<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>buzlu.org &#187; Örgü</title>
	<atom:link href="http://www.buzlu.org/benzer/orgu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buzlu.org</link>
	<description>bilgi mi aradın, doğru yerdesin...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 19:32:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Dünyanın en küçük devletleri</title>
		<link>http://www.buzlu.org/dunyanin-en-kucuk-devletleri/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/dunyanin-en-kucuk-devletleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2009 22:52:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[albert]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Örgü]]></category>
		<category><![CDATA[ölçü]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[en küçük devletler]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım ve Hayvancılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2864</guid>
		<description><![CDATA[Avrupa&#8217;nın dört buçuk minik devletini şöylece sıralayabiliriz : Liechtenstein (Lihtenştayn) Prensliği.SanMarino Cumhuriyeti, Manaco (Monako) Prensliği, Lüksemburg Dukalığı ve Andora. Şimdi sırasıyla bunları görelim. LİECHTENSTEİN PRENSLİĞİ 159 km2 lik ülkenin başkenti Vaduz (Vadüz ) dür.Paris-Viyana arasında işleyen &#8220;Arlberg&#8221; Ekspresinden Buchs istasyonunda inip,oradan otobüsle Vaduz&#8217;a gidilir. Vaduz adı, Latince &#8220;Tatlı Vadi&#8221; anlamına &#8220;Val Duce&#8221; kelimelerinden gelmektedir. Başkentin [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-2865" title="dunyanin-en-kucuk-devletleri" src="http://www.buzlu.org/images/2009/02/dunyanin-en-kucuk-devletleri.jpg" alt="dunyanin-en-kucuk-devletleri" width="206" height="206" /></p>
<p>Avrupa&#8217;nın dört buçuk minik devletini şöylece sıralayabiliriz : Liechtenstein (Lihtenştayn) Prensliği.SanMarino Cumhuriyeti, Manaco (Monako) Prensliği, Lüksemburg Dukalığı ve Andora.</p>
<p>Şimdi sırasıyla bunları görelim.<br />
<strong><br />
LİECHTENSTEİN PRENSLİĞİ</strong></p>
<p>159 km2 lik ülkenin başkenti Vaduz (Vadüz ) dür.Paris-Viyana arasında işleyen &#8220;Arlberg&#8221; Ekspresinden Buchs istasyonunda inip,oradan otobüsle Vaduz&#8217;a gidilir. Vaduz adı, Latince &#8220;Tatlı Vadi&#8221; anlamına &#8220;Val Duce&#8221; kelimelerinden gelmektedir.<br />
<span id="more-2864"></span><br />
Başkentin bulunduğu &#8220;Tatlı Vadi&#8221;, dünyanın en kaliteli ve lezzetli şaraplarının yapıldığı üzüm bağlarıyla kaplıdır. Vaduz şehrinin dünya çapındaki bir başka önemi de sadece 4600 dolar parası olan herhangi bir kimsenin.Vaduz barosunda kayıtlı bir avukatı &#8220;mahalif direktör&#8221; diye görevlendirerek, burada hiçbir şekilde vergi ödemek zorunluluğu ve yükümü olmayan bir şirket kurabilmesidir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bu avantajdan yararlanılarak kurulan &#8220;paravan şirketler&#8221;, uluslararası şirketlerin büyük kazançlarında vergi ödememek için, milyonlarla paranın bankalardaki gizli hesaplara kaydırılması bakımından yararlı olmaktadır.Ülkenin bu işten kazancı,kurulan şirketlerden aldığı binde bir buçuk gibi küçük görünen,fakat toplam bakımından büyük miktarlar tutan &#8220;hisse&#8221;dir.</p>
<p>Ayrıca turizm ve pulculuk da önemli gelir kaynakları arasındadır. Ülkenin nüfusu 17. 000dir. Liechtenstein Alp Dağları&#8217;nın geçtiği bölgedir. Doğusunda ve güneyinde İsviçre, batısında ve kuzeyinde Avusturya bulunmaktadır. Başkent Vaduz 4000 nüfuslu bir kasaba görünüşündedir. Liechtenstein&#8217;de 20 kilometre demiryolu 3000 telefon ve 15 polisten oluşmuş bir emniyet örgütü vardır.</p>
<p>Yönetim prensliktir. Prensin mensup olduğu hanedan, Avrupa&#8217;nın en eski ve en ünlü hanedanıdır.<br />
<strong><br />
SAN MARİNO CUMHURİYETİ</strong></p>
<p>Sadece Avrupa&#8217;nın değil, dünyanın en küçük devletidir. Yüzölçümü 98 km2 olan San Marino&#8217;nun nüfusu 15. 600 dür. İtalya&#8217;nın kuzeydoğu kesiminde, Adriyatik kıyılarına yakın Rimini sıra tepeleri üzerinde yer almış bir ülkedir. Halkı bağcılık, hayvancılık ve tarımla uğraşır. Başkent San Marino&#8217;nun nüfusu 6000&#8242;i güçlükle bulmaktadır.</p>
<p>Kanunlar elverişli olduğu için, İtalya&#8217;da boşanma konusunda güçlükle karşılaşan çiftler akın akın buraya gelirler.</p>
<p>San Marino Cumhuriyeti 16. yüzyılda Dalmaçyalılar tarafından kurulmuştur. 60 üyeli bir Millet Meclisi vardır. &#8220;Capitani Regenti&#8221; diye isimlendirilen iki Devlet başkanı Meclis tarafından seçilirler. Halkı İtalyanca konuşur ve Katolik’tir. Bir zamanlar kumar oynayan gazinosu sonradan rağbet görmediği için kapatılmıştır. Posta pulları devletin en önemli gelir kaynaklarından biri,belki de birincisidir.</p>
<p><strong>MONAGO PRENSLİĞİ</strong></p>
<p>Ülkenin adı, buranın ilk sakinleri olan eski Grekler tarafından verilen mitoloji kahramanı Monoikos adından gelmektedir.</p>
<p>Monaco 8. yüzyıldan beri bağımsız bir devlettir. Sadece Fransız Devrimi esnasında Fransızlar tarafından Fransa&#8217;ya bağlanmış, 1815 yılında Sardunya devletinin himayesinde tekrar bağımsızlığına kavuşmuştur. 1911 de, Monaco Prensi Albert 18 üyeli bir Ulusal Meclis kurmuştur.</p>
<p>Bütün yüzölçümü bir buçuk kilometre kare,nüfusu 20.000, başkenti Monaco&#8217;dur. Şehir Alpler&#8217;in eteğinde ve deniz kıyısındadır. Yıllık ısı ortalaması 15° dir.</p>
<p>Onun için her mevsim büyük ölçüde turist çeker. Dünya zenginlerinin dinlenme yeri sayılabilir. Monaco, Fransa&#8217;nın Nice ve Mentone şehirleri arasında, demiryolu üzerindedir.</p>
<p>Asıl Monacolular 2000 kişiyi geçmez. Geri kalan nüfusun 9000 i Fransız,ötekiler de İngiliz ve İsveçlidir. Km ye 15. 000 kişi düştüğü için, nüfus yoğunluğu bakımından dünyada birinci gelir.</p>
<p>Monaco ile Fransa arasında gümrük birliği vardır. Fransız parası burada da geçer. Daha yukarda belirttiğimiz gibi, ülkenin en büyük gelir kaynağı turizmdir. Monte Cario(Monte Karlo) gazinosu, kumar oyunlarıyla dünya ölçüsünde ünlüdür. Deniz müzesi ve botanik (bitki) bahçeleri de çok turist çekmektedir. Monaco, 968 yılında İtalyanların Grimaldi hanedanı tarafından kurulmuştur. Halen Prens Rainier&#8217;in yönetimindedir.</p>
<p>1856 yılında François Blanc adında bir Fransızın kurduğu gazino, 1898 de özel bir şirkete devrolunmuştur. Fakat devletin hisseleri büyük gelir sağlar. Diğer gelir kaynaklarından biri de Monte Carlo radyosudur. Tam anlamıyla ticari bir kuruluş olan Monte Carlo radyosu,dünyaca ün kazanmıştır.</p>
<p>Ülkenin yöneticisi Prens Rainier III. halen eski film yıldızı Grace Kelly&#8217;le evlidir.</p>
<p><strong>LÜKSEMBURG DUKALIĞI</strong></p>
<p>Fransa, Almanya ve Belçika arasında yer almış Lüksemburg Dukalığı&#8217;nın yüzölçümü 2586 km2 dir. Nüfusu yaklaşık olarak 350. 000 dir.</p>
<p>11. yüzyılda Lüksemburg hanedanının egemenliğine giren ülke, muhtelif çağlarda Hollandalılar, İspanyollar ve Almanlar tarafından işgal edilmiştir. 52 üyeli bir Meclis&#8217;i vardır. Başkent Lüksemburg, ortasındaki katedralle ünlüdür.Nüfusu 70. 000 i bulur. Lüksemburg bir ziraat ve endüstri ülkesidir.Patates, üzüm, yulaf, arpa yetiştirilen toprak gerçekten verimlidir. Endüstrinin ağırlı&amp;ı demir ve çeliğe dayanır. Dericilik,dokuma endüstrisi de büyük ölçüde gelişmiştir.Azınlık olarak 10. 000 İtalyan, 1000 Arap (özellikle Cezairli), 1000 (Alman Yahudisi),53.000 Fransız vardır.İtalyanlar ve Araplar, çeşitli endüstri kollarında işçi olarak çalışmaktadırlar.1000 Müslüman, 100C Yahudi, 4-5000 Protestan dışında kalanlar Katolik’tir.</p>
<p>Ülkede okuma yazma bilmeyen yoktur. Atlantik Paktının üyesidir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>ANDORA</strong></p>
<p>Gümrükçülerinin sıkılığıyla tanınan bu ülke geniş bir vadi içinde,452 km2 yüzölçümüne yayılmıştır. Tarihi 1278 yılına kadar uzanır. Nüfusu yaklaşık olarak 7000dir.</p>
<p>İspanya&#8217;nın Urgel Piskoposu tarafından kurulmuştur. Halk Katalan lehçesiyle konuşur. Politik yönden Fransız Hükümetinin koruyuculuğu altındaki Andora&#8217;nın 24üyelik bir Meclis&#8217;i vardır. Küçük radyo istasyonu daha ziyade Fransızca yayın yapar.Devletin gelirini bu radyonun kazancı, gümrük vergisi ve pullar teşkil eder.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fdunyanin-en-kucuk-devletleri%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/dunyanin-en-kucuk-devletleri/&amp;text=Dünyanın en küçük devletleri&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/dunyanin-en-kucuk-devletleri/&amp;t=Dünyanın en küçük devletleri">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/dunyanin-en-kucuk-devletleri/&amp;title=Dünyanın en küçük devletleri&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fdunyanin-en-kucuk-devletleri%2F&name=buzlu.org&description=D%C3%BCnyan%C4%B1n+en+k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk+devletleri" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/dunyanin-en-kucuk-devletleri/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/dunyanin-en-kucuk-devletleri/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/dunyanin-en-kucuk-devletleri/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/dunyanin-en-kucuk-devletleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hama katliamı 1982</title>
		<link>http://www.buzlu.org/hama-katliami-1982/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/hama-katliami-1982/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Feb 2009 09:42:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Önemli günler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Örgü]]></category>
		<category><![CDATA[önemli günler]]></category>
		<category><![CDATA[bomba]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Hama katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[Takı]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih ve savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2816</guid>
		<description><![CDATA[Hama, Suriye’de  İslami hareketin en güçlü olduğu şehirlerden biridir. Bu özelliği dolayısıyla Hama şehri 1982 yılında büyük bir katliama şahit oldu. Hafız el- Esed’in kardeşi ve zamanın Genelkurmay Başkanı Rıf’at el-Esed, Şubat 1982′de bir gece vakti Hama’ya havadan ve karadan saldırı düzenledi. Saldırıya katılmak istemeyen askerlerin çoğu anında idam edildiler. Bazıları da Müslümanlar tarafına geçtiler. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-2817" title="hama-katliami" src="http://www.buzlu.org/images/2009/01/hama-katliami.jpg" alt="hama-katliami" width="240" height="195" /></p>
<p>Hama, Suriye’de  İslami hareketin en güçlü olduğu şehirlerden biridir. Bu özelliği dolayısıyla Hama şehri 1982 yılında büyük bir katliama şahit oldu. Hafız el- Esed’in kardeşi ve zamanın Genelkurmay Başkanı Rıf’at el-Esed, Şubat 1982′de bir gece vakti Hama’ya havadan ve karadan saldırı düzenledi. Saldırıya katılmak istemeyen askerlerin çoğu anında idam edildiler. Bazıları da Müslümanlar tarafına geçtiler. Birkaç gün devam eden Hama katliamında yaklaşık kırk bin Müslüman şehid oldu. Şehir adeta bir harabeye döndü..<span id="more-2816"></span></p>
<p>Hama, Halep’le Humus arasında Asi nehri vadisinde, nehrin iki yakasına yerleşmiş bir şehirdir. Kelime olarak “sıcak” anlamına gelir. Hem iklim olarak hem de taşıdığı manevi hava itibariyle sıcak bir şehir olduğu için böyle adlandırılmıştır. Manevi sıcaklığı ise tarih boyunca tevhid mücadelesenin önemli merkezlerinden biri olmasından ileri gelmektedir. M. Ö. 2150 yılında kurulduğu tarihlerde kayıtlıdır. Bu şehir, Hz. Ömer (r.a.)’in hilafeti döneminde gönderilen Ebu Ubeyde ibnu Cerrah komutasındaki ordular tarafından fethedilmiştir. İşte bu, sıcak kalpli ve sevimli insanların yaşadığı sıcak şehir 1982′de Hafız Esed rejiminin yürekleri parçalayan vahşi bir katliamına sahne oldu.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Rejimin Hama’ya bir komplo hazırladığı katliamdan iki yıl öncesinden itibaren izlediği tutumla ve başvurduğu uygulamalarla belli oluyordu. Daha iki yıl önceden diktatör Esed adamlarını ve cellatlarını fitne tohumları ekmeleri, insanları tahrik etmeleri için şehre göndermişti. Bu kişiler insanların inançlarına saldırmak, erkeklerin onur ve haysiyetlerini kadınların namuslarını kirletmek için gönderilmişlerdi. Amaç ise toplumu tahrik ederek bir katliamın zeminini, alt yapısını hazırlamaktı. Gönderilen bu tahrikçi vahşiler kendilerinden istenenden fazlasını bile yaptılar. Öyle ki büyüklere değil küçük yaştaki çocuklara bile saldırdı, küçük kız çocuklarının namuslarını kirletmeye bile kalkıştılar.<br />
Bu arada Suriye Ceza Kanunu’nda bazı değişiklikler yapılarak halkın kendi kendini savunması zorlaştırıldı, halk savunmasız ve zor durumda bırakıldı.</p>
<p>Esed yönetimi Hama’da bu tahrikleri yaparken bir yandan da askeri tedbirleri artırmayı, bölge ahalisini güvenlik yönünden sıkı bir denetime almayı da ihmal etmedi. Şehir tamamen Örfi İdare (Sıkıyönetim) kontrolüne alındı. Askeri ve sivil istihbarat için karargahlar kuruldu. Kısacası bir yandan halk devlete isyan etmesi için her yönden tahrik edildi, diğer yandan da isyan edenlerin anında ortadan kaldırılması için her türlü tedbir alındı. Hafız Esed’in kardeşi ve suç ortağı Rıfat Esed olaylardan iki ay önce Örfi İdare komutanlığına getirildi. Çünkü o vahşette sınır tanımayacak bir ruha sahipti. O aynı zamanda ağabeyinin halefi olmak, ondan sonra yerine geçmek istiyordu. Bu yüzden de kendisinden isteneni tereddütsüz yapabileceği, ağabeyinin bir dediğini iki etmeyeceği biliniyordu.</p>
<p>Rıfat Esed, Örfi İdare komutanlığına getirildikten sonra kendisine bazı talimatlar ve bu arada önemli birtakım yetkiler de verildi. İşte bu önemli yetkilerden biri:</p>
<p><span style="color: #993366;">“Kimsenin onayını almadan beş bin kişiyi bile öldürebilirsin!”</span></p>
<blockquote><p>Üstelik bu yetki el altından değil resmi olarak veriliyordu.</p>
<p>İnsanlar Örfi İdare altında her geçen gün daha da kıskaca alınıyorlardı. Durum öyle bir noktaya gelmişti ki Hamalılar: “Biz her gün ölüyoruz veya şehrin büyük bir kısmı ölüyor. Bu iş nereye kadar sürecek?” diye sormaya başladılar.</p>
<p>İslami kimlik taşıyanların hepsinin evleri aranıyordu. Bir tek ev bazen on defadan fazla aranıyordu. Adeta Hulagu’nun askerleri kabirlerinden çıkmış gibiydiler. Belki Esed’in cellatları onları da geçmişti. Halkı en çok rahatsız eden ise insanların inançlarının rencide edilmesi, şerefleriyle ve namuslarıyla oynanmasıydı. İlimlerinden dolayı hürmet gören insanlar Esed’in cellatlarının taarruzuna uğruyor, haysiyetleri kirletiliyordu. Evlerde kadınlara saldırılıyordu. Çocuklar anne &#8211; babalarının gözleri önünde öldürülüyorlardı.</p>
<p>Bir ispiyoncu: “Bir adamın şu binaya girdiğini gördüm, hala çıkmadı” diyecek olsa Esed’in cellatları hemen içeriye dalıyor, içeride yakaladıklarına tekme tokat saldırıyor, kimseyi bulamazlarsa binayı içindekilerin üstüne yıkıyorlardı.</p>
<p>İşte bu vahşi saldırılarda gerek Müslüman Kardeşler cemaatinden ve gerekse rejime muhalif farklı kesimlerden pek çok insan vahşice katledildi.</p>
<p>Halin böyle olmasına rağmen cumhurbaşkanı Hafız Esed dünya kamuoyuna yönelttiği mesajlarında Suriye’de her şeyin yolunda gittiğini, sükunetin hakim olduğunu iddia ediyordu. Bu tür mesajlar vermesinin amacı ise kendisinin gerçekleştireceği katliamın sebeplerinin rejim tarafından değil “isyancılar” tarafından hazırlandığı iddiasını haklı göstermek için yanıltma yapmaktı.</p>
<p>İşte bütün bu zulümler artık iyice dayanılmaz hale gelince halk tepkisini ortaya koymaktan, her gün ölmektense bir kere ölmeyi tercih etmekten başka bir yol olmadığını düşündü. Vahşet rejimi ise katliam gerçekleştirmek için bir kıvılcım bekliyordu.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Hama’da rejimin insanlık dışı uygulamalarına karşı gösterilen tepki bir örgütsel isyan değil bir halk isyanıydı. Eğer ki bu bir örgütsel hareket yani Müslüman Kardeşler’in yönetimi ele geçirme amacına yönelik olarak başlattığı bir isyan olsaydı hıristiyanlar böyle bir eyleme katılırlar mıydı? Oysa civardaki hıristiyanlar da rejimin o vahşi saldırılarına karşı bölge ahalisinin onur ve haysiyetinin korunması için verilen mücadeleye, ortaya konulan onurlu direnişe katılmışlardır.</p>
<p>Ama vahşi Esed rejimi Hama ahalisini ekin biçer gibi biçmek için bütün hazırlıklarını yapmıştı. Havadan ve karadan füzeler, bombalar, top mermileri yağdırdı insanların üzerine!</p>
<p>Türkiye’ye sığınan Sünni Müslümanlar, Hatay İli Samandağ ilçesinde Türk Askerlerinin ayaklarına kapanarak şöyle yakardıkları söylenmektedir :</p></blockquote>
<p><span style="color: #993366;">“Şam komutanına secde etmedim, ama senin ayaklarını seve seve gözyaşımla yıkarım…”</span></p>
