<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>buzlu.org &#187; niçin</title>
	<atom:link href="http://www.buzlu.org/benzer/nicin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buzlu.org</link>
	<description>bilgi mi aradın, doğru yerdesin...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Sep 2010 14:51:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Triger kayışı nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/triger-kayisi-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/triger-kayisi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Aug 2010 19:54:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Otomobil ve Modelleri]]></category>
		<category><![CDATA[araba motorları]]></category>
		<category><![CDATA[ekipmanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[kanunları]]></category>
		<category><![CDATA[kim buldu]]></category>
		<category><![CDATA[motor parçaları]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl çalışır]]></category>
		<category><![CDATA[ne işe yarar]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[Triger kayışı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4793</guid>
		<description><![CDATA[Triger kayışı, Motorlarda silindir kapağı içerisinde bulunan egzoz ve emme subaplarını hareket ettiren eksantrik (kam) mili ile krank mili üzerinde bulunan volan dişlisini birbirine bağlayan parçadır. Triger kayışı yapımında cam elyaf maddesi kullanılarak sağlamlığı arttırılmıştır. Yaklaşık olarak 1.5 ton yük taşıma kapasitesine sahiptir. Ancak buna rağmen sürekli metal dişlilere sürtündüğünden aşınıp kopabilmektedir. Bu yüzden ortalama [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/08/Triger-kayışı.jpg"><img class="size-full wp-image-4794 aligncenter" title="Triger kayışı" src="http://www.buzlu.org/images/2010/08/Triger-kayışı.jpg" alt="" width="286" height="205" /></a></p>
<p>Triger kayışı, Motorlarda silindir kapağı içerisinde bulunan egzoz ve emme subaplarını hareket ettiren eksantrik (kam) mili ile krank mili üzerinde bulunan volan dişlisini birbirine bağlayan parçadır. Triger kayışı yapımında cam elyaf maddesi kullanılarak sağlamlığı arttırılmıştır.</p>
<p>Yaklaşık olarak 1.5 ton yük taşıma kapasitesine sahiptir. Ancak buna rağmen sürekli metal dişlilere sürtündüğünden aşınıp kopabilmektedir. Bu yüzden ortalama 40.000 ila 60.000 km arasında değiştirilmesi gerekir.<span id="more-4793"></span><br />

<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5730539218345014";
/* 336x280 */
google_ad_slot = "1548689103";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>

<br />

<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5730539218345014";
/* 336x280 */
google_ad_slot = "1548689103";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>

</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/triger-kayisi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuşların kanatları neden su geçirmez?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/kuslarin-kanatlari-neden-su-gecirmez/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/kuslarin-kanatlari-neden-su-gecirmez/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Jul 2010 18:49:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayvanlar alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Neden,Niçin,Nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[hayvanların özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[kuşların kanatları]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[su geçirmez]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4732</guid>
		<description><![CDATA[Kuşun karnındaki tüylerle, kanat ve kuyruk tüyleri birbirinin aynı değildir.Kuyruk tüylerinin altında salgı bezleri bulunur. Çoğunun salgı bezleri yağ içerir. Kuyruk tüylerinin altında gizli olan yağ sıradan bir madde değildir. Aksine bu salgı son derece gelişmiş bir dezenfektandır. Bu dezenfektan kuşun tüylerinde bakteri ve mantar üremesini engeller. Ancak etkili olabilmesi için bu yağın tüm tüylere [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/07/kuş-kanadı.jpg"><img class="size-full wp-image-4733 aligncenter" title="kuş kanadı" src="http://www.buzlu.org/images/2010/07/kuş-kanadı.jpg" alt="" width="317" height="242" /></a></p>
<p>Kuşun karnındaki tüylerle, kanat ve kuyruk tüyleri birbirinin aynı değildir.Kuyruk tüylerinin altında salgı bezleri bulunur.<br />
Çoğunun salgı bezleri yağ içerir. Kuyruk tüylerinin altında gizli olan yağ sıradan bir madde değildir. Aksine bu salgı son derece gelişmiş bir dezenfektandır. Bu dezenfektan kuşun tüylerinde bakteri ve mantar üremesini engeller.</p>
<p>Ancak etkili olabilmesi için bu yağın tüm tüylere yayılması gerekir. İşte kuşlar da her fırsatta titiz bir çalışmayla tüm tüylerini yağlar. Yalnızca yağlamakla kalmazlar, tüylerinin bakımı için dikkatli bir temizlik ve düzenleme de yaparlar. <span id="more-4732"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p>Yaşamaları için gerekli olan bu çalışmayı gagalarıyla yaparlar. Gagaları ile aldıkları yağı, tüylerinin temizliğinde kullanan kuşlar, bu sayede tüylerinin esnekliğini de korur ve su geçirmesini engeller.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/kuslarin-kanatlari-neden-su-gecirmez/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fobi ve fobi çeşitleri</title>
		<link>http://www.buzlu.org/fobi-ve-fobi-cesitleri/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/fobi-ve-fobi-cesitleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Jun 2010 10:46:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Agorafobi]]></category>
		<category><![CDATA[özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[Fobi]]></category>
		<category><![CDATA[fobi çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[korkular]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl yenerim]]></category>
		<category><![CDATA[ne yapmalıyım]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[pisikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Fobi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4682</guid>
		<description><![CDATA[Tanımı Fobi kelimesi Yunanca Phobos kelimesinden gelmektedir. Phobos aynı zamanda Yunan mitolojisinde dehşet tanrısının da ismidir.Gerçekte korku yaratmayacak bir objeye, aktiviteye veya duruma karşı aşırı korku duyma ve kaçınma davranışında bulunmaya fobi denir. Kişi, bu korkuların aşırı veya anlamsız olduğunu bilse de engelleyemez, mantıksal düşünerek korkularının önüne geçemez. Fobi toplumda sık görülen bir psikolojik rahatsızlıktır. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/06/sosyal_fobi.jpg"><img class="size-full wp-image-4683 aligncenter" title="sosyal_fobi" src="http://www.buzlu.org/images/2010/06/sosyal_fobi.jpg" alt="" width="201" height="269" /></a></p>
<p><strong>Tanımı</strong><br />
Fobi kelimesi Yunanca Phobos kelimesinden gelmektedir. Phobos aynı zamanda Yunan mitolojisinde dehşet tanrısının da ismidir.Gerçekte korku yaratmayacak bir objeye, aktiviteye veya duruma karşı aşırı korku duyma ve kaçınma davranışında bulunmaya fobi denir. Kişi, bu korkuların aşırı veya anlamsız olduğunu bilse de engelleyemez, mantıksal düşünerek korkularının önüne geçemez.</p>
<p>Fobi toplumda sık görülen bir psikolojik rahatsızlıktır. Fobisi olan insanlar “fobik” diye adlandırılırlar. Yapılan araştımalar toplumda %10 oranında fobi tespit etse de tahminen bu değer %25 dolaylarındadır. Fobiler halk arasında hastalıktan ziyade huy ya da kişilik özelliği olarak düşünüldüğünden tedaviye başvuranların sayısı azdır. Araştırmalarda fobi sıklığının beklenenden düşük çıkmasnın en önemli nedeni budur. Kadınlarda erkeklere oranla iki buçuk kat daha faza görüldüğü saptanmıştır.<span id="more-4682"></span><br />
Fobilerin gerçek nedenleri bilinmemektedir. Öne sürülen fobi nedenleri türlerine göre değişmekle birlikte aynı fobi türünde de hastadan hastaya değişiklik gösterir. Ruhsal rahatsızlıkların çoğunda olduğu gibi fobilerde de neden biyolojik, genetik ve çevreseldir. Bazı özgül fobilerde genetik yakınlık fazladır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p>Örneğin kan aldırma veya enjeksiyon yaptırma fobisi olan kişilerde ailede benzer hastalık normal topluma göre daha sıktır. Ancak bu yatkınlığın genetik veya çevresel etkenlere bağlı olarak gelişip gelişmediğini aydınlatacak araştırmalar henüz yetersizdir. Bazı insanlarda adrenalin ve noradrenalin salınımının fazla olmasının veya etkilenen organların bu maddelere normal insanlara göre daha duyarlı olmasının bu hastalığa yol açtığı ileri sürülmektedir.</p>
<p>Verilen ilaç tedavileri de bu maddelerin salınımını veya bedensel duyarlılığı azaltmaya yöneliktir. Psikiyatride fobilerin geçmiş yaşantılara bağlı olarak geliştiği yolunda ispatlanmamış çeşitli teoriler mevcuttur. Watsonun öğrenme teorisinde fobilerin şartlandırılmış refleks davranışlar sonucu oluştuğu ileri sürülür. Bu teoriye göre daha önce kaygı uyandırmayan bir uyaran kaygılı bir uyaranla bir araya geldiğinde öğrenme yolu ile kaygı uyandıran bir uyaran haline gelmektedir. Örneğin asansör korkusu olmayan bir kişi elektrik kesintisi ile asansörde mahsur kalma sonucunda asansör korkusu geliştirebilir.</p>
