<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>buzlu.org &#187; Osmanlı</title>
	<atom:link href="http://www.buzlu.org/benzer/osmanli/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buzlu.org</link>
	<description>bilgi mi aradın, doğru yerdesin...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2010 12:51:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Osmanlı&#8217;da ilk işçi grevi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/osmanlida-ilk-isci-grevi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/osmanlida-ilk-isci-grevi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 08:57:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[eylemler]]></category>
		<category><![CDATA[grevi]]></category>
		<category><![CDATA[III. Murat]]></category>
		<category><![CDATA[işçi]]></category>
		<category><![CDATA[işçiler]]></category>
		<category><![CDATA[maaş]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl yapıldı]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[İlkler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4814</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı&#8217;da işçilerin 1587&#8242;de yevmiyelerin artırılması için yaptıkları greve diğer işçiler de katılmış, Osmanlı padişahı III. Murat işçilerin taleplerini kabul etmek zorunda kalmıştı. Osmanlı Devleti, batıda görüldüğü gibi patron-işçi ilişkisi bulunmasa da, devlete ve diğer sektörlere bağlı işçilerin işverene karşı birlikte hareket ettikleri görülür. İşçi eylemlerine tatil-i mesalih, tatil-i eşgal gibi isimler verilmiştir. Osmanlı&#8217;nın endüstri çağına [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı&#8217;da işçilerin 1587&#8242;de yevmiyelerin artırılması için yaptıkları greve diğer işçiler de katılmış, Osmanlı padişahı III. Murat işçilerin taleplerini kabul etmek zorunda kalmıştı.</p>
<p>Osmanlı Devleti, batıda görüldüğü gibi patron-işçi ilişkisi bulunmasa da, devlete ve diğer sektörlere bağlı işçilerin işverene karşı birlikte hareket ettikleri görülür. İşçi eylemlerine tatil-i mesalih, tatil-i eşgal gibi isimler verilmiştir.<br />
Osmanlı&#8217;nın endüstri çağına girmesi ile batı tarzında açılan Kadırga&#8217;daki ilk fes imalat fabrikasında işçiler, işten çıkarmalar ve paralarını zamanında alamadıkları için greve gitmişlerdir.</p>
<p>1845&#8242;te padişah II. Mahmut&#8217;un fermanı ile çıkarılan Polis Nizamnamesine göre grev suç kabul edilmiş, toplu iş bırakanların polis tarafından cezalandırılması hükme bağlanmıştır.<br />
<span id="more-4814"></span><br />
1872&#8242;de Abdulaziz döneminde Beyoğlu Telgrafhane işçileri maaşlarını az buldukları için greve gitmişlerdir. Gazhane, Şirket-i Hayriye, İskele hamalları da bu greve destek vermişlerdir. 1974&#8242;te de maaşlarını üç aydır alamayan tütün tekel işçileri greve gitti. Ücretlerin ödenmesiyle bu grev diğerlerinden daha kısa sürdü.<br />
Abdülhamit döneminde işçilerin cemiyet kurmasına ve hak aramasına izin verildi. Balkanlar dışında bu dönemde önemli bir grev dalgası yaşanmadı.<br />

<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5730539218345014";
/* 336x280 */
google_ad_slot = "1548689103";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>

<br />

<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5730539218345014";
/* 336x280 */
google_ad_slot = "1548689103";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>

<br />
Fakat İttihatçıların bu cemiyeti kapatması ile 1908&#8242;in Ağustos ve Eylül aylarında İstanbul ve Bursa&#8217;da iş bırakma eylemleri görüldü. Bu işgalleri kanlı bir şekilde bastıran ittihat ve terakki yönetimi grevleri yasaklayan bir yasa çıkardı.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/osmanlida-ilk-isci-grevi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Akıncıları nasıl yok oldu?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/osmanli-akincilari-nasil-yok-oldu/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/osmanli-akincilari-nasil-yok-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 15:38:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Neden,Niçin,Nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[akıncı birlikleri]]></category>
		<category><![CDATA[askerleri]]></category>
		<category><![CDATA[efsane askerler]]></category>
		<category><![CDATA[kim yüzünden]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl kayboldular]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl yok oldular]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı imparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı ordusu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk akıncıları]]></category>
		<category><![CDATA[türk askeri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4806</guid>
		<description><![CDATA[Adları efsane gibi anılan Türk akıncıların 16. yüzyılın sonuna kadar girdiğimiz hemen bütün savaşların kazanılmasında büyük katkıları olmuştu. Bir ‘‘özel tim’’ gibi çalışan akıncı teşkilátı 1595&#8242;te zamanın veziriazamı Sinan Paşa&#8217;nın savaş sırasında askerden vergi toplamaya kalkması üzerine düşmanın saldırısına uğrayıp yokoldu ve bir daha da kurulamadı. OSMANLI ordusunun en önemli vurucu gücü olan akıncılar, Namık [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/08/akincilar.jpg"><img class="size-full wp-image-4807 aligncenter" title="akincilar" src="http://www.buzlu.org/images/2010/08/akincilar.jpg" alt="" width="360" height="243" /></a></p>
<p>Adları efsane gibi anılan Türk akıncıların 16. yüzyılın sonuna kadar girdiğimiz hemen bütün savaşların kazanılmasında büyük katkıları olmuştu. Bir ‘‘özel tim’’ gibi çalışan akıncı teşkilátı 1595&#8242;te zamanın veziriazamı Sinan Paşa&#8217;nın savaş sırasında askerden vergi toplamaya kalkması üzerine düşmanın saldırısına uğrayıp yokoldu ve bir daha da kurulamadı.</p>
<p>OSMANLI ordusunun en önemli vurucu gücü olan akıncılar, Namık Kemal&#8217;in &#8216;Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik&#8217; mısrası ile başlayan şiirinin yayınlanmasından sonra tam bir efsane haline gelmişti. Gözünü budaktan esirgemeyen ve filmlere, romanlara, şiirlere kadar konu olan akıncılar, 1595&#8242;te Veziriazam Sinan Paşa&#8217;nın vergi hırsı yüzünden ortadan kalkmışlardı.</p>
<p>Osmanlı sınırlarında, süratle hareket edebilen hafif süvariler bulunur, &#8216;akıncı&#8217; denilen bu birlikler savaşlardan önce düşman topraklarına girerek her tarafı tahrip ederlerdi. On bin kişilik bir akıncı ordusu beşer kişiden oluşan iki bin vurucu time ayrılarak sınırı geçer, bu kadar çok sayıda timle karşılaşan düşman komşular ise nereye ne kadar asker göndereceklerini şaşırır, akınlar karşısında bir şey yapamazlardı.<span id="more-4806"></span></p>
<p>&#8216;Akın&#8217;, akıncı beyinin kumandası altında yapılan operasyonların adıydı. Beyin katılmadığı saldırılar yüz kişiden fazla akıncı ile yapılmışsa &#8216;haramilik&#8217;, daha az sayıda akıncının katıldığı bir operasyon ise &#8216;çete&#8217; veya &#8216;potera&#8217; ismini alırdı.</p>
<p>Akıncılar, kendi aralarında da birkaç gruba ayrılırlardı. Düşmana ölümle sonuçlanabilecek korkusuzca saldırıları yapan fedailere &#8216;deli&#8217;, &#8216;serdengeçti&#8217; yahut &#8216;dalkılıç&#8217; denilirdi. En meşhur akıncı ailelerinden olan Tarhanğulları Mora&#8217;da, Mihaloğulları Sofya&#8217;da, Evrenosoğulları Arnavutluk&#8217;ta, Malkoçoğulları da Silistre&#8217;de üslenmişlerdi.</p>
<p>Yıldırım Bayezid döneminde ortaya çıkan Akıncı Ocağı, imparatorluğun yükselişine paralel olarak büyüdü. 16. yüzyılın sonlarında Osmanlı ordusunda 40 bin akıncı vardı. 1526 yılında Macaristan&#8217;ın fethiyle sonuçlanan Mohaç muharebesinin kazanılmasında en önemli rol, düşman ordusunu arkadan kuşatan Akıncı beyi  Paşazade Bali Bey&#8217;e aitti.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
1593 yılında Avusturya ile 13 yıl sürecek uzun bir savaşa girilmiş, bir taraftan da Eflak&#8217;ın isyancı voyvodası Mihal ile uğraşılıyordu. Bu sırada Malkara&#8217;da sürgünde bulunan Sinan Paşa, rakibi Veziriazam Ferhat Paşa&#8217;yı 7 Temmuz 1595&#8242;te entrikalarla görevinden azlettirdi ve kendisi veziriazam oldu. Paşa 18 Temmuz&#8217;da ordunun başında cepheye doğru yola çıkarak Ağustos sonunda Bükreş&#8217;e girdi.</p>