<p>Ancak zulümden kurtulduğunu sanan mülteciler; Suriye’nin inanmayarak yaptığı iade isteklerine, 12 Eylül Yönetimi olumlu cevap vererek teslim girişiminde bulunmuştur…</p>
<p>Sınır Kapısında teslim sırasında “Bizi Esad’a vermeyin” diye bağıran mülteciler, kaçma girişiminde bulunarak intihar etmişlerdir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fhama-katliami-1982%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/hama-katliami-1982/&amp;text=Hama katliamı 1982&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/hama-katliami-1982/&amp;t=Hama katliamı 1982">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/hama-katliami-1982/&amp;title=Hama katliamı 1982&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fhama-katliami-1982%2F&name=buzlu.org&description=Hama+katliam%C4%B1+1982" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/hama-katliami-1982/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/hama-katliami-1982/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/hama-katliami-1982/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/hama-katliami-1982/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Abakan Türkleri</title>
		<link>http://www.buzlu.org/abakan-turkleri/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/abakan-turkleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Jan 2009 09:16:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Abakan Türkleri]]></category>
		<category><![CDATA[Örgü]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2712</guid>
		<description><![CDATA[Abakan Türkleri, Sayan dağlarından kuzey denizine doğru Yenisey nehri boyunca uzanan bölgede oturan göçebe Türk boylarına denir. Abakan Türkleri, Yenisey Kırgızları, Minusinsk Tatarları veya Abakan Tatarları gibi değişik adlarla da anılmışlardır. Abakan Türkleri bulundukları bölgeye M.Ö. 201&#8242;de Hunlar ile birlikte Manas Han önderliğinde gelen [[Kırgız))ların torunlarıdırlar. Geldiklerinde bölgede iskitler yaşamaktaydı. Burada bir kırgız devleti kurmuşlardı. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-2713" title="abakan-turkleri" src="http://www.buzlu.org/images/2009/01/abakan-turkleri.jpg" alt="abakan-turkleri" width="280" height="210" /></p>
<p>Abakan Türkleri, Sayan dağlarından kuzey denizine doğru Yenisey nehri boyunca uzanan bölgede oturan göçebe Türk boylarına denir. Abakan Türkleri, Yenisey Kırgızları, Minusinsk Tatarları veya Abakan Tatarları gibi değişik adlarla da anılmışlardır.</p>
<p>Abakan Türkleri bulundukları bölgeye M.Ö. 201&#8242;de Hunlar ile birlikte Manas Han önderliğinde gelen [[Kırgız))ların torunlarıdırlar. Geldiklerinde bölgede iskitler yaşamaktaydı. Burada bir kırgız devleti kurmuşlardı.</p>
<p>Günümüzde [Hakas]] olarak bilinmektedirler. &#8220;Hakas&#8221; adı Çin kaynaklarında onlara &#8220;Hyagas&#8221; veya &#8220;KieKiaSe&#8221; denmesi ve kopup geldikleri altay dağlarındaki akrabalarından uzakta kalışları nedeniyle sonradan benimsedikleri bir ad olmuştur. Bugünkü Hakasya&#8217;da yaşamaktadırlar. Resmen hıristiyan sayılmalarına rağmen Şamanisttirler.<br />
<span id="more-2712"></span></p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Yönetim Yapısı </strong></p>
<p>Abakan boylarında &#8220;yesaul&#8221; adı verilen bir yardımcısı olan başka idare eder. Başkanlar seçimle gelir. hukuki sorunlar &#8220;bozkır kanunlarına&#8221; göre mahkeme ile çözülür. Çarlık Rusyasında bu mahkeme kararları meşru kabul edilmiştir.</p>
<p><strong>Örf ve Adetler </strong></p>
<p>Abakanlar örf ve adet bakımından Altay Türklerine benzerler. Erkek elbiseleri Ruslarınki gibidir. Kadınlarınki daha farklıdır. Saçlarına süs esyaları takarlar. Genç kızların yörüklerdeki gibi 15-20 örgülü belikleri vardır. Evlenmelerde kız beğenme, kız isteme, düğün ve düğün ziyaretleri merasimleri vardır.</p>
<p>Kalın (gelin) kaçırma ve karşılığında kız tarafına &#8220;kalın ödeme&#8221; adeti vardır. Evli kadınların kocalarını terketmesi halinde &#8220;kalın&#8221; erkek tarafına geri ödenir.<br />
Doğan çocuklara eski adetlere göre ad verilir. Çocuklar altı aylık olduğunda resmi olarak hristiyan gözüktükleri için vaftiz edilirler ve bir hristiyan adı alırlar; ancak bu ad günlük yaşamda kullanılmaz. Şaman dininin kurallarına göre hareket ederler.</p>
<p>Tahta sandıklara kotydukları Ölülerine elbise giydirip mezara atının eğeri ile birlikte kurganlara gömerler. Gömülmeden sonraki üç, yirmi, kırk ve yüzüncü günlerde çeşitli törenler yapılır ve yemek verilir. Kırkıncı gün töreninde ölenin atı kesilir, eti yenir; atın başı bir mızrak ucunda mezarın başına dikilir.</p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik-->
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fabakan-turkleri%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/abakan-turkleri/&amp;text=Abakan Türkleri&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/abakan-turkleri/&amp;t=Abakan Türkleri">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/abakan-turkleri/&amp;title=Abakan Türkleri&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fabakan-turkleri%2F&name=buzlu.org&description=Abakan+T%C3%BCrkleri" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/abakan-turkleri/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/abakan-turkleri/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/abakan-turkleri/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/abakan-turkleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Melik Gazi Türbesi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/melik-gazi-turbesi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/melik-gazi-turbesi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jan 2009 10:10:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezilesi yerler]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Örgü]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[Melik Gazi Türbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2677</guid>
		<description><![CDATA[Melik Gazi Türbesi Tokat ili Niksar ilçesinde bulunmaktadır. Niksar&#8217;ın fatihi Danişmendliler&#8217;in kurucusu olan Melik Danişmend Gümüştekin Ahmet Gazi olmuştur. Danişmend Gazi fetihten sonra Niksar&#8217;ı sahil Rumlarına karşı mücadelede kendisine hem bir üs hem de bu devletin başkenti olarak seçmiştir. Melik Gazi Türbesi Kayapaşa mahallesinde ziyaret edilmektedir. Bir hanedan ve devlet kurucusu olan Melik Danişmend Gazi; [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="size-medium wp-image-2678 aligncenter" title="melik-gazi-turbesi" src="http://www.buzlu.org/images/2009/01/melik-gazi-turbesi-300x225.jpg" alt="melik-gazi-turbesi" width="300" height="225" /></p>
<p>Melik Gazi Türbesi Tokat ili Niksar ilçesinde bulunmaktadır. Niksar&#8217;ın fatihi Danişmendliler&#8217;in kurucusu olan Melik Danişmend Gümüştekin Ahmet Gazi olmuştur. Danişmend Gazi fetihten sonra Niksar&#8217;ı sahil Rumlarına karşı mücadelede kendisine hem bir üs hem de bu devletin başkenti olarak seçmiştir. Melik Gazi Türbesi Kayapaşa mahallesinde ziyaret edilmektedir.</p>
<p>Bir hanedan ve devlet kurucusu olan Melik Danişmend Gazi; gazaları ve İslâmiyet’e hizmetleri dolayısıyla Anadolu Türkleri arasında bir milli kahraman ve velî kimliği kazanmış, türbesi asırlarca ziyaretgâh haline gelmiştir.<br />
<span id="more-2677"></span><br />
Günümüze kadar birçok değişikliğe uğramış olan türbe, kareye yakın dikdörtgen plânlıdır. Girişi kuzey cephesinde olan türbenin inşâ malzemesi tuğla, moloz taş ve kesme taştır. Doğu, batı ve güney cephelerinde düzgün moloz taş örgü arasında üç sıralı tuğla hatıl kullanılmıştır. Kuzey cephesi ise tamamen kesme taş kaplamadır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Türbenin doğu ve batı cepheleri sağırdır. Güney cephesinin ortasında ve duvarın üst kısmında şevli, yuvarlak kemerli küçük bir penceresi vardır.</p>
<p>Kuzey cephesi simetriktir. Girişin yanlarında dikdörtgen biçimli iki penceresi vardır ve sivri kenarlı bir alınlığa sahiptir. Basık kemerli giriş kapısının hemen üzerinde profil demetleri ile sınırlanmış, enine dikdörtgen kitabe boşluğu vardır. Kapı ve iki pencerenin çevresi beyaz damarlı siyah mermerle kaplanmıştır.</p>
<p>İç mekânda kuzey duvarındaki pencereler sivri kemerli bir niş içine alınmıştır. Güney duvarında bir mihrap ve mihrabın üzerinde küçük bir pencere vardır. Kubbeye geçiş Türk üçgenleriyle sağlanmıştır. Kubbeye geçişin hemen altındaki hayli geniş bir ayet kuşağı doğu, batı ve güney cephelerini dolanır. Evvelce şebekeli olduğu kaydedilen sanduka yerinde şimdi düz ahşap bir sanduka vardır.</p>
<p>Kubbe, 1939 yılında meydana gelen depremde yıkılmış olup, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 1987 yılında yaptığı onarım sırasında, ahşap düz tavanla örtülmüş, üzeri kiremit kaplı çatı ile kapatılmıştır. Yine aynı deprem sırasında; daha önce kayıtlara geçen kitabesi de kaybolmuştur. Tarihsiz, bir satırlık, sülüs hatla işlenmiş kitabede şu ifadeler yer alıyordu: “Ömer hezael türbe el şerif el badel zayıf nasra bini hel haç carik” Türkçesi: “Hacı Carık oğlu Nusret bu türbeyi yaptırmıştır.”<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Türbenin bulunduğu Melik Gazi Mezarlığı; Danişmendli, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait kümbetler, türbeler ve tarihi mezarların yoğun olduğu, çevreden toplanan mezar taşları ve kitabelerle düzenlenmiş bir açık hava müzesi görünümündedir.</p>
<blockquote><p>Halk arasında “Melik Gazi Türbesi” adıyla bilinen türbe bir Danişmendli eseridir.</p>
<p>Danişmendli Devleti’nin kurucusu Melik Danişmend Gümüştekin Ahmet Gazi (Ölümü: H.498-M.1105)’ye ait olan türbe XII. Yüzyılın ortalarında torunu Nizamettin  Yağıbasan (1143–1164) tarafından yaptırılmıştır.</p>
<p>Daha sonraki dönemlerde hasar gören türbe, Osmanlı döneminde XV. Yüzyıl ortalarında bugünkü haliyle yeniden inşa edilmiştir.</p></blockquote>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fmelik-gazi-turbesi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/melik-gazi-turbesi/&amp;text=Melik Gazi Türbesi&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/melik-gazi-turbesi/&amp;t=Melik Gazi Türbesi">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/melik-gazi-turbesi/&amp;title=Melik Gazi Türbesi&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fmelik-gazi-turbesi%2F&name=buzlu.org&description=Melik+Gazi+T%C3%BCrbesi" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/melik-gazi-turbesi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/melik-gazi-turbesi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/melik-gazi-turbesi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/melik-gazi-turbesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ayakkabı ve Tarihi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/ayakkabi-ve-tarihi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/ayakkabi-ve-tarihi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Dec 2008 09:17:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[icatlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Ayakkabı ve Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Örgü]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Uzay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2642</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzdeki anlamı ve şekli itibariyle ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor. Avrupa&#8217;da 11&#8242;inci yüzyıldan 15&#8242;inci yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar kullanılırken Ortadoğu bölgesinde &#8220;ayağı kızgın kumlardan yüksekte tutabilmek amacı&#8221;yla ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa&#8217;da 16 ve 17. yüzyıllarda ise bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu. Öte yandan 18. yüzyıla kadar [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-2643" title="ayakkabi-ve-tarihi" src="http://www.buzlu.org/images/2008/12/ayakkabi-ve-tarihi.gif" alt="ayakkabi-ve-tarihi" width="188" height="218" /></p>
<p>Günümüzdeki anlamı ve şekli itibariyle ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor.</p>
<p>Avrupa&#8217;da 11&#8242;inci yüzyıldan 15&#8242;inci yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar kullanılırken Ortadoğu bölgesinde &#8220;ayağı kızgın kumlardan yüksekte tutabilmek amacı&#8221;yla ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa&#8217;da 16 ve 17. yüzyıllarda ise bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.</p>
<p>Öte yandan 18. yüzyıla kadar Avrupa&#8217;da kadın ve erkekler aynı tür ayakkabıları giyiyordu. 19. yüzyıla kadar ise tüm dünyada sağ ve sol farkı olmadan &#8220;her iki ayak için eş ayakkabilar&#8221; kullanılıyordu. Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD&#8217;nin Philadelphia kentinde başlandi. Kadinlar için ilk bot ise 1840 yilinda Kraliçe Victoria için dizayn edildi.<br />
<span id="more-2642"></span><br />
Aya ilk ayak basan astronot Neil Armstrong&#8217;un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olarak dünyaya getirilmedi ve uzaya bırakıldı. Armstrong&#8217;un ayakkabıları o gün bu gündür uzayda dolaşıp duruyor<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Ayakkabının tarihi</strong></p>
<p>Eskiçağlarda çoğu insan tabanı deriden ya da tahtadan sandallar giyerdi. Bu tür sandallara Eski Mısırlıların mezarlarında rastlanmıştır. Eski Yunanlıların avlanırken de uzun çizme banyoda ayakkabı giydikleri bilinmektedir. Girit&#8217;teki Minos uygarlığı ve Roma dönemlerinde bu tür ayakkabı ve çizmeler kullanılmıştır.</p>
<p>Ortaçağda ayağı sarması için yumuşak deri ya da kumaştan yapılan ayakkabıların burunları sivriydi. Yolculuk sırasında ise potinler ya da baldırlara kadar çıkan çizmeler giyilirdi. 14. yüzyıl sonlarına doğru öylesine uzun burunlu ayakkabılar üretildi ki bunlarla yürüyebilmek için ayakkabının burnunu bir zincirle diz kemerine bağlamak gerekiyordu.</p>
<p>Daha sonraki tarihlerde ayakkabılara yüksek mantar topuklar eklendi. Ayakkabıyı korumak amacıyla giyilen mantar topuklu şosonlar 1575&#8242;te moda oldu. Ama kötü havalarda ya da çok yağışlı bölgelerde tahta tabanlı ayakkabılar da giyiliyordu. Bu tür tahta ayakkabıları (sabo) Hollandalı çiftçiler günümüzde de giyerler.</p>
<p>17. yüzyılın başlarında ayakkabıların yerini alan yüksek topuklu uzun çizmeler evde bile giyiliyordu. Sonraları dantelli çorapların görünmesi için çizmelerin üst kenarları dışa doğru kıvrıldı. 1660&#8242;tan sonra siyah üzeri bağcıklı ya da tokalı kalkık kare burunlu ayakkabılar çizmenin yerini aldı. Kadın ayakkabıları erkek ayakkabılarının modasını izledi. 17. yüzyıldan başlayarak sivri burun ve yüksek topuklarıyla özgün bir biçim aldı.</p>
<p>1720&#8242;lere kadar kare burunlu ayakkabılar yaygındı. Bu tarihten sonra bunların yerini yuvarlak burunlu ayakkabılar aldı. 1770&#8242;lerde üstte geniş kıvrımları bulunmayan uzun çizmeler moda oldu. 18. yüzyılda kadın ayakkabıları saten ya da brokardan yapılıyor ve toka kurdele ya da fiyonklarla süsleniyordu. Yüksek topuklu ayakkabılar 1790&#8242;da tümüyle ortadan kalktı. Sokaklar ve yollar öylesine kötü ve çamurluydu ki insanlar evden dışarıya çıkarken şosonlarını giymek zorunda kalıyorlardı.</p>
<p>19. yüzyılda kadın ayakkabıları saten ya da kadifedendi ve topuksuzdu. Erkekler ise genellikle düğmeli bağcıklı ya da yanları esnek çizmeler giyiyorlardı. 1860&#8242;ların bağcıksız ve yanları esnek yarım çizmeleri çoğu zaman beyaz ipekten yapılıyordu. On yıl sonra yüksek topuklar yeniden moda oldu çizmeler de yanları düğmeli olarak yapılmaya başlandı. Ayakkabılarda ve çizmelerde hâlâ bez kullanılıyordu ama ayakkabıların burunları bazen deriden yapılıyordu. 19. yüzyılda kadınlar fabrikalarda ve bürolarda çalışmaya ayrıca yürüyüş ve bisiklete binmek gibi sporlar yapmaya başlayınca daha sağlam ayakkabılar kaçınılmaz hale geldi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı Birinci Dünya Savaşı (1914-18) sırasında ortaya çıktı. Günümüzde de ayakkabı yapımında moda önemli rol oynamaktadır.</p>
<p><strong>Türklerde ayakkabı</strong></p>
<p>Orta Asya&#8217;da Türkler deriden ve yünden giyim eşyaları yapmakta ustaydılar. Çizme ve çarık en yaygın ayakkabı türüydü. Deri çizmenin yanı sıra yaygın olarak yünden keçe çizme de yapılıyordu. Hükümdarlar kırmızı renkli çizmeler giyiyorlardı. Çizme ata binenler için çok elverişliydi.</p>
<p>Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde ordunun yönetici sınıfların ve kentli halkın gereksinimlerini karşılamak üzere zamanla ayakkabı çeşitleri çoğaldı ve ayakkabıcılık çok gelişti. Diğer zanaatçıların olduğu gibi ayakkabıcıların da bir örgütü vardı. Üretilen ayakkabıların niteliğini lonca denetlerdi. Ayakkabı satıcıları için kullanılan kavaf sözcüğü giderek yapımcıları da kapsadı. Kavaflar da çizmeci yemenici nalıncı terlikçi ve pabuççu gibi adlar alırlardı.</p>
