Oca 05

Antikçağlardan beri Ege kıyılarında yaşayanlar, bu bölgede çok bulunan sakız (mastika) ağacının reçinesini çiğniyor, bunun dişlerin temizlenmesine ve nefes kokularının güzelleşmesine yaradığını biliyorlardı.

Günümüzde çiklet diye bilinen bir tür sakızı ilk çiÄŸneyenler ise Meksika yerlileriydiler. Yerel bir aÄŸacın özünü çıkartıyorlar, bir kapta kaynatıyorlar ve güneÅŸte kurumaya bırakıyorlardı. SertleÅŸen bu ‘chickle’ (çikıl) adını verdikleri beyaz özü ise çiÄŸniyorlardı. Kokusu ve lezzeti olmayan bu ilk sakızın günümüz sakızları ile çok bir benzerliÄŸi yoktu.

Sakızın hammaddesi ABD’ye ilk olarak Lopez de Sanna adlı bir Meksikalı general tarafından getirildi. Thomas Adam isimli bir müteÅŸebbis bu sakız hammaddesini önce kimyasal yolla ucuz sentetik lastik elde etmek için kullandı.

Bunda baÅŸarılı olamayınca sakızı sert ÅŸekerleme ile kapladı. Bu ÅŸekilde güzel lezzet ve koku da kazandırdığı ilk ticari sakızları minik toplar halinde piyasaya sundu. Daha sonra da ince düzgün plakalar ÅŸeklinde satışa çıkardığı sakızlar için yaptığı yoÄŸun tanıtım kampanyası sonunda iÅŸler ummadığı kadar iyi gitti. Bu, bilimsel bir baÅŸarısızlığın bir baÅŸka baÅŸarıyı yaratabileceÄŸinin güzel bir örneÄŸiydi. Devamını Oku »

Etiketler: , , , , , , , , ,

Ara 30

Floresan lambalar ilk olarak 1939 yılında, NewYork Dünya Fuarı’nda ‘General Electric’ tarafından sergilendi. Amerikan evlerinin elektrikle aydınlatılmasından yaklaşık 60 sene sonra ortaya çıkan floresan lambanın bilinen ampul ile savaşı günümüze kadar sürdü.

Aynı evin içinde banyoda yumuşak ışığı ile floresan galip gelebilirken, yatak odasında mücadeleyi romantik ışığı ile ampul kazandı. Uzun mücadele sonunda zafer floresanın oldu. Bunun esas sebebi ise evlerdeki tercihin değişmesi değil, elektrik giderlerinin azaltılması gereken yoğun yaşamın olduğu işyerleri ve okullardı.

18 Watt’lık bir floresan lamba, 75 Watt’lık bir ampul kadar ışık verebilir. Yani floresanlar daha az enerji harcayıp, daha çok ışık verirler, yaklaşık yüzde 75 enerji tasarrufu saÄŸlarlar. Piyasa satış fiyatları daha yüksektir ama en az on misli daha uzun ömre sahiptirler. Işık tek bir noktadan deÄŸil de tüpün her tarafından geldiÄŸi için daha fazla dağılır. Mavimsi ışıkları daha yumuÅŸaktır ve gözleri yormaz. Devamını Oku »

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Ara 27

Biraz komik görünümlü, kuyruÄŸu tepesinden dolaÅŸan bu küçük ‘a’ harfi, internetle beraber günümüzde en çok kullanılan sembollerden biri olmuÅŸtur. Sembolün gerçek orijini tam olarak bilinmemektedir. Dünya üzerinde genel kabul görmüş ortak bir isminin olmaması da ÅŸaşırtıcıdır. En çok kabul gören ismi İngilizce’deki ‘at sign’dır. Bu sembole Almanlar ‘at zeichen’, İspanyollar ‘arroba’, Fransızlar ‘arobase’, Japonlar ise ‘atto maak’ adını vermiÅŸlerdir.

‘@’ sembolü birçok ülkede ÅŸekil olarak deÄŸiÅŸik hayvanlarla özdeÅŸleÅŸtirilir. Internet eriÅŸimi olan herkesin adres veya telefon numarasının bir çeÅŸit karşılığı olan e-posta (e-mail) adresi vardır. İki bölümden oluÅŸan bu elektronik posta adresini @ sembolü ikiye ayırır. Önceki kısım kiÅŸisel ad olan posta kutusunu, sonraki kısım ise internet servis saÄŸlayıcının adını belirler.

