<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>buzlu.org &#187; marmara</title>
	<atom:link href="http://www.buzlu.org/benzer/marmara/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buzlu.org</link>
	<description>bilgi mi aradın, doğru yerdesin...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Sep 2010 14:51:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Atıkların yok oluşları</title>
		<link>http://www.buzlu.org/atiklarin-yok-oluslari/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/atiklarin-yok-oluslari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2009 14:40:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Neden,Niçin,Nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[atıklar]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ekosistemler]]></category>
		<category><![CDATA[evsel atıklar]]></category>
		<category><![CDATA[gazlar]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[katı atıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kirlilik]]></category>
		<category><![CDATA[maddeler]]></category>
		<category><![CDATA[marmara]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[plastik]]></category>
		<category><![CDATA[reaktörler]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[seller]]></category>
		<category><![CDATA[silahlar]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<category><![CDATA[zehir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3050</guid>
		<description><![CDATA[Doğada kirlenmeye neden olan etmenleri, doğal etmenler ve insan faaliyetleri ile oluşan etmenler olmak üzere iki grupta inceleyebiliriz. Doğal etmenler:depremler, volkanik patlamalar, seller gibi doğadan kaynaklanan etmenlerdir. İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan etmenler ise aşağıdaki gibi sıralanabilir. Evler, iş yerleri ve taşıt araçlarında; petrol, kalitesiz kömür gibi fosil yakıtların aşırı ve bilinçsiz tüketilmesi. Sanayi atıkları ve evsel [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-3051" title="atiklar" src="http://www.buzlu.org/images/2009/03/atiklar.jpeg" alt="atiklar" width="318" height="212" /></p>
<p>Doğada kirlenmeye neden olan etmenleri, doğal etmenler ve insan faaliyetleri ile oluşan etmenler olmak üzere iki grupta inceleyebiliriz.<br />
Doğal etmenler:depremler, volkanik patlamalar, seller gibi doğadan kaynaklanan etmenlerdir.<br />
İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan etmenler ise aşağıdaki gibi sıralanabilir.</p>
<p>Evler, iş yerleri ve taşıt araçlarında; petrol, kalitesiz kömür gibi fosil yakıtların aşırı ve bilinçsiz tüketilmesi.<br />
Sanayi atıkları ve evsel atıkların çevreye gelişigüzel bırakılması.<br />
Nükleer silahlar, nükleer reaktörler ve nükleer denemeler gibi etmenlerle radyasyon yayılması.</p>
<p>Kimyasal ve biyolojik silahların kullanılması.<br />
Bilinçsiz ve gereksiz tarım ilaçları, böcek öldürücüler, soğutucu ve spreylerde zararlı gazlar üretilip kullanılması.<br />
Orman yangınları, ağaçların kesilmesi, bilinçsiz ve zamansız avlanmalardır.</p>
<p>Yukarıda sayılan olumsuzlukların önlenmesiyle çevre kirliliği büyük ölçüde önlenebilir.<br />
Çevre bilimcilere göre genelde, aşağıda verilen iki çeşit kirlenme vardır.<br />
<span id="more-3050"></span><br />
Birinci tip kirlenme; biyolojik olarak ya da kendi kendine zararsız hale dönüşebilen maddelerin oluşturduğu kirliliktir. Hayvanların besin artıkları, dışkıları, ölüleri, bitki kalıntıları gibi maddeler birinci tip kirlenmeye neden olur. Kolayca ve kısa zamanda yok olan maddelerin meydana getirdiği kirliliğe geçici kirlilik de denir.<br />

<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5730539218345014";
/* 336x280 */
google_ad_slot = "1548689103";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>

<br />
İkinci tip kirlenme: biyolojik olarak veya kendi kendisine yok olmayan ya da çok uzun yıllarda yok olan maddelerin oluşturduğu kirliliktir. Plastik, deterjan, tarım ilaçları, böcek öldürücüler (DDT gibi), radyasyon vb. maddeler ikinci tip kirlenmeye neden olur.</p>
<p>Kalıcı kirlenme de denilen ikinci tip kirlenmeye neden olan maddeler bitki ve hayvanların vücutlarına katılır. Sonra besin zincirinin son halkasını oluşturan insana geçerek insanın yaşamını tehlikeye sokar. Örneğin; Marmara denizine sanayi atıkları ile cıva ve kadminyum iyonları bırakılmaktadır. Zararlı atıklar besin zincirinde alglere, balıklara ve sonunda insana geçerek önemli hastalıklara ve ani ölümlere neden olmaktadır.</p>
<p>Köy gibi kırsal yaşama birliklerindeki insanlar genellikle büyük kentlerde yaşayan insanlardan daha sağlıklı ve daha uzun ömürlüdür. Çünkü kırsal ekosistemler, çevre kirliliği yönünden kentsel ekosistemlerden daha iyi durumdadır. Bunu bilen kent insanı fırsat buldukça, çevre kirliliği en az olan kırlara, köylere koşmaktadır.<br />
Günümüzde en yaygın olan kirlilik su, hava, toprak, ses ve radyasyon kirliliğidir.</p>
<p>
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5730539218345014";
/* 336x280 */
google_ad_slot = "1548689103";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>

</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/atiklarin-yok-oluslari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul boğazının ölçüleri</title>
		<link>http://www.buzlu.org/istanbul-bogazinin-olculeri/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/istanbul-bogazinin-olculeri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2009 14:44:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[ölçü]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul boğazı]]></category>
		<category><![CDATA[marmara]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2828</guid>
		<description><![CDATA[Marmara denizi ile Karadenizi birleştiren İstanbul boğazının uzunluğu, yaklaşık olarak 29.900 metredir.Buna girinti ve çıkıntılar dahil değildir. Genişliği ise yer yer değişir. En dar yeri,Rumelihisarı ile Anadoluhisarı arasında olup, 698 metredir. Yapılan ölçmelerden,boğazın derinliğinin5 0 metre ile 120 metre arasında değiştiği görülmüştür. Tespit edilebilen en derin çukur Bebek camii ile Kandilli arasında olup, derinliği 120 [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-2829" title="istanbul-bogazi" src="http://www.buzlu.org/images/2009/01/istanbul-bogazi.jpg" alt="istanbul-bogazi" width="252" height="293" /></p>
<p>Marmara denizi ile Karadenizi birleştiren İstanbul boğazının uzunluğu, yaklaşık olarak 29.900 metredir.Buna girinti ve çıkıntılar dahil değildir. Genişliği ise yer yer değişir. En dar yeri,Rumelihisarı ile Anadoluhisarı arasında olup, 698 metredir.</p>
<p>Yapılan ölçmelerden,boğazın derinliğinin5 0 metre ile 120 metre arasında değiştiği görülmüştür. Tespit edilebilen en derin çukur Bebek camii ile Kandilli arasında olup, derinliği 120 metredir.<br />
<span id="more-2828"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
İstanbul boğazında üst ve dip akıntı olmak üzere iki büyük akıntı vardır. Üst akıntı Karadenizin sularını Marmara&#8217;ya taşırken, alt akıntı da Marmara&#8217;nın sularını Karadenize sürükler.</p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/istanbul-bogazinin-olculeri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahırkapı Feneri</title>
		<link>http://www.buzlu.org/ahirkapi-feneri/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/ahirkapi-feneri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2009 15:10:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Gezilesi yerler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahırkapı Feneri]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[marmara]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2658</guid>
		<description><![CDATA[Ahırkapı Feneri, İstanbul Ahırkapı semtinde Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı&#8217;na hizmet veren fenerdir. Osmanlı döneminde yapılan ilk fener restorasyon kapsamındadır. Fenerin yapılış öyküsü bir deniz kazasına dayanıyor. 1775 yılında Mısır&#8217;a gitmekte olan Hacı Kaptan emrindeki bir kalyon Kumkapı&#8217;da karaya oturur. Kazayı öğrenen padişah, denizcilerin kurtarılmasında hazır bulunur. Bir denizci &#8220;Eğer burada ve bu surlar üzerinde [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-2659" title="ahirkapi-feneri" src="http://www.buzlu.org/images/2009/01/ahirkapi-feneri-300x192.jpg" alt="ahirkapi-feneri" width="300" height="192" /></p>
<p>Ahırkapı Feneri, İstanbul Ahırkapı semtinde Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı&#8217;na hizmet veren fenerdir.</p>
<p>Osmanlı döneminde yapılan ilk fener restorasyon kapsamındadır. Fenerin yapılış öyküsü bir deniz kazasına dayanıyor.</p>
<p>1775 yılında Mısır&#8217;a gitmekte olan Hacı Kaptan emrindeki bir kalyon Kumkapı&#8217;da karaya oturur. Kazayı öğrenen padişah, denizcilerin kurtarılmasında hazır bulunur.<br />
<span id="more-2658"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bir denizci &#8220;Eğer burada ve bu surlar üzerinde bir fener yapılırsa, uzağa giden, uzaktan gelen gemiler yollarını bulur&#8221; deyince Padişah, Kaptan-ı Derya Süleyman Paşa&#8217;ya emir vererek Ahırkapı Feneri&#8217;nin yapılmasını buyurur.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin en yüksek ikinci feneri olan ve 1755 yılında III. Osman tarafından yaptırılan fener beyaz bir kule şeklinde, İstanbul&#8217;u çeviren surlardan birisinin üzerine oturtulmuş. Denizden yüksekliği ise 40 metredir.</p>
<p>Ahırkapı Feneri, kurmal fener olarak tanımlanıyor.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/ahirkapi-feneri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deniz Fenerleri</title>
		<link>http://www.buzlu.org/deniz-fenerleri/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/deniz-fenerleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 14:40:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[ölçü]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Fenerleri]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[marmara]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2655</guid>
		<description><![CDATA[En eski deniz feneri, İ.Ö. 7. yüzyılda Sigeon&#8217;da, bugünkü adıyla, Kumkale&#8217;de (Çanakkale) yapılmıştır. İstanbul Boğazı&#8217;nın Trakya yakasındaki Timée ve karşı kıyısındaki Chrysopolis (Üsküdar) fenerleri İ.Ö. 2. Yüzyılda yapılmıştır. Dünyanın antik çağdaki yedi harikasından biri olan[ İskenderiye Feneri İ.Ö. 280 yılında Knidos&#8217;lu Sostrates tarafından Pharos adası üzerine inşa edilmiştir. Yüksekliği 135 metre olan bu fenerin şöhreti [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-2656" title="deniz-fenerleri" src="http://www.buzlu.org/images/2009/01/deniz-fenerleri-300x224.jpg" alt="deniz-fenerleri" width="300" height="224" /></p>
<p>En eski deniz feneri, İ.Ö. 7. yüzyılda Sigeon&#8217;da, bugünkü adıyla, Kumkale&#8217;de (Çanakkale) yapılmıştır. İstanbul Boğazı&#8217;nın Trakya yakasındaki Timée ve karşı kıyısındaki Chrysopolis (Üsküdar) fenerleri İ.Ö. 2. Yüzyılda yapılmıştır.</p>
<p>Dünyanın antik çağdaki yedi harikasından biri olan[ İskenderiye Feneri İ.Ö. 280 yılında Knidos&#8217;lu Sostrates tarafından Pharos adası üzerine inşa edilmiştir. Yüksekliği 135 metre olan bu fenerin şöhreti ve yüksekliği bu güne kadar aşılamamıştır. 14. yüzyılda meydana gelen bir depremde yıkılmıştır.<br />
<span id="more-2655"></span><br />
İtalya&#8217;daki en eski fener Messina&#8217;da bulunmaktadır. Brindisi, Ravenna, Puzzuoli ve Capri fenerleri, Roma döneminin diğer tanınmış yapılarıdır. İmparator Caligula tarafından İ.S. 40 yılında inşa edilen Boulogne feneri 17. yüzyıla kadar kullanılmıştır. Dover&#8217;de ve Herkül Sütunu adıyla bilinen La Coruna&#8217;daki (İspanya) fenerler aynı dönemin diğer tanınmış yapılarıdır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Colossus </strong></p>
<p>Rodos limanı girişinde Güneş Tanrısı Helios adına yapılan bu bronz heykel ilk fenerler arasında sayılmasa da heykelin elinde tuttuğu bir ateşle limana giren teknelere yol gösterdiği söylenir. Bu heykel New York&#8217;taki Hürriyet Abide&#8217;sini yapan Fransız heykeltıraşAuguste Barthordi&#8217;ye ilham vermiştir.</p>
<p>Antik çağın yedi harikasından biri olarak anılan Rodos Heykelinin yapımına heykeltıraş Chares of Lindos tarafından İ.Ö 282 yılında başlanmış ve 12 yıl sürmüştür. Temeli beyaz mermerden yapılan bu bronz heykel 56 yıl sonra İ.Ö. 226 yılındaki şiddetli bir deprem sırasında yıkılmıştır. 654 yılında Arapların adayı işgalinden sonra heykelin kalıntıları Suriyeli Yahudilere satıldı. Kalıntıların 900 deve yükü tuttuğu söylenir.</p>
<p>Roma imparatorluğunun çöküşü ardından, denizlerdeki denetimin yok olması deniz ticaret yollarındaki güveni ortadan kaldırmış, denizaşırı ticarette önemli bir daralma meydana gelmiştir. Antik çağdan beri çalışmakta olan birçok deniz feneri Ortaçağda bakımsızlık yüzünde harap olmuştur.</p>
<p>Üzerinde odun veya kömür ateşi yakılan çok sayıda fener 17. ve 18. yüzyıllar boyunca Avrupa kıyılarındaki değişik yerlere inşa edilmiştir. Bu fenerlerin İngiltere&#8217;deki örnekleri resimlerde görülmektedir.</p>
<p>1611 yılında Fransa&#8217;da Gironde&#8217;da inşa edilen Cordouan feneri kayalıklar üzerine inşa edilmiş ilk deniz feneridir.</p>
<p>19.cu yüzyılda deniz ticaretinin yoğunlaşmasıyla birlikte, çok sayıda deniz feneri inşa edilmiştir. Bunlardan İngiltere&#8217;deki Bell Rock (Forfarshire, 1811), Skerryvore (Argyllshire, 1884), Fransa&#8217;daki Ar-Men (Sein Adası, 1881) ve Almanya&#8217;daki Roter Sand (Weser ağzı, 1885) dikkate değer deniz fenerleridir.</p>
<p>Amerika kıtasındaki ilk fener Boston limanı girişindeki Little Brewster adası üstüne 1716 yılında inşa edilmiştir.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;deki Fenerler </strong></p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu döneminde inşa edilen ilk fener Fenerbahçe feneridir. Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1562 yılında inşa ettirilmiştir. Ahırkapı deniz feneri Sultan III. Osman zamanında, 1755 yılında inşa edilmiştir.</p>
<p>1853-1856 Kırım Harbi yılları ve sonrasında Karadeniz&#8217;e giden İngiliz ve Fransız harp gemilerinin Marmara ve boğazlardan geçişini kolaylaştırmak için, çok sayıda fener inşa edilmiştir. Ahırkapı, Fenerbahçe, Anadolu ve Rumeli fenerleri, Karaburun, Yeşilköy, Çimenlik, Kumkale ve Gelibolu fenerleri bu dönemin yapılarıdır.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de, yerden ölçülmek üzere en yüksek fenerler aşağıdaki gibi sıralanır.</strong></p>
<p>* Rumeli Feneri 30 m,<br />
* <a href="http://www.buzlu.org/ahirkapi-feneri" target="_blank">Ahırkapı Feneri</a> 29 m,<br />
* Mehmetçik Burnu 25 m,<br />
* Hoşköy 22 m,<br />
* Fenerbahçe Feneri 20 m<br />
* Şile Feneri 19 m</p>
<p>Deniz seviyesinden ölçülmek üzere ışık seviyesi en yüksek fenerler ise sırasıyla:</p>
<p>* Sinop Boztepe Burnu (107 m),<br />
* Akıncı Burnu (109 m) ve<br />
* Alanya (209 m) deniz fenerleridir.</p>
<p>8334 kilometreyi bulan kıyılarımızda halen değişik karakterde ışık gösteren 372 adet fener bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Fenerlerin bulundukları yere göre sınıflandırılmaları </strong></p>
<p>* Kıyı Fenerleri<br />
* Anakara fenerleri<br />
* Ada fenerleri<br />
* Deniz Kayaklıkları ve Sığlıkları Fenerleri<br />
* Derin Deniz Fenerleri<br />
* Dalgakıran Fenerleri<br />
* Doğrultu Fenerleri</p>
<p><strong>Fenerlerin görünme uzaklıkları </strong></p>
<p>Fener ışıklarının görünme mesafelerin, fener kulesinin deniz seviyesinden yüksekliğine ve ışığın yoğunluğuna bağlıdır.</p>
<p><strong>Işıkların coğrafi menzili </strong></p>
<p>H metre olarak fener ışığının, h metre olarak göz hizasının denizden yüksekliğini göstermek üzere, fenerin görünme mesafesi deniz mili olarak aşağıdaki formülden bulunur.</p>
<p>Görünme Mesafesi= 2.075(H 0,5 +h 0,5) h mesafesi = görünme uzaklığı</p>
<p><strong>Işıkların yüksekliği </strong></p>
<p>Kıyı ışıkları için genellikle 45 metre uygun bir yüksekliktir. Ege, Marmara ve Karadeniz gibi kapalı ve birbirine yakın adalarla dolu kıyılardaki fenerler, okyanus kıyısındakilerden daha kısadır.</p>
<p><strong>Fenerlerin optik sistemleri </strong></p>
<p>Fener kulesi üstünde yakılan bir ateş ışığının yaklaşık %97 si, arkasında yansıtıcı bulunması halinde ise yaklaşık %83 ü kaybolur. Mercek kullanımıyla kayıp % 17 ye kadar azaltılmıştır. Optik sistemlerdeki en köklü değişiklik Fransız Mühendis Augustine Jean Fresnel (1788-1827) tarafından yapılmıştır. İcat ettiği mercek sistemi ilk olarak 1823 yılında Cordouan fenerinde uygulanmıştır.</p>
<p><strong>Katoptrik Sistem </strong></p>
<p>Bu aygıt tipinde ışınlar bir yansıtıcı yüzeyden sadece yansıtılır. Işık kaynağı yansıtıcının odak merkezine konur. Bu aygıt tipinde ışınlar bir yansıtıcı yüzeyden sadece yansıtılır. Işık kaynağı yansıtıcının odak merkezine konur.</p>
<p><strong>Dioptrik Sistem </strong></p>
<p>Dioptrik sistemde ışınlar bir cam ortamdan geçer ve bu cam ortamdan geçerken de optik kurallarına göre kırılır. Yansıma olmaz.</p>
<p><strong>Katadioptrik Sistem </strong></p>
<p>Bu sistemde ışınlar kırılarak cam ortama girdikten sonra, ortamı terk etmeden toplam içsel yansımaya uğrar. Işınlar ortamı terk ederken bir kere daha kırılır. Bu yöntemde ışık ışınlarının cam prizmadaki kırılma ve yansıma özelliklerinin ikisi birden kullanılır.</p>
<p>Amerika&#8217;da Florida Key West fenerinin First Order Fresnel Merceği ile Second Order Bir Fresnel Merceğinin resimleri &#8220;first&#8221; ve &#8220;second&#8221; kelimeleri üzerine tıklayarak görülebilir. Hiperradyal üçlü flaşlı bir Fresnel merceğini, Altı flaşlı bir Fresnel merceğini ve Sabit ışıklı bir Fresnel merceğini yine farklı renkteki kelimeler üzerine tıklayarak görebilirsiniz.</p>
<p><strong>Fenerlerin ışık kaynakları </strong></p>
<p>* Odun ve Kömür: Isle of May&#8217;de 1810, St. Bees&#8217;te 1823 yılına kadar kullanıldı.<br />