<p>Osmanlı toplumunda ayakkabı giyenlerin toplumsal konumuna ve mesleğine göre çeşitlilik gösterirdi. Ev içinde yüzleri atlas ve kadife gibi kumaşlardan yapılmış üzerleri sırmayla işlenmiş hafif ayakkabı ve terlikler giyilirdi. Dışarıda giyilen deri ayakkabı ve çizmelere de süslenirdi. Topkapı Sarayı Müzesi&#8217;nde ince bir zevkle ve hünerle işlenmiş deri ayakkabı ve çizmeler sergilenmektedir.</p>
<p>Osmanlı dönemindeki ayakkabılar yapıldıkları malzemeye biçimlerine ve kullanıldıkları yere göre adlar alırdı. Başmak cimcime çapula çizme yarım çizme çedik çedik pabuç edik fotin galoş mest kalçın kundura merkub nalın sandal terlik tomak yemeni başlıca ayakkabı çeşitleriydi. Genellikle alçak ökçeli ya da ökçesiz yumuşak deriden yapılan rahat ayakkabılar tercih edilirdi. Dışarıda giyilen ayakkabılardan bazıları mest-ayakkabı gibi iki parçadan oluşurdu. Ayağa giyilen mestin üzerine onu yağmur ve çamurdan korumak amacıyla önceleri ayakkabı sonraları da lastik giyildi. Şoson ya da galoş denen lastik ayakkabının içine geçirilerek giyilen mestler özellikle namazlarını camilerde kılanlarca kullanılırdı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
16.-18. yüzyıllarda İstanbul Edirne ve Bursa&#8217;da ayakkabıcılık çok gelişmişti. 19. yüzyıl sonlarına kadar Türkiye&#8217;de ayakkabı yapımı tümüyle el işçiliğine dayanıyordu. Beykoz&#8217;daki deri fabrikasına 1884&#8242;te ayakkabı yapım bölümü eklendi. 1933&#8242;te Sümerbank&#8217;a devredilen Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası makineli üretimin yapıldığı önemli bir yerdi. Günümüzde ayakkabı üretimi daha çok özel sektör tarafından gerçekleştirilmektedir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fayakkabi-ve-tarihi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/ayakkabi-ve-tarihi/&amp;text=Ayakkabı ve Tarihi&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/ayakkabi-ve-tarihi/&amp;t=Ayakkabı ve Tarihi">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/ayakkabi-ve-tarihi/&amp;title=Ayakkabı ve Tarihi&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fayakkabi-ve-tarihi%2F&name=buzlu.org&description=Ayakkab%C4%B1+ve+Tarihi" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/ayakkabi-ve-tarihi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/ayakkabi-ve-tarihi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/ayakkabi-ve-tarihi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/ayakkabi-ve-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uludağ üniversitesi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/uludag-universitesi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/uludag-universitesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2008 11:05:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim-Öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[Örgü]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[okullar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Uludağ üniversitesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2568</guid>
		<description><![CDATA[Aklın ve bilimin öncülük ettiği, Atatürk&#8217;ün çizdiği çağdaş, laik ve demokratik yolda, özgür düşünceli ve kişisel sorumluluk duyguları gelişmiş ulusal değerlere saygılı olarak kültürel ve tarihi değerleri benimsemiş, çağdaş görünüşlü gençler yetiştirmeyi amaç edinen üniversitemize bağlı olarak, 10 Fakülte,  2 yüksekokul, 15 meslek yüksekokulu, 1 Konservatuar, 3 Enstitü, 18 Araştırma ve Uygulama Merkezi ve Rektörlüğe [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-2570" title="uludag-universitesi1" src="http://www.buzlu.org/images/2008/12/uludag-universitesi1-300x214.jpg" alt="uludag-universitesi1" width="300" height="214" /></p>
<p>Aklın ve bilimin öncülük ettiği, Atatürk&#8217;ün çizdiği çağdaş, laik ve demokratik yolda, özgür düşünceli ve kişisel sorumluluk duyguları gelişmiş ulusal değerlere saygılı olarak kültürel ve tarihi değerleri benimsemiş, çağdaş görünüşlü gençler yetiştirmeyi amaç edinen üniversitemize bağlı olarak, 10 Fakülte,  2 yüksekokul, 15 meslek yüksekokulu, 1 Konservatuar, 3 Enstitü, 18 Araştırma ve Uygulama Merkezi ve Rektörlüğe bağlı olarak kurulan 5 bölüm bulunmaktadır.</p>
<p>1970 yılında İstanbul Üniversitesi&#8217;ne bağlı olarak kurulan Bursa Tıp Fakültesi ile 1974 yılında kurulan Bursa İktisadi ve Sosyal Bilimler Fakültesi  Üniversitenin temelini oluşturmaktadır.</p>
<p>1975 yılında yasal kuruluşunu gerçekleştirerek Bursa Üniversitesi adı altında eğitim-öğretim hizmetine başlayan Üniversitemizin adı, 20 Temmuz 1982 tarihinde Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı hakkında 41 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile &#8220;<a href="http://www.uludag.edu.tr" target="_blank">Uludağ Üniversitesi</a>&#8221; olarak değiştirilmiştir.</p>
<p><span id="more-2568"></span></p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--><br />
1976 yılında Mühendislik-Mimarlık Fakültesi,<br />
1978 yılında Veteriner Fakültesi,<br />
1981 yılında Ziraat Fakültesi,<br />
1982 yılında Eğitim Fakültesi (Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Bursa Yükseköğretmen Okulu ile Yabancı Diller Yüksekokulu birleştirilerek),<br />
1982 yılında İlahiyat Fakültesi,<br />
1983 yılında Fen-Edebiyat Fakültesi&#8217;nin kurulması ile birlikte üniversitemizdeki faal olan Fakülte sayısı 8&#8242;e ulaşmıştır.<br />
1995 yılında kurulan Hukuk ve  Güzel Sanatlar Fakülteleri, 2007 yılında ilk kez öğrenci alarak eğitim öğretime başlamıştır.<br />
1995&#8242;te kurulan Diş Hekimliği Fakültesi ise henüz faaliyete başlamamıştır.</p>
<p><strong>Sanayi ve hizmet sektörüne nitelikli ara insan gücü yetiştirmek amacıyla çeşitli yıllarda kurulan yüksekokullarımız ve kuruluş yılları:</strong></p>
<p>1985-Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu,<br />
1986-Bursa Meslek Yüksekokulu,<br />
1996-Bursa Meslek Yüksekokulu; Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Sosyal Bilimler Meslek  Yüksekokulu olarak ikiye ayrılmıştır.<br />
1992-İlahiyat Meslek Yüksekokulu ( İlahiyat Fakültesine bağlı olarak kurulmuştur.)<br />
1994-Mustafakemalpaşa Meslek Yüksekokulu,<br />
1995-Karacabey Meslek Yüksekokulu,<br />
1995-İnegöl Meslek Yüksekokulu,<br />
1995-İznik Meslek Yüksekokulu,<br />
1996-Sağlık Yüksekokulu (4 yıllık),<br />
1997-Yenişehir İbrahim Orhan Meslek Yüksekokulu,<br />
1999-Orhangazi Meslek Yüksekokulu,<br />
1999-Mennan Pasinli Meslek Yüksekokulu,<br />
1998-U.Ü. Devlet Konservatuarı kurulmuştur. (Yarı zamanlı statüde)<br />
1999-U.Ü. Devlet Konservatuarı Müzik ve Bale İlköğretim Okulu kurulmuştur. (Tam Zamanlı Statü)<br />
2005-Gemlik Asım Kocabıyık Meslek Yüksekokulu,<br />
2005-Orhaneli Meslek Yüksekokulu,<br />
2005-Keles Meslek Yüksekokulu,<br />
2008-Harmancık Meslek Yüksekokulu.</p>
<p><strong>Üniversitemizin Yöresel Dağılımı</strong></p>
<p>Tıp, İktisadi ve İdari Bilimler, Mühendislik-Mimarlık, Veteriner, Ziraat, Eğitim Fakültesinin büyük bölümü ile Fen-Edebiyat Fakültesi, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, Sağlık Yüksekokulu ve Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu, Enstitüler, Bölüm Başkanlıkları ve Rektörlük merkez örgütü, şehir merkezine 18 Km. uzaklıktaki 16.000 dönüm arazi üzerine kurulu ana yerleşim birimi olan Görükle Kampüsünde faaliyetlerini sürdürmektedir.</p>
<p>Eğitim Fakültesinin Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü ve Devlet Konservatuarı 152 Evler Kampüsünde, İlahiyat Fakültesi Fethiye Kampüsünde, Yabancı Diller Yüksekokulu ve Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Ali Osman Sönmez Kampüsünde hizmet vermektedir.</p>
<p>Hukuk Fakültesi Gemlik&#8217;te, Güzel Sanatlar Fakültesi ise Mudanya&#8217;da hizmet vermektedir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Mustafakemalpaşa, Karacabey, İnegöl, İznik, Yenişehir, Orhangazi, Gemlik, Orhaneli, Keles ilçelerinde bulunan yüksekokullarımız hizmetlerini isimlerini aldıkları ilçelerde sürdürmektedirler.</p>
<p>Üniversitemizde 2008-2009 akademik yılı itibariyle ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencisi olmak üzere toplam 42 443 öğrenci öğrenim görmekte, 574 öğretim üyesi, 2249 diğer akademik personel, 1701 idari personel, 1907  işçi hizmet vermektedir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fuludag-universitesi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/uludag-universitesi/&amp;text=Uludağ üniversitesi&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/uludag-universitesi/&amp;t=Uludağ üniversitesi">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/uludag-universitesi/&amp;title=Uludağ üniversitesi&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fuludag-universitesi%2F&name=buzlu.org&description=Uluda%C4%9F+%C3%BCniversitesi" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/uludag-universitesi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/uludag-universitesi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/uludag-universitesi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/uludag-universitesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünya Şehircilik Günü (6 Kasım)</title>
		<link>http://www.buzlu.org/dunya-sehircilik-gunu-6-kasim/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/dunya-sehircilik-gunu-6-kasim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2008 08:04:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Önemli günler]]></category>
		<category><![CDATA[Örgü]]></category>
		<category><![CDATA[önemli günler]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Şehircilik Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[gökdelen]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2327</guid>
		<description><![CDATA[Dünya Şehircilik Günü olarak kutladığımız bu tarihte, Türkiye kentleri ve şehirciliği ciddi sorunlarla yüz yüze kalmış bulunuyor. Yaklaşık kırk yıldır olağanüstü hızlı bir kentleşme yaşanıyor Türkiye’de. Zorunlu ve yarı zorunlu göçlerle desteklenen kentleşme süreci, nüfusu aşırı şişen megapol ve metropollerle, giderek boşalan orta ve küçük kentler tablosunu üretmiştir. Bu tablo, çağrıştırdığı ve yeniden ürettiği eşitsizlikler [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/10/dunya-sehircilik-gunu.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2328" title="dunya-sehircilik-gunu" src="http://www.buzlu.org/images/2008/10/dunya-sehircilik-gunu.jpg" alt="" width="280" height="198" /></a></p>
<p>Dünya Şehircilik Günü olarak kutladığımız bu tarihte, Türkiye kentleri ve şehirciliği ciddi sorunlarla yüz yüze kalmış bulunuyor.</p>
<p>Yaklaşık kırk yıldır olağanüstü hızlı bir kentleşme yaşanıyor Türkiye’de. Zorunlu ve yarı zorunlu göçlerle desteklenen kentleşme süreci, nüfusu aşırı şişen megapol ve metropollerle, giderek boşalan orta ve küçük kentler tablosunu üretmiştir. Bu tablo, çağrıştırdığı ve yeniden ürettiği eşitsizlikler açısından yeterince vahimdir.</p>
<p>Ancak, kentlerimizin içinde bulunduğu manzara -elbette- bununla sınırlı değildir. Ülkenin reel politik gerçekliği, başka pek çok ülkeden daha çarpıcı bir biçimde, kendini kentsel alanda ortaya koymaktadır. Bu reel politik düzlemdeki ihtilaflaşmalar ve ittifaklaşmalar, somut olarak, -örneğin- yerel yönetimlerin kentlerin imarına dair yetkilerinin, sık zaman aralıklarıyla, azaltılıp çoğaltılmasında kendini göstermektedir.<br />
<span id="more-2327"></span><br />
Bunun sayısız örneğini, şehircilik tarihi sayfalarında bulmak kolaydır. Bu manzara, kentsel yaşamın asgari normlarını -adeta- yarı ütopik bir mecraya sokmuştur. Örneğin, sosyal ve teknik donatıları, fiziksel altyapısı düzgün işleyen bir kent yaşamı, -küçük bir azınlığın banliyö (‘uydu’) hayatını gözden ırak tutarsak,- ulaşılması için kararlı bir mücadele verme gerekliliğini ortaya koyar hale gelmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Yine, özel mülkiyetçi ideoloji tarafından, kamuya açık mekanlar hedef olarak belirlenmiş; her biri mimari ‘şaheser’ olan gökdelenlerin arsası haline getirilmek istenmiştir. İnsanların kentsel servislere eşit biçimde erişebilmeleri temel kentli haklarından birisi iken; bunun en önemli aracı toplu taşım yatırımları çürümeye ve yağmur sularının insafına terk edilmiştir. Bu konuda, kentlerimiz, ana ulaşım koridorlarının gerektirdiği ulaşım yatırımının yapılması yerine, ulusaşırı firmaların teknoloji çöplüğü olmak ya da karayolu ve otomobille ulaşım çıkmazı ikilemine sokulmaktadır.</p>
<p>Bu panorama içinde, tarihsel ve kültürel değerlerini koruyarak gelişen kentler, düşsel yanı ağır basan bir projeye dönüşmüş bulunmaktadır. Kentler, bizzat varlıkları ile, eşitsizlikleri derinleştiren ve yeniden üreten bir konuma sürüklenmişlerdir. Sermaye ve politik üstyapının kısa vadeli çıkarları için bile, tahrip edilen ve gözden çıkarılan yine kentler olmuştur, olmaktadır. Kentlerimizin nasıl gözden çıkarıldığına dair pek çok açıklama bulunmaktadır. Ancak, herhalde en çarpıcı olanı, imar afları yoluyla yasallaştırılan kaçak yapılaşmanın sonucunda elde edilen ‘haksız’ imar haklarıdır.</p>
<p>Bu imar ‘haksızlıkları’, kentsel mücadelelerin temel konularından biri olmak durumundadır. Plan kararlarına aykırı yapılaşma, sel ve deprem gibi doğal afetlerin felaket olarak yaşanmasına neden olmaktadır. On binlerce insanın yaşadığı yerleşmeler, doğal afetler sonucu yok olmaktadır. Varolan eşitsizlikleri derinleştiren kentsel mekan, kentlerin iç dinamiklerinden ve toplumsal muhalefetin taleplerinden kaynaklanan bir inşaa süreci yaşamamakta; yukarıdan, politik üstyapı kurumlarının aldığı kararların kentlerdeki tezahürleri daha belirleyici olmaktadır.</p>
<p>Bunun sonucu olarak, kentli bireylerin kendilerini ifade edebilmelerinin mekansal altyapısı dahi, kent kültüründe kendine yer bulamamaktadır. Burada, şehir plancılarının araçsallaştırıldığını özellikle vurgulamakta yarar var. Şehir plancıları ve onların demokratik meslek örgütü olan Şehir Plancıları Odası, kentsel mücadelenin açık taraflarından biri olmaya, daha etkili biçimde devam edecektir. Bu, yalnızca, genel politik bir duruşu çağrıştırmamalıdır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Aynı zamanda, şehir planlama mesleğinin varoluşsal temellerinin de kentsel mücadeleler içinde konum almakla ilişkili hale geldiği unutulmamalıdır. Bu çerçevede, şehir plancılarının, kamuya açık mekanları, kentlilerin ihtiyaçlarına denk düşen altyapıyı, otomobil ideolojisinin hegemonyasına karşı toplu taşımı, tarihsel ve kültürel mirası, talep etme ve koruma gibi mesleki-politik gündemleri bulunmaktadır. Şehir Plancıları Odası, bu doğrultudaki gelişmeleri desteklemeye; aksi girişimlerin karşısına mesleki-toplumsal bir muhalefet odağı olarak çıkmaya söz vermektedir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fdunya-sehircilik-gunu-6-kasim%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/dunya-sehircilik-gunu-6-kasim/&amp;text=Dünya Şehircilik Günü (6 Kasım)&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/dunya-sehircilik-gunu-6-kasim/&amp;t=Dünya Şehircilik Günü (6 Kasım)">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/dunya-sehircilik-gunu-6-kasim/&amp;title=Dünya Şehircilik Günü (6 Kasım)&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fdunya-sehircilik-gunu-6-kasim%2F&name=buzlu.org&description=D%C3%BCnya+%C5%9Eehircilik+G%C3%BCn%C3%BC+%286+Kas%C4%B1m%29" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/dunya-sehircilik-gunu-6-kasim/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/dunya-sehircilik-gunu-6-kasim/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/dunya-sehircilik-gunu-6-kasim/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/dunya-sehircilik-gunu-6-kasim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bursa ve Tarihi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Nov 2008 09:57:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Örgü]]></category>
		<category><![CDATA[ölçü]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[marmara]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[Takı]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarım ve hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım ve Hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2400</guid>
