<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>buzlu.org &#187; hayvan</title>
	<atom:link href="http://www.buzlu.org/benzer/hayvan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buzlu.org</link>
	<description>bilgi mi aradın, doğru yerdesin...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2010 12:51:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>İlk fare kapanı nasıl bulundu</title>
		<link>http://www.buzlu.org/ilk-fare-kapani-nasil-bulundu/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/ilk-fare-kapani-nasil-bulundu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Mar 2010 11:10:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[icatlar]]></category>
		<category><![CDATA[Fare kapanı]]></category>
		<category><![CDATA[fare yakalama]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kafes]]></category>
		<category><![CDATA[kim bulmuş]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[nezaman]]></category>
		<category><![CDATA[patent]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4553</guid>
		<description><![CDATA[Fare kapanı, yüzlerce yıl mucitlerin beceri sınırlarını zorlayıp durmuştu, ama 19. yüzyıl ortalarından itibaren yalnız ABD&#8217;de 4 bini aşkın fare kapanı patenti verilecekti. Klasik şekli, çüzgü filmlerin ölümsüzleştirdiği ve icadından beri geçen yüzyılı aşkın süredir hala günlük kullanımda olan yaylı tuzak, yani kapandır. İlk yaylı kapanı icat eden William Hooker patenti 1894&#8242;te aldı ve Out [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/03/fare-kapani.jpg"><img class="size-full wp-image-4554 aligncenter" title="fare-kapani" src="http://www.buzlu.org/images/2010/03/fare-kapani.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a></p>
<p>Fare kapanı, yüzlerce yıl mucitlerin beceri sınırlarını zorlayıp durmuştu, ama 19. yüzyıl ortalarından itibaren yalnız ABD&#8217;de 4 bini aşkın fare kapanı patenti verilecekti. Klasik şekli, çüzgü filmlerin ölümsüzleştirdiği ve icadından beri geçen yüzyılı aşkın süredir hala günlük kullanımda olan yaylı tuzak, yani kapandır.</p>
<p>İlk yaylı kapanı icat eden William Hooker patenti 1894&#8242;te aldı ve Out of Sight (Gözden Irak) adıyla pazarladı; logonun ortasındaki &#8220;O&#8221; harfinin içinden bir fare kafasını uzatmış bakıyordu. (Hooker; 1865 ve 1908 arasında 27 buluşun patentini aldı; ilki çalı budama makasıydı, ama diğer hepsi ya kapılar ya da hayvan tuzaklarıyla ilgiliydi.)</p>
<p>Beş yıl sonra, John Mast çok benzer bir aygıt icat etti ve bugün dünyanın en çok satan fare kapanı olduğu söylenen Victor&#8217;u pazarlamak için Lititz&#8217;de bir fabrika kurdu. <span id="more-4553"></span><br />

<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5730539218345014";
/* 336x280 */
google_ad_slot = "1548689103";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>

<br />
(Şimdiki adı Woodstream Corp.) Hooker&#8217;ın Out of Sight patentini almasından dört yıl sonra, James Henry Atkinson başka bir fare kapanının patentini aldı. Kapanını bağımsız olarak mı icat ettiğini, yoksa Hooker&#8217;ınkinden mi kopyaladığı tartışmaya açıktır;ancak, İngiltere Patent Bürosu&#8217;nun 1905&#8242;te belirlediği yeni kurallar uyarınca, tümüyle yeni birşey olmasaydı, bu icadın patentini alamayacağı kesindir. Atkinson daha önce de jaluziler, şömineler ve ütülerle ilgili patent başvurusunda bulunmuştu.</p>
<p>Ardından 30 Aralık 1898&#8242;de, &#8220;fare, sıçan benzeri zararlılar için geliştirilmiş pedallı kapan&#8221; ın patentini almak üzere başvuruda bulundu. Bu patent, Atkinson&#8217;ın kapanını, Hooker&#8217;dan kopyaladığı yolundaki iddiaları zayıflatır; çünkü pedallı kapan, ancak fare kapanın üzerinde koştuğunda harekete geçiyordu.<br />

<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5730539218345014";
/* 336x280 */
google_ad_slot = "1548689103";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>

<br />
Sorun, Atkinson&#8217;ın Little Nipper adını verdiği klasik fare kapanını tanımlayan daha geliştirilmiş bir versiyon için aldığı 1899 tarihli patentti. Patente göre bu kapan, &#8220;konulan yem çekilirse çalışıyordu.&#8221; Little Nipper, bugün de olduğu gibi, Gwent&#8217;teki tel fabrikası Procter Brothers tarafından üretilmişti.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/ilk-fare-kapani-nasil-bulundu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Süt neden beyazdır?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/sut-neden-beyazdir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/sut-neden-beyazdir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 16:18:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Neden,Niçin,Nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[boya]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[inek]]></category>
		<category><![CDATA[maddeler]]></category>
		<category><![CDATA[nasış]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[renk]]></category>
		<category><![CDATA[süt]]></category>
		<category><![CDATA[sebepleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4381</guid>
		<description><![CDATA[Hayvanların yedikleri gıdaların renklerinin, neresinden çıkarsa çıksın, çıkan şeyin rengi ile bir alakası yoktur. Buna en iyi örnek inektir. Bir ineğin en çok yediği yeşil renkli otlardır. Bu otlar ineğin dört odalı midesinde çözülür ve moleküllere ayrılır, moleküllerin ise renkleri yoktur. Sütün renginin beyaz olmasının nedeni içinde çözünmüş halde bulunan kalsiyum kasinat (caseinate)tır. Peki o [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/12/süt.jpg"><img class="size-full wp-image-4382 aligncenter" title="süt" src="http://www.buzlu.org/images/2009/12/süt.jpg" alt="süt" width="283" height="567" /></a></p>
<p>Hayvanların yedikleri gıdaların renklerinin, neresinden çıkarsa çıksın, çıkan şeyin rengi ile bir alakası yoktur. Buna en iyi örnek inektir. Bir ineğin en çok yediği yeşil renkli otlardır. Bu otlar ineğin dört odalı midesinde çözülür ve moleküllere ayrılır, moleküllerin ise renkleri yoktur. Sütün renginin beyaz olmasının nedeni içinde çözünmüş halde bulunan kalsiyum kasinat (caseinate)tır.</p>
<p>Peki o zaman dışkı niçin kahverengi, idrar niçin açık san renktedir? Dışkının kahverengi olmasının sebebi bağırsaklarda hazmı sağlayan sıvılar, özellikle de safra suyudur. Safra suyu aslında yeşil renktedir fakat gıdalarla karıştıkça kahverengi renk alır. Bu nedenle dışkı bazen yeşilimsi de olabilir. Çok az da olsa aldığımız gıdalar dışkının rengini etkileyebilir. Örneğin vücudumuz pancara koyu kırmızı rengi veren maddeyi bazen parçalayamaz ve pancar yedikten sonra dışkı kırmızımsı bir renk alabilir.<span id="more-4381"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Dışkıdaki renk, şekil ve kıvam değişikliklerinin çoğu son zamanlardaki bir beslenme değişikliği ya da geçici bir sindirim bozukluğuna dayanır. Ancak eğer dışkı belirgin bir şekilde normalden açık veya koyu renkte is, ya da kanlı ise, bu daha ciddi bir durumu gösterir, derhal doktora başvurulmalıdır.</p>
<p>Vücudumuzu terk eden sıvı maddelerin, yani idrar ve terin renginin de içilen sıvı maddenin rengi ve kimyasal yapısı ile bir alakası yoktur. Sıvı veya katı olsun yemek borusundan içeri girip, sindirim sistemimizi boydan boya geçen gıdalar eğer metabolizmada iyi parçalanamazlarsa bunun sonucu dışkıda görülebilir. Ama idrar öyle değildir. İdrar metabolik artıkların dolaşım sistemi ile taşınmasıyla böbreklerde oluşur.</p>
<p>İdrarın normal rengi açık sarıdır. Bu renkteki değişiklikler muhakkak bir şeylerin iyi gitmediğini gösterir. Bu durumda hemen doktora gitmek gerekir. İdrar kahverengi veya kola renginde ise karaciğer veya safrakesesi problemi, kırmızı ise enfeksiyon, iltihaplanma veya idrar sisteminde kanama olabilir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Ancak fazlaları vücuttan atılan vitaminler veya bazı doğal ve suni gıda boyaları da idrarda bunlara benzer renk değişikliklerine neden olabilir. Eğer idrarınızın rengi yeşil veya mavi ise bu duruma hemen hemen kesinlikle gıda boyaları neden olmuştur. Endişe edilecek bir durum değildir. Boyalar zarar vermeden vücuttan çıkar.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/sut-neden-beyazdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Genetik mühendisliği</title>
		<link>http://www.buzlu.org/genetik-muhendisligi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/genetik-muhendisligi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2009 13:52:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim-Öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[ART]]></category>
		<category><![CDATA[ünüversiteler]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik mühendisliği]]></category>
		<category><![CDATA[hangi bölümü seçmeliyim]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[iyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[Mühendisleri]]></category>
