8242;da da, İtalya Ceza Kanunu&#8217; nun Türkçeye tercüme edilerek Türk Ceza kanunu olarak kabul edildiğini &#8230; (293)</p>
<p><strong>Diş Kirası</strong></p>
<p>Osmanlı medeniyetinin güzel ananelerinden biri olarak. hali vakti yerinde olan ailelerin Ramazan&#8217;da iftara davet ettikleri misafirleri uğurlarken diş kirası &#8221; adı altında bir miktar para veya kıymetli eşyayı hediye ettiklerini&#8230;<br />
Tanzimat ricalinden Rıfat paşa ,nın bir Ramazan sonu kahyasının getirdiği diş kirası hesabını tetkik ederken yekünün 5000 altın olduğunu okuyup Çok şükür bu Ramazan&#8217;ı ucuz atlattık&#8221; dediğini. . .(294)</p>
<p><strong>Cumhurbaşkanlarının Maaşları</strong></p>
<p>Mayıs 1994 para değerlerine göre; 1928 yılında Cumhurbaşkanının maaşı 2800 cumhuriyet altınına (bir cumhuriyet altını: 25OOOOOtl.) yani 7 milyar liraya tekabül ettiğini&#8230;<br />
1987 yılında ise Cumhurbaşkanının maaşının 12 Cumhuriyet altınına yani 30 milyon liraya tekabül ettiğini&#8230;. (295)</p>
<p><strong>İstanbul&#8217;a Verilen Değer</strong></p>
<p>Çağ açıp çağ kapayan büyük dahi Fatih Sultan Mehmed&#8217;in İstanbul&#8217; u fetheder<br />
etmez hemen imar faaliyetlerine giriştiğini&#8230;<br />
İstanbul&#8217;un en güzel yerlerinden biri olan Haliç&#8217;in dolmaması için her iki yakada<br />
da tırnaklı hayvanların otlatılmasını menettiğini.<br />
Toprağın yağmurlarla akıp giderek Haliç&#8217;i doldurmaması için de Haliç&#8217;in kenarlarına(sırtlarına) ağaç ve ayrık kökleri diktirdiğini&#8230;(296) Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>Düşmanım Yoktur Benim Nefsimden Gayrı</strong></p>
<p>Hz. Mevlananın Mesnevi&#8217;sinde anlattığına göre Hz. Ömer (ra) ile görüşmeye gelen Rum elçisinin, şehre girer girmez halifenin sarayının nerede olduğunu sorması üzerine halktan birinden :Halifenin sarayı yoktur görüşeceksen işte ileride hurma ağacının altında yatmaktadır&#8221; cevabını aldığında hayretler içinde kaldığını&#8230; Bu Rum elçisinin Hz. Ömer&#8217;e getirdiği hediyeler arasında bir şişe çok tesirli bir zehir bulunduğunu ve elçinin, Hz. Ömer&#8217;e: Bu çok tesirli bir zehirdir Birkaç damlası bile düşmanlarınızı yok eder&#8221; demesi üzerine Halife Hz Ömer&#8217;in: Benim nefsimden gayri düşmanım yoktur&#8221; diyerek elçinin şaşkın bakışları arasında şişedeki zehirin hepsini bir yudumda içtiğini ve Allah&#8217;ın izniyle de hiçbir şey olmadığını&#8230;(297)</p>
<p><strong>Osmanlı&#8217;da Savaş Disiplini</strong></p>
<p>Mohaç Savaşı&#8217;nda( 1 528) Türklere esir düşen ve daha sonra 1535&#8242;de kaçarak kurtulan Macar asıllı Bartholomeus Georgievic&#8217;un 1544 yılında yazdığı Turcarum ritu et caere&#8221;De moniis&#8221; (Türklerin Gelenek ve Görenekleri) isimli eserinde Türklerin savaş gelenekleri ile alakalı olarak:&#8221;Savaş zamanında öyle sıkı bir disiplin vardır ki, hiçbir asker adaletsiz birşey yapmaya cesaret edemez. Adaletsizlik yapan hiç acımaksızın cezalandırılır. Gözcüler ve düzen sağlayıcılar vardır. . .Geçip gidilen yolların kıyısındaki bağ ve bahçelerde sahiplerinin izni olmaksızın, bir elma bile koparılamaz. İzinsiz koparanın cezası ölümdür. İran seferine katıldığımda gördüm: Ortalıkta dolaşan bir at, birinin tarlasına girdi diye bir sipahinin atı ve uşakları ile birlikte başı vuruldu&#8221; diye yazdığını. . .(298)</p>
<p><strong>Sanata Ve Sanatkara Verilen Değer</strong></p>
<p>Osmanlı padişahlarının ilim ve sanata büyük kıymet vererek bu uğurda gayret gösterenleri maddi manevi desteklediklerini . . .<br />
Veli&#8221; lakaplı Sultan II. Bayezid&#8217;in, büyük hat sanatkarı Şeyh Hamdullah&#8217;ın sanatına olan hürmetinden ve sevgisinden dolayı, hat üstadının yazı meşkederken hokkasını tutup, rahat etsin diye sırtını yastıkla beslediğini&#8230;(299) Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>İp Kıtlığı</strong></p>
<p>Devrimleri yerleştirmek için İstiklal Mahkemeleri&#8217;nin binlerce masum insanı darağaçlarında sallandırdığını ve sadece Kara Ali isimli bir celladın beşbinden fazla insanı astığını&#8230;<br />
Bu meselenin Ankara&#8217;da ip kıtlığı başgöstermiştir.İpsiz kalanların Ankara İstiklal Mahkemesi&#8217;ne müracaatları &#8221; diye mizah haline getirildiğini&#8230; (300)</p>
<p><strong>Zulüm Zulüm Üstüne</strong></p>
<p>İstiklal Mahkemesi&#8217;nin salkım salkım astığı insanlarla ilgili davaları yakından takip eden bir gazetecinin, başına giymiş olduğu şapkasından dolayı, mahkeme reisi Kel Ali (Ali Çetinkaya) tarafından: Anandan şapkalı mı doğdun?Gavur musun be herif!&#8221; denilerek tekme tokat merdivenlerden yuvarlandığını&#8230;<br />
Aynı şahsın Atatürk&#8217;ün ilk defa Kastamonu&#8217;da şapkayı giymesi üzerine hemen bir şapka bularak protokoldaki yerini aldığını. . .(301/a)<br />
Yine aynı şahsın, İskilipli Atıf Hoca&#8217;yı, hükümetten izin alarak yazmış olduğu Frenk Mukallitliği kitabından dolayı,savcının üç sene ceza istemiş olmasına rağmen idama mahkum ettiğini ve asılırken de Sehpanın yanına gelip mazlum Hoca&#8217;nın kafasına şapkayı geçirerek Giy domuz!&#8221; diye insanlık dışı muamelede bulunduğunu. .. (301/b)</p>
<p><strong>Hilal, Lale ve ALLAH</strong></p>
<p>Lale, hilal ve Allah(cc) lafızlarının ebced değerinin aynı olduğunu ve bundan dolayı kültürümüzde laleye apayrı bir değer verilip sevgi beslenildiğini&#8230; (302/a)<br />
Özellikle Osmanlı kültüründe, lalenin oldukça yoğun bir alaka görüp bir lale soğanının bin altına kadar müşteri bulabildiğini ve zamanın padişahı III. Ahmed&#8217;in bir ferman yayınlayarak bu fiyatlara bir sınırlama getirmek zorunda kaldığını. . .<br />
Bir devre adını veren bu tefekkür simgesi çiçeğin o dönemde 1108 çeşit renkte üretildiğini&#8230;(302/b)<br />
Bağ-ı İrem&#8217; de Gül-ü Muhammed Açtı&#8221;<br />
Kosova fatihi dervişmeşreb Gazi Murat Han&#8217;a 30 Mart 1432 sabahı Edirne Sarayı&#8217;nda bir erkek çocuğunun olduğuna dair müjdeli haberi getirdiklerinde Murat Hanın önündeki Kur&#8217;an-ı , Kerim den Sure-i Muhammed &#8220;i okumakta olduğunu&#8230;<br />
Şair ruhlu Sultan&#8217;ın, bu müjdeli haber üzerine okumakta olduğu Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;den başını kaldırıp: Bağ-ı İrem&#8217;de gül-ü Muhammed açtı.&#8221; diyerek, geleceğin bir çağı kapayıp yeni bir çağ açacak olan Fatih&#8217;in adını &#8220;Muhammed&#8221;, yani Mehmed&#8221; koyduğunu&#8230;(303)</p>
<p><strong>Bir Yabancının Hac Düşünceleri</strong></p>
<p>18. yüzyılda Osmanlı ülkesine gelerek intibalarını yazan Hristiyan tarihçi M. A Ubucini&#8217;nin Müslümanların Hac ibadetini araştırdıktan sonra kendi dini ile kıyaslayarak:<br />
&#8220;Hac aslında sadece büyük Müslüman ailesinin dağınık fertlerini birbirine bağlamak hedefini gütmüyordu; Hac bilhassa, bu ibadeti yapmakta olan Müslümanlara, aynı imanı taşıyan kimseler arasında hüküm sürmesi gereken eşitlik kavramını hatırlatmak için tesis edilmişti. Biz Hristiyanlar böyle bir eşitlik örneğini, bu yüce ahlaki eşitliği gösterebiliyor muyuz? Değil kilisenin içinde, mezarlarımızda bile bu ulu eşitlik kavramından tek eser yok. Buyurun bir camiye girelim .. Orada Allah&#8217;ın şanına yakışmayan, lüzumsuz ve boş süslemeler,resimler,heykeller yok yalnızca şunlar var.<br />
Duvarların üzerine işlenmiş bazı Kur&#8217;an ayetleri,bir mihrap,bir kürsü ve müminler için tertemiz sergiler. Hiçbir şeref kürsüsü hiçbir özel yer ve hiçbir derece farkı göremezsiniz. Müslüman mabetlerinde .. Sadece ibadet eden insanlar vardır ve ibadetten alıkoyacak veya ibadet edenleri rahatsız edecek hiçbirşeye rastlayamazsınız diye yazıp İslam&#8217;ın eşitlik anlayışına olan hayranlığını ifade ettiğini.(3O4)</p>
<p><strong>Namusum Üzerine</strong></p>
<p>10 Nisan l928&#8242;de İsmet İnönü ve 120 arkadaşının teklifi üzerine Anayasa&#8217;dan bütün dini terimlerin kaldırılması hakkında bir kanun çıkarıldığını&#8230; &#8221; Buna göre: Devleti dini ,dini İslamdır kaydı kaldırıldığını ve milletvekillerinin yemin şeklinin değiştirilerek vallahi&#8221; demek yerine namusum üzerine&#8221; tabirinin kullanılmasının kabul edildiğini&#8230;(305)</p>
<p><strong>Boğazdan Geçmeyen İlaç</strong></p>
<p>Bediüzzaman Hazretleri&#8217;nin hasta olduğu zamanlar kulandığı Optalidon ilacı bitince yanındakilerden birine yüz kuruş verip eczahaneye gönderdiğini&#8230;<br />
İlacın fiyatı yüz on kuruşa çıktığı için o kardeşin cebinden on kuruş ilave edip ilacı alarak Üstad&#8217;a getirdiğini&#8230;<br />
Bediüzzaman Hazretleri&#8217;nin ilacı içmek için ağzına aldığı halde bir türlü yutamadığını ve bu işe birkaç defa daha teşebbüs edip bir türlü ilacı yutmaya muvaffak olamayınca ilacı alan<br />
kardeşi çağırarak ilacı kaça aldığını sorup da on kuruşu onun ödediğini öğrenince, üstad&#8217;ın on kuruş daha verdikten sonra ilacı rahatça yutabildiğini ve ardında da oldukça ibretli bir şekilde:<br />
Kardeşim, işte görüyorsun.. başkasının malını yiyemiyorum. Boğazımdan geçmiyor&#8221; dediğini..(306)</p>
<p><strong>Çekiç</strong></p>
<p>Lenin ile birlikte kominist ihtilalini gerçekleştirip binlerce insanı katleden ve yine binlerce insanın sürgüne gitmesine sebep olan Troçki&#8217;nin(1879-1940), her ihtilalin daha sonra kendi çocuklarını yediği gibi, kendisinin de sürgüne gönderilip Sığınacak ülke bulamadığını&#8230;<br />
Hayatı orak-çekiç&#8221; davası ile geçmiş bu Sovyet liderinin daha sonra Meksika&#8217;da bir çekiçle beyni parçalanarak öldürüldüğünü. . .(307)</p>
<p><strong>Nazım Hikmet&#8217;in Pişmanlık ve Arayışları</strong></p>
<p>Tanınmış komünist Türk şairi Nazım Hikmet Ran&#8217;ın (1902/1963), hayatı boyunca komünist ideoloji peşinde koşturarak zikzaklar içinde geçen bir ömür sürdüğünü&#8230;<br />
ömrünün son yıllarına doğru, arkadaşı Mustafa Mehmed&#8217;e, arayış içinde ve pişmanlık dolu olduğunu ifade ettiğini&#8230;Mustafa Mehmedin onunla Romanyadaki beraberlikleri ile alakalı olarak:<br />
1960&#8242;lardan önceydi. Nazım Hikmet Romanya&#8217;nın davetlisi olarak Bükreş e gelmişti. İsteği üzerine Bilimler Akademisinden beni buldular. Nazım Hikmet&#8217;in kaldığı otele gittim. Açık olan radyosundan Türkiye&#8217;yi dinliyordu. Sohbet sırasında saatine bakarak bana Bu gece Kadir Gecesi&#8217; dedi ve benden kendisini Türklerin bir araya geldikleri camiye götürmemi istedi. Ben o gecenin Kadir Gecesi olduğunun bile farkında değildim. Bir an tereddüt ettim ama Nazım&#8217;ın ricası Romanya&#8217;da bir emirdi. Rus eşi Vera, ben ve Nazım taksiyle caminin bulunduğu semte yöneldik. Arabayı rica ve minnetle caminin bulunduğu parka sokabildik.<br />
Biz camiye girdiğimizde Türkler mevlid okuyorlardı. Nazım mevlidi dinlerken coştu ve cemaate hitaben bir konuşma yaptı.<br />
Konuşmasında: Ben komünistim ama sizin burada bir araya gelmeniz beni çok duygulandırdı&#8217; dedi. O sıralarda kalp yetmezliğinden muzdarip olduğundan ben heyecanlanmasından dolayı bayağı endişelendim. Gerçekten de endişelerim yerindeydi. Konuşmasından sonra kendisini kriz yokladı. Eşi Vera ile ben Nazım&#8217;ı dışarıdaki banklardan birinin üzerine yatırdık. Vera yanında bulundurduğu ilaçlardan verdi ve daha sonra koluna girerek güç bela taksiye bindirdik<br />
Ben Nazımın Romanya&#8217;da camiye gittiğini şimdiye kadar saklı tuttum. İşte ilk kez anlatıyorum&#8230;&#8221; diyerek Nazım&#8217;ın pişmanlık dolu hikayesini gözler önüne serdiğini. . .(308)</p>
<p><strong>İlme Hürmetin Böylesi</strong></p>
<p>Fatih Sultan Mehmed Han döneminde ilme ve alime muazzam bir kıymet verildiğini&#8230;<br />
Fatih&#8217;in hocalarından Molla Hüsrev&#8217;in Ayasofya&#8217;da derse başlamadan önce talebeleri tarafından Hoca&#8217; nın evine gidilip atına bindirilerek, arkasında da talebelerinin eşliğinde camiye getirildiğini. . .<br />
Zamanın Ebu Hanife&#8217;si addolunan Molla Hüsrev, camiye girdiğinde, hürmet ifadesi olarak takrimen ayağa kalkıldığını ve hoca dersini bitirdiğinde talebeleri tekrar onu atına bindirerek evine kadar bıraktıklarını&#8230; (309)</p>
<p><strong>Hasaneyn&#8217;in Ruhu İçin</strong></p>
<p>Gençliğinde güçlü ve kuvvetli iken, savaş meydanlarında düşmana karşı kılıç sallayarak hizmet eden yeniçerilerin , artık sakalına ak düşüp de kılıç sallayacak dermanı kalmadığı zaman da, sırtlarına meşin bir su kırbası geçirip elde bir kalaylı tas alarak sokak sokak gezinip Kerbela&#8217;da bir yudum suya hasret giden &#8220;Hasaneyn&#8217;in(Hz. Hasan ve Hüseyin) ruhu için&#8221; su dağıtıp sevap kazanmaya çalıştıklarını. .. (31O)</p>
<p><strong>Aziz Mahmud Hüdai&#8217; den İstenen Keramet</strong></p>
<p>Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri&#8217;nin İstanbul&#8217; un Üsküdar semtine gelip zaviyesini kurmasından sonra , Sultan I. Ahmed&#8217;in bu gizli nur hazinesini keşfederek eteğine yapıştığını&#8230;<br />
Bu Gönül Sultanı&#8217;nın birgün sarayda abdest alırken, Padişah 1.Ahmed&#8217;in abdest suyunu döküp annesi Valide Sultan&#8217;ın da havlu tuttuğunu&#8230;<br />
Bir ara Valide Sultan&#8217;ln boşta bulunup kendini tutamayarak: Efendim, ne olur bize bir keramet gösteriniz&#8221; demesi üzerine tebessüm eden Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri&#8217;nin gayet latif bir şekilde devrin padişahı abdest suyumu döküyor validesi ise havlumu tutuyor. Bundan büyük ne keramet istersiniz.? cevabını veridiğini..(311)</p>