		<description><![CDATA[TARİH: Beşbin yıldan beri yerleşime sahne olan Bursa&#8217;nın 7 km. kuzeyinde Demirtaş nahiyesinin 2,5 km. güneyinde, 90 m. çevresi 5m. yüksekliği olan &#8220;Demirtaş Höyüğü&#8221; yer almaktadır. Bu höyükte genellikle elde, az miktarda da çarkta yapılmış kase, küp ve testilere ait seramik parçaları bulunmaktadır. Bunlar erken bronz çağdan kalmış olup M.Ö.2500 yıllarına tarihlenir. Kentin 14 km. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/11/bursa5.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2404" title="bursa5" src="http://www.buzlu.org/images/2008/11/bursa5-300x194.jpg" alt="" width="300" height="194" /></a></p>
<p><strong>TARİH: </strong><br />
Beşbin yıldan beri yerleşime sahne olan Bursa&#8217;nın 7 km. kuzeyinde Demirtaş nahiyesinin 2,5 km. güneyinde, 90 m. çevresi 5m. yüksekliği olan &#8220;Demirtaş Höyüğü&#8221; yer almaktadır. Bu höyükte genellikle elde, az miktarda da çarkta yapılmış kase, küp ve testilere ait seramik parçaları bulunmaktadır. Bunlar erken bronz çağdan kalmış olup M.Ö.2500 yıllarına tarihlenir.</p>
<p>Kentin 14 km. batısında, Çayırköyü&#8217;nün 1 km. güneybatısındaki &#8220;Çayırköy Höyüğü&#8221;nün boyutları Demirtaş Höyüğü ile aynıdır. Burada bulunan seramik parçalarında gri, kırmızı grikahverengi ve siyah renkler hakimdir. Bulunan seramik parçalarının önemli kısmı elde, çok az miktardakiler de çarkta yapılmıştır. Höyüğün en eski buluntusu M.Ö.2700 yılına aittir.</p>
<p>Günümüzden yaklaşık 5000 yıl önce insanların yerleştiği bu topraklara M.Ö. VII. yüzyılda Trakya&#8217;da Strümon nehri kenarında oturan Bitynler ve akrabaları Tnyniler İskit saldırılarına karşı koyamayınca kuzeybatı Anadolu&#8217;ya göç ederek yerleşirler. Bu verimli topraklara Bitynia adını verirler.<br />
<span id="more-2400"></span><br />
Kısa zamanda sınırlarını genişletmelerine rağmen M.Ö.VI yüzyılda bölgede güçlü orduya sahip Lidyalıların hakimiyetine girmekten kurtulamazlar. M.Ö.546&#8242;da Lidya Kralı Kroisos, Pers orduları karşısında mağlup olunca bölge M.Ö.453 tarihine kadar Pers İmparatorİuğu sınırları içine girer.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Makedonya İmparatoru İskender&#8217;in bu bölgeleri hegemonyasına alması M.Ö.325 yılından ölümüne kadar devam eder. Bithnia ve Küçük Asya toprakları İskender&#8217;in ölümü üzerine komutanları arasında yapılan paylaşımda Antigonos&#8217;un idaresine girer. Fakat İskender&#8217;in komutanları arasında bir süre mücadeleler devam eder.</p>
<p>Bu fırsattan Bithynia Krallığı yararlanır. Bitynlileri yöneten Doidalses bölgede bağımsız bir krallık geliştirdi. Krallık Zipoites (M.Ö.327-279) zamanında komşuları tarafından tanınıp saygı gördü. Ziopites&#8217;in oğlu I.Nikomedes (M.Ö.279-250) yılları arasında sınırları genişletti. Küçük Asya&#8217;nın en saygın krallığı haline getirdi.</p>
<p>Orta Avrupa&#8217;dan üç kol halinde akan Galatlar (M.Ö.278-277) yıllarında, Batı Anadolu&#8217;dan başlayarak önüne gelen her yerleşim birimini istila edip yağmaladılar. Galat akınlarından sonra Anadolu&#8217;da çeşitli kent devletleri oluştu. Bu sarsıntıdan sonra Ziaelas (M.Ö.192-146) II.Nikomedes M.Ö.146-92, III.Nikomedes M.Ö.92-75 ve IV.Nikomedes M.Ö.75-74 tarihleri arasında ülkeyi yönettiler.</p>
<p>II.Nikomedes, batıdaki Roma İmparatorluğu&#8217;na karşı Pontus kralı Mitridates ile anlaştı. Fakat yerine geçen III. Nikomedes babasının izlediği politikanın tam tersini tatbik edip, Roma İmparatorluğu ile anlaşıp Pontus Krallığı ile çatışmaya girişti. Bunda başarı kazanamamasına karşın Roma İmparatorluğu&#8217;nun özel desteği ile istiklalini korudu. Ölünce yerine geçen IV.Nikomedes M.Ö.74 yılında ülkesini Roma İmparatorluğu&#8217;na bağışladı. Böylece Bithynia Roma&#8217;nın bir eyaleti haline geldi.</p>
<p>İmparator Domitian (81-96) zamanında göreve getirilen Plinius, İmparator Trajanus (98-117) zamanında Bithynia eyaleti Prokonsüllüğüne terfi etti. Bölgede hakimiyet sağlandıktan sonra, imar faaliyetlerine girişti. Fakat bundan Prusa&#8217;dan çok Nikaia(İznik) ve Nicomedia (İzmit) faydalandı. Bursa&#8217;da sadece bir hamamın tamir edildiği öğrenilmektedir.</p>
<p>Antik kaynaklar bugünkü Bursa&#8217;nın kurucusunu I.Prusias (M.Ö.232-192) olarak göstermektedir. Kartaca Kralı Hannibal, Roma İmparatorluğu ile yaptığı savaşı kaybedince, birlikleriyle beraber I.Prusias&#8217;a sığınır. Burada zafer kazanan bir komutan gibi karşılanıp, saygı görür. Bu yakınlığa karşılık olarak Hannibal emrindeki askerlerle bir şehir inşa eder. Buna Prusias&#8217;ın adını verip ona armağan eder. Kurulduğunda bugünkü hisar içinde olan şehir, günümüzün bir mahallesi kadardı. Bithynia krallık dönemine ait tümülüs&#8217;te M.Ö.II yüzyıla ait çok önemli belgeler bulunmuştur.</p>
<p>Roma İmparatorluğu zamanında (Prusa ad Olympium) Uludağ Bursa&#8217;sı adını alan şehirde o döneme ait mermerden bir kadın heykeli ve ostotek bulunmuştur.</p>
<p>İmparator Justinianus (527-565) zamanında Pythia&#8217;da (Çekirge&#8217;de) yeni hamamlar yaptırılmıştır. 1935 yılında Hisar içinde tonozlu odalar bulunmuştur. Hisar içinde, Yer Kapı&#8217;da bulunmuş erken Bizans devrine ait taban mozaiği, önemli arkeolojik kalıntılardandır. Tophane&#8217;de Bizans döneminden bir şapel ve manastıra ait mozaikler bulunmaktadır.</p>
<p>Prusa (Bursa) 1204-1261 yılları arasında Nikaia&#8217;a (İznik)&#8217;e bağlı sönük bir tekfurluk olarak yaşamını sürdürdü.</p>
<p>Bugün ülkemizin en zengin Bizans devri mezar stelleri ve çeşitli mimari eser parçaları, seramikler, sikkeler Bursa Arkeloji Müzesi&#8217;nde sergilenmektedir.</p>
<p><strong>COĞRAFI KONUM: </strong></p>
<p>Bursa 40 derece boylam ve 28 &#8211; 30 derece enlem daireleri arasında Marmara Denizinin güneydoğusunda yer alan, toplam il nüfusu 2000 Yılı Genel Nüfus Tespit sonuçlarına göre 2.125.140 ile Türkiye&#8217;nin 4. büyük kentidir.<br />
Bursa ili doğuda Bilecik, Adapazarı, kuzeyde İzmit, Yalova, İstanbul ve Marmara Denizi, güneyde Eskişehir, Kütahya, batıda Balıkesir illeriyle çevrilidir.</p>
<p>Denizden yüksekliği 100 metre olan Bursa, genelde ılıman bir iklime sahiptir. Ancak, iklim bölgelere göre de değişiklik göstermektedir. Kuzeyde Marmara Denizinin yumuşak ve ılık iklimine karşılık güneyde Uludağ&#8217;ın sert iklimi ile karşılaşılmaktadır.</p>
<p>İlin en sıcak ayları Temmuz &#8211; Eylül, en soğuk ayları ise Şubat &#8211; Mart&#8217;tır. 52 yıllık gözlem süresi itibarı ile yıllık ortalama yağış miktarı 706 mm.dir. İlde ortalama nispi nem % 69 civarındadır.</p>
<p>İlin yüzey şekilleri, birbirlerinden eşiklerle ayrılmış çöküntü alanlarıyla, dağlar halindedir. Çöküntü alanlarının başlıcalarını İznik ve Uluabat gölleriyle Yenişehir, Bursa ve İnegöl ovaları oluşturmaktadır.</p>
<p>Toplam yüzölçümü 10.891 km2 olan Bursa ili topraklarının % 17&#8242;sini ovalar oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>En Önemli Ovalar </strong></p>
<p>Ova Yüzölçümü ( km2 )<br />
Bursa 365<br />
Mustafakemalpaşa 193<br />
Karacabey 537<br />
İnegöl 150<br />
İznik 76<br />
Orhangazi 97<br />
Yenişehir 152</p>
<p>İl sınırları dahilinde Uluabat (1.134 km2) ve İznik (298 km2) gölleri bulunmaktadır.<br />
İlin önemli akarsuları; Mustafakemalpaşa Çayı, Uludağ&#8217;ın güney yamaçlarından doğan ve gene Uludağ&#8217;dan kaynaklanan birçok küçük dere ile beslenen Nilüfer Çayı, Göksu Çayı, Koca Dere, Kara Dere, Aksu Deresidir.</p>
<p>İl&#8217;in sahip olduğu 135 km. kıyı bandının 22 km.lik kısmı kullanıma uygun olup, diğer kısmı değerlendirilememektedir.</p>
<p>Bursa ili topraklarının yaklaşık % 35 ini dağlar kaplamaktadır. Dağlar genellikle doğu-batı yönünde uzanan sıradağlar şeklindedir. Bunlar; Orhangazi&#8217;nin batısından Gemlik körfezinin batı ucunda bulunan Bozburun&#8217;a doğru uzanan Samanlı Dağları, Gemlik Körfezinin güney yüzünü kaplayan ve Bursa ovasını denizden ayıran Mudanya Dağları, İznik gölünün güneyi, ile Bursa ovasının kuzey kesimleri arasında yer alan Katırlı Dağları, Mudanya Dağlarının uzantısı olan Karadağ ve Marmara Bölgesinin en yüksek dağı olan Uludağ&#8217;dır (2.543 m).</p>
<p><strong>TARIHI ESERLER</strong></p>
<p><strong>Yıldırım Camii </strong></p>
<p>Şehrin doğusunda, Yıldırım semtindeki tepe üzerine inşa edilmiştir. Yıldırım Bayezıd tarafından XIV yüzyılın sonlarında yaptırılmıştır. Genellikle tarihi eserler hakkında kesin bilgileri ulaştıran kitabelerdir. Fakat bu caminin kitabesi zamanımıza ulaşmamıştır. Taş işçiliği, devrinin en güzel örneğini bu camide göstermektedir.<br />
Caminin ön cephesinde yer alan ayaklar ve bunları bağlayan kemerler kurşuni renkli mermerden yığma olarak yapılmıştır. Revak beş kubbe ile örtülüdür.</p>
<p>Merkez kubbesi yüksektir ve iç mekana ferahlık verir. Duvarlar kesme taşlarla kaplıdır. Yandaki eyvanlar zeminden yükselmektedir. Bunlar da sivri tonozların oluşturduğu sekiz köşeye oturan kubbeyle örtülmüştür. Mihrap kubbesi kare plan üzerine oturmaktadır. Mihrap sekiz sıra stalaktitli yaşmak ile örtülüdür. Köşelerinde cilâlı yeşilimtrak mermer sütunlar vardır. Doğu ve batıdaki odalar alçıdan ufak, büyük hücreli ve maşalıklıdır. Stalaktit saçaklı, geniş ajurlu, oniki yıldızlı ve yeşil çini parça kakmalı, süslü nesih ve kufı hatla yazılı hadis ve dualarla bezenmiştir. Odalar çapraz tonozla kaplıdır.</p>
<p>Kuzey doğu ve kuzey batıdaki odalara cami içinden geçilmektedir. Bunlar da çapraz tonozla kaplıdır. Caminin iki minaresi de lodos ve deprem yüzünden yıkılmış, yakın tarihte betondan yeni bir minare yapılmıştır.</p>
<p><strong>Yıldırım Türbesi </strong></p>
<p>IV Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezıd 1360 da doğdu. I.Murad&#8217;ın büyük oğludur. Babası tarafından yetiştirilmiş, birlikte fetihlere katılmıştır. Karamanoğlu Ali Bey&#8217;in ordusu ile yapılan savaş sırasında gösterdiği atılganlık nedeniyle kendisine Yıldırım adı verilmiştir. Murad&#8217;ın Kosova savaşı sonunda şehit edilmesi üzerine tahta çıktı. Kosovanın ardından Yıldırım, Sırbistan&#8217;ın güneyini topraklarına kattı. Aydın, Saruhan, Menteşe ve Karaman beyliklerini tek tek zaptetti. Anadolu Hisarını inşa ettirdi. Bu arada Sırbistan kralının güzel kızkardeşi ile evlendi. Yıldırım Bayezıd Bizans&#8217;ı kuşatarak gittikçe baskıyı artırması üzerine oluşturulan haçlı ordusu ile Niğbolu&#8217;da yaptığı savaşı kazandı. Doğu Anadolu&#8217;yu işgale başlayan Timur ile Ankara&#8217;da yaptığı savaşı kaybetti. Bu yenilgi üzerine 1403&#8242;de intihar etti. Türbesi, Yıldırım Medresesi&#8217;nin doğusundadır. 1406 yılında oğlu Süleyman Han tarafından yaptırılmıştır. Türbe 10.5 x10.5 m. ölçülerinde kare planlıdır. Uç ufak kubbenin örttüğü revaklı bir.girişi vardır. Türbenin kubbesi sekizgen bir kasnağa oturur. Yuvarlak bir mihrabı vardır. Türbede ortada Yıldırım Bayezıd&#8217;ın sağında oğlu İsa Çelebi&#8217;nin, solunda eşi ve ayak ucunda kim oldukları bilinmeyen iki hanımın sandukası vardır.</p>
<p><strong>Emir Sultan Camii ve Türbesi </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın doğusunda Emir Sultan mezarlığının yanında selvi ve çınar ağaçlarının arasında yer almaktadır. Cami ilk yapıldığı zaman tek kubbeli iken 1507&#8242;de avlu ve üç kubbeli revak eklenmiştir.<br />
Batıdaki merdivenlerden çıkılarak iki sütun arasındaki kapıdan geçilip geniş avluya girilir. Ortada şadırvan, güneyde cami, kuzeyde türbe ve ahşap odalar yer almaktadır. Avlu ahşap revakla çevrelenmiştir.</p>
<p>Cami sekizgen kasnak üzerine oturan tek kubbeye sahiptir. Kuzey cephesinin köşelerinde kesme taştan birer minaresi vardır.</p>
<p>Mihrabı XVII. yüzyılda İznik çinileriyle yaptırılmıştır. Emir Sultan Buhara&#8217;da doğmuştur. Kendisi Es-Seyyid Şemsüddin Mehmed bin Aliyyül Buhari olarak bilinir.Bursa&#8217;ya 1391&#8242;de göç etmiş ve Yıldırım Bayezıd&#8217;in kızı Hundi Hatun&#8217;la evlenmiştir. 1429&#8242;da vebadan vefat etmiştir.</p>
<p>Türbenin ilk yapıldığı zamandan günümüze bir şey kalmamıştır. Şimdiki Türbe Sultan Abdülaziz tarafından 1868 yılında yaptırılmıştır. Sekizgen planlıdır. Doğudaki kapıdan girilmektedir. Türbe zemini avlu seviyesinden aşağıdadır.</p>
<p><strong>Yeşil Türbe </strong></p>
<p>Yıldırım Bayezıd&#8217;ın oğlu Çelebi Sultan Mehmed tarafından 1421 yılında yaptırılmıştır. Türbe kentin doğusunda Yeşil semtinde, Yeşil Camii&#8217;nin karşısındaki tepe üzerindedir. Mimarı Hacı İvaz Paşa&#8217;dır. Nakkaşları Ali bin İlyas Ali, Mehmed el Mecnun&#8217;dur. En dar yüzü 8,45 m, en geniş yüzü 8,87 m olan sekizgen prizma bedene sahiptir. Beden yüzleri beyaz mermerden yapılmış, çerçeve ve ayaklar 3,5 m açıklığı bulunan üzengileri boşta duran sivri kemeleri taşımaktadır. Güney ve Kuzey cepheler haricindekilerde dikdörtgen büyük pencereler ile sivri kemerli alçı pencereler vardır. Günümüze çok az değişikliklerle gelen cephe, girişin doğusündaki ilk yüzdür. Mermer çerçevelerin, sağır kemerlerin ve pencerelerin etrafı geçme rumi motifli bir bordürle kaplıdır. Diğer kısımlar turkuaz renkli çinilerle kaplanmıştır. Pencere alınlıkları koyu lacivert, zemin üzerine ince çizgilerle üç yatay bölüme ayrılmıştır.Bu bölümlerde, ayet ve hadisler yazılıdır.<br />
Türbe&#8217;ye Yeşile bakan çinilerle kaplı olmasından dolayı Yeşil Türbe ismi halk tarafından verilmiştir.</p>
<p>Portal 1855 depreminde büyük hasar görmüş 1864&#8242;de horasanla sıvanarak bugünkü görünümüne sokulmuştur. Sağlı sollu mihrapçıklar, ayakkabılıklar, türbenin kitabesi ve 13 dilimli yarım kubbe, çeşitli renk ve motiflerle kabartma renkli sır tekniğinde işlenmiştir.</p>
<p>Rumiler, palmetler ve rozet motifleri ile oya gibi işlenen kapının kanatları günümüzde tüm çarpıcılığı ile ortadadır. Bir sanat şaheseri olan kapıyı Tebrizli Ahmed oğlu Ali yapmıştır. Sekizgen bedeni, sıvalı yüksek kasnağa oturan kurşunla örtülü büyük bir kubbe örtmektedir. Türbenin içine geçildiğinde iç mekân sanki çini cennetine girildiği hissini verir. Duvarlar 2,94m yüksekliğe kadar iki bordürle çevrili, altıgen türkuaz çinilerle kaplıdır. Bunların aralarında iri madalyonlar yer almaktadır.</p>
<p>Türbe günümüze ulaşan en muhteşem çinili mihraba sahiptir. Renkli süsleme sanatının bir şaheseridir. Yivli süs sütunları, üç sıra mukarnası, rumi palmetleri, kıvrık dal motif leri, kalın yazı dizileri ve tepeliği ile Yeşil Camii mihrabını andırmaktadır. Sekizgen platformun ortasında Çelebi Sultan Mehmet&#8217;in kendisine has vakarı ile duran tamamen çini dekorasyona sahip sandukası yer almaktadır. Üzerinde kabartma sülüs celisi ile yazılı kitabesi vardır. Güneyinde oğulları Mustafa ve Mahmud&#8217;a ait sandukalar yer almaktadır. Kuzeyindeki ise oğlu Yusufa aittir. Platformun arkasındakiler, kuzeyden itibaren Çelebi Mehmet&#8217;in kızı Selçuk Hatun&#8217;un kabartma kitabeli sandukası, kızı Sitti Hatun (Safiye)&#8217;un beyaz zemine lacivert motifli, altıgen ve üçgen çinilerle kaplı sandukası, Ayşe Hatun ve dadısı Daya Hatun&#8217;un sandukalarıdır.</p>
<p>328 metrekarelik alana oturan türbenin oktogonal prizma gövdesi, zeminden aşağıda da devam ederek mezar dairesini oluşturur. Beşik tonozla kaplı mezar dairesi örme duvarlarla beş ayrı bölüme ayrılmıştır. Girişi doğudaki yüksek sette görülen mezarlarla kamufle edilmiş gizli kapıdandır.</p>
<p><strong>Yeşil Medrese </strong></p>
<p>Yeşil hamamını geçtikten sonra sağda Çanlı deresinin yanındadır. Bugün Türk İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılmaktadır. Sultaniye Medresesi olarak da bilinen Yeşil Medrese&#8217;nin yapımını Çelebi Sultan Mehmed diğer külliye yapıları ile birlikte 1419 yılında başlatmıştır. Medrese Sultan&#8217;ın ani ölümü nedeniyle yarım kalmıştır.<br />
Giriş, kuzeydeki çapraz tonozla örtülü eyvandandır. Ortasında geniş bir avlusu, Avlunun merkezinde mermerden bir havuzu vardır. Güneyde yüksek açık eyvanlı bir dershane iki yanda birer ufak eyvan ile on üç hücre yer almaktadır. Geniş eyvan sekizgen kasnak üzerine oturtulmuş, kurşunla kaplı kubbe ile örtülmüştür. Diğer eyvan ve hücreler kiremit damla örtülü ve kirpi saçaklıdır.</p>
<p>Yanlardaki 1,2m genişliğinde iki merdiven ve yarım bırakılan kısımlar bu medresenin başlangıçta iki katlı yapılmak isteğinden doğmuştur.</p>
<p>Bahçedeki revakta onsekiz adet başka yapılardan getirilme mermer ve granit sütunlar vardır. Odaların tavanları çapraz tonozludur. Batısı firüüze ve beyaz çinilerle kaplıdır. Tavanı beyaz, lacivert ve sarı renklerle yapılmış geometrik örgü motifi ile bezenmiştir. Pencere aynaları çinilerle dama motifi şekilde süslüdür.</p>
<p>Yeşil Medrese 1975 yılından beri Türk İslam Eserleri Müzesi olarak hizmet vermektedir. Müze&#8217;de XIII. yüzyıldan XX. yüzyıla kadar uzanan Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerine ait çini ve seramik eserler ile Selçuklu ve Osmanlı sikkeleri, geleneksel Türk el işleri ve giysiler teşhir edilmektedir.</p>
<p><strong>Muradiye Camii </strong></p>
