<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>buzlu.org &#187; Bursa</title>
	<atom:link href="http://www.buzlu.org/benzer/bursa/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buzlu.org</link>
	<description>bilgi mi aradın, doğru yerdesin...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Sep 2010 14:51:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Orhaneli ilçesi Bursa</title>
		<link>http://www.buzlu.org/orhaneli-ilcesi-bursa/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/orhaneli-ilcesi-bursa/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2009 11:18:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[belediyeler]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[bursa ilçeleri]]></category>
		<category><![CDATA[bursa köyleri]]></category>
		<category><![CDATA[dağ ilçeleri]]></category>
		<category><![CDATA[iller ve ilçeler]]></category>
		<category><![CDATA[orhaneli]]></category>
		<category><![CDATA[ormanlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3215</guid>
		<description><![CDATA[Doğusunda Keles, güneydoğusunda Harmancık, güneyinde Büyükorhan, batısında Mustafakemalpaşa ilçeleri, kuzeyinde Bursa’nın merkez ilçeleri bulunmaktadır. Bursa’ya karayolu ile 48 km, kuşuçuşu 28 km uzaklıktadır. Nüfusu 8100’dür. Bursa nüfusunun %1,4’ü Orhaneli’nde yaşamaktadır. Yüzey Şekilleri ve İklim Orhaneli, Bursa’nın güneyindeki engebeli düzlüklerde yeralmaktadır. İlçenin dağlık kesimleri kayın, kızılçam, karaçam, meşe, ardıç ormanları ile kaplıdır. Adırnaz (Orhaneli, Kocasu, Rhyndacos [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-3216" title="orhaneli" src="http://www.buzlu.org/images/2009/04/orhaneli.jpg" alt="orhaneli" width="354" height="265" /></p>
<p>Doğusunda Keles, güneydoğusunda Harmancık, güneyinde Büyükorhan, batısında Mustafakemalpaşa ilçeleri, kuzeyinde Bursa’nın merkez ilçeleri bulunmaktadır. Bursa’ya karayolu ile 48 km, kuşuçuşu 28 km uzaklıktadır. Nüfusu 8100’dür. Bursa nüfusunun %1,4’ü Orhaneli’nde yaşamaktadır.</p>
<p><strong>Yüzey Şekilleri ve İklim </strong></p>
<p>Orhaneli, Bursa’nın güneyindeki engebeli düzlüklerde yeralmaktadır. İlçenin dağlık kesimleri kayın, kızılçam, karaçam, meşe, ardıç ormanları ile kaplıdır. Adırnaz (Orhaneli, Kocasu, Rhyndacos Ρυνδακος, Rhyndacus) çayı ilçeden geçer. İlçe, ılıman Akdeniz iklimi ile Ege ve Marmara&#8217;nın kara iklimini taşımaktadır.<br />
<span id="more-3215"></span><br />
<strong>Ekonomi </strong></p>
<p>Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalı olan ilçede çilek, vişne yetiştirilmekte ve bu ürünler ihraç edilmektedir. Koyunun da yetiştirildiği ilçede hayvancılık büyük gelir sağlamaktadır. Krom, linyit, manyezit, asbest, dolomit, mermer, talk, kalsit, feldispat, siyanit, kireç taşı,olivin, demir içeren maden yatakları bulunmaktadır.<br />

<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5730539218345014";
/* 336x280 */
google_ad_slot = "1548689103";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>

<br />
<strong>Tarihi </strong></p>
<p>İlcenin eski adı olan Adranos, burasını avlak olarak kullanan Roma İmparatoru Hadrianus 117-138&#8242;un adından gelir. Doğu Roma (Bizans) döneminde piskoposluk merkezi olan Orhaneli, 1325’de Orhan Bey&#8217;in emri ile Turgut Alp (Turvud, Turud &gt;&gt;&gt; Durgut, Durud) tarafından Osmanlı Beyliği&#8217;ne katılmıştır. İlce merkezindeki Durdu Bey camisinin adı buradan gelir; mescidin kaybolmuş orijinal vakfiyesine sözlü aktarımla yeniden yazılan vakfiyelerde Turgud adının yanlış okunması yüzünden Durdu diye bilinmektedir.</p>
<p>Ertuğrul Bey 1188-1281 ile oğlu Ataman 1258-1325 (sonradan Yıldırım takmaadlı I. ebâyezîd بایزید , Arap olan büyük dedesi Türkmenler&#8217;in takmaadla Ede-Balı ya da Edeb-âlî diye andığı Adana doğumlu Suriye&#8217;den göçmüş, Hicazlı Kureyşli bir aileden gelen Şeyh&#8217;in soyundan gelmeyi şeref saydığından, dedesi Ataman&#8217;ın adını Osman yaptı. Ünlü gezgin İbn-i Battuta Arapça seyahatnamesinde Bursa&#8217;ya gidip Orhan Bey ile tanışmasını anlatırken, babasının adını &#8220;Atman اطمان&#8221; diye yazar, İbn-i Battuta &#8220;Osman عثمان&#8221; adını ya da Arap yazısını bilmiyor olmadığına göre Orhan&#8217;ın babasının adı Osman olamaz.Öte yandan Orhan Bey zamanında Germiyanoğlu Beyliği tarihçisi İdrisî de babasının adını &#8220;Tuman طمان&#8221; diye yazar. Osman ve Orhan ile çağdaş bütün Bizans ve Venedik tarihçileri ise &#8220;Ottoman&#8221; diye yazarlar.)</p>