<p>Bu olay öncesinde rahatlıkla asansöre binebilirken asansöre binemez hale gelebilir veya asansöre bindiğinde aşırı kaygı duyma görülebilir. Freud’a göre fobiler bilinç dışı çatışmalarla ilgilidir ve ödipal kompleks ile ilişkisi vardır. Bastırılmış, bilinç dışına itilmiş bazı korkular yer değiştirerek normalde kaygı yaratmayacak bir nesne veya duruma yöneltilir ve bu şekilde fobiler gelişir. Yapılan araştırmalarda sürekli strese maruz kalan çocuklarda yaşamın ileri dönemlerinde yaygın fobik davranışlar görülebimektedir. Sürekli stres yaratan nedenler arasında erken yaşta anne veya babanın kaybı, anne veya babadan ayrılma, ev içinde şiddete maruz kalma sayılablir. Bazı bedensel hastalıklar, nörolojik ve psikiyatrik hastalıklarda fobik semptomlar görülebilir. Bu rahatsızlıkların ayırıcı tanısı yapılırken dikkate alınması gerekir.<br />
<strong>Fobi Çeşitleri</strong><br />
Sosyal Fobi<br />
Sosyal ortamlarda başkaları tarafından inceleme altında tutulduğu korkusu performans gösterilmesi gereken durumlarda eleştirilme yada küçük düşme korkusunun yaşanmasıdır. Ve kişi bu korkunun yaşanmasından kurtulamak için bu tür sosyal ortamlara girmekten kaçınır. Kaçınma nedeniyle kişinin sosyal, meslekî ya da aile yaşamı etkilenir.<br />
Sosyal fobi iki farklı şekilde görülür.<br />
•    Genel: Korkular hemen her durum için geçerlidir.<br />
•    Özel: Yalnızca özel bazı durumlar için geçerlidir. (Başkalarının önünde imza atmak, yemek yemek vs gibi.)<br />
Sosyal fobide en sık karşılaşılan belirtiler şu şekilde sıralanabilir.<br />
•    Çarpıntı<br />
•    Titreme<br />
•    Terleme<br />
•    Kaslarda gerginlik<br />
•    Midede rahatsızlık hissi<br />
•    Göğüste sıkıntı hissi<br />
•    Sıcak yada soğuk basması<br />
•    Başta ağırlık hissi &#8211; Başağrısı.<br />
Bu durumda kişi zaman içerisinde bu belirtilerle yaşamaya alışabilir. Ancak hayatının değişik alanlarını kısıtlamaya başlayan belitiler bir gün iş güç yapmayı da engellemeye başlarsa işi için tedavisi şart bir durum haline gelir.Yaşanan bu belirtiler kişide derin bir korku ve heyecan hali lie birlikte görülür.<br />
Korkulan durumlardan kaçıma davranışı genellikle çok belirgindir. Ve bazen tam bir sosyal yanlızlıkla sonuçlanabilir. Korkulan durumlarda kaçınmak için olmadık şeyler yaparlar. Bir seminer vermesi gereken kişinin seminer iptal olsun diye ayağının kırılmasına bile sevineceğini söylemesi hatta bunun için dua ettiğini söylemesi olayın ne kadar sıkıntı verici olduğunu anlatmak için yeterlidir.<br />
Sosyal fobisi olanlar genelde aşağıdaki durumlarda sosyal fobi belirtilerini yoğun olarak yaşarlar.<br />
- Topluluk önünde konuşmak. &#8211; Bir işle uğraşırken seyredilmek. &#8211; Başkalarının önünde yemek yemek-içmek. &#8211; Otorite konumundaki kişilerle temas etmek. &#8211; Misafir kabul etmek. &#8211; Başkaları ile tartışmak. &#8211; Toplulukta telefonla konuşmak. &#8211; Tanımadığı kişilerin gözlerinin içine bakmak. &#8211; İlgi odağı olmak. &#8211; Başkalarının önünde yazı yazmak.<br />
Sosyal fobi belirtilerini bazen kişi kaygı belirtilerinden birisiymiş gibi düşünebilir.<br />
Korkulan durumdan kaçma davranışı genellikle çok belirgindir. Tam bir sosyal yanlızlığa yol açabilir. Başlangıç yaşı sosyal fobide çok erkendir. Hastaların %40’ında başlangıç yaşı 10’un altındadır. Hastaların %95’inde ise başlangıç 20’nin altındadır. Okul fobisi olan çocukların %40’ında ise sosyal fobi olduğu belirtilmektedir.<br />
Sosyal fobinin başlama yaşının erken olması ciddi sorunlar doğurur. Okul başarısı etkilenir. Bazıları okulu bırakmak zorunda kalır. Yine bir çok psikiyatrik rahatsızlığın ortaya çıkmasına da yol açabilir. Bunların içinde en önemlisi depresyon, alkol bağımlılığı ve ilaç bağımlılığıdır. Özellikle batılı ülkelerde yapılan çalışmalarda sosyal fobide alkol kullanımı normal toplum bireylerine oranla 2,5 kat daha yüksek bulunmuştur. Bu da alkolün süperegoyu baskılaması daha rahat davranmayı sağlaması ile açıklanabilir ki bu durumda zamanla alkol bağımlılığı riskini artırmaktadır. Alkolikler arasında yapılan bir çalışmada sosyal fobi görülme sıklığının normale oranla 9 kat fazla olduğu tespit edilmiştir. İntihar düşünceleri ve girişimleri sosyal fobide yaşanan sıkıntıya bağlı olarak sık görülmekle birlikte sosyal fobiye başka psikiyatrik rahatsızlıklar ilave olduğunda daha da artmaktadır. Dolayısıyla sosyal fobi bir an önce tanınmalı ve tedavi edilmelidir.<br />
<strong>Agorafobi</strong><br />
Fobiler arasında sık görülen agorafobi eskiden yalnız meydanlardan, açık yerlerden korku olarak bilinirdi. Şimdi ise agorafobi çok daha geniş bir anlam taşımaktadır. Yalnız başına kalmaktan, yalnız sokağa çıkmaktan, kalabalık yerlere girmekten, örneğin sinema, tiyatro, tünel, köprü, pasaj, asansör, otobüs, vapur, uçak gibi yerlerde duyulan korkular artık agorafobi sayılmaktadır. Panik bozukluğuna bağlı olmayan fobinin nadir olduğu anlaşılmaktadır. Çoğu agorafobinin temelinde panik nöbetleri bulunmaktadır. Yani hasta panik nöbetleri geçireceği korkusu yüzünden yalnız başına sokağa çıkamamakta, kalabalığa girememektedir. Bu nedenle DSM III-R‘ye göre agorafobi belli bir durumdan ağır kaçınma davranışı gösteren panik bozukluğudur. ICD-10’da ise asıl tanı agorafobidir ve bunda panik bozukluğu olabilir veya olmayabilir. Agorafobi bireyin herhangi bir yerde panik nöbeti geçirme ve ordan çıkamama, tıkanıp kalma, hiç bir seçeneği olmama korkusudur. Ağır agorafobikler yaşamın bir çok etkinliğinden uzaklaşır. Bir süre sonra yaşamları o kadar kısıtlanabilir ki zamanla ciddi çökkünkük durumlarına da girebilirler.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><strong>Özgül Fobiler</strong><br />
Belirli nesneler veya durumlardan anormal korkudur. Bunları agorafobi ve sosyal fobilerden ayırdettiren özellik korkunun özgül durumlar ve nesneler karşısında belirmesidir. Bu özgül durumlar ve nesneler olmadığında hastada rahatsızlık belirtisi yoktur. Bunlardan uzak olduğu sürece hastanın yaşamı etkilenmemektedir. Yalnız fobi nesnesi ya da durumuyla yüz yüze gelince panik derecesinde korku ortaya çıkmaktadır. Hasta bu nesne veya durumların nerede bulunabileceğini daha önceden inceler ve ona göre sakınarak sıkıntıdan kendini korumaya çalışır. Fakat çok sık karşılaşılan nesneler karşı korku yaşamı çok kısıtlayıcı olabilir.<br />
Fobiler korkunun ortaya çıktığı uyarana göre üçe ayrılabilirler:<br />
•    Nesne fobileri (böcek, kelebek, köpek, sivri uçlu eşya gibi&#8230;)<br />
•    Durum fobileri (kapalı yer, açık yer, asansör, yüksek yer gibi&#8230;)<br />
•    İşlev fobileri (altına kaçırma, gaz kaçırma, terleme, yüz kızarması gibi&#8230;)<br />
<strong>Bazı özgül fobiler:</strong><br />
Kapalı ve basık yerde kalma korkusu (klaustrofobi): Kapalı ve basık yerlerde duyulan korkudur. Asansör, basık tavanlı odalar, koridorlar, kapıları kapalı ve kalabalık otobüs, yeraltı çarşıları, metro, alt geçitler ve kilitli odalar onlar için korku verici yerlerdir. Hastanın temel korkusu bu sayılan yerlerde sıkışıp kalmak, nefes alamamak ve boğulmaktır.<br />
Kan-yaralanma korkusu: Halk arasında “kan tutması” olarak bilinen kan-yaralanma fobisinde hasta kan görünce rahatsızlık duyma dışında, tıbbi işlemlerde bayılacak gibi olma, kalp hızında değişme, bulantı ve bayılma gibi tepkiler gösterebilir.<br />
Hayvan korkusu (zoofobi): İnsanların bir kısmında korkulan hayvanlara karşı kötü bir deneyim yaşadıktan sonra fobi başlarken, bir kısmında da böyle bir başlatıcı bulunmaz.<br />
Gök gürültüsü ve fırtına korkusu (astrofobi): Gök gürültüsü ve fırtına fobisi olan kişiler sürekli hava durumunu izler. Havanın fırtınalı,gök gürültülü ve yağışlı olma ihtimali olduğu günlerde büyük korku ve panik duyguları yaşarlar.<br />
Yükseklik korkusu (akrofobi): Yükseklik korkusunda kişi yüksek binalara çıkamaz, yüksekten bakamaz. Birçok kişi için keyifle oturulacak balkonlar bu hastalar için eziyet olur.<br />
Yalnızlık korkusu (manofobi): Yalnızlık fobisi duyanlar tek başlarına kalmazlar. Bu fobi akşamları evde tek başlarına kaldıklarında artar. Nedensiz olarak huzursuz olurlar. Evde duydukları tüm sesleri, gördükleri tüm gölgeleri hırsızın ve yabancı birisinin varlığına yorarlar.<br />
Uçak korkusu: Uçak korkusunda kişi gideceği yere ne kadar eziyetli olursa olsun uçak dışında herhangi bir araçla gitmeye razıdır. Uçağa binmek zorunda kalırsa şiddetli korku duyar. Uçağın her hareketini, her sarsıntıyı büyük bir korkuyla izler, duyduğu her sesi motorun arızasına yorar.<br />
Yutma korkusu: Yutma fobisinde kişi yemek yerken, su içerken boğazına birşey kaçacağı ve boğulacağı düşüncesindedir. Kuruyemiş ve küçük taneli yiyecekler onun için çok korkutucudur. Ciddi sorunlardan biri de ileri derecede kilo kaybıdır.</p>