<p><strong>Siyaset Şekerlemesi</strong></p>
<p>Üstad Bediüzzaman Hazretleri&#8217;ne, Sünuhat, Rumuz ve Tuluat gibi &#8220;Eski Said&#8221;lik dönemi eserlerindeki mevzularla alakalı olarak &#8220;Neden ulvi hakaik-i diniye ile beraber, bazı mesail-i siyasiyeyi kitaplarında dercediyorsun?&#8221; diye sormaları üzerine Bediüzzaman,ın :<br />
&#8220;Çocuğa ilacı içirmek için bir şekerleme gösterilir. Ta ki ağzını açsın, ilaç öylece , içirilsin. Efkar -ı amme dahi siyaset için ağzını açmış bekliyor. Ben de tiryakı(ilacı) içirmek için bazen siyaseti de zikrediyorum. diye cevap verdiğini&#8230; (312)</p>
<p><strong>Osmanlı&#8217; da Musiki</strong></p>
<p>Musikiyi mehter ile savaş meydanlarından, tasavvufi tekke musikisi ile birçok hastalığın tedavisine kadar pek çok yerde kullanan Osmanlı Cihan Devleti temsilcilerinin, ayrıca bu sanatı çeşitli sosyal müesseselere kadar soktuklarını&#8230;<br />
Ayasofya imaretine bağlı kalenderhanede(tekke) ve Edirne&#8217;deki ll. Murat imaretinde olduğu gibi bizzat sema ve musiki cemiyetleri için vakfiyelere maddeler konulduğunu. .. (313)</p>
<p><strong>İlk Boğaz Köprüsü Projesi</strong></p>
<p>Asya ile Avrupa&#8217;yı birbirine bağlama düşüncesinin ilk olarak bundan yaklaşık bir asır önce (1900), dahi padişah II. Abdülhamid tarafından ortaya atılıp projelendirildiğini . . .<br />
Avrupa&#8217;nın güney, güneybatı ve merkezindeki demiryollarını bu Boğaz Köprüsü ile Bağdat demiryoluna bağlamayı düşünen cennetmekan Abdülhamid Han&#8217;ın F. Arnodin isimli bir Fransız&#8217;a hazırlattığı bu dev köprüye ait projede, minareler, kubbeler kuleler ve askeri , savunmayı temin edecek topların yer aldığını&#8230;<br />
Yine Abdülhamid Han&#8217;ın, bu köprüyle bağlantılı olarak oldukça ileri görüşlü bir bakış açısıyla çevre yolları projesi çizdirdiğini . . . (3 14) Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>Fasulya Aşı Yemeye Razı Olmak</strong></p>
<p>Vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy&#8217;un hayatında hiç boyun eğmeyip, kimseye eyvallah etmediğini&#8230;<br />
Umumi seferberlik zamanında (1914) bir arkadaşı ile oturup fasulya aşı yerken nezaret erkanından birinin çıkagelip ona, yazılarında fazla ileri gitmemesini nazikçe söylemesi üzerine Akif&#8217;in pürhiddet yerinden fırlayıp:<br />
Nazırına söyle, kendilerini düzeltsinler. Bu gidiş devam ettikçe bizi susturamazlar. Ben fasulya aşı yemeğe razı olduktan sonra kimseden korkmam!&#8221; diyerek pervasızca cevap verdiğini. . .(315)</p>
<p><strong>Tasavvufta Şeriata Bağlılık</strong></p>
<p>Said Harraz Hazretleri&#8217;nin: Zahiri hükümlere aykırı düşen her batın batıldır&#8221;diye vecizeleştirdiği tasavvufta Allahın emir ve yasaklarına uymanın gerekliliğini, yine bir başka sufi olan Bayezid-i Bistami Hazretleri &#8216;nin de:<br />
Havada uçan insanlara mı hayret ediyorsunuz? Leş yiyen kargalar da havada uçmakta. Su üzerinde yürüyen insanlara mı şaşırıyorsunuz?Balıklar da suda yüzmekte. Önemli olan Allah&#8217;ın emirlerine uymak kaçınmaktır,, sözleriyle vurguladığını&#8230;(316)</p>
<p><strong>Amerikan Hayat Felsefesinin Özeti</strong></p>
<p>Meşhur Amerikalı yazar Mark Twain&#8217;e: &#8220;İnsan hayatının gayesi nedir? . Nasıl zengin olabiliriz?&#8221; diye sormaları üzerine onun .<br />
&#8220;Eğer becerebilirsek şerefsizce, mecbur olursak namuslu yoldan. Tek ve gerçek tanrı kimdir? Tanrı paradır. Altın, dolar ve hisse senedi, Baba, oğul ve ruhları&#8221; cevabını vererek Amerikan hayat felsefesini formüle ettiğini&#8230;(317)</p>
<p><strong>Nasreddin Hoca&#8217; nın Merkebine Ters Binmesinin Hikmeti</strong></p>
<p>Türk halkının nüktedan hazır cevap ve zeki bir fıkra kahramanı olarak tanıdığı Nasreddin Hoca&#8217;nın(1208-1284 ), aslında medresede ders veren büyük bir müderris ve ayrıcada kadı olduğunu. . .<br />
Talebeleri arasında oldukça sevilen Nasreddin Hocanın, ders verdiği medreseden merkebine binip evine giderken dahi talebeleri tarafından yalnız bırakılmayıp yolda kendisine sualler sorulduğu,..<br />
Hem yol alıp hem de talebelerin sorularına cevap veren Nasreddin Hoca&#8217;nın, sual soran talebelerine arkası dönük olarak cevap vermenin İslami edebe aykırı olacağından dolayı,merkebine ters binip, talebeleri ile yüz yüze gelerek ders verdiğini. . .(318) -</p>
<p><strong>Moskova Önlerinde Fetih Tuğları</strong></p>
<p>Rusya&#8217;nın başkenti Moskovanın yaklaşık 150 yıl Türk hakimiyetinde kaldığı . . .<br />
Moskova&#8217;nın merkezindeki altın kubbeli kilisenin Türk hakimiyetinden kurtuluşun<br />
şerefine inşa edildiğini&#8230; (319)</p>
<p><strong>Ecdadın Ticaret Ahlakı</strong></p>
<p>Yabancı bir kumaş tacirinin Osmanlı ülkesine gelerek bir kumaş imalathanesinin mallarını beğenip hepsini almak istedikten sonra, mal sahibinin kumaş toplarını denklerken bir top kumaşı ayırdığını görüp bu hareketinin sebebini sorması üzerine, Osmanlı esnafının &#8220;Onu sana veremem, kusurludur&#8221; cevabını verdiğini.<br />
Yabancı tacirin &#8220;Ziyanı yok, önemli değil&#8221; demesine rağmen Osmanlı esnafının o kumaş topunu vermemekte direterek: Benim malımın kusurlu olduğunu söyledim biliyorsunuz. Fakat Siz onu kendi memleketinizde satarken, alıcılarınız orada benim bunları bize söylemiş olduğumu bilmeyeceklerdir. Böylece de müşterilerinize kusurlu mal satmış olacağım.<br />
Neticede Osmanlı&#8217;nın gururu şeref ve haysiyeti rencide olacak, bizi de hilekar sanacaklardır. Onun için bu sakat topu asla size veremem&#8230; diyerek kumaşı vermeyişinin sebebini izah ettiğini&#8230; (320) Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>İmamı Azam ve Yarım Milyon Meselenin Hükmü</strong></p>
<p>Hanefi mezhebinin kurucusu çağının yetiştirdiği dev kamet İmam-ı Azam Hazretleri&#8217;nin kitap ve sünnetten beşyüzbin meselenin hükmünü çıkartıp dörtbin fetva verdiğini. .. (321)</p>
<p><strong>Okumanın Dayanılmaz Cazibesi</strong></p>
<p>Bir ülkenin kültürel yönden kalkınmışlığının, o ülkede bir yılda fert başına tüketilen kağıt miktarı ile ölçüldüğünü&#8230;<br />
ABD&#8217;de kişi başına bir yılda tüketilen kağıt miktarının 391 kilo olmasına karşılık, aynı rakamın Avrupa ülkelerinde ortalama 90 kilo olduğunu ve ülkemizde ise bu. rakamın sadece ve sadece 18 kilo olduğunu&#8230; (322)</p>
<p><strong>Üstad Türkiye&#8217;de Okuma Çığırını Açtı</strong></p>
<p>Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri&#8217; nin talebelerinden Bayram Yüksel ağabeyin, Hasan Basri Çantay&#8217;ı ziyarete gittiğinde Çantay&#8217; ın, Bayram ağabeye dönerek:<br />
&#8220;Kardeşim, sizleri tebrik ediyorum. Bizler Üstad&#8217;ın sayesinde müellif olduk. Korkumuzdan ne eser yazabiliyorduk Ve nede kimseye birşey anlatabiliyorduk.<br />
Üstad Hazretleri Risale-i Nuru telif etmeye başladı.<br />
Türkiye&#8217;de bu sayede okuma çığırını açtı&#8230;&#8221;diyerek bir hakikati ifade ettiğini&#8230;(323)</p>
<p><strong>Dördüncü Murat&#8217;ın Sporculuğu</strong></p>
<p>Osmanoğulları&#8217;nın onyedinci padişahı olan Bağdat Fatihi IV. Murat&#8217;ın çok kuvvetli biri olduğunu&#8230;<br />
Bir gün sarayda Murat Han&#8217;ın, musahibi Musa Paşayı sağ eliyle kuşağından tutup kaldırarak ve öylece Has Odayı dolaştırdığını ve sonra da en küçük bir yorgunluk ve tıknefeslilik göstermeden, paşayı kaldırdığı gibi tek elle yavaşça zemine bıraktığını. . .<br />
Bir cirit mızrağı ile, arka arkaya konan dokuz kalkanı bir atışta deldiğini . . .<br />
200 okkalık bir gürzü kolayca kaldırıp salladıktan sonra fırlatabildiğini . . .<br />
Savaş zamanlarında metrise girip topla nişan alıp düşmana isabet kaydettiğini&#8230;<br />
Ve İstanbul Okmeydanındaki kemankeşlik müsabakalarda 1070,5 gez (706. 5 cm) mesafeye okunu ulaştırıp rekor kırdığını ve okun düşdüğü yere rekorunu belgeleyen menzil taşı dikildiğini . . . (324/a)<br />
Musul&#8217;da bulunduğu bir sırada oraya gelen Hint elçisinin tüfek ve kılıç kar eylemez diye hediye ettiği fil kulağından yapılma üzeri gergedan postu kaplı çok sağlam siperi(kalkann ) el mızrağı ile ortasından deldiğinı ve içini altın ile doldurup elçiye geri hediye ettiğini&#8230; (324/b)</p>
<p><strong>İslam&#8217;ın Boğazına Geçirilmeye Çalışılan İp</strong></p>
<p>İlk olarak Avrupa&#8217;yı ümit Burnu üzerinden doğuya bağla yan deniz yolunu keşfetmesiyle dünya sömürgecilik tarihinde yeni bir dönem açan &#8220;İsa tarikatı şövaIyesi&#8221; Portekizli denizci<br />
Vasco da Gama(1460-1524)&#8217;nın Güney Hind adalarına ulaştığında :<br />
&#8220;İşte şimdi İslam&#8217;ın boğazına ipi geçirdik. Bu ip çekilmeye devam edecek, neticede boğaz sıkılacak ve Müslümanlık ölecektir. &#8221; dediğini . . . (325)</p>
<p><strong>Eski Bir Hamam Kitabesi</strong></p>
<p>Eski İstanbul&#8217; un hamam kitabelerinden birinde karakter temizliğinin ehemmiyetini vurgulamak için:<br />
&#8220;Tıynetin na pak ise, Hayr umma sen germabeden Önce tathir-i kalb et, sonra tathir-i beden.&#8221;Yani (Kötü huylu, kirli karakterli bir kimse isen, hamamdan bir şey bekleme. Temizlik istiyorsan evvela kalbini temizle, sonra da bedenini..)<br />
diye yazdığını&#8230;(326)</p>
<p><strong>Bir Ahlak Kahramanıydı</strong></p>
<p>Vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy&#8217;un yakın dostu olan Mithat Cemal Kuntay&#8217;ın, Akif&#8217;le olan arkadaşlık münasebetini anlatırken yıllarca onun kusurlarını ve falsolarını araştırdığını ve otuzbeş yıl sonra onun karakterini kağıda dökerken, hayranlık hisleri içinde :<br />
&#8220;İlk tanıdığım zaman ona inanmadım. Bir insan bu kadar temiz olamazdı. Fena aktör melek rolünü oynamaktan bir gün yorulacaktı. Gayri tabii bir faziletten yorulan yüzünü bir gün görecektim. Fakat otuzbeş sene bugün gelmedi.<br />
Otuzbeş sene onun yanından her çıkışımda kendime hep bu sualleri sordum: Bu tevazu, kendi kendini inkar edercesine nasıl çıkıyordu? Mahrumiyetlerden yılmayan seciyesiyle kendisini nasıl kahraman sanmıyordu.? Onu yakından tanıyanlar için, her geçen gün, nasıl onun lehine geçen bir gün oluyordu? Onun temizliği yanında insan kendi günahlarından muzdarip olurken , o, kendisinin sizden başka olduğunu nasıl görmüyordu?<br />
Onda bütünlük vardı; Kininde de, evlatlık, babalık, kardeşlik kuvvetini alan dostluğunda da, bütünlük&#8230; Dostunu, sevmek kelimesinin noksansız mefhumuyla seviyordu: Öldüğü zaman düştüğü zaman, dünya aleyhine döndüğü zaman, yanında olmadığı vakit ve sevmeyenlerin yanında bulunsa bile&#8217;<br />
diye yazdığını&#8230;(327)</p>
<p><strong>Çile İle Kemale Eren Büyük Ruhlar</strong></p>
<p>Milletlerin önüne düşüp onları aydınlığa çıkaran nice büyük şahsiyetlerin ömürlerinin bir bölümünün hapishanelerde çile ve işkence içinde geçtiğini ve böylece onların olgunlaşan ve aydınlanan gönülleriyle milletlerin diriliş yolunda birer ışık kaynağı haline geldiğini&#8230;<br />
Büyük İmam Ebu Hanife Hazretleri&#8217; nin zindanlara atılarak saygısızca hırpalanıp inim inim bir hayat yaşadığını&#8230;<br />
Ahmet Bin Hanbel Hazretleri&#8217; nin adi bir insan gibi tartaklanıp bayağı bir işkencelere maruz bırakıldığını&#8230;<br />
Serahsinin El-Mebsut isimli koca kamusunu hapsedeldiği kuyu dibinde telif edip meydana getirdiğini . . .<br />
Bediüzzaman Hazretleri&#8217;nin bir cani gibi muamele görerek memleket memleket sürgüne gönderildiğini&#8230;<br />
Campanella &#8216;nın zindanda Cervantes in esarette, Dostoyevski,nin de kürek mahkumu iken kendilerini keşfederek milletlerinin gönüllerinde ölümsüzlüğe ulaştıklarını&#8230; (328)</p>
<p><strong>Bediüzzaman,ın Emirdağı</strong></p>
<p>Devrin hükümeti tarafından Bediüzzaman Hazretleri&#8217; nin sürgün olarak ikamet ettiği Emirdağ&#8217; da iftira ve fesat çıkarmakla vazifelendirilen vicdanlı bir komiserin, şehre geldikten sonraki ilk intibalarını :<br />
&#8220;Çarşıya çıkıp kahvaltı için peynir ve zeytin aldım. Bir dükkandan da tereyağı aldık. dükkan sahibi tereyağını tartarken, yağı koyduğu kağıt kadar da, terazinin öbür kefesine kağıt koydu. Doğrusu bu hali ben başka bir yerde görmemiştim. Bediüzzaman işte Emirdağı&#8217;nı böyle yapmıştı diyerek hakperest bir şekilde anlattığını&#8230; (329)</p>
<p><strong>Çalıntı Deve Katarı</strong></p>
<p>Bir şairin , Vezir İbad&#8217;ın huzuruna gelip her beyiti bir divandan alınmış her nüktesi bir şairden çalınmış bir kaside getirip okuyunca, şiir literatürü çok geniş olan vezirin:<br />
&#8220;Bizim huzurumuza öyle bir deve katarı getirdin ki, eğer bir adam onların yularını çözecek olsa, her biri bir sürüye gider!.&#8217; diye veciz bir söz söyleyerek şaire hatasını hatırlattığını . . . (330)</p>
<p><strong>Yavuz&#8217;un Tevazuu</strong></p>
<p>Büyük Cihangir Yavuz Sultan Selim&#8217;in günde üç saat uyku uyuyup tahta kaşıkla tek çeşit yemek yediğini&#8230;<br />
Herhangi bir saray halkından ayırt edilemeyecek kadar sade giyindiğini ve bunun sebebini soranlara:<br />
&#8220;Vezirlerin ve beylerin süslü giyinmeleri, padişahlarına saygıdan ileri gelir. Biz kime şirin görünmek için süslü giyinelim ki? Bizim Padişahımız(Allah c.c.) vücudun dışına değil, içindeki cevhere(imana) bakar&#8221; diye veciz bir cevap verdiğini. . .(33ı)</p>