		<category><![CDATA[mühendislik]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[okul bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçlar]]></category>
		<category><![CDATA[tarım ve hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3505</guid>
		<description><![CDATA[Genetik mühendisliği, canlıların kalıtsal özelliklerinin değiştirilerek, onlara yeni işlevler kazandırılmasına yönelik araştırmalar yapan bilim alanıdır. Bu uygulamalarla uğraşan bilim insanlarına &#8220;genetik mühendisi&#8221; denir. Genetik mühendisleri, genlerin yalıtılması, çoğaltılması, farklı canlıların genlerinin birleştirilmesi ya da genlerin bir canlıdan başka bir canlıya aktarılması gibi çalışmalarla uğraşırlar. Genetik mühendisliği için, rekombinant DNA teknolojisi, gen klonlaması, DNA klonlaması, genetik [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/06/Genetik-mühendisliği.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3506" title="Genetik mühendisliği" src="http://www.buzlu.org/images/2009/06/Genetik-mühendisliği.jpg" alt="Genetik mühendisliği" width="269" height="285" /></a></p>
<p>Genetik mühendisliği, canlıların kalıtsal özelliklerinin değiştirilerek, onlara yeni işlevler kazandırılmasına yönelik araştırmalar yapan bilim alanıdır. Bu uygulamalarla uğraşan bilim insanlarına &#8220;genetik mühendisi&#8221; denir. Genetik mühendisleri, genlerin yalıtılması, çoğaltılması, farklı canlıların genlerinin birleştirilmesi ya da genlerin bir canlıdan başka bir canlıya aktarılması gibi çalışmalarla uğraşırlar.</p>
<p>Genetik mühendisliği için, rekombinant DNA teknolojisi, gen klonlaması, DNA klonlaması, genetik manüplasyon/modifikasyon veya gen ekleme (splays) birçok bilim insanınca eş anlamlı olarak kullanılabilmektedir.</p>
<p>Genetik mühendisliği etki alanı son derece geniş bir meslek, bilim ve mühendislik dalı olup, genlerle yapılabilen uygulamalar, çalışmalar anlamına gelmektedir. Birçok bilim dalına ait bilgilerin ve çeşitli özel tekniklerin, canlılarla ilgili temele ve uygulamaya ait sorunların çözülmesi için genellenecek olursa, moleküler biyoloji hakkındaki bilgimizin artmasına yardım eden çok etkili bir araştırma aracıdır da.<br />
<span id="more-3505"></span></p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Gregor Mendel genetiğin ve bu bilimle ilgili yapılan çalışmaların kurucusu olarak kabul edilip, &#8220;Genetiğin Babası&#8221; olarak anılmaktadır.</p>
<p><strong>Tanım ve amaç </strong></p>
<p>Genler , bir organizmanın özelliklerini belirleyen kimyasal bilgiyi taşır. Genler değiştirilerek bir organizmaya istenilen özellikler kazandırılabilir.</p>
<p>Genetik mühendisliği, genetik analiz yapmak ya da istenilen özellikte canlıları geliştirmek amacıyla, bir tür içinde veya farklı türlere ait organizmaların genleri üzerinde planlı olarak yapılan işlemleri kapsamaktadır. Bu teknoloji, en genel biçimiyle, insanlar tarafından belli bir amaca yönelik olarak genetik materyal üzerinde yapılan çalışmalar olarak tanımlanabilir. Böyle geniş bir tanım, bitki ve hayvan ıslahını ve bu bağlamda genetiği ve moleküler biyolojiyi kapsamaktadır.</p>
<p>Genetik uygulamalar temelde insanlar açısından ekonomik bakımdan önemli calıları ve onların ürünlerinin iyileştirilmesini kapsar. Buna ait ilk bilinen örnekler, yabani bitki ve hayvanların insanların ve diğer türlerin hizmetine sokulması amacıyla iyileştirilmesidir.</p>
<p>Bu teknoloji ortaya çıkmadan önceleri de genetik, endüstri, tarım ve hayvancılıkta kullanılmaktaydı. Hatta insanlar göçebe yaşam tarzından kurtulduktan sonra, hiçbir bilimsel bilgi olmadan sadece gözlemleriyle doğada meydana gelen mutasyonlar ve çeşitlilikler sonucu ortaya çıkan değişik özellikteki bitki ve hayvanlar içinde amaçları için en uygun özellikteki olanlarını bulmuş ve ıslahını yapmışlardır. Klasik bitki ve hayvan yetiştiriciliğinin ve iyileştirilmesinin başlangıcını oluşturan bu yaklaşımın temeli doğada meydana gelen mutasyon ve rekombinasyonlara dayanmaktadır.</p>
<p><strong>Tarihçe </strong></p>
<p>Islah ile ilgili ilk uygulamaların yaklaşık 17.000 yıl kadar önce Nil vadisinde başladığı sanılmaktadır. Çağlar boyu süregelen, önceleri tamamen gelenek ve görgüye dayanan, sonraları da özellikle genetiğin ilerlemesiyle, bu bilim dalından elde edilen bilgiye dayanarak yapılan uygulamalar sadece doğal çeşitlenme işleyişlerini temel almış ve kontrollü döllenmeyi ardışık seçilime bağlamıştır.</p>
<p>Bu yüzden canlılarda istenilen özelliklerin eldesi sadece tür içinde kısıtlı kalmış ve büyük ölçüde rastlantıya dayanmıştır. Bu kısıtlanmayı kırmak isteyen araştırmacılar, özellikle bitki ıslahçıları çeşitli teknikler geliştirerek doğal olarak eşleşmeyen türler arasında gen aktarımları yapmayı ve bunların sonucunda çeşitliliği oluşturmayı başarmışlardır. Bu nedenle klasik ıslahçıların dışında bu şekilde çalışan araştırmacıların ilk gen mühendisleri oldukları kabul edilebilir.</p>
<p>1960&#8242;lı yıllarda somatik hücrelerin birbirleriyle kaynaşabildiklerinin bulunmasıyla, belli bir amaca yönelik çeşitlilik çalışmlarına yön ve hız kazandırmıştır. Genetiğin bir alt dalı olarak gelişen somatik hücre genetiğine daynarak gen aktarımı çalışmaları somatik hücre düzeyinde, eşeyli üremenin dışındaki yollarla da yapılmaya başlanmıştır.</p>
<p>1970&#8242;li yılların başında ise; temel ve teknik bilginin birikimiyle, istenilen amaca uygun gen kombinasyonu yapılası çalışmaları moleküler (nükleik asit) düzeyine indirilmiş ve günümüzde genetik mühendisliği denince akla gelen rekombinant DNA teknolojisinin temelleri atılmıştır. Bu teknoloji genetik mühendisliğindeki en etkili ve çarpıcı gelişmedir.</p>
<p><strong>Uygulamalar </strong></p>
<p>Genetik mühendisliği, biliminsanlarının genleri bir organizmadan alıp diğerine aktarmalarına imkan veren bir teknolojidir. Bu teknoloji; nükleik asit hibridizasyon, rekombinant DNA, PCR, RNA,hücre kültürü ve monoklonal antikor tekniklerini içerir.</p>
<p>Genetik mühendisliği, biyoteknolojinin doğrudan bir alt dalı olmayıp, ayrı bir teknolojidir. Fakat modern biyoteknolojinin uğraşlarının hemen hepsinde, özellikle son yıllarda, biyoteknoloji gelişimine büyük katkılar sağlamaktadır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bunlardan en başarılı ve yaygın olan DNA tekniğinde, in vitro koşullarda; nükleik asit moleküllerinde kesme (restrüksiyon) enzimlerinin kullanılmasıyla, DNA’nın istenilen bölgesinin kesilip çıkarılması ve kesilen parçanın ligaz enzimi kullanılarak “vektör” adı verilen taşıyıcıya yapıştırılması işlemleri uygulanır. Daha sonra plazmid bakteri içine yerleştirilerek rekombinant DNA’nın normal hücresel aktivitesine devam etmesi sağlanır. Bu teknolojiyle, genlerin ait oldukları canlının genomundan yalıtılması ve çoğaltılmasına, yapı ve işlevlerinin araştırılmasına, değişik türlere ait canlılara aktarımına ve ürünlerin daha verimli şekilde eldesine olanak verilmektedir.</p>
<p>Genetik mühendisliğinin çalışmalarından elde edilen sonuçlar iki yönde değerlendirilebilir:</p>
<p><strong>Bilimsel katkı</strong></p>
<p>Temelde moleküler biyolojiyle doğan bu teknolojiyle, hiç bilinmeyen pek çok konu aydınlatılmıştır. Netice de moleküler biyoloji ve genetik mühendisliği karşılıklı olarak birbirlerini geliştirmektedirler.</p>
<p><strong>Uygulama alanlarına katkı</strong></p>
<p>Genetik mühendisliğinin uygulama alanlarının başında endüstri gelmektedir. Çeşitli endüstriyel ürünlerin (ilaç, besin vb.) istenilen nitelikte ve miktarda eldesi için yapılan çalışmalar bu teknolojinin daha da gelişmesine neden olmuştur. Tıpta özellikle kalıtsal hastalıklarının tanısının yapılmasında, tarım ve hayvancılıkta istenilen özelliklerdeki ürünlerin eldesinde, çevre kirliliğin önlenmesi, madencilik vb. gibi pek çok alanda yine genetik mühendisliği kullanılmaktadır.</p>
<p>Bugün, genetik mühendisliğinin bitki ve hayvanlarda uygulanmasıyla daha iyi ve sağlıklı yiyecekler, daha güvenli temiz bir çevre ve sağlık alanındaki gelişmeler insanlara sunulmuştur. Günümüzde büyük bir hızla gelişen bu teknoloji, özellikle gelişmiş ülkelerde bir yarış halini almıştır. Hemen hemen tüm çevreler 21. yüzyılın &#8220;biyoloji çağı&#8221; olacağı görüşünü, büyük ölçüde moleküler düzeyde ve biyoteknolojide genetik mühendisliği tekniklerinin gelişmeleriyle ilişkilendirmektedir.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/genetik-muhendisligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mesothelioma Nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/mesothelioma-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/mesothelioma-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2009 21:03:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[asbest]]></category>