<p>Mihal, her tarafı tahrip ederek kaçıyor ve fırsat bulduğu yerde Osmanlı kuvvetlerine saldırarak vahşice katliam yapıyordu. Ele geçirdiği kalelerdeki Osmanlı askerlerini ya kazıklatmış, yahut şişe geçirerek pişirtmişti.</p>
<p>Bir süre sonra Avusturya&#8217;dan ve Erdel&#8217;den destek alan Mihal, kaçmayı bırakarak Osmanlı ordusunu takip etmeye başladı. Voyvodanın vahşetinden ürken askerlerin Bükreş&#8217;te kalmak istememesi üzerine, ordu Yerköy&#8217;e geçti. Burada konaklanmışken, Sinan Paşa, Mihal&#8217;in destek kuvveti alarak üzerine geldiğini duyunca orduyu Tuna üzerindeki köprüden Rusçuk tarafına geçirmeye başladı.</p>
<p>Geçiş, oldukça yavaş şekilde ilerliyordu. Üç gün üç gece olmuş ama toplar ve akıncı birlikleri hálá karşı sahile geçememişti, zira Veziriazam Sinan Paşa, harekátın askeri tarafını bir yana bırakmış, askerden vergi toplatmaya başlamıştı. Köprünün başında bekleyen vergi memurları, askerlerden düşmandan alınan ganimetlerin vergisini tahsil etmeye başlamışlardı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Tahsilát devam ettiği sırada Eflak Voyvodası Mihal baskına gelmiş, tahsiláta son verilmiş ama iş işten geçmişti. Eflaklılar top ateşi açarak üzerinde binlerce Osmanlı askerinin bulunduğu köprüyü havaya uçurdular, ardından da akıncıların neredeyse tamamını yok ettiler. Baskın sırasında akıncılara ait 100 bin kadar at da telef oldu. Uzun mesafeleri kısa sürede alabilen özel yetiştirilmiş bu atların bir daha bulunması imkánı yoktu.</p>
<p>Veziriazam Sinan Paşa&#8217;nın aç gözlülüğü ve tedbirsizliği, üç asırdan beri Avrupa&#8217;yı titreten akıncı ocağının sonunu getirmişti. Baskından sonra sadece birkaç bin kalan akıncılar bir daha toparlanamadılar ve tarihe karıştılar.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/osmanli-akincilari-nasil-yok-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Abdülaziz’in katilleri nasıl cezalandırıldı?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/abdulazizin-katilleri-nasil-cezalandirildi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/abdulazizin-katilleri-nasil-cezalandirildi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Aug 2010 08:52:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Suikastler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[abdülaziz]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[ceza]]></category>
		<category><![CDATA[cinayet]]></category>
		<category><![CDATA[entrika]]></category>
		<category><![CDATA[katilleri]]></category>
		<category><![CDATA[kim yaptı]]></category>
		<category><![CDATA[mahkeme]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl yaptılar]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[paşa]]></category>
		<category><![CDATA[suikast]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4799</guid>
		<description><![CDATA[Otuz ikinci Osmanlı Pâdişâhı Abdülazîz Hanın tahttan indirilerek şehit edilmesine sebep olanları yargılamak için kurulan mahkeme. Yıldız Sarayı yakınındaki Malta Karakolunun yanında kurulan bir çadırda görüldüğü için bu ad verilmiştir. Sultan Abdülazîz Han; Sadrâzam Mütercim Rüşdî Paşa, Serasker Hüseyin Avni Paşa, Şeyhülislâm HayrullahEfendi ve Midhat Paşanın gizli çalışmaları neticesinde 30 Mayıs 1876’da tahttan indirildi. Hüseyin [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/08/Abdulaziz_Han.jpg"><img class="size-full wp-image-4800 aligncenter" title="Abdulaziz_Han" src="http://www.buzlu.org/images/2010/08/Abdulaziz_Han.jpg" alt="" width="225" height="289" /></a></p>
<p>Otuz ikinci Osmanlı Pâdişâhı Abdülazîz Hanın tahttan indirilerek şehit edilmesine sebep olanları yargılamak için kurulan mahkeme. Yıldız Sarayı yakınındaki Malta Karakolunun yanında kurulan bir çadırda görüldüğü için bu ad verilmiştir.</p>
<p>Sultan Abdülazîz Han; Sadrâzam Mütercim Rüşdî Paşa, Serasker Hüseyin Avni Paşa, Şeyhülislâm HayrullahEfendi ve Midhat Paşanın gizli çalışmaları neticesinde 30 Mayıs 1876’da tahttan indirildi. Hüseyin Avni Paşanın ayda yüz altın lira maaşla Fer’iyye Sarayına bahçıvan adıyla aldığı Cezayirli Mustafa, Yozgatlı Mustafa Çavuş ve Boyabatlı Hacı Mehmed adlı pehlivanlar tarafından 4 Haziran 1876’da şehit edildi. Fakat intihar süsü verilerek olayın üzerine gidilmedi.</p>
<p>Sultan Beşinci Murâd Hanın kısa saltanatından sonra pâdişâh olan Sultan İkinci Abdülhamîd Han, amcası Abdülazîz Hanın şehit edilmesiyle ilgili olarak el altından soruşturmaya başladı. Bizzat veya vâsıtalı olarak yaptığı soruşturma neticesinde amcasının iddia edildiği gibi intihar etmeyip, sûikastle öldürüldüğü kanaatine vardı. Olayın resmî olarak soruşturulmasını istedi. Savcı olarak vazifelendirilen Fındıklılı Mehmed Efendi 1 Nisan 1881’de soruşturmaya başladı.</p>
<p>Soruşturma komisyonunda Şûray-ı Devlet Tanzimat Dâiresi başkanı Çorluluzâde Mahmûd Celâleddîn Beyle mâbeynci Râgıb Bey de vazifelendirildiler. Yapılan soruşturma sırasında sanıklar ve şâhitler dinlendi. <span id="more-4799"></span></p>
<p>Soruşturma neticesinde; bahçıvan ve uşak olarak üç kişinin yüzer altın lira aylıkla Abdülazîz Hanın hizmetine tâyin olundukları, Abdülazîz Hanın icâbında kendisini savunabileceği palasının bir tertiple alındığı, üzerinde daha hayat eseri varken doktorlara odasında muâyene ettirilmeden bir pencere perdesine sarılarak alelacele Fer’iyye Karakoluna indirildiği, ölümü hakkında on dokuz doktor tarafından verilmiş raporun yazılı ve açık olmadığı ve bileklerini keserek intihar ettiği söylenen makasın bu yaraları meydana getirilebileceği kaydıyla yetinilerek kapalı ifâdede bulunulduğu, Hüseyin Avni Paşanın; “Bu avam cenâzesi değildir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Size her tarafını muâyene ettirmem.” demek sûretiyle tam muâyeneye mâni olduğu, cenâze görülmeden yalnız Fahri Beyin sözüyle yetinilmek sûretiyle şer’î (dînî) îlam yazıldığı, Abdülazîz Hanın hizmetine tâyin edilen pehlivan Mustafalar ve Hacı Mehmed’in olaydan sonra cüzi bir maaşla emekliye ayrıldıkları halde “Yüksek maaşla memleketlerine gönderilmiştir” diye halka îlân edildiği, Abdülazîz Hana büyük kin besleyen Hüseyin Avni Paşanın olay günü Kuzguncuk’taki yalısından ilk olarak Fer’iyye’ye gelmiş olduğu, Dâmâd Mahmûd Celâleddîn ve DâmâdNûri paşaların Beşinci Murâd’ın annesinin isteğiyle Abdülazîz Hanı öldürmek üzere emir verdiklerini beyan ettikleri ortaya çıktı. Soruşturma neticesinde hazırlanan raporda Abdülazîz Hanın ölümünün intihar olmayıp suikast sebebiyle olduğu belirtildi.</p>
<p>Sultan İkinci Abdülhamîd Han bu raporu Şeyhülislâm UryânizâdeAhmed Esad Efendi, Dâhiliye Nâzırı Mahmûd Nedim Paşa, Tunuslu HayreddînPaşa ve Şûray-ı Devlet Tanzimat Dâiresi başkanı Mahmûd Celâleddîn Beyden meydana gelen bir komisyona ve Sadrâzam, Şeyhülislâm, Dâhiliye Nâzırı ve Hâriciye nâzırından meydana gelen ikinci bir üst heyete inceletti. Bakanların tam kanaat getirmesi için sanıkların ve şâhitlerin Bakanlar Kurulu huzûrunda ifâdelerinin dinlenmesini de uygun gören Sultan İkinci Abdülhamîd Han, bu görüşünü heyete bildirdi.</p>
<p>Ayrıca bu işle ilgili görülen Mütercim Rüşdî ve Midhat paşaların da tutuklanarak muhâkeme edilmeleri için olağanüstü bir Soruşturma Meclisinin kurulmasını Bakanlar Kurulu (Vekiller Heyeti) üyelerine bildirdi. Bunun için sarayda toplanarak bir karar vermelerini istedi. Sadrâzam Saîd Paşanın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu (Vekiller Heyeti) meseleyi görüştü.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
İfâdeleri tespit edilmiş olan sanıklar hakkındaki iddianâme okundu, fâillerden bir kısmı getirtilip Bakanlar Kurulu huzûrunda konuşturuldu. Durumu tekrar değerlendiren Bakanlar Kurulu, sanıkların cezâlandırılmak üzere evraklarıyla birlikte mahkemeye sevk edilmelerini, Yıldız Sarayı yakınında Malta Karakolunun yanındaki bir çadırda mahkeme kurulmasını, mahkemenin alenî (açık) olması ve seyircilerin Adliye Nâzırlığından alınacak dâvetiye ile mahkeme salonuna girmeleri gibi hususları kararlaştırdı.</p>
<p>Mahkemeye Adliye Nâzırlığından alınan dâvetiye ile girildiği için yabancı muhâbirlerin ve kordiplomatiğin hepsine ve sanıkların âilelerine dâvetiyeler verildi. Türk gazetecileri de mahkemeyi tâkip ediyorlardı. Sanıkların duruşma ve muhâkemeleri temyize bağlı İstinaf Mahkemesinin Cinayet Mahkemesi tarafından yürütülecekti.</p>
<p>Bu mahkemenin reisi Ali Sürûrî Efendi, ikinci reisi de Hristo Forides idi. Mahkeme heyetinin diğer üyeleri, Emin Bey, Hüseyin Hâmid Bey, Emin Efendi, Gadban Efendi ve savcı, Latif Bey yardımcıları ise Reşid ve Raif beylerdi. Ayrıca soruşturmayı yapmış olan Fındıklılı Mehmed Efendi ile Hüseyin Şükrü Efendi de bu heyette yer almıştı.</p>