<p>•    Canlı canlı toprağa gömülme korkusu (tapofobi)<br />
•    Ateş korkusu (pirofobi)<br />
•    Giyecek korkusu (endofobi)<br />
•    Yenilik korkusu (kainatetofobi)<br />
•    Sivri cisim korkusu (amofobi)<br />
•    Karanlık korkusu (kenofobi)<br />
•    Dışkı korkusu ( koprofobi)<br />
•    Yamaçtan iniş korkusu (orofobi)<br />
•    Toplum içinde yüz kızarması korkusu (ertirofobi)<br />
•    Beyaz sayfa korkusu (lökoselofobi)<br />
•    Yabancı kokusu (xenofobi)<br />
•    Tozi pislik korkusu (mizofobi)<br />
•    Herşeyden korkma korkusu (pontofobi)<br />
•    Korkudan korkma korkusu (fabofobi)<br />
•    Cinsel ilişki korkusu<br />
•    Eşcinsel olma korkusu<br />
•    Aklını yitirme korkusu<br />
•    Hastalık korkusu<br />
•    ablütofobi: yıkanmaktan korkma<br />
•    agirofobi: caddelerden ya da caddelerde karşıdan karşıya geçmekten korkma<br />
•    agorafobi: açık yer ya da kalabalık korkusu<br />
•    ailurofobi: kedilerden korkma<br />
•    akluofobi: karanlıktan korkma<br />
•    akrofobi: yüksek yerlerden korkma<br />
•    akustikofobi: belirli seslerden kokrma<br />
•    algofobi: acı çekmekten korkma<br />
•    amatofobi: toz korkusu<br />
•    amnezifobi: hafızasını kaybetmekten korkma<br />
•    androfobi: adamlardan korkma<br />
•    anemofobi: fırtına korkusu<br />
•    antlofobi: sel korkusu<br />
•    antropofobi: insanlardan korkma<br />
•    apifobi: arılardan korkma<br />
•    arakibutirofobi: yerfıstığı ezmesinin, yerken, damağa yapışmasından duyulan korku<br />
•    araknofobi: örümceklerden korkma<br />
•    aritmofobi: sayılardan korkma<br />
•    asimetrifobi: simetrik olmayan şeylerden korkma<br />
•    astenofobi: güçsüz olmaktan korkma<br />
•    astrafobi: şimşek korkusu<br />
•    ataksofobi: düzensizlikten korkma<br />
•    atelofobi: mükemmel ol(a)mamaktan korkma<br />
•    aviofobi: uçuş korkusu<br />
•    ballistofobi: silahtan ya da mermilerden korkma<br />
•    batofobi: derinlik korkusu, yüksek binaların yanından geçmekten korkma<br />
•    batrakofobi: kurbağa, semender gibi çiftyaşayışlı (amfibyen) hayvanlardan korkma<br />
•    belonefobi: iğnelerden korkma<br />
•    bibliyofobi: kitaplardan korkma<br />
•    bromidrosifobi: vücut kokusundan korkma<br />
•    brontofobi: gökgürültüsünden korkma<br />
•    dentofobi: dişçiden korkma<br />
•    dermatopatofobi: deri hastalıklarından korkma<br />
•    eisoptrofobi: aynalardan korkma<br />
•    elektrofobi: elektrikten korkma<br />
•    emetofobi: kusmaktan korkma<br />
•    entomofobi: böceklerden korkma<br />
•    epistaksiyofobi: burun kanamasından korkma<br />
•    eritrofobi: yüz kızarmasından duyulan korku<br />
•    erotofobi: cinsellik korkusu<br />
•    farmakofobi: ilaçlardan korkma<br />
•    fazmofobi: hayaletlerden korkma<br />
•    febrifobi: yüksek ateşten korkma<br />
•    filemafobi: öpmekten ya da öpüşmekten korkma<br />
•    filofobi: sevmekten, aşık olmaktan korkma<br />
•    fobofobi: korkmaktan korkma<br />
•    fotofobi: ışıktan korkma<br />
•    gametofobi: evlenmekten korkma<br />
•    gefirofobi: köprülerden geçmekten korkma<br />
•    gerontofobi: yaşlı insanlardan ya da yaşlanmaktan korkma<br />
•    glossofobi: topluluk önünde konuşmaktan korkma<br />
•    haptofobi: dokunulmaktan korkma<br />
•    harpaksofobi: hırsızlardan ya da bir suçun kurbanı olmaktan korkma<br />
•    helyofobi: güneş&#8217;ten korkma<br />
•    hematofobi: kan korkusu<br />
•    herpetofobi: sürüngenlerden korkma<br />
•    hidrofobi: sudan, yüzmekten ya da boğulmaktan korkma<br />
•    higrofobi: nemden ya da yağmurdan korkma<br />
•    hipegiyafobi: sorumluluktan korkma<br />
•    hipnofobi: uyumaktan korkma<br />
•    hipofobi: atlardan korkma<br />
•    homiklofobi: sisten korkma<br />
•    homofobi: eşcinsellerden korkma<br />
•    ihtiyofobi: balıklardan korkma<br />
•    islamofobi: İslamdan ve müslümandan korkma<br />
•    jinefobi: kadınlardan korkma<br />
•    kakofobi: çirkinlikten, çirkin seylerden korkma<br />
•    kakorafiyafobi: başarısız olma korkusu<br />
•    kanserofobi: kanser olmaktan korkma<br />
•    kardiyofobi: kalp hastalığından korkma<br />
•    karnofobi: etten korkma<br />
•    katagelofobi: dalga geçilmekten korkma<br />
•    kemofobi: kimyasal maddelerden korkma<br />
•    keymafobi: kıştan ve soğuktan korkma<br />
•    kimofobi: dalgalardan korkma<br />
•    kinofobi: köpeklerden korkma<br />
•    klimakofobi: merdivenden düşmekten ya da merdivenlerden korkma<br />
•    klostrofobi: kapalı yer korkusu<br />
•    koprofobi: dışkı korkusu<br />
•    koulrofobi: palyaçolardan korkma<br />
•    kremnofobi: yüksek yamaçlardan ya da uçurumlardan korkma<br />
•    kriyofobi:buzdan ya da donmaktan korkma<br />
•    kronomentrofobi: saatlerden korkma<br />
•    ksantofobi: sarı renkten korkma<br />
•    ksenofobi: yabancılardan korkma<br />
•    ksilofobi: tahta şeylerden ya da ormanlardan korkma<br />
•    limnofobi: göllerden korkma<br />
•    litikafobi: davalardan ve mahkemelerden korkma<br />
•    logofobi: belirli kelimelerden korkma<br />
•    lökofobi: beyaz renkten korkma<br />
•    manyofobi: delirmekten korkma<br />
•    mastigofobi: cezalandırılmaktan korkma<br />
•    mekanofobi: makinelerden korkma<br />
•    melanofobi: siyah renkten korkma<br />
•    mikrobiyofobi: mikroplardan korkma<br />
•    mizofobi: kirlilikten korkma<br />
•    monofobi: yalnızlıktan korkma<br />
•    musofobi: farelerden korkma<br />
•    nekrofobi: cesetten korkma<br />
•    nelofobi: camdan korkma<br />
•    niktofobi: geceden korkma<br />
•    nozokomefobi: hastanelerden korkma<br />
•    nüdofobi: çıplaklıktan korkma<br />
•    obesofobi: şişmanlamaktan korkma<br />
•    ofidiyofobi: yılanlardan korkma<br />
•    okofobi: taşıt araçlarından korkma<br />
•    osmofobi: belirli kokulardan korkma<br />
•    pantofobi: her şeyden korkma<br />
•    papirofobi: kağıttan korkma<br />
•    paraskavedekatriafobi: ayın onüçü ve cuma olan günden korkma<br />
•    patofobi: hasta olmaktan korkma<br />
•    pedofobi: çocuklardan korkma<br />
•    peladofobi: kel insanlardan ya da kelleşmekten korkma<br />
•    penyafobi: fakirlikten korkma<br />
•    pirofobi: ateşten korkma<br />
•    plakofobi: mezar taşlarından korkma<br />
•    pogonofobi: sakaldan ya da sakallı kişilerden korkma<br />
•    politikofobi: politikacılardan korkma<br />
•    porfirofobi: mor renkten korkma<br />
•    potamofobi: ırmaklardan ya da su akıntılarından korkma<br />
•    potofobi: alkollü içeceklerden korkma<br />
•    pteronofobi: kuş tüyünden korkma<br />
•    pupafobi: kuklalardan korkma<br />
•    radyofobi: radyasyondan, x ışınlarından korkma.<br />
•    ranidafobi: kurbağalardan korkma<br />
•    selenofobi: ay&#8217;dan korkma<br />
•    siderofobi: yıldızlardan korkma<br />
•    simetrofobi: simetriden korkma<br />
•    skiofobi: gölgelerden korkma<br />
•    sosyofobi: toplumdan, genel olarak insanlardan korkma<br />
•    soteriofobi: başkalarına muhtaç olmaktan korkma<br />
•    tafefobi: diri diri gömülmekten korkma<br />
•    takofobi: yüksek hızdan korkma<br />
•    talassofobi: deniz ya da okyanus korkusu<br />
•    tanatofobi: ölümden korkma<br />
•    teknofobi: teknolojiden korkma<br />
•    teratofobi: gebe kadının, şekilsiz, çirkin bir çocuk doğurmaktan korkması<br />
•    termofobi: ısıdan korkma<br />
•    testofobi: testlerden ya da sınavlardan korkma<br />
•    tokofobi: gebe kalmaktan ya da çocuk doğurmaktan korkma<br />
•    otomofobi: ameliyat olmaktan korkma<br />
•    toksifobi: zehir korkusu<br />
•    topofobi: belirli yerlerden korkma<br />
•    travmatofobi: yaralanmaktan korkma<br />
•    trikinofobi: gıda zehirlenmesinden korkma<br />
•    triskaidekafobi: 13 sayısından korkma<br />
•    tripanofobi: aşı ya da iğne olmaktan korkma<br />
•    trikopatofobi: saç hastalıklarından korkma<br />
•    ürofobi: sidikten korkma<br />
•    xenofobi: yabancılardan korkma<br />
•    venereofobi: zührevi hastalıklardan korkma<br />
•    venüstrafobi: güzel kadınlardan korkma<br />
•    vermifobi: solucanlardan korkma<br />
•    zelofobi: kıskançlıktan korkma<br />
•    zoofobi: hayvanlardan korkma</p>
<p>Bütün özgül fobiler tek tek anlatılamayacak kadar çoktur. Hepsi ayrı ayrı tanımlanmıştır.</p>
<p><strong>Fobi belirtileri</strong><br />
Korku yaratan obje, durum ya da aktivite ile karşılaşıldığında anksiyete belirtileri ortaya çıkar. Panik atakta görülen belirtilerin hemen hepsi fobik durumla karşılaşıldığında ortaya çıkabilir. Bu belirtilerden bazıları şunlardır:<br />
•    Çarpıntı<br />
•    Yüz kızarması<br />
•    Titreme<br />
•    Terleme<br />
•    Bulanık görme<br />
•    Nefes darlığı<br />
•    Ağız kuruluğu<br />
•    Yutkunma güçlüğü v.b.<br />