<p><strong>&#8220;Çocuğunuza Kur&#8217;an Telkin Ettiniz mi?&#8221;</strong></p>
<p>İşadamı Sakıp Sabancı&#8217; nın, kızını batı standartlarında tahsil yapması için İngiltere&#8217;deki Harward kolejine kaydettirdiğini. . .<br />
Okul idaresinin, kolejin çeşitli bölümlerini Sabancı&#8217;ya gezdirdikten sonra kiliseyi göstererek:&#8221; Burası da dini ibadet yeri &#8221; deyip &#8220;Senin kızın Müslüman olduğu için dini ibadet günlerinde Kur&#8217;anı Kerim getirsin, istediği günlerde okusun. Siz Kur&#8217;an okumasını kızınıza telkin ettinizmi?&#8221; diye sorduklarını . . . Sakıp Sahancı&#8217; nın daha sonra bu hadisenin değerlendirmesini yaparken :<br />
&#8220;Allah var, doğrusu ben kızımla beraber Kur&#8217;an-ı Kerim getirmemiştim. Kızıma da telkinde bulunmamıştım çok utandım. Sırtım terledi. O &#8216;gavur&#8217; dediğimiz bana verdiği dersten çok mahçup oldum. Adeta yüzüme bir şamar patlamıştı. Ve Türkiye&#8217;ye geldiğimde kızıma hemen bir açıklamalı Kur&#8217;an-ı Kerim gönderdim.&#8221; diyerek kızına dini bilgiler öğretmediğinden dolayı mahcubiyetini itiraf ettiğini. (332)</p>
<p><strong>Kur&#8217;an&#8217;a Aşk Derecesinde Hayranlık</strong></p>
<p>Fransa nın en tesirli gazetelerinden Figaro&#8217;nun Prof. And ile yaptığı bir röportajında ona:<br />
&#8220;Kur&#8217;an&#8217;a karşı duyduğunuz aşk derecesindeki hayranlığın sebebini açıklayabilir misiniz?&#8221; diye sorması üzerine, Andre Miquel , in :<br />
&#8220;Montpellier&#8217;de bir kitapçı dükkanında, en eskilerden olan Savary&#8217;nin bir Kur&#8217;an tercümesini gördüm. O sıralar 17 yaşındaydım.<br />
Metindeki mesajda Allah&#8217;ın birliğinin açıkça ve kıskançca savunulması ve Allah&#8217;ın tarifi üzerine İslam&#8217;ın yüksek düşüncesi beni bir başka dünyaya götürdü. Tercümeye bile yansıyan metindeki müstesna edebi değerler beni tarifi . imkansız bir hayranlığa boğdu. Bu heyecanı hiçbir zaman kaybetmedim&#8221; diye cevap verdiğini&#8230;(333)</p>
<p><strong>Rus Çarı&#8217;na Tokat Gibi Cevap</strong></p>
<p>İmkansızlıklar içinde Kafkasya dağlarında yıllarca sürdürdüğü özgürlük mücadelesinden sonra Ruslara esir düşen Kafkas kartalı Şeyh Şamil&#8217;in büyük bir törenle Petersburg&#8217;a getirilip, şerefine büyük balo düzenlendiğini ve Çar ll. Aleksandr&#8217;ın.Şamil&#8217; e bu baloyu nasıl bulduğunu sorması üzerine Büyük İmam&#8217;ın:<br />
&#8220;Çar hazretlerine meçhul değildir ki Cenab-ı Hak dünyayı Hristiyanlara ve ahireti Müslümanlara vaad buyurmuşlar. O İlahi &#8216;Cennet&#8217;e gidemeyeceğinize göre, dünyayı Cennet&#8217;e çevirmekte çok isabet buyurmuşsunuz&#8221; diye müthiş bir<br />
cevap verdiğini . . . (334)</p>
<p><strong>Çağın Doruğuna UIaşmış Müslüman Mühendis</strong></p>
<p>Batılı kaynakların &#8220;Çağın doruğuna ulaşmış Müslüman mühendis diye tarif ettikleri Ebul İz el-<br />
Cezeri&#8217;nin(l 136/1206), kendisinden tam 800 yıl sonra ortaya çıkacak olan sibernetik bilimini ve otomasyon teknolojisini bularak böylesine sistemler kurulabileceğini tesbit edip, inşa ettiği makinelerle de bunu ispatlamış bir İslam alimi olduğunu&#8230; (335) Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>Dualarla Arşa Uzanan Ordu</strong></p>
<p>Alim, adil ve dindar bir şahsiyet olmasının yanı sıra cesaret ve isabetli kararlarıyla sultanların başarılarında büyük hisse sahibi olan Selçuklu veziri Nizamülmülk&#8217;ün, otorite ve dirayetle yirmisekiz yıl boyunca taçlandırdığı vezirlik makamını ve hayatını bir Batıni fedaisi tarafından hançerlenerek kaybettiğini&#8230;<br />
Büyük nüfuzu sebebiyle muhalifleri tarafından sık sık sultana şikayet edilen Nizamülmülk için bir defasında: &#8220;Nizamülmülk her yıl fakirlere, sufilere 300 bin dinar veriyor. Eğer bu para orduya tahsis edilse, İstanbul&#8217;u bile fethetmek mümkün olur&#8221; diye Sultan&#8217;ın kulağına fısıldanınca, Melikşah&#8217;ın durumu Nizamülmülk&#8217;e sorduğunu ve bu büyük vezirden:<br />
&#8220;Ey alemin sultanı ! . Allah sana ve bana, kullarından hiç kimseye nasib olmayan lütuf ve ihsanda bulunmuştur. Buna karşılık sen, Allah&#8217;ın dinini yükseltmeye çalışan, O&#8217;nun Aziz Kitabı&#8217;nı hamil bulunan kimselere yılda 300 bin dinar sarfetsen çok mudur?<br />
Sen askere her yıl bunun iki katını harcıyorsun. Halbuki onların en kuvvetli ve en iyi nişancısının oku bir milden ileri gidemez. Ben ise sarfettiğim bu para ile öyle bir ordu techiz ediyorum ki, onların orduları ta arşa kadar gider ve Allaha vasıl olmalarına hiçbir engel yoktur cevabını aldığını&#8230;(336)</p>
<p><strong>Batılı Gözüyle Türkler</strong></p>
<p>Birçok batılı yazarın, Osmanlı&#8217;yı muhteşem yapan dinamikleri öğrenmek gayesi ile bizim topraklarımıza seyahatler tertip ettiğini. . .<br />
Bunlardan biri olan Edmondo De Amicis&#8217;in İstanbuI adlı eserinde Türklerin özellikleriyle alakalı olarak:<br />
Türkler, uzak ve belirsiz bir şeyleri düşünen insanların görünümüne sahipler. Hepsi de sabit fikre dalmış filozof veya bulundukları yeri ve çevrelerindeki şeyleri fark etmeksizin yürüyen uyur gezerler gibi görünmektedirler.<br />
Hepsi de büyük ufukları seyretmeye alışmış kimseler gibi ileriye ve uzaklara bakan ve gözlerinde ve ağızlarında belli bir üzüntü ifadesi vardır&#8221; diye yazdığını&#8230;(337)</p>
<p><strong>İslam&#8217; ı Parçalama Planları</strong></p>
<p>Napolyon Bonapart&#8217;ın sömürmek gayesi ile gittiği Mısır&#8217;ı işgali sırasında beraberinde getirdiği &#8220;Yakın Doğu Toplumu ve Kültürü &#8221; kitabının yazarı bir Fransız araştırmacısının:<br />
&#8220;Biz her İslam ülkesinde İslam öncesi kültürleri ortaya çıkarmak için toprağı kazdık. Tabiatıyla, İslam öncesi inançları Müslümanlara . giydirmek mümkün değildir. Fakat çocuklarını, İslamiyetle o eski medeniyetler arasında mütereddit<br />
kılmak bize yetiyordu&#8221; diyerek sinsi düşüncelerini ortaya koyduğunu . . . (338)</p>
<p><strong>Enteresan Bir Tüzük</strong></p>
<p>Osmanlıda esnaf ve sanatkarlar hakkındaki tüzüklerden &#8220;hamamcılar&#8221; ile ilgili kısmında:<br />
&#8230; Kafir başını ve uyuş başını tıraş ettiği ustura ile Müslümanların başını tıraş etmeyeler, onun<br />
gibilerin usturaları ayrı ola. Ve natır (hizmetli), futayı (peştemal) pak ve temiz tuta ve adamına göre futa vere. Delikli ve kısa futa olmaya ve kafire ayrı futa vereler. Verdikleri futanın ayrı işareti ola. Ve kafir yüzünü sildiği rida ile Müslüman yüzünü silmeye. Velhasıl Müslümanların her nesnesi ayrı ola. Eğer inad ederlerse muhkem ta&#8217;zir edip haklarından geline &#8221; diye yazdığını&#8230;(339)</p>
<p><strong>Fakir Ama İzzetli Bir Hayat</strong></p>
<p>İstiklal marşımızın yaslı şairi Mehmet Akif Ersoy&#8217;un hayatının hep fakr u zaruretler içinde geçtiğini&#8230;<br />
Memleketinden ayrılıp Mısır&#8217; a gittiğinde evinde eşya namına sadece birkaç kanepe, iki demir ayak üzerine konulmuş bir kaç tahtadan ibaret karyola vazifesi görür birşey bir hasır seccade, bir nalın ve bir divit bulunduğunu .<br />
Ve bu büyük üstad&#8217; ın evden eve taşınırken konu komşu eşyalarını görmesin diye geceleri taşındığını . . . (340)</p>
<p><strong>Sin Şın a Girdiğinde</strong></p>
<p>15 Aralık l516da Şama giren Yavuz Sultan Selim Han&#8217;ın,metruk halde bulunan Muhyiddin-i Arabi&#8217;nin türbesini ortaya çıkarttığını ve vefatından önce &#8220;Sin (Selim), Sin a (Şam) girdiğinde benim kabrim ortaya çıkacaktır diyen Muhyiddin Arabi&#8217;nin kerametinin gerçekleştiğini&#8230;(341)</p>
<p><strong>Tokat</strong></p>
<p>Bursa&#8217;yı Yunanlılar işgal ettiğinde Pir Emir türbesine bakan türbedarın, mezarı bastonla dürtüp.<br />
&#8220;Ya pir Bursa&#8217;yı Yunanlılar işgal etti, kalk kurtar dediğini ve türbedarın gece rüyasında Pir Emir Hazretlerini görüp, Emir in kendisine :<br />
&#8220;Behey ahmak, vatanı düşmandan kurtarmak ölülerin değil dirilerin hakkıdır!&#8221; diyerek hışımla bir tokat aşkettiğini , .<br />
ve türbedarın korku içinde uyandığında çenesinin yamulmuş olduğunu gördüğünü ölünceye kadar çenesinin düzelmediğini. . .(342)</p>
<p><strong>Büyük İbret</strong></p>
<p>1971 öğrenci hadiseleri başladığında, Orta Doğu Teknik Üniversitesi&#8217;nde namaz kılan öğrencileri mescidde döven militanların daha sonra Nurhak dağlarında, hem de dövdüğü Müslüman öğrencinin babasının tarlasında askeri kuvvetler<br />
tarafından öldürüldüğünü . . . (343) .</p>
<p><strong>Çocuğunu Satılığa Çıkaran Kadın</strong></p>
<p>Çok zor şartlar altında devleti 33 yıl dahice idare eden Abdulhamid Hanın Osmanlı tahtından indirilmesinden sonra Osmanlı Devleti&#8217;nin başına Balkan gailesi açılıp, Sırp Yunan.<br />
Bulgar ve Karadağlı çapulcuların İstanbul önlerine kadar gelmeleri üzerine, binlerce kilometre ötedeki Müslüman Hintli kardeşlerimizin , İslam&#8217;ın son hür kalesi olan Hilafet merkezi Osmanlı&#8217;ya yardım elini uzatmak için çırpındıklarını&#8230;<br />
Genç kızların çeyizlerini, ihtiyarların cenaze masrafları için bir köşeye ayırdıkları paralara kadar neleri varsa ortaya dökdüklerini, , , Bu yardım toplama kampanyası sırasında Peşaver&#8217;de çok fakir bir kadının, verecek birşeyi olmaması üzerine kucağındaki mini mini yavrusunu halka gösterip onu satılığa çıkartıp, karşılığında alacağı parayı Osmanlı&#8217;ya yardım için vereceğini ilan ettiğini . . . (344)</p>
<p><strong>Kur&#8217;an&#8217;ın Tazeliği</strong></p>
<p>Bir batılı düşünür olan Bernard Shaw&#8217;a &#8220;Sizce yeryüzünde en ilgi çekici hadise nedir?&#8221; diye bir sual sorulduğunda, Shaw&#8217;ın :<br />
&#8220;Yeryüzünde bunca kavga ve düşünce karmaşasına rağmen Kur&#8217;an&#8217;ın tazeliğini<br />
korumasıdır&#8221; diye cevap verdiğini,.. (345)</p>
<p><strong>Cemiyetin Ahlaki Yapısının Çimentosu</strong></p>
<p>Dini inanç ve manevi değerlerin gençleri sapmalardan ve aşırılıklardan koruyarak cemiyetin ahlaki yapısının çimentosunu oluşturduğunu . . .<br />
Ruhi tatminsizliğin sapık cereyanlara dönüşerek akıl almaz derecede suç nisbetini artırdığı ABD&#8217;de, eski başkanlardan Ronald Regan&#8217;ın:&#8221;Sınıflarda dua etmek için verilen önergeyi destekleyeceğini ve okullarda, Allah&#8217;a imana ve disipline başvurularak anarşi ve uyuşturucu madde alışkanlığının sokağa atılacağını &#8221; ifade ettiğini&#8230;<br />
Yine Regan&#8217;ın, &#8220;Kutsal kitabın on emrine uygun olarak yaşamak için daha çok gayret sarfedersek &#8220;alkolizimle ve bulaşıcı hastalıklarla mücadelede hükümetlerin harcadığı milyonları tasarruf edeceğiz&#8221; dediğini&#8230; (346)</p>
<p><strong>İlk Dışkı Yedirme Hadisesi</strong></p>
<p>İnsanlara dışkı yedirme hadisesine ilk defa CHP iktidarı döneminde rastlanıldığını<br />
1947 yılında Demokratik Parti&#8217;li bir kooperatif başkanının hükümet tarafından vazifeden alınmasına karşı çıkan İsparta&#8217;nın Senirkent bucağı halkıyla, Jandarma kuvvetleri arasında çıkan çatışmalarda jandarmaların köylüleri dayaktan geçirerek, dışkı yedirme idrar yaptırdıkları şapkayı başına geçirme ve yere yatırıp üstüne binerek dolaşma gibi işkenceler uyguladıklarını . . . (347)</p>
<p><strong>Ulu Çınarın Serencamı</strong></p>
<p>Şanlı Osmanlı Devleti&#8217;nin 1299 yılında kurulup 1922 yılında tarihe intikal ederek benzersiz bir şekilde 623 yıl gibi uzun bir süre varlığını sürdürdüğünü&#8230;<br />
Bu Kerim Devlet&#8217;in, kuruluşundan 230 yıl sonra Viyana kapılarına dayanarak, bir mille ve devletin; başka ırk, başka dil, başka din ve başka kültür dünyasına, bu kadar kısa zaman içinde böylesine hakim olup tesir edişine tarihte başka hiç rastlanılmadığını . . .<br />
Fakat aynı tarihin, bu bu koca Osmanlı Devleti&#8217;nin 46 yıl gibi çok kısa bir süre içinde mahvoluşundaki süratine de şahit olmadığını&#8230;(348)</p>
<p><strong>27 Mayıs Darbesinde Amerikan Parmağı</strong></p>
<p>27 Mayıs hareketinin gerçekleştirilerek Adnan Menderes ve Fatin Rüşdü Zorlu&#8217;nun işbaşından uzaklaştırılmasını herkesten fazla Amerikalıların istediklerini&#8230;<br />
NATO&#8217;ya girerek Türkiye&#8217;de Amerika Birleşik Devletlerine üs açan Menderes hükümetinin, bunun karşılığı olarak Amerika&#8217;nın teknik imkanlarından faydalanarak ülkemizi kalkındırmayı düşündüklerini, fakat Amerikalıların mükellefiyetlerini yerine getirmeyip savsaklayarak Türkiye&#8217;den azla idare etmesini istediklerini . . .<br />
Bunun ilk örneği olarak, Türkiye için zirai alanda büyük bir atılıma sebep olacak olan traktör alımı meselesini Amerikanın kabul ettiğini, fakat bunları verirken, yapılan anlaşmada, bu traktörlerin pamuk ekimine tahsis edilen tarlalarda kullanılamayacağı yolunda bir hüküm koymak istediğini&#8230;<br />
Oysa, o yıllarda Türkiye&#8217;nin ihracatında en büyük iki kaleminden birini pamuğun teşkil ettiğini&#8230;<br />
Dünya pamuk piyasasının bir numaralı üreticisi olan ABD&#8217;nin, pazardaki payının yüzde 1-2 nisbetinde bile düşmesine tahammül edemediğini Menderes ve Zorlu&#8217;nun, ABD&#8217;nin bu sinsi politikasının farkına vararak ilişkilerde daha dikkatli bir tavır aldıklarını ve dolayısı ile menfaati zedelenen Amerikalıların DP iktidarını gözden çıkardıklarını . . . (349)</p>