İkinci kısımdaki son birkaç karakter genellikle o kiÅŸinin baÄŸlı olduÄŸu kuruluÅŸu ve ülkeyi gösterir. ÖrneÄŸin, ‘com’ (ticari), ‘gov’ (hükümet), ‘net’ (aÄŸ organizasyonu), ‘edu’ (eÄŸitim), ‘mil’ (askeri) gibi. Bunların dışındakiler de ‘org’ (organizasyon) uzantısını taşırlar. Bunlardan sonra gelen karakterler ait olduÄŸu ülkeyi belirlerler, tr (Türkiye), uk (İngiltere), fr (Fransa) gibi. ‘us’ uzantısını kullanması gereken ABD genellikle bir ülke kodu uzantısı kullanmaz. Devamını Oku »

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Tem 30

İnsanlar yüzyıllardır su altına sadece zevk veya merak için değil, inci, mercan, sünger gibi şeyleri çıkarıp, geçimlerini sağlamak için de dalmışlardır.

Deniz seviyesinde hava basıncı l atmosferdir. İnsan vücudunun solunum ve dolaşım sistemi bu basınca ayarlıdır. Ancak suyun içinde, derine gittikçe, her 10 metrede basınç l atmosfer daha artar. 30 metre derinlikte su basıncı 3 atmosferdir, yani bu derinlikte vücudumuzun her santimetrekaresine suyun yaptığı basınç, yüzeye oranla üç mislidir.

Hiçbir gereç kullanmadan, 30 metre derinliğe inildiğinde, akciğer kapasitesi dörtte birine düşer, kan basıncı artar, vücut ısısı düştüğünden kalbin atış hızı artar, bilinç bulanıklığı başlar. Bu nedenle yardımcı gereç kullanmadan 30 metrenin altına inmek tehlikelidir.

Ancak tüple dalışın da kendine özgü sorunları vardır. Derinde dış basıncın yüksek olmasından dolayı tüpten solunan havanın içindeki oksijen, azot gibi gazlar, dokulara daha küçülmüş bir hacimle dağılırlar.

Eğer su yüzeyine süratle çıkılırsa, basıncın azalmasıyla bu gazlar da süratle genleşir. Oksijen dokularda kullanıldığından sorun yaratmaz, ama Özellikle azot gazı damarlarda süratle genleşerek, damar tıkanıklığı, akciğer yırtılması ve hatta felç gibi önemli vücut hasarlarına yol açar.

Bu ÅŸekilde vurgun yiyenler, süratle basınç odalarına alınırlar. Burada tekrar vurgun yediÄŸi derinlikteki basınç verilir ve dengeli olarak azaltılır. Bir baÅŸka önlem de vurgun yiyeni, aynı derinliÄŸe tekrar indirmektir. Devamını Oku »

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Nis 13

Apollo 13 Apollo tasarısından üçüncü insanlı Ay yolculuÄŸu görevi. 11 Nisan 1970′te uzay adamları James “Jim” Arthur Lovell, John L. Swigert, and Fred W. Haise ile fırlatıldı. Fırlatmadan iki gün sonra, Ay yolculuÄŸunun ortasına yakın bir noktada Apollo uzay aracında meydana gelen bir patlama sonucu Hizmet Modülünün oksijen stokları ve elektrik enerjisi yitirildi.

Bunun üzerine mürettebat Ay ÖrümceÄŸi’ni bir “cankurtaran sandalı” olarak kullandı. Patlamada Komuta Modülü sistemleri saÄŸlam kalmıştı, fakat enerji sarfiyatını önlemek için Dünya atmosferine girmeden kısa bir süre önceye kadar kapalı tutuldular.

Mürettebat Ay’a inemedi, üstelik düşük sıcaklığa, susuzluÄŸa ve elektrik kısıtlamasına dayanmak zorunda kaldı, fakat uzay tarihinin en ilginç kurtarma operasyonu sayesinde dünyaya saÄŸ salim dönmeyi baÅŸardı. Bu olay tarihte “BaÅŸarısız BaÅŸarı” olarak adlandırılmıştır. Devamını Oku »

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

May 24

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır.

Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açıklamalara göre, piÅŸirildikçe yiyecekler yumuÅŸamakta, yemek ve hazım kolaylaÅŸmaktadır. Bu ÅŸekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiÄŸimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiÅŸ olur. Ayrıca piÅŸirilen yiyeceklerde, bazı hoÅŸ olmayan kokular ve saÄŸlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır. Devamını Oku »

Etiketler: , , , , , , , ,