* Yağ:1823 ten itibaren kullanılmağa başlandı. (Balina, domuz , kakao, kolza yağı ve madeni yağları)<br />
* Akkor Gömlekli Madeni Yağ Yakıcılar: 1898&#8242;den itibaren,<br />
* Hava Gazı: 1837&#8242;den itibaren,<br />
* Petrol Gazı: 1870&#8242;lerden itibaren,<br />
* Asetilen: 1896&#8242;dan itibaren kullanıldı.<br />
* Elektrik: İlk deneyler 1858 de yapıldı. İlk uygulamalar ise 1886 da Isle of May&#8217;de ve 1888 de St. Catherine&#8217;de yapıldı.</p>
<p><strong>Fenerlerin yapı malzemeleri </strong></p>
<p>* Taş: Antik çağdan itibaren kullanılan en eski fener yapı malzemesi taştır. En tanınmış örnekleri İngiltere&#8217;deki Eddystone ve Fransa&#8217;daki Cordouan fenerleridir.<br />
* Ahşap: Özellikle Amerika&#8217;da, 18. yüzyıl ortalarında hizmete sokulan deniz fenerlerinin büyük çoğunluğu ahşap kullanılarak inşa edilmiştir. Doğa etkilerine dayanım süresinin kısalığı ve yangınlar nedeniyle kullanımı giderek azalmıştır.<br />
* Tuğla: Taş kule maliyetinin, önemli ölçüde arttığı durumlarda yapı malzemesi olarak taşın yerini tuğla almıştır.<br />
* Dökme Demir Levhalar: Taş ve tuğla maliyetinin yüksek, zemin taşıma gücünün yeterli olmadığı durumlarda, fener kulelerinin birçoğu dökme demir levhalar kullanılarak yapılmıştır.<br />
* Çelik Kafes Sistem: Bu tip fener kuleleri zemine aktarılacak yüklerin küçük olması gerektiğinde tercih edilir.<br />
* Betonarme: Betonarme, fener kulelerinde yaygın bir kullanım alanı bulmuştur.<br />
* Alüminyum ve Fiberglas: Sınırlı da olsa, son dönemlerde fener kulesi yapımında alüminyum ve fiberglas kullanılmıştır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Fenerlerin yönetimi </strong></p>
<p>1755 yılında inşa edilen ilk Ahırkapı deniz fenerinin bakımı Bostancı Ocağı neferleri tarafından üstlenilmiş, kandillerinde yakılacak yağ ise Topkapı Sarayı&#8217;ndan sağlanmıştır.</p>
<p>I. Abdülhamit döneminde fenerin idaresi gedik usulüne bağlanarak babadan oğula geçmeye başlamış ve bu gelenek günümüze kadar devam etmiştir. 1860 yılında Osmanlı Devleti Fenerler İdare-i Umumiyesini kurarak fenerlerin işletme imtiyazını Michel Marius ve Bernard Camille Collas adında iki Fransıza vermiştir.</p>
<p>Cumhuriyet döneminde devlet, 3302 sayılı kanunla Fenerler İdare-i Umumiyesini satın almış ve 1 ocak 1938 de Denizbank&#8217;a devretmiştir. Birçok yönetim ve isim değişikliğinden sonra fenerlerin yönetimi 12 mayıs 1997 de kurulan &#8220;Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü&#8221;ne bağlanmıştır.</p>
<p>İngiltere&#8217;de genel deniz feneri idaresi Corporation of Trinity House&#8217;tur. Fransa&#8217;da 1792 yılında kurulan Köprüler ve Yollar İdaresi&#8217;nin kontrolu altında bulunan Fenerler İdaresi &#8220;Service des Phares et Balises&#8221; adı ile tanınır. Amerika&#8217;da, 1 Temmuz 1939 dan itibaren fener hizmetleri, &#8220;U.S. Coast Guard&#8221; teşkilatı tarafından yürütülmektedir.</p>
<p><strong>Fenerlerin geleceği </strong></p>
<p>Fenerlerdeki otomasyonun yaygınlaşması ve uydu haberleşme sistemlerindeki gelişmeler deniz fenerlerine duyulan gereksinimi giderek azaltmaktadır.</p>
<p>Deniz fenerleri birçok ülkede uzaktan idare edilmekte ve fenerlerde bekçi bulunmamaktadır. Eskiden bekçilerin oturduğu konutlar otel, lokanta, alışveriş mağazası vs. gibi turistik amaçlarla kullanılmaktadır.</p>
<p>Otomasyona geçişle birlikte, yakın gelecekte bakıcısız kalacak deniz fenerlerinin bakım ve onarımları kurumları için büyük bir yük olacaktır. Bakım ve onarımların işletmelere yük olmadan yapılabilmesi ve fenerlerin tarihi bir miras olarak gelecek kuşaklara aktarılması için çalışma yapacak birimlerin vakit geçirilmeden oluşturulması ve önlemlerin şimdiden belirlenmesi gerekmektedir.</p>
<p>Ülkemizdeki deniz fenerlerinden hiç olmazsa bir kısmı ziyarete açılmalı ve önemli deniz fenerleri yakınında müzeler oluşturulmalıdır. Bu uygulama hem toplumu bilgilendirme açısından hem de bu tarihi mirasa sahip çıkılması gereğinin hissettirilmesi bakımından yararlı olacaktır.</p>
<p><strong>Fenerler ile ilgili ilginç bilgiler </strong></p>
<p>Açık denizde kayalıklar üzerine inşa edilmiş ilk taş deniz feneri, Smeaton tarafından yapılan Eddystone fener kulesidir (1759). Smeaton inşaat mühendisliğinin babası olarak tanınır. Fener inşaatı sırasında, yeni uygulamalar icat etmiştir.</p>
<p>Örneğin taşların birbirine geçme olarak kullanılması, deniz çimentosu, taşları gemiden inşaat sahasına aktarmak için kullanılan özel vinçler bunlardan sadece üçüdür.</p>
<p>Fenercilerin hava koşulları yüzünden uzun zaman karaya çıkamamaları durumunda, yiyecek tükendiğinde, aydınlatmada kullanılan mumları yemeleri gerekebiliyordu. O zamanki mumlar hayvansal ve bitkisel yağ kökenli olduklarından sindirilebilen türden idiler. Dünyada nükleer güçle çalışan tek fener Estonya&#8217;daki Tallin feneridir.</p>
<p>Fener ışıklarının yoğunluğunu arttırmak için dev boyutlarda cam prizmalar ve mercekler kullanılmıştır. Bunların en büyüklerinin ağırlığı 5 tona ulaşıyordu. Merceklerin bağlı olduğu platform cıva üstünde yüzüyor ve bir parmak itişi ile harekete geçebiliyordu.</p>
<p>Alaska&#8217;daki Scotch Cap deniz feneri 1946 yılında Büyük Okyanusta meydana gelen 7,3 şiddetinde bir depremden sonra kıyıdaki yüksekliği 30 metreyi aşan bir tsunami dalgası ile yıkılmış, 5 kişilik fener personeli kaybolmuştur. Şiddetli fırtınalarda dalgalar 45 metre yüksekliğindeki bir fener kulesini tamamen örtebilmekte ve fener fanusunun 12,5 mm kalınlığındaki camlarını kırabilmektedir.</p>
<p>Fanus içine o kadar çok deniz suyu girebilir ki fenerciler sularla beraber merdivenlerden sürüklenmemek için kendilerini merdiven korkuluklarına bağlamak zorunda kalabilirler. En şanssız deniz feneri yapımcısı, en sağlam deniz fenerini yaptığına inanan Henry Winstanley&#8217;dir.</p>
<p>Yaptığı fenerin sağlamlığına çok güveniyordu. Herkese, en şiddetli fırtınada bile fener içinde kalmak istediğini söylüyordu. Dileği gerçekleşti, fakat yaptığı fener, İngiltere tarihinin en büyük fırtınasında yıkıldı ve dalgalara sürüklenen fenerde hayatını kaybetti.</p>
<p>Bir zamanlar Longships deniz feneri bakıcısının kayalık korsanları tarafından kaçırıldığı, ancak bakıcının küçük kızını fenerde unuttukları söylenir. Küçük kız içinde aile İncil&#8217;inin de bulunduğu kitapların üzerine çıkarak, babası serbest bırakılıncaya kadar yağ lambasını yanar durumda tutmayı başarmıştır.</p>
<p>Fransa&#8217;da Brittany kıyısı açıklarındaki Vierge adasında bulunan fenerin yüksekliği 83 metre olup dünyadaki en yüksek tuğla fener kulesidir. Amerika&#8217;nın en yüksek fener kulesi Cape Hatteras&#8217;tır. Tepeliğine kadar olan yüksekliği 63,40 metredir. Dünyanın en yüksek feneri Japonya&#8217;da Yokohama&#8217;daki Yamashita park içinde bulunan 106 metre yüksekliğindeki çelik konstrüksiyon fener kulesidir.</p>
<p>Cristof Colomb&#8217;un amcası olan Antonio Columbo 1449 yılında meşhur Cenova fenerinin bakıcısı idi. 1895 te Yeni Zelanda&#8217;da, Stephen adasında nadir bir çalıkuşu türü keşfedildi. Yok olan türünün son örneği olan bu çalıkuşunu deniz feneri bakıcısının kedisi yedi.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/deniz-fenerleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul Surları ve tarihi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/istanbul-surlari-ve-tarihi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/istanbul-surlari-ve-tarihi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2008 07:53:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezilesi yerler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[marmara]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih ve savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım ve Hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Surları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2575</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul Surları, İstanbul&#8217;un çevresinde bulunan, Bizans zamanında yapılmış şehir duvarlarıdır. İstanbul&#8217;un etrafını çeviren surlar tarihte 7. yy.dan başlayarak inşa edilmiş, yıkılmalar ve yeniden yapmalarla dört defa elden geçmiştir. Son yapımı MS 408&#8242;den sonradır. II. Theodosius (408-450) zamanında İstanbul surları Sarayburnu&#8217;ndan Haliç kıyısı boyunca Ayvansaray&#8217;a bu taraftan, ve Marmara kıyısı boyunca Yedikule&#8217;ye, Yedikule&#8217;den Topkapı&#8217;ya, Topkapı&#8217;dan Ayvansaray&#8217;a [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-2578" title="istanbul-surlari3" src="http://www.buzlu.org/images/2008/12/istanbul-surlari3-300x221.jpg" alt="istanbul-surlari3" width="300" height="221" /></p>
<p>İstanbul Surları, İstanbul&#8217;un çevresinde bulunan, Bizans zamanında yapılmış şehir duvarlarıdır. İstanbul&#8217;un etrafını çeviren surlar tarihte 7. yy.dan başlayarak inşa edilmiş, yıkılmalar ve yeniden yapmalarla dört defa elden geçmiştir.</p>
<p>Son yapımı MS 408&#8242;den sonradır. II. Theodosius (408-450) zamanında İstanbul surları Sarayburnu&#8217;ndan Haliç kıyısı boyunca Ayvansaray&#8217;a bu taraftan, ve Marmara kıyısı boyunca Yedikule&#8217;ye, Yedikule&#8217;den Topkapı&#8217;ya, Topkapı&#8217;dan Ayvansaray&#8217;a uzanıyordu.</p>
<p><strong>Tarihçesi </strong></p>
<p>Yapımına İmparator II. Theodosius Praefaectus Anthemios tarafından 413 yılına doğru başlanmıştır. İstanbul surlarını geçebilen tek kuvvet II. Mehmet önderliğindeki ordudur. Atilla&#8217;nın idaresindeki Hunların şehri tehdit ettiği bir sırada Praefactus Konstantinus Kyros suraların önüne ikinci bir duvar daha yaptırmıştır.<br />
<span id="more-2575"></span><br />
Sayıları 96 olan kuleler değişik biçimde inşa edilmiştir. Bunlardan 74&#8242;ü kare, biri beşgen ,5&#8242;i altıgen, 2&#8242;si yedigen ve 14&#8242;ü sekizgendir. Kulelerin içinde en üst kısımları tonoz örtülü birer kat bulunur. İznik surlarında da olduğu gibi, bu üst kat odaların duvarlarında evvelce fresko tekniğinde yapılmış Aziz resimleri yer alıyordu. Kulelerin uzunluğu her yerde aynı değildir. Marmara&#8217;dan Tekfur Sarayı&#8217;na kadar birkaç metrelik farklılıklar görülebilmektedir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Kara tarafı surlarının dışa açılan birçok kapıları vardır. Bunların bir kısmı halkın girip çıktığı kapılar olup tehlike anlarında örülerek kapatılıyordu. Aralarda ikinci derecede önemli bazı askeri kapılar da vardı. Bu kapıların en önemlisi daha önce Zafer Yolu&#8217;nun başlangıcı olarak da kullanılan Altın veya Yaldızlı Kapıdır.</p>
<p>Burç, duvar ve kapılardaki kitabelerde duvarın tarihçesi yazar.</p>
<p>İstanbul&#8217;un uzun süre fethedilemeyen efsanevi bir şehir olmasının en büyük sebebi çevresini kuşatan surlardı. Zamanında başka hiçbir yerde bu kadar sağlam savunma sistemi bulunmamaktaydı. Uzunluk bakımından erişilmez olmasına rağmen Çin Seddi bile savunma açısından İstanbul surlarının yanına yaklaşamıyordu.</p>
<p>Karada 6492 m Marmara ve Haliç kıyılarında 820m uzunluğundaki surlar birkaç kademeden oluşurdu. En önde Bizans&#8217;ın mobil kuvvetleri savunur, arkasında 20 m genişlik ve 7.5 m derinliğindeki su dolu hendekler bulunurdu. Bunların arkasında mızraklı askerlerin beklediği savunma mazgalları vardı. Savunma mazgalları geçildiği takdirde 5-7 m yüksekliğindeki orat surlara gelinirdi. Osmanlı Ordusu orta surlar önünde çok sayıda kayıp vermişti. En arkada ise 12-13 m yüksekliğinde asıl surlar bulunurdu. Asıl surlar üzerinde bekleyen askerler hiçbir canlının sur dibine yaklaşmasına izin vermezdi.</p>
<p><strong>Duvarlar ve burçlar </strong></p>
<p>Surların uzunluğu 22 km.dir. Haliç surları 5.5 km., kara surları 7,5 km. Marmara Surları 9 km.dir.</p>
<p>Kara surları üç bölümden oluşur. Hendek, dış sur,iç sur. Hendekler bugün tarım alanı olmuştur. Sura bitişik ve 50 m. aralıklarla kara surları tarafında, birçoğu yıkılmış, çatlamış durumda 96 burç bulunmaktadır. Bu burçlar, boydan boya uzanan sur duvarlarından 10 m.lik çıkıntıda, çoğunlukla kare planlı ve 25 m. yüksekliğindedir.</p>
<p>Pencereleri, tonozları, kapıları vardır. İç surlarla dış surlar arasında kapı ve merdiven bulunur. İç surlar ve burçlarda kefeki taşı ve tuğla kullanılmıştır. Dış surlar ise sandık vaya kazamat duvardır. Dış surlarda daha küçük ve büyük burçlar arasına gelmek üzere küçük burçlar vardır. Bütün bu hendek, burç, dış ve iç surların toplam eni 70 m.dir. Surların içinde dehlizler ve küçük oyuklar vardır.</p>
<p>Marmara ve Haliç surlarının önündeyse hendek ve dış sur yoktur. Bu surların kalınlığı 5 m., yükseklik 15 m.dir. Burçlar 20 m.dir, Marmara tarafında 103, Haliç tarafında 94 Burç vardır. Marmara tarafı surları boyunca Banliyö Treni çalışmaktadır.</p>
<p>Bu burçlardan bazıları tarihi ün taşır: Yedikule, Sulukule, Anemas, İsaakios, Mermerkule, Arapkule gibi. Bunların çoğu zindan, hapishane, darphane olarak kullanılmıştır.</p>
<p><strong>Kapılar </strong></p>
<p>İstanbul surları boyunca anakapı ve yankapılar vardır. Kapılar, duvarda 5 m. genişlikteki bir kemer altındadır. Anacaddelerin geçtiği Topkapı ve Edirnekapı dışındaki kapılar yan yana iki arabanın geçemeyeceği kadar dardır.</p>
<p>Bu kapıların mermer kaplı içleri, ahşap kapıları vardı. Sur üstüne çıkmak için yapılmış merdivenler kapıların iç tarafında sağda ve soldadır. Kapı duvarları içindeki boşluklarda, anakapının kapatılmasında kullanılan demirkapı yahut parmaklıklar bulunurdu. Ayrıca anakapıların bazılarında bir dışkapı olurdu. Bunların birçoğu tarihte kaybolmuştur. Bazı kapılar üzerinde kitabeler durmaktadır, ama bunlar Osmanlı&#8217;dan kalmadır. Dış kapıyla iç kapı arası 25 m.dir.</p>
<p>Topkapı Sarayı kapısından başlayarak Haliç&#8217;e, buradan Yedikule&#8217;ye ve tekrar Topkapı Sarayı&#8217;na dolanan duvarların kapıları şöyledir:</p>
<p>* Topkapısarayı kapısı<br />
* Ahırkapı<br />
* Fenerlikapı<br />
* Küçükayasofyakapısı<br />
* Bukalonkapı<br />
* Balıkhanekapısı<br />
* Odunkapısı<br />
* Manganakapısı<br />
* Gülhanekapısı<br />
* Kadırgakapısı<br />
* Çatladıkapı<br />
* Kumkapı<br />
* Yenikapı<br />
* Samatyakapısı<br />
* Narlıkapısı<br />
* Yedikulekapı<br />
* Belgradkapı<br />
* Silivrikapı<br />
* Mevlanakapı<br />
* Topkapı<br />
* Edirnekapı<br />
* Eğrikapı<br />
* Ayvansaraykapısı<br />
* Atikmustafakapısı<br />
* Balatkapısı<br />
* Fenerkapısı<br />
* Yeniayakapı<br />
* Ayakapı<br />
* Cibalikapısı<br />
* Unkapanıkapısı<br />
* Ayazmakapısı<br />
* Odunkapısı<br />
* Balık pazarıkapısı<br />
* Yenicamikapısı<br />
* Bahçekapısı<br />
* Avcılarkapısı<br />
* İmparatorkapısı<br />
* Zindankapısı<br />
* Sirkecikapı<br />
* Yalıköşkü</p>
<p>İstanbul surlarında 50 kapı ve 300 burç vardır ve bir kısmı kaybolmuştur. Dış kent Galata tarafındaki surların da kapıları vardı: Kurşunlumahzen, Karaköy, Balıkpazarı, Yağkapanı, Kürkçükapı, Azapkapı.</p>
<p><strong> İstanbul çevresini güçlendirme </strong></p>
<p>Çeşitli dönemlerde pek çok güçlendirme çalışmaları İstanbul civarında yapıldı.Şehrin ana duvarları boyunca savunma sistemini tamamlayıcı unsur oldukları söylenebilir.Bunların ilki ve en büyükleri 56 km uzunluğunda olan Anastasian Wall dur.5 nci yüzyıl ortasında constantinople&#8217;un dış savunması için yapılmıştı.</p>
<p>Şehrin 65 km batıya doğru olan kısmında.Bu duvar 3,30 metre kalınlığında ve 5 metre yüksekliğinde idi.Fakat onun geçerliliği sınırlı idi.Bir zaman sonra 7 nci yüzyılda terk edildi.Onun malzemeleri yerel bina yapımında kullanıldı.Fakat bazı parçaları hala mevcuttur.</p>
<p><strong>Galata surları </strong></p>
<p>Galata Sykai nin dıs mahallesi olduğu zaman,Bizans dönemi çoğu zamanında güçlendirilmedi.Altın Boynuz&#8217;un ağzında boydan boya uzanan zinciri koruma görevi yapıyordu.Mamafih,1204 yılında şehrin zayıflaması sonrası Galata Venedik mahallesi haline geldi.Ve daha sonra Ceneviz Cumhuriyeti&#8217;nin kolonisi oldu.</p>
<p>Bizans&#8217;lıların itirazlarına rağmen Bizans kontrolu dışında kalarak.Ceneviz&#8217;liler mahallelerini kale hendeği ile çevirmeyi başarıyorlardı.Koloni etrafındaki kale tipi evlerini kendi yarattıkları ilk duvar ile birlrştirerek.Galata kulesi daha sonra Christea Turris ( Tower of Christ ) olarak adlandırıldı.</p>
<p>Ve diğer sur uzatmaları 1349 yılında kuzey kısımda yapıldı.Daha sonraki sur genişletmeleri 1387,1397 ve 1404 yılarını takip etti.Kabaca trapezoid bir şekilde yapılan bir genişleme onlara geniş bir kapalı alan sağlıyordu.Genişleme Azapkapı&#8217;dan kuzeye Şişhane&#8217;ye oradan Tophane&#8217;ye ve daha sonra Karaköy&#8217;e doğru oldu.Osmanlı fethinden sonra duvarlar 1870 yılına kadar kaldı.Çoğu şehrin genişlemesini sağlamak için yıkıldı.Bugün sadece Galata kulesi bozulmamış haliyle tarihsel Constantinople&#8217;den kalan görülebilir bir eserdir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Anadolu ve Rumeli Hisarları </strong></p>
<p>Anadolu ve Rumeli ikiz hisarları, Boğaz&#8217;ın en dar noktasında olup İstanbul&#8217;un kuzeyinde uzanır. Osmanlılar tarafından bu hayati su yolu olan Boğaz trafiğini kontrol etmek ve İstanbul&#8217;a son nihai saldırıyı hazırlamak için inşa edildiler. Anadolu Hisarı ilk zamanlarda Akçehisar ve Güzelcehisar olarak adlandırılıyordu.</p>
<p>1934 yılında Sultan Bayezid I tarafından inşa ettirildi. Başlangıçta 25 metre yüksekliğinde idi. Kabaca beşgen gözlem kulesi duvar ile kuşatıyordu. Daha geniş ve komplike olan Rumeli Hisarı, 1452 yılında dört aylık bir sürede Sultan Mehmed II tarafından yaptırıldı. Üç tane geniş ve bir tane küçük kule içerir.</p>
<p>13 küçük gözlem kulesi ile güçlendirilmiş duvar ile bağlantılı olarak ana kulesinde toplar monte edilmiştir. Hisar, Osmanlılara boğazı geçen gemileri kontrol etme imkanı veriyordu. Bu rol açıkca onun orijinal ismini çağrıştırıyordu, boğaz kesen (cutter of the strait). Constantinople&#8217;un zapt edilmesinden sonra hisar gümrük kontrol noktası ve özellikle İmparatorluk ile savaşta olan elçilikler için hapis yeri olarak hizmet verdi. 1509&#8242;daki geniş kapsamlı zarar veren depremden sonra tamir edildi ve 19.yüzyıl sonuna kadar sürekli olarak kullanıldı.</p>