		<category><![CDATA[asitler]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[ay]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[dağ]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[elma]]></category>
		<category><![CDATA[eski çağlar]]></category>
		<category><![CDATA[eskişehir]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[kansorejen]]></category>
		<category><![CDATA[köyler]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[kirlama firmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Mesothelioma Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[ova]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[Takı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<category><![CDATA[volkanik]]></category>
		<category><![CDATA[what is Mesothelioma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3486</guid>
		<description><![CDATA[Bir doğal silikat minerali olan asbestin ısıyı iletmemesi yüzünden insanlar ile birlikteliği eski çağlarda başlamıştır. On dokuzuncu yüz yılın ikinci yarısından sonraki endüstri devriminde, ısı, elektrik, sürtünme ve asitlere dayanıklı olması yüzünden bir çok işyerlerinde kullanıldığı için &#8220;sihirli mineral&#8221; olarak anılırken, yirminci yüz yılın ikinci yarısından sonra karsinojenik olması ortaya çıkınca, ismi &#8220;öldürücü toz&#8221; olmuştur. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/06/Mesothelioma.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3487" title="Mesothelioma" src="http://www.buzlu.org/images/2009/06/Mesothelioma.jpg" alt="Mesothelioma" width="240" height="208" /></a></p>
<p>Bir doğal silikat minerali olan asbestin ısıyı iletmemesi yüzünden insanlar ile birlikteliği eski çağlarda başlamıştır. On dokuzuncu yüz yılın ikinci yarısından sonraki endüstri devriminde, ısı, elektrik, sürtünme ve asitlere dayanıklı olması yüzünden bir çok işyerlerinde kullanıldığı için &#8220;sihirli mineral&#8221; olarak anılırken, yirminci yüz yılın ikinci yarısından sonra karsinojenik olması ortaya çıkınca, ismi &#8220;öldürücü toz&#8221; olmuştur.</p>
<p>Asbest fizik yapı olarak düz (amphibol) ve eğri lifli (chrysotile) iki türü vardır. Amphibol asbestin, kimyasal yapısına göre, crocidolite (mavi asbest), amosite (kahverengi asbest), tremolite, anthophollite ve actinolite çeşitleri vardır. Endüstride en çok kullanılan chrysotile , crocidolite ve amosite cinsleriydi. Bunlardan sağlık için en tehlikelileri olan crocidolite ve amosite&#8217;nin kullanılışı bir çok ülkelerde yasaklanmıştır. <span id="more-3486"></span></p>
<p>Endüstride kullanılan asbestin % 90&#8242;inı kapsayan chrysotile de bir çok ülkelerde yasaklanmış olmasına karşın daha az karsinojenisitesi tartışmalı olduğu için bazı ülkelerde sıkı kontrol altında kullanılmaktadır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Asbest sadece solunum yoluyla vücuda girdiğinde hastalık yapabilmektedir. Sebep olduğu hastalıklar, beniğn veya maliğn olabilmektedir. Birinci grubun içinde, plevrada fibrosis, kalsifikasyon, effüzyon; akciğer parankimasında fibrosis (asbestosis) yer alır.</p>
<p>İkinci grupta ise, plevra ve peritonun maliğn mezotelyomaları, akciğer kanserleri ve az da olsa larenks ve sindirim organı kanserleri bulunur. Hiç sigara içmeyen ve endüstriyel ilişkisi olmayan kişilerde akciğer kanser riski 1 kabul edilirse, bu oran günde 20 sigara içenlerde 45&#8242;e, hem sigara içen ve hem de asbest tozu soluyanlarda ise 92 katına çıkmaktadır.</p>
<p>Kanserojen olan sigara ve asbest birlikte olduğu zaman insan sağlığı için çok tehlikeli bir mineral olabilmektedir. Türkiye&#8217;de kırsal bölge erkeklerinin sigara içme oranı %70&#8242;leri bulduğunu ve bununla birlikte asbest lifi soluduğunu var sayarsak halkımızın ne kadar yüksek kansere yakalanma şansı olduğunu anlarız.</p>
<p>Asbestin beniğin veya maliğin hastalık yapabilmesi için, solunduktan 20-40 yıl bir sürenin geçmesi gerekmektedir. İnsanlar asbesti, iş ortamında (mesleksel veya occupational) veya çevresel (environmental veya domestik) yolla soluyabilir.</p>
<p>Az da olsa, asbest işçisinin giysisine takılmış olan tozu evdeki yakınları indirek olarak soluyabilmektedir ki buna in direk ya da paraoccupational yolla asbest solunması denilmektedir.</p>
<p>Türkiye&#8217;de Orta Anadolu&#8217;da yaklaşık olarak 16 milyon kişinin kırsal bölgede yaşadığı kabul edilmektedir. Bunların yirmi yaşın üstündekilerin yaklaşık % 25&#8242;inde asbeste bağlı beniğn plevral hastalıklar bulunmaktadır. Bu oran yaş ilerledikçe lineer olarak artmakta ve % 80&#8242;lere ulaşabilmektedir. Asbest denilince aklamMaliğn mezotelyoma gelmektedir.</p>
<p>Batı dünyasında maliğn mezotelyoma insidansı 1-2.2 / 1.000.000 / yıl iken Türkiye&#8217;de yılda en az 500 kişide bu hastalık görülmektedir. Batı ülkelerinde emekli asbest işçisi hastalığı olan maliğn mezotelyoma, ülkemizde orta yaş hastalığı durumundadır. Bizim kırsal bölgemizin insanları asbesti çevresel- domestik yolla solumaktadır. Yukarıda bildirilen yıllık sayının en fazla onu mesleksel asbest solunmasıyla meydana gelebilmiştir. Yani, batı dünyasının mesleksel hastalığı, bizim çevresel hastalığımızdır.</p>
<p>Aslen Orta Anadolu kökenli olup ta Avrupada çalışırken mezotelyomaya yakalanmış işçilerimiz tazminat almak için baş vurduğunda bu kabul edilmemekte ve akciğerindeki asbestin Anadolu toprağında bulunan tremolit olduğu gösterilerek istekleri kabul edilmemektedir. Avrupa&#8217;daki işçilerimizdeki asbestle ilgili hastalıklar, &#8220;Imported asbestos&#8221; diye yayınlanması komik olduğu kadar yüz kızartıcı bir durumdur.</p>
<p>Türkiye&#8217;de çalışan isçilerde de aynı karışıklık söz konusudur. Asbest işlenen bir fabrikada çalışanda bununla ilgili bir hastalık ortaya çıktığında işveren- işçi arasında sorun ortaya çıkmaktadır. İşçiyi hasta eden asbest onun köyünden mi gelmiştir, yoksa iş yerinden mi ?</p>
<p>Türkiye&#8217;de asbest liflerinin solunması, içinde asbest bulunan beyaz toprağın, &#8220;Ak toprak&#8221;, &#8220;Gök toprak&#8221;, &#8220;Ceren toprağı&#8221; &#8220;Çelpek&#8221; gibi çeşitli isimlerle, kireç, sıva, çatı ve zemin toprağı olarak kullanılmasından gelmektedir. İç Anadolu köylerinde bu amaçla kullanılan toprağın çoğunun içinde hiçbir endüstriyel değeri olmayan tremolite asbest bulunmaktadır. Bu tür asbestin lifleri tıpkı mavi ve kahverengi asbest gibi ince uzun veya kalın olabilmektedir.</p>
<p>Ülkemizde çevresel yolla asbest solunmasına bağlı hastalıkların en yoğun olduğu bölgeler: Eskişehir&#8217;in Mihallıççik ilçe ve köyleri, Konya Ereğli&#8217;sinin Halkapınar ve Ayrancı köyleri, Çankırı&#8217;nın Ilgaz ve Şabanözü köyleri ve Yozgat&#8217;ın Sorgun ilçesi ve köyleri, Sivas&#8217;ın Yıldızeli ve Şarkışla köyleri, Güney Doğu Anadolu bölgesinde Diyarbakır&#8217;ın batısındaki Ergani ve köyleri, Elazığ&#8217;ın Maden ve Polu köyleri, Malatya, Adıyaman ve Urfa&#8217;nın Siverek ilçesi yer almaktadır. Karadeniz&#8217;in sahil bölgeleri ve Doğu Anadolu yerleşim yerlerinde asbestle ilgili hastalık bulunmamaktadır.</p>
<p>Trakya&#8217;nın birkaç köyünde asbest solunmasına bağlı beniğn plevral değişikliklere rastlanmıştır. Ege bölgesinde sadece Denizli&#8217;in Tavas ilçesi köylerinde, Burdur&#8217;un Yeşilova bölgesi, Kütahya&#8217;nın Aslanapa ve Gediz ilçesi, Afyon&#8217;un Elmadağ ilçesi köylerinde sporadik asbestle ilgi hastalıklar bulunmuştur.</p>
<p>Akdeniz bölgesinde, Toros dağları yamaçlarındaki köyler ve Hatay&#8217;ın Kırıkhan ve Reyhanlı köylerinin bazılarında tremolit asbest içiren toprağın yukarıda bahsedilen yolla kullanılması sonunda iç ortam havanının solunmasıyla asbesle ilgili hastalıklar gelişmektedir.</p>
<p>Bir kristalize aluminosilikat olan zeolit&#8217;lerin doğal 30 türünün içinde sadece erionite ve mordenite lifsel yapıdadır. Bunlardan yalnız kristal yapısi lifsel olan erionite&#8217;in epidemiyolojik, in vivo ve in vitro olarak karsinojenik ve fibrojenik olduğu gösterilmiştir. Erionite&#8217;nin şimdiye kadar bilinen en potent kanser yapıcı bir mineral olduğu Dünya Sağlık Teşkilatına bağlı, Uluslararası Kanser Araştırma Kurumu (International Agency Research on Cancer) tarafından kabul edilmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Binlerce yıl önce Erciyes, Hasandağ ve hemen yakınındaki Melendiz dağlarının volkanik lavlarının örttüğü, yabancıların Cappadocia, bizlerin Göreme dediği bölgede eşsiz doğa harikası olan jeolojik bir yapı ortaya çıkmıştır. Bu yörenin sadece üç yerinde, su ve tuz ile reaksiyona giren volkanik lavlar chabazite, clinopitololite ve kristalize olarak lifsel yapıda erionite&#8217;nin oluştuğu yerlerde Karain, Tuzköy ve Sarıhıdır köyleri yerleşmiştir. Erionite&#8217;nin asbestin yaptığı hastalıkların tümüne sebep olduğu Göreme bölgesindeki çalışmalarla gün yüzüne çıkmıştır.</p>