<p>Ertuğrul/Erdunrıl Bey, 1279&#8242;dan başlayarak Anadolu Selçuklu Devleti&#8217;ne tabi &#8220;uçbeyi&#8221; idi, 1299&#8242;da Ataman, gene Anadolu Selçuklu Devleti&#8217;ne bağlı &#8220;büyük uçbeyi&#8221; oldu, oğlu Orhan Bey de &#8220;Büyük uçbeyi&#8221; idi, 1318&#8242;de artık Anadolu Selçuklu Devleti, İlhanlı Devleti&#8217;ne katıldığından Orhan Bey, İlhanlılar&#8217;a tabi olarak, İlhanlı Meliki Ebu&#8217;l Gazi Bahadır Han ölünceye dek durdu, Ebu&#8217;l Gazi Bahadır Han&#8217;ın 1335&#8242;te ölümünden sonra da istiklalini ilan etti, böylece &#8220;sultan&#8221; unvanını kullanmaya başladı. 1320&#8242;den beri ordunun başında bulunan Orhan Bey, devlet kurumlarını kurdu, daha önce devlet kurumları yoktu, bunları Adranos mıntıkasında yaptı, bu yüzden de asıl devlet kuruluşunun yapıldığı yere daha sonra ta 1910 yılında Orhan İli dendi.</p>
<p>Kazanın tapu kayıtlarında şimdi bile Orhan Bey&#8217;in mülkü olan köyler vardır, İlbese (Süleyman Bey, Baş, Orta, Koçu) ve Danişmend-i Atik (Eski Danişment) gibi. Orhan Bey&#8217;den mülk olarak aldığı Cebel (Dağ) mıntıkasını vakıf yapan 1. Murad&#8217;ın vakfına yerli halk hâlâ vakıf kelimesinden bozma &#8220;makıf&#8221; der. Bu arazi, şimdiki Keles (Kleos, Keles-i Cedid, Kilise-i Cedid, Cebel-i Cedid) ilcesi, şimdiki OsmanGazi&#8217;ye bağlı Soğukpınar beldesi ile Orhaneli çayının kuzeyinde kalan bütün arazidir ya da başka ifadeyle Adranos Çayı ile Uludağ arasındaki bölgedir, buraya eskiden Cebel nahiyesi denirdi. Bu vakıf arazisi köylerin Tanzimat&#8217;tan sonra kurulmuş tapu idaresi kayıtları ilk defterlerinde &#8220;Hüdâvendigâr Gâzî vakfıdur,evkâf-ı Hümâyûn&#8217;a mazbûtdur&#8221; yazar.</p>
<p>Daha önce Hadrianoi, Hadrianea, Hadrianus ad Olympum, Hadrianea ad Olympum, (öteki Adrianos&#8217;lardan ayırt etmek için Olympos (Ολυμποσ)/Keşiş Dağı/Uludağ&#8217;daki Adrianos denmiştir. Benzeri olarak Olympos&#8217;un Roma İmp.luğu&#8217;ndaki öteki Olympos adlı yerler ile karıştırmamak için Olympus ad Mysia (Misya&#8217;daki Olimpos denmiştir.) Hadrianoi (Rumca Adrianoi αδρίανοί), Hadrianea, ve yerli Rum ağzında bozularak &#8220;Adranos&#8221; ve Türkmen ağzı ile &#8220;Adırnaz&#8221; adlarıyla bilinen ilçenin merkezi Beyce kasabasıdır. Eski Yunan&#8217;ın meşhur hatibi Aristides, buralıdır. 1325&#8242;ten 1911&#8242;de Hüdavendigar Eyalet Meclisi adını Orhan İli ( اورخان ايلي) olarak değiştirinceye değin ilcenin (kaza) adı &#8220;Adranos&#8221; (yanlış imla yüzünden yanlış okunarak Atranos) (ادرنوس, ya da yanlış imla ile اطرنوس) idi. 1934 yılında TBMM kararı ile Beyce ( بكجه) kasabasının adı da ilcenin adı da Orhaneli yapılmıştır.</p>
<p>Genel kanıya göre 1325 yılında, Orhan Gazi zamanında, onun buyruğuyla soylulardan Turgud Alp Turgud Bey (ya da yanlış imla ile Turvud, Turud, ayrıca bu yanlış imla yüzünden yerli halk &#8220;Turdı&#8221;, &#8220;Turdu&#8221;, &#8220;Durdu&#8221; Bey sanmıştır.) kumandasındaki ordu tarafından alındı. İbn-i Kemal&#8217;in yazdığına göre Adranos Kalesi&#8217;ne gelindiğinde kale boştu, Tekfur ile halk dağlara kaçmışlardı, ordu onları takiple bulmuş, halk teslim olmuş ama tekfur kendini Alita Dağı&#8217;ndan aşağıya ırmağa doğru kayalıklara atarak intihar etmiştir. Daha sonra Orhan Bey&#8217;in buyruğu ulaşımı zor olan bir yer olduğu, yeniden buraya sığınan düşmanın başa bela olacağı sebebi ile kale ile çevresindeki surlar yıkılmıştır.<br />

<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5730539218345014";
/* 336x280 */
google_ad_slot = "1548689103";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>

<br />
1869 ile 1881 arasında Adranos Kazası Cebel (Keles) nahiyesi ile birlikte, Brusa Sancağı merkez kazaya bağlı nahiye yapıldı, Harmancık Nahiyesi 1869-1870&#8242;de 1 yıl için kaza yapıldı ama Adranos nahiyesi Bursa&#8217;ya bağlandı, 1871-1881 arasında Harmancık ve Gökçedağ nahiyeleri Kite(Karacabey) Kazası&#8217;na bağlı kaldı, 1882&#8242;de yeniden eski idari sisteme dönülüp, Adranos yeniden kaza yapıldı, Cebel (Keles), Harmancık, Gökçedağ nahiyeleri Adranos Kazası&#8217;na bağlandı. 8 Temmuz 1920’de Yunan işgaline uğramış ve 9 Eylül 1922’de işgalden kurtulmuştur.</p>
<p><strong>Nüfus </strong></p>
<p>İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 30 449&#8242;dir. Bunun 8 071&#8242;i ilçe merkezinde, 22 378&#8242;i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.</p>
<p>İlçe bağlısı olarak merkez hariç olmak üzere ilçe merkezine bağlı; 2 belde (Göynükbelen, Karıncalı), 53 köy ve 6 mahalleden oluşmaktadır.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/orhaneli-ilcesi-bursa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ermeni sorunu</title>
		<link>http://www.buzlu.org/ermeni-sorunu/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/ermeni-sorunu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2009 08:46:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[barut]]></category>