<p><strong>Yedikule hisarı </strong></p>
<p>Altın kapının (Golden Gate )arkasındaki ilk hisarın Johm Tzimisker &#8216;in hükümdarlığı döneminde inşasına başlandı ve Manuel I Komnenos zamanında bitirildi.Hisarın beş kulesi vardı.Bu nedenle beşgen olarak isimlendirildi.4.Haçlı seferinde şehrin düşmesi üzerine tahrip edildi.Tekrar 1350 yılında John VI Kantakouzenos döneminde yapıldı.</p>
<p>Yeni hisar beş adet sekiz kenarlı kule ihtiva ediyordu ve altın kapının iki mermer kulesi ile birlikte toplam yedi,bilinen yedi kule oluyordu.Mamafih,1391 yılında John V palaiologos,Sultan I Beyazid tarafından hisarı temelinden yıkmaya zorlandı,aksi halde Osmanlıların elinde esir olan oğlu Manuel in gözlerinin kör edileceği tedhit ediliyordu.İmparator VII Paloologos hisarı tekrar inşa etmeyi denedi ,fakat bu sefer de Sultan II Murat tarafından engellendi.</p>
<p>Constantinople&#8217;un Osmanlılarca son olarak zaptından sonra, Sultan Mehmed II 1457 yılında onu tekrar yedi kuleli olarak inşa etti,yedi kule hisarı olarak.Hisar Osmanlı çağı döneminde hazine dairesi ve devlet büyüklerinin esir yeri olarak kullanıldı .Bunların içinde dikkati çeken en önemli esir Genç Osman (II. Osman) idi.Burada esir olarak tutuldu ve yeniçeriler tarafından 1622 yılında idam edildi.</p>

<a href='http://www.buzlu.org/istanbul-surlari-ve-tarihi/istanbul-surlari/' title='istanbul-surlari'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images/2008/12/istanbul-surlari-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="istanbul-surlari" title="istanbul-surlari" /></a>
<a href='http://www.buzlu.org/istanbul-surlari-ve-tarihi/istanbul-surlari2/' title='istanbul-surlari2'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images/2008/12/istanbul-surlari2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="istanbul-surlari2" title="istanbul-surlari2" /></a>
<a href='http://www.buzlu.org/istanbul-surlari-ve-tarihi/istanbul-surlari3/' title='istanbul-surlari3'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images/2008/12/istanbul-surlari3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="istanbul-surlari3" title="istanbul-surlari3" /></a>

<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/istanbul-surlari-ve-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zeytin ve zeytincilik</title>
		<link>http://www.buzlu.org/zeytin-ve-zeytincilik/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/zeytin-ve-zeytincilik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2008 08:36:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarım ve Hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[marmara]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarım ve hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[zeytin]]></category>
		<category><![CDATA[zeytincilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2431</guid>
		<description><![CDATA[Zeytin (Olea europaea), zeytingiller (Oleaceae) familyasından meyvesi yenen Akdeniz iklimine özgü bir ağaç türü. Morfolojik özellikleri Zeytin boylu bir çalı veya 10 metreye kadar boylanabilen, sık dallı, yayvan tepeli, herdem yeşil yapraklı bir ağaçtır. Geniş, kıvrımlı, yamru yumru bir gövdesi vardır. Ağaç yaşlandıkça, düzgün gri renkli gövde kabuğu giderek çatlar. Ağacın tacı (tepesi), yaklaşık olarak [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/11/zeytin.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2432" title="zeytin" src="http://www.buzlu.org/images/2008/11/zeytin.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Zeytin (Olea europaea), zeytingiller (Oleaceae) familyasından meyvesi yenen Akdeniz iklimine özgü bir ağaç türü.<br />
<strong><br />
Morfolojik özellikleri</strong></p>
<p>Zeytin boylu bir çalı veya 10 metreye kadar boylanabilen, sık dallı, yayvan tepeli, herdem yeşil yapraklı bir ağaçtır. Geniş, kıvrımlı, yamru yumru bir gövdesi vardır. Ağaç yaşlandıkça, düzgün gri renkli gövde kabuğu giderek çatlar. Ağacın tacı (tepesi), yaklaşık olarak artan boy kadar her sene genişler.</p>
<p>Verimli topraklarda taç açık ve asimetrik, verimsiz topraklarda ise daha yoğun ve yuvarlaktır. Sürgünleri gri renkli, dikensiz ve hemen hemen üç köşelidir.<br />
Mızraksı, çok kısa saplı, deri gibi sert yaprakları sürgünlere karşılıklı çiftler halinde dizilmiştir. Yaprakları basit, tam kenarlı ve kenarlar alt yüze doğru hafif kıvrıktır. Yaprağın boyu 20-86 mm, genişliği de 5-17 mm’dir.<br />
<span id="more-2431"></span><br />
Yaprakların ucunda sivri bir çıkıntı bulunur. Yaprağın üst yüzü koyu gri-yeşil ve tüysüz, alt yüzü mavimsi gümüşi renkte ve beyaz sık ipeksi tüylerle kaplıdır.<br />
Baharın sonlarına doğru yaprakların koltuğunda seyrek salkımlar halinde açan, küçük beyazımsı-sarı renkli, kokulu çiçekleri vardır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Rüzgarların taşıdığı çiçek tozlarıyla döllenen çiçekler etli ve yağlı meyve verir. Meyve önce yeşil, olgunlaştıktan sonra da parlak siyah bir renk alır. Etli meyvenin içinde sert bir çekirdek vardır. Meyvenin etli kısmından ve çekirdeğinden elde edilen yağı bakımından çok değerli bir ağaçtır. Aynı zamanda ağacının çok heybetli ve estetik bir görünümü vardır. Odunu çürümeye karşı son derece dayanıklıdır.</p>
<p><strong>Tarih</strong></p>
<p>Etimolojik olarak zeytin, dünya dillerinde zeta, zai, zertum, zeirtum, zait, zaitun, zeytun, elaiwa, elaia, olea, oliva, olive, oleum, oli, huile, oil, aceite kelimeleriyle ifade edilir. Eski adlarda, hatta günümüzde Olivia, Olive, Olivier, Olivares, Zeytin isimleri çocuklara verilmektedir.<br />
En eski zeytin fosilleri MÖ 2000&#8242;lere gider. Ağacı ehlileştiren Samiler&#8217;dir. Arkeolojik kalıntılarda zeytin ve zeytinyağı kalıntıları, yaprak işlemeler ve yağ teknolojisi izleri Girit Knossos Sarayı&#8217;nda, Mısır Sakkarah piramidinde, mumyalarda, Kudüs Süleyman Tapınağı&#8217;nda, Babil&#8217;de, eski Yunan&#8217;da, Urla Limantepe&#8217;de, Salihli Sardes&#8217;te, Kumkuyu Akkale&#8217;de, Silifke&#8217;de bulunmuştur.</p>
<p>Eskiçağlardan beri zeytin kutsama, aydınlatma, yemek, sağlık, tedavi, temizlik, savaş malzemesi, güzellik, odun, tabak, kaşık, çatal, tespih, kolye, konserve, sabun, gübre, yakacak amaçlarıyla kullanılmaktadır. Yaprakları barış, zafer, zenginlik simgesidir. Zeytindalı paralarda (TL, Frank, Liret) simge olarak kullanılır. Zeytindalı taçlar, zaferlerde ve spordaki birinciliklerde zafer simgesidir. En eski metinlerde zeytinden bahsedilir (Odysseus, İlyada, De agri cultura, Oidipus Kolonos, Geographica).</p>
<p>Din kitaplarında zeytin terimi geçer. Tevrat ve İncil&#8217;de 140 yerde geçer (Tekvin, Mezmurlar, Leviler). İncil inanışına göre, Kudüs Zeytindağı&#8217;ndaki 8 zeytin ağacı İsa Peygamber&#8217;in çarmıha gerilişine tanıklık etmiştir. Vaftiz ve aydınlatmada kullanılır. Ortodokslar belirli günlerde sadece zeytin yer.</p>
<p>Kuran&#8217;da Nahl, Tin, Enam, Müminun, Abese, Nur surelerinde geçer. Abbasiler, bir medreseye Zeytune adını vermiştir. Zeytin üreticisine zeyyad demişlerdir. Türkler, 11. yüzyılda Anadolu&#8217;da zeytinle tanışmışlardır. Evliya Çelebi, gezdiği yerlerden ve Yağkapanı, Unkapanı&#8217;ndan söz ederken zeytinden bahseder. Kapan (kantar) esnafı arasında zeyyatan, sabunciyanlar vardır.</p>
<p>Camilerde kandiller, zeytinyağı ile aydınlatmayı sağlar. Vatikan, kandil yağı için Burhaniye&#8217;den yağ getirtmiştir. Edremit ve Ayvalık, zeytin ve sabunculukta merkezdi. 1851 Londra Fuarı&#8217;na Osmanlı zeytin ve zeytinyağı sergisiyle katılmıştı. Müslüman kültüründe iftarlarda zeytin ve hurma bulundurmak esastı. Yemek kültüründe ise zeytinyağlılar baş sıradaydı: balıklar, midye, börekler, tatlılar, pırasa, taze fasulye, kuru fasulye, enginar, bakla, kabak, dolma, barbunya, börülce, lahana, patlıcan, pilav, piyaz, yaprak sarma, imambayıldı, kızartmalar.<br />
Yer adlarına da rastlanır: Zeytinburnu, Zeytinli, Zeytindere, Zeytineli, Zeytinler, Zeytinbağ, Yağköy, Zeytinliova, Çatalzeytin, Zeytindağ, Zeytinoba.</p>
<p>Folklor öğelerinde çok zengindir. Deyimlerde: Kabak ek çocukların görsün, zeytin ek torunların görsün; kandilin yağı bitti; zeytinyağı gibi üste çıkmak; zeytin kafa; zeytin gözlüm; zeytini yapacak küpünde unutacaksın; salamura suyu mirasa kalır. Ruhi Su&#8217;nun derlediği &#8220;Evlerinin önü zeytin ağacı.&#8221; türküsü vardır.</p>
<p>Edremit ve Erdek&#8217;te meci denilen bir hasat sonu ziyafeti ve oyunu oynanır. Lokman Hekim tedavisinde kullanılır: yaralarda, yanıkta, romatizma, uyuz, nazara karşı, öksürük, safra, adale ağrısı, ağız yarası, ağrı sızı, dişeti iltihabı, egzama, ses kısıklığı, gözleri güçlendirme, iştahsızlık, mide yanması, saçları güçlendirme de.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;deki üretimi</strong></p>
<p>Zeytin, ülkemizin önemli bir varlığıdır. Dünya zeytin üretici ülkeleri arasında; ağaç varlığı açısından ülkemiz 4’ncü, alan açısından da 6’ncı sırada yer alır. Böylece dünya zeytinyağı üretimine % 8 oranında katkıda bulunur, sofralık zeytin üretiminde de İspanya’dan sonra 2’nci sırada yer alır. Marmara Bölgesi’nin ağaç varlığı açısından ülkemiz içindeki payı da % 10 olarak belirlenir.<br />
Dünya zeytin üretiminin %97&#8242;si, tüketimin %87&#8242;si Akdeniz çevresindedir. Türkiye&#8217;de 900 bin hektar arazi zeytin ekilidir. 95 milyon ağaç vardır. Her yıl 2 milyon ağaç dikilir. Ekili alanda dünyada 4. sıradadır. Üretimin çoğu küçük aile işletmelerindedir. 400 bin aile ve 1 milyon tarım işçisi bu sektörle ilgilidir.</p>
<p>Ağaç başına yılda 11.6 kilo verim alınır. Türkiye&#8217;de delice zeytini ve kültür zeytini türü üretilmektedir. Zeytin üretiminin %99&#8242;u Ege, Akdeniz, Marmara bölgelerindedir. Güneydoğu ve Karadeniz&#8217;de de ekilir.</p>
<p>1937&#8242;de çıkarılan yasa, Zeytinciliğin ıslahı ve yabanilerin aşılattırılması hakkında kanun&#8217;dur. İzmir Bornova&#8217;da 1950&#8242;de Zeytincilik Enstitüsü kurulmuş, 1971&#8242;de Tarım Bakanlığı Zeytincilik Araştırmaları Enstitüsü adını almıştır. IOOC, uluslararası zeytinyağı konseyi ile işbirliğindedir. Türkiye&#8217;de 35 ilde, 28 tür zeytincilik yapılır.</p>
<p>Üretimde Çanakkale, Balıkesir, Bursa, Aydın, İçel, İzmir, Muğla, Antalya, Gaziantep, Hatay, Kilis, Yalova, Manisa öndedir. Yılda üretilen 1 milyon ton zeytinin %70&#8242;i yağlık, %30&#8242;u sofralıktır.</p>
<p>Her bölgede çeşitli adları vardır: Ayvalık, Büyük Topak, Ulak, Çakır, Çekişte, Çelebi, Çilli, Domat, Edincik, Erkence, Gemlik, Halhalı, İzmir, Kalembezi, Kançelebi, Karamürsel, Kilis, Kiraz, Manzanilla, Memecik, Memeli, Nizip, Samanlı, Sarı Haşebi, Sarı Ulak, Saurani, Tavşanyüreği,Uslu, Yağçelebi. Sofralık zeytinin %80&#8242;i siyah, %12&#8242;si yeşil, %8&#8242;i pembedir. Kaliteleri ekstra, birinci, ikinci sınıf diye ayrılır. Kaliteli zeytinin eti fazla, çekirdeği küçük, ince kabuklu, şekeri yüksek, yağı düşük olur.</p>
<p>Zeytinin acılığı, tuzlama ile veya sudkostikle giderilir. Boy sınıflamasına göre küçük, elekaltı, orta, büyük, ekstra büyük, çok iri, jumbo, aşırı büyük diye adlandırılır. İşlemeye göre ise hurma, salamura, kalamata, sele, teneke, konserve, ezme türlerine ayrılır. Sele zeytini kırışık, siyahtır. Ağaçtan elle toplanır, tuzlanır, çuvallara konur, tuzlamayla birlikte aroma için kekik, defne yaprağıyla aromalanır, sonra elenir, tuzu atılır, yıkanmadan plastik kasada sunulur. En yaygını Gemlik kıvırcıktır.</p>
<p>Zeytin; ayrıca çeşitli fabrikalarda işlenerek zeytinyağına da dönüştürülür.</p>
<p>* Teneke tipi zeytin<br />
* Salamura tipi zeytin<br />
* Sele zeytin<br />
* Konfipi zeytin<br />
* Çizme yeşil zeytin<br />
* Sofralık yeşil zeytin<br />
* Kalamata Tipi<br />
* İspanyol Tipi</p>
<p><strong>Zeytinciliğin Dünya ve Ülkemiz Ekonomisindeki Yeri</strong></p>
<p>Türkiye, İspanya ve Yunanistan’da kişi başına yıllık zeytinyağı ve diğer bitkisel yağların, 1951 ve 1981 yıllarındaki tüketim miktarları ve yüzde değerleri ise Tablo 4’de verilmiştir (13). Türk insanının kişi başına yıllık yağ tüketimi 30 yıl içinde artış gösterirken, zeytinyağının bundaki payı %40’dan 17’e düşmüştür. İspanya hariç diğer ülkelerde oransal olarak zeytinyağı tüketimi azalmış olsa da kg olarak bir artış olmuştur.</p>
<p>Ülkemizde zeytin üretimi Ege, Marmara, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde yapılmaktadır. Zeytin üretimi yapan önemli illerin zeytin ile ilgili istatistikleri Tablo 5’de verilmiştir Üretim miktarının meyve veren ağaç sayısına oranından elde edilen ağaç başına verim değerlerine bakıldığında genelde nasıl düşük olduğu görülebilir. Zeytin yetişen 35 ilin dörtte birinde ağaçlar Türkiye ortalamasının altında verime sahiptir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Yetiştirme ve toplama</strong></p>
<p>Zeytin, azami 2000 m.yüksekliğe kadar çıkar. Sıcaklık 16-22 C (kışın -8)de, nemsiz, rüzgarsız, toprak killi, kalkerli, sulu yerleri sever. -12C&#8217;de kurur. Kuraklığa dirençlidir. Yağışı 500-800 mm.liktir. Ağacı dayanıklı, uzun ömürlüdür. Kışın yaprak dökmez. Odunu serttir. Kök, derindedir. Fidanlar en az 5 yılda meyve verir. Tam büyümesi 20 yıldır. 150 yılda yaşlanır. Boyu 20m, çapı 2m&#8217;ye ulaşır.</p>
<p>Gövde dik, yuvarlaktır, yaşlanınca çatlar, eğilir. Sürgünlerden yeni gövdeler oluşabilir. Anadalların üzerinde yapraklı dallar ve meyveli dalları vardır. Yaprakları yaz kış uzar. Dışı parlak yeşil, içi gümüşidir ve 2 cm genişlikte, 3-8 cm oval uzunluktadır. Ağaç silueti taç şemsiyedir. Meyveler, 2 yıllık dallarda olur. 1 yıl bol, 1 yıl az mahsul verir.</p>
<p>Budamaya zeytin açma denir. Çekme, nacak, testere ile budanır. Çoğaltılması aşı ve dikme yoluyladır. Yumru ve köklendirme (çelik ve çöğür&#8217;den)yöntemleriyle uygulanır. Yılda 3 milyon fidan üretilmektedir. Dikilen fidan 2 milyondur. İlkbaharda aşılama, yarma, kabukaşısı, sürgün, yamagöz yapılır. Deliceler, yerinde aşılanır. Doğada kuşlar ve fareler doğal ekicilerdir. Kuşların yeyip attıkları çekirdekler ve farelerin sakladıkları zeytinlerden tohumlar kendiliğinden çıkar.</p>
<p>Kasım-Mart arası ekilir. Ekim&#8217;den sonra hasat mevsimidir. Yayla ve tepelikte daha uygundur. Fidan çukuru 80cm derin, 80 cm geniş, 80 cm uzun olmalıdır. Dibe biraz çakıl konur, üstten çıkan toprak gübreyle karıştırılır ve çakıl üzerine konarak fidan dikilir, üstü en alttan kazılan toprakla örtülür, cansuyu verilir. Dikmeler, yaz aylarında sulanır. Kasım-Şubat kış uykusu dönemi, dinlenmedir. Nisan-Haziran çiçeklenme dönemidir. Temmuz-Ağustos&#8217;ta taneler büyür, çekirdek sertleşir. Eylül-Ekim&#8217;de taneler olgunlaşır, morlaşır, siyahlaşır. Şubata kadar hasat yapılır. Önce yeşiller, sonra siyahlar toplanır.</p>
<p>Meyve tek çekirdekli, ufak, sivri ve acıdır. Sis ve nemden etkilenir. Delicenin çekideği ise büyüktür, eti azdır. Zeytin meyvesi sap, kabuk, et, çekirdek, tohum&#8217;dan oluşur. Eti %65-90 oranındadır, şeker %2-6, yağ %15-30, su %50, lif %1, kül %1. İÇinde kalsiyum, magnezyum, demir, aminoasitler, A ve C vitaminleri, proteinler bulunur. Meyveye acı tat veren maddeye oleuropein denir.</p>
<p>Toplanması, ağaçtan veya yerden olur. Ağaçtan elle (sağma, taraklama), sırıkla (çırpma), çırpıcıyla, makineli sarsmayla yapılır. Yerden toplanacaksa ağaç silkelenir. Üreticiler, tayfa denilen çırpıcı işçiler çalıştırır.</p>
<p>Adambaşı saatte 6 kilo toplanır. Toplananlar sepetlere, çuvallara, kasalara konur, depolanır, fermantasyona gider. Yere düşenler fırça, tarak veya emici borularla hemen toplanır. Vaktinden önce yere düşen meyveye dipzeytini denir. Depolar serin ve havadardır, zeytin depoda 2-3 gün bekletilir. Taşıma, çuvallarla yapılır.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/zeytin-ve-zeytincilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Afet Eğitimi Hazırlık Günü (12 Kasım)</title>
		<link>http://www.buzlu.org/afet-egitimi-hazirlik-gunu-12-kasim/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/afet-egitimi-hazirlik-gunu-12-kasim/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Nov 2008 10:02:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Önemli günler]]></category>
		<category><![CDATA[Afet Eğitimi Hazırlık Günü]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[ölçü]]></category>
		<category><![CDATA[önemli günler]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[marmara]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uçak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2321</guid>
		<description><![CDATA[Eğitim, uygarlıkların vazgeçilmez gereksinimidir. Eğitimin amacı, insan ve toplum yaşamını kolaylaştırmak, güzelleştirmek, zenginleştirmek, iyileştirmek, kişiyi ve toplumu mutlu kılmaktır. Eğitimde atılan her bir adim, toplumun duyarlılık bilincini, yaratıcılığını, akilci düşünme gücünü, doğal yeteneklerini ve becerilerini geliştirmek için gereken gücü artırmaktadır. Doğal afetlerin etkisini azaltmak, kayıpları en aza indirmek, toplumun her ferdinin ve her kesimin kuşkusuz [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/10/afet-egitimi-hazirlik-gunu.jpg"><img class="size-medium wp-image-2322 aligncenter" title="afet-egitimi-hazirlik-gunu" src="http://www.buzlu.org/images/2008/10/afet-egitimi-hazirlik-gunu-278x300.jpg" alt="" width="278" height="300" /></a></p>
<p>Eğitim, uygarlıkların vazgeçilmez gereksinimidir. Eğitimin amacı, insan ve toplum yaşamını kolaylaştırmak, güzelleştirmek, zenginleştirmek, iyileştirmek, kişiyi ve toplumu mutlu kılmaktır. Eğitimde atılan her bir adim, toplumun duyarlılık bilincini, yaratıcılığını, akilci düşünme gücünü, doğal yeteneklerini ve becerilerini geliştirmek için gereken gücü artırmaktadır.</p>