<p><strong>İlim Aşkının Yaptırdıkları</strong></p>
<p>İlim aşkıyla yanıp tutuşan büyük alim Cahız&#8217;ın (V.255/ 866), kitap almaya para . .<br />
yetiştiremediği için . kitapçı dükkanlarını geceleri kiralayıp sabaha kadar gözünü kırpmadan kitap okuduğunu . . . (350)</p>
<p><strong>Müslümanlar ve Kağıtçılık</strong></p>
<p>Müslüman Arapların İ&#8217;la-yı Kelimetullah adına çıktıkları Orta Asya seferleri sırasında, 134/751 yılında Semerkand yakınlarında meydana gelen bir savaşta çok sayıda Çinli&#8217;yi esir aldıklarını ve daha sonra bunlardan kağıtçılık sanatını öğrendiklerini . . . .<br />
Böylece Müslümanların 178/794 yılında Bağdat şehrinde dünyanın ikinci büyük kağıt imalathanesini kurduklarını ve daha sonra da kağıt imalatının 900 senesinde Kahire&#8217;ye, 1100&#8242;de Merakeş&#8217;e ve 1144te de Endülüs&#8217;e ulaştığını&#8230;<br />
Buradan da Avrupa Hristiyan alemine geçerek ilk olarak 1268 yılında İtalya&#8217;da kağıt imalathanelerin kurulup üretime geçtiğini. . .(351)</p>
<p><strong>Evren Paşa ve Osmanlıca</strong></p>
<p>12 Eylül ihtilalinin baş mimarı ve 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren&#8217;in, bir mevzu münasebetiyle Osmanlıca&#8217;nın mükemmelliğinden :<br />
&#8220;Ben Osmanlıca yazıyı rahat okurum ve bütün notlarımı eski yazıyla tutarım. Bunun Atatürkçülüğe aykırı bir tarafı yok. Bir kere ortalıkta kaldığı zaman herkes okuyamıyor. İkincisi bir çeşit steno olmuş oluyor. diye bahsettiğini&#8230;(352)</p>
<p><strong>Fatih İle Napolyon Arasındaki Fark</strong></p>
<p>Adı dünya tarihindeki büyük kumandanlar arasında anılan Napolyon Bonapart&#8217;a, Saint Helena adasında hapis bulunduğu sırada &#8220;Kimler büyük adamdır?&#8221; diye sormaları üzerine Bonapart&#8217;ın Fatih Sultan Mehmed&#8217;den bahsederek:<br />
&#8220;Büyüklükte ben onun çırağı bile olamam. &#8216;Niçin?&#8217; derseniz, bana pek acı gelen bir gerçeği açıklamam icap eder ki o da şudur..<br />
Ben kılıçla fethettiğim yerleri, hayatta iken geri vermiş bir bedbahtım. O ise, fethettiği yerleri nesilden nesile intikal ettirmenin sırrına ermiş bir bahtiyardır&#8221; diyerek bir hakikati ortaya koyduğunu&#8230;(353) Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>Uluğ Bey ve Rasathanesi</strong></p>
<p>Büyük İslam astronomu ve devlet adamı Uluğ Bey&#8217; in 11394/1449), Semerkant&#8217;da kurmuş olduğu rasathanesinde,yeryüzünün güneş etrafındaki tam devrini yani bir yılı, 365 yeryüzünün güneş gün 6 saat, 9 dakika, 6 saniye olarak hesapladığını&#8230;<br />
Aradan asırlar geçip 20. yüzyılın en modern cihazları ile yapılan hesaplarla, Uluğ Bey&#8217;in hesapları arasında sadece 58 saniye farkın bulunduğunu&#8230; (354)</p>
<p><strong>Vah Türkistan</strong></p>
<p>Rusların Türkistan&#8217;ı işgal etmesinden önce, ülkede korkunç bir cehalet ve bağnazlığın hüküm sürdüğünü&#8230;<br />
Rus saldırganlara karşı ülkesini savunmak için silahlarına sarılanlara karşı :<br />
&#8220;Elinizdeki silahlar domuzyağı ile yağlanmıştır. İsam&#8217;da domuza da domuz yağına da dokunmak haramdır&#8221; diye, milletin silahlarını ellerinden atmalarına sebep olacak akıl almaz fetvalar yayınlandığını&#8230;(355)</p>
<p><strong>Fatin Rüştü Zorlu&#8217;nun Fanatizmi</strong></p>
<p>29 Ağustos 1955&#8242;de başlayan Kıbrıs Konferansı öncesin de, Ankara&#8217;daki İngiliz Büyükelçiliği&#8217;nin Londra&#8217;ya gönderdiği raporda, Dışişleri Bakanı Fatin Rüşdü Zorlu hakkında:<br />
1910&#8242;da doğdu. İnsafsız ve alaycı fakat yetenekli.Türk menfaatlerini korumada fanatizm derecesinde dikkatli. Batıcılık kisvesi altında muhtemelen bir yabancı düşmanı ve inatçı bir müzakereci&#8230; &#8221; diye yazıldığını&#8230;<br />
&#8220;Türk menfaatlerinin korunmasında fanatizm derecesinde dikkatli&#8230;&#8221; denilen bu Menderes hükümetinin Dışişleri Bakanı&#8217;nı ise bizim, darağacında sallandırarak mükafatlandırdığımızı(!). . .(356)</p>
<p><strong>Kasırgadan Seher Yeline</strong></p>
<p>İtalyan şairi Tasse &#8216;nin, Türkleri tanıdıktan sonra, onlar hakkındaki görüşlerini hayranlık içinde:<br />
Deviren, kırıp-döken, silip-süpüren yaman bir kasırgayı seher gibi yumuşatmak mümkün müdür? Korkunç dalgalarını kabarta kabarta yürüyen bir denizi birden sakinleştirmek kabil midir.?Yıldırımı güle çevirmek imkanı var mıdır? İnsanlar bu sorulara &#8216;hayır, hayır&#8217; demekte tereddüt etmez değil mi? Halbuki ben, kasırganın seher yeline,Coşkun denizin sevimli bir göle, yıldırımın güle inkılap ettiğini gördüm. Türkten bahsediyorum. Düşmanına saldırırken amansız bir kasırgaya, korkunç bir denize ve insafsız bır yıldırıma benzeyen Türk, dost yanında ve silahsız kalmış bir düşmanın karşısında bir seher yelidir,bir güldür&#8221; diyerek ifade ettiğini.. (357)</p>
<p><strong>İslamiyeti Islah Projesi !</strong></p>
<p>1928 da İstanbul İlahiyat Fakültesi&#8217;ne mensup bir heyet tarafından &#8216;İslamiyeti İslah&#8221; adı altında bir proje hazırlandığını. . .<br />
Bu projenin bazı maddeleri arasında: &#8220;İbadetin lisan Türkçe olmalı mabetlerde sıralar elbiselikler tesis edilmeli ve temiz ayakkabı ile girilmeli. Mabedlere musiki aletleri konulmalı. . .&#8221; vs. gibi hezeyanlar bulunduğunu..<br />
Heyette oldukları halde bu hıyanet projesine Babanzade Ahmet Naim ile Ferit Kam&#8217;ın imza koymadığını . (358)</p>
<p><strong>Coşkun Kırca&#8217;nın Fatin Rüşdü Zorlu&#8217;ya Ettikleri</strong></p>
<p>27 Mayıs devriminden sonra dönemin Dışişleri Bakanı Fatin Rüşdü Zorlunun Yassıadada 6 7Eylül hadiselerinin tertipçilerinden olmakla suçlanıp yargılandığını&#8230;<br />
Yüce Divan&#8217;da kendi isteği ile kamu tanıklığı yapan o zamanın NATO ikinci katibi Coşkun Kırca&#8217;nın , Zorlu &#8216;yu suçlamak için gerçekleri çarpıttığını ve Zorlu&#8217;nun bu davadan altı yıl hapse mahkum olduğunu&#8230; .<br />
Coşkun Kırca&#8217;nın bunu yapmaktaki gayesininin, davanın sanıkları arasında bulunan kayınpederi Fuat Köprülü&#8217;yü kurtarmak olduğunu ve bu uğurda her çareye başvurmayı meşru gördüğünü. . .(359)</p>
<p><strong>Abdülhamid Han&#8217;da Yerli Sanayi Düşüncesi</strong></p>
<p>Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid Han&#8217;ın sade olmakla birlikte giyiminin kendine has bir zarafeti olduğunu, hatta yeni elbise giyenlere karşı: &#8220;Benimki sizinki kadar şık değil ama, halis Türk malı Hereke kumaşıdır. &#8221; diye övündüğünü&#8230;<br />
Kendisine bir yabancı firma tarafından yeni çıkartılan otomobillerden biri hediye edileceği zaman, &#8220;Ben bozulduğu zaman yedek parçası memleketimize imal edilmeyen makinayı kullanmak istemem.&#8221; diyerek almayı reddettiğini ve böylece sanayi politikası bakımından hala bugün bile geçerli olabilecek bir görüşü dile getirdiğini&#8230;<br />
Fakat hadiselere atgözlüğü ile bakan bazı tarihçilerin Abdülhamid Han&#8217;ın bu korumacı metodunu hiç hesaba katmadan , onun, vehimlendiği için arabayı kabul etmediği safsatasını yaydıklarını. . .(360)</p>
<p><strong>Padişahlı MasaI Yasağı</strong></p>
<p>Yeni Cumhuriyet düzeniyle birlikte, eskiye ait değer hükümlerinin ve bunları temsil eden şahısların hafızalardan silinmesi için olağanüstü gayretler sarfedildiğini&#8230;<br />
Prof. Pertev Naili Boratav ın o dönemin panoramasını çizerken konu ile alakalı olarak:<br />
&#8220;Bir Maarif şurası&#8217;nda, hatırlarım, çocuk kitapları meselesi üzerinde tartışılırken, &#8216;Masallarda padişahtan söz edilmesi, çocukların cumhuriyet düzenine olan bağlarını gevşetebilir. padişahsız, şehzadesiz masallar yazılmalı çocuklar için biçiminde düşünceler ortaya atılmıştı.&#8221; diyerek binlerce yıllık ananevi halk kültürünün ürünleri olan anonim masallarımızın ortadan kaldırılmak istenildiğini&#8230; (361)</p>
<p><strong>Ismarlama Milletvekili</strong></p>
<p>1931 yılında 2. Ordu Müfettişi Fahreddin Altay&#8217;a, Cumhuriyet Halk Fırkası Genel Sekreteri Recep Peker&#8217;den bir telgraf gelip, telgrafta kendisinden bir &#8220;köylü meb&#8217;us&#8221; bulmasını istediğini. Gönderilen telgrafta, ısmarlanan meb&#8217;usun özellikleri ile alakalı olarak :<br />
&#8220;Paşa hazretlerine,<br />
Konya&#8217;dan bir çiftçi meb&#8217;us yapmak kararındayız. Reisi cumhur hazretleri arzu edilen evsafta bir namzet bulunması işinin bizzat zat-ı devletlerine havalesini irade buyurdular. Namzette arzu edilen evsafın esaslarını aşağıda yazıyorum:<br />
Namzet mütegallibe olmamalı, kimsenin adamı bulunmamalı, az çok arazi ve çift çubuk sahibi olmalıdır. Civar veya tensib buyurulacak köylerden bizzat görülüp seçilmesi hususunda zat-ı devletlerinin zahmet ihtiyar buyurmalarını rica ederim. Eskiden askerlik yapanlar tercih edilebilir Esaslar şunlardır.<br />
1- Namzet meb&#8217;us seçildikten sonra da çiftçi kalacak, hayatını terketmeyecek, mesleğine daima sadık kalacaktır.<br />
Meb&#8217;usluğunda, tatil zamanında yine mesleğine merbut kalacak, tatilinde köyünde aynı hayat tarzını yaşayacaktır<br />
2- Behemehal milliyetperver olacak, beynelmilel her cereyana aleyhtar bulunacak, gerek meclisteki hal, vaziyet söz ve faaliyetinde ve gerek meslekdaşları ile temaslarında daima bu nokta-i nazarı takip edecek.<br />
3- Cumhuriyet Halk Fıkrası&#8217;na ve onun bütün prensiplerine, akidelerine, hareketlerine tam sadakat sahibi olacak ve meb&#8217;usluğu müddetince bu vaziyetini muhafaza edecek,mutaassıp olmayacak.<br />
4- Meclis&#8217;teki hayatında hal ve vaziyeti ve kıyafeti esas memleketindeki gibi olacak, meclis içtimalarına ve her yere kasketi, poturu ile gelecek, gündelik hayat tarzını değiştirmeyecek, yalnız merasim günlerinde herkes gibi frak-jaketredingot giyecek.<br />
5- Yeni harflerle az çok okur-yazar olacak, bu hususta eksikliği varsa meclisteki hizmeti esnasında çalışıp tamamlayacak.<br />
6- Konuşkan, zeki ve akl-ı selim sahibi olacak, çok yaşlı ve mütegallibe olmayacak.<br />
7- Mücadele-i Milliye&#8217;de bir lekesi olmamalı, muhitinde nazar-ı dikkati calip bir kusur ve sevimsizliği bulunmamalı.<br />
Milli Mücadele&#8217;de hizmet etmeleri ve intibahatta ve diğer vesilelerle fırkamıza hizmet etmiş olması arzu olunur. Hiç olmazsa muarız bulunmamış olmalı, fırkaya kaydı yoksa derhal yaptırılmalıdır&#8221; diye yazıldığını&#8230;<br />
Fahreddin Altay&#8217;ın bu siparişi alır almaz Konya&#8217;nın merkez ilçelerinde günler süren aramalar sonucunda aranan vasfa uygun biri olarak Mustafa Lütfi Bey&#8217;i bulduğunu ve bu ısmarlama zatın mecliste sekiz yıl milletvekilliği yaptığını . (362)</p>
<p><strong>Osmanlı &#8216;ya Karşı Batının Çirkin Yüzü ve Pis Oyunları</strong></p>
<p>Batılıların emperyalist gayeli entrikalarına karşı 33 yıl fasılasız mücadele veren büyük siyaset dahisi Abdülhamid Han&#8217;a, gayelerine vasıl olamayan bu batılılar tarafından akla hayale gelmedik iftiralar atıldığını&#8230;<br />
Albert Vandal&#8217;ın &#8220;Le Sultan Rouğe&#8221; (Kızıl Sultan) sloganının, maşası haline gelen Jöntürkler tarafından benimsendiğini .<br />
Yine Osmanlı düşmanı İngiliz Başbakanı Glodstone&#8217; un Sultan Abdülhamid için uydurduğu &#8220;The Great Crimminal&#8221; (Büyük Cani) yakıştırmasının Jöntürkler tarafından pek beğenilerek devrim tarihçiliği terminolojisine kazandırıldığını&#8230;<br />
Beş parasız yurt dışına kaçan bu Jöntürkler&#8217;in Sultan Abdülhamid &#8216;e karşı Avrupa&#8217;nın (hatta ABD&#8217;nin) toplam 29 büyük kentinde 160 gazete yayınladıklarını.<br />
Aynı zaman zarfında bütün Osmanlı Devleti sınırları içinde 125 gazete çıkarıldığı hesaba katılırsa batılı emperyalist güçlerin Osmanlı&#8217;yı parçalamak için böylesine büyük maddi finansman ortaya döktüklerini&#8230; (363)</p>
<p><strong>İnönü Devri Basın İstibdadı</strong></p>
<p>Gazeteci yazar Ziyad Ebuzziya&#8217;nın 1940-47 yılları arasın da çıkarmış olduğu Tasvir efkar&#8221; Tasvir &#8221; gazetelerinin ve devrin tek parti idaresi tarafın onaltı defa kapatıldığını&#8230;<br />
Bunların çoğunda sadece görülen lüzum üzerine&#8221; veya&#8221;kapatılmıştır&#8221; sözleriyle yetinilip kapatma sebebi bildirilme tenezzülü ve cesareti göstermeyip, ekseriyetle de bu kararların telefonla bildirildiğini . . .<br />
Yine Ziyad Ebuzziya&#8217;nın Tasvir-i Efkar gazetesi, devrin milli şefi İnönü&#8217;nün eşi Mevhibe İnönü&#8217;nün Ankara&#8217; da bir okuldan çıkarken çekilen resminin gazetenin üçüncü sayfasına konulmasının hakaret sayılarak on gün kapatıldığını&#8230;<br />
Yine bu yıllarda, zamanın Matbuat Umum Müdürü Selim Sarper in,. Bir gazetenin şeref yerinin sağ üst köşe mi? Sol üst köşe mi?&#8221; olduğunu tartışarak, İnönü&#8217;nün resmini ve hakkında çıkacak haberlerin buraya konulmasını, aksi takdirde gazetelerin kapatılacağını ihtar ettiğini . . (364)</p>
<p><strong>İstiklal Marşımıza Hücumlar</strong></p>
<p>&#8220;Dindar bir adam yazmıştır&#8221; diye değiştirilmeye ve hor görülmeye başlanan &#8220;İstiklal Marşı&#8221;mıza karşı ilk hücumların İsmet İnönu hükümeti zamanında ve Cumhuriyet Halk Partisı nin yayın organı gazeteler tarafından organize edildiğini . İlahi takdire bakın ki, bu milli marşımızın kırkiki yıl da yirmibir defa değiştirilmek istenilmesine rağmen o günden bu güne hiç bir faninin ve eli<br />