<p>Bu bölgedeki üç köyden ayrı olarak diğer köylerde seyrek de olsa maliğn plevral ve peritoneal mezotelyoma endemisi olduğu tarafımızdan gösterilmiştir. Bölgeden gelen mezotelyomalı hastaların ortalama yaşı 50 olup en genci 26, en yaşlısı ise 75 bulunmuştur. Hastalık hem kadınlarda ve hem de erkeklerde görülüyordu. İşin ilginç yanı, hastalığın bazı ailelerde daha yoğun bir şekilde görülmesiydi.</p>
<p>Bir aile içinde plevral ve peritoneal mezotelyoma ile birlikte lenfoma, karaciğer kanseri, kemik sarkomu gibi mezotelyoma dışı tümörler de görülmekteydi. Bu gözlemler kanserin oluşmasında esas etken erionite olmakla beraber genetik yatkınlığın da ek faktör olarak etkili olabileceğini işaret etmektedir.</p>
<p>Göremenin Karain, Tuzköy ve Sarıhıdır köylerinde yapılan proportional mortalite çalışmalarında, ilk iki köyde ölenlerin % 70&#8242;inin maliğn hastalıktan öldüğü gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Buna karşın Kızırmağın güneyindeki eski yerleşim yerini nehrin taşkınları ve arkadaki kayaların düşerek insan ve hayvan zayiatına sebep olması nedeniyle zamanın hükümeti 1958 yılında köyün nehrin kuzey yakasındaki tuğla, briket gibi malzeme ile yapılmış yeni evlere taşınmasını sağlamıştır.</p>
<p>Sarıhıdır&#8217;daki mortalite oranının % 50&#8242;nin altında olması buna bağlı olsa gerek. Bu köydeki hastaların birisi hariç tümü eski köyde doğmuş bireylerdi. Bu olay Göreme&#8217;deki kanser sorununun ancak, köy yerlerinin değiştirilmesiyle çözülebileceğini göstermektedir.</p>
<p>Göreme&#8217;deki kanserli köylerdeki insanlar, ev ve bahçe duvarlarının yapı taşları olan su kayasının içindeki erionit&#8217;ten solumaktadır. Hasta ve sağlamların bronş sekresyonunda, soludukları evin havasında ve akciğerlerinde hem erionite lifleri ve asbest cisimciğine benzeyen zeolite cisimcikleri gösterilmiştir.</p>
<p>Bugün sadece 35 haneli bir köy haline gelen Karainliler&#8217;ın büyük bir kısmı, çeşitli nedenlerle, yurt içi ve yurt dışı yerlerde yaşamlarını sürdürmektedirler. Köyden ilkokulu bitirdikten sonra ayrılanların bile dünyanın neresine giderse gitsin mezotelyoma riskini taşımaktadır.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/mesothelioma-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Örümcek ağının genel özellikleri nelerdir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/orumcek-aginin-genel-ozellikleri-nelerdir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/orumcek-aginin-genel-ozellikleri-nelerdir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 09:13:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayvanlar alemi]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[örümcek]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[yılan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2870</guid>
		<description><![CDATA[Örümcekler günümüz teknolojisinin bile çözemediği inanılmaz canlılardır. Örümcek ağının çok özel nitelikleri olan sağlamlık ve esneklik bugüne kadar taklit edilemedi. Aynı çaptaki bir çelik telden iki kat daha güçlü olan bu doku ne kadar çekilirse çekilsin orijinal durumuna dönecek kadar esnektir. Örümcek ağları kendine yüksek hızla çarpan nesneleri yırtılmadan esneyerek frenler. Tekrar gerisin geriye yaylanmadığından [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-2871" title="orumcek-agi" src="http://www.buzlu.org/images/2009/02/orumcek-agi.jpg" alt="orumcek-agi" width="250" height="206" /></p>
<p>Örümcekler günümüz teknolojisinin bile çözemediği inanılmaz canlılardır. Örümcek ağının çok özel nitelikleri olan sağlamlık ve esneklik bugüne kadar taklit edilemedi.</p>
<p>Aynı çaptaki bir çelik telden iki kat daha güçlü olan bu doku ne kadar çekilirse çekilsin orijinal durumuna dönecek kadar esnektir. Örümcek ağları kendine yüksek hızla çarpan nesneleri yırtılmadan esneyerek frenler.</p>
<p>Tekrar gerisin geriye yaylanmadığından nesne ters yöne fırlamaz, yapışır kalır. Örümcek ağının esneme kapasitesi bugün yapay olarak üretilmiş en iyi telin neredeyse dört katıdır.<span id="more-2870"></span></p>
<p>Bu maddeyi yapay olarak elde etmeyi hala başaramayan bilim insanlarının örümcek çiftliği kurup, örümcekleri sağarak, ipliklerini aldıklarını biliyor muydunuz?<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Yaklaşık 2,5 santimetre boyundaki bu örümceklerden günde hayvan başına 320 metre (yaklaşık 3-5 gram) iplik elde ediliyor ve bu iplikler ABD ordusuna kurşun geçirmez yelek yapmada kullanılıyor. Dünyada 34 bin örümcek cinsi tespit edilmiştir.</p>
<p>Yani her cins örümcek farklı özellikler taşır. Örümceklerin hepsinde zehir bezleri vardır, ama karadul örümceği, kahverengi örümcek gibi çok az türü insana zarar verebilir. Dünyanın en büyük örümceği ise Güney Amerika&#8217;nın kuzey kısmında yaşayan &#8216;Goliath Trantula&#8217; isimli dev örümcektir. Erkeğinin bacağının boyu 25 santimetreyi bulur. Kurbağaları, kertenkeleleri, fareleri ve hatta küçük yılanları yakalayıp yiyecek kadar güçlüdür.</p>
<p>Örümcekler, diğer böceklerden farklı olarak sekiz bacağa ve sekiz göze sahiptirler. Büyüme safhasında bir bacak kırılırsa yerine yenisi gelebilir. Vücutları iki parça olup arka kısmındaki bezlerden ağ üretimi başlar, buradaki çok ince deliklerden sıvı ve damlalar halinde verilen ağ malzemesi dışarı çıkar çıkmaz donar.</p>
<p>Örümcek ağının her tarafı yapışıcı değildir. Kurban ağa yakalanınca yapışkan kısmı bildiklerinden kendileri de ağa yakalanmadan onun yanına kadar giderler.</p>
<p>Örümcek ağını amacına göre farklı şekillerde örer. Ağdaki ipliklerin de cinsleri yerlerine göre farklıdır. Yumurtaların sarmalanması için ürettiği yumuşak iplik onu aynı zamanda bir uçurtma gibi uçurabilir. Ağın ana yapısı, dairesel kısımları, avı yakalayacak kısmı için elastikiyetleri ve sağlamlıkları farklı ipler üretir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Örümceklerin birçok türünde erkeğine göre 4 &#8211; 5 kat büyük olan dişinin çiftleştikten sonra erkeğini yediği doğrudur. Ancak bu erkeklerin bir gecelik zevk uğruna katlandıkları bir sonuç değil, kendi nesillerini devam ettirebilmek, kendi evlatlarını ürettirebilmek için kendilerini dişiye kurban etmeleridir</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/orumcek-aginin-genel-ozellikleri-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünyanın en küçük devletleri</title>
		<link>http://www.buzlu.org/dunyanin-en-kucuk-devletleri/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/dunyanin-en-kucuk-devletleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2009 22:52:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[albert]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Örgü]]></category>
		<category><![CDATA[ölçü]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[en küçük devletler]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım ve Hayvancılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2864</guid>
		<description><![CDATA[Avrupa&#8217;nın dört buçuk minik devletini şöylece sıralayabiliriz : Liechtenstein (Lihtenştayn) Prensliği.SanMarino Cumhuriyeti, Manaco (Monako) Prensliği, Lüksemburg Dukalığı ve Andora. Şimdi sırasıyla bunları görelim. LİECHTENSTEİN PRENSLİĞİ 159 km2 lik ülkenin başkenti Vaduz (Vadüz ) dür.Paris-Viyana arasında işleyen &#8220;Arlberg&#8221; Ekspresinden Buchs istasyonunda inip,oradan otobüsle Vaduz&#8217;a gidilir. Vaduz adı, Latince &#8220;Tatlı Vadi&#8221; anlamına &#8220;Val Duce&#8221; kelimelerinden gelmektedir. Başkentin [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-2865" title="dunyanin-en-kucuk-devletleri" src="http://www.buzlu.org/images/2009/02/dunyanin-en-kucuk-devletleri.jpg" alt="dunyanin-en-kucuk-devletleri" width="206" height="206" /></p>
<p>Avrupa&#8217;nın dört buçuk minik devletini şöylece sıralayabiliriz : Liechtenstein (Lihtenştayn) Prensliği.SanMarino Cumhuriyeti, Manaco (Monako) Prensliği, Lüksemburg Dukalığı ve Andora.</p>
<p>Şimdi sırasıyla bunları görelim.<br />
<strong><br />
LİECHTENSTEİN PRENSLİĞİ</strong></p>
<p>159 km2 lik ülkenin başkenti Vaduz (Vadüz ) dür.Paris-Viyana arasında işleyen &#8220;Arlberg&#8221; Ekspresinden Buchs istasyonunda inip,oradan otobüsle Vaduz&#8217;a gidilir. Vaduz adı, Latince &#8220;Tatlı Vadi&#8221; anlamına &#8220;Val Duce&#8221; kelimelerinden gelmektedir.<br />
<span id="more-2864"></span><br />
Başkentin bulunduğu &#8220;Tatlı Vadi&#8221;, dünyanın en kaliteli ve lezzetli şaraplarının yapıldığı üzüm bağlarıyla kaplıdır. Vaduz şehrinin dünya çapındaki bir başka önemi de sadece 4600 dolar parası olan herhangi bir kimsenin.Vaduz barosunda kayıtlı bir avukatı &#8220;mahalif direktör&#8221; diye görevlendirerek, burada hiçbir şekilde vergi ödemek zorunluluğu ve yükümü olmayan bir şirket kurabilmesidir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bu avantajdan yararlanılarak kurulan &#8220;paravan şirketler&#8221;, uluslararası şirketlerin büyük kazançlarında vergi ödememek için, milyonlarla paranın bankalardaki gizli hesaplara kaydırılması bakımından yararlı olmaktadır.Ülkenin bu işten kazancı,kurulan şirketlerden aldığı binde bir buçuk gibi küçük görünen,fakat toplam bakımından büyük miktarlar tutan &#8220;hisse&#8221;dir.</p>