		<category><![CDATA[bomba]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[profesör]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3002</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa&#8217;nın müdahalesine maruz kalınca, Türk &#8211; Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı devleti&#8217;ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için Ermeniler&#8217;i Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir. Özellikle Avrupa&#8217;nın bazı büyük devletleri &#8220;ıslahat&#8221; adı altında bir yandan Osmanlı devleti&#8217;nin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermeniler&#8217;i, Osmanlı yönetimi&#8217;ne [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-3003" title="ermenistan" src="http://www.buzlu.org/images/2009/03/ermenistan.jpg" alt="ermenistan" width="250" height="226" /></p>
<p>Osmanlı devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa&#8217;nın müdahalesine maruz kalınca, Türk &#8211; Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı devleti&#8217;ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için Ermeniler&#8217;i Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir.</p>
<p>Özellikle Avrupa&#8217;nın bazı büyük devletleri &#8220;ıslahat&#8221; adı altında bir yandan Osmanlı devleti&#8217;nin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermeniler&#8217;i, Osmanlı yönetimi&#8217;ne karşı teşkilatlandırmışlardır.<br />
Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni kiliseleri&#8217;nin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, Ermeni toplumu yavaş yavaş Türkler&#8217;den uzaklaşmaya başlamıştır.</p>
<p>Türkler&#8217;in iyi tutumuna karşın, yabancı devletlerle ittifak etmek suretiyle Türkler&#8217;le mücadeleye başlayan Ermeniler, batı&#8217;nın desteğini alabilmek için kendilerini &#8220;ezilen bir toplum&#8221; olarak göstermeye ve &#8220;Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını Türkler&#8217;in gasp ettiği&#8221;ni dile getirmeye başlamışlardır.<br />
<span id="more-3002"></span><br />
Islahat fermanı ile müslümanlar ve gayri müslimler eşit statüye getirilince ayrıcalıklarını kaybeden Ermeniler, 1877 &#8211; 1878 Osmanlı &#8211; Rus Savaşı sonunda, Rusya&#8217;dan &#8220;işgal ettiği doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını&#8221; talep etmişlerdir. Bu isteklerle birlikte Ermeni sorunu ilk kez ortaya çıkmaya ve uluslar arası bir şekil almaya başlamıştır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Ermeniler, bu kez Ruslar ve İngilizler tarafından kullanılmaya başlanmış ve ingiltere&#8217;nin elinde, Rus yayılmacılığına karşı bir ileri karakol vazifesi görmüşlerdir. İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan Ermeni sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı imparatorluğu&#8217;nu yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır.</p>
<p><strong>24 Nisan 1915</strong></p>
<p>Rus ve İngiliz kışkırtmaları sonucunda meydana gelen isyan ve katliamlar karşısında Osmanlı hükümeti, herhangi bir önleme başvurmadan önce Ermeni Patriği, Ermeni milletvekilleri ve Ermeni cemaatinin ileri gelenlerine &#8220;Ermenilerin Müslümanları arkadan vurmaya ve katletmeye devam etmeleri halinde gerekli önlemleri alacağını&#8221; bildirmekle yetinmiştir. Ancak, olaylar durmak yerine giderek yoğunlaşınca, ordunun bir çok cephede savaş halinde bulunması nedeniyle cephe gerisinin emniyete alınması ihtiyacı doğmuştur.</p>
<p>Bu maksatla, 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni Komiteleri kapatılarak, yöneticilerinden 2345 kişi devlet aleyhine faaliyette bulunmak suçundan tutuklanmıştır. Osmanlı Hükümeti&#8217;nin bu kararı üzerine hareket geçen Eçmiyazin Katalikosu Kevork, ABD Cumhurbaşkanı&#8217;na şu telgrafı göndermiştir: &#8220;Sayın Başkan, Türk Ermenistanı&#8217;ndan aldığımız son haberlere göre, orada katliam başlamış ve organize bir tedhiş Ermeni halkının mevcudiyetini tehlikeye sokmuştur. Bu nazik anda Ekselanslarının ve büyük Amerikan Milletinin asil hislerine hitap ediyor, insaniyet ve Hıristiyanlık inancı adına, büyük Cumhuriyetinizin diplomatik temsilcilikleri vasıtasıyla derhal müdahale ederek, Türk fanatizminin şiddetine terkedilmiş Türkiye&#8217;deki halkımın korunmasını rica ediyorum.&#8221;</p>
<p>Başpiskopos Kevork&#8217;un telgrafını, Rusya&#8217;nın Washington Büyükelçisi&#8217;nin ABD&#8217;deki temasları izlemiştir. Bütün olup biten, yasadışı Ermeni komitelerinin kapatılması ve elebaşlarının tutuklanması olmasına rağmen, olayı bir &#8220;katliam&#8221; gibi göstermeye çalışan Ermeniler, başta ABD ve Rusya olmak üzere, çeşitli sömürgeci devletleri kendi saflarına çekmeye çalışmışlardır.</p>
<p>Diaspora Ermenilerinin her yıl sözde &#8220;Ermeni soykırımının yıldönümü&#8221; diye andıkları 24 Nisan, devlet aleyhine faaliyette bulunan ve masum insanları katleden 2345 komitecinin tutuklandığı tarihtir. Görüldüğü gibi bu tarih, sözde soykırım şöyle dursun, sözde soykırım iddialarına temel oluşturduğu iddia edilen &#8220;yer değiştirme&#8221; uygulamasıyla bile ilgili değildir.</p>