<p>27 Haziran 1881 Pazartesi günü saat 10.00’da başlayan mahkemeye başta Midhat Paşa olmak üzere on bir sanık getirildi. Kalabalık bir dinleyici kitlesinin tâkip ettiği sabah oturumunda savcının iddianamesi okundu. Sanıklar veya avukatları ile şâhitler dinlendi.</p>
<p>Reis Sürûrî Efendi şâhitlere sanıkların itirazlarını dinlettikten sonra, sanık avukatlarının savunmaları ve sanıkların savunmaları dinlendi. 29 Haziran Çarşamba günü saat 11.00’de reis Sürûrî Efendi; “Bugün mahkeme, müdde-i umûmî (savcı) beyle müdâfileri dinledikten ve yeniden müşâverede bulunduktan sonra hak edilen cezâların miktarını açıklayan hükmünü beyân edecektir. Söz savcınındır” dedikten sonra duruşmayı açtı.</p>
<p>Savcı sanıklar hakkında Cezâ Kânununun ilgili maddelerinin tatbikini taleb etti. Sonra söz alan sanık avukatları müvekkillerini savundular. Bundan sonra hâkimler yarım saat çekildiler. Bu müddet sonunda reis Sürûrî Efendi verilen cezâları bizzat okumaya başladı.</p>
<p>Karara göre; Abdülazîz Han tahttan indirildikten sonra kaldığı Fer’iyye Sarayının bahçıvan ve bekçileri Pehlivan Mustafa, Cezayirli Pehlivan Mustafa ve Boyabatlı Pehlivan Hacı Mehmed ile Mâbeynci Fahri Bey, Ali Bey, Necib Bey, Dâmâd Mahmûd Celâleddîn Paşa ve Dâmâd Nûri Paşa îdâma, Seyyid Bey ve İzzet Bey onar sene hapse mahkûm edildiler.</p>
<p>Cinâyete ortak olduğu anlaşılan, fakat cezâsı tespit edilmemiş olan Midhat Paşa da kendisini savundu. Mahkeme heyeti karar için çekildi. İkinci reis Hristo Forides tekrar celseyi açarak, Midhat Paşanın da îdâma mahkûm edildiğini, temyiz yolunun açık olduğunu, îtiraz için sekiz gün mühlet verildiğini açıkladı.</p>
<p>Abdülazîz Hanın öldürülmesinde eli bulunanlardan Hüseyin Avni ve Kayserili Ahmed Paşalar mahkemeden önce öldükleri için haklarında işlem yapılmadı. Midhat Paşa 6 Temmuz 1881’de temyize başvurdu. Temyiz Mahkemesi Midhat Paşanın îtirâzını görüşerek taleplerinin reddine karar verdi. Mahmûd Celâleddîn ve Nûri Paşaların cezâlarının hafifletilmesinin kararı ile Temyiz Cezâ Dâiresinin tasdikine âit iki îlâm Adliye Nezâretine gönderildi.</p>
<p>Adliye Nâzırı Ahmed Cevdet Paşa ve başvekil ünvânıyla Sadrazam olan Küçük Saîd Paşa da îlâmları göndererek Vekiller Heyetinde görüşülmesini istedi. Vekiller Heyeti toplanarak felâketlerin kaynağının Abdülazîz Hanın tahttan indirilmesi olduğunu, ayrıca mahkeme kararlarını değiştirmeye selâhiyet ve lüzum olmadığını, cezâların affı veya hafifletilmesinin Kânûn-i Esâsîye göre pâdişâhın yetkisi dâhilinde olduğunu belirtti.</p>
<p>Sultan İkinci Abdülhamîd Han, bakanlar dışında birçok devlet adamının katılmasıyla bir heyet toplayarak mahkeme kararlarının aynen tatbiki veya değiştirilmesi hakkında tek tek tekliflerinin bildirilmesini istedi. 9 Temmuz günü Yıldız Sarayında eski sadrâzamlardan Safvet Paşanın başkanlığında toplanan 25 kişilik heyetten 15 kişi kararların aynen uygulanmasını, 10 kişi ise cezâların hafifletilmesini istedi. Sultan İkinci Abdülhamîd Han, heyet üyelerinin yazılı mütâlaalarını tek tek inceledikten sonra kendi yetkisine dayanarak îdâm cezâlarının hepsini ömür boyu hapse çevirdi.</p>
<p>Sivil ve askerî rütbelerini, nişanlarını ve madalyalarını kaybeden mahkûmların on birinin de cezâlarını Hicaz eyâletindeki Taif Kalesinde çekmeleri kararlaştarıldı. Mahkûmlar cezâlarını çekmek üzere Taif’e gönderildi. Böylece Osmanlı târihinde karanlıkta bırakılmak istenen bir cinâyet de aydınlığa kavuşturuldu.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/abdulazizin-katilleri-nasil-cezalandirildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fahri Korutürk biyografisi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/fahri-koruturk-biyografisi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/fahri-koruturk-biyografisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Jun 2010 07:50:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[6.]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[cumhurbaşkanları]]></category>
		<category><![CDATA[devlet adamları]]></category>
		<category><![CDATA[doğumu]]></category>
		<category><![CDATA[Fahri Korutürk]]></category>
		<category><![CDATA[Fahri Sabit Korutürk]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[komutan]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4705</guid>
		<description><![CDATA[Fahri Sabit Korutürk (13 Ağustos 1903  &#8211; 12 Ekim 1987), Türk asker, diplomat ve devlet adamı. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin 6. cumhurbaşkanı. (6 Nisan  1973 &#8211; 6 Nisan 1980 arasında görev yapmıştır.) Yaşamı 1903 yılında İstanbul&#8217;da eski askerlerden Erzincan&#8217;lı Osman Sabit Bey ile Nesrin Hanım&#8217;ın oğlu olarak doğdu.Annesini küçük yaşta kaybedince üvey annesinin gözetiminde büyüdü.1916 yılında Bahriye [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/06/Fahri-Korutürk.jpg"><img class="size-full wp-image-4706 aligncenter" title="Fahri Korutürk" src="http://www.buzlu.org/images/2010/06/Fahri-Korutürk.jpg" alt="" width="182" height="344" /></a></p>
<p>Fahri Sabit Korutürk (13 Ağustos 1903  &#8211; 12 Ekim 1987), Türk asker, diplomat ve devlet adamı. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin 6. cumhurbaşkanı. (6 Nisan  1973 &#8211; 6 Nisan 1980 arasında görev yapmıştır.)</p>
<p><strong>Yaşamı </strong></p>
<p>1903 yılında İstanbul&#8217;da eski askerlerden Erzincan&#8217;lı Osman Sabit Bey ile Nesrin Hanım&#8217;ın oğlu olarak doğdu.Annesini küçük yaşta kaybedince üvey annesinin gözetiminde büyüdü.1916 yılında Bahriye Mektebi&#8217;ne girdi. 1923 yılında Deniz Harp Okulu&#8217;nu, Gv.Mühendis (Teğmen) rütbesiyle bitirmiştir. 1 Mart 1923- 15 Ekim 1924 tarihleri arasında Hamidiye ve Yavuz gemilerinde tahsil ve staj görmüştür. <span id="more-4705"></span></p>
<p>Çeşitli gemilerde görev yaptıktan sonra, 1931 yılında girdiği Deniz Harp Akademisini 1933 yılında bitirerek Kurmay Subay olmuştur. Muhtelif gemi ve karargâh görevleri ile Roma ve Berlin Deniz Ataşeliklerinde bulunmuştur. 1936&#8242;da Montreux (Montrö) Boğazlar Konferansı&#8217;na askerî uzman olarak katılmıştır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
1950 yılında Tuğamiral olmuştur. Bu rütbe ile İstanbul Deniz Komutanlığı ve Denizaltı Filosu Komutanlığı yapmıştır. 1953 yılında Tümamiral olmuştur. Bu rütbe ile Harp Filosu Komutanlığı, Deniz Eğitim Komutanlığı, Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı yapmıştır. 1956 yılında Koramiral olmuştur.</p>
<p>Bu rütbe ile Donanma Komutanlığı, Boğazlar ve Marmara Deniz Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulunmuştur. 13 Aralık 1957 tarihinde Deniz Kuvvetleri Komutan vekilliğine atanmıştır. 1958 yılında Oramiralliğe yükselmiştir ve 17 Kasım 1959 tarihinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevine başlamıştır.</p>
<p>27 Mayıs 1960 darbesinden sonra 2 Temmuz 1960 tarihinde emekliye sevk edilmiştir. Sonra sırası ile Moskova ve Madrid Büyükelçisi olarak diplomatik görevler aldı. 1968 yılında dönemin cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından Cumhuriyet Senatosu kontenjan senatörlüğüne seçildi.<br />
Cumhurbaşkanlığı</p>
<p>1973 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nce üç partinin desteğiyle 15.turda 365 oy alarak Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin altıncı Cumhurbaşkanı seçildi.Cumhurbaşkanlığı devrinde Türkiye&#8217;nin çalkantılı bir döneminde oluşu Korutürk&#8217;ün rolünü kilit konumuna getirmişti.</p>
<p>Zira bu devirde kurulan koalisyon hükümetlerinin oluşumu ve yaşaması için Bay Korutürk büyük çaba sarfetmiş kendisinin de deyimiyle Türkiye&#8217;yi bu devirde hükümetsiz bırakmamıştır.Devrinde Kıbrıs Barış Harekatı gerçekleştirilmiş ve anarşi tüm hızıyla yayılmıştır.</p>
<p>Kendisi bu devirde özellikle devletin itibarını yeniden tesis için uğraş vermiştir.Yine bu devirde Boğaziçi Köprüsü&#8217;de açılarak hizmete girmiştir.Döneminde 7 yıl boyunca 8 hükümet kurulmuştur. 1980 yılında, yedi yıllık hizmet süresini dolduran Korutürk Cumhurbaşkanlığı görevinden ayrılarak Anayasa uyarınca tabii senatör sıfatıyla Cumhuriyet Senatosu&#8217;nda görev almıştır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