Sosyal fobinin panik bozukluktan tek farkı belirtilerin belli durumlarda ortaya çıkmasıdır. Panik bozukluğu olan kişiler ne zaman panik atak geçireceklerini bilirler ve panik atak geçirmemek için fobik durumlardan kaçınırlar. Örneğin asansör korkusu olan kişiler asansöre bindiklerinde panik atak geçirebilirler ve bundan korunmak için üst katlara merdivenlerden çıkıp inmeyi tercih ederler bu şekilde panik atak gelmesini önlerler. Yine uçak korkusu olan kişiler uçağa binmek yerine başka vasıtaları kullanarak yolculuk etmeyi tercih ederler. Fobisi olan kişiler bu kaçınma davranışını kullanarak panik atak gelişmesini önlerler. Panik bozukluğu olan kişilerde fobilerden farklı olarak panik ataklarının ne zaman, nerede geleceği belli değildir ve atağın gelmesi genelde önlenemez.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/fobi-ve-fobi-cesitleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Neden ata soldan bineriz?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/neden-ata-soldan-bineriz/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/neden-ata-soldan-bineriz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 May 2010 13:48:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[ata nasıl binilir]]></category>
		<category><![CDATA[ata neden soldan binilir]]></category>
		<category><![CDATA[binicilik]]></category>
		<category><![CDATA[düşme]]></category>
		<category><![CDATA[hangi ayakla]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4635</guid>
		<description><![CDATA[Diğer birçok alışkanlıkta olduğu gibi, bunun da sebebi, insanların çoğunun sağ ellerini kullanıyor olmalarıdır. Asırlar önce, daha çok sağ ellerini kullanan insanlar, kılıçlarını kolay çekebilmeleri için, kılıçlarını kınlarında, sol taraflarında taşıyorlardı. Ata binerken, sol dizin altına kadar inen bu uzun kılıçla ata sağdan binmek, yani sağ ayağı üzengiye koyup, sol ayağı atın üzerine atarak binmek [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/05/ata-binmek.jpg"><img class="size-full wp-image-4636 aligncenter" title="ata binmek" src="http://www.buzlu.org/images/2010/05/ata-binmek.jpg" alt="" width="252" height="282" /></a></p>
<p>Diğer birçok alışkanlıkta olduğu gibi, bunun da sebebi, insanların çoğunun sağ ellerini kullanıyor olmalarıdır. Asırlar önce, daha çok sağ ellerini kullanan insanlar, kılıçlarını kolay çekebilmeleri için, kılıçlarını kınlarında, sol taraflarında taşıyorlardı.</p>
<p>Ata binerken, sol dizin altına kadar inen bu uzun kılıçla ata sağdan binmek, yani sağ ayağı üzengiye koyup, sol ayağı atın üzerine atarak binmek kılıç nedeni ile zor oluyordu.<span id="more-4635"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p>Soldan, sol ayağı üzengi üzerine koyup, sağ ayağı atın üzerine atarak binince kılıç sorun yaratmıyordu. Özellikle savaşa giden ordularda disiplin nedeni ile bir örnek hareket edilmesi gerektiğinden, solaklar da ata soldan binmek zorunda kalıyorlardı.</p>
<p>Artık biniciler kılıç taşımıyorlarsa da, ata soldan binmek günümüze kadar uzanan bir gelenek haline geldi.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/neden-ata-soldan-bineriz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Böbrekler ve hastalıkları</title>
		<link>http://www.buzlu.org/bobrekler-ve-hastaliklari/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/bobrekler-ve-hastaliklari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Apr 2010 07:09:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[diyaliz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[iç organlar]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[organlarımız]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[vücud]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4598</guid>
		<description><![CDATA[Böbrekler, omurgalılarda  bulunan fasulye  biçiminde boşaltım organlarıdır. 10 cm boyuna kadar olabilen böbrekler, boşaltım sisteminin bir bölümünü oluştururlar. Bu organlar, başta üre olmak üzere atıkları kandan süzer ve onları su ile birlikte idrar olarak boşaltırlar. Böbrekleri ve böbreklere etki eden hastalıkları inceleyen tıbbi dal nefrolojidir. Nefroloji, adını Yunanca &#8220;böbrek&#8221; anlamına gelen nephros sözcüğünden alır. Böbrek(ler) [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/04/böbrekler.jpg"><img class="size-full wp-image-4599 aligncenter" title="böbrekler" src="http://www.buzlu.org/images/2010/04/böbrekler.jpg" alt="" width="303" height="256" /></a></p>
<p>Böbrekler, omurgalılarda  bulunan fasulye  biçiminde boşaltım organlarıdır. 10 cm boyuna kadar olabilen böbrekler, boşaltım sisteminin bir bölümünü oluştururlar. Bu organlar, başta üre olmak üzere atıkları kandan süzer ve onları su ile birlikte idrar olarak boşaltırlar. Böbrekleri ve böbreklere etki eden hastalıkları inceleyen tıbbi dal nefrolojidir.</p>
<p>Nefroloji, adını Yunanca &#8220;böbrek&#8221; anlamına gelen nephros sözcüğünden alır. Böbrek(ler) ile ilgili anlamında kullanılan renal  sözcüğü ise Latince renalis sözcüğünden gelir. Böbreklerin içindeki süzme birimlerine nefron denir. Her böbrekte yaklaşık 1 milyon nefron bulunur.</p>
<p><strong>Anatomi </strong></p>
<p>İnsanlarda, böbrekler karın bölgesinin arka bölümünde, bir başka deyişle karınzarı arkası (retroperitonal) bölgesinde yer alırlar.  İki tane bulunan (çoğu insanda tek böbrek bulunabilmektedir, ve bu insanlar bunun ayrımına varmadan sağlıklı bir yaşam sürdürebilirler) böbreklerden sağda olanı diyaframın hemen altında, ve karaciğerin  arkasında (posterior), solda olanı ise diyaframın altında ve dalağın arkasında yer almaktadır. Böbreklerin ikisinin de üstünde böbreküstü bezleri yer almaktadır. Böbreklerin konumları bakımından bakışımsız olmalarının nedeni karın boşluğunda büyük bir yer kaplayan karaciğerin, sağda bulunan böbreğin soldakine göre 1-2 santimetre daha aşağı bir konumda (inferior) bulunmasına neden olmasıdır.<span id="more-4598"></span></p>
<p>Karınzarı arkasında bulunan böbreklerin boyutları 9 ila 13 cm arasında değişmekte, ve sol böbrek sağdakinden az da olsa biraz daha büyüktür. Yaklaşık 12. göğüs omuru ile 3. bel omurlarının (T12-L3) düzeyleri arasında yer almaktadırlar.Böbreklerin üst bölgeleri 11. ve 12. kaburgalarca korunmaktadır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Böbreküstü bezleriyle birlikte böbrekler, yağ dokuyla çevrelenip (buna pararenal yağ denilmektedir), bu yapı da böbrek zarı (renal fasiya olarak da bilinir) ile bütünüyle sarılmış durumdadır. Yukarıda da belirtildiği gibi, böbreklerden biri ya da ikisi doğuştan bulunmayabilirler, ve bu duruma böbrek oluşmaması ya da renal agenez denilmektedir.</p>
<p>Böbrekler, süzülmemiş kanı karın bölgesi aorttan ayrılan sol ve sağ böbrek atardamarları yoluyla almaktadırlar.Böbrekten dönen süzülmüş kan ise sağ ve sol böbrek toplardamarları yoluyla alt ana toplar damara döner. Böbreğe giden kan, kalbin pompaladığı toplam kanın (kardiyak debi) üçte birine ulaşabilir.</p>
<p><strong>Doku bilimi (histoloji) </strong></p>
<p><strong>Genel </strong></p>
<p>Böbrekten ayrılan idrar borusu (üreter) takip edilerek böbreğin içine ilerledikçe huni biçiminde bir boşluk olarak genişler; buna havuzcuk (pelvis) denilmektedir. Havuzcuktan da küçülerek ayrılan bölgelere büyük çanak (majör kaliks), bunlardan ayrılan daha da küçük bölgelere küçük çanak (minör kaliks) denmektedir. İnsan böbreğinde yaklaşık 12 adet küçük çanak bulunmaktadır. Böbrek, kesildiğinde, kabuk (korteks) ve öz (medulla) bölgelerinden oluştuğu görülür. Öz bölgede uçları papilla olarak bilinen piramitler bulunmakta, ve bunların herbiri bir çanağa bağlıdır. Kabuk bölgesi dokusu her iki ardışık piramitler arasına sokulur, ve bunlara Bertin sütunları denilmektedir.</p>
<p><strong>Damarlar </strong></p>
<p>Böbrekler damarlarca çok iyi bir biçimde beslenmekte, ve vücut ağırlığının yalnızca %0.5&#8242;lik bir bölümünü oluştursa da, kardiyak debinin %25&#8242;ini alırlar, ve bu daha da artabilir. Kabuk bölgesi organın en çok damarlarının bulunduğu bölgedir, bu bölge böbreğe gelen kanın %90&#8242;ını toplar. Böbreğe gelen atardamar  ön ve arka olmak üzere iki dala ayrılır.</p>
<p>Bu dallardan, loplar arası damarlar ayrılıp loplar arasında ilerleyerek yayımsı damarlara ayrılır. Bu damarlar da kabuk ve öz bölgeler arasına yayılarak lopçuklar arası damarlara ayrılırlar. Lopçuklar arası damarlardan getirici damarlar ayrılıp yumakçık (glomerülus) yapısına girer.</p>
<p>Damarlar, yumakçık içinde daha da küçük dallara ayrılıp, 20 ila 40 arasında değişen kılcal damar kıvrımlarına dönüşürler. Bu kılcal damarlar yumakçık içindeki tampon bölge (mesenjium) ile çevrelenmiştir. Kılcal damarlar birleşerek yumakçıktan götürücü damarlar olarak ayrılırlar.</p>
<p>Genel olarak, kabuk bölgesinin yüzeyine yakın olan nefronlardan ayrılan götürücü damarlar borucukları çevreleyerek peritubüler damar ağını oluştururlar.</p>
<p>Öte yandan kabuk bölgesinin daha derinlerinde yer alan yumakçıklardan ayrılan damarlar vasa recta (dik damar anlamına gelmektedir) denen, öz bölgenin derinliklerine inen damarları oluştururlar. Bu damarlar öz bölgenin derinliklerine indikten sonra toplardamar olarak yukarı çıkarlar.</p>