<p>Doğal afetlerin etkisini azaltmak, kayıpları en aza indirmek, toplumun her ferdinin ve her kesimin kuşkusuz iyi bir eğitim alması ile mümkün olacaktır. Bu uğurda halkın bilinçlendirilmesi, eğitimin tüm öğelerinin seferber edilmesiyle gerekmektedir.<br />
<span id="more-2321"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><strong>Afet Eğitimi;</strong><br />
• Örgün Eğitim Sistemi<br />
• Yaygın Eğitim Sistemi<br />
• Hizmet İçi Eğitim<br />
• Meslek İçi Eğitim<br />
• Halk Eğitimi<br />
sistemleri içinde bireylere kazandırılmalıdır.</p>
<p><strong>Afet Türleri</strong></p>
<p>“Avrupa Atlantik Afet Müdahale Merkezi Yönergesi” ekinde ise afet türleri aşağıdaki şekilde tasnif edilmiştir.</p>
<p><strong>a. Doğal Afetler:</strong> Bu kapsamda deprem, dev dalgalar, volkanik patlamalar, toprak kaymaları, tropikal siklonlar, sel, kuraklık, çevre kirlenmesi, ormanların yok edilmesi, çölleşme, veba salgını gibi afetler bulunmaktadır.</p>
<p><strong>b. Teknolojik Afetler:</strong> Nükleer santral kazaları, kimyasal ve endüstriyel kazalar, uçak kazaları, demiryolu afetleri, gemi kazaları, terörizm ile ilgili eylemler bu sınıf içinde yer almaktadır. Teknolojik afetler kendi başına tetiklenebileceği gibi tabii bir afet tarafından da tetiklenebilir. Büyük oranda doğal afetlere maruz kalan ülkemizde, doğal afetlere ilişkin sorumluluk kanunen İçişleri Bakanlığı ile Bayındırlık ve Iskan Bakanlığı’na aittir.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de Afet Yönetimi</strong></p>
<p>Afet, insanlar için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplara neden olan, normal yaşamı ve insan faaliyetlerini durdurarak veya kesintiye uğratarak, toplulukları olumsuz etkileyen doğal, teknolojik veya insan kökenli olaylar olarak tanımlanmaktadır. Bir olayın afet olarak adlandırılabilmesi için, insan toplulukları ve yerleşim yerleri üzerinde kayıplar meydana getirmesi ve insan faaliyetlerini durdurarak yada kesintiye uğratarak bir yada daha fazla yerleşim birimini etkilemesi gerekmektedir.</p>
<p>Bu tanımlamalardan da anlaşılabileceği gibi afet, olayın kendisinden çok doğurduğu sonuçlar olarak görülmektedir. Bir afetin büyüklüğü ise insanlar açısından neden olduğu can ve ekonomik kayıplarla ölçülmektedir.</p>
<p>Başta depremler olmak üzere çeşitli afet türlerinin etkisinde olan ülkemizde meydana gelen tabii veya teknolojik afetler özellikle ekonomik açıdan büyük kayıplara yol açmaktadır. Bunlara yakın zamanlarda meydana gelmiş örnekler 1992 Erzincan, 1995 Dinar depremleri, 1995 Senirkent heyelanıdır ve 17 Ağustos 1999 Gölcük depremi.</p>
<p>Marmara havzasında İstanbul’u etkisi altına alabilecek bir büyük depremin ülkenin tamamını durma noktasına sürüklemesi akılda tutulması gereken bir ihtimaldir. Böyle bir durumda resmi kuruluşların da etkisinin yetersiz kalmaması beklenmelidir. Afet zararlarının azaltılması inşa edilmiş insan çevresinin iyi planlama ve teknik hizmetlerle afetlere dayanıklı hale getirilmesi ile mümkündür.</p>
<p><strong>İdeal Bir Afet Yönetimi;</strong></p>
<p>1- Afet Öncesi<br />
2- Afet Esnası<br />
3- Afet Sonrası , safhalarından oluşmalıdır.</p>
<p><strong>a. Afet Öncesi:</strong> Afet öncesi dönemde afet yönetimi, genel olarak, afet zararlarını en aza indirebilmek amacıyla gerekli önlemleri almayı, mümkün olan hallerde önlemeyi,mümkün olmayan durumlarda ise acil kurtarma ve yardım çalışmalarının etkin bir biçimde yapılmasını sağlamayı, afet zararlarının azaltılması çalışmalarını kalkınmanın her aşamasına yaymayı ve insanları bu konularda eğitmeyi amaçlamaktadır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>b. Afet Esnasında:</strong> Afet yönetiminin afet sırasındaki amaçları, mümkün olan en fazla sayıdaki insanı kurtarmak, afetlerin doğurabileceği ek tehlike ve risklerden insan canını ve malını korumak; afetten etkilenen toplulukların hayati gereksinimlerini en kısa zamanda karşılamak ve hayatın normale dönmesini sağlamaktır. Bu amaçların gerçekleşmesi, afet öncesi yapılan plan ve hazırlık çalışmalarının, kurulacak teşkilatın afet anında etkin bir biçimde harekete geçirilmesiyle mümkün olabilmektedir.</p>
<p><strong>c. Afet Sonrası:</strong> Afet sonrası dönemde afet yönetiminin amacı, afetin doğurabileceği ekonomik ve sosyal kayıpların en düşük düzeyde kalmasını veya etkilerin en kısa sürede düzeltilmesini ve afetten etkilenen topluluklar için emniyetli ve gelişmiş yeni bir yaşam çevresi oluşturulmasını sağlamaktır.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/afet-egitimi-hazirlik-gunu-12-kasim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Marmara bölgesi&#8217;nin ekonomisini oluşturan faktörler</title>
		<link>http://www.buzlu.org/marmara-bolgesinin-ekonomisini-olusturan-faktorler/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/marmara-bolgesinin-ekonomisini-olusturan-faktorler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2008 08:36:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[ölçü]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[marmara]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara bölgesi'nin ekonomisini oluşturan faktörler]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[sebze]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım ve Hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uçak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2256</guid>
		<description><![CDATA[A:1=Coğrafi Konum B:1=Tarım 2=Yeryüzü Şekilleri , Hayvancılık 3=İklim , Ormancılık 4=Nüfus , Madenler 5=Enerji Kaynakları 6=Endüstri 7=Ulaşım 8=Turizm 9=Ticaret (A-1)Coğrafi konum Marmara Bölgesi,Türkiye&#8217;nin coğrafi bölgelerinden biri; yaklaşık 62 000 kilometre kare; 13 milyona yakın nüfus(1990). Marmara Denizi çevresinde yer alan Trakya topraklarının tümüyle Anadolu&#8217;nun kuzey-batı kesmini kaplayan bölge, doğuda dik yamaçlarla belirlenen Anadolu Platosu,kuzeyde Karadeniz [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/10/marmara-bolgesi2.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2257" title="marmara-bolgesi2" src="http://www.buzlu.org/images/2008/10/marmara-bolgesi2-300x221.jpg" alt="" width="300" height="221" /></a></p>
<p>A:1=Coğrafi Konum B:1=Tarım<br />
2=Yeryüzü Şekilleri , Hayvancılık<br />
3=İklim , Ormancılık<br />
4=Nüfus , Madenler<br />
5=Enerji Kaynakları<br />
6=Endüstri<br />
7=Ulaşım<br />
8=Turizm<br />
9=Ticaret<br />
<strong>(A-1)Coğrafi konum</strong><br />
Marmara Bölgesi,Türkiye&#8217;nin coğrafi bölgelerinden biri; yaklaşık 62 000 kilometre kare; 13 milyona yakın nüfus(1990). Marmara Denizi çevresinde yer alan Trakya topraklarının tümüyle Anadolu&#8217;nun kuzey-batı kesmini kaplayan bölge, doğuda dik yamaçlarla belirlenen Anadolu Platosu,kuzeyde Karadeniz ve Bulgaristan, batıda Yunanistan ve Ege Denizi, güneyde Uludağ ve Kaz Dağı ile sınırlıdır. Bölge doğal ve beşeri özelliklerine göre dört bölüme ayrılır.(Yıldız Dağları,Ergene,Güney Marmara,Çatalca-Kocaeli bölümleri)<br />
<span id="more-2256"></span><br />
<strong>(A-2)Yeryüzü Şekilleri</strong><br />
Yüzey şekilleri, doğu-batı doğrultusunda uzanan dağlar ve platolarla kaplı yüksek alanlar, havzalar ve ovalardan oluşan çukur alanlarla kuzeyden güneye doğru birbirini izler.Kuzeyde orta yükseklikteki Yıldız(Istıranca) dağları ve platolarla kaplı Çatalca-Kocaeli yarımadaları yer alır. Bunların güneyinde Ergene Havzası&#8217;ndan başlayarak, Marmara çukuru üzerinde Adapazarı ovasına kadar uzanan alçak bir alana geçilir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bölgenin güneyinde, en yüksek engebeleri oluşturan Uludağ ve Biga Dağları&#8217;yla, Samanlı ve Güney Marmara kıyıdağları arasında Biga,Manyas,Ulubat, Bursa ve İnegöl Ovalarından oluşan bir havzalar dizisi sıralanır. burası Türkiye&#8217;de depremlerle en çok sarsılan alanlardan biridir,<br />
Bölgenin en önemli akarsuları;doğuda Sakarya, batıda Ergene ve Meriç, güneyde Susurluk&#8217;tur.<br />
Anadolu yakası göl bakımından zenginliği ile dikkati çeker(Manyas, Ulubat, İznik, Sapanca). Trakya yakasında yer alan terkos, Büyükçekmece ve Küçükçekmece göllerinden İstanbul anakentinin su gereksinimi sağlanır.</p>
<p><strong>(A-3)İklim</strong><br />
Bölgede üç farklı iklim tipi görülür.Karadeniz kıyılarında ılman iklim, Marmara ve Ege Denizi kıyılarında Akdeniz iklimi, iç kısımlarda karasal iklim görülür.İklim kıyıdan uzaklaştıkça içerilerde sertleşir.Soğuk kuzey rüzgarlarına açık olduğu için Karadeniz kıyıları kışın biraz daha soğuk geçer.Enlemin etkisinden dolayı Akdeniz İklimi biraz bozulur. Yaz kuraklığı daha az kışlar ise daha soğuk, kar yağışı olağandır.<br />
Ergene havzasında, güney Marmara&#8217;nın iç kısımlarında istep iklimi özelliği görülür. Yaz sıcak, kış soğuktur.<br />
En çok yağışını kış, en az yağışını yaz mevsiminde alır.</p>
<p><strong>İklimin etkileri</strong><br />
1) Doğal bitki örtüsü iklime bağlı olarak Marmara Denizi kıyılarında maki, yükseklerde geniş ve iğne yapraklı orman, Karadeniz kıyılarında karışık orman, Ergene Havzasında ve içerilerde seyrek ağaçlar, kurakçıl otlar yani stepler görülür.<br />
2)Akarsular en çok suyunu kış ve ilkbaharda taşır.En az suyunu yazın taşır.<br />
3) iklimin farklı ve çok sert olmaması nüfus yoğunluğunu artırır.<br />
4) Üç iklim tipinin varlığı ovalarda verimliliği artırmış, tarım ürünlerini çeşitlendirmiştir.<br />
5)Endüstri bitkilerinin yetişmesine elverişlidir.(ayçiçeği, tütün, şeker pancarı, zeytin, mısır, pirinç, tahıllar, sebze ve meyveler)<br />
6)İklimin etkisi büyükbaş hayvancılığı yayğınlaştımıştır.<br />
7)Bölge orman bakımından zengindir.<br />
<strong>(A-4)Nüfus</strong><br />
Marmara Bölgesi 13 000 000 &#8216;a yaklaşan nüfusuyla Türkiye toplam nüfusunun yaklaşık %23&#8242;ünün kümelendiği bir alandır;kilometre kareye ortalama 200&#8242;ü aşan nüfus yoğunluğu (Türkiye ortalamasunun üç katı kadar) ile yurdun en sık nüfuslanmış bölgesidir; kentsel nüfus oranın da en yüksek (% 75) olduğu bölgedir.</p>
<p>Kentsel nüfusun yarısından fazlası İstanbul&#8217;da toplanmıştır; geriye kalanın çoğuda Bursa ve İzmit gibi hızla gelişen iki büyük kentte toplanmıştır. Bu üç yerleşim yerinin nüfusu bir yandan doğumlar bir yandan da göçlerle sürekli artmaktadır. Bölgenin bazı yerleri, özellikle tarımsal ekonominin başat olduğu Karadeniz kıyıları ile Çatalca, Kocaeli ve Biga yarım adalarının iç kesimleri tenhadır. Buradaki nüfus artışıda Türkiye ortalamasının altındadır.</p>
<p><strong>(B-1)Tarım<br />
a)tahıl</strong><br />
<strong>1)Buğday</strong><br />
Bilindiği gibi, buğday, kurak yerlerde halkın geçim kaynağıdır. Marmara Bölgesi&#8217;nde Trakya kesimi kurak bir yer olduğundan Türkiye&#8217;nin bir kaç yeri gibi oradada buğday ekimi için önemli bir yerdir.(Tekirdağ=800 bin ton ve Edirne=700 bin tonla üretimde başta gelir).<br />
<strong>2)Arpa</strong><br />
Arpada buğday bitkisinin özelliklerini taşır. Marmara Bölgesi&#8217;nde buğdayın yetiştiği Trakya&#8217;nın iç kesimlerinde arpada yetişir.<br />
<strong>3)Mısır</strong><br />
Mısır tarımı, Marmara Bölgesi&#8217;nde özellikle Güney Marmara bölümünde, Balıkesir İli ve çevresinde yaygındır.<br />
Türkiye mısır üretiminde Marmara Bölgesi&#8217;nin önemli bir yeri vardır. Sadece Marmara ve Karadeniz Bölgesi&#8217;nin yıllık toplam mısır üretimi, Türkiye toplam üretiminin, % 70 ile % 75&#8242;ini bulur.<br />
<strong>4)Çeltik</strong><br />
Çeltik üretimi, Marmara Bölgesi&#8217;nde en çok Edirne&#8217;de görülür. Edirne&#8217;nin üretimi Türkiye&#8217;nin ortalamasının % 35&#8242;ini oluşturur. (en büyük paya sahip il). Çeltik tarımı Bursa, Balıkesir, Çanakkale gibi Güney Marmara Bölümü illerinde de yapılır ama buradaki üretimler, Edirne&#8217;nin Türkiye çeltik üretimine kattığı değere ulaşmaz.<br />
<strong>5)Yulaf</strong><br />
İstanbul, Kocaeli, Balıkesir, Çanakkale, Kırklareli ve Tekirdağ gibi<br />
Marmara illeri, Türkiye yulaf üretiminin %60-70&#8242;ini vermektedir. Yıllık<br />
yulaf üretimleri 10-15 biner tonu aşan iller içerisinde Balıkesir, Kocaeli, İstanbul gibi önemli Marmara illeri de vardır.<br />
<strong>b)sebzecilik</strong><br />
Marmara Bölgesi, Türkiye sebze üretiminde birinci bölgedir. Verimli alivyal toprakların ve sebze tarımına çok uygun iklim özelliklerinin bu bölgede olması bu gelişmenin nedenidir.<br />
<strong>1)Patates</strong><br />
Başta,Marmara Bölgesi&#8217;nin Bursa, Balıkesir, Kocaeli ve Sakarya illeri olmak üzere, patates üretimi bütün bölgelerimizde yapılmaktadır.<br />
<strong>2)Soğan ve Sarımsak</strong><br />
Yıllık kuru soğan üretiminin %90 gibi yüksek bir payı, sıra ile Güney Marmara bölümü illeri ile Ege bölümü, Akdeniz kıyı ovaları ve Orta Karadeniz bölümü illerinden sağlanır.<br />
Sarımsak sadece Marmara Bölgesinde değil tüm yurta az üretilir. Çünku tuketimi soğan kadar değildir.</p>
<p><strong>3)Domates</strong><br />
Domates Balkan ülkelerinden sonra yurdumuzda ilk kez Güney Marmara Bölümünde yetiştirilmeye başlanmıştır. Daha sonra diğer bölgelere yayılmaya başlamıştır. Yurdumuzda yetiştirilen domatesin büyük bir bölümü dış ülkelere satılmaktadır. Ve ticarete yönelik domatesler başta Güney Marmara Bölümü olmak üzere diğer bölgelerde de yetiştirilir.<br />
<strong>c)endüstri (sanayi) bitkileri tarımı</strong><br />
<strong>1) Tütün</strong><br />
Marmara Bölgesi, kaliteli tütün üreten bölgeler arasında, Ege Bölgesi ve Karadeniz Bölgesi&#8217;nden sonra 3. sırayı alır. Bölgede üretim daha çok Güney Marmara Bölümü&#8217;nde yapılır. Bölge üretimi Türkiye üretiminde, her yıl % 10 ila % 15 lik bir paya sahiptir. Ama Balıkesir ili, bütün bölge üretiminin % 60 ila % 65 ini verir. Bu ili, Bursa ve Çanakkale illeri izler. Balıkesir ilinin Altınova, Ayvalık, Edremit ve Burhaniye tütünleri ile Bursa&#8217;nın merkez ilçe ve İnegöl tütünleri, ihraç edilecek kalitede tütünlerdir. Bölgede Kocaeli,Sakarya,Tekirdağ,Kırkl areli ve Edirne&#8217;dede tütün tarımı yapılır.Ama bu illerde üretim,pek ekonomik değildir.<br />
<strong>2)Pamuk</strong><br />
Pamuk üretimi,sıcaklık koşullarının uygun olması ve verimli alivyal toprakların varlığı nedeniyle Güney Marmara&#8217;da da yapılır. Marmara bölgesi, Ege ve Akdeniz bölgelerinden sonra pamuk yetiştirmede 3. sırayı alır. Bu bölgede en iyi üretimi yapan il Balıkesir&#8217;dir.(yılda 6-7 bin ton).<br />
<strong>3)Şeker pancarı</strong><br />
Şeker pancarı üretilen bölgeler arasına Marmara Bölgesi de girer. 1926&#8242;da en çok şeker pancarı Kırklareli ve Uşak&#8217;ta üretilmiştir.<br />
d)yağlı tohumlar tarımı (pamukçiğiti ve ayçiçeği)<br />
Pamukçiğiti pamukla beraber, aynı şartlarda yetişir.<br />
Ayçiçeği tarımının en gelişmiş olduğu bölge Marmara Bölgesi&#8217;dir. Bu ürünün tarımı ilk kez Trakya&#8217;da yapılmıştır.Bölgenin hemen her ilinde tarımı yapılmaktadır.</p>
<p>Ama Edirne ve Tekirdağ illeri hem bölgede hem de yurdumuzda, en fazla üretim yapılan iller durumundadır. Örneğin; 1990&#8242;da Türkiye ayçiçeği tarım arazisi 720 bin ha. ve ayçiçeği tohumu üretimi de, 860 bin ton kadardı. Ancak ekiliş alanlarının % 40&#8242;ı, ve üretimin % 50-55&#8242;i bu bu iki ile aitti.</p>
<p><strong>e)meyvecilik</strong><br />
<strong>1)Fındık</strong><br />
Fındık, Orta ve Doğu Karadeniz Bölümleri&#8217;nden sonra Doğu ve Güney Marmara Bölümleri illerinde yetiştirilir.Marmara Bölgesi&#8217;nde fındık bahçeleri ve üretimi Sakarya ili ile temsil edilir. Bölge üretiminin (80 bin tonu biraz aşar) % 90&#8242;dan fazlasını bu ilimiz verir. Verimli yıllarda, ilin kuru kabuklu meyve üretimi, 70-75 bin tonu bulur. Bölgede, bu ilden başka;Kocaeli (5 bin tonu aşar), Bilecik (30-35 ton), Bursa (150 tonu bulur), Çanakkale (15-20 ton), Tekirdağ (1,5-3 ton) ve Kırklareli (25-30 ton) illerinde de, az çok fındık bahçelerine rastlanır. İstanbul üretimi de 500 tonu aşar.<br />
<strong>2)Zeytin</strong><br />
Marmara Bölgesi, zeytin ağacı sayısı fazlalığı bakımından ikinci sırada gelir. Türkiye zeytin ağacı sayısının % 25&#8242;ten fazlasını temsil eder. Bölge zeytin bahçelerinin hemen tamamı, Güney Marmara Bölümü illeri ile kısmen de Doğu Marmara illerinde toplanmıştır. Trakya kesimi illerimizde de, tek tük zeytin ağacına rastlanır.Ama üretimi ekonomik değildir. Güney Marmara Bölümü&#8217;nde özellikle Balıkesir ili, Aydın ve İzmir illerinden sonra Türkiye&#8217;nin en büyük üçüncü zeytincilik merkezi durumundadır.</p>
<p>Özellikle Edremit Körfezine doğru geniş alanlar, zeytin bahçelerine ayrılmıştır. Bölge zeytin ağacı sayısının, % 45&#8242;e yakını bu illerdedir.İlin,Bandırma ve Erdek dolayları da, geniş bahçelere sahiptir.Bursa ilinin en geniş zeytin bahçeleri, Gemlik ve Mudanya çevresinde toplanmıştır. Batıda Çanakkale ve doğuda Kocaeli illerine dğru bahçeler, giderek azalır ve seyrekleşir.</p>
<p><strong>Türkiye zeytin ağacının bölgesel dağılışı</strong><br />
Bölge Ağaç sayısı(milyon) Türkiye % si<br />
Ege 49.6 57.3<br />
Marmara 22.3 25.8<br />
Akdeniz 9.4 10.9<br />
Güneydoğu 4.3 5.0<br />
Diğerleri 0.9 1.0<br />
Toplam 86.5 100.0</p>
<p><strong>3)Turunçgiller</strong><br />
Güney Marmara&#8217;da Türkiye&#8217;de turunçgil ağaçları sayısının %1,5&#8242;i bulunmaktadır. Bahçeler, büyük çoğunluğu ile başta Balıkesir ili olmak üzere, bu il ve Çanakkale ili kıyılarında yoğunlaşmıştır.<br />
<strong>4)Şeftali</strong><br />
Bahçe kültürü biçimindeki yetişme bölümlerinden birisi Güney Marmara Bölümüdür. Yurdumuzun, en kaliteli ve pazar değeri en yüksek şeftali meyvesi, eskiden beri Bursa ili bahçelerinde yetişir. Ülkemiz şeftali ağacı sayısı % 25&#8242;i bu ilde olup, verimli yıllarda Bursa&#8217;nın üretimi 100 tonu aşar.<br />
<strong>5)Armut</strong><br />
Üretimi giderek yükselen bir meyvedir. Bahçelerin çoğu Güney Marmara Bölümü&#8217;ndedir.<br />
<strong>(B-2)Hayvancılık</strong><br />
<strong>1)Küçükbaş Hayvancılık</strong><br />
Küçükbaş hayvancılıkta, Marmara Bölgesi, İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu, İç Batı Anadolu, Karadeniz Bölgesi&#8217;nin iç yörelerinden sonra gelir. Bu bölgelerde yoğun koyun yetiştirilir.<br />