1 Mart 1944 tarihinde eski Milletvekili ve Mesen Salah Cimcoz&#8217;un kızı ve Moralı İbrahim Paşa&#8217;nın torunu ressam Emel Korutürk ile evlenen ve Osman (1944-),Salah(1949-),Ayşe (1955-) adlarında üç çocuğu olan Fahri Korutürk, 12 Ekim 1987 günü geçirdiği bir kalp krizi sonucu vefat etti.Oğulları Osman Korutürk ve Salah Korutürk ile gelini Zergün Korutürk, büyükelçidir.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/fahri-koruturk-biyografisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Devşirme nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/devsirme-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/devsirme-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Apr 2010 14:31:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Devşirme]]></category>
		<category><![CDATA[murat]]></category>
		<category><![CDATA[Neden,Niçin,Nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[ordu]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı imparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[paşa]]></category>
		<category><![CDATA[rumeli]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[vezir]]></category>
		<category><![CDATA[yeniçeri ocağı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4590</guid>
		<description><![CDATA[Devşirme, Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun ele geçirdiği özellikle Rumeli ve Balkanlardaki Hıristiyan topraklardan genç ve yetenekli çocukların toplanarak, sıkı bir eğitim altında üstün bir asker ve yönetici sınıfı oluşturma sistemidir. Osmanlılar; genç ve yetenekli çocukları seçerken alınacak olan çocuğun evdeki tek erkek çocuk olmaması şartı ile alınırdı ve yüz güzelliğide önemliydi. Devşirmeler, Yeniçeri Ocağı ve Bostancı Ocağı&#8217;nın [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/04/Devşirme.jpg"><img class="size-full wp-image-4591 aligncenter" title="Devşirme" src="http://www.buzlu.org/images/2010/04/Devşirme.jpg" alt="" width="336" height="398" /></a></p>
<p>Devşirme, Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun ele geçirdiği özellikle Rumeli ve Balkanlardaki Hıristiyan topraklardan genç ve yetenekli çocukların toplanarak, sıkı bir eğitim altında üstün bir asker ve yönetici sınıfı oluşturma sistemidir.</p>
<p>Osmanlılar; genç ve yetenekli çocukları seçerken alınacak olan çocuğun evdeki tek erkek çocuk olmaması şartı ile alınırdı ve yüz güzelliğide önemliydi.</p>
<p>Devşirmeler, Yeniçeri Ocağı ve Bostancı Ocağı&#8217;nın temelini oluşturur. Devşirme, Osmanlı&#8217;da fethedilen bölgelerdeki Hıristiyan ailelerin çocuklarının 1/5 ini alarak onları yetiştirip yeteneklerine göre; eğer güçlü ve dövüşmeye yatkınsa Yeniçeri, devlet işlerine yatkınsa Saray&#8217;a alınırdı. <span id="more-4590"></span></p>
<p>Osmanlı tarihindeki büyük komutanların, devlet adamlarının vezirlerin pek çoğu devşirme sisteminden gelmekteydi. Bu ilk dönemlerde çok faydalı olmuştur. Osmanlı Ordusu&#8217;nda önemli yere sahip olmuşlardır. Ancak son dönemlerde suistimal edilmiş ve bozulmuştur. Devşirme sisteminin Osmanlı imparatorluğunun çözülmesindeki etkisi bugün önemli bir tarihsel tartışma konusudur.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Devşirme sistemi kaldırılıp yeniçeri olabilecek olan bulgarlar,sırplar,ermeniler balkan harbi,93 harbinde osmanlıya karşı savaşarak osmanlıyı parçalamışlardır,çok büyük hata olduğu ortadadır. Devşirme sistemi; Nepal, Pakistan ve Hindistan&#8217;da günümüzde de devam etmektedir. İlk devşirme sistemi I. Murat zamanında yapılmıştır.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/devsirme-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lagari Hasan Çelebi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/lagari-hasan-celebi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/lagari-hasan-celebi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 09:18:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[icatlar]]></category>
		<category><![CDATA[buluşlar]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Keşifler]]></category>
		<category><![CDATA[kim buldu]]></category>
		<category><![CDATA[Lagari Hasan Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl buldu]]></category>
		<category><![CDATA[nezaman]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[roketle]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[uçuş]]></category>
		<category><![CDATA[İlkler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4575</guid>
		<description><![CDATA[Lagari Hasan Çelebi (17. yüzyıl), efsaneye göre roketle dikey uçuşu başarıyla gerçekleştirmiş ilk insan olduğu kabul edilen bilgin. Füzeciliğin atası olan ünlü Türk bilim adamı Lagari Hasan Çelebi, 17. yy&#8217;ın başlarında barut dolu haznesi bulunan bir basit hava roketi ile ilk kez havalanmayı başarmıştır. Uçuş 1633 yılında dönemin Osmanlı padişahı IV. Murat&#8217;ın kızının doğum günü [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/04/Lagari-Hasan-Çelebi.jpg"><img class="size-full wp-image-4576 aligncenter" title="Lagari Hasan Çelebi" src="http://www.buzlu.org/images/2010/04/Lagari-Hasan-Çelebi.jpg" alt="" width="300" height="245" /></a></p>
<p>Lagari Hasan Çelebi (17. yüzyıl), efsaneye göre roketle dikey uçuşu başarıyla gerçekleştirmiş ilk insan olduğu kabul edilen bilgin.</p>
<p>Füzeciliğin atası olan ünlü Türk bilim adamı Lagari Hasan Çelebi, 17. yy&#8217;ın başlarında barut dolu haznesi bulunan bir basit hava roketi ile ilk kez havalanmayı başarmıştır. Uçuş 1633 yılında dönemin Osmanlı padişahı IV. Murat&#8217;ın kızının doğum günü kutlamalarında sergilenmiştir.</p>
<p>Lagari Hasan Çelebi&#8217;nin yaklaşık 300 metre kadar havalandığı ve 20 saniye boyunca havada kaldığı ölçülmüştür. Kendisine bağlı bulunan kanatlar sayesinde boğaza oldukça yumuşak bir iniş yapmıştır. İlk önceleri sultan tarafından da desteklenen Hasan Çelebi, daha sonra ulemânın baskısı ile yargılanmış ve Kırım&#8217;a sürgüne gönderilmiştir. İlginçtir ki modern anlamda ilk roket çalışmaları da bugün Kırım&#8217;ın içinde bulunduğu Ukrayna&#8217;da başlamıştır.<span id="more-4575"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Seyahatnamede Hasan Çelebi<br />
Lagari Hasan Çelebi&#8217;nin roketle uçuşunu gösteren 17. yüzyıl gravürü.</p>
<p>Evliya Çelebi&#8217;den o günkü Türkçe ile Lagari Hasan Çelebi:</p>
<p>&#8220;Lagari Hasan Çelebi, Murad Han&#8217;ın Kaya Sultan nam duhteri pakizesi vücude geldiği gece akube şadmanlığı oldu. Lagari Hasan, elli okka barut macunundan yedi kollu bir fişeng iacad etti. Sarayburnu&#8217;nda Hünkar huzurunda fişenge bindi ve şakirdleri fişengi ateşlediler. Lagari, &#8220;Padişahım seni Hüda&#8217;ya ısmarladım&#8221; diyerek temcid ve tevhid ile evci asumana huruc eyledi&#8230;</p>
<p>Denize indi.<br />
Yanında olan fişengleri ateş edip ruyi deryayı çeragan eyledi. Bam-ı felekde fişengi kebirinin barutu kalmayıp da zemine doğru nüzul ederken, ellerinde olan kartal kanatlarını açıp Sinanpaşa Kasrı önünde deryaya indi. Oradan şenaverlik ederek uryan huzurı padişahiye geldi.</p>
<p>Zemini bus ederek selam verdi. Bir kise akça ihsan olunup yetmiş akça ile sipahi yazıldı. Sonra Kırım&#8217;da Selamet Giray Han&#8217;a gidüp orada merhum oldu. Rahmetli yar-i gaar-ı sadıkımız idi.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/lagari-hasan-celebi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlıda Eşkinci Ocağı nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/osmanlida-eskinci-ocagi-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/osmanlida-eskinci-ocagi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 15:46:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[alemdar vakası]]></category>
		<category><![CDATA[askeri]]></category>
		<category><![CDATA[Eşkinci Ocağı]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[II. Mahmut]]></category>
		<category><![CDATA[kim]]></category>
		<category><![CDATA[kuruluşu]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[nezaman]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[yapılanma]]></category>
		<category><![CDATA[yeniçeri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4465</guid>
		<description><![CDATA[Eşkinci Ocağı II. Mahmut tarafından kurulan askeri yapıdır. Alemdar Vakası&#8217;ndan sonra yeniçeri ocağını ortadan kaldırmak isteyen II. Mahmut, onun yerini alması için eşkinci ocağını kurdu. Bunu bir tehdit olarak gören yeniçerilerin ayaklanması, Vaka-i Hayriye&#8217;ye giden süreci hızlandırdı. buzlu.org<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/01/osmanlı.jpg"><img class="size-full wp-image-4466 aligncenter" title="osmanlı" src="http://www.buzlu.org/images/2010/01/osmanlı.jpg" alt="" width="269" height="314" /></a></p>