<p>Ermeni Kimliği Ve Tarihte Türk-Ermeni İlişkileri<br />
Tarihte, &#8220;Ermenistan neresidir? nerede başlar? ve nerede biter?&#8221; sorularına cevap vermek çok güçtür. ansiklopedik kaynaklarda; Erivan, Gökçegöl, Nahcıvan, Rumiye gölü kuzeyi ve Mako bölgesine, yukarı memleket anlamına gelen Armenia, bu yörelerde yaşayan halka ise Ermeni denildiği yer almaktadır.</p>
<p>Ermeni tarihçilerin bir kısmı, M.Ö. altıncı yüzyılda kuzey Suriye ve Kilikya bölgesi&#8217;nde yaşayan Hititlerden olduklarını, bir diğer kısmı ise Nuh&#8217;un oğullarından Hayk&#8217;a dayandıklarını iddia etmektedir. Bunun yanında, Ermenistan denilen coğrafyada yerleşen ve bugün Ermeni diye adlandırılan toplumun, bölgenin kesin olarak neresinde yaşadıkları, sayıları ve aynı yörede ikamet eden diğer unsurlara kıyasla nüfus oranları bilinmemektedir.</p>
<p>Görülüyor ki, Ermeni tarihçileri bile kökenleri konusunda fikir birliği içinde değildir. O halde tarih boyunca millet ve bağımsız bir devlet olma vasfını yakalayamayan bu toplumun, herhangi bir bölgeye &#8220;vatanımızdır&#8221; demeleri mümkün görülmemektedir. &#8220;Büyük Ermenistan&#8221; hayalinin de, tamamen yayılmacı bir düşüncenin ürünü olduğu değerlendirilmektedir.</p>
<p>Tarihsel olarak bakıldığında, Ermenilerin sırasıyla, Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans, Arap ve Türkler&#8217;in hakimiyeti altında yaşadıkları görülür. Ermeni derebeyliklerinin bir çoğu, bölgeye hakim olan ve/veya Ermenileri kendi saflarına çekerek kullanmak isteyen devletler tarafından kurdurulmuştur.</p>
<p>1071&#8242;de Türk hakimiyetine giren Ermeniler&#8217;i, Bizans&#8217;ın zulüm idaresinden kurtaran ve onlara insanca yaşama hakkını bahşeden, Selçuklu Türkleri olmuştur. Fatih döneminde ise, Ermenilere din ve vicdan hürriyeti verilmiş, Ermeni cemaati için dini ve sosyal faaliyetlerini yönetmek üzere Ermeni patrikliği kurulmuştur.</p>
<p>Ermeni patriği, kendi yetkisiyle ruhani reisleri azlediyor, dini ayinleri yasaklıyor, kendi adamlarından haraç toplayabiliyor, nikah işlerini yürütebiliyor ve hapis cezaları verebiliyordu.</p>
<p>Ermeniler, 19 uncu yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı idaresinde, Türk insanının hoşgörüsünden de yararlanarak, adeta altın çağlarını yaşamışlardır. Askerlikten muaf tutulan ve kısmen vergi muafiyeti tanınan Ermeniler, ticaret, zanaat ve tarım ile idari mekanizmalarda önemli görevlere yükselme fırsatını elde etmişlerdir. Rum isyanından sonra boşalan Osmanlı hariciyesine yerleştirilen Ermeniler&#8217;e Osmanlı devleti&#8217;ne hizmetlerinden dolayı &#8220;milleti sadıka&#8221; adı verilmiştir.</p>
<p>Bu nedenle 19 ncu yüzyılın son çeyreğine kadar Osmanlılar&#8217;ın bir Ermeni sorunu olmadığı gibi, Ermeni tebaa&#8217;nın da Türk yöneticileriyle halledemedikleri bir mesele mevcut değildir.</p>
<p><strong>Selçuklular Döneminda Türk-Ermeni İlişkileri</strong></p>
<p>VII. yüzyıl sonlarından itibaren Anadolu, Bizans hakimiyetinden çıkarak, önce Emevilerin, onlardan sonra ise X. yüzyılın sonlarına kadar Abbasilerin elinde kalmıştır. X. yüzyılın sonlarında Anadolu&#8217;nun tamamına Bizans yeniden hakim olmuştur.</p>
<p>Bizans İmparatoru Vasil II, hayatının son yıllarında Kafkaslar&#8217;da faaliyet göstermiştir. Ermeni Bağratuni hanedanından Gagik I&#8217;in (990-1020) ölümünden sonra bu bölgede karışıklıklar çıkmıştır. Bu durum Bizans İmparatoru&#8217;na başarılı bir müdahale fırsatı vermiştir. Gürcistan&#8217;ın bir kısmı gibi Van bölgesi de Bizans İmparatorluğu&#8217;na dahil olunmuş, Ermeni Ani hanedanlığı ise hayatı boyunca Gagik&#8217;in oğlu ve halefi olan İonnas Smbat&#8217;a kalmış, onun ölümünden sonra ise aynı şekilde Bizans İmparatorluğu&#8217;na katılmıştır.</p>
<p>Bizans İmparatorluğu, Ermenilerin yaşadıkları yerleri kendine katmakla kalmamış, aynı zamanda Ermeni tarihçi Urfalı Mateos&#8217;un da belirttiği gibi &#8220;Ermeni milletinin kumandanlarını kendi ev ve eyaletlerinden çıkarıp götürmüşler&#8221;dir.</p>
<p>1047-1048 yılında Selçuklu Veliahdı Hasan, Van Gölü bölgesine akınlara başlamıştır. Azerbaycan Genel Valiliği&#8217;ne atanan İbrahim Yınal, Tuğrul Bey&#8217;den aldığı buyruk üzerine, Kutalmış ile birlikte harekete geçerek Eylül 1048&#8242;de Pasin Ovası&#8217;nda Liparit, Aaron ve Katakalon kumandasındaki Bizans Ordusu&#8217;nu bozguna uğratmıştır.</p>
<p>Ölen Bizans İmparatoru Konstantin Dukas&#8217;ın (Mayıs 1067) yerine geçen karısı ile evlenerek iktidarı ele geçiren Romanos VI. Diogenes, Selçuklulara karşı savaşı derhal ele almış, fakat ordusunun aşırı güçsüzleşmesi nedeniyle büyük bir güçlükle de olsa çoğunluğu yabancı asıllı ücretlilerden (Peçenek, Oğuz, Norman, Frank, Ermeni, Slav, Bulgar, Alman, Hazar, Gürcü) oluşan bir ordu toplamıştır.</p>