dilinin bunu başaramadığını. . .(365) Biliyormuydunuz?</p>
<p><strong>Cumhuriyet Aydınının İnanç Tablosu</strong></p>
<p>Zekeriya Sertel&#8217;in l927&#8242;de çıkardıgı Resimli Ay mecmuasının düzenlediği &#8220;inanç&#8221; konulu ankete cevap veren yazar Reşat Nuri Güntekin&#8217;in:<br />
Dünyaya gözlerimizi kapar kapamaz başka bir dünyaya doğacağımızı, bütün düşündüğümüz, istediğimiz, sevdiğimiz şeyleri orada bulacağımızı ümit etmek çok güzel şey.<br />
. Fakat ben bu saadeti çoktan kaybettim.&#8221; diye ümitsiz bir cevap verdiğini . . .<br />
Selim Sırrı Tarcan&#8217;ın, &#8220;Mahşer&#8217;e, Cennet ve Cehennem&#8217;e inanacak kadar safdil olmadığını söylediğini&#8230;<br />
Abdullah Cevdet&#8217;in ahiret inancını tamamen reddederek bu inancın &#8220;ecdaddan intikal etmiş hasletler&#8221; olduğunu beyan ettiğini . .<br />
Ve ilahiyat pröfesörü ve müstakbel CHP başkanlarından Şemseddin Günaltay&#8217;ın ise &#8220;İnanç&#8221; ile alakalı olarak &#8220;dünya, yalnız dünya&#8221; felsefesiyle görüyorsunuz, hep dünya işleriyle meşgulüm&#8221; cevabını verdiğini&#8230;(366)</p>
<p><strong>Milli Koruma Kanunu</strong></p>
<p>Cumhuriyet sonrası ekonomiyi savaş şartlarına göre düzenlemek için çıkartılan &#8220;Milli Koruma Kanunu&#8221; ile memleketimizde tam bir sefalet döneminin başladığını&#8230;<br />
Bu &#8220;Milli Koruma kanunu&#8221;na göre 40 dönümden az arazisi olan küçük çiftçilerin bütün öküzlerine devletçe el konulduğunu. . .<br />
Tarım ürünlerinin büyük bir bölümüne devletçe el konulduğundan , Trakya bölgemizin köylerinde açlıktan ölenlerin olduğunu. . .<br />
Toprak Mahsuleri Ofisi&#8217;nin yeni kurulmasından dolayı depolanamayan buğdayların tren yolu kenarlarında çürümeye terk edildiğini . . .<br />
Başbakan Şükrü Saraçoğlu&#8217;nun: &#8220;Zengin ve paralı adamlar için bir mesele mevcut değildir&#8221; diyerek bu durumu itiraf ettiğini. . .<br />
Vurguncu ve stokçular zümresinin türeyip, Saraçoğlu&#8217;nun ardından Başbakan olan Refik Saydamın bile evinde çuvallarla stoklanmış malların bulunduğnu&#8230; (367)</p>
<p><strong>Osmanlı&#8217;nın Dayısı</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nin Cezayir Beylerbeyi Dayı Hasan Paşa ile ABD Cumhurbaşkanı George Washington arasında 1795&#8242;te yapılan bir anlaşmaya göre, Dayı Hasan Paşa&#8217;nın Amerikan gemilerini vergiye, daha doğrusu haraca bağladığını&#8230;<br />
ABD&#8217;nin yabancı dille(Türkçe) yapmış olduğu bu ilk ve tek anlaşmaya göre Amerikalıların 12 bin Cezayir sikkesi veya 642 bin ABD altını vergi(haraç)<br />
vermeyi kabul etmek zorunda kaldıklarını. . .(368)</p>
<p><strong>Fatih&#8217;in Topları</strong></p>
<p>Büyük dahi Sultan Mehmed&#8217;in, İstanbul&#8217;un fethi için balistik hesaplarını bizzat kendisinin yaptığı, yaklaşık 17 ton bakır kullanılarak dökülen ve 1,5 ton ağırlığındaki mermileri 1000 metre uzağa atabilen &#8220;şahi&#8221; adını verdiği muazzam toplar döktürdüğünü&#8230;<br />
50 çift manda ve 700 askerle iki ayda Edirne&#8217;den İstanbul yakınlarına getirilebilen bu, o zamana kadar misli görülmemiş topların ilk deneme atışları yapılmadan önce yakında bulunan kimselerin dillerini yutmamaları ve gebe kadınların çocuklarını düşürmemeleri için şehrin her tarafına münadiler salınarak topların atılacağı zamanın ilan ettirildiğini&#8230; (369)</p>
<p><strong>Osmanlı Düşmanlığının Böylesi</strong></p>
<p>Cumhuriyet&#8217;in ilanından sonra 3 Mart 1924 tarihinde 431 sayılı kanun ile Hilafet&#8217;in kaldırılıp Osmanlı hanedanına mensup kimselerin yurt dışına sürgü gönderilmesine karar verildiğini. . .<br />
Bu konunun mecliste görüşülmesi sırasında bazılarının hiç olmazsa kadınların memleketten çıkartılmamasına dair bir teklif ileri sürmesi üzerine, mecliste bulunan bazı meb&#8217;usların masaların üzerine çıkıp tepinerek &#8220;Olamaz!&#8221; diye haykırdıklarını&#8230;<br />
Topçu İhsan namındaki ecdad düşmanı bir kendini bilmez birinin de :<br />
&#8220;Osmanlı hanedanının hepsi sürülmelidir. Ne erkeği kalsın ne kadını&#8230; Hatta ölülerinin kemiklerini bile mezarlarından çıkarıp atmak lazım gelir.&#8221; deme utanmazlığını göstererek, Horasan&#8217;dan kopup gelerek Söğüt&#8217;e yerleşip oradan da koca bir cihan devleti çıkaran Osmanı Hanedanı için böylesine haysiyet kırıcı teklifler ortaya atabildiklerini&#8230;(370)</p>
<p><strong>Ütopya ve Türkler</strong></p>
<p>Hristiyan Avrupa&#8217;nın akıldışı yönetimi karşısında arayış içine giren batılı filozofların &#8220;Yaşayanlara kusursuz bir düzen içinde var olma imkanı sağladığını kabul edilen ideal ülke ütopya&#8221; arayışı içine girdiklerini&#8230;<br />
Bu filozoflardan biri olan Tommaso Campanella&#8217; nın, 1602&#8242;de bu gaye ile La Citta del sole (Güneş Ülkesi) eserini yazdığını ve bu eserinin hayata uygulanabilirliğini ispat sadedinde :<br />
&#8220;Güneş ülkeyi yer yüzünde bulmak mümkün mü? Fikir hürriyetine, vicdan hürriyetine, lisan hürriyetine ilişmeyen Türklerin mevcudiyeti hiç olmazsa yarın böyle bir ülkenin olacağını zannettiriyor bana . .<br />
Madem ki; düşünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisini zincire vurmayan bir millet, o cesur ve adil Türkler var, üzerinde yalnız hakikatin, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü bir Güneş Ülke niçin vücut bulmasın!&#8230;&#8221; dediğini&#8230;(371)</p>
<p><strong>Avrupa ve Biz</strong></p>
<p>Cumhuriyet&#8217;in 10. yılı münasebeti ile düzenlenen bir mitingde konuşan hatibin bir ara coşarak:&#8221;On yılda Avrupa&#8217;yı on asır geride bıraktık!. .&#8221; diye haykırması üzerine, şair Yahya Kemal Beyatlı&#8217;nın esefle dizine vurarak:<br />
&#8220;Yahu, şu Avrupa ile bir türlü beraber olamadık. Ya geriye kalıyoruz, ya geçiyoruz&#8230;&#8221; dediğini&#8230;(372)</p>
<p><strong>Kıyamete Kadar Çan Sesi Dinlemek</strong></p>
<p>Ahmet Vefik Paşa&#8217; nın, Rumelihisarı&#8217; nın üst tarafında kurulan &#8220;Robert Kolej&#8221; adlı misyoner yuvasının arsasını Amerikalı protestan misyonerlere sattığını&#8230;<br />
Bu zatın, öldüğünde vasiyet ettiği gibi Eyyüb Sultan &#8216;a gömülmek istediğini, fakat zamanın padişahı Abdülhamid Han&#8217;ın buna kat&#8217;iyen müsaade etmeyerek:<br />
&#8220;Protestanlara arsa satan adam, kıyamete dek onların çan sesini dinlesin&#8221; diyerek Eyyüb Sultan&#8217;a değil, sattığı arsanın hemen önündeki Rumeli mezarlığına gömülmesini emrettiğini. . .(373) Biliyor muydunuz?</p>
<p><strong>CHP&#8217;nin Seçim Zorbalıkları</strong></p>
<p>l946&#8242;daki çok partili seçimlerde iktidarı bırakmak istemeyen C.H.P&#8217;nin seçimlere müdahale ettiğini&#8230;<br />
Demokrat Parti&#8217;nin, seçimi kazanıp 23 milletvekili çıkardığı tam olarak besbelli olduğu halde, İstanbul&#8217;un neticesinin derhal ilan edilmediğini&#8230;<br />
Vali Lütfi Kırdar&#8217;ın dönemin meşhur bir gazetecisini makamına çağırıp :<br />
&#8220;Size güvenim olduğu için memlekete ait bir davayı danışmak istiyorum. Evet, İstanbul&#8217;da DP seçimi kesin bir şekilde kazandı. Fakat buradan Kazım Karabekir , Hamdullah Suphi Tanrıöver, Cemil Cahit Toydemir, Refet Bele ve Hüseyin Cahit Yalçın&#8217;ın çıkarılması ve DP&#8217;ye ancak 18 kişilik bir yer bırakılması hakkında sıkı bir emir aldım. Dürüst bir memur ve memleketçi sıfatıyla nasıl hareket edeyim? Bu emri yerine getirmezsem İstanbul seçimlerini kökünden bozmak için bahane aranması ve yeni partinin bu 18 kişilik mühim kuvveti elinden kaçırması ihtimali vardır. Bana ne tavsiye edersiniz?&#8221; diye sorduğunu&#8230;<br />
Ve hakikaten de 24 Temmuz&#8217;da İstanbul DP&#8217;den seçimi kazananlar listesinin 18 kişi olarak ilan edildiğini&#8230;. (374)</p>
<p><strong>Orta Çağ Avrupasında Kitap</strong></p>
<p>Orta Çağ&#8217;da İslam dünyasında 10 milyon mevcutlu dev kütüphaneler bulunduğunu . İslam dünyasının 10. yüzyılda, hem derlemelerin zenginliği, hem de kütüphanecilik yöntemleri bakımından Avrupa kütüphaneciliğinden 200-300 yıl ileride olduğunu&#8230;<br />
Aynı Orta Çağ Avrupası kütüphanelerinde kitapların raflara zincirlerle bağlandığını ve okuyucu kitap okumak istediği zaman bu kitabın rahleye zincirlerle bağlanarak verildiğini&#8230;<br />
Daha da ileri gidilerek kitapların demir parmaklıklar arasından okutulduğunu . . . (375)</p>
<p><strong>Manidar Bir İtiraf</strong></p>
<p>Sultan Abdülhamidin II. Meşrutiyet&#8217;in ilanından onbeş gün sonra Meclisi Mebusan azalarına bir ziyafet verdiğini&#8230;<br />
Bu mühim hadiseyi, o akşamki ziyafette bulunmuş olan İttihatçıların meşhur kalemşörü ,Abdülhamid düşmanı Hüseyin Cahit(Yalçın)&#8217;ın &#8220;Meşrutiyet Hatıraları&#8221;nda:<br />
&#8220;Abdülhamid ile görüşen Avrupalılar onun pek çekici ve bağlayıcı bir nezaketi ve şahsiyeti olduğunu öteden beri yazarlardı. Bunu dalkavukluğa ve menfaatperestliğe hamlederek inanmazdık. Fakat bu gece Abdülhamid&#8217;deki büyük cazibeyi ben de yakından gördüm. Ziyafet sonunda hemen bütün mebusların kalbini kazanmıştı&#8221; diye itiraf ettiğini.. .(376)</p>
<p><strong>CHP&#8217; nin İhtilal Metotları</strong></p>
<p>27 Mayıs 1960 darbesinden önceki dönemde CHP ve iktidardaki DP arasında &#8220;ilan edilmemiş bir savaş&#8221;ın olduğunu ve DP yönetimine karşı muhalefetini sertleştiren İnönü&#8217; nün iktidara darbe tehditlerinde bulunduğunu&#8230;<br />
İsmet İnönü&#8217;nün o zamanki demeçleri arasında:<br />
Seçim güvenliği üzerinde ısrar edeceğiz. Vermezsen gideceksin hem de çok fena gideceksin. (17 Ekim 1958),<br />
&#8220;Biz ihtilal ve inkılap rejiminden geldik.&#8221; (18 Ekim 1958),<br />
&#8220;Sabık Başbakan olmaktan korkan zatın korktuğu en kısa zamanda başına gelecektir. &#8221; (17 Ocak 1960)gibi yakışıksız ifadelerin bulunduğunu . . .<br />
Mayıs 1960&#8242;a yaklaştıkça demeçlerin daha da sertleşerek:<br />
&#8220;Biz ihtilal metodlarını izleriz.&#8221;,<br />
&#8220;Biz ihtilalden yetişmiş insanlarız.&#8221;, &#8220;Eğer insan hakları yürütülmez, vatandaş hakları zorlanırsa, baskı rejimi kurulursa, ihtilal mutlaka olur&#8221;. ,<br />
&#8220;şartlar tamam olduğu zaman, milletler için ihtilal meşru haktır. &#8220;,<br />
Eğer ihtilal ,Vatandaş için başka çıkar yol yoktur&#8217; kanaati zihinlere yerleşirse, meşru bir hak olarak kullanılacaktır. Bundan kaçınmak mümkün değildir.&#8221; şekline dönüştüğünü&#8230;<br />
27 Mayıs darbesinin liderlerinden Orhan Erkanlı&#8217;nın da, yıllar sonra hatıralarında bu sözlerin kendilerini nasıl etkilediğini:<br />
&#8216;İsmet Paşa&#8217;nın Meclis&#8217;te &#8216;Şartlar tamam olduğu zaman ihtilal meşru olur&#8217; dediği günün gecesi, İstanbul&#8217;da bulunan arkadaşlarla toplanarak bu sözün manasını değerlendirdiğimizi hatırlarım. Bizim için en önemli problemlerden biri, İsmet Paşa faktörü idi. O gece anlaşıldı ki, paşa bizimle olmasa dahi, ihtilalin karşısında vaziyet almayacaktır. Bu sonuç bize güç ve hız verdi.<br />
Paşanın bizim örgütümüzle direkt bir irtibatı hiçbir zaman olmamıştır. Eminim ki haberi olsaydı bizi resmi makamlara bildirirdi. Fakat bizim için bu sözler birer yeşil ışıktı. Paşanın da durumu bizim gibi görmesi, maneviyatımızı yükseltiyordu&#8221; diyerek itiraf ettiğini&#8230; (377)</p>
<p><strong>Rumeli Hisarının Planı</strong></p>
<p>Planları başta Fatih Sultan Mehmed olmak üzere Mimar Muslihiddin tarafından çizilen ve inşaatında Koca Sultan ın , bile taştaşıdığı Rumeli Hisarı&#8217;nın, altı bin işçinin geceli gündüzlü vecd ve iman havasının lezzeti ve heyecanı içinde çalışması sayesinde yüzotuziki gün gibi akıl almaz bir zamanda bitirildiğini&#8230;<br />
Hisarın planına kuş bakışı nazar edildiği zaman, Arapça &#8216;Muhammed&#8221; yazısı okunacak şekilde olduğunu. . .<br />
Bu muazzam abidenin &#8220;Mim&#8221; harflerinin olduğu yerde kulelerin , &#8220;Ha &#8221; ve &#8220;Dal&#8221; harflerinin olduğu yerde ise istihkamların yer aldığını&#8230; (378) Biliyor muydunuz.?</p>
<p><strong>Hassa Tacirleri</strong></p>
<p>Zaman şeridini biraz geriye çevirip baktığımızda , İstanbul sokaklarında başı bereli, ince tel gözlüklü Yahudilerin &#8220;eskiciii &#8221; diye bağırarak para kazanmaya çalıştıklarını ve Karaköy&#8217;de çöp bidonuna atılmış balık kafalarını toplayıp, eve götürerek karınlarını doyurduklarını İnşaat işlerini Ermeni kalfaciyanların, tuğlacıyanların yapıp , demircilerin ve kömürcülerin Rumlardan olduğunu&#8230;<br />
Aynı dönemde Osmanlı tüccarlarının Hassa Tacirleri&#8221; ünvanıyla Çin , Yemen , Moskova, Avusturya arasında padişah fermanının gölgesinde gümrüksüz ve ülkesine girdiği devletin koruması altında ticaret yaptıklarını&#8230;<br />
Milletlerarası ticaret yapıp &#8220;Hassa Taciri&#8221; ünvanını almanın ancak ehl-i namus, dürüst Müslümanlara has olduğunu&#8230;<br />
Bunların, yurt içinde derbentler tarafından güvenlikleri sağlanıp, Yurt dışında da padişah fermanıyla emniyet içinde dolaştıklarını ve mallarına zarar geldiğinde devlet tarafından tazmin edildiğini. . .(379)</p>
<p><strong>İnönü Ansiklopedisi ve Bir İtiraf</strong></p>