<p>Eşkinci Ocağı II. Mahmut tarafından kurulan askeri yapıdır.</p>
<p>Alemdar Vakası&#8217;ndan sonra yeniçeri ocağını ortadan kaldırmak isteyen II. Mahmut, onun yerini alması için eşkinci ocağını kurdu. Bunu bir tehdit olarak gören yeniçerilerin ayaklanması, Vaka-i Hayriye&#8217;ye giden süreci hızlandırdı.<span id="more-4465"></span></p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/osmanlida-eskinci-ocagi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fatih Kanunnamesi nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/fatih-kanunnamesi-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/fatih-kanunnamesi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 15:40:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[askeri]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Kanunnamesi]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[imparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[kim]]></category>
		<category><![CDATA[kuruluşu]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[nezaman]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[yapılanma]]></category>
		<category><![CDATA[yeniçeri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4468</guid>
		<description><![CDATA[Fatih Kanunnamesi İstanbul&#8217;un fethinden sonra, devlet teşkilâtına imparatorluğun büyüklüğüne ve coğrafi durumuna yaraşan bir karakter vermek, çeşitli müesseselerin vazifelerini tesbit etme ihtiyacı duyulduğundan; Fatih Sultan Mehmed tarafından düzenlenen kanunname. Fatih Sultan Mehmed devlet teşkilatında yeni düzenlemelere olan ihtiyacın tesiriyle, kanunlar koydu ve bu arada tımarlara ait birçok hususu da yeniden tanzim etti. Fatih&#8217;in bu yolda [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/01/Fatih-Kanunnamesi.jpg"><img class="size-full wp-image-4469 aligncenter" title="Fatih Kanunnamesi" src="http://www.buzlu.org/images/2010/01/Fatih-Kanunnamesi.jpg" alt="" width="200" height="291" /></a></p>
<p>Fatih Kanunnamesi İstanbul&#8217;un fethinden sonra, devlet teşkilâtına imparatorluğun büyüklüğüne ve coğrafi durumuna yaraşan bir karakter vermek, çeşitli müesseselerin vazifelerini tesbit etme ihtiyacı duyulduğundan; Fatih Sultan Mehmed tarafından düzenlenen kanunname.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed devlet teşkilatında yeni düzenlemelere olan ihtiyacın tesiriyle, kanunlar koydu ve bu arada tımarlara ait birçok hususu da yeniden tanzim etti. Fatih&#8217;in bu yolda ilk yaptığı iş paytahttaki dirlik defterlerine yalnız sipahilerin adını kaydettirmeyip, bu defterlere dirlik gelirlerinin ve beratlarının kopyasını yazdırmak olmuştur.<span id="more-4468"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Fatih Kanunnamanesi, üç kısımdan teşekkül etmekteydi. Birinci kısım, devlet ileri gelenlerinin teşrifattaki yerlerine, padişaha kimlerin arzda bulunabileceklerine, kadıların mertebelerine; ikinci kısım, saltanat işlerinin tertibine, yani divan, has oda teşkilatına ve saray hizmetkarlarının bayramlaşma merasimlerine; üçüncü kısım ise, suçlar ve karşılıkları ile mansıb sahiplerinin gelirlerine dair bilgileri ihtiva ediyordu.</p>
<p>Son kısımda ayrıca gayri müslim devletlerin verecekleri yıllık vergiler ile devlet görevlileri ve hanedan mensuplarına dair lakap örnekleri bulunmaktadır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Ayrıca bu kanunname; medreselerin yönetim, müfredat ve akademik yapısını yeniden düzenleyen, akademik personelin seçim ve atanması ile maaşların belirlenmesine ilişkin işlemleri usul ve esaslara bağlamıştır. Bu ferman Türk tarihinde ilk yükseköğretim mevzuatını oluşturması açısından da mühimdir.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/fatih-kanunnamesi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hicri takvim ve hesaplamaları</title>
		<link>http://www.buzlu.org/hicri-takvim-ve-hesaplamalari/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/hicri-takvim-ve-hesaplamalari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Dec 2009 11:35:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaziyelahir]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaziyelevvel]]></category>
		<category><![CDATA[hesaplamaları]]></category>
		<category><![CDATA[Hicrî Takvim]]></category>
		<category><![CDATA[hicret]]></category>
		<category><![CDATA[hicri yılbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[hz. ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[kaç gün]]></category>
		<category><![CDATA[Kameri takvim]]></category>
		<category><![CDATA[miladi]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl hesaplanır]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Rebiülahir]]></category>
		<category><![CDATA[Rebiülevvel]]></category>
		<category><![CDATA[Recep]]></category>
		<category><![CDATA[Safer]]></category>
		<category><![CDATA[takvim]]></category>
		<category><![CDATA[Zilhicce]]></category>
		<category><![CDATA[Zilkade]]></category>
		<category><![CDATA[Şaban]]></category>
		<category><![CDATA[Şevval]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4406</guid>
		<description><![CDATA[Hicrî Takvim, Peygamberimiz Hz. Hz. Muhammed (S.A.V ) efendimizin Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye hicretini başlangıç kabul eden ve Ay&#8217;ın Dünya çevresinde dolanımını esas alan takvim sistemi. Hicri Takvim; Hicri Şemsi ve Hicri Kameri Takvim olmak üzere ikiye ayrılır. Hz. Muhammed (S.A.V ) ve beraberindekiler, Safer ayının 27. günü Ebubekir ile birlikte Medine&#8217;ye hicret etmek üzere Mekke&#8217;den ayrılmış, [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/12/hicri-takvim-adları.jpg"><img class="size-full wp-image-4407  aligncenter" title="Hicri takviminin 12 ayının Türkçe ve Arapça adları" src="http://www.buzlu.org/images/2009/12/hicri-takvim-adları.jpg" alt="Hicri takviminin 12 ayının Türkçe ve Arapça adları" width="429" height="249" /></a></p>
<p>Hicrî Takvim, Peygamberimiz Hz. Hz. Muhammed (S.A.V ) efendimizin Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye hicretini başlangıç kabul eden ve Ay&#8217;ın Dünya çevresinde dolanımını esas alan takvim sistemi. Hicri Takvim; Hicri Şemsi ve Hicri Kameri Takvim olmak üzere ikiye ayrılır.</p>
<p>Hz. Muhammed (S.A.V ) ve beraberindekiler, Safer ayının 27. günü Ebubekir ile birlikte Medine&#8217;ye hicret etmek üzere Mekke&#8217;den ayrılmış, 4 gece Sevr Mağarası&#8217;nda kalmış, 1 Rebiülevvel Pazartesi günü Sevr Mağarasından Medine&#8217;ye doğru yola çıkmışlardır. 8 Rebiülevvel / 20 Eylül 622 Pazartesi günü Kuba köyüne gelmiş, burada Kuba Mescidi&#8217;ni inşa etmiş ve 12 Rebiülevvel Cuma günü Medine&#8217;ye doğru hareket etmişlerdir.<span id="more-4406"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Hz. Ömer zamanında Hicretin 17. yılında alınan bir kararla Hicretin olduğu yıl Hicri Takvimin 1. yılı ve o yılın Muharrem ayı da Hicri Kameri takvimin ilk ayı kabul edilmek suretiyle, o yıl 1 Muharrem&#8217;in rastladığı 16 Temmuz 622 tarihi de Hicri Kameri Takvimin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Uygulamada Hicri Takvim olarak bu bilinmektedir. İslam ülkelerinde kullanılan Hicri takvim Hz. Muhammed (S.A.V )&#8217;in M.S. 622&#8242;de Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye hicretiyle başlar.</p>
<p>Hicri &#8211; Kameri takvim, ayın dünyanın etrafında dönüşüne göre tanımlanır. Bir yıl Muharrem, Safer, Rebiülevvel, Rebiülahir, Cemaziyelevvel, Cemaziyelahir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce adı verilen 12 aydan oluşur. Her bir Kameri ay yaklaşık 29.5 gün sürer ve bir Kameri yıl 354 gün olarak elde edilir. Bu nedenle Kameri takvimde 6 adet 29 günlük 6 adet 30 günlük ay bulunur. Hangi ayların 29 ya da 30 gün süreceği ayın fazı göz önünde bulundurularak Şeyh ül İslam tarafından belirlenir.</p>
<p>Ancak gerçek Kameri ay 29.5 günden 44 dakika 3 saniye daha uzun olduğundan 12 Kameri ayın belirlediği 354 günlük kuramsal Kameri yıldan 8 saat 48 dakika 36 saniye daha uzundur. 30 yılda bu hata 11 gün 0 saat 18 dakika 0 saniye olacağından eşzamanlılığı sağlamak için 30 yıl boyunca 19 adet 354 gün süreli ve 11 adet 355 gün süreli yıl oluşturulur. 355 günlük yıllar son aya bir gün ilave edilerek gerçeklenir. Böylece eşzamanlık sağlanır ve ancak 2400 yılda bir takvime tekrar 1 gün ilave etmek gerekir.</p>