<p>Bizans İmparatoru Malazgirt&#8217;e doğru yola çıkmadan önce, harpten dönünce Ermeni mezhebini ortadan kaldıracağına yemin etmiştir. Bizans imparatorunun ordusu, 26 Ağustos 1071 tarihinde Sultan Alparslan&#8217;ın ordusuna saldırmış, fakat bozguna uğramıştır. Bizans İmparatorunu esir alan Alparslan, barış imzaladığı Diogenes&#8217;i tahta dönmesi için büyük bir törenle İstanbul&#8217;a uğurlamıştır.</p>
<p>Uzun yıllar Bizans hakimiyeti altında yaşayan Ermenilere Bizanslıların nasıl davrandıkları konusunu, o dönemleri yaşayanlardan dinlemiş ve yazmış olan Urfalı Mateos şu şekilde aktarmıştır: &#8220;&#8230; Onlar (Romalılar) Katogikosu (Haçik&#8217;i), mezhebi için türlü işkencelere maruz bırakmışlardır. Duyduğumuza göre onlar, onu ateşle tazip etmişler, fakat o, alevlerin içinden sağ ve salim çıkıyordu.&#8221;</p>
<p>&#8220;İki yıl sonra (993-994) büyük Roma dükü, büyük bir ordu ile beraber Ermenilere karşı yürüdü, Hıristiyanların üzerine atılıp onları kılıçtan geçirdi ve esaret altına aldı. O, zehirli bir yılan gibi her yere ölüm götürdü ve böylelikle, dinsiz milletlerin yerini tutmuş oldu.&#8221;</p>
<p>Türkler, Bizanslılarla birlikte kendilerine karşı savaşan Ermenilere nasıl davranmışlardır? Bizanslıların yaptıkları gibi onları hakir mi görmüşler, zulüm mü yapmışlar, yoksa kilise ve manastırlarını mı yakmışlardır? Ermeniler başta olmak üzere, Selçuklu yönetiminde yaşayan bütün gayrimüslim azınlığa gösterilen hoşgörüyü Urfalı Mateos şu şekilde kaydetmiştir:</p>
<p>&#8220;539 (27 Şubat 1090-26 Şubat 1091) tarihinde Ermeni Katogikosu Barseg, cihangir sultan Melikşah&#8217;ın yanına gitti. Katogikos bazı yerlerde Hıristiyanların tazyik edildiğini, Allah&#8217;ın kiliseleri ile ruhanilerden vergi istenildiğini ve manastırlarda piskoposların vergi için tazyik edildiğini görüp, İranlıların ve bütün Hıristiyanların âlicenap ve tatlı sultanının huzuruna gidip, bütün bunları ona arz etmeye karar verdi. Sultan, senyor Barseg&#8217;i huzura kabul edip, ona büyük iltifat gösterdi ve onun arzularını yerine getirdi. Sultan, bütün kilise ve manastırları ve ruhanileri vergiden muaf tuttu ve Ermeni katogikosuna fermanlar verip onu iltifatla uğurladı.&#8221;</p>
<p>Bu ifadelerden de açıkça anlaşıldığı gibi Selçuklu Türkleri, Ermenilere ve diğer gayrimüslim halka Bizanslıların göstermediği hoşgörüyü göstermiş ve onların dinlerini ve sosyal yaşantılarını korumalarını sağlamıştır. Bu anlayış, Anadolu Selçukluları döneminde de devam etmiştir. Gösterilen tüm bu hoşgörülere rağmen, bazen Ermenilerin Bizanslıların ve Haçlı Seferleri sırasında Haçlıların yanlarında yer aldıkları da bilinmektedir.</p>
<p><strong>Osmanlı-Ermeni İlişkileri</strong></p>
<p>Osmanlı devletinin ilk kuruluş yıllarında Ermeniler, genellikle Çukurova, Doğu Anadolu ile Kafkasya bölgelerinde küçük prenslikler ve beylikler halinde ve dağınık durumdaydılar. İran, Bizans, Gürcü, Selçuklu devletleri ve diğer küçük devlet ve beyliklerle karışmışlardı ve bunların yönetimi altındaydılar.</p>
<p>Ermenilerin Osmanlılarla ilk ilişkileri, çok azınlıkta bulundukları Anadolu&#8217;nun batı bölgesinde başlamıştır. Osman Gazi 1324 yılında Bursa&#8217;yı devlete merkez yaptıktan sonra, Kütahya&#8217;daki Ermenilerin çoğunluğu ve Ermeni ruhani reisliği Bursa&#8217;ya nakledilmiştir.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmet 1453&#8242;de İstanbul&#8217;u aldıktan sonra Ermenilerin Bursa&#8217;daki ruhani başkanı Hovakim&#8217;i İstanbul&#8217;a getirmiş ve 1461&#8242;de yayınladığı bir fermanla Ermeni Patrikliği&#8217;ni kurdurmuştur. Yavuz Sultan Selim&#8217;in 1514-1516&#8242;da Güney Kafkasya ve Doğu Anadolu&#8217;yu fethetmesiyle buradaki Ermeniler de aynı cemaat bünyesine alınarak İstanbul Patrikliği&#8217;ne bağlanmışlardır.</p>
<p>Tarihlerinde hiçbir devletten ve hükümdardan görmedikleri ilgiyi Osmanlı devletinden gören Ermeniler, Türk milletine samimi olarak bağlanmışlardır. Bu yüzden kısa bir süre içinde çeşitli yerlerden İstanbul&#8217;a göçen Ermeniler büyük bir cemaat oluşturmuş ve dünyanın en refah içindeki cemaatlerinden birisi haline gelmişlerdir.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmet&#8217;ten Sultan II. Mahmud&#8217;a kadar 350 yıllık süre içinde Hıristiyanların ve dolayısıyla Ermenilerin dini ve toplumsal işlerine kesinlikle karışılmamıştır. &#8220;Amira&#8221; denilen bankerlerden, tüccarlardan ve devlet memurlarından oluşan Ermenilerin yardımıyla; birçok okul, matbaa, kütüphane açılmış, birçok Ermeni genci öğrenim yapmak ve sanat öğrenmek üzere Avrupa&#8217;ya gönderilmiştir. Aynı dönemde bu haklardan Rusya yönetimindeki Ermeniler yararlanamamışlardır.</p>