Koyunlar, ırk, et, süt ve yapağı gibi nedenler yüzünden soylar halindedir. Marmara ve Ege Bölgeleri&#8217;nde daha çok &#8220;kıvırcık&#8221; soylu koyun yetiştirilir.<br />
<strong>2)Büyükbaş Hayvancılık</strong><br />
Karadeniz Bölgesi&#8217;nden sonra, sığır yetiştiriçiliği&#8217;ninMarmara Bölgesi&#8217;nde önem kazandığı göze çarpar.<br />
Sığırın yurdumuzda belirlenen bir cinside, Manda sığırı olup eti, sütü ve derisi için yetiştirilir.Yurdumuzda da Karadeniz Bölgesi&#8217;nden sonra Marmara&#8217; bu sığır cinsi yaygındır.<br />
<strong>3)Kümes Hayvancılığı</strong><br />
Tavuk çiftlikleri, Marmara&#8217;da daha çok kalabalık olan İstanbul&#8217;un yakın çevresindedir.<br />
<strong>4)İpekböcekçiligi</strong><br />
M.Ö 6. yy&#8217;da başta Bursa olmak üzere, Güney Marmara Bölümü başlıca doğa yetiştirme bölümüydu. Bugün yurdumuzda en önemli üretim bölgesi,yetiştiriciligin merkezi Bursa olmak üzere, Güney Marmara Bölümü illeridir. Yaklaşık 2000 ton olan Türkiye yıllık yaş koza üretiminin, % 40 ile % 50&#8242;si Bursa ilinden olmak üzere, % 80 ila % 90&#8242;ı Marmara Bölgesi illerinden sağlanır.<br />
<strong>5)Arıcılık</strong><br />
Arıcılığın coğrafi dağılışını beş madde yaparsak Marmara Bölgesi dördüncü sırayı alır. Çünkü arıcılıkta sadece Balıkesir ve Çanakkale&#8217;den söz edilebilir.<br />
<strong>6)Su Ürünleri Avcılığı</strong><br />
<strong>a)deniz balıkçılığı</strong><br />
Hamsi de dahil, yıllık balık üretimimizin %10&#8242;u Marmara Denizi&#8217;nden sağlanır. Sonbaharda suların soğumasıyla balıklar güneye göçerler. Göçerlerken İstanbul ve Çanakkale Boğazlarından geçerler. Bu nedenle İstanbul Boğazı tam bir balık kapanıdır. Bu balıkçılık Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazında da sürdürülür.<br />
<strong>b)tatlı su balıkçılığı</strong><br />
Güney Marmara Bölümünde bulunan Manyas, Ulubat ve İznik göllerinde su ürünleri avcılığı yapılır.Ancak yıllık toplam av ürünleri 50&#8242;şer 100&#8242;er tonu aşmaz.<br />
<strong>(B-3)Ormancılık</strong><br />
Marmara bölgesi orman bakımından zengiliği ile Türkiye&#8217;de % 18.8&#8242;lik bir payla, karadeniz&#8217;den (% 26) ve Akdeniz&#8217;den (% 21) sonra üçüncü sıraya gelir.<br />
<strong>(B-4)Madenler</strong><br />
<strong>1)Kromit</strong><br />
Kromit rezervlerimizden Bursa ili yatakları, Elazığ ve Muğla yataklarından sonra üçüncü sırada yer alır. Bu yataklar Orhaneli ilçesi dahilinde yer alır.(rezervleri 1,5 milyon tonu aşar). İşletilirler ve ihraç edilirler.<br />
<strong>2)Manganez</strong><br />
manganez Türkiye&#8217;de Uşak ilinden sonra İstanbul ilinde (Çatalca ve ayrıca Binkılıç), Kırklareli ilinde (Vize çevresi), Balıkesir ilinde (Dursunbey çevresi) çıkarılır.<br />
<strong>3)Kurşun ve Çinko</strong><br />
Kuşun ve çinko, Türkiye de Karadeniz Bölgesinden sonra Marmara Bölgesi&#8217;de çıkarılır. başlıca rezervler, Balıkesir ilinin Balya, Çanakkale ilinin Yenice ilçesinde; Bağıkaç ve Handeresi yataklarıdır.<br />
<strong>4)Volframit</strong><br />
Türkiye&#8217;de, sadece Uludağ masifi volfram rezervleri, 30 milyon ton dolayında tahmin ediliyor.Ve ayrıca Uludağ&#8217;da Etibank&#8217;a ait volfram işletme tesisleri vardır. (1979&#8242;da faaliyete geçmiştir) Yıllık üretim, metal kapsamı olarak 60-90 ton kadardır.<br />
<strong>5)Molibden</strong><br />
En zengin rezervler, Kırıkkale-İkiztepeler ve Keban çevresi rezervleridir.üretim ihraç edilir(20-25 ton kadar).<br />
<strong>6)Antimon</strong><br />
Coğrafi dağılışa göre en zengin rezervler Güney Marmara Bölümü&#8217;nde Balıkesir ili rezervi ve onu takir eden birkaç rezerv olarak tahmin edilmiştir.<br />
<strong>7)Bortuzu</strong><br />
Bortuzu rezervlerinin coğrafi dağılışında birinci sırayı Balıkesir ili alır. Rezervler Bigadiç ve Susurluk çevresinde bulunmaktadır (rezervlerin 20-25 milyon ton olduğu sanılıyor).<br />
<strong>8)Mermer</strong><br />
Yurdumuzun en zengin doğal kaynaklarından biride mermer rezervleridir.en kaliteli mermerler Ege ve Marmara Bölgeleri yataklarınden çıkartılır.Kırklareli&#8217;nde, Çanakkale&#8217;de, Balıkesir&#8217;de,Bursa&#8217;da, Sakarya&#8217;da ve Kocaeli&#8217;nde önemli mermer rezervleri vardır.</p>
<p><strong>(B-5)Enerji Kaynakları</strong><br />
<strong>1)Petrol</strong><br />
Trakya Doğal Gaz Bölgesi:Bölgede, 1984 yılına dek 153 sondaj yapılmıştır. Ama bu faaliyet sonucunda, sadece Lüleburgaz &#8211; Babaeski ve Kırklareli arasındaki bölgede doğal gaz rezervlerine rastlanılmıştır.Başlıca rezervler; Babaeski, Lüleburgaz ve Kırklareli &#8211; Deveçatağı çevresinde işletilmektedir. Bu yataklar, Hamitabat Doğal Gaz santraline bağlanmıştır.</p>
<p><strong>2)Jeotermal enerji</strong><br />
Bu günkü bilgilerimize göre, yurdumuzun en zengin doğal buhar bölümlerinden biride Güney Marmara Bölümüdür. Bölümde çok illerde buhar çıkmaktadır.</p>
<p><strong>(B-6)Endüstri</strong></p>
<p><strong>1)Şeker Üretimi</strong><br />
Şeker fabrikalarımızın Marmara Bölgesindeki illere göre dağılış durum ve kuruluş yılları<br />
Adı Üretime açılış yılı<br />
Kırklareli &#8211; Alpullu 1926<br />
Adapazarı 1953<br />
Balıkesir &#8211; Susurluk 1956</p>
<p><strong>2)Süt ve Süt Ürünleri</strong><br />
Marmara Bölgesi&#8217;nin bazı yerlerinde süt ve süt ürünlerine dayalı fabrikalar vardır.Örneğin;Mis Süt (Balıkesir &#8211; Gönen), ve Meriç Süt (Edirne). Ayrıca Edirne ve Tekirdağ illerimiz beyaz peynir üretimi ile ün salmıştır.</p>
<p><strong>3)Un ve Unlu Ürünler Endüstrisi</strong><br />
Yurdumuzda ilk un fabrikası, 1885 yılında, İstanbul &#8211; Ayvansaray&#8217;da kurulmuştur. 1885 yılından bu yana bölgede birçok un fabrikası kurulmuş ve bu fabrikalar her yıl ürütimlerini biraz daha artırmışlardır.</p>
<p><strong>4)Konserve veSalça Üretimi</strong><br />
İlk konserve fabrikası 1920 yılında İstanbul &#8211; Kartal&#8217;da kurulmuştur. Yurdumuzda (1985 yılı verisidir), 72 adet büyük konserve fabrikası vardır. Yıllık üretim kapasitesi, 125 bin tonu bulur. Fabrikaların, 16 sı Balıkesir, 12 si Bursa ve 10 u da Çanakkale&#8217;de idi.<br />
Giderek gelişen bir gıda sanayi dalı da, salça üretimidir.</p>
<p>Bu üretimin merkezi Güney Marmara Bölümü illeridir. Özellikle 1960&#8242;dan sonra çağdaş fabrikalar kurulmaya başlamış ve bugün yıllık üretim kapasitesi, 120 bin tonu bulmuştur. Bu alanda en büyük gıda şirketleri;Demko, Pınar, Akfa, Tukaş, Tat ve Sedaş gibi şirketlerdir.</p>
<p><strong>5)Bitkisel Yağ Üretimi</strong><br />
Bu gün ülkemizde birkısmı Balıkesir ilinde olmak üzere, yıllık üretim kapasiteleri 10bin ton ve daha fazla olan 26 büyük fabrika vardır (1990). Bunlara, büyük zeytinyağı fabrikaları da dahildir.Örneğin;Trakya Yağ Sanayii, Tar &#8211; İş, Aymar, Bafay gibi.<br />
<strong>6)Tütün ve İspirtolu İçkiler Endüstrisi</strong><br />
Marmara Bölgesi Tütün ve Sigara Fabrikaları(1990)<br />
Fabrikanın Adı Kuruluş Yılı Kapasitesi(ton/yıl)<br />
İstanbul &#8211; Cibali 1887 5950<br />
İstanbul &#8211; Maltepe 1970 20046<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Marmara&#8217;daki yıllık üretim kapasitesi en yüksek Bira fabrikaları</strong><br />
İli ve Adı Yıllık Üretim Kapasitesi(bin tl)<br />
İstanbul Tekel Bira Fabrikası 40<br />
İstanbul Efes Bira Fabrikası 25</p>
<p><strong>Marmara Tekel Şarap Fabrikaları ve Üretim Kapasiteleri</strong><br />
İli ve Adı Kuruluş yılı Kapasitesi(bin tl/yıl)<br />
İstanbul &#8211; Paşabahçe 1922 2 300<br />
Tekirdağ 1931 7 000<br />
Çanakkale 1962 2 050<br />
Tekirdağ-Şarköy-Uçmakdere1966 800<br />
Tekirdağ &#8211; Şarköy 1966 1 500<br />
Bilecik 1971 1 600<br />
Edirne &#8211; Uzunköprü 1976 1 000</p>
<p><strong>7)Dokuma, Deri ve Giyim Endüstrisi</strong></p>
<p>Başlıca pamuklu iplik dokuma fabrikaları arasındaki Mensucat Santral (İstanbul ve Edirne),Akip (İstanbul) fabrikaları, alanın en büyük iplik fabrikalarıdır.<br />
Pamuklu kumaş dokuma fabrikalarından; Bozkurt(İstanbul), Kartaltepe (İstanbul) fabrikaları Marmara Bölgesinin başlıca pamuklu kumaş dokuma fabrikalarıdır.Bugün ülkemizde, çoğunluğu İatanbul, Adana ve Bursa gibi illerde olmak üzere, 60 dolayında pamuk ipliği, yün ipliği,pamuklu kumaş ve yünlü kumaş dokuma fabrikaları vardır.</p>
<p>Fakat yünlü dokuma endüstrimiz, pamuklu dokuma endüstrimizde olduğu şekilde gelişmiş değildir. Yurdumuzun, ilk yünlü dokuma fabrikası 1843 yılında faaliyete geçen, İzmit &#8211; Hereke kumaş fabrikası olup, 1890 da halı dokuma üniteleride eklenmiş; fakat 1905 yılından başlayarak, tamamen bir yünlü kumaş dokuma fabrikası durumuna getirilip, 1934 yılında Sümerbank&#8217;a devredilmiştir.Bundan sonra Bursa Merinos Yünlü kumaş fabrikası gibi büyük Sümerbank kuruluşunun faaliyete geçmesi, yünlü dokuma endüstimizin gelişmesinde büyük rol oynamıştır.</p>
<p><strong>Özel sektöre ait başlıca pamuk ve yün ipliği dokuma fabrikaları</strong><br />
Adı ve ili İğ sayısı<br />
Mensucat Santral &#8211; İstanbul 100.700<br />
Narin &#8211; İstanbul 63.300<br />
Akip &#8211; İstanbul 50.000<br />
Edip &#8211; İstanbul 50.000<br />
Bisaş &#8211; Bursa 90.000</p>
<p><strong>Özel sektöre ait başlıca yünlü ve pamuklu dokuma fabrikaları</strong><br />
Adı ve ili Tezgah sayısı<br />
Narin &#8211; İstanbul 560<br />
Bozkurt &#8211; İstanbul 625<br />
Mensucat Santral-İstanbul ve Edirne 975<br />
Kartaltepe &#8211; İstanbul 545</p>
<p>Doğal ipek ipliği ve ipekli kumaş üretimimizin merkezi eskiden olduğu gibi yine Bursa ilidir. Yapay ipekçilikte en büyük fabrikamız, Gemlik Suni ipek fabrikası adı ile, Bursa &#8211; Gemlik&#8217;tedir. Adı, Filaş dokumacılığı diye de geçer.<br />
Deri ve deri ürünleri de yurdumuzda gelişmiş bir sanayi dalıdır.İstanbul &#8211; Yedikule&#8217; deki Sümerbank&#8217;a ait fabrikada deri ayakkabı üretilmektedir.</p>
<p><strong>8)Otomotiv Endüstrisi</strong><br />
Türkiye gemi yapım fabrikaları, İzmir &#8211; Alaybey tersanesi hariç, bütün tersaneler İstanbul ve çevresindedir.<br />
Tersanelerin dışında Bursa ve İstanbul otomobil fabrikaları, İstanbul&#8217;da otobüs-kamyon-kamyonet fabrikaları, yine İstanbul&#8217;da traktör fabrikaları ve Sakarya&#8217;da demiryolu araç ve gereçleri vardır.</p>
<p><strong>9)Kimya Endüstrisi</strong><br />
Motorlu taşıt araçları lastiği; Yurdumuzda bu endüstri, 1962&#8242;de kurulmaya başlamıştır.Bugün bu alanda faaliyet gösteren, beş büyük fabrika vardır.Bunlardan Uniroyel Adapazarı&#8217;nda, Petlas Kırşehir&#8217;de ve diğer fabrikalarda İzmit&#8217;tedir. Fabrikaların bu bölgeye toplanmasının esas nedeni, hammadde sağlama kolaylığıdır.</p>
<p>Kauçuk, karbon siyahı ve kortbezi gibi temel hammaddeler önceleri yurt dışından getiriliyordu. Kuruluş bölgesi, bu maddelerin deniz yolu ile getirilmesine çok uygundur. Ancak, 1970&#8242;den sonra bölgede, hammadde üreten petrokimya tesisleri kurulmuştur. Bunlar, İzmit &#8211; Yarımca petrokimya tesisleri ve yine İzmit &#8211; Köseköy kortbezi fabrikası olup, lastik endüstisinin hammadde ihtiyacı büyük ölçüde bu fabrikalardan karşılanır.</p>
<p><strong>Motorlu Araçlar Lastik Fabrikaları ve Üretim Kapasiteleri</strong><br />
Adı İli Üretim kapasiteleri(bin adet)<br />
Good- year Kocaeli-İzmit 1 500<br />
Uniroyal Sakarya-Adapazarı 1 500<br />
Pirelli Kocaeli-İzmit 1 000<br />
Fulda Kocaeli-İzmit 1 000<br />
Lassa Kocaeli-İzmit 5 000</p>
<p><strong>Marmara Yapay Gübre Fabrikaları ve Kapasiteleri</strong><br />
Adı ili Kapasitesi(binton/yıl)<br />
Bağfaş Balıkesir-Bandırma 125<br />
Yarımca İzmit-Yarımca 125<br />
Gemlik Bursa-Gemlik 595</p>
<p><strong>10)Orman Ürünleri Endüstrisi</strong><br />
1936 yılında üretime açılan ilk kağıt fabrikamız, bugün SEKA İzmit Kağıt Fabrikası diye bilinen fabrikadır. Tesis, bir fabrikalar topluluğu olup, 1936&#8242;da 1. kağıt fabrikası, 1944&#8242;de 2., 1954&#8242;de 3. ve 1957&#8242;de 4. kağıt fabrikası hizmete girmiştir.Daha önce Sümerbank&#8217;a bağlı olan tesis, 1955 yılında kurulan S.E.K.A iktisadi kuruluşuna bağlanmıştır.</p>
<p><strong>Marmara Selüloz ve Kağıt Fabrikaları</strong><br />
Adı ili İşletime Açılış Yılı<br />
İzmit Kocaeli-İzmit 1936<br />
Balıkesir Balıkesir 1981</p>
<p><strong>11)Çimento,Cam ve Seramik Endüstrisi</strong></p>
<p>Yurdumuzda çimento endüstrisi, Cumhuriyet Devri öncesinde kurulmaya başlamıştır. Bu konudaki ilk fabrika; 1910 yılında faaliyete geçen, İzmit-Darıca çimento fabrikasıdır. Bu fabrikayı 1911 yılında kurulan İzmit-Eskihisar çimento fabrikası izlemiştir. Bu iki fabrikanın üretimi yetmeyince, İstanbul &#8211; Zeytinburnu ve Kartal çimento fabrikaları kurulmuştur. Daha sonra bu fabrikaları, Kırklareli &#8211; Pınarhisar ve Balıkesir çimento fabrikaları izlemiştir.<br />
Gelişmiş bir sanayi dalıda, şişe ve cam endüsrisi üretim alanıdır. Bu konudaki ilk çağdaş fabrikamız, İstanbul Paşabahçe şişe ve cam fabrikası olup, 1936&#8242;da üretime geçmiştir.</p>
<p><strong>Marmara Şişe ve Cam Fabrikaları Dağılışı</strong><br />
Adı İli Açılış Yılı<br />
Paşabahçe İstanbul-Paşabahçe 1936<br />
Çayırova Cam İzmit-Çayırova 1961<br />
Topkapı Şişe fab. İstanbul-Topkapı 1968<br />
Teknik cam İstanbul 1968<br />
Çayırova cam elyafı İzmit-Çayırova 1971<br />
Trakya cam Kırklareli-Lüleburgaz 1981<br />
Kırklareli cam Kırklareli-Lüleburgaz 1981</p>
<p>Seramik ve Porselen Endüstrisinde Marmara Bölgesi birinci sırayı alır. İş gücü de büyük ölçüde bu bölgede toplanmıştır.</p>
<p><strong>(B-7)Ulaşım</strong><br />
Marmara Bölgesi coğrafi konumu nedeniyle tarihi çağlar boyunca sürekli işlek bir yol olmuştur. Bölge deniz ve karayolları bakımından büyük önem taşır.Asya ve Avrupa kıtaları, bu bölgede boğazlar yoluyla bağlanır. Yine boğazlar Karadeniz&#8217;i Ege denizine, Akdeniz&#8217;e ve oradan da Atlas Okyanusu&#8217;na bağlar.</p>
<p><strong>a)Karayolları Ulaşımı</strong><br />
Batı Avrupa&#8217;dan gelerek Balkanlar&#8217;dan geçen, uluslararası ulaşımın sağlandığı E-5 karayolu Marmara Bölgesi&#8217;ne Edirne&#8217;de Kappıkule&#8217;den girerek, İstanbul Boğazında bulunan Boğaz köprüsü yoluyla Anadolu yakasına geçer ve buradan da Ortadoğu ülkelerine kadar uzanır. Bu yol, Avrupa&#8217;nın Asya&#8217;ya bağlandığı en büyük yoldur.</p>
<p><strong>b)Havayolları Ulaşımı</strong><br />
Havayolları bakımından, bölgede İstanbul, uluslararası bir önem taşır. Burada bulunan Atatürk(Yeşilköy) havalimanına dünyanın her tarafından ve buradan da yabancı kentlere seferler yapılır.</p>
<p>Bundan başka bölgede Bandırma, Balıkesir ve Çanakkale hava meydenları bulunmaktadır. Atatürk Havalimanı:İstanbul&#8217;da Yeşilköy&#8217;de olup, 1985 yılına kadar adı,Yeşilköy havalimanı idi. Yurdumuzun ilk askeri ve sivil amaçlı havalimanı olup, 1925 yılından buyana hizmet vermektedir. Zamanla genişletip modernize edilerek bugünkü çağdaş konumunu kazanmıştır.</p>
<p><strong>Kapasite özellikleri şunlardır;</strong><br />
a)Saatte 70 uçak iniş-kalkış yapabilir.<br />
b)Aynı anda 30 uçak, apronlara yanaşarak indirme-bindirme yapabilir.<br />
c)Yolcu terminalleri, yılda 15 milyon yolcu ağırlayabilir.<br />
Bu özellikleri ile, yurdumuzun en büyük havalimanı olup, Avrupa&#8217;da sayılı büyük havalimanları arasındadır. Uçak trafiği, hızlı bir biçimde artmaktadır.Örneğin; 1960&#8242;da toplam 30 bin iniş- kalkış yapılmışken, 1975 de bu sayı 49 bini ve 1990 da 75 bini bulmuştur.Bu seferlerin %60 ila %70&#8242;i dış hat seferleridir. İnen- binen yolcu sayısı da hızlı bir şekilde artmaktadır.</p>
<p><strong>c)Demiryolları Ulaşımı</strong><br />
Avrupa&#8217;dan gelen demiryolları bölgeden geçerek Orta ve Ön Asya ülkelerine ulaşır. Balkan ülkeleri hattı, 1875 yılında Avusturya tarafından yapılmış ve buna Rumeli hattı adı verilmiştir. Balkanlardan gelen bu demiryolu, İstanbul&#8217;da Sirkeci garına kadar ulaşır.</p>
<p>Anadolu yakasında bulunan, İstanbul- Haydarpaşa garından itibaren olan demiryolu hattına da Anadolu hattı denilir ve bu demiryolu 1888 de İzmit&#8217;e, 1892de de Eskişehir ve Ankara&#8217;ya kadar Alman şirketleri tarafından yapılmıştır. Bölgeden geçen demiryolu Edirne&#8217;den Kars&#8217;a kadar uzanır.Adana ve İzmir&#8217;den gelen demiryolları ile Eskişehir&#8217;de birleşir.</p>
<p><strong>d)Denizyolları Ulaşımı</strong><br />
Bölgenin en önemli limanları, İstanbul Boğazı ve İzmit Körfezi çevresindedir. Ama bölgede, 25 kadar liman vardır.</p>
<p>Bunlardan, İstanbul Boğazı Limanları arasında en büyükleri, Rumeli yakası kıyılarındaki Eminönü, Tophane ve Anadolu yakası kıyısındaki Haydarpaşa limanıdır. Daha birçok gemi uğrak yeri vardır.Ancak, bu üç büyük limana, Büyük İstanbul Limanı limanı diyebiliriz. Bu limanlar yani büyük İstanbul limanı, yurdumuzun en büyük dış ticaret malları giriş kapısıdır durumundadır.</p>
<p>Bu limanlara giriş-çıkış yapan yıllık gemi sayısı 2500 ila 3000 arasındadır.İndirilen-bindirilen yıllık toplam yük tonajı 3-3.5 milyon tonu bulur.İstanbul limanlarının, yıllık gemi sayısı ve yük grafiğini hafifleten İzmit Körfezi çevresi limanları,İzmit ve yakın çevredeki limanlar ile temsil edilir.</p>
<p>Bunların en önemlileri İzmit Limanı ve Derice, Gölcük, Darıca limanları ve diğerleridir. Gölcük başlıca askeri limanımızdır. İzmit ve Derince limanlarına giriş-çıkış yapan yıllık gemi sayısı, 1500 ila 2000 i bulur. İndirilen bindirilen yıllık tonajı ise, bazı yıllar 10-15 milyon tonu bulur. Bazı yıllar da 1.5 ila 3 milyon ton arası değişir.</p>
<p>Marmara Bölgesi&#8217;nin diğer önemli limanları arasında başlıcaları; Bandırma limanı(Bağfaş gübre fabrikasına hizmet eder), Gemlik Limanı (Bursa&#8217;daki otomobil fabrikaları ve Gemlik ipekli fabrikasına hizmet eder) ve Tekirdağ limanı olarak sıralanabilir.</p>
<p>Kuzey Marmara kıyılarının en önemli limanı durumunda olan Tekirdağ limanı, İstanbul limanlarının yükünü hafifleten bir liman olup, yıllık yükleme boşaltma kapasitesi 6000 ton dolayındadır.Çanakkale limanı da Marmara Bölgesi limanlarındandır. Ama hinterlandı dar olduğundan, gelişememiştir.</p>