<p>Semte ismini veren külliyenin en mükemmel eseridir. 1425 &#8211; 1426 II.Sultan Murad tarafından yapılmıştır. Caminin son cemaat yerinde, dört yığma ayak ve iki granit sütun birbirine kemerlerle bağlanmıştır. İki yan çapraz tonozla, diğerleri sekizgen kasnak üzerine oturtulmuş kubbelerle örtülüdür.<br />
Kapı ahşap işçiliğinin en güzel örneklerindendir. Kapı tabanları rumi ve hatai süslemeli çinilerle kaplıdır. Pencere alınlıklarında da aynı bezemelerden görülmektedir. Cami iki büyük kubbe ve yanlarda iki küçük kubbe ile örtülmüş geniş birer eyvandan ibarettir. Mihrab ve minber 1790 yılında yapılmış rokoko uslubundadır. Mihrabın solundaki duvarlar altıgen lacivert ve firuze çinilerle kaplıdır. Eyvan kemerinde altıgen firuze çiniler görülmektedir. Asma kata sağ eyvandaki kapıdan girilir. Duvarlar üç sıra tuğla bir sıra moloz yığma ve birer dikey tuğla ile örülmüştür. Kasnaklar ustaca yapılan bir tuğla işçiliğine sahiptir. Pencerelerin üst kısımları sivri kemerle bitmektedir.</p>
<p>Doğu ve batıdaki kapılar XX. yüzyılda yapılan onarımlarda açılmıştır. XIX. yüzyılda yıkılan minaresi yeniden örülmüştür. Revak cephesinde tuğla ile yapılan ve arabesk motifler görülmeğe değer güzelliktedir.</p>
<p><strong>Koza Hanı </strong></p>
<p>Ulucami ile Orhan Cami arasındaki geniş sahadadır. 1492 yılında II. Bayezıd İstanbul&#8217;daki cami ve medresesine gelir temin etmek için yaptırmıştır. Hanın mimari Abdül-ula bin Pulad Şah&#8217;dır. İki katlıdır. Üst katta 50, alt katta 45 olmak üzere 95 odası vardır. Kuzeydeki taç kapı büyük taştan kabartma süslerle yapılmış olup muhteşem görünüşe sahiptir. Üst katta güneye açılan bir kapısı, avludan ilave kapılara açılan geniş kapı ve buradan da Orhan Cami tarafına açılan bir kapısı vardır. Hanın iç kısmındaki geniş avlunun merkezinde mescid yer almaktadır. Mescid sekiz cephelidir, köşelerdeki ve ortadaki bir ayak üzerine oturmaktadır. Alt kısmı şadırvan şeklindedir. Günümüzde ünlü Bursa ipekçiliğinin merkezi durumundadır.<br />
<strong>Fidan Hanı </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın önemli hanlarından biridir. Sadrazam Mehmed Ağa&#8217;nın oğlu İbrahim Paşa tarafından XV.yüzyılda yaptırılmıştır. Eskiden Mahmut Paşa Hanı olarak bilinmekteydi. Koza Han&#8217;ın kuzey doğusundaki han iki avluludur. Ahırların ve diğer yardımcı tesislerin bulunduğu kısım şimdi yeni yapılan dükkanlarla dolmuştur.</p>
<p>Ortada bir havuz ve üzerinde mescid yer almaktadır.İki katlı revakın ayakları ve kemer yüzleri tuğla ve moloz taş ile örülmüştür. Üç sıra kirpi saçaklıdır. Birinci avlu üzerindeki esas hanın altta 48, üstte 50 olmak üzere 98 odası vardır. Alt kattaki odalar dairevi tonozlu, revakları ise devamlı tonozludur. Üst kattaki revaklar kubbeli, odalar ise tonozla örtülüdür.<br />
<strong><br />
Pirinç Hanı </strong></p>
<p>II.Bayezıd tarafından İstanbul&#8217;daki cami ve İmaretine gelir temin etmek maksadı ile 1508 yılında yaptırılmıştır. Mimari Yakup Şah bin Sultan Şah ve Ali bin Abdullah&#8217;tır. Bina emini Ecebey bin Abdullah ve Nazır Muhiddin&#8217;dir.</p>
<p>Hanın üst katı önemli şekilde tahribata uğramıştır. Doğuya açılan kabartma motiflerle dekore edilmiş muhteşem kapısı vardır. Yıkılmadan önce alt katta 38, üst katta 40 olmak üzere toplam 78 odalıydı. Avlunun ortasında bir mescid bulunmaktaydı.</p>
<p>Han sadece ticaret gayesi ile inşa edilmiştir. Odalar tonozludur. Damdaki kurşun kaplamalar XVII. asırda sökülüp yerine kiremit konulmuştur. Hanın restorasyonu devam etmektedir.</p>
<p><strong>İpek Hanı </strong></p>
<p>Bursa&#8217;daki en büyük handır. Son yıllarda restorasyonu yapılmış olan hanın sadece batı kısmı ayaktaydı. Zemin kat ta 39, üstte 42 olmak üzere toplam odası 81&#8242;dir.</p>
<p>Yontma taş ve tek sıra tuğla ile işlenmiş duvarları ve yuvarlak kemerleri vardır. Girişi yeniden yapılmış olup orjinal değildir. Çelebi Sültan Mehmed tarafından Mimar Hacı İvaz Paşa&#8217;ya Yeşil Külliyesi&#8217;ne gelir temin etmek maksadı ile yaptırılmıştır.</p>
<p><strong>Emir Hanı </strong></p>
<p>Orhan Bey tarafından yaptırılmıştır. 1522 yılına kadar Eski Bezazistan olarak bilinen han daha sonra Emir (Bey)Han&#8217;ı ismini almıştır.</p>
<p>Bu han şehir içi ticaretin bütün şartlarına uygun olarak inşa edilmiştir. Alt katlar revaklı, penceresiz eşya depoları olarak, üst kattaki odalar ise pencereli ve ocaklıdır. İkametgâh ve büro olarak kullanılmıştır.</p>
<p>Bina kesme taş ve tuğla ile örülmüştür. Fil ayaklara oturan, tonozla örtülü iki katlı revak ve revaklara açılan tonozlu odalardan meydana gelmektedir. Hanın alt bölümünde 36, üstte 37 olmak üzere 73 odası vardır.</p>
<p><strong>Geyve Hanı </strong></p>
<p>XV. yüzyılda Hacı İvaz Paşa tarafından Yeşil Cami&#8217;ye gelir temini için yaptırılıp Çelebi Sultan Mehmed&#8217;e hediye edilmiştir. Demirkapı çarşısındadır. Eskiden Lonca Hanı da denilmekteydi.</p>
<p>Han tuğla ve moloz taş ile inşa edilmiş olup kirpi saçaklıdır. Ayakları ve kemerleri tuğladan yapılmıştır. Odalar dairevi tonozla kaplıdır.</p>
<p>İki katlı olan hanın altında 26, üstünde 30 odası vardır. Dört cephesinde iki giriş kapısı mevcuttur. Batıdaki giriş kapısı iki tarafı kemerli beşik tonozludur.</p>
<p><strong>Ulu Cami </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın en heybetli ve en çok cemaat alan camiidir. Sultan Yıldırım Bayezıd Niğbolu savaşını kazandıktan sonra 1398-1400 yıllarında inşa ettirmiştir. Cami kalın duvarlara ve 12 büyük yığma ayaklara bağlanan kemerlere ve pandantiflere oturan 20 kubbe ile örtülüdür. Orta kısmındaki kubbenin üstü camlıdır. Altında 16 köşeli mermer şadırvan vardır. Caminin inşa edileceği yerdeki yapıların istimlakı sırasında bir kadın evini satmak istemeyince zorla alınır. Gönül rızası olmadan alınan yerde namaz kılınmaz gerekçesiyle evin yerine gelen kısımda şadırvan yaptırıldığı rivayet edilmektedir.<br />
Minberi ağaç işçiliğinin bir şaheseridir. Oyma kabartma, geometrik, yıldız, çivi başları ve gülçelerle süslüdür.</p>
<p>Taç kapısı başlı başına sanat abidesidir. 1399-1400 yıllarında tamamlanmıştır. Sanatkarı Mehmed bin Abdülaziz Dakıva&#8217;dır.</p>
<p>Zarif sekiz ceviz sütun üzerine oturan müezzin mahfili 1549 yılında yapılmıştır. Mihrabı sekiz sıra stalaktitlidir. Kum saatinin etrafındaki Ayet&#8217;el-kürsi sülüsle yazılmıştır. Ayrıca küfi ihlas suresi yazılıdır. Mihrap 1571 yılında tamamlanmıştır. Camideki diğer yazılar ve yaldız boyalar 1904 yılında Mehmed Usta tarafından yapılmıştır.</p>
<p>Caminin ilk yapıldığı zaman üç tane olan kapısına 1740 yılında Hünkâr Mahfili kapısı eklenmiştir. Kapıların ikisi yenidir. Altıngenlerin oluşturduğu, yıldızların dekore ettiği tablalardan meydana gelen doğudaki ceviz kapı, cami ile aynı yaştadır.</p>
<p>Tek sütun üzerine oturan yuvarlak mermerden kürsü 1815 yılında yapılmıştır. Cepheler sağır kemerler içinde, altta ve üstte ikişer pencereden oluşmaktadır. Cephelerin tümü kesme taştan yapılmıştır.</p>
<p>Caminin kuzey cephesinin köşelerinde, kaidesi mermerden gövdeleri tuğladan örülmüş birer minaresi vardır. Batıdaki minarelerin içinde çift merdiven mevcuttur. Bunun yardımı ile çatıya çıkılmaktadır.</p>
<p>Cami, Moğol Şeyhi Emir Bedrüddin tarafından 1403 yılında ve Karamanoğlu Mehmed Bey&#8217;in 1413 yılındaki Bursa muharasası sırasında yaktırılmıştır. 1 Mart 1855 tarihlerindeki büyük depremde ve 1889 yangınında hasar görmüştür.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Bursa Kalesi </strong></p>
<p>Bithynialılar zamanında yapılmaya başlanan kale daha sonra ihtiyaç duyuldukça Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluğunca çeşitli onarımlara tabi tutulmuştur.<br />
Surlarda görülen kiklopien taşların önemli kısmı Roma devrine ait sütunlar, lahit parçaları, adak mezar steli, heykel kaideleri, şeref kitabeleridir. Bunlar hisar kapının doğusunda yoğunluk kazanmaktadır. Surların sadece güney kısmındakiler çift duvarlı ve beş köşeli burçlarla sağlamlaştırılmıştır.<br />
1326 yılında Bizanslılardan alınan Bursa&#8217;nın surları Orhan Gazi tarafından üç köşeli burçlarla takviye edilmiştir. Çakır Ağa Hamamı ile Tophane arasında biri silindir gövdeli, ikisi üç köşeli büyük burç kalıntıları vardır. Bunların arasında yer alan Hisar Kapı 1855 yılındaki depremde yıkılmıştır. Buradan doğuya dönen surlar, evin bahçe duvarlarına temel vazifesi yapmıştir</p>
<p>Yıldız Kahve&#8217;den güneye uzanan surlarda yuvarlak kemerlerle mazgal delikleri görülmektedir. Kahvenin önünde Kaplıca Kapı yer almaktadır. Yıkık duvarlar halinde devam eden surlar, Zindan Kapıya bağlanmaktadır. Zindan Kapı yanındaki köşeli burç Çelebi Sultan Mehmet tarafından 1418 yılında yaptırılmıştır.</p>
<p>Zindan Kapıdan Üftade&#8217;ye kadar nisbeten sağlam devam eden surlar, Pınarbaşı Kapısı&#8217;na oradan da Üftade yanındaki Yer Kapı&#8217;ya ve tekrar Çakır Ağa Hamamı karşısında bağlanmaktadır. Pınarbaşı Kapı ile Zindan Kapı arasında birbirine paralel uzanan surların kesme taşlı bölümleri yerlerinden sökülmüş olduğundan şimdi sadece moloz taştan kireç kum harcı ile örülmüş kısımları ayaktadır. Pınarbaşı Kapı ile Zindan Kapı arasındaki ön surlar, evler arasında kaybolmuştur. Diğer sur kalıntılarında ise bu kısımda yapılan evlere giriş kapıları ve boşluklar Osman Gaz oluşturulmak maksadı ile tahribatlar yapılmıştır.</p>
<p><strong>Osmangazi Türbesi </strong></p>
<p>Bursa kuşatmasının devam ettiği sırada Osman Gazi oğlu Orhan Bey&#8217;e şehir içindeki kubbeli yapıyı göstererek &#8220;Oğul; ben öldüğüm vakit beni Bursa&#8217;da şol gümüşlü kubbenin altına koyasın&#8221; demiştir. Günümüz Tophane Parkı&#8217;nın girişinde solda kalan bu kubbeli yapı Mesihilerin şapeline aitti. Bursa fethedildikten sonra, şapel mescide çevrildi ve Osman Gazi buraya defnedildi.<br />
Saint Elias(Elia-İlyas) Manastırı&#8217;nın bölümüne ait olan şapelin içi 8,3 m. genişliğindeki duvarlara bitişik çift sütüncuklarla ayrılmış, yarım yuvarlak nişli, sekizgen plana sahipti. XI. yüzyılda yapıldığı bilinen bu şapel&#8217;in şekli, Roma İmparatorluk devrinden itibaren uygulamaya başlanan örneklerle büyük benzerlik göstermektedir. Şapel&#8217;in narteks kısmının olduğu yere gömülen mezarlar, günümüzde açıkta kalmıştır. 1855 depreminde yıkılan türbe 1863&#8242;te Sultan Abdülaziz tarafından eski plana sadık kalınarak yapılmıştır. Türbe kubbe ile örtülü sekizgen plana sahiptir. Türbe&#8217;ye kuzeydeki ahşap antreden geçilerek girilir. Ortada sedef kakmalı muhteşem ahşap sanduka Osman Gazi&#8217;ye (1258-1326) aittir. Solunda oğlu Alaaddin Bey, bunun yanında Hüdavendigâr oğlu Savcı Bey sağında, Aspurça Hatun&#8217;un oğlu ibrahim Bey ile adları bilinmeyen on iki sanduka vardır. Türbe&#8217;de Konya Sultanı Alaaddin tarafından Osman Bey&#8217;e gönderilen çok büyük bir davul ve tesbih sergilendiğinden, halk arasında Davullu (Davud) manastırı denmesine neden olmuştur. Bunlar bir yangın sırasında yanarak kül olmuştur. Türbe, konak salonları dekorasyonu şeklinde bezenmiş, pencerelere kumaş perdeler takılmıştır. Fransız mimari stilinde yapılan bu kısımda ufak bir mihrap görülmektedir. Pencere parmaklıkları dökme demirdendir.</p>
<p><strong>Orhangazi Türbesi </strong></p>
<p>Tophane parkının girişinde sağdadır. Bursa&#8217;nın fethinden önce şehrin metropolit manastırı olan Saint Elias manastırı XI. yüzyılda yaptırılmıştır. Kilise bir orta nef ile iki yan neften oluşmaktadır. Ortada gri mermerden dört sütunun taşıdığı kubbe vardır. İçi gri mermer levhalarla kaplanmıştır. Apsis kısmında gri mermerden sütunların ayırdığı üç pencere vardır. Bu kısmın önünde dört basamak bulunmaktaydı.<br />
Giriş kısmında altı adet yeşil somaki mermer sütun yükselmekteydi. Zemin bugün de izleri görülen mozaik döşemeye alternatif olarak porfir, diğer renklerde küçük mozaiklerden meydana gelmiş tezyinat, yuvarlak antraklar ve düz mermer levhalardan oluşmaktadır.</p>
<p>Orhan Gazi&#8217;nin defnedildiği bu bina 1801 kasım ayında büyük bir yangında hasar görür ve onarılır. 1855 yılındaki depremde ise önemli kısmı yıkılır. 1863 yılında Sultan Abdülaziz tarafından eskisine sadık kalınarak yaptırılır.</p>
<p>Türbe kare planlıdır. Her cephesinde üçer pencere vardır. Güney cephesindeki orta pencere kapı şekline çevrilmiştir. Daha önce giriş kapısının önünde bir sundurma vardı.</p>
<p>Orta kısmında dört sütunla ayrılmış ve birbirine kemerlerle bağlanmış, üstüne kubbe oturtulmuştur. Yan kısımlar beşik tonozla örtülüdür. İç duvarlar beyaz kireç badanadır. Pencere üstlerinde alınlık şeklinde sade süslemeler görülmektedir. Ortadaki sanduka Orhan Gazi&#8217;ye aittir. Etrafı dökme pirinç parmaklıklıdır. Kuzeyinde Cem Sultan&#8217;ın oğlu Abdullah, sağında Şehzade Korkud, hanımı Nilüfer Hatun, oğlu Kasım, kızı Fatma ve Yıldırım Bayezıd&#8217;in oğlu Musa Çelebi ile isimleri tespit edilemeyen on dört sanduka vardır.</p>
<p><strong>Murat Hüdavendigar Türbesi </strong></p>
<p><strong>İç mekan görünümü<br />
Murat Hüdavendigar Türbesi </strong></p>
<p>Hüdavendigâr Camiinin karşısındadır. 1389 yılında I. Kosova savaşında şehit olan 3. Osmanlı Padişahı I.Murat Hüdavendigâr&#8217;a aittir.<br />
Türbeyi Yıldırım Bayezıd yaptırmıştır. Sonraki yıllarda geniş tamirler görmüş eski temelleri üzerine ikinci kez inşa edilmiştir. Kare planlıdır. Ortada sekiz sütunun taşıdığı kemerlere oturan sekizgen kasnak üzerine kubbe oturtulmuştur. Kubbenin etrafında türbeyi örten tonozlar kurşunla kaplıdır.Kuzey cephe temelleri dıştan üç payanda ile desteklenmiştir.<br />
Merkezde, pirinç parmaklıklı I. Murad&#8217;ın sandukasının bir tarafında torunu Süleyman Çelebi, diğer tarafında Yıldırım&#8217;ın oğlu Musa Çelebi, pencere yanında Hüdavendigâr&#8217;ın oğlu Yakup Çelebi, Süleyman Çelebi&#8217;nin oğlu Orhan, II.Sultan Bayezıd&#8217;ın oğlu Şehzade Mehmed gömülüdür. Diğer iki sandukanın kime ait olduğu bilinmemektedir.</p>
<p><strong>Murat Hüdavendigar Camii<br />
ve Medresesi </strong></p>
<p>Çekirge&#8217;de Bursa ovasına bakan tepenin üzerinde I. Murat Hüdavendigâr tarafından (1365 &#8211; 1366) yıllarında yaptırılmıştır. Yapı iki katlıdır. Altta cami, üstte medrese yer almaktadır. Önde son cemaat yeri beş kubbeyi taşıyan kemerle birbirine bağlı altı yığma ayaktan meydana gelmiştir. Alt kata basık tonozla örtülü kısımdan girilir. Holün iki yanından üst kata çıkışı sağlayan merdivenler vardır. Salon Kubbeli ve tonozlu uzun bir eyvandan ibarettir.<br />
Orta sahanın sağında ve solunda birer eyvan ile köşelerden tonozla örtülü dört odadan meydana gelmektedir. Mihrap duvardan içeriye girmiş ufak eyvan şeklindedir.</p>
<p>Merdivenlerden üst katın revakına çıkılır. Revak önden altı yığma ayak ve aralarında beş adet sütun ile ayrılmış sivri ikiz kemerle yaptırılmıştır. Revaktan birer dehlizle koridora gelinir. Koridora açılan on iki adet hücresi yer almaktadır. Hücreler tonozludur, yanlarda tonozla örtülü dershane olarak kullanılan dört oda daha vardır. Tek minaresi tuğladan örülmüştür. Çift zincir, tek zincir, kuş gagası, balık sırtı motifi altı sıra stalaktitle şerefeye geçilir. Takke külahlıdır. Üst kat eyvanının kemer alınlıklarında köşe tromplarında süsleme unsurları görülmektedir. Mermer sütunlar ve başlıklar Bizans yapılarından alınarak burada kullanılmıştır.</p>
<p><strong>Cumalıkızık Köyü </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 10 Km doğusunda, Bursa-Ankara karayolundan Uludağ eteklerine doğru sapan yol 3 km. sonra Cumalıkızık köyüne ulaşır. Kent içinden toplu taşım araçları ile de köye gidilebilir. Osmanlıların Bursa civarına yerleşmeye başladıkları yıllarda kurulmuş 700 yıllık bir vakıf köyüdür. Köy tarihi dokusunu bu güne kadar korumuş ve Osmanlı erken döneminin kırsal sivil mimarisinin eşsiz örneklerini bağrında taşımaktadır.</p>
<p><strong>Büyükorhan </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 86 km. güneyindedir. 1987 yılında ilçe olmuştur. Bizans döneminde Atranos tekfurluğunun toprakları içinde yer alan bir bölgeydi. 1321&#8242;de Orhan Gazi tarafından Osmanlı hakimiyetine girdi. Fatihi Orhan Bey&#8217;e atfen üç obadan oluşan yerleşime Orhan-ı Kebir adı verilmiştir. Cumhuriyet döneminde Büyükorhan ismini almıştır.<br />
İlçenin ekonomik yaşamı tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. İlçenin yarısı ormanlık alandır. Tabii güzelliklerinden Görecik yaylası ilçeye 6 kilometre uzaklıktadır.</p>
<p><strong>Gemlik </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 30 kilometre kuzey-batısında aynı adlı körfezin kıyısında kurulmuştur. M.Ö. 1350 yılında Cius adlı bir Hellen komutan tarafından kurulduğu ve kentin kurucusunun adını aldığını tarihler kaydeder. Roma, Pers, İon, Bizans egemenligini yaşayan kent Osman Gazi tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.<br />