<p>Böbrek damar atar ve toplar damar üzerinde ilgi çekici ve çoğu organlardan değişik olup, kendine özgü olan birkaç özelliği bulunmaktadır. Genellikle bir organa gelen atardamar küçük dallara ayrıla ayrıla atar damarcıkları (arteriyol) oluşturur.</p>
<p>Bunlar da kılcal damarlara ayrılıp (dokuyla alyuvarlar arasında oksijen alışverişinin gerçekleştiği, ve kansıvısıyla dokular arasında besin öğelerinin ve dokulardaki atıkların alış-verişlerinin gerçekleştiği damar bölgesidir), kılcal damarlar da toplar damarcıkları, bunlar da birleşerek toplar damarları oluşturur.</p>
<p>Böbrekte ise temiz kanı taşıyan getirici damarlar yumakçık içine girdikten sonra kılcal damarlara ayrılır, ve bunlar yumakçıktan ayrıldıktan sonra yine atar damarcık niteliğinde olan götürücü damarlara dönüşür. Özetle, böbrekte öbür organlarda bulunan temel atar damarcık-kılcal damar-toplar damarcık düzeni bulunmaz; yumakçık içinde bulunan kılcal damarlar iki atar damarcık arasında bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Yumakçık (Glomerülus) </strong></p>
<p>Yumakçıkların kılcal damarlarında duvarları delikli endotel (damarların en iç katmanında bulunan göze türü) gözeleri bulunur.  Bu endotelin dışında ise iki katlı epitel gözeler bulunur. Endotele yakın olan iç epitel gözeleri (viseral) endotel dokudan yalnızca bir bazal zarı (epitel dokularda epitel gözenin en alt bölümünde bulunan, epiteli altındaki bağ dokudan ayıran zardır) ile ayrılır. Dış epitel gözeleri (paryetal) ise Bowman kapsülü (yumakçığı çevreleyen yapı) üzerinde bulunmaktadır. Bu iki katlı epitel gözeleri arasındaki boşluğa da üriner boşluk (yumakçıktan süzülen kandan oluşan sıvının -süzüntü- geçtiği boşluk) denilmektedir.</p>
<p><strong>Yumakçığın kılcal damarının duvarı, bu damarlardan geçen kansıvısının süzme işleminin gerçekleştiği yerdir, ve şu yapılardan oluşmaktadır:</strong></p>
<p>* İnce, delikli endotel gözeler. Her bir delik 70 ila 100 nm (nanometre) çapındadır.<br />
* Yumakçık bazal zarı 3 katmandan oluşur. Ortada elektron bakımından yoğun olan lamina densa (&#8220;yoğun katman&#8221; anlamına gelmektedir), ve bunun her iki yanında elektron bakımından seyrek bulunan lamina rara (&#8220;seyrek katman&#8221; anlamına gelmektedir) bulunmaktadır. Lamina raranın endotele yakın olan katmanına lamina rara interna, iç epitele yakın olan katmanına ise lamina rara eksterna denilir. Yumakçık bazal zarı çoğunlukla 4. tip kolajenden (kolajen, bağ dokuların yapı taşı olup, organları yapı bakımından ayakta tutan büyük moleküllerdir), laminin adlı bileşikten, çoklu anyonik proteoglikanlardan (çoğunlukla heparan sülfat), fibronektinden, entaktinden, ve birkaç başka glikoproteinlerden oluşmaktadır. 4. tip kolajen bir yapı ağı oluşturarak öbür glikoproteinleri birbirlerine bağlar.<br />
* İçteki epitel gözeler (podosit, &#8220;ayak gözeleri&#8221; anlamına gelir), yumakçık bazal zarının lamina rara eksterna katmanı üzerinde yer alıp, adetâ çok ayaklı gözeleri andırır. Bu ayakçıklar arasındaki 20 ile 30 nanometre genişliğindeki boşluklara süzme yarıkları denir. Bu süzme yarıkları birbirlerine ince bir böleç ile bağlanır.<br />
* Yumakçık yapısı tampon bölge olan mesenjium bölgesi ile dengelenmektedir; mesenjium gözeleri kılcal damarlar arasını doldurmaktadır. Bu gözeler mezoderm kökenli olup, kasılabilir, yutabilir, çoğalabilir, bağ dokuyu oluşturan kolajen yapabilir özelliktedir. Tıpkı damar çeperlerindeki kasılıp gevşeyebilen düz kası andırmaktadır. Bu gözeler ayrıca bir sürü tür yumakçıktan kaynaklanan hastalıkların (glomerulonefrit) oluşmasında rol oynar.</p>
<p>Yumakçıkdaki kılcal damarların duvarlarındaki endotel gözelerin delikli olması, su  ve küçük moleküllere karşı geçirgen olmasını, ve aynı zamanda 70 kilodaltondan büyük proteinlere karşı ise geçirimsiz olmasını sağlar. Ayrıca bazal zarın negatif yüklü (anyon) heparan sülfat ve başka anyonik molekülleri bulundurması pozitif yüklü moleküllere karşı geçirgenliğini arttırır. Bundan dolayı, kandaki yüksek derişimde bulunan Albumin proteini, negatif yüklü olmasından dolayı bu kılcal damarlardan süzülmez.  Bu seçici geçirgenliği ayrıca süzme yarıklarının arasındaki böleçte bulunan proteinler  de etkiler. Bu seçici geçirgenliği sağlayan moleküllerin genlerindeki değişinim sonucunda bu seçici geçirgenlik bozulabilir, ve ortaya nefrotik sendrom denilen klinik durum çıkabilir.<br />
<strong>Borucuklar </strong></p>
<p>Borucukları çevreleyen epitel gözelerin yapıları ve buna bağlı işlevleri böbreğin katmanlarına göre değişiklik gösterir. Yakınsal borucuk gözeleri uzun mikrovilüsleri, çok sayıda mitokondrileriyle geri emilimde önemli rol oynar. Yakınsal borucuk gözeleri süzülmüş sodyumun ve suyun üçte ikisinin, ayrıca glikozun, potasyumun, fosfatın, amino asitlerin ve proteinlerin geri emiliminde büyük önem taşır. Aynı zamanda bu gözeler ağıların da geri emilimini yapar, ve ağılar bu gözelere zarar verebilir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Yumakçık-bitişiği aygıtı (jukstaglomerüler aygıt) yumakçığın içine sokulmuş durumda olup, getirici damarla da bitişiktir. Bu aygıtın içinde yumakçık-bitişiği gözeler yer almaktadır. Bu gözeler düz kas niteliğinde olup, getirici damarların duvarlarında bulunur, ve renin bileşiğini içerir. Ayrıca uç borucukların yumakçığa yakın olan bölgesine maküla densa denir ve bu bölge yumakçık-bitişiği aygıtıyla da iç içedir. Süzüntüdeki sodyum derişimini algılayan maküla densa, yumakçık-bitişiği aygıtına geri besleme yaparak burdaki gözelerin kasılıp ya da gevşemesini sağlar. Böylece, böbrekler kendilerine gelen kandaki (başta sodyumun olmak üzere) elektrolitlerin derişimlerine göre yumakçığa gelen kan miktarını ayarlayıp, süzmeyi de buna koşut bir biçimde etkiler. Bu yolla, böbrekler, kandaki olağan değerlerinin üstünde ya da altında olan elektrolitlerin atılımlarını etkileyerek derişimlerini ayarlayabilir.</p>
<p><strong>İşlevleri</strong></p>
<p>Böbreklerin işlevleri beş çatı altında toplanabilir:</p>
<p>* Metobolizma atık ürünleri olan üre, kreatinin, ürik asit, ilaç ve toksinlerin vücuttan atılmasını sağlamak<br />
* Vücut sıvı elektrolit dengesini düzenlemek<br />
* Vücudun asit baz dengesini düzenlemek<br />
* Kan basıncını ayarlamak<br />
* Alyuvar yapımını uyarmak</p>
<p>Böbreğin işlevlerinin daha iyi anlaşılması için böbrek fizyolojisinin iyi bilinmesi gerekir.<br />
Atık ürünlerin atılması</p>
<p>Böbrekler yapım-yıkım sonucunda oluşan çeşitli atık ürünleri özellikle protein yapımı ve protein yıkımı sonucunda oluşan üreyi ve nükleik asitlerin yapım-yıkımı sonucunda oluşan ürik asidi, ve suyu vücuttan dışarı atar. Böbreklerin çalışmaması veya işlevini yapamaması durumunda bu atıklar atılamayacağı için sorun teşkil eder.</p>
<p>Vücut dengesinin (Homeostaz) sağlanması</p>
<p>Böbrekler vücut dengesinin sağlanmasında çok büyük önem taşır. İşlevleri arasında:</p>
<p>* Asit-baz dengesini sağlamak,<br />
* Kansıvısının, ve vücuttaki değişik bölmelerdeki sıvıların elektrolit derişimlerini düzenlemek,<br />
* Kan basıncını ayarlamak,<br />
* Kan hacmini düzenlemek<br />
önemli yer tutar.</p>
<p>Böbrekler bu işlevlerin çoğunu öbür organlarla (özellikle kalp, iç salgı bezleri ve karaciğer) eş güdümlü bir biçimde gerçekleştirir. Böbrekler bu organlarla kandaki hormonlar yoluyla iletişir. Ancak, kan hacmini, basıncını algılama konusunda böbreğin içsel alıcıları bulunmaktadır.<br />
Asit-baz dengesinin düzenlenmesi</p>
<p>Böbrekler kandaki pH&#8217;yi, H+ (protonun) ve HCO3- (bikarbonatın) derişimini ayarlayarak küçük bir aralıkta tutar. Bu konuda akciğerle eş güdümlü çalışır. Daha ayrıntılı bilgi için böbrek fizyolojisi maddesine bakınız.<br />
Kan basıncının ayarlanması</p>
<p>Böbrekler kan basıncının düzenlenmesinde önemli rol oynarlar. Kansıvısındaki sodyum derişimi, kan hacmiyle ve dolayısıyla kan basıncıyla yakından ilgilidir. Nefronların içinde sodyumun (ve öbür elektrolitlerin) süzülmesini ve geri emilimini sağlayan yapılar bulunmaktadır. Ayrıca böbreküstü bezlerinin Zona Glomerulosa bölgesinden salgılanan Aldosteron da böbreğin uç borucuklar ve toplama kanalları üzerinde etkisini göstererek kan basıncını ayarlamada önemli bir yer tutar.<br />
Kansıvısı hacmi</p>
<p>Kansıvısının toplam derişimindeki (osmolalite) değişikler hipotalamustaki derişim-alıcılarınca algılanır. Hipotalamusun uzantısı olan hipofiz bezinin arka bölümü kansıvındaki derişimin artması üzerine vazopressin (ADH) salgılar. Bu da böbreklerin toplama kanallarına etkiyerek suyun geri emilimini arttırıp, sidiğın daha derişik olmasına neden olur. Böylece böbrek, hipofiz beziyle eş güdümlü bir biçimde çalışarak kansıvısının hacmini dengede tutar.<br />
Hormon salgılamak</p>
<p>Böbrekler eritropoietin (alyuvar yapımını uyaran hormon) salgılar. Ayrıca etkin durumda olmayan vitamin D&#8217;yi (önhormon) etkin duruma getirir.<br />
Hastalıklar</p>