<p>Bununla birlikte çok büyük bir stratejik liman olup, sadece Çanakkale Boğazı&#8217;nın değil, İstanbul Boğazı&#8217;nın da askeri yöndenbir kiliti durumundadır</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/marmara-bolgesinin-ekonomisini-olusturan-faktorler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bursa ve Tarihi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Nov 2008 09:57:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Örgü]]></category>
		<category><![CDATA[ölçü]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[marmara]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[Takı]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarım ve hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım ve Hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2400</guid>
		<description><![CDATA[TARİH: Beşbin yıldan beri yerleşime sahne olan Bursa&#8217;nın 7 km. kuzeyinde Demirtaş nahiyesinin 2,5 km. güneyinde, 90 m. çevresi 5m. yüksekliği olan &#8220;Demirtaş Höyüğü&#8221; yer almaktadır. Bu höyükte genellikle elde, az miktarda da çarkta yapılmış kase, küp ve testilere ait seramik parçaları bulunmaktadır. Bunlar erken bronz çağdan kalmış olup M.Ö.2500 yıllarına tarihlenir. Kentin 14 km. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/11/bursa5.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2404" title="bursa5" src="http://www.buzlu.org/images/2008/11/bursa5-300x194.jpg" alt="" width="300" height="194" /></a></p>
<p><strong>TARİH: </strong><br />
Beşbin yıldan beri yerleşime sahne olan Bursa&#8217;nın 7 km. kuzeyinde Demirtaş nahiyesinin 2,5 km. güneyinde, 90 m. çevresi 5m. yüksekliği olan &#8220;Demirtaş Höyüğü&#8221; yer almaktadır. Bu höyükte genellikle elde, az miktarda da çarkta yapılmış kase, küp ve testilere ait seramik parçaları bulunmaktadır. Bunlar erken bronz çağdan kalmış olup M.Ö.2500 yıllarına tarihlenir.</p>
<p>Kentin 14 km. batısında, Çayırköyü&#8217;nün 1 km. güneybatısındaki &#8220;Çayırköy Höyüğü&#8221;nün boyutları Demirtaş Höyüğü ile aynıdır. Burada bulunan seramik parçalarında gri, kırmızı grikahverengi ve siyah renkler hakimdir. Bulunan seramik parçalarının önemli kısmı elde, çok az miktardakiler de çarkta yapılmıştır. Höyüğün en eski buluntusu M.Ö.2700 yılına aittir.</p>
<p>Günümüzden yaklaşık 5000 yıl önce insanların yerleştiği bu topraklara M.Ö. VII. yüzyılda Trakya&#8217;da Strümon nehri kenarında oturan Bitynler ve akrabaları Tnyniler İskit saldırılarına karşı koyamayınca kuzeybatı Anadolu&#8217;ya göç ederek yerleşirler. Bu verimli topraklara Bitynia adını verirler.<br />
<span id="more-2400"></span><br />
Kısa zamanda sınırlarını genişletmelerine rağmen M.Ö.VI yüzyılda bölgede güçlü orduya sahip Lidyalıların hakimiyetine girmekten kurtulamazlar. M.Ö.546&#8242;da Lidya Kralı Kroisos, Pers orduları karşısında mağlup olunca bölge M.Ö.453 tarihine kadar Pers İmparatorİuğu sınırları içine girer.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Makedonya İmparatoru İskender&#8217;in bu bölgeleri hegemonyasına alması M.Ö.325 yılından ölümüne kadar devam eder. Bithnia ve Küçük Asya toprakları İskender&#8217;in ölümü üzerine komutanları arasında yapılan paylaşımda Antigonos&#8217;un idaresine girer. Fakat İskender&#8217;in komutanları arasında bir süre mücadeleler devam eder.</p>
<p>Bu fırsattan Bithynia Krallığı yararlanır. Bitynlileri yöneten Doidalses bölgede bağımsız bir krallık geliştirdi. Krallık Zipoites (M.Ö.327-279) zamanında komşuları tarafından tanınıp saygı gördü. Ziopites&#8217;in oğlu I.Nikomedes (M.Ö.279-250) yılları arasında sınırları genişletti. Küçük Asya&#8217;nın en saygın krallığı haline getirdi.</p>
<p>Orta Avrupa&#8217;dan üç kol halinde akan Galatlar (M.Ö.278-277) yıllarında, Batı Anadolu&#8217;dan başlayarak önüne gelen her yerleşim birimini istila edip yağmaladılar. Galat akınlarından sonra Anadolu&#8217;da çeşitli kent devletleri oluştu. Bu sarsıntıdan sonra Ziaelas (M.Ö.192-146) II.Nikomedes M.Ö.146-92, III.Nikomedes M.Ö.92-75 ve IV.Nikomedes M.Ö.75-74 tarihleri arasında ülkeyi yönettiler.</p>
<p>II.Nikomedes, batıdaki Roma İmparatorluğu&#8217;na karşı Pontus kralı Mitridates ile anlaştı. Fakat yerine geçen III. Nikomedes babasının izlediği politikanın tam tersini tatbik edip, Roma İmparatorluğu ile anlaşıp Pontus Krallığı ile çatışmaya girişti. Bunda başarı kazanamamasına karşın Roma İmparatorluğu&#8217;nun özel desteği ile istiklalini korudu. Ölünce yerine geçen IV.Nikomedes M.Ö.74 yılında ülkesini Roma İmparatorluğu&#8217;na bağışladı. Böylece Bithynia Roma&#8217;nın bir eyaleti haline geldi.</p>
<p>İmparator Domitian (81-96) zamanında göreve getirilen Plinius, İmparator Trajanus (98-117) zamanında Bithynia eyaleti Prokonsüllüğüne terfi etti. Bölgede hakimiyet sağlandıktan sonra, imar faaliyetlerine girişti. Fakat bundan Prusa&#8217;dan çok Nikaia(İznik) ve Nicomedia (İzmit) faydalandı. Bursa&#8217;da sadece bir hamamın tamir edildiği öğrenilmektedir.</p>
<p>Antik kaynaklar bugünkü Bursa&#8217;nın kurucusunu I.Prusias (M.Ö.232-192) olarak göstermektedir. Kartaca Kralı Hannibal, Roma İmparatorluğu ile yaptığı savaşı kaybedince, birlikleriyle beraber I.Prusias&#8217;a sığınır. Burada zafer kazanan bir komutan gibi karşılanıp, saygı görür. Bu yakınlığa karşılık olarak Hannibal emrindeki askerlerle bir şehir inşa eder. Buna Prusias&#8217;ın adını verip ona armağan eder. Kurulduğunda bugünkü hisar içinde olan şehir, günümüzün bir mahallesi kadardı. Bithynia krallık dönemine ait tümülüs&#8217;te M.Ö.II yüzyıla ait çok önemli belgeler bulunmuştur.</p>
<p>Roma İmparatorluğu zamanında (Prusa ad Olympium) Uludağ Bursa&#8217;sı adını alan şehirde o döneme ait mermerden bir kadın heykeli ve ostotek bulunmuştur.</p>
<p>İmparator Justinianus (527-565) zamanında Pythia&#8217;da (Çekirge&#8217;de) yeni hamamlar yaptırılmıştır. 1935 yılında Hisar içinde tonozlu odalar bulunmuştur. Hisar içinde, Yer Kapı&#8217;da bulunmuş erken Bizans devrine ait taban mozaiği, önemli arkeolojik kalıntılardandır. Tophane&#8217;de Bizans döneminden bir şapel ve manastıra ait mozaikler bulunmaktadır.</p>
<p>Prusa (Bursa) 1204-1261 yılları arasında Nikaia&#8217;a (İznik)&#8217;e bağlı sönük bir tekfurluk olarak yaşamını sürdürdü.</p>
<p>Bugün ülkemizin en zengin Bizans devri mezar stelleri ve çeşitli mimari eser parçaları, seramikler, sikkeler Bursa Arkeloji Müzesi&#8217;nde sergilenmektedir.</p>
<p><strong>COĞRAFI KONUM: </strong></p>
<p>Bursa 40 derece boylam ve 28 &#8211; 30 derece enlem daireleri arasında Marmara Denizinin güneydoğusunda yer alan, toplam il nüfusu 2000 Yılı Genel Nüfus Tespit sonuçlarına göre 2.125.140 ile Türkiye&#8217;nin 4. büyük kentidir.<br />
Bursa ili doğuda Bilecik, Adapazarı, kuzeyde İzmit, Yalova, İstanbul ve Marmara Denizi, güneyde Eskişehir, Kütahya, batıda Balıkesir illeriyle çevrilidir.</p>
<p>Denizden yüksekliği 100 metre olan Bursa, genelde ılıman bir iklime sahiptir. Ancak, iklim bölgelere göre de değişiklik göstermektedir. Kuzeyde Marmara Denizinin yumuşak ve ılık iklimine karşılık güneyde Uludağ&#8217;ın sert iklimi ile karşılaşılmaktadır.</p>
<p>İlin en sıcak ayları Temmuz &#8211; Eylül, en soğuk ayları ise Şubat &#8211; Mart&#8217;tır. 52 yıllık gözlem süresi itibarı ile yıllık ortalama yağış miktarı 706 mm.dir. İlde ortalama nispi nem % 69 civarındadır.</p>
<p>İlin yüzey şekilleri, birbirlerinden eşiklerle ayrılmış çöküntü alanlarıyla, dağlar halindedir. Çöküntü alanlarının başlıcalarını İznik ve Uluabat gölleriyle Yenişehir, Bursa ve İnegöl ovaları oluşturmaktadır.</p>
<p>Toplam yüzölçümü 10.891 km2 olan Bursa ili topraklarının % 17&#8242;sini ovalar oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>En Önemli Ovalar </strong></p>
<p>Ova Yüzölçümü ( km2 )<br />
Bursa 365<br />
Mustafakemalpaşa 193<br />
Karacabey 537<br />
İnegöl 150<br />
İznik 76<br />
Orhangazi 97<br />
Yenişehir 152</p>
<p>İl sınırları dahilinde Uluabat (1.134 km2) ve İznik (298 km2) gölleri bulunmaktadır.<br />
İlin önemli akarsuları; Mustafakemalpaşa Çayı, Uludağ&#8217;ın güney yamaçlarından doğan ve gene Uludağ&#8217;dan kaynaklanan birçok küçük dere ile beslenen Nilüfer Çayı, Göksu Çayı, Koca Dere, Kara Dere, Aksu Deresidir.</p>
<p>İl&#8217;in sahip olduğu 135 km. kıyı bandının 22 km.lik kısmı kullanıma uygun olup, diğer kısmı değerlendirilememektedir.</p>
<p>Bursa ili topraklarının yaklaşık % 35 ini dağlar kaplamaktadır. Dağlar genellikle doğu-batı yönünde uzanan sıradağlar şeklindedir. Bunlar; Orhangazi&#8217;nin batısından Gemlik körfezinin batı ucunda bulunan Bozburun&#8217;a doğru uzanan Samanlı Dağları, Gemlik Körfezinin güney yüzünü kaplayan ve Bursa ovasını denizden ayıran Mudanya Dağları, İznik gölünün güneyi, ile Bursa ovasının kuzey kesimleri arasında yer alan Katırlı Dağları, Mudanya Dağlarının uzantısı olan Karadağ ve Marmara Bölgesinin en yüksek dağı olan Uludağ&#8217;dır (2.543 m).</p>
<p><strong>TARIHI ESERLER</strong></p>
<p><strong>Yıldırım Camii </strong></p>
<p>Şehrin doğusunda, Yıldırım semtindeki tepe üzerine inşa edilmiştir. Yıldırım Bayezıd tarafından XIV yüzyılın sonlarında yaptırılmıştır. Genellikle tarihi eserler hakkında kesin bilgileri ulaştıran kitabelerdir. Fakat bu caminin kitabesi zamanımıza ulaşmamıştır. Taş işçiliği, devrinin en güzel örneğini bu camide göstermektedir.<br />
Caminin ön cephesinde yer alan ayaklar ve bunları bağlayan kemerler kurşuni renkli mermerden yığma olarak yapılmıştır. Revak beş kubbe ile örtülüdür.</p>
<p>Merkez kubbesi yüksektir ve iç mekana ferahlık verir. Duvarlar kesme taşlarla kaplıdır. Yandaki eyvanlar zeminden yükselmektedir. Bunlar da sivri tonozların oluşturduğu sekiz köşeye oturan kubbeyle örtülmüştür. Mihrap kubbesi kare plan üzerine oturmaktadır. Mihrap sekiz sıra stalaktitli yaşmak ile örtülüdür. Köşelerinde cilâlı yeşilimtrak mermer sütunlar vardır. Doğu ve batıdaki odalar alçıdan ufak, büyük hücreli ve maşalıklıdır. Stalaktit saçaklı, geniş ajurlu, oniki yıldızlı ve yeşil çini parça kakmalı, süslü nesih ve kufı hatla yazılı hadis ve dualarla bezenmiştir. Odalar çapraz tonozla kaplıdır.</p>
<p>Kuzey doğu ve kuzey batıdaki odalara cami içinden geçilmektedir. Bunlar da çapraz tonozla kaplıdır. Caminin iki minaresi de lodos ve deprem yüzünden yıkılmış, yakın tarihte betondan yeni bir minare yapılmıştır.</p>
<p><strong>Yıldırım Türbesi </strong></p>
<p>IV Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezıd 1360 da doğdu. I.Murad&#8217;ın büyük oğludur. Babası tarafından yetiştirilmiş, birlikte fetihlere katılmıştır. Karamanoğlu Ali Bey&#8217;in ordusu ile yapılan savaş sırasında gösterdiği atılganlık nedeniyle kendisine Yıldırım adı verilmiştir. Murad&#8217;ın Kosova savaşı sonunda şehit edilmesi üzerine tahta çıktı. Kosovanın ardından Yıldırım, Sırbistan&#8217;ın güneyini topraklarına kattı. Aydın, Saruhan, Menteşe ve Karaman beyliklerini tek tek zaptetti. Anadolu Hisarını inşa ettirdi. Bu arada Sırbistan kralının güzel kızkardeşi ile evlendi. Yıldırım Bayezıd Bizans&#8217;ı kuşatarak gittikçe baskıyı artırması üzerine oluşturulan haçlı ordusu ile Niğbolu&#8217;da yaptığı savaşı kazandı. Doğu Anadolu&#8217;yu işgale başlayan Timur ile Ankara&#8217;da yaptığı savaşı kaybetti. Bu yenilgi üzerine 1403&#8242;de intihar etti. Türbesi, Yıldırım Medresesi&#8217;nin doğusundadır. 1406 yılında oğlu Süleyman Han tarafından yaptırılmıştır. Türbe 10.5 x10.5 m. ölçülerinde kare planlıdır. Uç ufak kubbenin örttüğü revaklı bir.girişi vardır. Türbenin kubbesi sekizgen bir kasnağa oturur. Yuvarlak bir mihrabı vardır. Türbede ortada Yıldırım Bayezıd&#8217;ın sağında oğlu İsa Çelebi&#8217;nin, solunda eşi ve ayak ucunda kim oldukları bilinmeyen iki hanımın sandukası vardır.</p>
<p><strong>Emir Sultan Camii ve Türbesi </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın doğusunda Emir Sultan mezarlığının yanında selvi ve çınar ağaçlarının arasında yer almaktadır. Cami ilk yapıldığı zaman tek kubbeli iken 1507&#8242;de avlu ve üç kubbeli revak eklenmiştir.<br />
Batıdaki merdivenlerden çıkılarak iki sütun arasındaki kapıdan geçilip geniş avluya girilir. Ortada şadırvan, güneyde cami, kuzeyde türbe ve ahşap odalar yer almaktadır. Avlu ahşap revakla çevrelenmiştir.</p>
<p>Cami sekizgen kasnak üzerine oturan tek kubbeye sahiptir. Kuzey cephesinin köşelerinde kesme taştan birer minaresi vardır.</p>
<p>Mihrabı XVII. yüzyılda İznik çinileriyle yaptırılmıştır. Emir Sultan Buhara&#8217;da doğmuştur. Kendisi Es-Seyyid Şemsüddin Mehmed bin Aliyyül Buhari olarak bilinir.Bursa&#8217;ya 1391&#8242;de göç etmiş ve Yıldırım Bayezıd&#8217;in kızı Hundi Hatun&#8217;la evlenmiştir. 1429&#8242;da vebadan vefat etmiştir.</p>
<p>Türbenin ilk yapıldığı zamandan günümüze bir şey kalmamıştır. Şimdiki Türbe Sultan Abdülaziz tarafından 1868 yılında yaptırılmıştır. Sekizgen planlıdır. Doğudaki kapıdan girilmektedir. Türbe zemini avlu seviyesinden aşağıdadır.</p>
<p><strong>Yeşil Türbe </strong></p>
<p>Yıldırım Bayezıd&#8217;ın oğlu Çelebi Sultan Mehmed tarafından 1421 yılında yaptırılmıştır. Türbe kentin doğusunda Yeşil semtinde, Yeşil Camii&#8217;nin karşısındaki tepe üzerindedir. Mimarı Hacı İvaz Paşa&#8217;dır. Nakkaşları Ali bin İlyas Ali, Mehmed el Mecnun&#8217;dur. En dar yüzü 8,45 m, en geniş yüzü 8,87 m olan sekizgen prizma bedene sahiptir. Beden yüzleri beyaz mermerden yapılmış, çerçeve ve ayaklar 3,5 m açıklığı bulunan üzengileri boşta duran sivri kemeleri taşımaktadır. Güney ve Kuzey cepheler haricindekilerde dikdörtgen büyük pencereler ile sivri kemerli alçı pencereler vardır. Günümüze çok az değişikliklerle gelen cephe, girişin doğusündaki ilk yüzdür. Mermer çerçevelerin, sağır kemerlerin ve pencerelerin etrafı geçme rumi motifli bir bordürle kaplıdır. Diğer kısımlar turkuaz renkli çinilerle kaplanmıştır. Pencere alınlıkları koyu lacivert, zemin üzerine ince çizgilerle üç yatay bölüme ayrılmıştır.Bu bölümlerde, ayet ve hadisler yazılıdır.<br />
Türbe&#8217;ye Yeşile bakan çinilerle kaplı olmasından dolayı Yeşil Türbe ismi halk tarafından verilmiştir.</p>
<p>Portal 1855 depreminde büyük hasar görmüş 1864&#8242;de horasanla sıvanarak bugünkü görünümüne sokulmuştur. Sağlı sollu mihrapçıklar, ayakkabılıklar, türbenin kitabesi ve 13 dilimli yarım kubbe, çeşitli renk ve motiflerle kabartma renkli sır tekniğinde işlenmiştir.</p>
<p>Rumiler, palmetler ve rozet motifleri ile oya gibi işlenen kapının kanatları günümüzde tüm çarpıcılığı ile ortadadır. Bir sanat şaheseri olan kapıyı Tebrizli Ahmed oğlu Ali yapmıştır. Sekizgen bedeni, sıvalı yüksek kasnağa oturan kurşunla örtülü büyük bir kubbe örtmektedir. Türbenin içine geçildiğinde iç mekân sanki çini cennetine girildiği hissini verir. Duvarlar 2,94m yüksekliğe kadar iki bordürle çevrili, altıgen türkuaz çinilerle kaplıdır. Bunların aralarında iri madalyonlar yer almaktadır.</p>
<p>Türbe günümüze ulaşan en muhteşem çinili mihraba sahiptir. Renkli süsleme sanatının bir şaheseridir. Yivli süs sütunları, üç sıra mukarnası, rumi palmetleri, kıvrık dal motif leri, kalın yazı dizileri ve tepeliği ile Yeşil Camii mihrabını andırmaktadır. Sekizgen platformun ortasında Çelebi Sultan Mehmet&#8217;in kendisine has vakarı ile duran tamamen çini dekorasyona sahip sandukası yer almaktadır. Üzerinde kabartma sülüs celisi ile yazılı kitabesi vardır. Güneyinde oğulları Mustafa ve Mahmud&#8217;a ait sandukalar yer almaktadır. Kuzeyindeki ise oğlu Yusufa aittir. Platformun arkasındakiler, kuzeyden itibaren Çelebi Mehmet&#8217;in kızı Selçuk Hatun&#8217;un kabartma kitabeli sandukası, kızı Sitti Hatun (Safiye)&#8217;un beyaz zemine lacivert motifli, altıgen ve üçgen çinilerle kaplı sandukası, Ayşe Hatun ve dadısı Daya Hatun&#8217;un sandukalarıdır.</p>
<p>328 metrekarelik alana oturan türbenin oktogonal prizma gövdesi, zeminden aşağıda da devam ederek mezar dairesini oluşturur. Beşik tonozla kaplı mezar dairesi örme duvarlarla beş ayrı bölüme ayrılmıştır. Girişi doğudaki yüksek sette görülen mezarlarla kamufle edilmiş gizli kapıdandır.</p>
<p><strong>Yeşil Medrese </strong></p>
<p>Yeşil hamamını geçtikten sonra sağda Çanlı deresinin yanındadır. Bugün Türk İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılmaktadır. Sultaniye Medresesi olarak da bilinen Yeşil Medrese&#8217;nin yapımını Çelebi Sultan Mehmed diğer külliye yapıları ile birlikte 1419 yılında başlatmıştır. Medrese Sultan&#8217;ın ani ölümü nedeniyle yarım kalmıştır.<br />
Giriş, kuzeydeki çapraz tonozla örtülü eyvandandır. Ortasında geniş bir avlusu, Avlunun merkezinde mermerden bir havuzu vardır. Güneyde yüksek açık eyvanlı bir dershane iki yanda birer ufak eyvan ile on üç hücre yer almaktadır. Geniş eyvan sekizgen kasnak üzerine oturtulmuş, kurşunla kaplı kubbe ile örtülmüştür. Diğer eyvan ve hücreler kiremit damla örtülü ve kirpi saçaklıdır.</p>
<p>Yanlardaki 1,2m genişliğinde iki merdiven ve yarım bırakılan kısımlar bu medresenin başlangıçta iki katlı yapılmak isteğinden doğmuştur.</p>
<p>Bahçedeki revakta onsekiz adet başka yapılardan getirilme mermer ve granit sütunlar vardır. Odaların tavanları çapraz tonozludur. Batısı firüüze ve beyaz çinilerle kaplıdır. Tavanı beyaz, lacivert ve sarı renklerle yapılmış geometrik örgü motifi ile bezenmiştir. Pencere aynaları çinilerle dama motifi şekilde süslüdür.</p>
<p>Yeşil Medrese 1975 yılından beri Türk İslam Eserleri Müzesi olarak hizmet vermektedir. Müze&#8217;de XIII. yüzyıldan XX. yüzyıla kadar uzanan Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerine ait çini ve seramik eserler ile Selçuklu ve Osmanlı sikkeleri, geleneksel Türk el işleri ve giysiler teşhir edilmektedir.</p>
<p><strong>Muradiye Camii </strong></p>
<p>Semte ismini veren külliyenin en mükemmel eseridir. 1425 &#8211; 1426 II.Sultan Murad tarafından yapılmıştır. Caminin son cemaat yerinde, dört yığma ayak ve iki granit sütun birbirine kemerlerle bağlanmıştır. İki yan çapraz tonozla, diğerleri sekizgen kasnak üzerine oturtulmuş kubbelerle örtülüdür.<br />