<p>Ayrıca turizm ve pulculuk da önemli gelir kaynakları arasındadır. Ülkenin nüfusu 17. 000dir. Liechtenstein Alp Dağları&#8217;nın geçtiği bölgedir. Doğusunda ve güneyinde İsviçre, batısında ve kuzeyinde Avusturya bulunmaktadır. Başkent Vaduz 4000 nüfuslu bir kasaba görünüşündedir. Liechtenstein&#8217;de 20 kilometre demiryolu 3000 telefon ve 15 polisten oluşmuş bir emniyet örgütü vardır.</p>
<p>Yönetim prensliktir. Prensin mensup olduğu hanedan, Avrupa&#8217;nın en eski ve en ünlü hanedanıdır.<br />
<strong><br />
SAN MARİNO CUMHURİYETİ</strong></p>
<p>Sadece Avrupa&#8217;nın değil, dünyanın en küçük devletidir. Yüzölçümü 98 km2 olan San Marino&#8217;nun nüfusu 15. 600 dür. İtalya&#8217;nın kuzeydoğu kesiminde, Adriyatik kıyılarına yakın Rimini sıra tepeleri üzerinde yer almış bir ülkedir. Halkı bağcılık, hayvancılık ve tarımla uğraşır. Başkent San Marino&#8217;nun nüfusu 6000&#8242;i güçlükle bulmaktadır.</p>
<p>Kanunlar elverişli olduğu için, İtalya&#8217;da boşanma konusunda güçlükle karşılaşan çiftler akın akın buraya gelirler.</p>
<p>San Marino Cumhuriyeti 16. yüzyılda Dalmaçyalılar tarafından kurulmuştur. 60 üyeli bir Millet Meclisi vardır. &#8220;Capitani Regenti&#8221; diye isimlendirilen iki Devlet başkanı Meclis tarafından seçilirler. Halkı İtalyanca konuşur ve Katolik’tir. Bir zamanlar kumar oynayan gazinosu sonradan rağbet görmediği için kapatılmıştır. Posta pulları devletin en önemli gelir kaynaklarından biri,belki de birincisidir.</p>
<p><strong>MONAGO PRENSLİĞİ</strong></p>
<p>Ülkenin adı, buranın ilk sakinleri olan eski Grekler tarafından verilen mitoloji kahramanı Monoikos adından gelmektedir.</p>
<p>Monaco 8. yüzyıldan beri bağımsız bir devlettir. Sadece Fransız Devrimi esnasında Fransızlar tarafından Fransa&#8217;ya bağlanmış, 1815 yılında Sardunya devletinin himayesinde tekrar bağımsızlığına kavuşmuştur. 1911 de, Monaco Prensi Albert 18 üyeli bir Ulusal Meclis kurmuştur.</p>
<p>Bütün yüzölçümü bir buçuk kilometre kare,nüfusu 20.000, başkenti Monaco&#8217;dur. Şehir Alpler&#8217;in eteğinde ve deniz kıyısındadır. Yıllık ısı ortalaması 15° dir.</p>
<p>Onun için her mevsim büyük ölçüde turist çeker. Dünya zenginlerinin dinlenme yeri sayılabilir. Monaco, Fransa&#8217;nın Nice ve Mentone şehirleri arasında, demiryolu üzerindedir.</p>
<p>Asıl Monacolular 2000 kişiyi geçmez. Geri kalan nüfusun 9000 i Fransız,ötekiler de İngiliz ve İsveçlidir. Km ye 15. 000 kişi düştüğü için, nüfus yoğunluğu bakımından dünyada birinci gelir.</p>
<p>Monaco ile Fransa arasında gümrük birliği vardır. Fransız parası burada da geçer. Daha yukarda belirttiğimiz gibi, ülkenin en büyük gelir kaynağı turizmdir. Monte Cario(Monte Karlo) gazinosu, kumar oyunlarıyla dünya ölçüsünde ünlüdür. Deniz müzesi ve botanik (bitki) bahçeleri de çok turist çekmektedir. Monaco, 968 yılında İtalyanların Grimaldi hanedanı tarafından kurulmuştur. Halen Prens Rainier&#8217;in yönetimindedir.</p>
<p>1856 yılında François Blanc adında bir Fransızın kurduğu gazino, 1898 de özel bir şirkete devrolunmuştur. Fakat devletin hisseleri büyük gelir sağlar. Diğer gelir kaynaklarından biri de Monte Carlo radyosudur. Tam anlamıyla ticari bir kuruluş olan Monte Carlo radyosu,dünyaca ün kazanmıştır.</p>
<p>Ülkenin yöneticisi Prens Rainier III. halen eski film yıldızı Grace Kelly&#8217;le evlidir.</p>
<p><strong>LÜKSEMBURG DUKALIĞI</strong></p>
<p>Fransa, Almanya ve Belçika arasında yer almış Lüksemburg Dukalığı&#8217;nın yüzölçümü 2586 km2 dir. Nüfusu yaklaşık olarak 350. 000 dir.</p>
<p>11. yüzyılda Lüksemburg hanedanının egemenliğine giren ülke, muhtelif çağlarda Hollandalılar, İspanyollar ve Almanlar tarafından işgal edilmiştir. 52 üyeli bir Meclis&#8217;i vardır. Başkent Lüksemburg, ortasındaki katedralle ünlüdür.Nüfusu 70. 000 i bulur. Lüksemburg bir ziraat ve endüstri ülkesidir.Patates, üzüm, yulaf, arpa yetiştirilen toprak gerçekten verimlidir. Endüstrinin ağırlı&amp;ı demir ve çeliğe dayanır. Dericilik,dokuma endüstrisi de büyük ölçüde gelişmiştir.Azınlık olarak 10. 000 İtalyan, 1000 Arap (özellikle Cezairli), 1000 (Alman Yahudisi),53.000 Fransız vardır.İtalyanlar ve Araplar, çeşitli endüstri kollarında işçi olarak çalışmaktadırlar.1000 Müslüman, 100C Yahudi, 4-5000 Protestan dışında kalanlar Katolik’tir.</p>
<p>Ülkede okuma yazma bilmeyen yoktur. Atlantik Paktının üyesidir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>ANDORA</strong></p>
<p>Gümrükçülerinin sıkılığıyla tanınan bu ülke geniş bir vadi içinde,452 km2 yüzölçümüne yayılmıştır. Tarihi 1278 yılına kadar uzanır. Nüfusu yaklaşık olarak 7000dir.</p>
<p>İspanya&#8217;nın Urgel Piskoposu tarafından kurulmuştur. Halk Katalan lehçesiyle konuşur. Politik yönden Fransız Hükümetinin koruyuculuğu altındaki Andora&#8217;nın 24üyelik bir Meclis&#8217;i vardır. Küçük radyo istasyonu daha ziyade Fransızca yayın yapar.Devletin gelirini bu radyonun kazancı, gümrük vergisi ve pullar teşkil eder.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/dunyanin-en-kucuk-devletleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yapıştırıcı nasıl yapıştırır?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/yapistirici-nasil-yapistirir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/yapistirici-nasil-yapistirir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2009 12:14:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[Neden,Niçin,Nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[atom]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yapıştırıcı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2860</guid>
		<description><![CDATA[Yapıştırıcıların sağladığı yapışma olayı aslında kimyasal bir reaksiyondan başka bir şey değildir. Tabiatta evini yapan arı, kayalara ve gemilerin su altındaki kesimlerine tutunan midye gibi çok iyi yapıştırıcı üreten canlıların sayısı az değildir.Yapıştırıcıların hikayesi tarih öncesi çağlara kadar uzanıyor. Mağara duvarlarına resim benzeri şekiller yapan atalarımız bunları duvarlara yumurta akı, kurumuş kan ve su bitkilerinin [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-2861" title="yapistirici" src="http://www.buzlu.org/images/2009/02/yapistirici.jpg" alt="yapistirici" width="263" height="239" /></p>
<p>Yapıştırıcıların sağladığı yapışma olayı aslında kimyasal bir reaksiyondan başka bir şey değildir. Tabiatta evini yapan arı, kayalara ve gemilerin su altındaki kesimlerine tutunan midye gibi çok iyi yapıştırıcı üreten canlıların sayısı az değildir.Yapıştırıcıların hikayesi tarih öncesi çağlara kadar uzanıyor. Mağara duvarlarına resim benzeri şekiller yapan atalarımız bunları duvarlara yumurta akı, kurumuş kan ve su bitkilerinin özleriyle sabitliyorlardı.</p>
<p>Sonraları, milattan önce 3 500 yıllarından başlayarak eski Mısırlılar ve Sümerler hayvan derilerini ve kemiklerini kaynatarak daha sağlam yapıştırıcılar yapmayı öğrendiler. Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler kullanarak yapıyorlar. 250 temel maddeden binin çok üstünde özel türler üretiyorlar.<br />
<span id="more-2860"></span><br />
Yapışma olayında benzer veya ayrı malzemeden iki madde, bir de yapışkan gerekir. Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır. Yapıştırıcının moleküllerinin diğer iki madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir yapıda olmaları gerekmektedir.</p>
<p>Aslında iki maddeyi birbirlerine ideal bir şekilde yaklaştırabilsek yapıştırıcı bile kullanmadan birbirlerine yapışabilirler. Her iki maddenin yüzeylerindeki atomların farklı kutupları birbirlerini çekerler. Pratikte ise bu oluşumu sağlamak mümkün değildir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Atomların birbirlerini çekebilmeleri için iki cismin yüzeyleri arasındaki mesafenin milimetrenin 10 milyonda birini geçmemesi gerekir. Oysa son derecede pürüzsüz olarak görülen bir cismin bile yüzeyinde milimetrenin on binde dördü kadar yükseklikte girinti ve çıkıntılar vardır.</p>
<p>Bu durumda her iki malzeme aynı cins olsalar bile yüzeyleri hiçbir zaman ideal düzlükte olamayacağından, aradaki boşlukları doldurmak, en fazla miktarda bağ oluşturarak moleküllerin birleşmesini sağlamak için araya bir yapıştırıcı gerekir.</p>
<p>Yapıştırıcının akıcı ancak kuruduğunda katılaşıp kolay kolay kopmayacak özellikte, yüzeylerin ıslanabilir, tamamen temiz, toz ve yağdan tamamen arındırılmış olmaları gerekmektedir. Peki nasıl oluyor da bu kadar güçlü olan yapıştırıcılar tüpün içinde tüpe yapışmadan durabiliyorlar?</p>