<p>Kameri yılın ortalama vakti günlerin yıllara göre dağılımından (19&#215;354+11 x 355) / 30=354 gün 8 saat 48 dakika olarak hesaplanır. Bugün kullanılan güneş yılı yaklaşık 365 gün 5 saat 48 dakika olduğundan Kameri yıl güneş yılından yaklaşık 10 gün 21 saat daha kısadır. Buna göre, 1 Kameri yıl güneş yılının 0.9702 katına, 1 güneş yılı Kameri yılın 1.0307 katına karşı düşer. Ayrıca hicret 15 Temmuz 622&#8242;de gerçekleştiğinden, kameri takvimin miladi takvimine göre 621.536 yıl kadar faz farkı bulunur. Eğer örneğin 1 Ocak 1993&#8242;ün hicri takvimdeki karşılığını bulmak istersek yukarıdaki değerlerden (1992-621.536) x l.0307=1412.5372 buluruz. Hicri takvime göre 1412 yıl geçmiş olduğundan bu tarih hicri 1413 yılına karşı düşer.</p>
<p>Hicri takvimin haricinde Osmanlı İmparatorluğunda 1678&#8242;den sonra maliye ile ilgili işlerde Rumi takvim de kullanılmaya başlanmıştır. Mali yılın başlangıcı 1 Mart olarak kabul edilir. Rumi yıl 365 gün olup güneş yılına karşı düşen miladi yıl ile eş uzunluktadır. Rumi yıl her 33 yılda 354 gün olan hicri yılı bir yıl geçer. Bu farkı gidermek için Rumi yıldan her 33 yılda bir hicret yılı düşülür; buna sıvış yılı denir. Her iki takvim arasında ayrıca 13 günlük bir fark bulunur. Ayrıca Rumi yıl miladi 584&#8242;te başlatıldığından Rumi yılı bulmak için Miladi yıldan 584 çıkarmak gerekir. Aylar Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Teşrini-evvel, Teşrini-sani, Kanuni-evvel, Kanuni-sani, Şubat olarak adlandırılır. Örneğin Miladi 1 Ocak 1993 tarihi Rumi 19 Kanuni-evvel 1408 tarihine karşı düşer.</p>
<p>Osmanlı İmparatorluğunin sonuna kadar mali işlemlerde kullanılan Rumi yıl 1925&#8242;te Miladi takvim yılının kabul edilmesi üzerine terk edilmiştir.</p>
<p><strong>Artık Yıl </strong></p>
<p>Hicri takvimlerde de miladi takvim gibi artık yıllar mevcuttur. 30 yılda yaklaşık 11 günlük bir gerileme yapmaktadır. Bu gerilemeyi düzeltmek için 30 yıllık dönemde 2, 5, 7, 10, 13, 15, 18, 21, 24, 26 ve 29 yılları 355 gün, diğer yıllar ise 354 gün çekmektedir.</p>
<p>Türkiye&#8217;de yılbaşı ayının Ocak oluşu 1925, 1 Ocak&#8217;ın yılbaşı tatili olması da 1935 tarihindedir.<br />
<strong>Kameri Yıl </strong></p>
<p>Hicri yıl miladi yıldan ( 365.2422 &#8211; 354.367 =) 10.8752 gün daha kısa olduğundan aylar da bazen 29. bazen de 30 gün çekmektedir.<br />
<strong>Miladi Takvime çevirme</strong></p>
<p>Milâdi yıl = &#8220;(hicrî yıl x 32/33) + 622&#8243; formülü ile bulunur. Örneğin Hicrî 1302, miladi takvimde 1884 yılına karşılık gelir. (1302 x 32/33 + 622 = 1262,55 + 622 = 1884,55) Milâdî yılın hicrî yıl karşılığını bulmak için de şu formül kullanılır: Hicri yıl = (milâdî yıl-622) x 33/32, meselâ; (1453-622) x 33/32 = 857</p>
<p>Hicrî yılı Milâdî yıla çevirmek için Hicrî yıl önce 33’e bölünecek, bu bölümden arta kalan sayı dikkate alınmadan bölüm olarak elde edilen sayı Hicrî yıldan çıkartılıp 622 sayısı eklendiğinde Milâdî yıl bulunmuş olacaktır.<br />
<strong><br />
Hicri Şemsi Takvim </strong></p>
<p>Hicrî Şemsi Takvime Türkiye&#8217;de Rumî Takvim de denir. Peygamberin Medineye ulaşmak üzere Kuba köyüne geliş günü olan miladi 20 Eylül 622 tarihini, Hicri yıl başlangıcı olarak kabul eden, Arapça&#8217;da güneş anlamına gelen Şems kelimesinden de anlaşılacağı üzere, dünyanın güneş etrafındaki dolanımını esas alan bir takvimdir.</p>
<p>Rumi takvim Osmanlı İmparatorluğunda miladî tarihiyle 13 Mart 1840 tarihinde kabul edilmiş ve o gün karşılığı olarak Rumî takvimde 1 Mart 1256 günü olarak saptanmıştır. Rumî takvim miladî takvim gibi bir güneş yılını esas aldığı için, Rumî takvim Hicrî (Kameri=ay) takviminden farklı olarak miladi yılın sabit olarak 13 gün geride takip etmiştir. Rumî yılbaşı olarak 1 Mart günü kabul edilmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Daha sonra Türkiye&#8217;de Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde kabul edilen 26 Aralık 1925 tarihli 698 sayılı kanunla Rumi Takvim yürürlükten kaldırılmış ve 1 Ocak 1926 tarihinden itibaren Miladi Takvim&#8217;e geçildi.</p>
<p>8 Şubat 1332 R. tarihinde alınan bir kararla, Julyen Takvim esaslı Rumî takvim yürürlükten kaldırılarak, yerine Gregoryen tavimi esaslı Rumî takvimi düzenine geçilmiştir. Gregoryen takviminde yılbaşı 1 Mart yerine 1 Kanunisanî (Ocak) olup, gün sayısı da 13 gün ileridedir. Alınan karar uyarınca 15 Şubat 1332 tarihinden sonra 1 Mart 1333 günü ilan edilerek, aradaki 13 günlük fark ortadan kaldırılmış oldu. 1333 yılı teknik olarak sadece 10 ay sürdü ve 31 Kanunievvel (Aralık) 1333 tarihinde sona erdi. Bu günü takip eden 1 Kanunisani (Ocak) günü 1334 yılının ilk günüydü.</p>
<p>Bunun için hesaplamalarda, 1334 Rumî yılından önceki tarihlerde Miladî yıla çevirim yapmak için gün sayısına 13 gün ilave edilmeli ve ilave edilen gün sayısı ile birlikte Ocak ya da Şubat aylarına tekabül ettiyse, yıl sayısında 585, diğer aylar içinse 584 yıl eklenecektir. 1334 Rumî yılı ve daha sonraki tarihler için sadece 584 yıl ilave etmek yeterlidir. Gün sayısında değişiklik yapmaya gerek yoktur.</p>
<p>İran İslam Devleti&#8217;nde hala bir Hicri (Şemsi) takvimi kullanılmaktadır. Ülkenin gündemleri bu takvime göre düzenlenir ve resmî evraklarda bu takvim kullanılır.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/hicri-takvim-ve-hesaplamalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İttihat ve Terakki Cemiyeti</title>
		<link>http://www.buzlu.org/ittihat-ve-terakki-cemiyeti/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/ittihat-ve-terakki-cemiyeti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2009 12:25:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulhamit]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[üyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[isimleri]]></category>
		<category><![CDATA[kim kurdu]]></category>
		<category><![CDATA[kurucusu]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl kuruldu]]></category>
		<category><![CDATA[ortaya çıktı]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[vahdettin]]></category>
		<category><![CDATA[İttihat ve Terakki Cemiyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4399</guid>
		<description><![CDATA[Sonradan İttihat ve Terakki Cemiyeti adını alan hareket, II. Abdülhamit&#8217;in rejimine karşı mücadele etmek amacıyla yurt içinde ve yurt dışında örgütlenen iki veya daha fazla grubun birleşmesiyle oluşmuştur. Yurt içinde İTC&#8217;nin ilk nüvesini 1889&#8242;da Askeri Tıbbiye Mektebi&#8217;nde kurulan İttihad-ı Osmani Cemiyeti adlı gizli örgüt oluşturdu. Bu örgütü İshak Sükûti (1868-1902), İbrahim Temo (1865-1939), Abdullah Cevdet [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/12/ittihatveterakki.jpg"><img class="size-full wp-image-4400 aligncenter" title="ittihatveterakki" src="http://www.buzlu.org/images/2009/12/ittihatveterakki.jpg" alt="ittihatveterakki" width="361" height="243" /></a></p>
<p>Sonradan İttihat ve Terakki Cemiyeti adını alan hareket, II. Abdülhamit&#8217;in rejimine karşı mücadele etmek amacıyla yurt içinde ve yurt dışında örgütlenen iki veya daha fazla grubun birleşmesiyle oluşmuştur.</p>
<p>Yurt içinde İTC&#8217;nin ilk nüvesini 1889&#8242;da Askeri Tıbbiye Mektebi&#8217;nde kurulan İttihad-ı Osmani Cemiyeti adlı gizli örgüt oluşturdu. Bu örgütü İshak Sükûti (1868-1902), İbrahim Temo (1865-1939), Abdullah Cevdet (1869-1932), Mehmed Reşid ve Hikmet Emin adlı beş öğrenci kurdu. Örgütün bazı üyeleri tutuklandı, bazıları ise Paris&#8217;e kaçtı ve anayasa taraftarı diğer Osmanlı muhacirleriyle biraraya geldiler.</p>
<p>Ahmet Rıza beyin önderliğindeki bu grup Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti adlı örgütü kurdu ve 1895&#8242;ten itibaren Osmanlıca ve Fransızca yayımlanan Meşveret adlı gazeteyi çıkarmaya başladı. 1896&#8242;da yapılan kongrede, daha liberal ve İngiliz yanlısı görüşleriyle tanınan liberal Mizan gazetesinin editörü Mizancı Murat Bey cemiyet başkanlığına getirildi. 1897 başlarında İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8217;nin merkezi Cenevre&#8217;ye taşındı.<span id="more-4399"></span></p>