<p>Böbrekler karmaşık örgenler oldukları için, hastalıkları da karmaşıktır. Bundan dolayı, böbrek hastalıklarını öbeklere ayırmak mantıklıdır. Ancak, böbrekte çok türde hastalık bulunmasına karşın, bunların belirtileri aynı oranda çeşitli değildir; çoğu aynı öbekten hastalıklar benzer biçimlerde kendilerini gösterir. Dolayısıyla, öncelikle böbrek hastalıklarının genel bulguları incelenecek, ondan sonra hastalıklar öbek halinde ele alınacaktır.</p>
<p><strong>Böbrek hastalıklarında bulgular </strong></p>
<p>* İveğen (akut) nefritik sendromu yumakçıktan kaynaklanan ve çoğunlukla iveğen gelişen, idrarda kan bulunması durumudur (hematüri). Bunun yanında, idrarda orta düzeyde protein (proteinüri) ve yüksek kan basıncı bulguları, streptokok sonrası gelişen glomerulonefritin alışılmış sunumudur.<br />
* Nefrotik sendrom, idrarda ağır oranda protein bulunması (günde 3.5 gramdan çok), kanda albümin düzeyinin düşmesi (hipoalbüminemi), aşırı şişlik, kandaki yağ düzeylerinin yükselmesi (hiperlipıdemi), ve idrarda yağ bulunması bulgularıyla ortaya çıkar.<br />
* İveğen böbrek yetmezliği idrarın kesilmesi (oliguri), ya da idrarsızlık (anüri), ve kanda azotlu atıkların artması (azotemi) ile ortaya çıkar. Yumakçıkta, ara bölgelerde, böbrek damarlarına gelen hasar sonucunda, ya da borucuklarda iveğen gelişen doku ölümü (akut tubüler nekroz) sonucunda ortaya çıkar.<br />
* Süreğen (kronik) böbrek yetmezliği, üreminin (böbrek yetmezliği sonucu kandaki azotlu atıkların artıp, bunların vücuttaki dokulara ve organlara zarar vermesi sonucunda ortaya çıkan belirtiler bütünüdür) belirtileriyle özdeştir, ve herhangi bir böbrek hastalığının ilerlemesi sonucunda varacağı son noktadır.<br />
* Böbrek borucuk bozuklukları, idrar çokluğu (poliuri), gece yatağı ıslatma (noktüri), ve elektrolit düzensizlikleriyle ortaya çıkar.<br />
* İdrar yollarında bulaşım, idrarda bakteri (bakteriuri) ve irin bulunmasıyla ortaya çıkar. Bulaşım belirtili de, belirtisiz de olabilip, yalnızca aşağı idrar yollarını (sidik kesesini), ya da böbrek de içinde olmak üzere yukarı idrar yollarını da etkileyebilir.<br />
* Böbrek taşı, böbrek kuluncu, idrarda kan olması, ve yineleyen taş oluşumları ile ortaya çıkar.<br />
* Boşaltım yollarında tıkanma ve böbrek urları daha çok anatomiyi ilgilendiren durumlardır, ve sorunun olduğu yere göre belirtileri değişir.</p>
<p><strong>Böbrek hastalıkları </strong></p>
<p>Doğuştan bozukluklar:</p>
<p>* Böbreklerin oluşmaması,<br />
* Az gelişmişlik (hipoplazi),<br />
* Yer dışında böbrekler,<br />
* At nalı böbrekleri olarak bilinir.</p>
<p>Kistli böbrek hastalıkları:</p>
<p>* Bozuk gelişmiş kıstli böbrek,<br />
* Çokkistli (polikistik) böbrek hastalığı (otozomal baskın ve çekinik olarak bilinen iki türü bulunmaktadır),<br />
* Öz bölge kistik hastalıkları (öz bölge süngerimsi böbreği ve nefroftizi),<br />
* Edinilmiş (diyalizle ilgili) böbrek kistleri,<br />
* Yumakçık kaynaklı kistik hastalığı,<br />
* Özekdoku dışı böbrek kistleri (havuzcuk-çanak kıstleri).</p>
<p>Yumakçıktan kaynaklanan hastalıklar :</p>
<p>* Birincil glomerulonefrit (hastalığın kendisinin yumakçıkta başladığı durumlardır, ve çoğunlukla yumakçık yangısı anlamına gelen glomerulonefrit ile anılırlar):</p>
<p>İveğen yaygın çoğalan glomerulonefrit,<br />
Streptokok bulaşımı sonrası,<br />
Streptokok-dışı bulaşımı sonrası,<br />
Hızla ilerleyen (yumakçık, mikroskop altında hilal görünümlü olduğu için, buna hilalimsi de denir) glomerulonefrit,<br />
Zarımsı glomerulonefrit,<br />
En az değişiklik hastalığı,<br />
Yerel bölümsel glomeruloskleroz (yumakçık sertleşmesi anlamına gelmektedir),<br />
Zarımsı-çoğalıcı glomerulonefrit,<br />
IgA nefropatisi,<br />
Süreğen glomerulonefrit,</p>
<p>* Yumakçığı etkileyen tümsel hastalıklar:</p>
<p>Yaygın lupus kızarıklığı,<br />
Şeker hastalığı,<br />
Amiloidoz,<br />
Goodpasture sendromu,<br />
Mikroskopik çoklu damar yangısı (poliarterit),<br />
Wegener granülomatozu,<br />
Henoch-Schönlein purpurası (purpura, pıhtılaşmadaki ya da damarlardaki düzensizliklerden kaynaklanan, deride oluşan kanamalardır).<br />
Bakterisel endokardit (kalpteki kapakçılarda bulaşımdan dolayı oluşan yangı, zarar).</p>
<p>* Kalıtsal düzensizlikler:</p>
<p>Alport sendromu,<br />
İnce bazal zar hastalığı,<br />
Fabry hastalığı.</p>
<p>Borucuklardan kaynaklanan hastalıklar:</p>
<p>* İveğen borucuk doku ölümü (akut tubüler nekroz),<br />
* Tubülointerstisyel nefrit (borucuk-dokuaralığı yangısı anlamına gelmektedir; bu genel bir durumdur, ve birçok nedenden kaynaklanabilir):</p>
<p>Piyelonefrit ve idrar yolları bulaşımı,<br />
İveğen piyelonefrit,<br />
Süreğen piyelonefrit ve geriakış,<br />
İlaçlar ve ağılardan kaynaklanan tubülointerstisyel nefrit<br />
Ağrıkesici nefropati,<br />
Ürik asit nefropatisi,<br />
Hiperkalsemi (yüksek kalsiyum düzeyi), ve nefrokalsinoz (böbreğin kireçlenmesi),<br />
Çoklu miyelom (plazma gözelerinin kemik iliğinde çoğalmalarıyle oluşan ur),</p>
<p>Damarlardan kaynaklanan hastalıklar:</p>
<p>* İyicil nefroskleroz (böbreksertliği anlamına gelmektedir; böbrek damarcıklarında ve küçük damarlarda oluşan sertlikten kaynaklanır,<br />
* Kötücül yüksek tansiyon ve hızlanmış nefroskleroz,<br />
* Böbrek atar damarı darlığı:<br />
Damar sertliği (yaşlı hastalarda),<br />
Fibromüsküler displazi (bağ ve kas dokularının özellikle böbrek atar damarında bozuk gelişerek bu damarın darlığına neden olması, genç hastalarda daha çok rastlanır),<br />
*Pıhtılı mikroanjiopati (küçük damar hastalığı anlamına<br />
gelmektedir, ve bir çok nedeni olabilir):</p>
<p>Alışılmış çocukluk HÜS (hemolitik üremik sendrom: kanlı ishalle tanınan, bağırsakta özel bir ağı (shigatoksin) üreten bulaşımın kana karışıp böbrek damarcıklarına zarar vermesi ve gelişen iveğen böbrek yetmezliği,<br />
Yetişkin HÜS (birçok nedeni olup, çoğunlukla kemoterapiden kaynaklanır),<br />
Kalıtsal HÜS,<br />
TTP (trombotik trombositopenik purpura): kanın pıhtılaşmasındaki bir bozukluktan kaynaklanır.</p>
<p>* Orak hücreli kansızlık,<br />
* Yaygın kabuk doku ölümü.</p>
<p>Böbrek taşları:</p>
<p>* Kalsiyum oksalat ve fosfat,<br />
* Magnezyum amonyum fosfat (strüvit taşları),<br />
* Ürik asit,<br />
* Sistin.</p>
<p>Böbrek urları:</p>
<p>* İyicil urlar:</p>
<p>Böbrek parmaksı adenom,<br />
Anjiyomiyolipom (damar, kas, ve yağ gözelerinden oluşan iyicil bir ur olup, daha çok tüberoz skleroz hastalarında rastlanır,<br />
Onkositom.</p>
<p>*Kötücül urlar:</p>
<p>Böbrek gözesi karsinomu,<br />
Havuzcuk ürotelyum (geçiş gözesi) karsinomu.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/bobrekler-ve-hastaliklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lazer nedir, nasıl çalışır?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/lazer-nedir-nasil-calisir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/lazer-nedir-nasil-calisir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 15:05:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[icatlar]]></category>
		<category><![CDATA[çalışır]]></category>
		<category><![CDATA[formül]]></category>
		<category><![CDATA[kim buldu]]></category>
		<category><![CDATA[laser]]></category>
		<category><![CDATA[Lazer]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[yaptı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4559</guid>
		<description><![CDATA[Lazer (İngilizce LASER) fotonları uyumlu bir hüzme şeklinde oluşturan optik kaynak. Lazerin temeli atom veya molekül enerji düzeyleri arasındaki elektron geçişleri ile oluşan ışık fotonlarına dayanır. Bir atomun iki enerji düzeyi E2 ve E3 olsun ve E3 &#62; E2 farzedelim. Minimum enerji ilkesine göre atom veya moleküller düşük enerji seviyesinde olmak istediklerinden E3  seviyesindeki elektron [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/03/lazer.jpg"><img class="size-full wp-image-4560 aligncenter" title="lazer" src="http://www.buzlu.org/images/2010/03/lazer.jpg" alt="" width="300" height="273" /></a></p>
<p>Lazer (İngilizce LASER) fotonları uyumlu bir hüzme şeklinde oluşturan optik kaynak. Lazerin temeli atom veya molekül enerji düzeyleri arasındaki elektron geçişleri ile oluşan ışık fotonlarına dayanır.</p>
<p>Bir atomun iki enerji düzeyi E2 ve E3 olsun ve E3 &gt; E2 farzedelim. Minimum enerji ilkesine göre atom veya moleküller düşük enerji seviyesinde olmak istediklerinden E3  seviyesindeki elektron kendiliğinden E2  seviyesine inecektir.</p>
<p>Ama bu sırada enerjisi E3  − E2 = hν olan bir foton salar. Burada ν fotonun frekansıdır. Eğer elektron bu salınımı kendiliğinden yaparsa salınan fotonun yönü tamamen rasgeledir. Ancak eğer E3 düzeyindeki elektron E3 − E2  enerjisindeki başka bir fotonla etkileşerek E2  düzeyine inerse bu şekilde salınan fotonun yönü ve fazı geçişe etki eden fotonla aynı olacaktır.</p>
<p>Bu ikinci geçiş biçimine uyarılmış salınım (stimulated emmision) denir ve lazerin çalışmasının ana ilkesidir. Şimdi çok sayıda atomdan oluşan bir sistem ele alalım. Başlangıçta atomlar en alt enerji düzeyinde bulunduklarından bir şekilde atomların E3 düzeyine çıkarılması gerekir. <span id="more-4559"></span></p>