Anadolu içlerine yapılan seferlerde bir iskele görevi gören Gemlik, bu görevini ticari alanda da sürdürmektedir. Türkiye&#8217;nin en lezzetli sofralık zeytinin yetiştiği yerdir. Son yıllarda sanayisi de gelişmiştir. Gemlik&#8217;e bağlı Kurşunlu, Küçük Kumla, Büyük Kumla ve Karacaali yaz turizminin yoğun olarak yaşandığı kıyılardır.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar&#8217;ın doğduğu yer olan Umurbey Kasabası Gemlik&#8217;in kuzeyinde yer alır. Burada Celal Bayar&#8217;ın Anıtmezarı ve adına kurulmuş bir Müze bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Gürsu </strong></p>
<p>Bursa merkezine 12 kilometre uzaklıktaki Gürsu ilçesi, tarihi çınar ağaçları, Osmanlı evleri, tarihi Hamam ve camisi ile şirin bir ilçedir.</p>
<p><strong>İnegöl </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 45 kilometre güneydoğusunda yer alan İnegöl, Antik dönemde Ankedoma adıyla tanınmaktaydı. İlçedeki önemli tarihi eserler Osmanlı döneminden kalmadır. 1481 de Sadrazam İshak Paşa tarafından yaptırılan İshak Paşa Camii ve Külliyesi, Hamza Bey Camii, Yıldırım Camii (Cuma Camii), Kurşunlu Camii, Kurşunlu Han ve Ortaköy Kervansarayı İnegöl&#8217;deki tarihi eserlerdir. İnegöl&#8217;ün 13 kilometre batısında Sultan köyünde XIV. yüzyılda yaşamış Germiyanoğlu Geyik Baba ile Balım Sultan adına, Orhan Bey tarafından yaptırılmış Geyikli Baba Türbesi önemli bir ziyaret yeridir. Boğazova Yaylası, Arabaoturağı Yaylası, Alaçam Yaylası, tarihi çınarlar İnegöl&#8217;ün tabii güzellikleridir.<br />
Oylat Kaplıcaları</p>
<p>İnegöl&#8217;ün 27 kilometre güneyinde Uludağ eteklerindeki Oylat çam ağaçları arasında şifa kaynağı bir kaplıca ve mesire yeridir. Günübirlik olarak da büyük ilgi çeken bir tabiat köşesidir. Oylat Kaplıcaları özellikle Ağrılı sinir hastalıkları için bir şifa kaynağıdır. Kaplıca civarında Otel ve Motel gibi konaklama tesisleri bulunmaktadır.<br />
<strong>İznik </strong></p>
<p>ursa&#8217;nın 86 kilometre kuzeydoğusunda yer alan İznik İlçesi, aynı adla anılan gölün doğu kıyısında kurulmuştur. Çevresi zeytinlik, bağ ve bahçelerle çevrili olan İznik&#8217;in etrafı yaklaşık 5 kilometre uzunluğundaki surlarla çevrilmiştir. İlk çağda kurulan kentin ızgara planı aynen korunmaktadır.<br />
İznik sadece Bursa civarının değil bütün Marmara bölgesinin en önemli tarihi ve turistik yörelerindendir.</p>
<p>Roma, Bizans ve Erken Osmanlı dönemlerine ait çok sayıda eser, tarihsel kent dokusu içinde bugün de yaşamaktadır. İznik Hristiyanlık dünyasının önemli olaylarına sahne olmuştur. Senato Sarayında 325 yılında I. Konsil, 787 yılında İznik Ayasofya Kilisesi&#8217;nde 7. Konsil toplantıları yapılmıştır. 1331 yılında Osmanlı egemenliğine giren İznik, gerçek ününü XIV ve XVI. yüzyıl arası en parlak çağını yaşadığı çiniciliği ile yapmıştır. Bugün bütün dünya müzeleri İznik Çinilerini en kıymetli eser olarak ziyaretçilerine sunmaktadırlar.</p>
<p>İznik&#8217;te Roma döneminden kalma kent surları ve anıtsal Lefke ve İstanbul Kapıları, Tiyatro&#8217;su, Beştaş anıtı, Bizans döneminden kalma Ayasofya ve diğer kilise kalıntıları, Hipoje mezar odası, Osmanlı döneminden kalan Yeşil Cami ile çekici bir turistik merkez olmuştur. İznik Çinilerinin ünü bugün yerli atölyelerindeki sanatkarlarca sürdürülmektedir.</p>
<p><strong>Karacabey </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 65 Kilometre batısında yeralan Karacabey İlçesi, Antik Dönemde Mihalıç adı ile bilinmekteydi. Kentin MÖ. 2000&#8242;lerde Bitynliler veya Misiler tarafından kurulduğu sanılmaktadır. Kentin belli başlı tarihi eserleri Sultan I. Murad&#8217;ın yaptırdığı Ulu Cami, 1457 yılında Karaca Bey tarafından yaptırılan Karacabey Cami (İmaret Cami) ile Karacabey &#8211; Bursa yolu üzerinde ve Uluabat kıyısındaki Osmanlı dönemi yapısı Issız Han&#8217;dır.</p>
<p><strong>Bayramdere ayı koruma bölgesi </strong></p>
<p><strong>Ayvaini Mağarası </strong></p>
<p>Uluabat Gölü Bayramdere<br />
Karacabey&#8217;in Marmara Denizi sahilinde bulunan Yeniköy ve Bayramdere, geniş doğal kumsalları ile yaz turizmi için ideal tatil yöreleridir. Bayramdere yöresi dünyanın biricik ayı rehabilitasyon alanını bünyesinde barındırmaktadır. Sokaklarda çingenelerce oynatılan ayılar, bu işin devletçe yasaklanması üzerine, toplanarak Bayramdere rehabilitasyon alanına getirilmiştir. Burada, tabiatta uyumlu yaşamları için çalışmalar yapılmaktadır.</p>
<p><strong>Ayvaini Mağarası </strong></p>
<p>Uluabat Gölü&#8217;nün güney bölümünde yer alan Ayvaini Mağarası&#8217;nın iki girişi vardır. Birinci giriş Mustafakemalpaşa&#8217;ya bağlı Kazanpınar, diğer girişi yeraltı sularının yer üstüne çıktığı Nilüfer İlçesi&#8217;ne bağlı Ayvaköy&#8217;ü yakınında yer alır. Bursa&#8217;yı Mustafakemalpaşa&#8217;ya bağlayan eski yol mağara yakınından geçer. Hidrolojik olarak aktif bir mağaradır. İki girişi arasında 4 km mesafe vardır. Güney Marmara Bölgesi&#8217;nin en uzun mağarasıdır. Ayvaini Mağarası görünümleri ilginç ve büyüleyici damlataşlar (sarkıt, dikit, duvar damlataşları, sulu damlataş havuzları) ve göller ile kaplıdır. Gezi için rehber alınması gerekmektedir. Turistik gezilere açılması için çalışmalar sürdürülmektedir.</p>
<p><strong>Gölyazı Köyü (Apollonia) </strong></p>
<p>Bursa-Karacabey yolu üzerindeki Karacaoba köyünü geçtikten sonra, güney yönünde devam eden yolun 6. kilometresindedir. Gölyazı köyü Uluabat gölü kıyısında, Antik dönemde Apollonia adı ile tanınan bir yerdi. Yerleşim Bizans döneminde de devam etmiştir. Bugün bir balıkçı köyü görünümündeki köyde Antik dönemden kalan yapı parçaları ve Bizans döneminden kalan bir kilise kalıntısı bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Keles </strong></p>
<p>Uludağ&#8217;ın güney eteklerine kurulu olan Keles ilçesi, Bithynya, Roma, Bizans kalıntılarına sahiptir. XIV yüzyılda Osmanlı egemenliğine giımiştir. İlçenin en önemli tarihi yapısı Sultan Yıldırım Bayezıd&#8217;in oğlu Yakup Çelebi tarafından yaptırılan, cami, hamam ve Medrese&#8217;den oluşan Yakup Çelebi Külliyesi&#8217;dir.<br />
Keles&#8217;in Kocayayla mevkii kampçılık ve trekking için eşsiz bir doğa parçasıdır. Kocasu Irmağı rafting sporu için elverişli şartlara sahiptir.</p>
<p><strong>Kestel </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 12 kilfımetre doğusunda yer alan Kestel, Bursa ile hemen hemen birleşmiş gibidir. Kestel adı Roma Döneminde yapılan ve Kastel adı verilen kalesinden gelmektedir. Kale Bizans döneminde güçlendirilerek doğudan gelen akınlara karşı Bursa&#8217;yı koruyan bir öncü kuvvet yapısı olarak kullanılmıştır. 1306 yılında Osmanlı egemenliğine girmiştir. Kestel Şeyhülislam Mehmet Vani tarafından yaptırılan yapılarla gelişmiştir.<br />
Saitabat Şelalesi</p>
<p>Kestel İlçesinin Derekızık köyüne 3 kilometre uzaklıktadır. 30 metre yükseklikteki bir kanyonun içindedir. Yöre Güvercinlik Şelalesi olarak da tanınmaktadır. Şelale&#8217;nin civarında alabalık lokantaları bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Mudanya </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 25 kilometre Kuzeybatısında ve Marmara Denizi Kıyısında yer alan Mudanya, Bursa&#8217;nın iskelesi durumundadır. Mudanya, İonya&#8217;nın 12 büyük kentinden biri olan Kolofonlu Göçmenler tarafından MÖ.VII. yüzyılda kurulmuştur. Apameia Myrleia adlı bu antik kent bugünkü Hisarlık Tepe&#8217;de yer almaktaydı.<br />
Temiz havası ile yaz turizminin yoğun olarak yaşandığı Mudanya civarında en tanınmış günübirlik gezi yeri Çanaklıçeşmedir. Osmanlı evlerinin en güzelleri Mudanya&#8217;dadır. Bu evlerin en önemlisi Tahir Paşa Konağıdır.</p>
<p><strong>Mudanya Mütareke Evi Müzesi </strong></p>
<p>Türk Kurtuluş Savaşı&#8217;nın zaferle noktalandığını teyid eden antlaşma 11 Ekim 1922&#8242;de Mudanya&#8217;da bu evde imzalanmıştır. XIX. yüzyıl sonunda yapılmış bir Osmanlı evidir. İki katı ziyarete açıktır. İlk katta mütarekenin imzalandığı salon ve çalışma odaları, üst katta İsmet İnönü ile Asım Gündüz Paşa&#8217;nın yatak odaları bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Zeytinbağı (Tirilye) </strong></p>
<p>Mudanya&#8217;ya bağlı Zeytinbağı kasabası taı~ihi dokusunu günümüze kadar korumuş bir yerleşimdir. Bizans döneminden kalma kilisesi camiye çevrilmiştir. Haftasonu gezileri için tercih edilen şirin bir köşedir:</p>
<p><strong>Mustafakemalpaşa </strong></p>
<p>lkçağ&#8217;dan beri çeşitli yerleşimlere sahne olan ilçenin eski adı Kirmastı&#8217;dır. Yakınında Miletopolis ören yeri bulunmaktadır. Tarım ve Hayvancılık ağırlıklı bir ekonomik yapıya sahiptir. İlçe Merkezinde Lalaşahin Türbesi, Hamzabey Cami ve Türbesi, Şeyhmüftü Cami ve Türbesi yanısıra Dorak Hazineleri bölgesi, Kestelek Harabeleri ilgiye değer tarihi yerlerdir. Muradiyesarnıç köyü yakınlarındaki Suuçtu Şelalesi, Söğütalan bucağındaki Suçıktı mesiresi, Mustafakemalpaşa civarındaki eşsiz tabiat harikalarıdır.<br />
Miletopolis</p>
<p>Mustafakemalpaşa&#8217;nın Melde Bayırı adı verilen yöresinde kurulu olan kent, Roma ve Bizans döneminde yerleşim alanı olduğu buluntular yolu ile anlaşılmıştır. İmparator Hadrianus tarafından yaptırılan tapınak, Theodore Laskaris Sarayı ve Roma dönemi hamamı kentte tesbit edilen eserlerdir.</p>
<p><strong>Orhaneli </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 55 km güneyinde ve Uludağ eteklerindedir. Roma İmparatoru Hadrianus&#8217;un ava çıktığı bu yöre, onun tarafından yaptırılan bir tapınak, okul ve diğer yapılarla birlikte gelişmiş Hadrianopolis adını alan bir yerleşime dönüşmüştü. Bizans döneminde tekfurluk olan Adranos, Orhan Gazi tarafından 1321 tarihinde fethedilerek, Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı döneminde Beyce adlı bir kasabaydı. İlçenin ekonomisi tarıma dayanmaktadır. Orhaneli yakınlarındaki Çınarcık günübirlik bir turistik alandır ve tabii güzellikleri ile ünlüdür.</p>
<p><strong>Orhangazi </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 48 kilometre kuzeyinde ve Bursa-Yalova yolu üzerindedir. Osmanlıların yöreyi ele geçirdiği yıllarda Pazarköy adlı küçük bir alışveriş yeriydi. Orhan Gazi tarafından buraya yaptırılan büyük bir cami ile gelişmeye başlamıştır. Tarım ve sanayinin çok geliştiği bir ilçedir. Bursa&#8217;dan sonra sanayi açısından ikinci sırayı almaktadır. İznik gölünün batı kıyısında uzanan topraklarda, Keramet Kaplıcası&#8217;nın kliminotolojik etkisi ile dünyanın en lezzetli zeytinin yetiştiği yer olmuştur.</p>
<p><strong>Yenişehir </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 45 kilometre doğusunda yer alan Yenişehir antik çağda Neopolis olarak tanınıyordu. Osman Gazi döneminde Osmanlı topraklaıma katılan ilçe, Osman Gazi tarafından gazilerine kılıç hakkı adıyla yurtluk olarak verilmiştir. İskana açılan yerde kurulan kent Yenişehir adını almıştır. Osmanlı döneminden kalan zengin tarihi eserlere sahip Yenişehiı&#8217;de Osman Gazi&#8217;nin yaptırdığı saraydan arda kalan Saray Hamamı, I. Murat döneminden kalma Postinpuş Baba Zaviyesi; XIV.yüzyılda inşa edilen Voyvoda Camü (Çınarlı Camü), XVI.yüzyılda yapılmış olan Koca Sinan Paşa Külliyesi, Bali Bey Camü, Orhan Bey tarafından yaptırılan Ulu Camü, Süleyman Paşa Külliyesi, 1645&#8242;de Yenişehirli Deli Hüseyin Paşa&#8217;nın yaptırdığı Çifte Hamam, Yarhisar Köyü Orhan Camü ve Saat Kulesi görülmeye değer tarihi yapılardır.<br />
<strong><br />
Şemaki Evi Müzes</strong>i<br />
İran&#8217;ın Şemaki kasabasından Anadolu&#8217;ya gelerek Yenişehir&#8217;e yerleşen Şemaki Ailesi tarafından XVIII. yüzyılda yaptırılmıştır. Konak olarak adlandırılabilecek ev iki katlıdır. Zemin katta taşlık ve sağ Şemaki Eui Müzesi. tarafında mutfak ve kiler, sol tarafında iki oda yer alır. Mutfak duvarına bitişik ahşap merdivenle üst kata çıkılır. Burada eyvanlı bir sofa, sofaya açılan bir &#8220;başoda&#8221; ile biri küçük diğeri büyük iki oda daha yer alır. Bu odalarda görülen zengin kalem işi süslemeler XIX. yüzyılda yapılmıştır. Osmanlı sivil mimarisinin bu eşsiz örneği müze olarak halkın ziyaretine açılmıştır.</p>
<p>
<a href='http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/bursa2/' title='bursa2'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images//home/buzlu/public_html/images/2008/11/bursa2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="bursa2" title="bursa2" /></a>
<a href='http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/bursa3/' title='bursa3'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images//home/buzlu/public_html/images/2008/11/bursa3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="bursa3" title="bursa3" /></a>
<a href='http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/bursa4/' title='bursa4'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images//home/buzlu/public_html/images/2008/11/bursa4-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="bursa4" title="bursa4" /></a>
<a href='http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/bursa5/' title='bursa5'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images//home/buzlu/public_html/images/2008/11/bursa5-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="bursa5" title="bursa5" /></a>
<a href='http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/bursa-kalesi/' title='bursa-kalesi'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images//home/buzlu/public_html/images/2008/11/bursa-kalesi-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="bursa-kalesi" title="bursa-kalesi" /></a>
<a href='http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/bursa/' title='bursa'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images//home/buzlu/public_html/images/2008/11/bursa-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="bursa" title="bursa" /></a>

<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbursa-ve-tarihi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/&amp;text=Bursa ve Tarihi&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/&amp;t=Bursa ve Tarihi">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/&amp;title=Bursa ve Tarihi&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbursa-ve-tarihi%2F&name=buzlu.org&description=Bursa+ve+Tarihi" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ana kitap özeti (Maksim Gorki)</title>
		<link>http://www.buzlu.org/ana-kitap-ozeti-maksim-gorki/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/ana-kitap-ozeti-maksim-gorki/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Nov 2008 08:10:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ana]]></category>
		<category><![CDATA[Örgü]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Maksim Gorki]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Takı]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım ve Hayvancılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2291</guid>
		<description><![CDATA[a)Konu ve Tema Maksim Gorki’nin bu kitabında ana konu devrimci düşünce ve devrimci mücadele denebilir. Uyandırılmak istenen ana düşünce ise halkın kendi acılarına bakarak, nedenini inceleyerek biraz da cesaretle kendini savunabilecek onu ezenlere baş kaldırabilecek duruma gelebileceğidir. Bu düşünceyi aşılamak içinse bu yolda yoldaşlarıyla mücadele veren bir oğlu olan, kendine bir zarar gelmediği sürece (hatta [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/10/ana-maksim-gorki.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2292" title="ana-maksim-gorki" src="http://www.buzlu.org/images/2008/10/ana-maksim-gorki.jpg" alt="" width="250" height="250" /></a></p>
<p><strong>a)Konu ve Tema</strong><br />
Maksim Gorki’nin bu kitabında ana konu devrimci düşünce ve devrimci mücadele denebilir. Uyandırılmak istenen ana düşünce ise halkın kendi acılarına bakarak, nedenini inceleyerek biraz da cesaretle kendini savunabilecek onu ezenlere baş kaldırabilecek duruma gelebileceğidir. Bu düşünceyi aşılamak içinse bu yolda yoldaşlarıyla mücadele veren bir oğlu olan, kendine bir zarar gelmediği sürece (hatta bazen geldiğinde de) sesini çıkarmayan, hakkını arayamayan bir kadının, oğlunun ve çevresinin etkisiyle insanların acısını algılayan ve onları uyarmaya, uyandırmaya çalışan bir savaşçı haline gelmesi anlatılmaktadır.</p>
<p>&#8220;İnsan, onurlu bir kelimedir,&#8221; diyor Maksim Gorki, yalancı ve pasif bir insanlık adına insana acımak yerine; saygı duymak,onun yaşamı yeniden biçimlendirme yeteneğine inanmak, onu buna yönlendirmek gerektiğini vurguluyor. Gorki&#8217;ye göre insan çevresini değiştirirken kendisi de değişirse, kaderini halkın kaderiyle birleştirir, onların özgürlük ve mutluluk uğruna mücadelesine katılırsa, &#8216;dünyaya yeniden gelir&#8217; ve kelimenin en gerçek anlamıyla insan olur. Dünyanın birçok ülkesinde, milyonlarca insan için başucu kitabı olan ve sosyalizmin temel dayanaklarından biri olan Ana romanında bu tema en güçlü anlatımına kavuşmaktadır.<br />