<p>Ermeni Patriği Nerses 1876 yılında Vatandaşlık Meclisi Şurası&#8217;na sunduğu mektubunda, &#8220;Şayet günümüze kadar Ermeni milleti, millet olarak korunduysa ve inancını, kilisesini, dilini, tarihi ve kültürel değerlerini koruyorsa, tüm bunlar Türk hükümetinin Ermeni milletine gösterdiği koruma, yardım ve hayırseverlik sayesindedir. Kader, Ermenileri Türklere bağlamıştır. Bundan dolayı Ermeniler, devletin savaş ve ağır sınav günlerinde buna kayıtsızca davranamaz. Aksine her zaman oldukları gibi ona yardım etmek zorundadırlar. Vatanını seven Ermeni, devlete yardım ederek, Ermeni milletinin hizmet ve yardımının en iyisini görecektir.&#8221; demektedir. Görüldüğü gibi Patrik Nerses, Ermenilerin Osmanlı yönetiminde sahip oldukları haklar sayesinde benliklerini muhafaza ettiklerini belirtmektedir.</p>
<p>Osmanlı devleti, Gülhane Hatt-ı Hümayunu ile yapmayı vaadettiği ıslahatları ilân etmiş, ancak gayrimüslimler verilen yeni haklardan memnun kalmamışlardır. Tanzimat ile gayrimüslimlere askerlik mükellefiyeti getirilmiş, devlet memuriyetleriyle idari ve askeri okullara girmelerine izin verilmiştir. Buna dayanarak Ermeniler, 1863&#8242;de yürürlüğe giren 99 maddeden oluşan Ermeni Milleti Nizamnamesi&#8217;ni bir fermanla Babıâli&#8217;ye onaylatmışlardır.</p>
<p>Osmanlı yönetimindeki diğer gayrimüslim azınlıklar gibi Ermeniler de her zaman birinci sınıf vatandaş muamelesi görmüşler; askere gitmedikleri gibi, özellikle ticari hayatta kilit noktaları ellerine geçirmek suretiyle, toplum içinde ön plana çıkmışlar, zengin olmuşlardır.</p>
<p>Devlete bağlılıkları, Türk adetlerini benimsemeleri, hatta iyi Türkçe konuşmaları, Ermenilerin devlete ait resmi veya özel işlere atanmalarına sebep olmuştur. Bu bakımdan 16. yüzyılda Ermeni asıllı Mehmet Paşa gibi vezirlik rütbesine kadar yükselen devlet adamları, 18. yüzyılda Divrikli Düzyan soyundan saray kuyumcuları ve sonradan Darphane bakanları, Sasyan ailesinden saray doktorları, 19. yüzyılda Bezciyan ailesinden Darphane bakanları, Dadyan ailesinden Baruthane bakanları devletin en yüksek kademelerinde görevler yapmışlardır. 19. yüzyılda ve Abdülhamit devrinde ve sonrasında ise Ermeni dış işleri görevlileri ve bakanlar bulunmaktadır. Ayrıca birçok Ermeni de Osmanlı devlet adamlarına danışmanlık yapmıştır.</p>
<p>Ermeniler iddia edildiği gibi soykırıma uğrayan bir topluluk değil, devletin her kademesinde, her meslekte önemli yerler edinmiş bir grup olmuştur.</p>
<p>Osmanlı-Ermeni ilişkileri açısından en çarpıcı açıklamalar, bizzat Türkiye&#8217;deki Ermeni cemaatinin önderlerinden gelmiştir. Ermeni Patriği II. Mesrob, 22 Mayıs 1999 günü Hilton Oteli&#8217;ndeki resepsiyonda yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullanmıştır: &#8220;3. Binyılın eşiğindeyiz. İnsanlık tarihinde yeni bir dönemin başlangıcını kutlamaya hazırlanıyoruz. Bunun hepimiz için büyük fırsat olduğunu düşünüyorum. Geleceğimizi kıtaların, kültürlerin ve halkların birlikteliği düşüyle tayin etme fırsatı&#8230;</p>
<p>İnsan hayatına, kişisel hak ve özgürlüklere saygı, adil ve her türlü şiddetten uzak bir dünya hepimizin ortak özlemi.</p>
<p>Önümüzdeki bu dönüm noktası yalnızca eşsiz bir fırsat değil, aynı zamanda çetin bir sınav sunuyor bizlere. Geride bırakmaya hazırlandığımız 2. Binyıl trajik olaylarla doluydu.</p>
<p>Yine de geride bıraktıklarımız arasında hep saygıyla yad edeceğimiz, önümüzdeki binyıllarda da sevinçle kutlayacağımız nice olaylar yok değil.</p>
<p><strong>Tıpkı bugün kutladığımız gibi.</strong></p>
<p>İstanbul Ermeni Patrikliği&#8217;nin kuruluşu tarihte eşine rastlayamayacağımız bir olaydır. Fatih Sultan Mehmet&#8217;in İstanbul&#8217;u fethinden sekiz yıl sonra, 1461&#8242;de Batı Anadolu&#8217;daki Ermeni episkoposluğunu çıkardığı bir fermanla İstanbul Patrikliği&#8217;ne dönüştürmesi Fatih&#8217;in ve Osmanlı Sultanlarının gelecek vizyonu ve diğer dinlere gösterdiği hoşgörünün çok açık bir örneğidir.</p>
<p>Tarihte bir dine mensup bir hükümdarın başka bir dinin üyeleri için ruhani riyaset makamı tesis etmesi, ne Fatih&#8217;ten önce, ne de sonra görüldü. Yeni bir binyıla girerken dünyada yaşanan gerginlikleri, özellikle yakın çevremizdeki savaş ortamını göz önünde bulunduracak olursak, 538 yıl önce gerçekleşen bu olayın değerini, dinler ve kültürler arası hoşgörünün önemini, sanıyorum daha iyi kavrayabiliriz.</p>
<p>İmparatorluk sınırları içindeki Ermeni toplumunun hayatını onun örf ve adetlerine göre düzenleyen Fatih Sultan Mehmet&#8217;i, onun doğrultusunda ülkeye hizmet eden devlet adamlarını ve 1461&#8242;deki ilk İstanbul Ermeni Patriği Bursalı Hovagim&#8217;den başlayarak bu makama sadakatle hizmet eden 83 patriğimizi sevgiyle ve minnetle anıyoruz. Biz Türkiye Ermenileri, ülkemizde yaşayan en kalabalık Hıristiyan cemaati olarak 75. yılını coşkuyla kutladığımız Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin aydınlık geleceğine tüm kalbimizle inanıyor ve yarınlara ümitle bakıyoruz.&#8221;</p>