<p>Bir çok yapıştırıcının içinde iki tür katkı malzemesi vardır. Biri yapıştırıcı sıvının moleküllerini birleşmeye zorlar, stabilizer denilen diğeri de tersi. Tüpün içinde bunlar bir halatı birer ucundan çeken iki kişi gibidirler. Tüpün iç yüzeyi tamamen nötr olduğundan biri diğerine üstün gelemez, denge halindedirler. Yapıştırıcı tüpten çıkınca havadaki nem stabilizer kısmının etkinliğini yok eder, yapıştırıcı sertleşir ve sürüldüğü yere yapışır.</p>
<p>Yapıştırılacak yüzeylere yapıştırıcıdan ince bir tabaka sürülmesi tavsiye edilir çünkü fazlası yapıştırıcının kendi içinde bağlar oluşturup sertleşmesine yol açar.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Tüpün kapağı açıldıktan sonra ağız kısmında görülen ve tüpün kullanılması için delinen sızdırmaz kısım da yapıştırıcının hava ve nem alıp tüpün içine yapışmaması için alınmış bir tedbirdir.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/yapistirici-nasil-yapistirir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tropik Yağmur Ormanları</title>
		<link>http://www.buzlu.org/tropik-yagmur-ormanlari/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/tropik-yagmur-ormanlari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Jan 2009 18:59:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım ve Hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[Tropik Yağmur Ormanları]]></category>
		<category><![CDATA[Uzay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2761</guid>
		<description><![CDATA[Milyonlarca yıl önce ortaya çıkan ve yeryüzünde yaşayan hayvanların yüzde 80&#8242;ini barındıran tropik yağmur ormanları günümüzde yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ekolojik sistemler bozulurken, pek çok canlının yaşam alanı yok edilmektedir. Bitki örtüsünün yoğunluğu nedeniyle tropik yağmur ormanları gezegenimizin en önemli oksijen kaynaklarından biri durumdadır. Ayrıca kıtalar üstündeki en büyük su deposu işlevini görürler. Bu [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-2762" title="tropik-yagmur-ormanlari" src="http://www.buzlu.org/images/2009/01/tropik-yagmur-ormanlari.jpg" alt="tropik-yagmur-ormanlari" width="258" height="194" /></p>
<p>Milyonlarca yıl önce ortaya çıkan ve yeryüzünde yaşayan hayvanların yüzde 80&#8242;ini barındıran tropik yağmur ormanları günümüzde yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.</p>
<p>Ekolojik sistemler bozulurken, pek çok canlının yaşam alanı yok edilmektedir. Bitki örtüsünün yoğunluğu nedeniyle tropik yağmur ormanları gezegenimizin en önemli oksijen kaynaklarından biri durumdadır.</p>
<p>Ayrıca kıtalar üstündeki en büyük su deposu işlevini görürler. Bu nedenle onların yok edilmesi büyük ekolojik felaketlere yol açabilir.<br />
<span id="more-2761"></span><br />
<strong>Tropik Sera İklimi</strong><br />
Yerküreyi ikiye “bölen” Ekvator çizgisinin her iki yanında yer alan bölgeye tropik kuşak denir. Burası her zaman sıcak (kış ortalaması 20° C’nin üstünde), yağışlı ve yılın 12 ayı bol güneş alan bir bölgedir. Sıcaklığın yıl içindeki dağılımı çok değişmediğinden mevsimler arasındaki farklar da fazla değildir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Buna karşılık gündüzle gece arasındaki fark görece daha büyüktür. Tropik iklim kuşağında yıl içindeki değişiklikleri ve kuşağın ekolojik düzenini daha çok yükseklik farkları ve yağışlar belirler.</p>
<p>Ekvator çevresinde, ısınan havanın yükselmesi nedeniyle ortaya çıkan ve bütün dünyayı kuşatan bir alçak basınç kuşağı oluşur. Bunu dengelemek için kuzeydoğudan ve güneydoğudan alize rüzgarları eser. Isınıp yükselen ve onun yerine gelen hava kütleleri 10. ve 25. enlemler arasında kuzeye (temmuz) ve güneye (ocak) doğru gidip gelir.</p>
<p>Bu hava hareketlerini yağış izler. Kuzey Yarıküre’de yaz aylarında hava akımları kuzeye kayınca yağış düşer; buna karşılık güneyde yağış olmaz. Kuzeyde kış olunca hava akımları güneye kayar ve bu kez oraları yağış alırken kuzey kuraklaşır. İşte, kurak ve yağışlı mevsimlerin birbirini izlemesi, tropik kuşağın tipik özelliklerinden biridir. (Bu konuyla ilgili olarak, savanların anlatıldığı bölüme bakınız.) Tropik kuşakta Güneş ışınları bölgeye dik olarak indiği zaman yağmur yağdığından bu yağışlara zenit (doruk) yağmurları denir.</p>
<p>Ekvator’un 10° kuzey ve güneyi arasında kalan bölgede kuraklık yaşanmaz. Buna karşılık buradan uzaklaşılıp dönencelere yaklaşıldıkça yağışlı ve kurak mevsimler daha belirgin hale gelir. Yağışlı mevsimlerin uzayıp, kurak mevsimlerin kısalması hem bitkiler, hem de hayvanlar için dayanılması zor koşullar yaratır.</p>
<p><strong>Yeşil Cehennem</strong><br />
Tropik kuşak yeryüzünün en çok yağış alan yeridir. Bu bölgeye yılda en az 1.500 mm yağmur düşer. Kamerun Dağı (4.070 m) gibi bazı dağların yamaçlarında bu miktar 10.000 mm’ye kadar çıkabilir. Yıllık ortalama sıcaklık ise 25 derece dolayındadır. Bunun sonucunda bu kuşak dünyanın en zengin bitki örtüsüne sahip bölgesi durumuna gelmiştir. Balta girmemiş ormanlarda bitkiler yüksekliklerine göre kümelenir.</p>
<p>En altta otlar ve sürünen bitkiler, onun üstünde yüksek çalılıklar, daha yukarıda da 20-30 m yüksekliğindeki ağaçlar yer alır. Ağaçların yaprakları zeminin üstünü bir şemsiye gibi örter. Bunların arasında tek tük 2-3 m kalınlığındaki bir gövde üstünde 60-70 m’ye yükselen ağaçlara rastlanır. Ağaçların gövdesini yaklaşık 100-200 m uzunluğundaki tırmanıcı bitkiler sarar.</p>
<p>Dallardan aşağıya, havadaki yoğun nemden yararlanarak yaşamlarını sürdüren, orkide gibi epifitler sarkar. Bu ormanlarda yükseklikleri 10 m’ye, yapraklarının büyüklüğü ise 1 m’ye ulaşan palmiyeler görülür. Bu tabloyu olağanüstü büyüklükte meyveler veren ağaçlar ve bambu gibi ağaç yüksekliğindeki otlar tamamlar. Bu ormanlarda yaşayan canlı türlerinin sayısının 5-30 milyon arasında olduğu sanılmaktadır.</p>
<p>Bu konudaki araştırmalar henüz başlangıç aşamasındadır. Bitkiler çok hızlı büyüdüğünden otların kesilmesiyle açılan yollar birkaç gün içinde yeniden kapanır. Burada hava birdenbire kararır ve gece olunca sürünen ya da tırmanan hayvanlar çığlıklar ve ötüşler arasında deliklerinden çıkar.</p>
<p>Yeşil cehennemdeki bu konsere kurbağalar, kuşlar ve maymunlar da katılır. Orman renkli kolibriler ve cırtlak sesli aralar gibi birçok ilginç hayvanın da barınağıdır. Sağlıksız sera havası yalnızca çok sıcak değil, aynı zamanda yüzde 80-90’ı bulan nem oranıyla çok ağır ve bunaltıcıdır. Burada ekmek çok çabuk küflenir, tuz ıslanır ve teknik araçlar inanılmaz bir hızla paslanır.</p>
<p><strong>Tehlikeli Boyutlara Ulaşan Bir Yağma</strong><br />
Tropik hastalıkların tedavi biçimleri ve aşıları bulununcaya değin tropik yağmur ormanları beyaz adamın mezarı sayılırmış. Bu nedenle bu ormanların tıpkı çöller gibi yüzyıllar boyunca el değmemiş olarak kalmasına şaşmamak gerek.</p>
<p>Burada yetişen meyveler sera etkisiyle çok çabuk çürürken, bu balta girmemiş ormanlarda yalnızca Pigmeler, Amazon bölgesinde de Yerliler yaşamayı becerebiliyor. Bunların yanı sıra yüzyıllardan beri kuzeyden Sudanlılar, güneyden Bantular Afrika’nın tropik ormanlarından küçük parçalar koparmaya çalışıyorlar, bunu da çoğunlukla tarla açmak amacıyla ormanı yakarak gerçekleştiriyorlar. Tümüyle yanmamış ağaç köklerinin altındaki toprağı çapayla biraz gevşettikten sonra burada muz, manyok, yam, darı ve tatlıpatates yetiştiriyorlar.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Yüksek yağış miktarı nedeniyle toprağın içindeki mineraller çabucak akıp gidiyor ve toprağın besleyiciliği hızla azalıyor. Afrikalılar bunun üzerine tarlalarını ve köylerini terk edip başka bir yere gidiyorlar. Onların bulunduğu eski yeri ikincil bir orman alıyor.</p>
<p>Yerlilerin kendi gereksinmelerini karşılamak için yaptıkları bu tarımın yanı sıra, beyaz sömürgecilerin kurduğu plantasyonlar da var, buralarda dünya pazarlarına sunulmak üzere, kakao, kahve, muz, hindistancevizi, kola ve palmiye yetiştiriliyor.</p>
<p>Eskiden Amazon bölgesinin bir milyar insanı besleyebileceği düşünülürken bugün yağmurların değerli besinleri alıp götürdüğü ve balta girmemiş ormanların insanlar tarafından yağma edilmesinin büyük felaketlere neden olabileceği biliniyor.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/tropik-yagmur-ormanlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deniz zambakları</title>
		<link>http://www.buzlu.org/deniz-zambaklari/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/deniz-zambaklari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2009 14:20:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz zambakları]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2671</guid>