<span id="more-2291"></span><br />
<strong>b)Mekan ve Çevre</strong><br />
Roman; Rusya’da, içinde bir fabrika barındıran, halkın vaktini çalışarak ve içki içerek geçirdiği bir kasabada başlar. Devamında ise ananın taşınmak zorunda kalmasıyla anaya korkutucu gelen, insanların birbirlerini daha belirgin olarak ezdikleri bir kent ve ağalık düzeninin hakim olduğu, insanların karşı geldikleri için dövüldükleri, yok edildikleri köyler romandaki olayların arka planını oluşturur.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Kişiler arası diyaloglar daha çok ananın veya çevresindeki insanların evlerinde ve bu gibi kapalı mekanlarda geçerken romanın akışını sağlayan tutuklanma gibi temel olaylar genelde gösterilerin yapıldığı açık mekanlarda gerçekleşmektedir.<br />
Not: Romanda yer kavramı açıkça verilmemiştir. Yer ismi olarak sadece Rusya kullanılmıştır.</p>
<p><strong>c)Zaman</strong><br />
Yazar romanda zaman tam olarak belirtmemiştir, ancak olayların 1905 Rus Devrimi zamanında gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Gorki bu romanında da diğer eserlerinde olduğu gibi sadece devrimden öncesini ele almıştır. Zaten Gorki’nin temel amacı devrimden sonra gelecek parlak günleri değil, devrim için nasıl bir ruh haliyle mücadele verilmesi gerektiğini göstermektir. Olayların oluşum süresi de tam olarak belli değildir.</p>
<p>Yalnız romanın akışından bir yada iki yıl kadar bir sürede gerçekleşen olayların anlatıldığını tahmin ediyorum.<br />
Gorki’nin bu romanında 1902 yılı işçi bayramında tutuklanan ve yargılanarak sürgün edilen gençlerin temel oluşturduğunu göz önüne alırsak devrimden sonra hala çok tehlikeli olan ortamda belki de zor durumda kalmamak veya kimseyi zan altında bırakmamak için kesin olarak yer ve zaman belirtmediği düşünülebilir.</p>
<p><strong>d)Olay Örgüsü</strong><br />
“Ana”, olay örgüsü bakımından Gorki’nin en çok eleştirildiği kitaplardan biridir. Bu eserinde Gorki’nin aynı dönemde yazdığı “Foma Gordayev” eserinde olduğu gibi, olaylardan ziyade kendi fikirlerini romandaki bazı karakterlere yükleyerek devrimcilerin nasıl davranmalarını gerektiğini anlatmaya, aşılamaya çalışmış ve gençleri sosyalizme kazandırmayı amaçlamıştır.</p>
<p>Olaylar basit ve sayıca azdır. Nilovna adında bir kadının sürekli içki içip karısını döven, çevresi tarafından fazla sevilmeyen kocasının ölümüyle başlar. Daha sonra Nilovna devrimci oğlu Pavel ve onun arkadaşlarıyla yaşamaya başlar. Oğlu fabrikadaki bir eyleme önderlik eder ve hapse girer. Çıktıktan sonraysa 1 mayıs gösterilerine katılır ve tekrar hapse girer. Uzun süre tutuklu kaldıktan sonra yargılanıp sürülür. Mahkemeden sonra Nilovna da yakalanır ve roman sona erer. Romanın başından itibaren ananın etrafındaki mücadelecilerden bazıları sürülüyor, yakalanıyor veya ölüyordu. Zaten romana olaylar değil diyaloglar ve ananın düşünceleri, yorumları hakimdir.<br />
Not: Romanın olay örgüsü daha detaylı olarak özet bölümünde incelenecektir.</p>
<p><strong>e)Kişi, Karakter ve Tipler<br />
Pelageya Nilovna Vlasova (Ana):</strong><br />
Romandaki ana kişilerden biri ve en önemlisidir. Roman boyunca olaylar ve diyaloglar onun etrafında gerçekleşmekte yazar onun fikirlerine, gözlemlerine birinci veya üçüncü tekil şahıs ağızdan yer vermektedir.<br />
Palegeya bir tiptir ve her tip gibi bazı belirgin özelliklere sahiptir. Bunlardan ona en çok hükmedenler (romanın sonlarında) davaya olan tutkusu, insanlara duyduğu sevgi ve onlardan gelen pozitif ve negatif enerjileri kolaylıkla algılamasıdır.</p>
<p>Bunların hepsinin üstünde ve onun karakterden çok bir tip olmasına neden olan özellik ise oğluna olan inanılmaz sevgisidir. Bu sevgi o kadar yoğundur ki etrafındaki herkesi ve her olayı buna bağlı değerlendirmesini, ne olursa olsun en üste her zaman oğlunu koymasını sağlıyordu. Ancak bu sevgi diğer özellikleriyle bir çatışma halinde değildir, tersine oğlunun da devrim yolunda çalışması nedeniyle onları destekler niteliktedir.</p>
<p>Başlangıçta Pelageya’nın kocası onu sürekli dövüyor, onu kendine hizmet etmesi için zorluyordu. O ise bu durumdan şikayetçi olmakla beraber kaderci bir tavırla hareket ediyor, tüm bunlar ona kendisinin çekmesi gereken acılarmış gibi geliyordu. Bunun ana sebebi çevresindekilerin de buna bir tepki vermemesiydi. Ana bu bölümde bir tipten çok karakter niteliklerine sahiptir.</p>
<p>Kısaca kitabı ananın karakteri bakımından ikiye ayırabiliriz. Birinci kısımda vurdumduymaz bir karakterken ikinci kısımda etrafına duyarlı, zeki ve sevgi ve eylem bakımından daha verici bir tip olur. Onda değişmeyen tek şey oğluna olan sevgisidir. İlginçtir ki bu, değişiminin temelini oluşturur.</p>
<p><strong>Pavel Vlasov</strong><br />
Pavel Vlasov Gorki’nin bu kitapta vurguladığı en önemli tiplerden biridir. Bu tiple, sosyalizm ruhu taşıyan gençlerin içlerinde duydukları istenci akıllı bir gerçekçilikle yontarak devrimcilerin takınması gereken tavrı göstermeye çalışmıştır. Pavel sert görünüşlü düşüncelerini etkileyici bir şekilde aktarabilen, dava uğruna herşeyinden hatta sevgilisi Aleksandra’dan (Saşa, Saşenka) bile vazgeçen bir tiptir. Pavel’in yandaşlarına ve düşmanlarına verdiği cevaplarda gerçekçilik ve mücadele hırsı kolayca anlaşılmaktadır.<br />
Gorki’nin yarattığı olan bu tip, kendine güveni yüksek gururlu kendini ve düşüncelerini karşısındaki ne kadar güçlü olursa ezdirmeyen onlara karşı dimdik ve edalı tavırlarla hareket eden bir kişiliğe sahiptir.</p>
<p>Öyle ki tutuklandığı sırada bile Pavel hiçbir şekilde askerlerin suyuna gitmez, onların acizliklerini, köleliklerini kendi yüzlerine vurur. Düşüncelerinin sağlam ve temelli olması ve buları iyi, etkileyici bir biçimde aktarabilme yeteneği beraberinde liderlik özelliğini de ortaya çıkarıyor. Pavel her girdiği ortamda saygı görür, en yaşlı ve bilgeler bile onu dinler, hapishanede ve dışarıda yandaşlarının istemeden de olsa lideri konumunu alır. Gurur, gerçekçilik ve liderlik Pavel tipini biçimlendiren en önemli özelliklerdir.</p>
<p>Pavel çevresine karşı o kadar ciddi ve gerçekçi bir tavır sergiler ki bazen annesinin şefkatini bile tersler ve onu kırar. Ancak kitabın ortalarına doğru Andrey’in onu uyarmasıyla annesinin değerini daha iyi anlar ve ona karşı daha sevgiyle yaklaşır. Bir bakıma, bu noktada Gorki bu sert, dirençli tipin mayasına şefkati de katarak ideal sosyalistini yaratır.<br />
<strong>Andrey (Sorgucu)</strong><br />
Pavel ve Ana’nın en yakın arkadaşı, yoldaşı olan Andrey romandaki son ana karakterdir. O da ana ve Pavel gibi, bir tiptir. Yine o da mücadeleci, sakin, etrafını iyi gözlemleyen ve akılcı bir kişiliğe sahiptir. Fakat onu Pavel’den ayıran en önemli özelliği gerçekçi olduğu kadar hayalci de olmasıdır. Öyle ki çoğu zaman gelecek güzel günleri düşünerek hayallere dalar ve davasından uzaklaşır. Bir başka önemli özelliği ise şefkat ve sevgisini açık açık gösterme isteğidir Pavel’e göreyse bu ancak mücadelenin sonunda yapılmalıdır. Pavelin bu düşüncesi nedeniyle her ikisi de sevgililerinden ayrı yaşamaktadırlar. Fakat, Andrey tipinin üzüntüsü daha belirgindir.</p>
<p>Bu romanın en ilginç yönlerinden biri diğer romanlarda olduğunun tersine iyi ve ana kişilerin tip olmasıdır. Birçok yazar insanların kötü özelliklerini göstermek ve insanların ana karakterleri daha yakın bulmaları için romanlarındaki kötü kişileri tip halinde, ana kişileri ise karakter halinde verir. Bu romanda ise tam tersine ana karakterler sağlam tipler iken onların yanında ve karşılarındaki kişiler insanların acıma, egoistlik, sevgi, güç arzusu gibi tüm insanlardaki özelliklere sahipler. Bundan ise Gorki’nin “Ana”yı, eleştirmek yerine yönlendirmek üzere yazdığı anlaşılmaktadır.</p>
<p><strong>f)Özet</strong><br />
Nilovna Rusya’nın bir kasabasında yaşayan bir işçi eşidir. Kocası onu evde sürekli kullanıyor ve oldukça sık döverdi. Kasabadaki diğer evlerdeki durum da pek farklı değildir. Kasabada kimse birbirine yakın değildir. Herkes birbirini nedensiz bir kinle izlemektedir. Kocasının ölümüyle Nilovna’nın tek yakını oğlu Pavel kalır. Pavel içki içmeyi dener, içki pek hoşuna gitmez. Sonraları ise kendini sosyalizme verir ve boş zamanlarında bol bol kitap okumaya, arkadaşları ile bazı toplantılara katılmaya başlar. Ana ise endişeli ve biraz da meraklı bir halde onları izlemektedir. Onu en çok endişelendiren onların Hıristiyanlık hakkındaki düşünceleri ve oğlunun yakalanma ihtimalidir. Önce onlarda kalmaya başlamış olan Andrey, sonraysa oğlu tutuklanır.</p>
<p>Oğlunun tutuklanmasındaki en büyük etken oğlunun fabrika müdürüyle yaptığı tartışma ve ortaya çıkan bildirilerdir. Oğlunun hapse girmesinden sonra bir arkadaşının tavsiyesiyle Nilovna fabrikada bir işe girer ve bildirileri içeri sokarak onların devamlılığını sağlar. Bu sıralarda Andrey de hapishaneden çıkar ve Ana’ya gizliden gizliye okuma yazma öğretmeye başlar. Bu sayede Ana’nın Andrey’e duyduğu sevgiyi ve güveni artar. Ayrıca Ana oğlunun kendine hiç söylemediği bazı yanlarını Andrey’den öğrenir. Oğlunun Saşa’yı sevdiğini fakat dava uğruna evlenemediğini öğrenmesi, özellikle bunu başka birinden duyması iyice moralini bozar.</p>
<p>Pavel hapisten çıktıktan sonra da evlerine yapılan baskınlar devam eder. İspiyoncu Isay’ın öldürülmesinden sonra daha da sıklaşır. Fakat herhangi bir tutuklama olmaz. Bu sırada, Pavel ve arkadaşları 1 Mayıs hazırlıklarına devam etmektedirler. Ana, Pavel’in işçi bayramında bayrağı taşıyacağını öğrenir bu ise Pavel’in tutuklanıp kürek yada sürgün cezasına çarptırılacağı anlamına gelmektedir.</p>
<p>Ana daha bilinçli olmasına rağmen, Pavel’in bu inadını saçma bulmaktadır. Ama oğlunu vazgeçiremeyeceğinin farkındadır. 1 Mayıs’ta bildirilerin de etkisiyle herkes sokaklara dökülür ve yürüyüşe geçerler. Askerle karşılaşılınca ise grupta Pavel, Andrey ve birkaç yoldaş kalır. Askerler onları yaka paça yakalayıp hapsederler.<br />
Kendisi için en iyisinin kente gitmek olduğuna karar verilir. Kentte, Nikolay isminde bir gencin yanında kalmaya başlar. Fakat eskisi gibi boş boş evde oturmak değil, fabrikada olduğu gibi dava için, oğlu için bir şeyler yapmak istemektedir. Oğlunun arkadaşı olan Rıbin isimli birinin kasabadayken köylere gidip onları uyaracağı bilinmektedir. Rıbin efendi takımına büyük kin duymaktadır.</p>
<p>Pavel ve Andrey ise devrimin kansız bir şekilde yapılması taraftarıdırlar ve Rıbin’in halkı isyana sürükleyeceğini düşünmektedirler. Pavel ve arkadaşları hem bu kini kıracak hem de insanları, ezenlere karşı uyaracak bildiriler yayınlamayı planlarlar. Ana görevi üzerine alır. Köylere giderek, Rıbin’e kitap ve bildiri taşımaya başlar. Bu sayede dağıtımda Rıbin’den de faydalanmış olurlar. Ana Rıbin’in insanın sinirini bozan sözlerini sevmemekle beraber onun insanların acılarını gördüğünü ve halk için çalıştığının farkındadır.</p>
<p>Bu gezilerden birinde köyde çalıştığı fabrika tarafından adeta kanı emilmiş hasta bir gençle tanışır. Bu gencin anlattıkları henüz kafasında canlandıramadığı sömürülmenin canlı kanıtıdır, artık kendini işine daha fazla vermeye başlar. Bu, Nilovna’nın gördüğü burjuvazi tarafından çürütülmüş ilk kişiydi. Daha sonraları sürekli evlerine gelen bir yoldaşın zatüreye yenik düşmesine, bir başkasının kafasının kılıç kabzasıyla acımasızca ezilmesine şahit olur. Köye gittiği günlerden birindeyse Rıbin’in polislerce acımasızca dövüldüğünü görür. Bu tecrübelerin etkisiyle burjuvazinin gücünün yine halktan geldiğini, halkı halka kırdırarak insanları korkuttuğunu fark eder.</p>
<p>Bu kafasındaki, halkı bilinçlendirmenin bir çözüm olabileceği düşüncesini güçlendirmektedir. Ayrıca bu tür tecrübeler kazanması ve inancının artması, kendine güvenilir ve içten konuşmalar yapabilmesine yardımcı olur. İnsanların kendisini dinlemeye başlaması ve onları etkileyebildiğini görmek Nilovna’nın çok hoşuna gider.</p>
<p>Mahkeme günü gelir. Ana; mahkemeden çok korkmakta savcının ve yargıcın, sorgulayıcı ve aşağılayıcı sorular sorup oğluna hakaret edeceği fikrini bir türlü kafasından atamamaktadır. Mahkeme ananın düşündüğü şekilde gitmez. İlk bölümde savcı yalnızca onları bazı yüzeysel laflar kullanarak suçlar. Ana Oğlu ve arkadaşlarının ise pek korkmadıklarını kolayca anlar. Oğlu Rusya’da büyümekte olan kapitalist düzenden ve insanların sömürülmesini konu alan etkileyici bir konuşma yapar, fakat yargıç tarafından susturulur.</p>
<p>Diğerleri ise mahkemeyi tanımayarak ifade vermeyeceklerini söylerler. Hepsine sürgün cezası verilir. Ana bu karara sevinir. Çünkü ona, oğlunun sürgünün ilk yıllarında kolayca kaçabileceği söylenmiştir. Mahkemeden sonra arkadaşları Pavel’in konuşmasının basılmasına ve dağıtılmasına karar verirler. İtirazlara karşın, Nilovna oğlunun konuşmasının dağıtımını üstlenir.</p>
<p>Köye giderken trende bir hafiyenin peşinde olduğunu fark eder. Hafiyenin üzerine yürümesiyle bağıra bağıra insanların acılarını ve sistemin aşağılık yanlarını anlatmaya başlar. Bir yandan da oğlunun konuşmalarını etrafındaki aç beyinlere dağıtmaktadır. Sonunda kan revan için tekmelerle tokatlarla tutuklanır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>g)İleti</strong><br />
Romandaki ana ileti, romandaki tiplerin kişiliklerinde saklıdır. Bunlardan birincisi ve temel olanı ana karakterinde işlenmiştir. Buna göre insanlar seviyeleri ne olursa olsun biraz ilgiyle ve bilinçle kendi durumlarını değerlendirebilen, kendini ve sevdiklerini savunabilen birer vatandaş haline gelebilirler.</p>
<p>Romanda anayı uykusundan uyandıran oğluna ve insanlara karşı duyduğu sevgidir. Gorki’ye göre devrimcilerin insanları bilinçlendirerek kendi yanlarına çekmek için sadece onların ilgilerini çekmeleri ve onların egolarını kendi sevgileriyle törpülemeleri gerekmektedir. Çünkü her insanın içinde bir adalet duygusu vardır, önemli olan onun insana egemen olmasını sağlamaktır.</p>
<p>Romandaki bir diğer ileti ise daha önce belirtildiği üzere Pavel tipinde gizlidir. Buna göre bir devrimci asla boyun eğmemeli, karşısının gücü karşısında zayıflamamalı, tam tersine haklı mücadelesini göğsünü gere gere anlatmalıdır. Gerçekleri en çıplak haliyle algılayıp onları etkileyici bir üslupla halka anlatıp insanları aydınlatmalıdır. Mücadelesindeki ciddi tavır ise şefkat gibi insancıl duygularını asla bastırmamalı kendine sevgi gösterenlere aynı şekilde cevap vermelidir.</p>
<p>Ayrıca Andrey’in açıkça belirttiği gibi birey olarak kimseyi suçlamamalı kullananları, kullanılanları ayırt edebilmelidir. Romandaki iletiler sadece direnenler için değildir. Gorki, para ve güç sahiplerinin sadece malları için yaşadıklarını vurgular. Böyle bir yaşamın bir kısır döngü olduğunu, asla mutluluk getirmeyeceğini ve asıl mutluluğun insana sevmekle, sevilmekle, paylaşmakla geleceğini söyler.</p>
<p><strong>h)Tür</strong><br />
Romanın teması, iletisi ve anlatılış biçimine bakarak bu romanın gerçekçi roman ve toplumcu roman türlerine girdiği söylenebilir. Yazar, romanında toplumun her kesimine daha iyi şartlarda yaşayan bir toplum oluşturma amacıyla sesleniyor.</p>
<p><strong>2.Metnin Biçimine Yönelik İnceleme<br />
a)Dil</strong><br />
Romanın dili üzerine yapılan inceleme okunurken romanın Türkçe’ye çevirisinin incelendiği göz önünde tutulmalıdır. Ayrıca Rusça’daki bazı anlatımlar değerlendirilerek, çevirisindeki aktarım hatalarına da yer verilecektir.</p>
<p>Yazar romanında genel olarak yalın bir dile yer vermiştir. Romandaki ilginç anlatıcı seçimi nedeniyle dilin karmaşıklaşmasına pek izin verilmemiştir. Çünkü roman Ana’nın gözüyle olmasa bile onun düşünceleri çevresinde anlatılmıştır. Diyaloglar karmaşıklaşmaya başladığında “yine Ana’nın anlayamadığı cümleler kullanmaya başladılar” gibi bağlaç cümleler kurularak bu bölümler sonlandırılmıştır.</p>
<p>Bazı yerlerde ise Andrey ve Pavel arasındaki diyaloglar kesilmemiş, okuyucuya aktarılmıştır. Bu gibi kısımlar ise hem içerik hem yapı bakımından oldukça karmaşıktır. Çeviride argo kullanılmamaya dikkat edilmiş özellikle bu tür konuşmalar “ağır bir küfür savurdu” gibi tümcelerle ifade edilmiştir. Bazı bölümlerde, özellikle subayların ve köylülerin konuşmalarında argo ifadeler, çok olmamakla beraber, yer almaktadır.</p>
<p>Çeviride az da olsa anlatım bozuklukları var. Anlatım bozukluklarının temelini ise tamlama uyumsuzlukları ve yanlış kelime kullanımı oluşturmaktadır. Ayrıca çevirirken bazı cümlelerin kelime ve yapı bakımından olmasa da hissettirdikleri bakımından anlatım hataları içermektedir. Bunlardan en önemlisi ise kullanılan “-cik”, “-cık” ekleridir.</p>