<p><strong>Ermeni Sorununun Ortaya Çıkışı </strong></p>
<p>Osmanlı Devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa&#8217;nın müdahalesine maruz kalınca, Türk &#8211; Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı Devleti&#8217;ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için Ermenileri Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir. Özellikle Avrupa&#8217;nın bazı büyük devletleri &#8220;ıslahat&#8221; adı altında bir yandan Osmanlı Devleti&#8217;nin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermenileri, Osmanlı yönetimine karşı teşkilatlandırmışlardır. Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni Kiliseleri&#8217;nin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, Ermeni toplumu yavaş yavaş Türklerden uzaklaşmaya başlamıştır.</p>
<p>Türklerin iyi tutumuna karşın, yabancı devletlerle ittifak etmek suretiyle Türklerle mücadeleye başlayan Ermeniler, Batının desteğini alabilmek için kendilerini &#8220;ezilen bir toplum&#8221; olarak göstermeye ve &#8220;Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını Türklerin gasp ettiği&#8221; iddiasını dile getirmeye başlamışlardır.</p>
<p>Islahat Fermanı ile Müslümanlar ve Gayr-i Müslimler eşit statüye getirilince ayrıcalıklarını kaybeden Ermeniler, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda, Rusya&#8217;dan &#8220;işgal ettiği Doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını&#8221; talep etmişlerdir. Bu isteklerle birlikte Ermeni sorunu ilk kez ortaya çıkmaya ve uluslararası bir şekil almaya başlamıştır.</p>
<p>1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı&#8217;nın ardından imzalanan Ayastefanos Anlaşması&#8217;nın Osmanlı Devleti&#8217;nce kabullenilmek zorunda kalınan 16. maddesi şöyledir:<br />
&#8220;Ermenistan&#8217;dan Rusya askerinin istilası altında bulunup Osmanlı Devleti&#8217;ne verilmesi gereken yerlerin boşaltılması oralarda iki devletin dostane ilişkilerinde zararlı karışıklıklara yol açabileceğinden, Osmanlı Devleti Ermenilerin barındığı eyaletlerde mahalli menfaatlerin gerektirdiği ıslahat ve düzenlemeyi vakit kaybetmeksizin yapmayı ve Ermenilerin Kürtlere ve Çerkezlere karşı güvenliklerini sağlamayı garanti eder&#8221;.</p>
<p>Anlaşmanın bu hükmü, esas itibariyle bağımsızlık kazanmak isteyen Ermenileri tam anlamıyla tatmin etmemiş olsa dahi &#8220;Ermeni Sorunu&#8221;nun tarihte ilk kez bir uluslararası belgeye yansıması ve &#8220;Ermenistan&#8221; diye bir bölgenin varlığından söz edilmesi yönünden büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>1878 yılında toplanan Berlin Kongresi sonucunda imzalanan Berlin Antlaşması&#8217;nın 61. maddesi de Ayastefanos Anlaşması&#8217;nın 16. maddesi yerine şu hükmü getirmiştir: &#8220;Osmanlı Hükümeti, halkı Ermeni olan eyaletlerde mahalli ihtiyaçların gerektirdiği ıslahatı yapmayı ve Ermenilerin Çerkez ve Kürtlere karşı huzur ve güvenliklerini garanti etmeyi taahhüt eder ve bu konuda alınacak tedbirleri devletlere bildireceğinden, bu devletler söz konusu tedbirlerin uygulanmasını gözeteceklerdir&#8221;.</p>
<p>Berlin Antlaşması&#8217;nın bu hükmü ile Türk-Ermeni ilişkilerine yabancı güçlerin müdahale edebilmesi hakkı tanınmış olmaktadır. Böylece Ermeniler, Ruslar ve İngilizler tarafından kullanılmaya başlanmış ve İngiltere&#8217;nin elinde Rus yayılmacılığına karşı bir ileri karakol vazifesi görmüşlerdir. İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan Ermeni Sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı Devleti&#8217;ni yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır. Sözde Ermeni soykırımı iddiaları ve yalanları da işte bu politikanın propaganda ürünüdür!..</p>
<p><strong>Tehcir Kanunu, Uygulaması Ve Sözde Ermeni Soykırım İddiası</strong><br />
Osmanlı Hükümeti’nin bütün iyi niyetine rağmen, ülkede Ermeni olaylarının giderek yoğunluşması, savunmasız kalan Türk kadın ve çocuklarına Ermeni saldırılarının artması ve ordunun bir çok cephede savaş halinde bulunması nedeniyle mahalli isyanların topyekün bir ihanete dönüşmemesi için, cephe gerisinin emniyete alınması ihtiyacı doğmuştur.</p>
<p>Bu maksatla, 24 Nisan 1915&#8242;de Ermeni komiteleri kapatılmış ve yöneticilerinden 2345 kişi, &#8220;devlet aleyhine faaliyette bulunmak&#8221; suçundan tutuklanmıştır. Ermenilerin her yıl &#8220;sözde soykırım anma günü&#8221; olarak andıkları 24 Nisan, bu tarih olup tehcirle alakalı degildir.&#8221;</p>
<p>Komitelerin kapatılması, ele başlarının ve bazı teröristlerin tutuklanması, olayları yatıştıracağına daha da şiddetlendirmiştir. Osmanlı Hükümeti son insani çare olarak; savaş bölgelerindeki halk ile Osmanlı Devleti&#8217;ne karşı casusluk ve hiyanetleri görülenlerin, ayrı ayrı -veya birlikte savaş alanlarından uzak yerlere &#8220;sevk ve iskanı&#8221; için 27 Mayıs 1915&#8242;de &#8220;tehcir kanunu&#8221;nu çıkarmıştır.<br />