<p>Bu pompalama(population inversion) olarak adlandırılır. Ayrıca E3 ve E2 arasındaki geçişten lazer ışığı elde edebilmek için atomların E3  düzeyinde kalma süreleri E2  düzeyinde kalma sürelerinden uzun olmalıdır. Ancak bu şekilde E3 düzeyinde bulunan atomların sayısı daima artacaktır.. Class 1 ile 4 arasında değişen risk dereceleri mevcuttur.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
En basit tür üç düzeyli lazerdir. Lazerler, günlük yaşamda sıklıkla kullanılmaktadırlar. Örneğin, süper marketlerde ürün fiyatlarını, CD&#8217;lerden müziği, DVD&#8217;lerden de filmleri okumakta lazerlerden faydalanılmaktadır. 15 mw&#8217;ın üstündeki lazerler göze anında zarar verebilir. 100 mw&#8217;nin üstü ise kibrit yakabilir ve değişik yüzeylere yazı yazabilir.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/03/lazer2.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-4563" title="lazer2" src="http://www.buzlu.org/images/2010/03/lazer2.jpg" alt="" width="284" height="210" /></a></p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/lazer-nedir-nasil-calisir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlıda Eşkinci Ocağı nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/osmanlida-eskinci-ocagi-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/osmanlida-eskinci-ocagi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 15:46:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[alemdar vakası]]></category>
		<category><![CDATA[askeri]]></category>
		<category><![CDATA[Eşkinci Ocağı]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[II. Mahmut]]></category>
		<category><![CDATA[kim]]></category>
		<category><![CDATA[kuruluşu]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[nezaman]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[yapılanma]]></category>
		<category><![CDATA[yeniçeri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4465</guid>
		<description><![CDATA[Eşkinci Ocağı II. Mahmut tarafından kurulan askeri yapıdır. Alemdar Vakası&#8217;ndan sonra yeniçeri ocağını ortadan kaldırmak isteyen II. Mahmut, onun yerini alması için eşkinci ocağını kurdu. Bunu bir tehdit olarak gören yeniçerilerin ayaklanması, Vaka-i Hayriye&#8217;ye giden süreci hızlandırdı. buzlu.org<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/01/osmanlı.jpg"><img class="size-full wp-image-4466 aligncenter" title="osmanlı" src="http://www.buzlu.org/images/2010/01/osmanlı.jpg" alt="" width="269" height="314" /></a></p>
<p>Eşkinci Ocağı II. Mahmut tarafından kurulan askeri yapıdır.</p>
<p>Alemdar Vakası&#8217;ndan sonra yeniçeri ocağını ortadan kaldırmak isteyen II. Mahmut, onun yerini alması için eşkinci ocağını kurdu. Bunu bir tehdit olarak gören yeniçerilerin ayaklanması, Vaka-i Hayriye&#8217;ye giden süreci hızlandırdı.<span id="more-4465"></span></p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/osmanlida-eskinci-ocagi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fatih Kanunnamesi nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/fatih-kanunnamesi-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/fatih-kanunnamesi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 15:40:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[askeri]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Kanunnamesi]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[imparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[kim]]></category>
		<category><![CDATA[kuruluşu]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[nezaman]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[yapılanma]]></category>
		<category><![CDATA[yeniçeri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4468</guid>
		<description><![CDATA[Fatih Kanunnamesi İstanbul&#8217;un fethinden sonra, devlet teşkilâtına imparatorluğun büyüklüğüne ve coğrafi durumuna yaraşan bir karakter vermek, çeşitli müesseselerin vazifelerini tesbit etme ihtiyacı duyulduğundan; Fatih Sultan Mehmed tarafından düzenlenen kanunname. Fatih Sultan Mehmed devlet teşkilatında yeni düzenlemelere olan ihtiyacın tesiriyle, kanunlar koydu ve bu arada tımarlara ait birçok hususu da yeniden tanzim etti. Fatih&#8217;in bu yolda [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/01/Fatih-Kanunnamesi.jpg"><img class="size-full wp-image-4469 aligncenter" title="Fatih Kanunnamesi" src="http://www.buzlu.org/images/2010/01/Fatih-Kanunnamesi.jpg" alt="" width="200" height="291" /></a></p>
<p>Fatih Kanunnamesi İstanbul&#8217;un fethinden sonra, devlet teşkilâtına imparatorluğun büyüklüğüne ve coğrafi durumuna yaraşan bir karakter vermek, çeşitli müesseselerin vazifelerini tesbit etme ihtiyacı duyulduğundan; Fatih Sultan Mehmed tarafından düzenlenen kanunname.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed devlet teşkilatında yeni düzenlemelere olan ihtiyacın tesiriyle, kanunlar koydu ve bu arada tımarlara ait birçok hususu da yeniden tanzim etti. Fatih&#8217;in bu yolda ilk yaptığı iş paytahttaki dirlik defterlerine yalnız sipahilerin adını kaydettirmeyip, bu defterlere dirlik gelirlerinin ve beratlarının kopyasını yazdırmak olmuştur.<span id="more-4468"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Fatih Kanunnamanesi, üç kısımdan teşekkül etmekteydi. Birinci kısım, devlet ileri gelenlerinin teşrifattaki yerlerine, padişaha kimlerin arzda bulunabileceklerine, kadıların mertebelerine; ikinci kısım, saltanat işlerinin tertibine, yani divan, has oda teşkilatına ve saray hizmetkarlarının bayramlaşma merasimlerine; üçüncü kısım ise, suçlar ve karşılıkları ile mansıb sahiplerinin gelirlerine dair bilgileri ihtiva ediyordu.</p>
<p>Son kısımda ayrıca gayri müslim devletlerin verecekleri yıllık vergiler ile devlet görevlileri ve hanedan mensuplarına dair lakap örnekleri bulunmaktadır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Ayrıca bu kanunname; medreselerin yönetim, müfredat ve akademik yapısını yeniden düzenleyen, akademik personelin seçim ve atanması ile maaşların belirlenmesine ilişkin işlemleri usul ve esaslara bağlamıştır. Bu ferman Türk tarihinde ilk yükseköğretim mevzuatını oluşturması açısından da mühimdir.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/fatih-kanunnamesi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnterferon nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/interferon-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/interferon-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2010 16:23:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[açıklamas]]></category>
		<category><![CDATA[anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[İnterferon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4429</guid>
		<description><![CDATA[İnterferon, virüslere karşı bir savunma tepkisi olarak vücut hücreleri tarafından üretilen, birbirine yakın birkaç proteinin adı. Virüslerin hücre içinde çoğalmasını önleyen interferonlar, vücudun en hızlı üretilen ve bu tür organizmalara karşı en önemli olan savunmadır. Virüs enfeksiyonlarının pek çoğunun insanlarda yaşamsal tehlike yaratmaması, aslında interferonların etkisinin sonucudur. Bütün omurgalı hayvanlar ve olasılıkla da omurgasızlardan bazıları [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/01/İnterferon.jpg"><img class="size-full wp-image-4430 aligncenter" title="İnterferon" src="http://www.buzlu.org/images/2010/01/İnterferon.jpg" alt="" width="354" height="237" /></a></p>
<p>İnterferon, virüslere karşı bir savunma tepkisi olarak vücut hücreleri tarafından üretilen, birbirine yakın birkaç proteinin adı. Virüslerin hücre içinde çoğalmasını önleyen interferonlar, vücudun en hızlı üretilen ve bu tür organizmalara karşı en önemli olan savunmadır.</p>
<p>Virüs enfeksiyonlarının pek çoğunun insanlarda yaşamsal tehlike yaratmaması, aslında interferonların etkisinin sonucudur.<br />
Bütün omurgalı hayvanlar ve olasılıkla da omurgasızlardan bazıları interferon üretir. İnteferon ancak hücrelerin bir virüs ya da başka bir yabancı madde tarafından uyarılması sonucu üretilir; buna karşılık interferon virüslerin doğrudan doğruya çoğalmasını engellemez. <span id="more-4429"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bir hücrenin virüs saldırısına uğraması, interferon üretimine ilişkin depo edilmiş bilgiyi taşıyan DNA’sındaki bir geni etkin duruma getirir; hücre bir saat kadarlık bir süre içinde çok küçük miktarlarda interferon üreterek salgılamaya başlar. Bu interferonun uyardığı çevredeki öbür hücreler, protein sentezi süreçlerini, virüsün hücrelerin içinde artık bölünemeyeceği bir biçimde değişikliğe uğrataran proteinler üretir.</p>