<p>Rusça’da konuşanın anlatımına sevgisini katmak, objenin küçüklüğünü vurgulamak veya acıma duygusunu göstermek için kullandığı bu ekler Türkçe’ye çevrildiğinde bazen yerine otururken bazense ( özellikle ciddi konuşmalarda) yüklediği şirinlik anlamı nedeniyle cümlelerin ciddiyetini bozmuş, kullanımını anlamsız bir hale sokmuştur. Örneğin “semavercik” Rusça’da küçük semaver anlamındayken kullanımların çoğunda anlatıma çocukça bir sevinç katmıştır.</p>
<p><strong>b)Anlatım Öğeleri</strong><br />
Romanda olaylar anlatılırken zamana bağlı kalınmış, ileri ve geri atlamalar yapılmamıştır. Bu nedenle anlatımda öykülenmenin kullanıldığı söylenebilir. Yazar detaylara çok önem vermiş ve görünenlerin çoğunu betimlemeye çalışmıştır. Bunu yaparken de Nilovna’nın gözlem yeteneğinden yararlanmış her şeyi onun gözünden fakat üçüncü kişinin ağzından betimlemiştir.</p>
<p>Ancak betimlemelerin ve öykülemenin daha çok arka planda kaldığı söylenebilir. Asıl ağırlık diyaloglar ve Ana’nın bilinç akışındadır. Diyaloglar o kadar yoğundur ki ana neredeyse hiç yalnız bırakılmamıştır. Ana’nın aklından geçenlerse sürekli verilerek bir bakıma olayların yorumlanmasına yardımcı olunmuş romanda okuyucunun unutmuş olabileceği bazı gerçekler hatırlatılmaya çalışılmıştır.</p>
<p>Nilovna hariç karakterlerin anlatılmasında kıyafet, mimik gibi dış görünüşün yanında Ana’nın onlar hakkındaki yorumları ve diyaloglar kullanılmıştır. Bu diyaloglarda karakterlerle ilgili bilgilere konuşanların düşünceleriyle doğrudan ulaşırken, konuşmacıların diğerleri hakkında düşündüklerinin ve diğerleriyle paylaştıkları tecrübelerin anlatılmasıyla dolaylı olarak ulaşabiliriz.</p>
<p>Bu karakterlerin çözümlemelerine neredeyse hiç yer verilmemiştir. Çözümlemeler, sadece “kimse onu sevmezdi” gibi genellemelerde ve romanın başında henüz olaylar ananın etrafında gözlemlenmeden önce kullanılmıştır. Nilovna karakteri anlatılırken ise doğrudan çözümleme yoluna gidilmiş onun tüm düşünceleri açıkça ortaya koyulmuştur. Fakat romanda diyaloglar o kadar yoğundur ki ana çoğu zaman düşüncelerini bir çözümlemeye gerek kalmadan söyler.</p>
<p><strong>c)Anlatıcı</strong><br />
Kitabın başlarında olaylar herhangi bir kişiden bağımsız üçüncü tekil kişi tarafından anlatılmaktadır. Sonraları ise değişim anlatıcı biçiminde değil anlatılan alanın genişliğinde olmuştur. Yazar ilginç olarak olayları bir kişinin gözünden anlatmaktadır, fakat sözünden değil. Yani yalnızca Ana’nın çözümlemelerini sürekli olarak verir, onun etrafında olan olayları diyalogları anlatır, fakat anlatıcı tipi olarak 1. tekil kişi’yi kullanır. Bu sayede kendini onun içine hapsetmez. Olaylara ise genelde sadece Nilovna’nın bakış açısından bakar. Bu sayede ana kahramanı çok iyi bir şekilde anlatırken, başkalarının düşüncelerine yer vermesi gerektiği zaman yöntemini ustaca kullanmaktadır. Bu da ona karakterlerini anlatmakta çok büyük avantajlar sağlar.</p>
<p><strong>d)Tür Kimliği</strong><br />
Yazar eserin roman kimliğinin yanında anlatımı güçlendirmek için diğer türlerin bazı özelliklerini de kullanıyor. Örneğin anılarda olduğu gibi hikaye ve öznel düşünce anlatımı, makalelerdeki ikna etme çabası&#8230;</p>
<p><strong>3.Biçim</strong><br />
Gorki üslup olarak kendi döneminin yazarlarından oldukça farklıdır. Bunun ana sebebi ise Gorki’nin halkı sosyalizm ve efendilerin yaptığı haksızlıklar hakkında bilgilendirmek gibi önemli bir amacı olmasıydı. Diğer yazarlar hayal güçlerine dayanan gerçekçiliği şüpheli romanlar yazıyor, kahramanları bağımsız konuşuyorken Gorki kahramanlarına daha hakim bir biçemle yazıyordu. Gorki’nin çoğu eserinde olduğu gibi Ana’da da konuşmacılar birbirlerinin bildikleri düşüncelerini söylüyor ancak bunu sanki karşısındakine değil okuyucuya anlatırmış gibi konuşuyor.<br />
Gorki son derece basit, sade bir dil kullanmıştır. Bu özelliğiyle birçok sosyalist yazarın önüne geçer ve halka daha kolay bir biçimde seslenir. Bu sebeple, çoğu tarihçi ve sosyoloğa göre Rusya’daki Ekim Devrimi’nin yazı alanında önderliğine yol açar ve bu konuda adı diğer yazarlardan daha sık anılır.</p>
<p><strong>4.Yazar Hakkında</strong><br />
Maksim Gorki, asıl adıyla Aleksey Maksimoviç Peşkov, 1868 yılında Nijni Novgorod’da (şu an Gorki Kenti olarak biliniyor.) doğdu. Rusça’da acı anlamına gelen “Gorki” takma adını doğumundan itibaren tüm yaşamı boyunca katlanmak zorunda olduğu acılarla onlarla savaşarak bütünleştiği için almıştır.</p>
<p>Gorki babasının ölümünden birkaç yıl sonra henüz 10 yaşındayken çalışması için sokağa konmuştur. Bu günlerini anlatan “çocukluğum” ve “ekmeğimi kazanırken” adlı eserlerinde insanların acılarını anlatırken bunlara alışık fakat düzeni değiştirmeye çalışan bir insanın dünyasını yazıya döker. Yazın tekniği açısından da oldukça basittir bu kitaplar çünkü Gorki kendini anlatmaktadır.</p>
<p>Gorki’nin hayatındaki en önemli dönemeç yamak olarak çalıştığı geminin aşçısı aydın bir emekçiydi. Gorki onun yanında hiç durmaksızın Jack London’un Martin Eden’i kadar kitaba, bilgiye aç bir şekilde okumaya başladı. Sonraları Narodizmin gruplarında yer aldı. Yaptığı çalışmalar nedeniyle yirmi yaşında tutuklandı. Serbest bırakıldıktan sonra yazdığı kısa öykülerde romantizm ile19.yy’ın gerçekçiliğinin en olumlu geleneklerini birleştirerek yeni bir çizgi yaratmıştır. Toplumsal işleyişin dışladığı insanları konu aldığı bu öykülerde doğallığın ve sıcaklığın görünür bir şekilde kaynaşması dünya edebiyatı için bir yeniliktir. Fakat Gorki’nin bu yıllardaki, bu konulardaki kahramanları daha çok bireysel başkaldırma niteliğindeydi ve genelde trajikti.</p>
<p>Gorki sosyalist gerçekliği iki yüzyılın kesişme noktasında ilk romanları ve oyunlarıyla biçimlendirmeye başladı. Tarihsel bir kesit içinde Rus kapitalizminin gelişim yollarını ve genel kişiliklerini yansıtmaya başladı. Gorki ilk eserlerinden itibaren şöhreti yakalayan ender yazarlardandır. Ona şöhreti getirense ilk hikayesi olan Makar Çudra’dır. Daha sonra yazdığı Ana ve Düşmanlar isimli eserleri sosyalist gerçekçiliğinin klasik romanları haline geldiler.</p>
<p>1917 devriminden sonraysa sosyalist kültürün kuruluşunda önemli rol oynadı. Gorki eserlerine portreleriyle devam etti. Bunların Gorki’nin yaratıcılığında başlı başına bir yeri vardır. Tolstoy’dan Korolenko’ya birçok insanın portresini yazmıştır. Gorki devrimden sonraki Rusya’nın en gözde yazarlarından biriydi. 1936’da edebi yaratıcılığının ve devrimci kavganın zirvesinde öldü.<br />
En önemli eserleri : Eskizler ve Öyküler, Makar Çudra, Üçler, Foma Gordeyev, Dipte, Küçük burjuvalar, Güneş çocukları, Ana, Düşmanlar, Çocukluğum, Benim üniversitelerim.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fana-kitap-ozeti-maksim-gorki%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/ana-kitap-ozeti-maksim-gorki/&amp;text=Ana kitap özeti (Maksim Gorki)&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/ana-kitap-ozeti-maksim-gorki/&amp;t=Ana kitap özeti (Maksim Gorki)">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/ana-kitap-ozeti-maksim-gorki/&amp;title=Ana kitap özeti (Maksim Gorki)&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fana-kitap-ozeti-maksim-gorki%2F&name=buzlu.org&description=Ana+kitap+%C3%B6zeti+%28Maksim+Gorki%29" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/ana-kitap-ozeti-maksim-gorki/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/ana-kitap-ozeti-maksim-gorki/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/ana-kitap-ozeti-maksim-gorki/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/ana-kitap-ozeti-maksim-gorki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Teknoloji ve Tasarım Nedir ?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/teknoloji-ve-tasarim-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/teknoloji-ve-tasarim-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2008 07:29:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Örgü]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[Neden,Niçin,Nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji ve Tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Teoriler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2221</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde teknoloji; temel ve uygulamalı bilimlerin verilerinin yaratıcı süreçler içerisinde üretime dönüştürülmesini, kullanımını ve toplumsal etkilerinin çözümlenmesini kapsayan bir süreç olarak tanımlanmaktadır. Bu yaklaşım, teknolojinin toplumsal her türlü etkinliğin içinde bir süreç olarak yer aldığı gerçeğini vurgular. Teknoloji, insan hayatının kalitesini artırmak amacıyla yaratıcılık ve zekânın; bilim, sanat, mühendislik, ekonomi ve sosyal çalışmayla oluşturulan bir [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/10/teknoloji-ve-tasarim.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2222" title="teknoloji-ve-tasarim" src="http://www.buzlu.org/images/2008/10/teknoloji-ve-tasarim-300x281.jpg" alt="" width="300" height="281" /></a></p>
<p>Günümüzde teknoloji; temel ve uygulamalı bilimlerin verilerinin yaratıcı süreçler içerisinde üretime dönüştürülmesini, kullanımını ve toplumsal etkilerinin çözümlenmesini kapsayan bir süreç olarak tanımlanmaktadır.</p>
<p>Bu yaklaşım, teknolojinin toplumsal her türlü etkinliğin içinde bir süreç olarak yer aldığı gerçeğini vurgular. Teknoloji, insan hayatının kalitesini artırmak amacıyla yaratıcılık ve zekânın; bilim, sanat, mühendislik, ekonomi ve sosyal çalışmayla oluşturulan bir bireşimidir. Herhangi bir şeyi daha iyi, daha hızlı, daha kolay, daha ekonomik ve daha verimli yapma girişimidir.<br />
<span id="more-2221"></span><br />
Tasarım, zihinde canlandırılan biçimdir. Bu tanımlamada zihinsel süreçlerin kullanımı ön plana çıkmaktadır. Farklılıkları bulma, hayal kurma, sorgulama, yaratıcı düşünme, eleştirel düşünme, akıl yürütme gibi üst düzey zihinsel süreçlerin tasarım yapmada önemli bir yeri vardır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Teknoloji ve tasarım ürün geliştirme sürecine yönelik olduğundan ve insan hayatını doğrudan etkilediğinden birlikte ele alınmalıdır. Teknoloji ve tasarım birbirini doğrudan etkileyen kavramlardır. İkisi arasındaki ilişki özne ile nesne arasındaki ilişki gibidir. Bu ilişkide öncelikli zihinsel süreç olarak yaratıcılık, karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Teknoloji ve tasarım ilişkisinin geliştirilmesi bireyin yaratıcılık düzeyinin geliştirilmesi ile mümkün olabilir. Yaratıcılığın geliştirilebilmesi dış uyarılara açık ve alıcı olmakla birlikte duygu, istek, hayal gücü ve iç tepkilerinin de bilincinde olmasını gerektirmektedir (Çellek T. 2003).</p>
<p>Teknoloji ve Tasarım dersinin verileceği yaş grubunun en önemli özelliği, gruba ait olma ve grup üyeleri içinde etkili olma isteğidir. Bu durum yaratıcılığı engelleyen bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak uygun şekilde motivasyonun sağlanması, grup dinamiğinin, hayal gücünün ve iş birliğinin geliştirilmesi ve bunu sağlayacak öğretim süreçlerinin kullanılması bu durumu olumlu hâle dönüştürür.<br />
<strong><br />
Teknoloji Nedir?</strong></p>
<p>Aşağıda teknolojinin ne olduğunu tam karşılamaya çalışan bazı tanımlar yer almaktadır; bazıları bu tanımlamaları özellikle eğitim açısından ele almaktadır.</p>
<p><strong>1.</strong> Teknoloji, insanın bilimi kullanarak doğaya üstünlük kurmak için tasarladığı rasyonel bir disiplindir (Simon, 1983, s.173 ).</p>
<p><strong>2.</strong> Teknoloji somut ve deneysel anlamda temel olarak teknik yönden yeterli küçük bir grubun örgütlü bir hiyerarşi yardımıyla bütünün geri kalanı (insanlar, olaylar, makineler vb. ) üzerinde denetimi sağlamasıdır (McDermott, 1981, s.142 ).</p>
<p><strong>3. </strong>Öğretim teknolojileri tarihi konusunda önemli bir isim olan Paul Saetller teknolojiyi şöyle tanımlamaktadır: &#8220;Teknoloji (Latince texere fiilinden türetilmiştir; örmek, oluşturmak (construct ) anlamına gelir ) birçoklarının düşündüğü gibi makine kullanmak değildir. Teknoloji, bilimin uygulamalı bir sanat dalı haline dönüşmesidir. Uygulamalı sanat terimi Fransız sosyolog Jackques Ellul tarafından kullanılmış ve kısaca technique olarak isimlendirilmiştir.</p>
<p>O, teknolojiyi bir technique uyarınca yapılmış bir makine olarak görmüş ve bu technique&#8217;nin ancak küçük bir bölümünün makine tarafından ifade edilebildiğinden bahsetmiştir. Belirli bir teknik sayesinde sadece makinenin değil, bu makineye ait öğretimsel uygulamalarında gerçekleştirilebileceğinden söz etmiştir. Sonuç olarak davranış bilimi ile öğretim teknolojileri arasındaki ilişki, doğal bilimlerle mühendislik teknolojisi arasındaki ya da biyoloji ile sağlık teknolojisi arasındaki ilişkiyle benzer hatta aynıdır&#8221; (Saettler, 1968, ss. 5-6 ).</p>
<p><strong>4.</strong> Ünlü bir eğitim teknoloğu olan James Finn teknolojiyi tanımlarken şöyle demektedir: &#8220;Makine kullanımının yanı sıra teknoloji, sistemler, işlemler, yönetim ve kontrol mekanizmalarıyla hem insandan hem de eşyadan kaynaklanan sorunlara, bu sorunların zorluk derecesine, teknik çözüm olasılıklarına, ve ekonomik değerlerine uygun çözüm üretebilmek için bir bakış açısıdır&#8221; (Finn, 1960, s.10 ).</p>
<p><strong>5.</strong> Bilim ve teknolojinin farklılığını belirtmek için ilk nükleer denizaltıyı yapan ve serbest bir eğitim eleştirmeni olan Amiral Hyman Rickover şöyle söylüyor: &#8220;Bilim ve teknoloji birbirine karıştırılmamalıdır. Bilim doğadaki görüngülerin (fenomenlerin ) gözlenerek, zaten var olan doğru ve gerçeklerin ortaya çıkarılması ve bu gözlemler sonucunda elde edilen verilerin düzenlenerek gerçeklerin ve bunlar arasındaki ilişkilerin ortaya konulduğu teorilerin oluşturulmasıdır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Teknoloji asla bilim için bir otorite olamaz. Teknoloji insan aklını ve vücudunu güçlendirmek, üstün kılmak için geliştirilecek aletler, teknikler, ve yöntemler üzerinde durur. Bilimsel yöntem insan faktörünün tamamen dışlanmasını gerektirir, şöyle ki; gerçeği arayan kimse, kendinin ya da diğer insanların hoşlanacağı veya sevmeyeceği şeylerle, popülist değerlerle ve herhangi bir çıkar uğruna çalışmaz. Diğer yandan teknoloji fikir (bilim ) değil de hareket olduğundan, eğer insani değerler göz ardı edilirse tamamıyla tehlikeli bir sonuca da yol açabilir (Knezevich &amp; Eye, 1970, s.17 ).</p>
<p><strong>Tasarım Nedir?</strong></p>
<p>Kelime kök olarak ; “Tasar” kelimesinden türer açılımı düşünmek planlamak anlamında. ‘tasarlamak’ ,</p>
<p>‘tasarım’ ; fikri şekil olarak ortaya sunma anlamında<br />
- dış kaynaklarda geçen tanımı ise -<br />
Design sözcüğü Latince kökenli &#8216;designare&#8217;den türemiştir; anlamı &#8216;bir şeye işaret etmektir&#8217;.</p>
<p>Etimolojik anlamda, uzakta olan bir şey işaret edilebilir; piktoral anlamda &#8216;de-sign&#8217; birden fazla şeyin olduğu ortamda, yalnızca tek bir şeyi işaret edebilir.</p>
<p>Ruhani anlamda ise &#8216;aklın gözü&#8217; betimlemesiyle; sözcüğün yoğun bir arınmadan geçtiği hissedilir.</p>
<p>Tasarlamak sözcüğü ile de; işaretlemek, iz bırakmak, not etmek, altını çizmek, damga vurmak, özgün olmak, biricik ve tek olmak, belirginleştirmek, ayrıştırmak eylemleri vurgulanıyor.</p>
<p><strong>Tasarımdaki düşünce?</strong></p>
<p>Tasarımı kullanım ihtiyaçlarına göre bir şeyin Kullanılabilirliğin artması için yapılan şekillendirme öngörüsü sunumudur</p>
<p>- endüstriyel tasarım ve<br />
- kişiye özel tasarım olarak, 2 ana kategoriye ayrılır.<br />
Kişiye özel tasarım özel ihtiyaçlara göre tasarım dır Tasarımın Fiziksel işlevselliğin yanı sıra Ürün kullanıcısının özel ihtiyaçlarına göre değişkenlik gösterir</p>
<p>Özel tasarımlar özellikle kullanıcısının sosyolojik ve psikolojik isteklerine göre değişkenlik arz eder . özel tasarımda ana fikir O ürünün o kişiye özel olması ve başkalarına göre uygunluk arz etmemesi bu alışıla gelmişin dışında farklı ama kullanıcısı için Gayet doğal kabul görmesi gibidir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fteknoloji-ve-tasarim-nedir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/teknoloji-ve-tasarim-nedir/&amp;text=Teknoloji ve Tasarım Nedir ?&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/teknoloji-ve-tasarim-nedir/&amp;t=Teknoloji ve Tasarım Nedir ?">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/teknoloji-ve-tasarim-nedir/&amp;title=Teknoloji ve Tasarım Nedir ?&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fteknoloji-ve-tasarim-nedir%2F&name=buzlu.org&description=Teknoloji+ve+Tasar%C4%B1m+Nedir+%3F" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/teknoloji-ve-tasarim-nedir/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/teknoloji-ve-tasarim-nedir/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/teknoloji-ve-tasarim-nedir/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/teknoloji-ve-tasarim-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