<p>İsmet İnönü&#8217;nün Milli Şef ve Değişmez Genel Başkan&#8221; ünvanıyla anıldığı dönemde, Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;nca 1943 yılının Cumhuriyet Bayramı&#8217;ndan itibaren &#8220;lnönü Ansiklopedisi &#8221; adıyla neşrine başlanıp, daha sonra &#8220;Türk Ansiklopedis i&#8221; adını alan bu eserin ancak kırk yılda tamamlanabildiğini&#8230;<br />
Bu ansiklopedideki &#8216;Sultan Vahdeddin&#8221; maddesinde:<br />
Zeki ve bütün tarihi belgelerden anlaşılacağı üzere son derece namuslu&#8221; diye yazılarak, resmi görüşün rağmına hakikatin ifade edilebildiğini&#8230;<br />
Ancak bu gerçeğin, bir devlet ansiklopedisinde bu şekilde itiraf edilmesinin bazı kimseleri oldukça tedirgin ettiğini&#8230;<br />
CHP Kocaeli milletvekili İsmail Arar&#8217;ın TBMM başkanlığına bir takrir (önerge) vererek ansiklopedideki bu maddenin kim tarafından yazıldığını Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;ndan açıklamasını istediğini . . . (380)</p>
<p><strong>Hüsnü Hatta Verilen Değer</strong></p>
<p>Osmanlılarda ilim ve sanat erbabına verilen ehemmiyetin bir göstergesi olarak hüsn-ü hat (güzel yazı) erbabına pek ziyade hürmet edildiğini . . .<br />
Çoğu Osmanlı kibarlarının, konaklarına her gün bir hattatı davet ederek Kur&#8217;an-ı Kerim, Buhari veya şifa-i şerif gibi kitaplardan hiç olmazsa bir-iki satır olsun mutlaka yazdırarak teberrük edildiğini (mübarek sayıldığını)&#8230;<br />
Ve birçok Osmanlı zengininin, hüsn-ü hatla kazanılan parayı, asıl helal para gözüyle bakarak hiç ihtiyaçları olmadığı halde kitap yazıp para kazandıklarını ve vefat ettiklerinde techiz ve tekfin masraflarının bu paradan karşılanmasını vasiyet etiklerini. . .(381)</p>
<p><strong>Çarşafa ve Peçeye Dair</strong></p>
<p>Cumhuriyet devrinin meşhur edebiyatçılarından Yakup Kadri Karaosmaoğlunun, 1913 yılında yazıp, on yıl sonra neşretiği Kadınlık ve Kadınlarımız&#8221; adlı eserine de aldığı<br />
&#8220;Çarşafa ve Peçeye Dair&#8221; isimli yazısında bunlar hakkındaki fikirlerini :<br />
&#8220;Bu çirkin asrın ve bu çirkin muhitin yegane süsü, yegane güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir. Yalnız bunlardır ki, gözlere hala bakmak tahammülünü, bakmak arzusunu veriyor. Niçin ondan müşteki (şikayetçi) gibisiniz? O mazrufa bu zarftan daha muvafık ne olabilir?<br />
Sizi böyle gördükçe bir kadının nasıl böyle giyinebileceğini düşünüyorum ve çarşafsız, peçesiz bir kadın tahayyül edemiyorum . .. &#8221; diye başlayan çok güzel bir yazı ile ifade ettiğini&#8230;<br />
Yine Yakup Kadri&#8217;nin bu yazıyı neşrinden bir müddet sonra &#8220;Hakimiyet-i Milliye&#8221; gazetesine başyazar olduğunu..<br />
Daha sonra &#8220;Ulus&#8221; adını alarak Halk Partisi&#8217;nin yayın organı haline gelen bu gazetede yazılarına devam eden Yakup Kadri&#8217;nin, &#8216;Kıyafet Devrimi&#8221; yapıldıktan sonra yüzseksen derece çark ederek ülkesi ve ülkesinin değerleri ile göbek bağını koparıp çarşaf ve peçenin Türk cemiyeti üzerinde bir kara leke olduğuna dair&#8221; yazılar yazabildiğini&#8230;(382)</p>
<p><strong>Yakup Kadri&#8217;nin Vasiyeti</strong></p>
<p>Hayatı hep zikzaklar içinde geçmiş olan Cumhuriyet devrinin meşhur yazarlarından Yakup Kadri Karaosmanoğlu&#8217;nun öldüğü zaman okunan vasiyetnamesinde:<br />
&#8220;Karımdan ve dostlarımdan son dileğim, ölümümden sonra ne resmi ne de dini merasim isterim. Hastaneye kaldırılacak cesedimin doğrudan doğruya mezarlığa nakli&#8230;&#8221; diye yazdığını . . . (383)</p>
<p><strong>Hürmetin Böylesi</strong></p>
<p>&#8220;Muhammed&#8221; isminde çok sevdiği bir hizmetçisi bulunan &#8216;Putkıran&#8221; lakaplı Hindistan fatihi Gazneli Mahmud &#8216;un, bu hizmetçisini devamlı ismiyle hitap ederek çağırdığını. . .<br />
Gazneli Mahmud&#8217;un, bu hizmetçisini günün birinde kendi ismiyle değil de, babasının ismiyle çağırması üzerine kalbi kırılan hizmetçisinin böyle davranmasının sebebini sorması üzerine Peygamberimiz,in(sav) delicesine aşığı olan Gazneli Mahmud&#8217;un: .<br />
&#8220;Evladım, hergün sana &#8216;Muhammed&#8217; isminle hitap ediyordum. Zira abdestli bulunuyordum. Şu anda ise abdestim yok, &#8216;Muhammed&#8217; ismini abdestsiz söylemekten haya ediyorum. Onun için seni babanın ismiyle çağırdım. &#8221; diye cevap verdiğini&#8230; (384) Biliyor muydunuz.?</p>
<p><strong>YAHUDİ ŞUURU</strong></p>
<p>Çamlıca Kız Lisesi Müdür Muavini Sabahat Egemen Hanım&#8217;ın yine bir lise hocası olan arkadaşının başından geçen su hadise ,değişik ülkelerde yıllarca azınlık psikolojisi içinde yaşayan Yahudi cemaatinin millet olma şuurunu nasıl kazandıklarını göstermesi açısından oldukça önemlidir: Çocuklardan not tutmaları için bir defter getirmelerini istedim.Sınıfın tek Musevi talebesi hariç iki gün içinde hepsi isteğimi yerine getirdi.Her ders Yahudi kızına defter getirmesi gerektiğini tekrarladımsa da, hali vakti yerinde olduğu halde kız deftersiz gelmekte devam ediyordu. Nihayet aradan bir hafta geçtikten sonra, dediğimi yapmadığı takdirde kendisini sınıfa almayacağımı söyleyince ağlamaya başladı. Ailesinin çok geniş imkanı olduğunu bildiğim için bu direnmenin sebebini öğrenmem lazımdı. Kızdan aldığım cevap bir Siyonist prensibin genç bir Yahudi kızında ifade bulmasından ibaretti.Kız ağlamaya devam ederek &#8221;NE YAPAYIM ÖĞRETMENİM ,YAKO ON GÜNDÜR DÜKKANINI AÇMADI, HERHALDE HASTA OLMALI&#8221; dedi. Yako&#8217;dan başkasından alış veriş etmeyi prensibine ihanet addedecek ırki bir taassupla Yahudiliğine gösterdiği bu sadakatin kaçta kaçı Türk gençlerinde bulunmaktadır? Çamlıca sakinlerinin el birliği ile zengin ettikleri parçacı Mişo&#8217;nun kumaş tüccarı olduğunu duyduktan sonra, Yahudi kızının Yako&#8217;su da herhalde günün birinde kırtasiye toptancısı olmuş veya olacaktır.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p>1-Kafkas, Mehmed; Geçmişi Bilmek, cilt 1, Nil Yay., İzmir/l993, s.231<br />
2-Apuhan, Recep Şükrü; Ruhumda Darp İzi Var,Timaş, İst/1990<br />
3-Apuhan, Recep Şükrü;Batı&#8217;nın Darağacında İsyan, Timaş, İst/1989 s.50<br />
4-Apuhan, Recep Şükrü; Ruhumda Darp İzi Var, Timaş İst?1990, s. 41<br />
5-Yakın Tarihimiz, 6 Eylül 1962, cilt 3, sayı: 28 s. 42. Vatan Gazetecilik A.Ş İst/1962<br />
6-Refik, ibrahim; &#8216;Akıncı Millet&#8221; Sızıntı, sayı: 143, Aralık/1991 s. 479<br />
7-Köseoğlu, Nevzat; Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler, Ötüken Yay. İst / 1990, 260<br />
8-Gerger,Mehmet Emin; Tanzimat&#8217;tan AET . &#8216;ye Türkiye, İnkılab Yay. İst / 1989, s 42<br />
9-Gürkan, Ahmet;İsmet Paşa&#8217;nın Beytülmali,Ayyıldız mat.A.Ş. Ankara/ 1970, 5. 22<br />
10-Altınoluk Dergisi, Şubat/1994, sayı: 96, s. 7<br />
11-Bursalı, Mustafa Necati; &#8220;Hilye-i Saadet&#8221;,Köprü dergisi Temmuz/l990 sayı:40,s 6<br />
s 136<br />
12-Kısakürek, N. Fazıl; Cinnet Mustatili, Büyük Doğu Yay., İst?1983, s.281<br />
13-Apuhan,Recep Şükrü; Batının Darağacında İsyan, Timaş, İst?1989, s.100<br />
14-Niyazi, Mehmed;Medeniyet Ülkesini Arıyor, Tuğra Neşriyat, İst/91, s. 51<br />
15-Baykara, Prof. Dr.Tuncer;Osmanlılarda Medeniyet Kavramı Akademi Kitab evi,İzmir/1992,s 71 16-Kabacalı, Alpay; Arap Çöllerinde Türkler, Cem Yay., İst/1990 s. 42<br />
17-Altan, Mehmed; Süperler ve Türkiye, İst?1986,sh. 87<br />
18/a-Göze, Ergun; Soruşturma, Türk Dünyası Araştırma Vakfı Yay., İst/l987<br />
18/b-Öztuna,Yılmaz; Tarih Sohbetleri, Ötüken Yay, İst?1988, s 47<br />
19-Harrıson, Paul; üçüncü Dünyanın Batılılaştırılması, Pınar Yay., İstanbul/ 1990, s 167<br />
20-Refik, ibrahim; Efsane Soluklar, Töv Yay.,İzmir/1992, s.49<br />
21-Gerger, Mehmet Emin; Tanzimattan A.E. T . &#8216;ye Türkiye, İnkılap Yay İst/1989, s 94<br />
22-Badıllı, Abdülkadir; Beaiüzzaman Saiadi Nursi, cilt 1, Timaş Yay., İst /1990. s 519<br />
23- Devenpord, John; Kuran ve Mesajı, Kültür-Basın Yay. Birliği, İst?88 s. 77<br />
24- Özel,Mustafa; &#8216;Laay Montagunun Hatıralarında Osmanlı Toplumunda Ticaret ve Azınlıklar&#8221;,<br />
Zaman Gazetesi, 31 Temmuz 1989<br />
25-Refik, ibrahim; Efsane Soluklar T.Ö . V. Yay., İzmir/1992 s.51<br />
26-Sevinç, Necdet; Osmanlılarda Sosyo-ekonomik Yapı.Kutsan Yay İst / 1978 s. 150<br />
27-Banarlı, Nihat Sami; Devlet ve Devlet Terbiyesi, Kubbealtı Ne~riyat İst/ 1985, sh 71<br />
28-Mısıroğlu, Kadir&#8217; Geçmiş Günü Anarken, cilt l .Sebil Yay. İst?93 sh. 132<br />
29-Sur Dergisi, Aralık/1992, sayı:201, s.37<br />
30-Danişmend, İ Hakkı; Eski Türk Seciye ve Ahlakı, İstanbul Kitabevi, İst? 1983, s 127<br />
31-Kotan, Necati; Tarih Fıkraları, M E.B Yay, İst/1988, s. 80<br />
32-Niyazi, Mehmed;&#8221;Tarihe Saygı&#8221;, Zaman gazetesi, 14 Temmuz 1992<br />
33-Özfatura, Necati; &#8220;Osmanlı&#8221;, Yeşilay dergisi, Ekim/1992, s.21<br />
34-Bozgeyik, Burhan; Meşhurların Son Anları, Türdav, İst/1993, sh 322<br />
35-Düzdağ, Ertuğrul; M Akif Ersoy Hakkınaa Araştırmalar, M.A.M Yay. İstanbul/1987 , s 326<br />
36-Masor, Dr İlhami; Bir Ömür Boyunca, Boğaziçi Yay., İst?1974, s 14<br />
37-Ünver, Dr. A. Süheyl; Kırkambar, Türk Ev Kadınları Kültür Derneği Yay. Ankara/1973, s 46<br />
38-Bayat,Prof Dr Ali Haydar Keçecizade Mehmet Fuat Paşa,Türk Dünyası Arş.Vakfı Yay.,İst,s.60 39-Aralov, S. İ; Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Anıları, Birey-ToplumYay.İst/1985, s 233<br />
40-Ayaşlı,Münevver.İşittiklerim,Gördüklerim,Bildikler im,Boğaziçi Yay.,İst?1990,s 13<br />
41-Akbulut, Dr.İlhan; &#8220;Mehterhane ve Musikisi&#8217;, İlgi dergisi,sayı: 65 İst?1991, s 23<br />
42-Avcı, Nabi; Enformatik Cehalet, Rehber Yay, İst/1990, s. 141<br />
43-Yayın Dünyasına Anahtar dergisi, İst/1990, s 11<br />
44-İnsan ve Kainat dergisi, Kasım/1993, sayı; 99, s 63<br />
45-Kabacalı, Alpay; Arap Çöllerinde Türkler,Cem Yay., İst?1990, s 58<br />
46-Ayverdi, Samiha; Küplüce&#8217;deki Köºk, Hülbe Yay., Ankara/1989,s.28<br />
47-Sevinç, Necdet; Osmanlılarda Sosyo-ekonomik Yapı.KutsanYay., ist?1978, s 164<br />
48-Öztuna, Yılmaz; Tarih Sohbetleri, Ötüken Yay, İst/1988, s. 350<br />
49-Ayverdi, Samiha; Ne idik Ne Olduk, Hülbe Yay., İst?1985, s. 118<br />
50-Kara, Mustafa; Tekkeler ve Zaviyeler, Dergah Yay.,İst/1990, s.31<br />
51-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö V. Yay, İzmir/1992, s. 36<br />
52-Bakiler,Yavuz Bülent; üsküp&#8217;ten Kosovaya, Polat Ofset matbaası, Ankara/ 1991, s.44<br />
53-Ünüvar,Safiye; Saray Hatıralarım, Cağaloğlu Yay, İst/1964, 521<br />
54-Sur Dergisi, Nisan/1991, sayı: 181,s. 9<br />
55-İsmail, Hekimoğlu; Derdimi Seviyorum, cilt 2, Timaş, İst/1988, s 269<br />
56-Bahadıroğlu,Yavuz; Yavuz Sultan Selim, Yeni Asya Yay, İst/1989, s. 65<br />
57-Apuhan, Recep Şükrü; Batının Darağacında İsyan, Timaş, İst/1989, s. 135<br />
58-Göze, Ergun; Soruşturma, Türk Dünyası Araştırma Vakfı Yay. İst/1987, s. 231<br />
59-Mısıroğlu, Kadir; Osmanoğulları&#8217;nın Dramı, Sebil Yay. ist?1990, s. 109<br />
60-Bardakçı, İlhan;Tarihten Bugüne, Hülbe Yay., İst?1983 s 284<br />
61-Mısıroğlu, Kadir Osmanoğulları&#8217;nın Dramı, Sebil Yay., İst?1990 s. 80<br />
62-Kabaklı, Ahmet; Temellerin Duruşması, Türk Edebiyatı Vakfı Yay. ist? 1993 sh 135-136<br />
63-Erdem, Rahmi; Davam, Timaş, İst?1993, s. 138<br />
64-Sızıntı dergisi, Ocak/1989, Sayı: 96, s. 481<br />
65-Refik, ibrahim; Efsane Soluklar, . . T Ö V. Yay., izmir/1992, s. 10<br />
66-Ayverdi, Samiha; Bağ Bozumu, Hülbe Yay, ist?1987 s. 43<br />
67-Köseoğlu, Nevzat; Türk Medeniyet Üzerine Düşünceler, Ötüken Yay. İst? 1990, s 261<br />
68-Rokach, Livia; İsrail&#8217;in Kutsal Terörü, Belge Yay., İst/1984 s.100-101<br />
69-Refik,İbrahim; Efsane Soluklar, T Ö V Yay, İzmir/1992 s 57<br />
70-Kısakürek, N. Fazıl; Ulu Hakan, Büyük Doğu Yay., İst?1988 s 244<br />
71-Senih, Safvet; Hadisler Işığında Hadiseler, Feza Yay., İst?1988 s. 63<br />
72-Grenard, Fernand; Asya&#8217;nın Yükselişi ve Düşüşü, Milli Eğitim Bakanlığı Yay, İst/1970, s.33<br />
73-Bakiler Yavuz Bülent; Türkistan Türkistan. Türk Edebiyatı Vakfı Yay İst / 1986, s.274<br />
74-Devenport, John; Kuran ve Mesajı, Kültür Basın Birliği, İst?1988, s. 99<br />
75-Apuhan, Recep Şükrü; Batının Darağacında İsyan, Timaş, İst?1989 s. 53<br />
76-Apuhan, Recep Şükrü; Batının Darağacında İsyan, Timaş, İst?1989 s. 133<br />
77-Ayverdi, Samiha; Ne İdik Ne Olduk, Hülbe Yay., İst?1985, s. 44<br />
78-Harnson, Paul; Üçüncü Dünyanın Batılılaştırılması, Pınar Yay. İstanbul/ 1990, s 23<br />
79 Öztuna, Yılmaz; Tarih Sohbetleri, Ötüken Yay., İst?1988, s. 147<br />
80-Şahin, Ahmed; İslam&#8217;ı Böyle Yaşadılar, Cihan Yay, İst/1991, s 11<br />
81-Sumnu, İbrahim Erdinç; Sömürgecilik, Zafer Yay., İst/1991, s 36<br />
82-Bakiler, Y. Bülent; Türkistan Türkistan, Türk Edebiyatı Vakfı Yay.,İst?88<br />
83-Bardakçı, İlhan, Tarihten Bugüne, Hülbe Yay., İst?1983, s. 73<br />
84-Banarlı Nihat Sami; Tarih ve Tasavvuf Sohbetleri, Kubealtı Neşriyat. İst / 1984, s. 159<br />
85 Osmanlı Ansiklopedisi, cilt 2, Ağaç Yay., İst?1993, s.124<br />
86-Bardakçı, İhlan; Tarihten Bugüne, Hülbe Yay., İst?1983, s. 40<br />
87-Yakın Tarihimiz, 13 Eylül 1962, s. 91, cilt 3, sayı: 29, Vatan Gazetecilik A.Ş?İst.<br />
88-Canan, Prof. Dr. İ.; İslam&#8217;da Zaman Tanzimi, Cihan Yay., ist?1988, s. 74<br />
89/a-Göze, Ergün; Soruşturma, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yay. ist? 1987.s. 197<br />