<p>1902&#8242;de yapılan I. Jön Türk Kongresi&#8217;nde cemiyet, &#8220;Prens&#8221; Sabahaddin Bey öncülüğündeki kendilerine liberal demekle beraber aslında monarşıst olan grupla Ahmet Rıza öncülüğündeki liberal-milliyetçiler arasında ikiye bölündü. 1905&#8242;ten sonra Türkiye&#8217;den gelen Doktor Nazım ve Bahaeddin Şakir Beyler&#8217;in önderliğinde propaganda ve örgütlenme çalışmalarına hız verildi. 1906 Eylül&#8217;ünde Selanik&#8217;te posta zabiti Mehmet Talat tarafından Osmanlı Hürriyet Cemiyeti kuruldu ve örgüt sürgündeki jöntürkler ile irtibata geçti. İki ay sonra Şam&#8217;da Mustafa Kemal Beşinci Ordu subayları arasında Vatan adlı örgütü kurdu.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
1907 Eylül&#8217;ünde Paris&#8217;te yapılan ikinci Jöntürk Kongresi&#8217;nde Jöntürk hareketi İttihat ve Terakki Komitesi adını aldı. Teşkilat Vatan ile bazı başka muhalif grupları da bünyesine kattı.1907&#8242;de toplanan II. Jön Türk Kongresi&#8217;ne tüm muhalif gruplarla birlikte Taşnaksutyun adıyla bilinen Ermeni Devrimci Federasyonu da katıldı. Bu kongrede, II. Abdülhamit yönetimine karşı bir ihtilal örgütlenmesi kararı alındı.</p>
<p>1895&#8242;ten itibaren Osmanlı Devleti&#8217;nin her yanında askeri birlikler içinde devrimci örgütlerin kurulduğuna dair anlatımlar vardır. Ancak bu örgütlerin birbiriyle ilişkisi ve merkezi bir koordinasyona ne ölçüde sahip oldukları yeterince aydınlatılamamış konulardır. Örgütlerin birçoğu daha sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8217;ne katıldı.</p>
<p>Merkezi Selanik&#8217;te bulunan 3. Ordu, 20. yüzyılın ilk yıllarından itibaren devrimci örgütlenmelerin en önemli odağı oldu. 1903&#8242;te başlayan Makedonya İsyanı&#8217;nı bastırmakla görevlendirilen ordu bünyesinde, Makedon devrimci örgütlerinden esinlenen devrimci gruplaşmalar oluştu. Örgüte katılan subay ve siviller silah üzerine yemin ediyor ve örgüt sırlarını dışa vurdukları takdirde öldürülmeyi göze alıyorlardı. 1908 Devrimi&#8217;ni Selanik&#8217;te bulunan İttihat ve Terakki Merkez Komitesi organize etti. 1908&#8242;den sonra Osmanlı siyasetinde ön plana çıkan İttihat ve Terakki liderlerinin hemen hepsi, başta Talat, Enver, Cemal, Cavit, Rahmi ve Şükrü Beyler olmak üzere, 1908 öncesinde Selanik&#8217;teki İTC örgütlenmesinde yer alan isimlerdi.<br />
<strong>Mustafa Kemal </strong></p>
<p>Mustafa Kemal içinde sivillerin de bulunduğu devrimci nitelikteki Vatan ve Hürriyet cemiyetini kurmuştu. Şam&#8217;da stajyerliğini bitirdikten sonra 13 Ekim 1907 tarihinde Batı Trakya&#8217;da konuşlu 3. Ordu&#8217;ya atandığında arkadaşlarının İttihat ve Terakki&#8217;ye katıldığını gördü. 29 Ekim 1907 Vatan ve Hürriyet Cemiyetini kapatarak İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8217;ne üye oldu. 22 Eylül 1909 tarihinde Trablusgarp delegesi olarak cemiyetin 3. kuruluş yılındaki genel kongresine katıldı. Bu kongrede yaptığı konuşmasında partiyi tenkit etti. Cemiyet içinde zabitlerin (subaylar) bulunmaması gerektiğini, siyasetle uğraşanların ise askerlik görevini bırakması gerektiğini söyledi. Aksi halde askerî emir komuta zinciri, cemiyetin hiyerarşisi ile karışacak ve askerî disiplin sekteye uğrayacaktı. Cemiyet, komita hüviyetinden çıkmalı ve partileşmeliydi.</p>
<p>Birçok parti yöneticileri Mustafa Kemal&#8217;in görüşlerine katılmadılar. Sadece daha önceki kongrede aynı fikri savunmuş olan Kâzım Karabekir destekledi. Bu tarihten sonra Mustafa Kemal sadece askerlikle ilgilenmeye başlamıştır.</p>
<p>Lord Kinross, Atatürk, Bir Millet Yeniden Doğuyor isimli kitabında kongrede konuşmasından ve çevresinde cemiyeti amansız bir biçimde eleştrimesinden dolayı cemiyetin kendisini öldürme kararı alındığını yazmıştır. Mustafa Kemal&#8217;e suikast yapma görevi verilen Yakup Cemil bu görevi kabul etmekle kalmamış dikkatli olması için Mustafa Kemal&#8217;i uyarmıştır. Suikast için makamına gelen bir parti delegesi, Mustafa Kemal&#8217;in masa üzerinde çıkartıp koyduğu tabancası ve etkili ve inançlı konuşması nedeniyle suikastten vazgeçmiş ve aslında kendisini öldürmek için geldiğini itiraf etmiştir.</p>
<p><strong>II. Meşrutiyet Dönemi </strong></p>
<p>24 Temmuz 1908&#8242;de Meşrutiyet&#8217;in ilanından sonra İTC doğrudan iktidara gelmedi; Hüseyin Hilmi Paşa, İbrahim Hakkı Paşa ve Sait Paşa gibi saygın kişiliklere kurdurulan hükümetleri dışarıdan kontrol etmeyi tercih etti. Aralık 1908&#8242;de seçilen Mebusan Meclisi&#8217;nde üyelerin büyük çoğunluğu İTC tarafından desteklenen kişilerdi. Şubat 1909&#8242;da Osmanlı tarihinde ilk kez bir hükümet, mecliste İTC grubunun verdiği güvensizlik oyuyla düşürüldü.</p>
<p>Cemiyetin 1908, 1909, 1910 ve 1911&#8242;de yapılan ilk dört kongresi Selanik&#8217;te gizli olarak yapılmış ve Merkez Komite üyeleri kamuya açıklanmamıştı. Gizli bir cemiyetin siyasi sorumluluk taşımadan sahip olduğu iktidar, 1909 başlarından itibaren sert eleştirilerle karşılaştı. &#8220;Rical-i gayb&#8221; (görünmez kişiler) deyimi siyasi hiciv diline girdi. Nisan 1909&#8242;da cemiyete muhalif bir gazetecinin Galata Köprüsü üzerinde kimliği belirsiz bir kişi tarafından öldürülmesi üzerine çıkan olaylar, İTC iktidarına karşı &#8220;31 Mart Vakası&#8221; olarak bilinen ayaklanmaya yol açtı. Bu ayaklanma Selanik&#8217;ten gelen ordu birlikleri tarafından bastırıldı. Cemiyet eskisinden daha güçlü bir şekilde iktidara yerleşti. II. Abdülhamit&#8217;in yerine getirilen V. Mehmet Reşat, iktidarın elinde bir kukla olmaktan ileri gidemedi. Ağustos 1909&#8242;da yapılan Kanun-ı Esasi değişikliğiyle siyasi güç, meclisin tekeline alındı.<br />
<strong>İktidardan Düşüş </strong></p>
<p>Yönetimin izlediği milliyetçi politikaların Balkanlarda (özellikle Arnavutluk&#8217;ta) yol açtığı tepkiler ve ordunun politize edilmesinin doğurduğu kaygılar, 1911&#8242;de Cemiyetin Meclis grubunun dağılmasına ve en az iki muhalif partinin ortaya çıkmasına yol açtı. Şubat 1912&#8242;de yapılan Meclis seçimleri, İTC örgütünün yönlendirdiği şiddet olayları ve yolsuzluklara sahne oldu. &#8220;Sopalı Seçim&#8221; olarak anılan seçimi, hemen her yerde İTC adayları kazandı. Bunun üzerine muhalefet seçim sonuçlarını gayrımeşru ilan ederken, ordu içinde Halaskâr Zabitan adıyla, İTC iktidarına son vermeyi hedefleyen bir örgüt ortaya çıktı. 16 Temmuz 1912&#8242;de, Halaskâr Zabitan grubu&#8217;nun muhtırası üzerine Sait Paşa başkanlığındaki İTC kabinesi istifa etmek zorunda kaldı.</p>
<p>Gazi Ahmet Muhtar Paşa&#8217;nın &#8220;partilerüstü&#8221; Büyük Kabine&#8217;si, İTC egemenliğine son vermeyi hedefliyordu. Bu amaçla öncelikle Şubat 1912 seçimi iptal edilerek Meclis feshedildi. Buna karşılık özellikle İstanbul&#8217;da İTC örgütü kontrolündeki emniyet teşkilatı tarafından desteklenen Kayıkçılar Cemiyeti ve benzeri kitle örgütleri hükümeti zor durumda bırakmaya devam ettiler.</p>
<p>Ekim 1912&#8242;de çıkan Balkan Savaşı&#8217;nın kısa zamanda hezimete dönüşmesi, siyasi ibrenin bir kez daha İTC yönüne dönmesine yardım etti. Şiddetli bir milliyetçilik politikası benimseyen Cemiyet, bir yandan yenilginin suçunu hükümete yüklerken bir yandan ordudaki kilit subayları ele geçirmeyi başardı. 23 Ocak 1913&#8242;teki Babıali Baskınında o sırada binbaşı rütbesinde olan Enver öncülüğünde silahlı bir grubun Babıali&#8217;de toplantı halindeki hükümeti basarak, Harbiye Nazırını öldürüp sadrazamın kafasına silah dayayarak istifaya zorlamaları ile İttihat ve Terakki askeri darbe yapmak suretiyle iktidarı ele geçirdi.<br />
<strong>İttihat ve Terakki Yönetimi </strong></p>
<p>İktidarı, askeri darbe ile ele geçirdikten sonra da Cemiyet, kendi hükümetini kurmaktansa, saygın bir asker olan Mahmut Şevket Paşa&#8217;yı sadrazamlığa getirmeyi seçti. Ancak 11 Haziran 1913&#8242;te Mahmut Şevket Paşa&#8217;nın da bir suikaste kurban gitmesi üzerine, Sait Halim Paşa sadrazamlığında kapsamlı bir diktatörlük yönetimi kuruldu. Aralarında muhalif siyasi liderlerin bulunduğu 24 kişi Mahmut Şevket Paşa suikastiyle ilgili görülerek idama mahkûm edildi. (Osmanlı Devleti&#8217;nde 1820&#8242;lerden bu yana infaz edilen ilk siyasi idamlardır.) İTC yönetiminin muhalifleri arasında bulunan, çoğu yazar, gazeteci ve milletvekili olan 250 dolayında kişi Sinop&#8217;a sürgün edildi. Tüm muhalif gazeteler kapatıldı.</p>
<p>Kendini bir &#8220;devrim (inkılap) rejimi&#8221; olarak gören İTC iktidarının, 1913&#8242;ü izleyen dönemdeki politikaları şöyle özetlenebilir:</p>