<p>Bunun sonucu, virüsün hücre içinde daha fazla üremesi engellenir. Hayvanlarda virüs hastalıklarının çoğunun doğal olarak iyileşmesi ile interferon arasında önemli bir nedensel ilişki saptanmıştır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Üç ayrı interferon tipinden hangisinin üretileceğini, interferon üreten hücrenin tipi ile interferon üretimini uyaran virüs tipi belirler. Alfa ve gamma interferonlar esas olarak, bir akyuvar tipi olan lenfositler tarafından üretilirken, beta interferonlar vücut hücrelerinin çoğu tarafından üretiliyor olabilir.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/interferon-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Direnç Türleri</title>
		<link>http://www.buzlu.org/direnc-turleri/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/direnc-turleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Jan 2010 11:35:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Elektrik - Elektronik]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Ayarlı Dirençler]]></category>
		<category><![CDATA[Direnç Türleri]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[Elektronik]]></category>
		<category><![CDATA[Film dirençler]]></category>
		<category><![CDATA[Karbon dirençler]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[Potansiyometreler]]></category>
		<category><![CDATA[Telli dirençler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4426</guid>
		<description><![CDATA[Gerek büyük gerek küçük güçlü olsun, bütün dirençlerin belirli bir dayanma gücü vardır. Dirençler güç açısından kısaca iki&#8217;ye ayrılır: 1.Büyük güç dirençleri: (2 watt&#8217;ın üzerindeki dirençler) 2.Küçük güç dirençleri: (2 watt’ın altındaki dirençler) • Sabit Dirençler • Ayarlı Dirençler • Termistör (Terminstans) • Foto Direnç (Fotorezistans) Sabit Dirençler Sabit dirençler yapıldığı malzemenin cinsine göre üçe [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/01/Direnç-Türleri.jpg"><img class="size-full wp-image-4427 aligncenter" title="Direnç Türleri" src="http://www.buzlu.org/images/2010/01/Direnç-Türleri.jpg" alt="" width="270" height="270" /></a></p>
<p>Gerek büyük gerek küçük güçlü olsun, bütün dirençlerin belirli bir dayanma gücü vardır.</p>
<p><strong>Dirençler güç açısından kısaca iki&#8217;ye ayrılır:</strong></p>
<p>1.Büyük güç dirençleri: (2 watt&#8217;ın üzerindeki dirençler)<br />
2.Küçük güç dirençleri: (2 watt’ın altındaki dirençler)<br />
• Sabit Dirençler<br />
• Ayarlı Dirençler<br />
• Termistör (Terminstans)<br />
• Foto Direnç (Fotorezistans)</p>
<p><strong>Sabit Dirençler </strong></p>
<p><strong>Sabit dirençler yapıldığı malzemenin cinsine göre üçe ayrılır:</strong></p>
<p>1. Karbon dirençler<br />
2. Telli dirençler<br />
3. Film dirençler<br />
1. İnce film dirençler<br />
2. Kalın film [Cermet "Sörmit" Okunur] dirençler <span id="more-4426"></span></p>
<p><strong>Karbon Dirençler</strong></p>
<p>Karbon direncin yapısı: Karbon direnç kömüri siktir at tozu ve reçine tozunun eritilmesi ile elde edilir. Karbon ile reçinenin karışım oranı direncin değerini verir. Büyüklüklerine göre 1/4, 1/2, 1, 2, 3W deeğerinde yapılabilirler. En çok kullanılan direnç türüdür. Karbon dirençlerin dezvantajı hassas olarak üretilememeleridr. Karbon dirençler 1Ω dan başlayarak birkaç mega Ohm a (MΩ) kadar üretilmektedir.<br />
Başlıca kullanım alanları: Bütün elektronik devrelerde en çok kullanılan dirençtir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Telli Dirençler</strong></p>
<p>Telli dirençler gerek sabit direnç, gerekse de ayarlanabilen direnç olmak üzere, değişik güçlerde ve omajlar da üretilebilmektedir. Telli Direncin Yapısı: Telli dirençlerde, sıcaklıkla direnç değerinin değişmemesi ve dayanıklı olması için, Nikel-Krom, Nikel-Gümüş ve konstantan kullanılır.<br />
Telli dirençler genellikle seramik gövde üzerine iki katlı olarak sarılır. Üzeri neme ve darbeye karşı verniklidir. Yalnızca ayarlı dirençte, bir hat boyunca tellerin üzeri kazınır.<br />
10Ω ile 100 KΩ arasında 30 W&#8217;a kadar üretilmektedir.<br />
Başlıca kullanım alanları: Yüksek akım gerektiren devrelerde ve özelliklede Güç Kaynağı devrelerinde, karbon dirençlerin kaldıramayacağı yüksek Watt&#8217;lı cihazların yapımında kullanılırlar. Tellerin çift katlı sarılmasıyla endüksiyon etkisi kaldırılabildiğinden yüksek frekans devrelerinde tercih edilir. Küçük güçlülerde ısınmayla direnci değişmediğinden ölçü aletlerinin ayarında etalon (örnek) direnç kullanılır.</p>
<p><strong>Film dirençler </strong></p>
<p>Film kelimesi dilimize İngilizce &#8216;den geçmiştir. Türkçe karşılığı zar ve şerit anlamına gelmektedir direnç şerit şeklinde yalıtkan bir gövde üzerine sarılmıştır. Bu durum, bir fotoğraf filminin sarılışına benzetilebilir.<br />
<strong><br />
İki tür film direnç vardır:</strong></p>
<p>1. İnce film dirençler<br />
2. Kalın film dirençler</p>
<p><strong>1. İnce Film Dirençler</strong>: İnce film dirençler şu şekilde üretilmektedir: Cam veya seramik silindirik bir çubuk üzerine Saf  Karbon Nikel- Karbon Metal &#8211; Cam tozu karışımı &#8220;Metal oksit&#8221; gibi değişik direnç sprey şeklinde püskürtülür.<br />
Püskürtülen bu direnç maddesi, çok ince bir elmas uçla veya lazer ışınıyla belirli bir genişlikte, spiral şeklinde kesilerek şerit sargılar haline dönüştürülür. Şerit sargıdan biri çıkarılarak diğer sargının sarımları arası izole edilir. Şerit genişliği istenilen şekilde ayarlanarak istenilen direnç değeri elde edilir.</p>
<p><strong>2. Kalın Film (Cermet) Dirençler:</strong> Kalın film dirençler, seramik ve metal tozları karıştırılarak yapılır. Seramik ve metal tozu karışımı bir yapıştırıcı ile hamur haline getirildikten sonra, seramik bir gövdeye şerit halinde yapıştırılır fırında yüksek sıcaklıkta pişirilir. Yukarıda açıklanan yöntemle, hem sabit hem de ayarlı direnç yapılmaktadır. Film dirençler toleransı en küçük olan dirençlerdir. İstenilen direnç değerleri sağlanabilmektedir.</p>
<p><strong>Ayarlı Dirençler </strong></p>
<p>Ayarlı dirençler, direnç değerinde duruma göre değişiklik yapılması veya istenilen bir değere ayarlanması gereken devrelerde kullanılırlar. Karbon, telli ve kalın film yapıda olanları vardır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Ayarlı dirençler iki ana gruba ayrılır:</strong></p>
<p>1. Reostalar<br />
2. Potansiyometreler</p>
<p><strong>1. Reostalar</strong><br />
Reostalar, sembollerinden de anlaşıldığı gibi iki uçlu ayarlanabilen dirençlerdir. Bu iki uçtan birine bağlı olan kayıcı uç, direnç üzerinde gezdirilerek, direnç değeri değiştirilir.<br />
Reostaların da karbon tipi ve telli tipleri vardır. Sürekli direnç değişimi yapan reostalar olduğu gibi, kademeli değişim yapan reostalarda vardır.<br />
Reostanın başlıca kullanım alanları: Laboratuarlarda etalon direnç olarak, yani direnç değerlerinin ayarlanmasında ve köprü metodunda direnç ölçümlerinde, değişken direnç gerektiren devre deneylerinde, örneğin diyot ve transistor karakteristik eğrileri çıkarılırken giriş, çıkış gerilim ve akımlarının değiştirilmesinde ve benzeri değişken direnç gerektiren pek çok işlemde kullanılır.</p>
<p><strong>2. Potansiyometreler</strong><br />
Potansiyometreler üç uçlu ayarlı orta uç, direnç üzerinde gezinebilir.<br />
Potansiyometreler, direnç değerinin değiştirilmesi yoluyla gerilim bölme, diğer bir deyimle çıkış gerilimini ayarlama işlemini yapar.<br />
Devre direncinin çok sık değiştrilmesi istenen yerlerde kullanılır. Potansiyometreler radyo gibi cihazlarda ses kontrolü için kullanılır.</p>
<p><strong>Potansiyometre Çeşitleri </strong><br />
Potansiyometreler aşağıdaki üç grup altında toplanabilir.<br />
1. Karbon Potansiyometreler<br />
2. Telli Potansiyometreler<br />
3. Vidalı Potansiyometreler</p>
<p><strong>1. Karbon Potansiyometreler </strong><br />
Karbon potansiyometreler, mil kumandalı veya bir kez ön ayar yapılıp, bırakılacak şekilde üretilmektedir. Ayar için tornavida kullanılır. Bu türdeki potansiyometreye Trimpot denmektedir</p>
<p>A: Kalın yazı Lineer potansiyometre çıkış gerilimindeki değişim<br />
B: Logaritmik potansiyometre çıkış gerilimindeki değişim</p>
<p><strong>2. Telli Potansiyometreler</strong><br />
Telli potansiyometreler, bir yalıtkan çember üzerine sarılan teller ile bağlantı kuran fırça düzeninden oluşmaktadır. Bu tür potansiyometrelerin üzeri genellikle açıktır. Tel olarak Nikel-Krom veya başka rezistans telleri kullanılır.</p>
<p><strong>3. Vidalı Potansiyometreler </strong><br />
Vidalı potansiyometrede, sonsuz vida ile oluşturulan direnci taramaktadır. Üzerinde hareket eden bir fırça, kalın film (Cermet) yöntemiyle oluşturulan direnci taramaktadır. Fırça potansiyometrenin orta ayağına bağlıdır. Böylece orta ayak üzerinden istenilen değerde ve çok hassas ayarlanabilen bir çıkış alınabilir.</p>
<p><strong>Potansiyometrelerin başlıca kullanım alanları: </strong><br />
Potansiyometreler elektronikte başlıca üç amaç için kullanılırlar;<br />
• Ön ayar için<br />
• Genel amaçlı kontrol için<br />
• İnce ayarlı kontrol için</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/direnc-turleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