89/b-Lale dergisi, Aralık/1988, sayı: 6, s.13<br />
90-Kısakürek, Necip Fazıl; 1001 Çerçeve, Toker Yay. İst?1968<br />
91-Apuhan, R. Şükrü: Batı&#8217;nın Darağacında İsyan, Timaş, İst?1 989, s. 44<br />
92-Ayverdi, Samiha; Bağ Bozumu, Hülbe Yay., İst?1987, s. 210<br />
93-Vakkasoğlu, Vehbi; Devrimlerin Deviremediği, Yeni Asya Yay., İstanbul/ 1993, s.96<br />
94-İsmail, Hekimoğlu; Derdimi Seviyorum, cilt 2, Timaş, İst?1988, s. 16<br />
95-Tevfikoğlu, Dr. Muhtar. Ali Emiri Efendi, Kültür Bakanlığı Yay. Ankara/ 1989, s. 51 ,<br />
96-Berk, Bekir; Doğu Olayları; Yeni Asya Yay., İst?1991, s.137<br />
97-Düzdağ, Ertuğrul; M. Akif Hakkında Araştırmalar M. Ü. İlahiyat Fak. Yay., İst?1987, s. 228,<br />
230 ve Nalbantoğlu, Muhiddin; İstiklal Marşımızın Tarihi, Cem Yay.,İst/1964, s. 58-140<br />
98-Murat, İlhan; &#8220;Tarihten Bugüne&#8221;, 14 Ekim 1990, Zaman gazetesi<br />
99-Ayverdi, Samiha; Bağ Bozumu, Hülbe Yay., İst?1987, s. 71<br />
100-Mazaheri, Ali; Orta Çağ&#8217;da Müslümanların yaşayışları, Varlık Yay., İstanbul/1972,<br />
101-Köseoğlu, Nevzat; Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler, Ötüken Yay., Ist?l99O , s. 265<br />
lO2-Işık, İhsan; Bediüzzaman ve Nurculuk, Ünlem Yay., İst?199O, s. 15O<br />
103-Mısıroğlu, Kadir. Osmanoğulları&#8217;nın Dramı, Sebil Yay., İst/1990, s.105<br />
104-Mısıroğlu, Kadir&#8217;. Osmanoğulları&#8217;nın Dramı, Sebil Yay, İst?1990, s. 106<br />
105-Bardakçı, İlhan; İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay., İst/1985, s. 57<br />
106-Bardakçı, İlhan; İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay., İst/1985, s. 182<br />
107-Bardakçı, İlhan; İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay., İst/1985, s. 572<br />
108-Kafkas, Mehmet; Geçmişi Bilmek, cilt 1, Nil Yay., İzmir/1993, sh. 81<br />
109-Mısıroğlu, Kadir; Osmanoğulları&#8217;nın Dramı, Sebil Yay., İst/1990, s. 97<br />
110-Refik,İbrahim; &#8220;Osmanlı&#8217;nın yetimleri&#8221;, Sızıntı dergisi, Ekim/1993, Sayı:177,s. 401<br />
111-Aşiroğlu, Orhan Gazi; Son Halife Abdülmecid, Burak Yay., İst?1992, s. 137-145<br />
112-Ayverdi, Samiha; Hatıralarla Başbaşa, Kubbealtı Neşriyat, İst?1977, s.64<br />
113-lşık, İhsan;Bediüzzaman ve Nurculuk, Ünlem Yay., İst?1990, s. 63<br />
114-Rokach, Livia; İsrail&#8217;in Kutsal Terörü, Belge Yay., İst?1984, s.61<br />
115-Özfatura, Necati; &#8220;Osmanlı&#8221;, Yeşilay dergisi, Ekim/1992,s.21<br />
116-Uğur, Prof. Dr. Ahmet; İbn-i Kemal, Kültür Bak. Yay. İzmir/1987, s. 14<br />
117/a-Niyazi, Mehmed; Medeniyet Ülkesini Arıyor, Tuğra Neşr., İst?91, s. 51<br />
117 /b-Doğan,Cemal;&#8221;Batının İslam&#8217;la Kavgasında Önemli Tesbitler Sızıntı dergisi,sayı:153,s418 118-Niyazi, Mehmed; Medeniyet Ülkesini Arıyor, Tuğra Neşr., İst?1991, s. 58<br />
119-Niyazi, Mehmed; Medeniyet Ülkesini Arıyor, Tuğra Neşr., İst?1991, s. 60<br />
120-Niyazi, Mehmed; Medeniyet ülkesini Arıyor, Tuğra Neşr., İst?91, s. 147<br />
121 Tarih Hazinesi, Sayı:l, Kasım/1950, s. 21<br />
122-Moralı, Nail; Mütarekede İzmir, Tekin Yay., İst?1976, s. 112<br />
123 İlgi dergisi. sayı:24.Eylül/1976<br />
124-Okyar, Fethi; Üç Devirde Bir Adam, Tercüman Yay.. İst /1980, s103<br />
125-Sur dergisi, Kasım/92, sayı:200, s. 47<br />
126- Sur dergisi, Kasım/92, Sayı:200, s. 53<br />
127-Ceyhun,Demirtaş;Ah şu Biz Kara Bıyıklı Türkler,E Yay.,İst?1992 ve Meydan Gazetesi,8<br />
Temmuz 1992<br />
128-Durant, Will; Medeniyetin Temelleri, Boğaziçi Yay.. İst?1978, s. 42<br />
129-Sur dergisi, Aralık/92,Sayı:201, s. 36<br />
130-Kula, Onur Bilge; Alman Kültüründe Türk İmgesi, Gündoğan Yay . Ankara/1993, s. 86<br />
131-Sur dergisi, Kasım/92, s. 56<br />
132-Sur dergisi, Kasım/92, s. 56<br />
133-Sur dergisi, Kasım/92, s. 53<br />
134-Şahiner, Necmeddin; Son şahitler, cilt 2, Yeni Asya Yay.,İstanbul/1980 .s, 113<br />
135-Ünver, Prof. Dr Süheyl;&#8221;Türkiyede Cüzam ve Cüzamlılar&#8221;, Tarih Hazinesi<br />
Dergisi,Aralık/1950, s.147<br />
136-Aşiroğlu Orhan Gazi; Son Halife Abdülmecid Han. Burak Yay., İst / 1992,s,9<br />
137-Fergan, Eşref Edip; Mehmet Akif, Hayatı,Eserleri ve 70 Muharririn Yazıları, cilt 2,<br />
Burhaneddin Matbaası, İst?1939, s. 216<br />
138-Zaman gazetesi, 11 Nisan 1989<br />
139-Bardakcı,İlhan; İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay., İst?1985, s. 344<br />
140-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, . .T Ö V. Yay., İzmir/1992, s. 39<br />
141-Banarlı, Nihat Sami; Tarih ve Tasavvuf Sohbetleri, Kubbealtı Neşriyat ,İst?1984,s. 148<br />
142-Banarlı,Nihat Sami;şiir ve Edebiyat Sohbetleri,cilt 1, Kubbealtı Neşriyat İst?1982, s. 219 .<br />
143-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö.V. Yay.,İzmir/1992, s. 3<br />
144-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö.V.Yay.İzmir/1992,s.3<br />
145-Refik,İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö.V. Yay., İzmir/1992, s. 126<br />
146-Yıllarboyu Tarih Dergisi, Kasım/1981, s. 36<br />
147-Refik, İbrahim;Efsane Soluklar, . T.Ö V. Yay., İzmir/1992, s. 2<br />
148-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö.V.Yay., İzmir/1992, s.133<br />
149-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö.V. Yay. İzmir/1992, s.82<br />
150-Apuhan, Recep Şükrü; İhanetin Türküsü, Timaş, İst?1986<br />
151-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, .T Ö.V. Yay., İzmir/1992, s.50<br />
152-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö.V. Yay., İzmir/1992,s.159<br />
153-Apuhan, Recep Şükrü; İhanetin Türküsü, Timaş, İst?1986<br />
154-Apuhan, Recep,Şükrü; İhanetin Türküsü, Timaş, İst?1986<br />
155-Erdem, Rahmi; Davam, Timaş, İst?93, s. 138<br />
156-Banarlı, Nihat Sami; şiir ve Edebiyat Sohbetleri, cilt 2, Kubbealtı Neşriyat İst?1982, s. 149<br />
157-Kısakürek, Necip Fazıl; 1001 Çerçeve, Toker Yay., İst?1968<br />
158-Kısakürek, Necip Fazıl;1001 Çerçeve, Toker Yay., İst?1968<br />
159-Kısakürek, Necip Fazıl; 1001 Çerçeve, Toker Yay.,İst?1968<br />
160-Kısakürek, Necip Fazıl; 1001 Çerçeve, Toker Yay., İst?1968<br />
161-Canan, Prof. Dr.İbrahim; İslam&#8217;da Zaman Tanzimi, Cihan Yay., İst?1988, s. 163<br />
162-J.J. Servan-Schreiber; Dünya Meydan Okuyor, Yılmaz Yay.,İst,/1991, s. 183<br />
163-Danişmend, İ. Hami; İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c.l, Türkiye Yay., İst?1971, s. 369<br />
164-Bardakcı, İlhan; İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay.,İst?1985, s.89<br />
165-Bardakcı, İlhan;İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay.,İst?1985, s.70<br />
166-Sur Dergisi, Haziran/1986, s.10<br />
167-Refik,İbrahim; &#8220;Zaman şuuru&#8221;, Sızıntı Dergisi, Mayıs/1990, s. 153<br />
168-Aşiroğlu, Orhan Gazi; Basına Baskın, Burak Yay., İst?Tarihsiz, s. 228<br />
169-Yılanlıoğlu, İsmail Hakkı; Manevi Değerlerimiz ve yapılan Tahribat, Adak Yay., İst?1977, s. 41 170-Baydar, Mustafa; Hamdullah Suphi ve Anıları,İst?1968, s. 174<br />
171-Refik, İbrahim;&#8221;Zaman Şuuru&#8221;, Sızıntı, Mayıs/1990, s. 153 ve Şamil İslam Ansiklopedisi,<br />
İst/1991 cilt:3, s. 64<br />
172-Vakkasoğlu, Vehbi; Öğretmenin Not Defteri, cilt 5, Cihan Yay., İstanbul/ 1992, s. 106<br />
173-Abdülhak, Şinasi Hisar. Geçmiş Zaman Fıkraları, Ötüken Yay.,İstanbul/ 1979, s. 180<br />
174-Mevlana Güldestesi, Konya Belediyesi Yay., Konya/1993. s. 147<br />
175-Badıllı, Abdülkadir; Bediüzaman Said-i Nursi, cild 1, İstanbul/1993, Timaş Yay, s. 163<br />
176-Mevlana Güldestesi, Konya Belediye5i Vay., Konya/1993, 5. 146<br />
177 Refik, İbrahim; &#8220;Zaman şuuru&#8221;, Sızıntı, Mayıs/1990, s. 153<br />
178-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, . . T Ö V. Yay,,İzmir/1992, s. 45<br />
179-Zaman, 19 Eylül 1992, s. 8<br />
180-Bakiler, Yavuz Bülent; Üsküp&#8217;ten Kosova&#8217;ya, Polat Ofset matbaası, Ankara/ 1991, s. 38<br />
181-Aşiroğlu, Orhan Gazi; Basına Baskın, Burak Yay., İst?Tarihsiz, s. 224<br />
182-Türk Kültür ve Medeniyeti,C. 1, Atatürk Ünv. Türk Kültür Arş. Ens. Yay., Ankara/1956, s. 202 183-İsmail, Hekimoğlu; Derdimi Seviyorum,cilt 4, Timaş,İst?1993, s. 256<br />
184-Nezir, M; Çağdaş Müslüman Önderler, Seçkin Yay., İst?Tarihsiz, s.49<br />
185-Mevlana Güldestesi, Konya Belediyesi Yay., Konya/1993, s. 145<br />
186-Refik, İbrahim; &#8220;Zaman şuuru&#8221;, Sızıntı Dergisi, Mayıs/1990, s. 153<br />
187-Aşiroğlu, Orhan Gazi; Basına Baskın, Burak Yay., İst?1990, s. 128<br />
188-Seydi Bey, Ali; Teşrifat ve Teşkilatımız, Tercüman 1001 Temel Eser,Tarihsiz s 21 0<br />
189-Seydi Bey Ali; Teşrifat ve Teşkilatımız, Tercüman 1001 Temel Eser. Tarihsiz, s. 188<br />
190-Seydi Bey, Ali; Teşrifat ve Teşkilatımız, Tercüman 1001 Temel Eser. Tarihsiz, s. 138<br />
191-Badıllı, Abdülkadır; Bediüzzaman Said-i Nursi, cilt 2, Timaş Yay. İstanbul/ 1990,s. 689<br />
192-Seydi Bey, Ali;, Teşrifat ve Teşkilatımız, Tercüman 1001 Temel Eser. Tarihsiz, s. 74<br />
193-Seydi Bey,Ali; Teşrifat ve Teşkilatımız. Tercüman 1001 Temel Eser. Tarihsiz, s. 58<br />
194-Türk Kültür ve Medeniyeti, cilt 1,Atatürk Ünv. Türk Kültür Arº. Ens.yay., Ankara/1956, s. 286<br />
195-Kuntay, Mithat Cemal; Mehmet Akif, İst?1939, s. 295<br />
196-Akgündüz, Doç. Dr. Ahmet; &#8220;450 yıllık Çevre Nizamnamesi&#8221;, Sızıntı. Şubat/90, s. 39<br />
197-Şahin,Ahmet; Meğer Biz Ne İmişiz? Cihan Yay., İst?1993, sh. 36<br />
198-Örik, N. Sırrı; Abdülhamid&#8217;in Haremi, Arba Yay., İst?1989, sh. 34<br />
199-Karakalem dergisi, Haz-Tem/1992, sh. 4<br />
200-Bardakçı, İlhan; İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay., İst?1985. s. 135<br />
201-Zafer dergisi,Nisan/1993, s. 12<br />
202-Güngör, Necati; Bir Taşralının İstanbul Nostaljisi, Yılmaz Yay., İstanbul/1992, s. 9<br />
203-Zafer dergisi, Mart/1993, s. 5<br />
204-M. A. Ubucini, Türkiye 1850, cilt 2, Tercüman 1001 Temel Eser,İst/ Tarihsiz, s. 468<br />
205-Gerard de Nerval; Muhteşem istanbul, Boğaziçi Yay., İst?1974, s. 82<br />
206-Badıllı, Abdülkadir;Bediüzzaman Said-i Nursi, cilt 1,Timaş Yay., İst?1990, s. 133<br />
207-Bilgisever, Evrim; Savaş ve Hile, lşık Yay., Tarihsiz, s. 38<br />
208-R. Garaudy,Feyz dergisi, Mart/1993, s. 6<br />
209-R. Garaudy; Feyz dergisi, Mart/1993, s. 7<br />
210-Taneri, Aydın;Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı, Bilge Yay., Konya/ 1977,s.50<br />
211-Erdem, Rahmi; Davam,Timaş, İst?1993, s. 193<br />
212-Erdem, Rahmi; Davam, Timaş, İst?1993, s. 316<br />
213-Danişmend, İ.Hamdi; Kronolojik Osmanlı Tarihi, cilt 4, fiye Yay., İst/ 1971 s. 79<br />
214-Erdem, Rahmi; Davam,Timaş, İst?93, s. 316<br />
215-Köprü, Nisan/85, s. 9<br />
216-M. A. Ubucini; Türkiye 1980, C.2,Tercüman 1001 Eser, Tarihsiz, s. 779<br />
217-Hiçyılmaz, Ergün; Star, 11 Nisan 93, sayı 78, s. 4<br />
218-Hicri 15. Asırda islam, &#8220;Oryantalizmin Temelleri&#8221; Türkiye Yazarlar Biıliği yay. , Ankara<br />
219-Kutlu, Şemseddin; &#8220;Haluk&#8217;un Defterinden, Mr Haluk&#8217;a&#8221;, Yıllarboyu Tarih, Ağustos/1978,<br />
sayı: 5 ve Banarlı, Nihat Sami; Kültür Köprüsü, Kubbealtı Neşriyat, İst?1985, s. 208<br />
220-Ertuğrul, Halit; Kendini Arayan Adam, Yeni Asya Yay., İst?1991, s. 105<br />
221-Erdem, Rahmi;Davam, Timaş, İst?1993, s. 146<br />
222-Sızıntı dergisi, Ocak/1987, sayı: 96, s. 481<br />
223-Hürriyet,14.8. 1993<br />
224-Tansel, Dr Selahaddin; Mondros&#8217;tan Mudanya&#8217;ya Kadar, cilt 4, İstanbul/ 1973, s.1950<br />
225/a-Mısıroğlu, Kadir; Osmanoğulları&#8217;nın Dramı, Sebil Yay., İst/1990, s. 60<br />
225/b-Bahadıroğlu,Yavuz;Osmanlı Padişahları Ansiklopedisi,cilt 3,Yeni Asya Yay.,İst/1986, s.678<br />
226-Kandemir, Feridun; İkinci Adam, Yakın Tarihimiz Yay., İst?1968, s. 4<br />
227/a- Atay, Falih Rıfkı; Çankaya, İst?1980, s.430<br />
227/b- Güneº gazetesi pazar eki, 2 Eylül 1990<br />
228-Erdem,Rahmi; Davam, Timaş, İst?1993, s. 186<br />
229-M. A. Ubucini; Türkiye 1850, cild 2,Tercüman 1001 Temel Eser, Tarihsiz, s. 455,<br />
230-Bozgeyik, Burhan; Meşhurların Son Anları, Türdav, İst?1993, s. 355<br />
331 Yalçın, Mehmet; &#8220;CHP&#8217;nin Günah Defteri&#8221; , Aktüel dergisi, 8-14 Ağustos 91, sayı 5, s. 25<br />
232-Çekmegil, Said; Tilki Tuzağı, Timaş, İst?91, s. 12<br />
233-Kandemir, Feridun; İkinci Adam Masalı, Yakın Tarihimiz Yay., İstanbul/ 1968, s. 7<br />
234-Sevinç, Necdet; Osmanlılarda Sosyo-Ekonomik Yapı, Kutsan Yay., İst?1978,s. 115<br />
235-Vakkasoğlu, Vehbi; İz Bırakanlar, Cihan Yay., İstanbul/1987, s. 11<br />
236-Bozgeyik, Burhan; Meşhurların Son Anları, Türdav, İst?1993, s. 205<br />
237-Bozgeyik, Burhan; Meşhurların Son Anları, Türdav, İst?1993, s. 310<br />
238-Erdem, Rahmi; Davam, Timaş, İst?1993, s. 40<br />
239-Mısıroğlu, Aynur; Kuvay-ı Milliyenin Kadın Kahramanları, Sebil Yay.. İst? Tarihsiz, s.44<br />
240-Yakın Tarihimiz; 5 Nisan 1962, cilt 1, sayı: 6, Vatan Gazetecilik A. Ş. İstanbul, s. 194<br />
241-Bozdağ, İsmet; Basın İstibdadı, Emre Yay., İst?1992, s. 139<br />
242-Erdem,Rahmi; Davam, Timaş, İst?93, sh. 185<br />
243-A. Rıza Bey; Bir Zamanlar İstanbul, Tercüman 1001Temel Eser, s. 51<br />
244-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.ö.v. Yay., İzmir/1992, s. 65<br />