		<description><![CDATA[Deniz laleleri veya zambakları (Crinoidea), Saç yıldızları veya Deniz leylakları olarak da bilinir, derisi dikenliler (Echinodermata) şubesinden deniz hayvanlarının oluşturduğu sınıf. Vücutları bir sap ile buna bağlı kollardan yapılmış bir çiçeği andırır. Kadehe benzeyen taç kısmındaki kollar beşli bir yapı gösterir. Özellikleri Hayvanın vücut yapısı laleye benzediğinden bu ad ile anılır. Deniz lalelerinin sapsız olanları [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-2672" title="deniz-zambaklari" src="http://www.buzlu.org/images/2009/01/deniz-zambaklari.jpg" alt="deniz-zambaklari" width="260" height="195" /></p>
<p>Deniz laleleri veya zambakları (Crinoidea), Saç yıldızları veya Deniz leylakları olarak da bilinir, derisi dikenliler (Echinodermata) şubesinden deniz hayvanlarının oluşturduğu sınıf.</p>
<p>Vücutları bir sap ile buna bağlı kollardan yapılmış bir çiçeği andırır. Kadehe benzeyen taç kısmındaki kollar beşli bir yapı gösterir.</p>
<p><strong>Özellikleri</strong></p>
<p>Hayvanın vücut yapısı laleye benzediğinden bu ad ile anılır. Deniz lalelerinin sapsız olanları bir yere tutunmadan kas bağlantılı kollarıyla serbest olarak yüzerler.<br />
<span id="more-2671"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Saplılar, saplarıyla bir yere bağlı olarak yaşarlar. Sapın kaide kısmı genişlemiş veya kök şeklindedir. Sap uzunluğu 65 cm kadar olanları vardır. Su kanalları sistemindeki tüp ayaklar harekette değil, solunumda kullanılır.</p>
<p><strong>Üreme</strong></p>
<p>Sperm ve yumurta hücresi suda birleşir. Döllenmiş yumurtadan, serbest yüzen kirpikli larva teşekkül eder. Bundan da kendini bir yere tespit eden saplı larva meydana gelir. Bu da gelişerek serbest yaşayan veya kendini zemine tespit eden saplı deniz lalesi meydana gelir.</p>
<p><strong>Beslenme</strong></p>
<p>Besinleri, plankton veya organik artıklardır. Bunlar hareketli kollarıyla yakalanarak taç bölgesinde bulunan ağıza aktarılır. İskeletleri iğnesiz kalkerli plaklardan meydana gelir. Sarı, kırmızı, yeşil, beyaz gibi renkleri olup, toplu yaşarlar.</p>
<p>Deniz dibi çiçeklerini andırırlar. Sığ yerlerden 250 metre derinliklere kadar bulunabilirler. Kopan parçalarını yenileme kabiliyetleri yüksektir. En çok paleozoik devrinde gelişen deniz lalelerinin bugün 800 kadar yaşayan türü bilinmektedir.</p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/deniz-zambaklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deniz Fenerleri</title>
		<link>http://www.buzlu.org/deniz-fenerleri/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/deniz-fenerleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 14:40:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[ölçü]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Fenerleri]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[marmara]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2655</guid>
		<description><![CDATA[En eski deniz feneri, İ.Ö. 7. yüzyılda Sigeon&#8217;da, bugünkü adıyla, Kumkale&#8217;de (Çanakkale) yapılmıştır. İstanbul Boğazı&#8217;nın Trakya yakasındaki Timée ve karşı kıyısındaki Chrysopolis (Üsküdar) fenerleri İ.Ö. 2. Yüzyılda yapılmıştır. Dünyanın antik çağdaki yedi harikasından biri olan[ İskenderiye Feneri İ.Ö. 280 yılında Knidos&#8217;lu Sostrates tarafından Pharos adası üzerine inşa edilmiştir. Yüksekliği 135 metre olan bu fenerin şöhreti [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-2656" title="deniz-fenerleri" src="http://www.buzlu.org/images/2009/01/deniz-fenerleri-300x224.jpg" alt="deniz-fenerleri" width="300" height="224" /></p>
<p>En eski deniz feneri, İ.Ö. 7. yüzyılda Sigeon&#8217;da, bugünkü adıyla, Kumkale&#8217;de (Çanakkale) yapılmıştır. İstanbul Boğazı&#8217;nın Trakya yakasındaki Timée ve karşı kıyısındaki Chrysopolis (Üsküdar) fenerleri İ.Ö. 2. Yüzyılda yapılmıştır.</p>
<p>Dünyanın antik çağdaki yedi harikasından biri olan[ İskenderiye Feneri İ.Ö. 280 yılında Knidos&#8217;lu Sostrates tarafından Pharos adası üzerine inşa edilmiştir. Yüksekliği 135 metre olan bu fenerin şöhreti ve yüksekliği bu güne kadar aşılamamıştır. 14. yüzyılda meydana gelen bir depremde yıkılmıştır.<br />
<span id="more-2655"></span><br />
İtalya&#8217;daki en eski fener Messina&#8217;da bulunmaktadır. Brindisi, Ravenna, Puzzuoli ve Capri fenerleri, Roma döneminin diğer tanınmış yapılarıdır. İmparator Caligula tarafından İ.S. 40 yılında inşa edilen Boulogne feneri 17. yüzyıla kadar kullanılmıştır. Dover&#8217;de ve Herkül Sütunu adıyla bilinen La Coruna&#8217;daki (İspanya) fenerler aynı dönemin diğer tanınmış yapılarıdır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Colossus </strong></p>
<p>Rodos limanı girişinde Güneş Tanrısı Helios adına yapılan bu bronz heykel ilk fenerler arasında sayılmasa da heykelin elinde tuttuğu bir ateşle limana giren teknelere yol gösterdiği söylenir. Bu heykel New York&#8217;taki Hürriyet Abide&#8217;sini yapan Fransız heykeltıraşAuguste Barthordi&#8217;ye ilham vermiştir.</p>
<p>Antik çağın yedi harikasından biri olarak anılan Rodos Heykelinin yapımına heykeltıraş Chares of Lindos tarafından İ.Ö 282 yılında başlanmış ve 12 yıl sürmüştür. Temeli beyaz mermerden yapılan bu bronz heykel 56 yıl sonra İ.Ö. 226 yılındaki şiddetli bir deprem sırasında yıkılmıştır. 654 yılında Arapların adayı işgalinden sonra heykelin kalıntıları Suriyeli Yahudilere satıldı. Kalıntıların 900 deve yükü tuttuğu söylenir.</p>
<p>Roma imparatorluğunun çöküşü ardından, denizlerdeki denetimin yok olması deniz ticaret yollarındaki güveni ortadan kaldırmış, denizaşırı ticarette önemli bir daralma meydana gelmiştir. Antik çağdan beri çalışmakta olan birçok deniz feneri Ortaçağda bakımsızlık yüzünde harap olmuştur.</p>
<p>Üzerinde odun veya kömür ateşi yakılan çok sayıda fener 17. ve 18. yüzyıllar boyunca Avrupa kıyılarındaki değişik yerlere inşa edilmiştir. Bu fenerlerin İngiltere&#8217;deki örnekleri resimlerde görülmektedir.</p>
<p>1611 yılında Fransa&#8217;da Gironde&#8217;da inşa edilen Cordouan feneri kayalıklar üzerine inşa edilmiş ilk deniz feneridir.</p>
<p>19.cu yüzyılda deniz ticaretinin yoğunlaşmasıyla birlikte, çok sayıda deniz feneri inşa edilmiştir. Bunlardan İngiltere&#8217;deki Bell Rock (Forfarshire, 1811), Skerryvore (Argyllshire, 1884), Fransa&#8217;daki Ar-Men (Sein Adası, 1881) ve Almanya&#8217;daki Roter Sand (Weser ağzı, 1885) dikkate değer deniz fenerleridir.</p>
<p>Amerika kıtasındaki ilk fener Boston limanı girişindeki Little Brewster adası üstüne 1716 yılında inşa edilmiştir.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;deki Fenerler </strong></p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu döneminde inşa edilen ilk fener Fenerbahçe feneridir. Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1562 yılında inşa ettirilmiştir. Ahırkapı deniz feneri Sultan III. Osman zamanında, 1755 yılında inşa edilmiştir.</p>
<p>1853-1856 Kırım Harbi yılları ve sonrasında Karadeniz&#8217;e giden İngiliz ve Fransız harp gemilerinin Marmara ve boğazlardan geçişini kolaylaştırmak için, çok sayıda fener inşa edilmiştir. Ahırkapı, Fenerbahçe, Anadolu ve Rumeli fenerleri, Karaburun, Yeşilköy, Çimenlik, Kumkale ve Gelibolu fenerleri bu dönemin yapılarıdır.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de, yerden ölçülmek üzere en yüksek fenerler aşağıdaki gibi sıralanır.</strong></p>
<p>* Rumeli Feneri 30 m,<br />
* <a href="http://www.buzlu.org/ahirkapi-feneri" target="_blank">Ahırkapı Feneri</a> 29 m,<br />
* Mehmetçik Burnu 25 m,<br />
* Hoşköy 22 m,<br />
* Fenerbahçe Feneri 20 m<br />
* Şile Feneri 19 m</p>
<p>Deniz seviyesinden ölçülmek üzere ışık seviyesi en yüksek fenerler ise sırasıyla:</p>
<p>* Sinop Boztepe Burnu (107 m),<br />
* Akıncı Burnu (109 m) ve<br />
* Alanya (209 m) deniz fenerleridir.</p>
<p>8334 kilometreyi bulan kıyılarımızda halen değişik karakterde ışık gösteren 372 adet fener bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Fenerlerin bulundukları yere göre sınıflandırılmaları </strong></p>
<p>* Kıyı Fenerleri<br />
* Anakara fenerleri<br />
* Ada fenerleri<br />
* Deniz Kayaklıkları ve Sığlıkları Fenerleri<br />
* Derin Deniz Fenerleri<br />
* Dalgakıran Fenerleri<br />
* Doğrultu Fenerleri</p>
<p><strong>Fenerlerin görünme uzaklıkları </strong></p>
<p>Fener ışıklarının görünme mesafelerin, fener kulesinin deniz seviyesinden yüksekliğine ve ışığın yoğunluğuna bağlıdır.</p>
<p><strong>Işıkların coğrafi menzili </strong></p>
<p>H metre olarak fener ışığının, h metre olarak göz hizasının denizden yüksekliğini göstermek üzere, fenerin görünme mesafesi deniz mili olarak aşağıdaki formülden bulunur.</p>
<p>Görünme Mesafesi= 2.075(H 0,5 +h 0,5) h mesafesi = görünme uzaklığı</p>
<p><strong>Işıkların yüksekliği </strong></p>
<p>Kıyı ışıkları için genellikle 45 metre uygun bir yüksekliktir. Ege, Marmara ve Karadeniz gibi kapalı ve birbirine yakın adalarla dolu kıyılardaki fenerler, okyanus kıyısındakilerden daha kısadır.</p>
<p><strong>Fenerlerin optik sistemleri </strong></p>