Kapı ahşap işçiliğinin en güzel örneklerindendir. Kapı tabanları rumi ve hatai süslemeli çinilerle kaplıdır. Pencere alınlıklarında da aynı bezemelerden görülmektedir. Cami iki büyük kubbe ve yanlarda iki küçük kubbe ile örtülmüş geniş birer eyvandan ibarettir. Mihrab ve minber 1790 yılında yapılmış rokoko uslubundadır. Mihrabın solundaki duvarlar altıgen lacivert ve firuze çinilerle kaplıdır. Eyvan kemerinde altıgen firuze çiniler görülmektedir. Asma kata sağ eyvandaki kapıdan girilir. Duvarlar üç sıra tuğla bir sıra moloz yığma ve birer dikey tuğla ile örülmüştür. Kasnaklar ustaca yapılan bir tuğla işçiliğine sahiptir. Pencerelerin üst kısımları sivri kemerle bitmektedir.</p>
<p>Doğu ve batıdaki kapılar XX. yüzyılda yapılan onarımlarda açılmıştır. XIX. yüzyılda yıkılan minaresi yeniden örülmüştür. Revak cephesinde tuğla ile yapılan ve arabesk motifler görülmeğe değer güzelliktedir.</p>
<p><strong>Koza Hanı </strong></p>
<p>Ulucami ile Orhan Cami arasındaki geniş sahadadır. 1492 yılında II. Bayezıd İstanbul&#8217;daki cami ve medresesine gelir temin etmek için yaptırmıştır. Hanın mimari Abdül-ula bin Pulad Şah&#8217;dır. İki katlıdır. Üst katta 50, alt katta 45 olmak üzere 95 odası vardır. Kuzeydeki taç kapı büyük taştan kabartma süslerle yapılmış olup muhteşem görünüşe sahiptir. Üst katta güneye açılan bir kapısı, avludan ilave kapılara açılan geniş kapı ve buradan da Orhan Cami tarafına açılan bir kapısı vardır. Hanın iç kısmındaki geniş avlunun merkezinde mescid yer almaktadır. Mescid sekiz cephelidir, köşelerdeki ve ortadaki bir ayak üzerine oturmaktadır. Alt kısmı şadırvan şeklindedir. Günümüzde ünlü Bursa ipekçiliğinin merkezi durumundadır.<br />
<strong>Fidan Hanı </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın önemli hanlarından biridir. Sadrazam Mehmed Ağa&#8217;nın oğlu İbrahim Paşa tarafından XV.yüzyılda yaptırılmıştır. Eskiden Mahmut Paşa Hanı olarak bilinmekteydi. Koza Han&#8217;ın kuzey doğusundaki han iki avluludur. Ahırların ve diğer yardımcı tesislerin bulunduğu kısım şimdi yeni yapılan dükkanlarla dolmuştur.</p>
<p>Ortada bir havuz ve üzerinde mescid yer almaktadır.İki katlı revakın ayakları ve kemer yüzleri tuğla ve moloz taş ile örülmüştür. Üç sıra kirpi saçaklıdır. Birinci avlu üzerindeki esas hanın altta 48, üstte 50 olmak üzere 98 odası vardır. Alt kattaki odalar dairevi tonozlu, revakları ise devamlı tonozludur. Üst kattaki revaklar kubbeli, odalar ise tonozla örtülüdür.<br />
<strong><br />
Pirinç Hanı </strong></p>
<p>II.Bayezıd tarafından İstanbul&#8217;daki cami ve İmaretine gelir temin etmek maksadı ile 1508 yılında yaptırılmıştır. Mimari Yakup Şah bin Sultan Şah ve Ali bin Abdullah&#8217;tır. Bina emini Ecebey bin Abdullah ve Nazır Muhiddin&#8217;dir.</p>
<p>Hanın üst katı önemli şekilde tahribata uğramıştır. Doğuya açılan kabartma motiflerle dekore edilmiş muhteşem kapısı vardır. Yıkılmadan önce alt katta 38, üst katta 40 olmak üzere toplam 78 odalıydı. Avlunun ortasında bir mescid bulunmaktaydı.</p>
<p>Han sadece ticaret gayesi ile inşa edilmiştir. Odalar tonozludur. Damdaki kurşun kaplamalar XVII. asırda sökülüp yerine kiremit konulmuştur. Hanın restorasyonu devam etmektedir.</p>
<p><strong>İpek Hanı </strong></p>
<p>Bursa&#8217;daki en büyük handır. Son yıllarda restorasyonu yapılmış olan hanın sadece batı kısmı ayaktaydı. Zemin kat ta 39, üstte 42 olmak üzere toplam odası 81&#8242;dir.</p>
<p>Yontma taş ve tek sıra tuğla ile işlenmiş duvarları ve yuvarlak kemerleri vardır. Girişi yeniden yapılmış olup orjinal değildir. Çelebi Sültan Mehmed tarafından Mimar Hacı İvaz Paşa&#8217;ya Yeşil Külliyesi&#8217;ne gelir temin etmek maksadı ile yaptırılmıştır.</p>
<p><strong>Emir Hanı </strong></p>
<p>Orhan Bey tarafından yaptırılmıştır. 1522 yılına kadar Eski Bezazistan olarak bilinen han daha sonra Emir (Bey)Han&#8217;ı ismini almıştır.</p>
<p>Bu han şehir içi ticaretin bütün şartlarına uygun olarak inşa edilmiştir. Alt katlar revaklı, penceresiz eşya depoları olarak, üst kattaki odalar ise pencereli ve ocaklıdır. İkametgâh ve büro olarak kullanılmıştır.</p>
<p>Bina kesme taş ve tuğla ile örülmüştür. Fil ayaklara oturan, tonozla örtülü iki katlı revak ve revaklara açılan tonozlu odalardan meydana gelmektedir. Hanın alt bölümünde 36, üstte 37 olmak üzere 73 odası vardır.</p>
<p><strong>Geyve Hanı </strong></p>
<p>XV. yüzyılda Hacı İvaz Paşa tarafından Yeşil Cami&#8217;ye gelir temini için yaptırılıp Çelebi Sultan Mehmed&#8217;e hediye edilmiştir. Demirkapı çarşısındadır. Eskiden Lonca Hanı da denilmekteydi.</p>
<p>Han tuğla ve moloz taş ile inşa edilmiş olup kirpi saçaklıdır. Ayakları ve kemerleri tuğladan yapılmıştır. Odalar dairevi tonozla kaplıdır.</p>
<p>İki katlı olan hanın altında 26, üstünde 30 odası vardır. Dört cephesinde iki giriş kapısı mevcuttur. Batıdaki giriş kapısı iki tarafı kemerli beşik tonozludur.</p>
<p><strong>Ulu Cami </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın en heybetli ve en çok cemaat alan camiidir. Sultan Yıldırım Bayezıd Niğbolu savaşını kazandıktan sonra 1398-1400 yıllarında inşa ettirmiştir. Cami kalın duvarlara ve 12 büyük yığma ayaklara bağlanan kemerlere ve pandantiflere oturan 20 kubbe ile örtülüdür. Orta kısmındaki kubbenin üstü camlıdır. Altında 16 köşeli mermer şadırvan vardır. Caminin inşa edileceği yerdeki yapıların istimlakı sırasında bir kadın evini satmak istemeyince zorla alınır. Gönül rızası olmadan alınan yerde namaz kılınmaz gerekçesiyle evin yerine gelen kısımda şadırvan yaptırıldığı rivayet edilmektedir.<br />
Minberi ağaç işçiliğinin bir şaheseridir. Oyma kabartma, geometrik, yıldız, çivi başları ve gülçelerle süslüdür.</p>
<p>Taç kapısı başlı başına sanat abidesidir. 1399-1400 yıllarında tamamlanmıştır. Sanatkarı Mehmed bin Abdülaziz Dakıva&#8217;dır.</p>
<p>Zarif sekiz ceviz sütun üzerine oturan müezzin mahfili 1549 yılında yapılmıştır. Mihrabı sekiz sıra stalaktitlidir. Kum saatinin etrafındaki Ayet&#8217;el-kürsi sülüsle yazılmıştır. Ayrıca küfi ihlas suresi yazılıdır. Mihrap 1571 yılında tamamlanmıştır. Camideki diğer yazılar ve yaldız boyalar 1904 yılında Mehmed Usta tarafından yapılmıştır.</p>
<p>Caminin ilk yapıldığı zaman üç tane olan kapısına 1740 yılında Hünkâr Mahfili kapısı eklenmiştir. Kapıların ikisi yenidir. Altıngenlerin oluşturduğu, yıldızların dekore ettiği tablalardan meydana gelen doğudaki ceviz kapı, cami ile aynı yaştadır.</p>
<p>Tek sütun üzerine oturan yuvarlak mermerden kürsü 1815 yılında yapılmıştır. Cepheler sağır kemerler içinde, altta ve üstte ikişer pencereden oluşmaktadır. Cephelerin tümü kesme taştan yapılmıştır.</p>
<p>Caminin kuzey cephesinin köşelerinde, kaidesi mermerden gövdeleri tuğladan örülmüş birer minaresi vardır. Batıdaki minarelerin içinde çift merdiven mevcuttur. Bunun yardımı ile çatıya çıkılmaktadır.</p>
<p>Cami, Moğol Şeyhi Emir Bedrüddin tarafından 1403 yılında ve Karamanoğlu Mehmed Bey&#8217;in 1413 yılındaki Bursa muharasası sırasında yaktırılmıştır. 1 Mart 1855 tarihlerindeki büyük depremde ve 1889 yangınında hasar görmüştür.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Bursa Kalesi </strong></p>
<p>Bithynialılar zamanında yapılmaya başlanan kale daha sonra ihtiyaç duyuldukça Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluğunca çeşitli onarımlara tabi tutulmuştur.<br />
Surlarda görülen kiklopien taşların önemli kısmı Roma devrine ait sütunlar, lahit parçaları, adak mezar steli, heykel kaideleri, şeref kitabeleridir. Bunlar hisar kapının doğusunda yoğunluk kazanmaktadır. Surların sadece güney kısmındakiler çift duvarlı ve beş köşeli burçlarla sağlamlaştırılmıştır.<br />
1326 yılında Bizanslılardan alınan Bursa&#8217;nın surları Orhan Gazi tarafından üç köşeli burçlarla takviye edilmiştir. Çakır Ağa Hamamı ile Tophane arasında biri silindir gövdeli, ikisi üç köşeli büyük burç kalıntıları vardır. Bunların arasında yer alan Hisar Kapı 1855 yılındaki depremde yıkılmıştır. Buradan doğuya dönen surlar, evin bahçe duvarlarına temel vazifesi yapmıştir</p>
<p>Yıldız Kahve&#8217;den güneye uzanan surlarda yuvarlak kemerlerle mazgal delikleri görülmektedir. Kahvenin önünde Kaplıca Kapı yer almaktadır. Yıkık duvarlar halinde devam eden surlar, Zindan Kapıya bağlanmaktadır. Zindan Kapı yanındaki köşeli burç Çelebi Sultan Mehmet tarafından 1418 yılında yaptırılmıştır.</p>
<p>Zindan Kapıdan Üftade&#8217;ye kadar nisbeten sağlam devam eden surlar, Pınarbaşı Kapısı&#8217;na oradan da Üftade yanındaki Yer Kapı&#8217;ya ve tekrar Çakır Ağa Hamamı karşısında bağlanmaktadır. Pınarbaşı Kapı ile Zindan Kapı arasında birbirine paralel uzanan surların kesme taşlı bölümleri yerlerinden sökülmüş olduğundan şimdi sadece moloz taştan kireç kum harcı ile örülmüş kısımları ayaktadır. Pınarbaşı Kapı ile Zindan Kapı arasındaki ön surlar, evler arasında kaybolmuştur. Diğer sur kalıntılarında ise bu kısımda yapılan evlere giriş kapıları ve boşluklar Osman Gaz oluşturulmak maksadı ile tahribatlar yapılmıştır.</p>
<p><strong>Osmangazi Türbesi </strong></p>
<p>Bursa kuşatmasının devam ettiği sırada Osman Gazi oğlu Orhan Bey&#8217;e şehir içindeki kubbeli yapıyı göstererek &#8220;Oğul; ben öldüğüm vakit beni Bursa&#8217;da şol gümüşlü kubbenin altına koyasın&#8221; demiştir. Günümüz Tophane Parkı&#8217;nın girişinde solda kalan bu kubbeli yapı Mesihilerin şapeline aitti. Bursa fethedildikten sonra, şapel mescide çevrildi ve Osman Gazi buraya defnedildi.<br />
Saint Elias(Elia-İlyas) Manastırı&#8217;nın bölümüne ait olan şapelin içi 8,3 m. genişliğindeki duvarlara bitişik çift sütüncuklarla ayrılmış, yarım yuvarlak nişli, sekizgen plana sahipti. XI. yüzyılda yapıldığı bilinen bu şapel&#8217;in şekli, Roma İmparatorluk devrinden itibaren uygulamaya başlanan örneklerle büyük benzerlik göstermektedir. Şapel&#8217;in narteks kısmının olduğu yere gömülen mezarlar, günümüzde açıkta kalmıştır. 1855 depreminde yıkılan türbe 1863&#8242;te Sultan Abdülaziz tarafından eski plana sadık kalınarak yapılmıştır. Türbe kubbe ile örtülü sekizgen plana sahiptir. Türbe&#8217;ye kuzeydeki ahşap antreden geçilerek girilir. Ortada sedef kakmalı muhteşem ahşap sanduka Osman Gazi&#8217;ye (1258-1326) aittir. Solunda oğlu Alaaddin Bey, bunun yanında Hüdavendigâr oğlu Savcı Bey sağında, Aspurça Hatun&#8217;un oğlu ibrahim Bey ile adları bilinmeyen on iki sanduka vardır. Türbe&#8217;de Konya Sultanı Alaaddin tarafından Osman Bey&#8217;e gönderilen çok büyük bir davul ve tesbih sergilendiğinden, halk arasında Davullu (Davud) manastırı denmesine neden olmuştur. Bunlar bir yangın sırasında yanarak kül olmuştur. Türbe, konak salonları dekorasyonu şeklinde bezenmiş, pencerelere kumaş perdeler takılmıştır. Fransız mimari stilinde yapılan bu kısımda ufak bir mihrap görülmektedir. Pencere parmaklıkları dökme demirdendir.</p>
<p><strong>Orhangazi Türbesi </strong></p>
<p>Tophane parkının girişinde sağdadır. Bursa&#8217;nın fethinden önce şehrin metropolit manastırı olan Saint Elias manastırı XI. yüzyılda yaptırılmıştır. Kilise bir orta nef ile iki yan neften oluşmaktadır. Ortada gri mermerden dört sütunun taşıdığı kubbe vardır. İçi gri mermer levhalarla kaplanmıştır. Apsis kısmında gri mermerden sütunların ayırdığı üç pencere vardır. Bu kısmın önünde dört basamak bulunmaktaydı.<br />
Giriş kısmında altı adet yeşil somaki mermer sütun yükselmekteydi. Zemin bugün de izleri görülen mozaik döşemeye alternatif olarak porfir, diğer renklerde küçük mozaiklerden meydana gelmiş tezyinat, yuvarlak antraklar ve düz mermer levhalardan oluşmaktadır.</p>
<p>Orhan Gazi&#8217;nin defnedildiği bu bina 1801 kasım ayında büyük bir yangında hasar görür ve onarılır. 1855 yılındaki depremde ise önemli kısmı yıkılır. 1863 yılında Sultan Abdülaziz tarafından eskisine sadık kalınarak yaptırılır.</p>
<p>Türbe kare planlıdır. Her cephesinde üçer pencere vardır. Güney cephesindeki orta pencere kapı şekline çevrilmiştir. Daha önce giriş kapısının önünde bir sundurma vardı.</p>
<p>Orta kısmında dört sütunla ayrılmış ve birbirine kemerlerle bağlanmış, üstüne kubbe oturtulmuştur. Yan kısımlar beşik tonozla örtülüdür. İç duvarlar beyaz kireç badanadır. Pencere üstlerinde alınlık şeklinde sade süslemeler görülmektedir. Ortadaki sanduka Orhan Gazi&#8217;ye aittir. Etrafı dökme pirinç parmaklıklıdır. Kuzeyinde Cem Sultan&#8217;ın oğlu Abdullah, sağında Şehzade Korkud, hanımı Nilüfer Hatun, oğlu Kasım, kızı Fatma ve Yıldırım Bayezıd&#8217;in oğlu Musa Çelebi ile isimleri tespit edilemeyen on dört sanduka vardır.</p>
<p><strong>Murat Hüdavendigar Türbesi </strong></p>
<p><strong>İç mekan görünümü<br />
Murat Hüdavendigar Türbesi </strong></p>
<p>Hüdavendigâr Camiinin karşısındadır. 1389 yılında I. Kosova savaşında şehit olan 3. Osmanlı Padişahı I.Murat Hüdavendigâr&#8217;a aittir.<br />
Türbeyi Yıldırım Bayezıd yaptırmıştır. Sonraki yıllarda geniş tamirler görmüş eski temelleri üzerine ikinci kez inşa edilmiştir. Kare planlıdır. Ortada sekiz sütunun taşıdığı kemerlere oturan sekizgen kasnak üzerine kubbe oturtulmuştur. Kubbenin etrafında türbeyi örten tonozlar kurşunla kaplıdır.Kuzey cephe temelleri dıştan üç payanda ile desteklenmiştir.<br />
Merkezde, pirinç parmaklıklı I. Murad&#8217;ın sandukasının bir tarafında torunu Süleyman Çelebi, diğer tarafında Yıldırım&#8217;ın oğlu Musa Çelebi, pencere yanında Hüdavendigâr&#8217;ın oğlu Yakup Çelebi, Süleyman Çelebi&#8217;nin oğlu Orhan, II.Sultan Bayezıd&#8217;ın oğlu Şehzade Mehmed gömülüdür. Diğer iki sandukanın kime ait olduğu bilinmemektedir.</p>
<p><strong>Murat Hüdavendigar Camii<br />
ve Medresesi </strong></p>
<p>Çekirge&#8217;de Bursa ovasına bakan tepenin üzerinde I. Murat Hüdavendigâr tarafından (1365 &#8211; 1366) yıllarında yaptırılmıştır. Yapı iki katlıdır. Altta cami, üstte medrese yer almaktadır. Önde son cemaat yeri beş kubbeyi taşıyan kemerle birbirine bağlı altı yığma ayaktan meydana gelmiştir. Alt kata basık tonozla örtülü kısımdan girilir. Holün iki yanından üst kata çıkışı sağlayan merdivenler vardır. Salon Kubbeli ve tonozlu uzun bir eyvandan ibarettir.<br />
Orta sahanın sağında ve solunda birer eyvan ile köşelerden tonozla örtülü dört odadan meydana gelmektedir. Mihrap duvardan içeriye girmiş ufak eyvan şeklindedir.</p>
<p>Merdivenlerden üst katın revakına çıkılır. Revak önden altı yığma ayak ve aralarında beş adet sütun ile ayrılmış sivri ikiz kemerle yaptırılmıştır. Revaktan birer dehlizle koridora gelinir. Koridora açılan on iki adet hücresi yer almaktadır. Hücreler tonozludur, yanlarda tonozla örtülü dershane olarak kullanılan dört oda daha vardır. Tek minaresi tuğladan örülmüştür. Çift zincir, tek zincir, kuş gagası, balık sırtı motifi altı sıra stalaktitle şerefeye geçilir. Takke külahlıdır. Üst kat eyvanının kemer alınlıklarında köşe tromplarında süsleme unsurları görülmektedir. Mermer sütunlar ve başlıklar Bizans yapılarından alınarak burada kullanılmıştır.</p>
<p><strong>Cumalıkızık Köyü </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 10 Km doğusunda, Bursa-Ankara karayolundan Uludağ eteklerine doğru sapan yol 3 km. sonra Cumalıkızık köyüne ulaşır. Kent içinden toplu taşım araçları ile de köye gidilebilir. Osmanlıların Bursa civarına yerleşmeye başladıkları yıllarda kurulmuş 700 yıllık bir vakıf köyüdür. Köy tarihi dokusunu bu güne kadar korumuş ve Osmanlı erken döneminin kırsal sivil mimarisinin eşsiz örneklerini bağrında taşımaktadır.</p>
<p><strong>Büyükorhan </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 86 km. güneyindedir. 1987 yılında ilçe olmuştur. Bizans döneminde Atranos tekfurluğunun toprakları içinde yer alan bir bölgeydi. 1321&#8242;de Orhan Gazi tarafından Osmanlı hakimiyetine girdi. Fatihi Orhan Bey&#8217;e atfen üç obadan oluşan yerleşime Orhan-ı Kebir adı verilmiştir. Cumhuriyet döneminde Büyükorhan ismini almıştır.<br />
İlçenin ekonomik yaşamı tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. İlçenin yarısı ormanlık alandır. Tabii güzelliklerinden Görecik yaylası ilçeye 6 kilometre uzaklıktadır.</p>
<p><strong>Gemlik </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 30 kilometre kuzey-batısında aynı adlı körfezin kıyısında kurulmuştur. M.Ö. 1350 yılında Cius adlı bir Hellen komutan tarafından kurulduğu ve kentin kurucusunun adını aldığını tarihler kaydeder. Roma, Pers, İon, Bizans egemenligini yaşayan kent Osman Gazi tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.<br />
Anadolu içlerine yapılan seferlerde bir iskele görevi gören Gemlik, bu görevini ticari alanda da sürdürmektedir. Türkiye&#8217;nin en lezzetli sofralık zeytinin yetiştiği yerdir. Son yıllarda sanayisi de gelişmiştir. Gemlik&#8217;e bağlı Kurşunlu, Küçük Kumla, Büyük Kumla ve Karacaali yaz turizminin yoğun olarak yaşandığı kıyılardır.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar&#8217;ın doğduğu yer olan Umurbey Kasabası Gemlik&#8217;in kuzeyinde yer alır. Burada Celal Bayar&#8217;ın Anıtmezarı ve adına kurulmuş bir Müze bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Gürsu </strong></p>
<p>Bursa merkezine 12 kilometre uzaklıktaki Gürsu ilçesi, tarihi çınar ağaçları, Osmanlı evleri, tarihi Hamam ve camisi ile şirin bir ilçedir.</p>
<p><strong>İnegöl </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 45 kilometre güneydoğusunda yer alan İnegöl, Antik dönemde Ankedoma adıyla tanınmaktaydı. İlçedeki önemli tarihi eserler Osmanlı döneminden kalmadır. 1481 de Sadrazam İshak Paşa tarafından yaptırılan İshak Paşa Camii ve Külliyesi, Hamza Bey Camii, Yıldırım Camii (Cuma Camii), Kurşunlu Camii, Kurşunlu Han ve Ortaköy Kervansarayı İnegöl&#8217;deki tarihi eserlerdir. İnegöl&#8217;ün 13 kilometre batısında Sultan köyünde XIV. yüzyılda yaşamış Germiyanoğlu Geyik Baba ile Balım Sultan adına, Orhan Bey tarafından yaptırılmış Geyikli Baba Türbesi önemli bir ziyaret yeridir. Boğazova Yaylası, Arabaoturağı Yaylası, Alaçam Yaylası, tarihi çınarlar İnegöl&#8217;ün tabii güzellikleridir.<br />