244-Mısıroğlu, Kadir&#8217;. Geçmiş Günü Anarken, cilt 1, Sebil Yay, İst/1993, s. 26<br />
245-Mısıroğlu, Kadir.Geçmiş Günü Anarken, cilt 1, Sebil Yay; İstanbul/1993, s. 133<br />
246-Danişmend, İsmail Hami;Eski Türk Seciye ve Ahlakı, İstanbul Kitabevi, İst?1982, s. 182<br />
247-Kafkas, Mehmet; Milli Mücadele&#8217;de Öncüler, cilt 1. Nil Yay., İzmir/1991, s.8<br />
248-Kafkas, Mehmet; Milli Mücadele&#8217;de Öncüler, cilt 1, Nil Yay., İzmir/1991.s.206<br />
249-Sur dergisi, Temmuz /1993, s. 19<br />
250-Sur dergisi, Temmuz /1993, s. 54<br />
251-Sur dergisi, Temmuz/1993, s. 17<br />
252- Sur dergisi, Temmuz/1993, s. 17<br />
253- Sur dergisi,Temmuz/1993, s. 5<br />
254- Hiçyılmaz, Ergün; Başverenler, Başkaldıranlar, Altın Kitaplar Yay., İstanbul/1993, s. 198<br />
255-Sızıntı dergisi, Eylül/1992, sayı: 164, s. 349<br />
256-Türkiye Takvimi, 29 Aralık 1986<br />
257-Bozgeyik, Burhan; İslam Birliği Üzerine Oynanan Oyunlar. Timaş, İst / 1993, s.19<br />
258-Il. Abdülhamid ve Dönemi (Sempozyum Bildirileri), Seha Neşriyat, İst / 1992, s. 81<br />
259-Mazaheri, Ali; Ortaçağda Müslümanlar, Varlık Yay., İst?1977, s. 185<br />
260-Sızıntı dergisi,Ekim/1992, sayı: 165, s. 412 .<br />
261-Selçuk, İlhan; yüzbaşı Selahaddin&#8217;in romanı, İst?1975, s. 159<br />
262-Türkiye gazetesi takvimi, 24 Temmuz 1993; (Y. Öztuna&#8217;dan)<br />
263-Türkiye gazetesi takvimi,23 Temmuz 1993<br />
264-Tempo dergisi, 9 Aralık 1992, Sayı: 49<br />
265-Hayat Tarih mecmuası, sayı 10, Kasım 1965<br />
266-Badıllı, Abdülkadir; Bediüzzaman Said-i Nursi, cilt 1, Timaş, İstanbul/ 1990, s. 59<br />
267-Sızıntı dergisi, Mart/1993, sayı 170, s. 69<br />
268-Kula, Onur Bilge; Alman KültüründeTürk İmgesi, Gündoğan Yay., Ankara/1993, s. 51<br />
269-Sızıntı dergisi, Mayıs/1992, sayı 160<br />
270-Sızıntı dergisi, Ekim/1992, sayı 165, s. 412<br />
272-Tuğlacı, Pars; Çağdaş Türkiye, İst?1989, cilt 2,s. 1103<br />
273-Kafkas, Mehmet; Geçmişi Bilmek, cilt 1, Nil Yay., İzmir/1993, s. 85<br />
274-Bardakçı, İlhan; Tarihten Bugüne, İst?1983, s. 208<br />
275-Zaman gazetesi, 25 Nisan 1992<br />
276-Zaman gazetesi, 20 Ekim 1989<br />
277- Kafkas, Mehmet; Geçmişi Bilmek, cilt 1, Nil Yay., İzmir/1993, s. 234<br />
278-Sur dergisi, Haziran/1986, s. 12<br />
279-Vakkasoğlu, Vehbi; Mukaddes Kurşunlar, Cihan Yay., İst?1984, s. 57<br />
280-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, . T.Ö V. Yay., İzmir/1992, s. 63<br />
281 Sungur, Çetin; &#8220;Özi Katliamı&#8221;, Sızıntı dergisi, Ekim/1988, sayı 116, s 331<br />
282-Yücebaş, Hilmi; Bilinmeyen yönleriyle Yahya Kemal, İst?1979, s. 121<br />
283-Aktüel dergisi, Eylül/1992, sayı 64<br />
284-Kula, Onur Bilge; Alman Kültüründe Türk imgesi, Gündoğan Yay., Ankara/1993<br />
285-Kula, Onur Bilge; Alman Kültüründe Türk imgesi, Gündoğan Yay., Anka ra/1993, s. 165<br />
286-Şen, Faruk; &#8220;Avrupa Türkleri&#8221;, Sky Life dergisi, Ağustos/l993, s.22<br />
287-Kula, Onur Bilge; Alman Kültüründe Türk İmgesi, Gündoğan Yay., Ankara/1993, s. 46<br />
288-Öke, Prof. Dr. Mim Kemal; Türkiye gazetesi, 25 Ekim 1989<br />
289-Bülten, Araştırma ve Kültür Vakfı, Ocak/Şubat 1992 ve Hürriyet gazetesi, 13 Ocak 1992<br />
290-Osmanlı Ansiklopedisi, cilt 5, Ağaç Yay., İst?1993, s. 131<br />
291-Doğan,Mehmed;Kur&#8217;an ve Tarih Önünde Türk&#8217;ün Muhasebesi,Ocak Yay.,Ankara/1992, s.276 292-El Mevdudi, Ebu&#8217;l Ala; Selçuklular Tarihi, s. 257<br />
293-Bozgeyik, Burhan; Kemalist Eğitim ve Din Düşmanlığı, İttihat Yay., İst? 1993, s. 13<br />
294-Hayat Tarih mecmuası, Ocak/1969, sayı: 12<br />
295-Nokta dergisi, Kasım/1989<br />
296-Ünver, Prof. Dr Süheyl, Fatih Devri Hamlelerine Umumi Nazar, İstanbul Fetih Cemiyeti<br />
Neşriyatı, İst?1953, s. 17<br />
297-Ayverdi, Samiha; Hey Gidi Günler Hey, Hülbe Yay., İst?1988, s.164<br />
298-Kula, Onur Bilge; Alman Kültüründe Türk İmgesi, Gündoğan Yay., Ankara/1993, s. 164<br />
299-Sızıntı dergisi, Eylül/1993, sayı 176, s. 347<br />
300-Demirel, Hüseyin; Deccaliyet ve Kemalizm,İttihat Yay., İst?1993, s. 187<br />
301/a-Demirel, Hüseyin; Deccaliyet ve Kemalizm, İttihat Yay.,İst/1993, s. 186<br />
301/b-Kaplan, Mustafa; Kemalizm ve İslamiyet, İttihat Yay., İst?1993, s.135<br />
302/a-Osmanlı Ansiklopedisi, Cilt 5, Ağaç Yay., İst?1993, s.53<br />
302/b-Gülersoy, Çelik; Lale ve istanbul, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Yay. , İst?1980<br />
303-Doğan,Mehmed;Kur&#8217;an veTarih Önünde Türk&#8217;ün Muhasebesi.Ocak.Yay.,Ankara/1992, s. 150<br />
304-Ubucini, M. A. ; Türkiye 1850, cilt 1,Tercüman 1001, s. 82<br />
305-Bozgeyik, Burhan; Kemalist Eğitim ve Din Düşmanlığı, İttihat Yay.,İst?1993, s. 13<br />
306-Badıllı, Abdülkadir; Bediüzaman Said-i Nursi, cild 3, İstanbul/1993, Timaş, s.1706<br />
307-Hiçyılmaz, Ergun; &#8220;Troçki&#8217;nin Türkiye Günleri&#8221;Star Dergisi, 8 Kasım 1993, sayı: 56,s.26<br />
308-Özcan, Mustafa;&#8221;Mihenk&#8221;, Zaman Gazetesi, 1 Temmuz 1990<br />
309-Ünver,Prof.Dr.Süheyl,Fatih Devri Hamlelerine Umumi Nazar,İst.Fetih Cemiyeti Neşr.İst?1953,s.6<br />
310-Osmanlı Ansiklopedisi, cilt 5, Ağaç Yay., İst?1993, s.20<br />
311-Ayverdi, Samiha; Boğaziçi&#8217;ndeTarih, İstanbul Fetih Cemiyeti Yay..İst?1968, s. 383<br />
312-Badıllı, Abdülkadir&#8217;. Bediüzzaman Said i Nursi, Cilt: 1. Timaş Yay., İst?1990, s. 358<br />
313-Kara, Mustafa; Tekke ve Zaviyeler, Dergah Yay. İst?1990, , s. 253<br />
314-HayatTarih Mecmuası, sayı: 11, Aralık/1971, s. 35<br />
315-Düzdağ, Ertuğrul; Mehmet Akif HakkındaAraştırmalar, Marmara Ünv M. Akif Araştırmaları<br />
Merkezi Yay., İst?1987, s. 338 .<br />
316-Kara, Mustafa; Tekkeler ve Zaviyeler, Dergah Yay., İstanbul/1990 s. 24<br />
317-Altınoluk,dergisi Temmuz/1992, s. 11<br />
318-Mevlana Güldestesi (718. Yıldönümü Bildirileri); Konya Belediyesi Yay.. Konya/1993,s.1<br />
319-Sur dergisi, Aralık/1990, sayı: 177, s. 36<br />
320-Ayverdi, Samiha;Küplüce&#8217;deki Köşk, Hülbe Yay., İst?1989, s. 189<br />
321-Kara, Mustafa, Tekkeler ve Zaviyeler, Dergah Yay., İst?1990, s. 15<br />
322-Öğüt, Şubat/1991, sayı: 68, s. 26<br />
323-Badıllı, Abdülkadir; Bediüzzaman Said-i Nursi, cilt 3, Timaş, İstanbul/ 1990, s. 1712<br />
324/a-Öztuna, Yılmaz; TürkiyeTarihi, cilt 8, ötüken Yay., İst?1983, s. 54<br />
324/b-Ayverdi, Samiha; Boğaziçinde Tarih, İstanbul Fetih Cemiyeti Yay., İst?1968, s. 230<br />
325-Sur Dergisi, Kasım/1990, sayı: 176, s. 18<br />
326-Mevlana Güldestesi, (718.Yıldönümü Bildirileri) Konya Belediyesi Yay Konya/ 1993, s. 25<br />
327-Düzdağ,M.Ertuğrul;Mehmet Akif Hakkında Araştırmalar,Marmara Ünv.M.Akif Araştırmaları<br />
Merkezi Yay., İst?1987,s. 315<br />
328-Şahin, M. Abdülfettah; Buhranlar Anaforunda insan, . T Ö.V. Yay., İzmir/ 1988 s. 86<br />
329-Badıllı, Abdülkadir; Bediüzzaman Said-i Nursi, cilt 2, Timaş. İstanbul/ 1990, s. 1244<br />
330-Sur dergisi, Ocak/1992, s. 42<br />
331-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö.V. Yay., İzmir/1992, s. 70<br />
332-Vakkasoğlu, Vehbi; Öğretmenin Not Deiteri, cilt 5, Cihan Yay., İstanbul/ 1992, s. 72<br />
333-Sur dergisi, Nisan/1991, sayı 181, s. 23<br />
334-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, . . T Ö V. Yay.,İzmir/1992, s. 102<br />
335-Sızıntı dergisi, Eylül/1992 sayı 164, s. 350<br />
336-Algül, Hüseyin; İslam Tarihi, Gonca Yay., İst?1988 cilt 4, s. 158<br />
337-Gıocomo E. Carretto; Akdeniz&#8217;de Türkler, T. T.Kurumu Yay., Ankara/ 1992, s. 145<br />
338-Sur dergisi, Kasım/1990, sayı 176, s. 19<br />
339 Sevinç, Necdet; Osmanlı&#8217;nın yükselişi ve Çöküşü, Burak Yay., İst. s 114<br />
340-Düzdağ, M. Ertuğrul; M. Akif Hakkında Araştırmalar, Marmara Ünv. M. Akif Araştırmaları<br />
Merkezi Yay., İst?1987, s. 347<br />
342-İsmail, Hekimoğlu; Bir millet Uyanıyor, Timaş Yay., İst?1989, s.10<br />
343-Senih, Safvet; Hadislerin lşığında Hadiseler, Zaman Gazetesi Yay., İst?1988, s. 10<br />
344-Refik, İbrahim, &#8220;Osmanlı&#8217;nın yetimleri&#8221;, Sızıntı Dergisi, Ekim/1993, sayı 177 , s.401<br />
345-Nurbaki, Haluk; Sönmeyen Güneş, Zafer Yay., İst/1986, s.6<br />
346-Aydın, M.;&#8221;Din ve Toplum İlişkileri&#8221; Milli Eğitim ve Kültür dergisi, sayı 29, Ankara/1984, s.<br />
31 (Le Monde, 1. Ferier 1984&#8242;den naklen)<br />
347-Yalçın, Mehmet; &#8220;CHP&#8217;nin Günah Dosyası&#8221;, Aktüel dergisi, 8-14 Ağustos 1991, sayı 5, s. 28<br />
348-Bardakçı, İlhan; İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay., İst?1985, s. 10<br />
349-Aşiroğlu, Orhan Gazi; Tarih Tüneli, Zaman Gazetesi, 26 Temmuz 1989 ve &#8220;İngiliz Gizli<br />
Belgelerinde Menderes-Amerika Kavgası&#8221;, Milliyet, 15 Şubat 1989, s. 11.<br />
350-Canan, Prof. Dr. İbrahim; İslam&#8217;da Zaman Tanzimi, Cihan Yay., İst? 1988, s. 163<br />
351-Canan,Doç.Dr İbrahim;Peygamberimizin Okuma yazma Seferberliği,Cihan Yay,İst?1984,s.41<br />
352-Oran Baskın; Kenan Evren&#8217;in yazılmamış Anıları, Bilgi Yay., Ankara/1989, s. 82<br />
353-Yücebaş, Hilmi; Fatih Sultan Mehmed, Memleket Yay., İst?1981, s. 31<br />
354-Bakiler, Yavuz Bülent; Türkistan Türkistan, Türk Edebiyatı Vakfı Yay., İst?1986, s. 259<br />
355-Bakiler, Yavuz Bülent; Türkistan Türkistan, Türk Edebiyatı Vakfı Yay., İst? 1986, s. 293 .<br />
356-Aşiroğlu, Orhan Gazi; Tarih Tüneli, Zaman Gazetesi, 5 Nisan 1989<br />
357-Kara, Mustafa; Tekkeler ve Zaviyeler, Dergah Yay., İst?1990, s. 206<br />
358-Müftüoğlu, Mustafa; Tarihi Gerçekler, cilt 2 Seha Neşr., İst?1993, s. 241<br />
359-Dikerdem, Mahmut; Orta Doğu&#8217;da Devrim yılları, Cem Yay., İstanbul/ 1990, s. 136<br />
360-ll. Abdülhamid ve Dönemi (Sempozyum Bildirileri) Seha Neşriyat, İst?1992, s. 208<br />
361-Yavuz, Hilmi; Okuma Notları, Simavi Yay., İst?1993, s. 138<br />
362-Yalçın, Mehmet; &#8220;CHP&#8217;nin Günah Dosyası&#8221;, Aktüel dergisi, 8-14 Ağustos 1991 sayı 5, s. 26 363-ll.Abdülhamid ve Dönemi (Sempozyum Bildirileri) Seha Neşriyat, İst?1992<br />
364-Öztuna, Yılmaz; Büyük Türkiye Tarihi, cilt 11, Ötüken Yay., İstanbul/ 1983, s. 132<br />
365-Nalbantoğlu, Muhiddin; istiklal Marşımızın Tarihi, Cem Yay., İstanbul/ 1964, s. 56<br />
366-Köprü dergisi, Ekim/1986, s. 103<br />
367-Yalçın, Mehmet; &#8220;CHP&#8217;nin Günah Dosyası&#8221;. Aktüel dergisi, 8-14 Ağustos 1991, sayı 5, s.27<br />
368- Zaman gazetesi, 9 Eylül 1993, s. 16<br />
369-Yılmaz, Muammer; Fatih&#8217;in Şahsiyetinden Çizgiler. Kayseri/1993, şahsi basım, s. 14<br />
370-Müftüoğlu, Mustafa; Tarihi Gerçekler cilt 2, Seha Neşriyat, İst?93. s. 234 ve Kaplan,<br />
Mustafa;Kemalizm ve islamiyet, İttihat Yay., İst?93, s 93<br />
371-Mısıroğlu, Aynur. Kuva-ı Milliye&#8217;nin Kadın Kahramanları, Sebil Yay., İst / tarihsiz, s. 14<br />
372-Yücebaş, Hilmi; Bütün Cepheleriyle yahya Kemal, İst?1979, s. 141<br />
373-Müftüoğlu, Mustafa; Tarihi Gerçekler, cilt 2, Seha Neşr., İst?1993, s. 41<br />
374-Yalçın, Mehmet; &#8220;CHP&#8217;nin Günah Dosyası&#8221;, Aktüel dergisi, 8-14 Ağustos 1991, sayı 5, s. 28 375-Yazıksız, Necip Asım; Kitap, İletişim Yay., İst?93, s. 10<br />
376-Müftüoğlu, Mustafa; Tarihi Gerçekler, cilt 2, Seha Neşriyat,İst?93, s. 55<br />
377-Yalçın,Mehmet&#8221;CHP&#8217;nin Günah Dosyası&#8221;,Aktüel dergisi,5-14 Ağustos 1991,sayı 5,sh 29<br />
378-Yılmaz, Muammer; Fatih&#8217;in Şahsiyetinden Çizgiler, şahsi basım, Kayseri/1993, s. 10<br />
379-Başbakanlık Mühimme Defterleri,cilt 5,no:1315,973/15655.486-484 veGerçek dergisi, Nisan/1974,sayı 6</p>
<p>380-Müftüoğlu, Mustafa; Tarihi Gerçekler, cilt 2, Seha Neşr.,İst?1993, s. 255<br />
381-Yazıksık, Necip Asım; Kitap, İletişim Yay., İst?1993, s. 56-94<br />
382-Vakkasoğlu, Vehbi; Devrimlerin Deviremediği, Yeni Asya Yay., İstanbul/ 1993, s. 32<br />
383-Bozgeyik, Burhan; Meşhurların Son Anları, Türdav, İst?93, s. 362<br />
384-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, . T.ö V. Yay., İzmir/1992, s.16
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbunlari-biliyormusunuz-bizden-gizlenen-gercekler%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/bunlari-biliyormusunuz-bizden-gizlenen-gercekler/&amp;text=Bunları Biliyormusunuz ? Bizden gizlenen gerçekler&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/bunlari-biliyormusunuz-bizden-gizlenen-gercekler/&amp;t=Bunları Biliyormusunuz ? Bizden gizlenen gerçekler">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/bunlari-biliyormusunuz-bizden-gizlenen-gercekler/&amp;title=Bunları Biliyormusunuz ? Bizden gizlenen gerçekler&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbunlari-biliyormusunuz-bizden-gizlenen-gercekler%2F&name=buzlu.org&description=Bunlar%C4%B1+Biliyormusunuz+%3F+Bizden+gizlenen+ger%C3%A7ekler" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/bunlari-biliyormusunuz-bizden-gizlenen-gercekler/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/bunlari-biliyormusunuz-bizden-gizlenen-gercekler/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/bunlari-biliyormusunuz-bizden-gizlenen-gercekler/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/bunlari-biliyormusunuz-bizden-gizlenen-gercekler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