<p>Fener kulesi üstünde yakılan bir ateş ışığının yaklaşık %97 si, arkasında yansıtıcı bulunması halinde ise yaklaşık %83 ü kaybolur. Mercek kullanımıyla kayıp % 17 ye kadar azaltılmıştır. Optik sistemlerdeki en köklü değişiklik Fransız Mühendis Augustine Jean Fresnel (1788-1827) tarafından yapılmıştır. İcat ettiği mercek sistemi ilk olarak 1823 yılında Cordouan fenerinde uygulanmıştır.</p>
<p><strong>Katoptrik Sistem </strong></p>
<p>Bu aygıt tipinde ışınlar bir yansıtıcı yüzeyden sadece yansıtılır. Işık kaynağı yansıtıcının odak merkezine konur. Bu aygıt tipinde ışınlar bir yansıtıcı yüzeyden sadece yansıtılır. Işık kaynağı yansıtıcının odak merkezine konur.</p>
<p><strong>Dioptrik Sistem </strong></p>
<p>Dioptrik sistemde ışınlar bir cam ortamdan geçer ve bu cam ortamdan geçerken de optik kurallarına göre kırılır. Yansıma olmaz.</p>
<p><strong>Katadioptrik Sistem </strong></p>
<p>Bu sistemde ışınlar kırılarak cam ortama girdikten sonra, ortamı terk etmeden toplam içsel yansımaya uğrar. Işınlar ortamı terk ederken bir kere daha kırılır. Bu yöntemde ışık ışınlarının cam prizmadaki kırılma ve yansıma özelliklerinin ikisi birden kullanılır.</p>
<p>Amerika&#8217;da Florida Key West fenerinin First Order Fresnel Merceği ile Second Order Bir Fresnel Merceğinin resimleri &#8220;first&#8221; ve &#8220;second&#8221; kelimeleri üzerine tıklayarak görülebilir. Hiperradyal üçlü flaşlı bir Fresnel merceğini, Altı flaşlı bir Fresnel merceğini ve Sabit ışıklı bir Fresnel merceğini yine farklı renkteki kelimeler üzerine tıklayarak görebilirsiniz.</p>
<p><strong>Fenerlerin ışık kaynakları </strong></p>
<p>* Odun ve Kömür: Isle of May&#8217;de 1810, St. Bees&#8217;te 1823 yılına kadar kullanıldı.<br />
* Yağ:1823 ten itibaren kullanılmağa başlandı. (Balina, domuz , kakao, kolza yağı ve madeni yağları)<br />
* Akkor Gömlekli Madeni Yağ Yakıcılar: 1898&#8242;den itibaren,<br />
* Hava Gazı: 1837&#8242;den itibaren,<br />
* Petrol Gazı: 1870&#8242;lerden itibaren,<br />
* Asetilen: 1896&#8242;dan itibaren kullanıldı.<br />
* Elektrik: İlk deneyler 1858 de yapıldı. İlk uygulamalar ise 1886 da Isle of May&#8217;de ve 1888 de St. Catherine&#8217;de yapıldı.</p>
<p><strong>Fenerlerin yapı malzemeleri </strong></p>
<p>* Taş: Antik çağdan itibaren kullanılan en eski fener yapı malzemesi taştır. En tanınmış örnekleri İngiltere&#8217;deki Eddystone ve Fransa&#8217;daki Cordouan fenerleridir.<br />
* Ahşap: Özellikle Amerika&#8217;da, 18. yüzyıl ortalarında hizmete sokulan deniz fenerlerinin büyük çoğunluğu ahşap kullanılarak inşa edilmiştir. Doğa etkilerine dayanım süresinin kısalığı ve yangınlar nedeniyle kullanımı giderek azalmıştır.<br />
* Tuğla: Taş kule maliyetinin, önemli ölçüde arttığı durumlarda yapı malzemesi olarak taşın yerini tuğla almıştır.<br />
* Dökme Demir Levhalar: Taş ve tuğla maliyetinin yüksek, zemin taşıma gücünün yeterli olmadığı durumlarda, fener kulelerinin birçoğu dökme demir levhalar kullanılarak yapılmıştır.<br />
* Çelik Kafes Sistem: Bu tip fener kuleleri zemine aktarılacak yüklerin küçük olması gerektiğinde tercih edilir.<br />
* Betonarme: Betonarme, fener kulelerinde yaygın bir kullanım alanı bulmuştur.<br />
* Alüminyum ve Fiberglas: Sınırlı da olsa, son dönemlerde fener kulesi yapımında alüminyum ve fiberglas kullanılmıştır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Fenerlerin yönetimi </strong></p>
<p>1755 yılında inşa edilen ilk Ahırkapı deniz fenerinin bakımı Bostancı Ocağı neferleri tarafından üstlenilmiş, kandillerinde yakılacak yağ ise Topkapı Sarayı&#8217;ndan sağlanmıştır.</p>
<p>I. Abdülhamit döneminde fenerin idaresi gedik usulüne bağlanarak babadan oğula geçmeye başlamış ve bu gelenek günümüze kadar devam etmiştir. 1860 yılında Osmanlı Devleti Fenerler İdare-i Umumiyesini kurarak fenerlerin işletme imtiyazını Michel Marius ve Bernard Camille Collas adında iki Fransıza vermiştir.</p>
<p>Cumhuriyet döneminde devlet, 3302 sayılı kanunla Fenerler İdare-i Umumiyesini satın almış ve 1 ocak 1938 de Denizbank&#8217;a devretmiştir. Birçok yönetim ve isim değişikliğinden sonra fenerlerin yönetimi 12 mayıs 1997 de kurulan &#8220;Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü&#8221;ne bağlanmıştır.</p>
<p>İngiltere&#8217;de genel deniz feneri idaresi Corporation of Trinity House&#8217;tur. Fransa&#8217;da 1792 yılında kurulan Köprüler ve Yollar İdaresi&#8217;nin kontrolu altında bulunan Fenerler İdaresi &#8220;Service des Phares et Balises&#8221; adı ile tanınır. Amerika&#8217;da, 1 Temmuz 1939 dan itibaren fener hizmetleri, &#8220;U.S. Coast Guard&#8221; teşkilatı tarafından yürütülmektedir.</p>
<p><strong>Fenerlerin geleceği </strong></p>
<p>Fenerlerdeki otomasyonun yaygınlaşması ve uydu haberleşme sistemlerindeki gelişmeler deniz fenerlerine duyulan gereksinimi giderek azaltmaktadır.</p>
<p>Deniz fenerleri birçok ülkede uzaktan idare edilmekte ve fenerlerde bekçi bulunmamaktadır. Eskiden bekçilerin oturduğu konutlar otel, lokanta, alışveriş mağazası vs. gibi turistik amaçlarla kullanılmaktadır.</p>
<p>Otomasyona geçişle birlikte, yakın gelecekte bakıcısız kalacak deniz fenerlerinin bakım ve onarımları kurumları için büyük bir yük olacaktır. Bakım ve onarımların işletmelere yük olmadan yapılabilmesi ve fenerlerin tarihi bir miras olarak gelecek kuşaklara aktarılması için çalışma yapacak birimlerin vakit geçirilmeden oluşturulması ve önlemlerin şimdiden belirlenmesi gerekmektedir.</p>
<p>Ülkemizdeki deniz fenerlerinden hiç olmazsa bir kısmı ziyarete açılmalı ve önemli deniz fenerleri yakınında müzeler oluşturulmalıdır. Bu uygulama hem toplumu bilgilendirme açısından hem de bu tarihi mirasa sahip çıkılması gereğinin hissettirilmesi bakımından yararlı olacaktır.</p>
<p><strong>Fenerler ile ilgili ilginç bilgiler </strong></p>
<p>Açık denizde kayalıklar üzerine inşa edilmiş ilk taş deniz feneri, Smeaton tarafından yapılan Eddystone fener kulesidir (1759). Smeaton inşaat mühendisliğinin babası olarak tanınır. Fener inşaatı sırasında, yeni uygulamalar icat etmiştir.</p>
<p>Örneğin taşların birbirine geçme olarak kullanılması, deniz çimentosu, taşları gemiden inşaat sahasına aktarmak için kullanılan özel vinçler bunlardan sadece üçüdür.</p>
<p>Fenercilerin hava koşulları yüzünden uzun zaman karaya çıkamamaları durumunda, yiyecek tükendiğinde, aydınlatmada kullanılan mumları yemeleri gerekebiliyordu. O zamanki mumlar hayvansal ve bitkisel yağ kökenli olduklarından sindirilebilen türden idiler. Dünyada nükleer güçle çalışan tek fener Estonya&#8217;daki Tallin feneridir.</p>
<p>Fener ışıklarının yoğunluğunu arttırmak için dev boyutlarda cam prizmalar ve mercekler kullanılmıştır. Bunların en büyüklerinin ağırlığı 5 tona ulaşıyordu. Merceklerin bağlı olduğu platform cıva üstünde yüzüyor ve bir parmak itişi ile harekete geçebiliyordu.</p>
<p>Alaska&#8217;daki Scotch Cap deniz feneri 1946 yılında Büyük Okyanusta meydana gelen 7,3 şiddetinde bir depremden sonra kıyıdaki yüksekliği 30 metreyi aşan bir tsunami dalgası ile yıkılmış, 5 kişilik fener personeli kaybolmuştur. Şiddetli fırtınalarda dalgalar 45 metre yüksekliğindeki bir fener kulesini tamamen örtebilmekte ve fener fanusunun 12,5 mm kalınlığındaki camlarını kırabilmektedir.</p>
<p>Fanus içine o kadar çok deniz suyu girebilir ki fenerciler sularla beraber merdivenlerden sürüklenmemek için kendilerini merdiven korkuluklarına bağlamak zorunda kalabilirler. En şanssız deniz feneri yapımcısı, en sağlam deniz fenerini yaptığına inanan Henry Winstanley&#8217;dir.</p>
<p>Yaptığı fenerin sağlamlığına çok güveniyordu. Herkese, en şiddetli fırtınada bile fener içinde kalmak istediğini söylüyordu. Dileği gerçekleşti, fakat yaptığı fener, İngiltere tarihinin en büyük fırtınasında yıkıldı ve dalgalara sürüklenen fenerde hayatını kaybetti.</p>
<p>Bir zamanlar Longships deniz feneri bakıcısının kayalık korsanları tarafından kaçırıldığı, ancak bakıcının küçük kızını fenerde unuttukları söylenir. Küçük kız içinde aile İncil&#8217;inin de bulunduğu kitapların üzerine çıkarak, babası serbest bırakılıncaya kadar yağ lambasını yanar durumda tutmayı başarmıştır.</p>
<p>Fransa&#8217;da Brittany kıyısı açıklarındaki Vierge adasında bulunan fenerin yüksekliği 83 metre olup dünyadaki en yüksek tuğla fener kulesidir. Amerika&#8217;nın en yüksek fener kulesi Cape Hatteras&#8217;tır. Tepeliğine kadar olan yüksekliği 63,40 metredir. Dünyanın en yüksek feneri Japonya&#8217;da Yokohama&#8217;daki Yamashita park içinde bulunan 106 metre yüksekliğindeki çelik konstrüksiyon fener kulesidir.</p>
<p>Cristof Colomb&#8217;un amcası olan Antonio Columbo 1449 yılında meşhur Cenova fenerinin bakıcısı idi. 1895 te Yeni Zelanda&#8217;da, Stephen adasında nadir bir çalıkuşu türü keşfedildi. Yok olan türünün son örneği olan bu çalıkuşunu deniz feneri bakıcısının kedisi yedi.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/deniz-fenerleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