Oylat Kaplıcaları</p>
<p>İnegöl&#8217;ün 27 kilometre güneyinde Uludağ eteklerindeki Oylat çam ağaçları arasında şifa kaynağı bir kaplıca ve mesire yeridir. Günübirlik olarak da büyük ilgi çeken bir tabiat köşesidir. Oylat Kaplıcaları özellikle Ağrılı sinir hastalıkları için bir şifa kaynağıdır. Kaplıca civarında Otel ve Motel gibi konaklama tesisleri bulunmaktadır.<br />
<strong>İznik </strong></p>
<p>ursa&#8217;nın 86 kilometre kuzeydoğusunda yer alan İznik İlçesi, aynı adla anılan gölün doğu kıyısında kurulmuştur. Çevresi zeytinlik, bağ ve bahçelerle çevrili olan İznik&#8217;in etrafı yaklaşık 5 kilometre uzunluğundaki surlarla çevrilmiştir. İlk çağda kurulan kentin ızgara planı aynen korunmaktadır.<br />
İznik sadece Bursa civarının değil bütün Marmara bölgesinin en önemli tarihi ve turistik yörelerindendir.</p>
<p>Roma, Bizans ve Erken Osmanlı dönemlerine ait çok sayıda eser, tarihsel kent dokusu içinde bugün de yaşamaktadır. İznik Hristiyanlık dünyasının önemli olaylarına sahne olmuştur. Senato Sarayında 325 yılında I. Konsil, 787 yılında İznik Ayasofya Kilisesi&#8217;nde 7. Konsil toplantıları yapılmıştır. 1331 yılında Osmanlı egemenliğine giren İznik, gerçek ününü XIV ve XVI. yüzyıl arası en parlak çağını yaşadığı çiniciliği ile yapmıştır. Bugün bütün dünya müzeleri İznik Çinilerini en kıymetli eser olarak ziyaretçilerine sunmaktadırlar.</p>
<p>İznik&#8217;te Roma döneminden kalma kent surları ve anıtsal Lefke ve İstanbul Kapıları, Tiyatro&#8217;su, Beştaş anıtı, Bizans döneminden kalma Ayasofya ve diğer kilise kalıntıları, Hipoje mezar odası, Osmanlı döneminden kalan Yeşil Cami ile çekici bir turistik merkez olmuştur. İznik Çinilerinin ünü bugün yerli atölyelerindeki sanatkarlarca sürdürülmektedir.</p>
<p><strong>Karacabey </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 65 Kilometre batısında yeralan Karacabey İlçesi, Antik Dönemde Mihalıç adı ile bilinmekteydi. Kentin MÖ. 2000&#8242;lerde Bitynliler veya Misiler tarafından kurulduğu sanılmaktadır. Kentin belli başlı tarihi eserleri Sultan I. Murad&#8217;ın yaptırdığı Ulu Cami, 1457 yılında Karaca Bey tarafından yaptırılan Karacabey Cami (İmaret Cami) ile Karacabey &#8211; Bursa yolu üzerinde ve Uluabat kıyısındaki Osmanlı dönemi yapısı Issız Han&#8217;dır.</p>
<p><strong>Bayramdere ayı koruma bölgesi </strong></p>
<p><strong>Ayvaini Mağarası </strong></p>
<p>Uluabat Gölü Bayramdere<br />
Karacabey&#8217;in Marmara Denizi sahilinde bulunan Yeniköy ve Bayramdere, geniş doğal kumsalları ile yaz turizmi için ideal tatil yöreleridir. Bayramdere yöresi dünyanın biricik ayı rehabilitasyon alanını bünyesinde barındırmaktadır. Sokaklarda çingenelerce oynatılan ayılar, bu işin devletçe yasaklanması üzerine, toplanarak Bayramdere rehabilitasyon alanına getirilmiştir. Burada, tabiatta uyumlu yaşamları için çalışmalar yapılmaktadır.</p>
<p><strong>Ayvaini Mağarası </strong></p>
<p>Uluabat Gölü&#8217;nün güney bölümünde yer alan Ayvaini Mağarası&#8217;nın iki girişi vardır. Birinci giriş Mustafakemalpaşa&#8217;ya bağlı Kazanpınar, diğer girişi yeraltı sularının yer üstüne çıktığı Nilüfer İlçesi&#8217;ne bağlı Ayvaköy&#8217;ü yakınında yer alır. Bursa&#8217;yı Mustafakemalpaşa&#8217;ya bağlayan eski yol mağara yakınından geçer. Hidrolojik olarak aktif bir mağaradır. İki girişi arasında 4 km mesafe vardır. Güney Marmara Bölgesi&#8217;nin en uzun mağarasıdır. Ayvaini Mağarası görünümleri ilginç ve büyüleyici damlataşlar (sarkıt, dikit, duvar damlataşları, sulu damlataş havuzları) ve göller ile kaplıdır. Gezi için rehber alınması gerekmektedir. Turistik gezilere açılması için çalışmalar sürdürülmektedir.</p>
<p><strong>Gölyazı Köyü (Apollonia) </strong></p>
<p>Bursa-Karacabey yolu üzerindeki Karacaoba köyünü geçtikten sonra, güney yönünde devam eden yolun 6. kilometresindedir. Gölyazı köyü Uluabat gölü kıyısında, Antik dönemde Apollonia adı ile tanınan bir yerdi. Yerleşim Bizans döneminde de devam etmiştir. Bugün bir balıkçı köyü görünümündeki köyde Antik dönemden kalan yapı parçaları ve Bizans döneminden kalan bir kilise kalıntısı bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Keles </strong></p>
<p>Uludağ&#8217;ın güney eteklerine kurulu olan Keles ilçesi, Bithynya, Roma, Bizans kalıntılarına sahiptir. XIV yüzyılda Osmanlı egemenliğine giımiştir. İlçenin en önemli tarihi yapısı Sultan Yıldırım Bayezıd&#8217;in oğlu Yakup Çelebi tarafından yaptırılan, cami, hamam ve Medrese&#8217;den oluşan Yakup Çelebi Külliyesi&#8217;dir.<br />
Keles&#8217;in Kocayayla mevkii kampçılık ve trekking için eşsiz bir doğa parçasıdır. Kocasu Irmağı rafting sporu için elverişli şartlara sahiptir.</p>
<p><strong>Kestel </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 12 kilfımetre doğusunda yer alan Kestel, Bursa ile hemen hemen birleşmiş gibidir. Kestel adı Roma Döneminde yapılan ve Kastel adı verilen kalesinden gelmektedir. Kale Bizans döneminde güçlendirilerek doğudan gelen akınlara karşı Bursa&#8217;yı koruyan bir öncü kuvvet yapısı olarak kullanılmıştır. 1306 yılında Osmanlı egemenliğine girmiştir. Kestel Şeyhülislam Mehmet Vani tarafından yaptırılan yapılarla gelişmiştir.<br />
Saitabat Şelalesi</p>
<p>Kestel İlçesinin Derekızık köyüne 3 kilometre uzaklıktadır. 30 metre yükseklikteki bir kanyonun içindedir. Yöre Güvercinlik Şelalesi olarak da tanınmaktadır. Şelale&#8217;nin civarında alabalık lokantaları bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Mudanya </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 25 kilometre Kuzeybatısında ve Marmara Denizi Kıyısında yer alan Mudanya, Bursa&#8217;nın iskelesi durumundadır. Mudanya, İonya&#8217;nın 12 büyük kentinden biri olan Kolofonlu Göçmenler tarafından MÖ.VII. yüzyılda kurulmuştur. Apameia Myrleia adlı bu antik kent bugünkü Hisarlık Tepe&#8217;de yer almaktaydı.<br />
Temiz havası ile yaz turizminin yoğun olarak yaşandığı Mudanya civarında en tanınmış günübirlik gezi yeri Çanaklıçeşmedir. Osmanlı evlerinin en güzelleri Mudanya&#8217;dadır. Bu evlerin en önemlisi Tahir Paşa Konağıdır.</p>
<p><strong>Mudanya Mütareke Evi Müzesi </strong></p>
<p>Türk Kurtuluş Savaşı&#8217;nın zaferle noktalandığını teyid eden antlaşma 11 Ekim 1922&#8242;de Mudanya&#8217;da bu evde imzalanmıştır. XIX. yüzyıl sonunda yapılmış bir Osmanlı evidir. İki katı ziyarete açıktır. İlk katta mütarekenin imzalandığı salon ve çalışma odaları, üst katta İsmet İnönü ile Asım Gündüz Paşa&#8217;nın yatak odaları bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Zeytinbağı (Tirilye) </strong></p>
<p>Mudanya&#8217;ya bağlı Zeytinbağı kasabası taı~ihi dokusunu günümüze kadar korumuş bir yerleşimdir. Bizans döneminden kalma kilisesi camiye çevrilmiştir. Haftasonu gezileri için tercih edilen şirin bir köşedir:</p>
<p><strong>Mustafakemalpaşa </strong></p>
<p>lkçağ&#8217;dan beri çeşitli yerleşimlere sahne olan ilçenin eski adı Kirmastı&#8217;dır. Yakınında Miletopolis ören yeri bulunmaktadır. Tarım ve Hayvancılık ağırlıklı bir ekonomik yapıya sahiptir. İlçe Merkezinde Lalaşahin Türbesi, Hamzabey Cami ve Türbesi, Şeyhmüftü Cami ve Türbesi yanısıra Dorak Hazineleri bölgesi, Kestelek Harabeleri ilgiye değer tarihi yerlerdir. Muradiyesarnıç köyü yakınlarındaki Suuçtu Şelalesi, Söğütalan bucağındaki Suçıktı mesiresi, Mustafakemalpaşa civarındaki eşsiz tabiat harikalarıdır.<br />
Miletopolis</p>
<p>Mustafakemalpaşa&#8217;nın Melde Bayırı adı verilen yöresinde kurulu olan kent, Roma ve Bizans döneminde yerleşim alanı olduğu buluntular yolu ile anlaşılmıştır. İmparator Hadrianus tarafından yaptırılan tapınak, Theodore Laskaris Sarayı ve Roma dönemi hamamı kentte tesbit edilen eserlerdir.</p>
<p><strong>Orhaneli </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 55 km güneyinde ve Uludağ eteklerindedir. Roma İmparatoru Hadrianus&#8217;un ava çıktığı bu yöre, onun tarafından yaptırılan bir tapınak, okul ve diğer yapılarla birlikte gelişmiş Hadrianopolis adını alan bir yerleşime dönüşmüştü. Bizans döneminde tekfurluk olan Adranos, Orhan Gazi tarafından 1321 tarihinde fethedilerek, Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı döneminde Beyce adlı bir kasabaydı. İlçenin ekonomisi tarıma dayanmaktadır. Orhaneli yakınlarındaki Çınarcık günübirlik bir turistik alandır ve tabii güzellikleri ile ünlüdür.</p>
<p><strong>Orhangazi </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 48 kilometre kuzeyinde ve Bursa-Yalova yolu üzerindedir. Osmanlıların yöreyi ele geçirdiği yıllarda Pazarköy adlı küçük bir alışveriş yeriydi. Orhan Gazi tarafından buraya yaptırılan büyük bir cami ile gelişmeye başlamıştır. Tarım ve sanayinin çok geliştiği bir ilçedir. Bursa&#8217;dan sonra sanayi açısından ikinci sırayı almaktadır. İznik gölünün batı kıyısında uzanan topraklarda, Keramet Kaplıcası&#8217;nın kliminotolojik etkisi ile dünyanın en lezzetli zeytinin yetiştiği yer olmuştur.</p>
<p><strong>Yenişehir </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 45 kilometre doğusunda yer alan Yenişehir antik çağda Neopolis olarak tanınıyordu. Osman Gazi döneminde Osmanlı topraklaıma katılan ilçe, Osman Gazi tarafından gazilerine kılıç hakkı adıyla yurtluk olarak verilmiştir. İskana açılan yerde kurulan kent Yenişehir adını almıştır. Osmanlı döneminden kalan zengin tarihi eserlere sahip Yenişehiı&#8217;de Osman Gazi&#8217;nin yaptırdığı saraydan arda kalan Saray Hamamı, I. Murat döneminden kalma Postinpuş Baba Zaviyesi; XIV.yüzyılda inşa edilen Voyvoda Camü (Çınarlı Camü), XVI.yüzyılda yapılmış olan Koca Sinan Paşa Külliyesi, Bali Bey Camü, Orhan Bey tarafından yaptırılan Ulu Camü, Süleyman Paşa Külliyesi, 1645&#8242;de Yenişehirli Deli Hüseyin Paşa&#8217;nın yaptırdığı Çifte Hamam, Yarhisar Köyü Orhan Camü ve Saat Kulesi görülmeye değer tarihi yapılardır.<br />
<strong><br />
Şemaki Evi Müzes</strong>i<br />
İran&#8217;ın Şemaki kasabasından Anadolu&#8217;ya gelerek Yenişehir&#8217;e yerleşen Şemaki Ailesi tarafından XVIII. yüzyılda yaptırılmıştır. Konak olarak adlandırılabilecek ev iki katlıdır. Zemin katta taşlık ve sağ Şemaki Eui Müzesi. tarafında mutfak ve kiler, sol tarafında iki oda yer alır. Mutfak duvarına bitişik ahşap merdivenle üst kata çıkılır. Burada eyvanlı bir sofa, sofaya açılan bir &#8220;başoda&#8221; ile biri küçük diğeri büyük iki oda daha yer alır. Bu odalarda görülen zengin kalem işi süslemeler XIX. yüzyılda yapılmıştır. Osmanlı sivil mimarisinin bu eşsiz örneği müze olarak halkın ziyaretine açılmıştır.</p>

<a href='http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/bursa2/' title='bursa2'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images//home/buzlu/public_html/images/2008/11/bursa2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="bursa2" title="bursa2" /></a>
<a href='http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/bursa3/' title='bursa3'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images//home/buzlu/public_html/images/2008/11/bursa3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="bursa3" title="bursa3" /></a>
<a href='http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/bursa4/' title='bursa4'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images//home/buzlu/public_html/images/2008/11/bursa4-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="bursa4" title="bursa4" /></a>
<a href='http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/bursa5/' title='bursa5'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images//home/buzlu/public_html/images/2008/11/bursa5-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="bursa5" title="bursa5" /></a>
<a href='http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/bursa-kalesi/' title='bursa-kalesi'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images//home/buzlu/public_html/images/2008/11/bursa-kalesi-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="bursa-kalesi" title="bursa-kalesi" /></a>
<a href='http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/bursa/' title='bursa'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images//home/buzlu/public_html/images/2008/11/bursa-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="bursa" title="bursa" /></a>

<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin su ve toprak kaynakları</title>
		<link>http://www.buzlu.org/turkiyenin-su-ve-toprak-kaynaklari/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/turkiyenin-su-ve-toprak-kaynaklari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Oct 2008 07:55:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[ölçü]]></category>
		<category><![CDATA[marmara]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım ve Hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiyenin su ve toprak kaynakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2259</guid>
		<description><![CDATA[TOPRAK KAYNAKLARI Türkiye&#8217;nin Yüzölçümü (İzdüşüm Alanı)&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 77,95 Tarım Alanı&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..28,05 Sulanabilir Alan&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;25,75 Ekonomik Olarak Sulanabilir Alan&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.8,50 Sulamaya Açılan Alan (1997 yılı başı brüt alan)&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..4,543 DSİ&#8217;ce işletmeye açılan alan( 1997 yılı başı net alan )&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..2,072 SU KAYNAKLARI Ortalama ( aritmetik ) Yıllık Yağış&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 642,6 mm Türkiye&#8217;ye düşen ortalama yıllık yağış miktarı&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;501,0 km3 YERÜSTÜ SULARI Yıllık [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/10/turkiyenin-su-ve-toprak-kaynaklari.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2260" title="turkiyenin-su-ve-toprak-kaynaklari" src="http://www.buzlu.org/images/2008/10/turkiyenin-su-ve-toprak-kaynaklari-300x159.jpg" alt="" width="300" height="159" /></a></p>
<p><strong>TOPRAK KAYNAKLARI</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin Yüzölçümü (İzdüşüm Alanı)&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 77,95<br />
Tarım Alanı&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..28,05<br />
Sulanabilir Alan&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;25,75<br />
Ekonomik Olarak Sulanabilir Alan&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.8,50<br />
Sulamaya Açılan Alan (1997 yılı başı brüt alan)&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..4,543<br />
DSİ&#8217;ce işletmeye açılan alan( 1997 yılı başı net alan )&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..2,072</p>
<p><strong>SU KAYNAKLARI</strong></p>
<p>Ortalama ( aritmetik ) Yıllık Yağış&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 642,6 mm<br />
Türkiye&#8217;ye düşen ortalama yıllık yağış miktarı&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;501,0 km3<br />
<span id="more-2259"></span></p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>YERÜSTÜ SULARI</strong></p>
<p>Yıllık yüzey akış miktarı&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..186,05 km3<br />
Yıllık yüzey akış / Yağış oranı&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;0,37<br />
Yıllık tüketilebilir su miktarı&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. &#8230;&#8230;&#8230;.95,00 km3<br />
Fiili yıllık tüketim&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;29,55 km3</p>
<p><strong>YERALTI SULARI</strong></p>
<p>Yıllık çekilebilir yeraltı suyu rezervi&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 12,3 km3<br />
( Yıllık güvenilir verim)<br />
DSİ&#8217;ce tahsis edilen yıllık miktar&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.8,8 km3<br />
Fiili yıllık tüketim&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.6,0 km3</p>
<p>1 km3 = 1 milyar m3<br />
1997 yılında yaklaşık 100 000 ha alanın sulama şebekesi tamamlanmıştır.<br />
1998 yılında yaklaşık 80 000 ha alanın sulama şebekesi tamamlanacaktır.</p>
<p><strong>TÜRKİYE&#8217;DEKİ 26 NEHİR HAVZASININ YILLIK ORTALAMA VERİMLERİ</strong><br />
Havza Adı Havza Numarası Ortalama yıllık akış (km3) Potansiyel oranı% (***)Ortalama yıllık verim<br />
(1/s/km2)<br />
Fırat Havzası (*) 21 31.61 17.0 8.3<br />
Dicle Havzası (**) 26 21.33 11.5 13.1<br />
Doğu Karadeniz Havzası 22 14.90 8.0 19.5<br />
Doğu Akdeniz Havzası 17 11.07 6.0 15.6<br />
Antalya Havzası 09 11.06 5.9 24.2<br />
Batı Karadeniz Havzası 13 9.93 5.3 10.6<br />
Batı Akdeniz Havzası 08 8.93 4.8 12.4<br />
Marmara Havzası 02 8.33 4.5 11.0<br />
Seyhan Havzası 18 8.01 4.3 12.3<br />
Ceyhan Havzası 20 7.18 3.9 10.7<br />
Kızılırmak Havzası 15 6.48 3.5 2.6<br />
Sakarya Havzası 12 6.40 3.4 3.6<br />
Çoruh Havzası 23 6.30 3.4 10.1<br />
Yeşilırmak Havzası 14 5.80 3.1 5.1<br />
Susurluk Havzası 03 5.43 2.9 7.2<br />
Aras Havzası 24 4.62 2.5 5.3<br />
Konya Kapalı Havzası 16 4.52 2.4 2.1<br />
Büyük Menderes Havzası 07 3.03 1.6 3.9<br />
Van Gölü Havzası 25 2.59 1.3 5.0<br />
Kuzey Ege Havzası 04 2.09 1.1 7.4<br />
Gediz Havzası 05 1.95 1.1 3.6<br />
Meriç &#8211; Ergene Havzası 01 1.33 0.7 2.9<br />
Küçük Menderes Havzası 06 1.19 0.6 5.3<br />
Asi Havzası 19 1.17 0.6 3.4<br />
Burdur Gölleri Havzası 10 0.50 0.3 1.8<br />
Akarçay Havzası 11 0.49 0.3 1.9</p>
<p><strong>TOPLAM 186.05 100.0</strong><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
(*) Fırat nehri anakol yıllık akışı 30.25km3&#8242;dür.<br />
(**) Dicle nehri anakol yıllık akışı 16.24km3&#8242;dür.<br />
(***) Bu değerler havzaların en mansabındaki baz istasyon akışlarından elde edilmiştir.</p>
<p>DSI Genel Müdürlüğü</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/turkiyenin-su-ve-toprak-kaynaklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