<p>* Silahlı Kuvvetlerde büyük tensikat yapıldı. Enver Bey dört rütbe birden yükseltilerek paşa oldu ve ordu yönetimine getirildi.<br />
* Dış politika Alman yanlısı bir çizgiye yöneldi.<br />
* İdeolojik alanda Türkçülük ve Turancılık görüşleri benimsendi. Cemiyetin &#8220;resmi sözcüsü&#8221; kimliğini kazanan Ziya Gökalp&#8217;in yanısıra, Ahmet Ağaoğlu, Mehmet Emin (Yurdakul), Ömer Seyfettin, Yunus Nadi, Halide Edip gibi partili yazarlar bu görüşleri savundular. Öte yandan, şair Mehmet Akif (Ersoy)&#8217;un savunduğu bir İslam milliyetçiliği akımı da Cemiyet içinde yandaş buldu.<br />
* Gayrımüslim azınlıkları ekonomik yaşamdan silmeyi hedefleyen Milli İktisat Politikası benimsendi. 1914&#8242;te kapitülasyonlar tek taraflı olarak feshedildi.<br />
* Dilde sadeleşme ve Türkleştirme çalışmaları başlatıldı.<br />
* Medrese eğitiminin modernleştirilmesini ve Maarif Nezareti denetimine alınmasını öngören reformlar yapıldı.<br />
* Hukuk-ı Aile Kararnamesi ile medeni hukukta kadın-erkek eşitliği getirildi, kadınlara boşanma hakkı tanındı.<br />
* 1917&#8242;de Osmanlı Hanedanı&#8217;na son vererek (belki Enver Paşa başkanlığında) bir Cumhuriyet kurma görüşü ortaya atıldı ise de Cemiyetin Talat Paşa kanadının muhalefeti üzerine bundan vazgeçildi.<br />
* 1915&#8242;te yürürlüğe konulan &#8220;Tehcir Yasası&#8221; ile Anadolu&#8217;da Ermeni tebaa&#8217;nın o sırada Osmanlı Devleti sınırları içinde kalan Suriye&#8217;ye geçici iskan planı uygulandı. Plan, bugün de yoğun olarak tartışılan Ermeni soykırımı iddialarına yol açtı<br />
* Alman yanlısı tutum, 1914 ağustos&#8217;un da seferberlik ilan edilmesi ile yeni boyut kazandı. Sırasıyla Rusya ve İngiltere&#8217;ye savaş açıldı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Savaş Yılları </strong></p>
<p>Cemiyet üst yönetimi ile Almanya arasında 2 Ağustos 1914&#8242;te hükümetten ve padişahtan habersiz olarak imzalanan ittifak antlaşması sonucunda, Türkiye Birinci Dünya Savaşı&#8217;na Almanya safında katıldı. Bu olay Cemiyet içinde eleştirilere ve bölünmeye yol açtı. Cavit Bey, Ahmet İzzet Paşa, Çürüksulu Mahmut Paşa gibi önemli İttihatçılar hükümetten ve askeri görevlerden ayrıldılar. Fethi Bey, Rauf Bey, Mustafa Kemal gibi bazıları da görevde kalmakla birlikte Enver Paşa başkanlığındaki Cemiyet yönetimine karşı çeşitli derecelerde tavır aldılar.</p>
<p>Daha önce İstanbul Muhafızı (emniyet müdürü) ve Bahriye Nazırı olarak rejimin üç kilit isminden biri olan Cemal Paşa, savaşın ilk aylarında Suriye kumandanlığına gönderilerek fiilen merkez yönetiminden uzaklaştırıldı. Rejimin iki lideri olarak kalan Talat Paşa ve Enver Paşa arasındaki rekabet, zaman zaman su yüzüne çıkmakla birlikte bir kopmaya yol açmadı.</p>
<p>Savaşın ilk aylarında Sarıkamış&#8217;ta, daha sonra Süveyş&#8217;te ve Irak&#8217;ta uğranan ağır yenilgiler Başkumandan Enver Paşa&#8217;nın siyasi konumunu sarsamadıysa da, stratejik becerisine ilişkin kuşkular doğurdu. Enver&#8217;e yakınlığıyla tanınan İaşe Nazırı Topal İsmail Hakkı Paşa&#8217;ya atfedilen büyük mali yolsuzluklar da İTC rejimini yıprattı.<br />
<strong>Mütareke ve Kurtuluş Savaşı Dönemi </strong></p>
<p>Birinci Dünya Savaşı&#8217;ndaki yenilginin kesinleşmesinden sonra Talat Paşa hükümeti 8 Ekim 1918&#8242;de istifa etti. 1 Kasım&#8217;da yapılan olağanüstü kongrede İTC kendini feshederek, Teceddüd Fırkası (Yenilenme Partisi) adıyla yeni bir parti kurulmasına karar verdi. 2 Kasım&#8217;da İTC liderleri Enver, Talat, Cemal, Bahaeddin Şakir ve Dr. Nazım yurt dışına kaçtılar.</p>
<p>Bu dönemde gerek Türkiye&#8217;de gerek İtilaf Devletleri kamuoyunda yaygın olan inanca göre parti örgütü tasfiye edilmemiş, daha sonra yeniden ortaya çıkmak üzere yeraltına çekilmişti. Alman ittifakından ve savaş sırasında gerçekleşen yolsuzluk ve katliamlardan sorumlu tutulan liderler gizlenmiş, buna karşılık savaş suçlarına doğrudan karışmamış olan Cavit, Rauf, Fethi, Vasıf, Rahmi, İsmail Canbulat gibi kadrolar ön plana çıkarılmıştı.</p>
<p>Savaşın kaybedilmesi ve ülkenin işgali olasılığına karşı daha 1915&#8242;te Enver öncülüğünde bir direniş örgütünün kurulduğu bilinmekteydi. Nitekim 1918-1919 kışında, daha sonra Milli Mücadele&#8217;de kilit roller oynayacak olan kişiler İstanbul&#8217;a çağrılarak eğitilmiş, Anadolu&#8217;nun çeşitli kentlerinde gazeteler ve dernekler kurdurulmuş, Batı ve Kuzey Anadolu&#8217;da eski Teşkilat-ı Mahsusa üyelerinin önderliğinde Kuva-yı Milliye adlı direniş örgütleri teşkilatlanmıştı. Hareketin belli bir aşamasında Enver&#8217;in yurda dönerek yönetimi ele alacağı beklentisi, 1921 baharına dek, kamuoyunda yaygındı. İstanbul basınının 1919-1920 yıllarında Milli Mücadele&#8217;ye yönelttiği sert eleştirilerin başlıca konusu ve gerekçesini de &#8220;İttihatçılık&#8221; suçlaması oluşturuyordu.</p>
<p>Nitekim (Rıza Nur, Ahmet Ferit Tek gibi bir-iki istisna bir yana bırakılırsa), Milli Mücadele kadrolarının tamamı eski İttihatçılardan oluşmaktaydı. Başta Mustafa Kemal olmak üzere Rauf, Fethi, Kâzım Karabekir, İsmet (İnönü), Celal (Bayar), Adnan (Adıvar), Şükrü, Rahmi, Çerkez Raşit ve Ethem, Bekir Sami, Yusuf Kemal, Celaleddin Arif, Ağaoğlu Ahmet, Recep (Peker), Şemsettin (Günaltay), Hüseyin Avni, Ziya Hurşit gibi milliyetçi liderlerin tümü eski İTC kadroları ve hatta Teşkilat-ı Mahsusa görevlileri idiler. İttihatçı hareketin basın ve propaganda sözcülerinden Ziya Gökalp, Mehmet Emin (Yurdakul), Mehmet Akif (Ersoy), Celal Nuri (İleri), Yunus Nadi (Abalıoğlu), Falih Rıfkı (Atay), Velid Ebüzziya ve diğerleri Milli Mücadele&#8217;nin de savunuculuğunu üstlenmişlerdi.</p>
<p>Buna karşılık Milli Mücadele kadrosunun eski İttihatçı örgütün doğrudan devamı mı, yoksa Mustafa Kemal önderliğinde yeni bir oluşum mu olduğu, tatmin edici bir şekilde yanıtlanabilmiş bir soru değildir.</p>
<p>İTC&#8217;nin eski liderleri 1925&#8242;te çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu ile siyasi hayattan tasfiye edilecek, ve aralarından önde gelen 13&#8242;ü 1926&#8242;da İzmir Suikasti komplosuna karıştıkları iddiasıyla İstiklal Mahkemesi&#8217;ne sevkedilerek idam edilecekti.<br />
İttihat ve Terakki liderlerinin Sonu</p>
<p>* Enver, Talat ve Cemal Paşalar, 1 Kasım 1918&#8242;ten 2 Kasım&#8217;a bağlayan gece Alman torpidobotu &#8216;R-1&#8242; ile İstanbul&#8217;u terkederek 3 Kasım 1918&#8242;de Sıvastopol&#8217;a ulaştı.[8]<br />
* Talat Paşa, 15 Mart 1921&#8242;de Berlin&#8217;de Charlottenburg semti Hardenberg sok. (bugünkü Kurfürstendamm sok.) no.4&#8242;taki ikametgahından dışarı çıktığında Ermeni Soğomon Tehliryan tarafından öldürülmüştü.<br />
* Cemal Paşa, 22 Temmuz 1922&#8242;de Tiflis&#8217;te uğradığı suikast sonucu öldürülmüştü.<br />
* Enver Paşa, 4 Ağustos 1922&#8242;de bugünkü Tacikistan&#8217;nın Balh-i Cevan&#8217;nın 15 kilometre doğusunda bulunan Çegan tepe&#8217;de Kızıl Ordu ile çatışmaya girmiş ve öldürülmüştü.</p>
<p><strong>bazılarının üye numaraları </strong></p>
<p>Bu ilk 10 üye numarası yaş sırasıyla verilmiştir.</p>
<p>1. Binbaşı Tahir Bey (Selanik Askerî Rüştiyesi Müdürü)<br />
2. Binbaşı Naki Bey (Selanik Askerî Rüştiyesi Fransızca Öğretmeni)<br />
3. Talat Bey (Selanik Posta seyyar memuru)<br />
4. Mithat Şükrü (Maarifte memuru)<br />
5. Rahmi Bey (Selanik eşrafından hukuk mezunu)<br />
6. Yüzbaşı Kâzım Nami Bey (Üçüncü Ordu müşiri yaveri)<br />
7. Mülâzim-ı evvel Ömer Naci Bey<br />
8. Mülâzim-ı evvel Hakkı Baha Bey<br />
9. Mülâzim-ı evvel İsmail Canbolat Bey<br />
10. Yüzbaşı Edip Servet Bey</p>
<p>İlk 10&#8242;dan sonra 11&#8242;den 100&#8242;e kadar boş bırakılarak 111&#8242;den verilmiştir.</p>
<p>Osmanlı Hürriyet cemiyeti döneminde katılanlar: 111. Mustafa Necip, 132. İsmail Hakkı (Beşiktaş), 135 Çolak Faik, 136 Hüsrev Sami, 137 Tevfik (Selanik), 138 Halil (Kut), 150 Ahmet Cemâl, 152 Enver</p>
<p>İttihad ve Terakki döneminde katılanlar: 155. Necip Draga, 156. Fethi, 158. Rasim, 165. Hafız Hakkı, 171. Emanuel Karasu, 185. Zinnun, 186. Eyüp Sabri, 187. Abdülkadir, 190. Süleyman Fehmi, 191. Ali Fuat (Cebesoy), 195. Mustafa Kâmil, 196. Mühendis Salim, 204. Hasan Rıza, 238. Baytar Recep, 280. Vasıf, 295. Cavit, 322. Mustafa Kemal (Atatürk), 331. Refet (Bele), 362. Cemil, 385. Ulah Yesarya Efendi, 386. Ulah Çele Efendi, 387. Reşit Paşa.. 6436. Nurettin (Sakallı)</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/ittihat-ve-terakki-cemiyeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