Göçe tabi tutulanlar, imparatorluk sınırları içinde Ordu-Kastamonu, Ankara-Niğde, Malatya-Maraş, Diyarbakır-Urfa-Adana ve Suriye-Irak bölgelerine gönderilmiş olup, 1916 Ekim sonuna kadar toplam 702.900 kişinin göç ettirildiği belgeleriyle sabittir.</p>
<p>1914 yılı resmi verilerine göre Osmanlı Devleti&#8217;nde 1.234.671 Ermeni nüfusu bulunmaktadır. bu sayı Ermeni patrikhanesi&#8217;ne göre 2.5 milyon, lozan konferansı Ermeni heyetine göre 2.2 milyon, Fransız sarı kitabı&#8217;na göre 1.5 milyon, Britannica&#8217;ya göre 1.5 milyon, ve İngiliz yıllığına göre 1 milyon olarak belirtilmektedir.<br />
Buna göre en fazla 700.000 kişinin göçe tabi tutulduğu bir yer değiştirme olayında, Ermenilerin iddia ettiği gibi 2-3 milyon kişinin öldürülmesi mümkün değildir. çünkü, zaten Osmanlı devleti içinde 1.230.000 civarında Ermeni bulunmaktadır. bunun da ötesinde eğer Osmanlı devleti Ermeni tebaasından kurtulmak isteseydi, bunu asimilasyon yoluyla halledebilirdi. oysa açıklandığı üzere Ermeniler, imparatorluk içerisinde Türklerden bile rahat bir yaşam sürdürmüşlerdir.</p>
<p>O halde sözde Ermeni soykırım iddiası tamamen uydurma olup, hiç bir belge ve kanıta dayanmayan, hukuki zeminden yoksun olan ve Türk düşmanlığı üzerine bina edilen, gerçek dışı, bir hayal ürünüdür.<br />
Asoghik ve Mateos&#8217;dan Voltaire, Lamartine, Claide Farrere, Pierre Loti, Nogueres, İlone Caetani, Philip Mashall Brown, Michelet, Sir Charles Wilson, Politis, Arnold, Bronsart, Roux, Grousset, Edgar Granville, Garnier, Toynbee, Price, Bombaci&#8217;ya kadar uzanan ve bazılarına hiç de Türk dostu damgası vurulmayacak pek çok tarihçi ve yazar Türklerin bu konudaki hakkını teslim etmişlerdir.</p>
<p>Nitekim ABD&#8217;li Ermeni profesör Hovannısıan, 1982 yılında Münih&#8217;te yapılmış olan &#8220;dünya Ermenilerinin problemleri kongresi&#8217;nde bu gerçeği, &#8220;Ermeni soykırımı ispatlanamamıştır. Soykırım hukuken geçersizdir ve zaten zaman aşımına da uğramıştır&#8221; şeklinde dile getirmiştir.</p>
<p>Ayrıca, 1998 Haziran ayı içerisinde İngiliz Hükümeti, lordlar kamarasında Ermeni soykırımına ilişkin sorulara maruz kalmış ve bunlara yazılı olarak, &#8220;Türk Hükümeti&#8217;nin Ermeni tebasını yok etmeye dair bir kararının mevcudiyetine ilişkin bir kanıt bulunamadığından, İngiliz Hükümeti, 1915 olaylarını soykırım olarak tanımamıştır&#8221; yanıtını vermiştir.</p>
<p>ABD&#8217;li Prof. Bernard Lewis ve Prof. Stanford Shaw da, sözde Ermeni soykırımının gerçek olmadığı konusundaki tezleri nedeniyle, Ermenilerin yoğun tepkisine maruz kalmıştır. soykırım iddiasına Bernard Lewis, 1993 yılında &#8220;Le Monde&#8221; gazetesinde yayımlanan makalesinde şöyle değinmiştir: &#8220;Osmanlı Hükümeti&#8217;nin Ermeni ulusuna karşı kitlesel imhayı öngören bir planı olduğunu gösteren geçerli kanıt yoktur. Türklerin &#8220;tehcire&#8221; (Ermeni halkın savaş alanından alınarak başka yerlere gönderilmesi) başvurmalarının meşru nedenleri vardır. Çünkü Ermeniler, Osmanlı topraklarını işgal eden Rusya ile ittifak halinde Türklere karşı çarpışıyorlardı&#8221;. Yine Dr. Karakın Pastırmacıyan&#8217;ın &#8220;Anadolu&#8217;yu sarkı şimendifer meselesi&#8221; adlı kitabında, Erzurum çevresinde yaşayan 15.000 civarındaki Ermeninin kendi isteğiyle Türkiye&#8217;yi terk ettiği, Ermenilere Türkler tarafından baskı yapılmadığı ve soykırım gibi bir muamelenin olmadığı yer almaktadır.</p>
<p><strong>Bugünkü Durum Ve Sonuç </strong><br />
SSCB&#8217;nin dağılmasından sonra, 23 Eylül 1991&#8242;de bağımsızlığını ilan eden Ermenistan Cumhuriyeti, Türkiye&#8217;ye yönelik &#8220;sözde soykırım&#8221; iddialarını bir devlet politikası haline getirmiştir. Ermeniler, zulme ve haksızlığa uğramış bir toplum imajı yaratarak, dünya kamuoyunu başta ABD ve Fransa olmak üzere belli başlı devletleri ve uluslararası kuruluşları, Ermeni davası lehine çekmeye çalışmaktadır.</p>
<p>Böylece soykırım iddiaların kabulü ve tesciline bağlı olarak, Türkiye&#8217;den yüklü bir tazminat almak ve son aşamada ise Türkiye sınırları içerisinde bulunduğunu iddia ettikleri sözde Ermeni topraklarının iadesini sağlayarak büyük Ermenistan&#8217;ı kurmak yönünde bir siyaset izlemektedirler. Nitekim Ermenistan parlamentosu 23 Ağustos 1990&#8242;da kabul ettiği bildiride; &#8220;Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiyesi ve batı Ermenistan&#8217;da gerçekleştirilen 1915 soykırımının uluslararası kabul görmesi çabasını destekler&#8221; maddesine yer vermiştir.</p>
<p>Sözde soykırımın tanınmasını hedefleyen girişimler, özellikle Belçika, Fransa, Avustralya, Yunanistan, Lübnan, Kanada, Rusya, ABD ve Arjantin&#8217;de yoğunlaşmış ve bu ülkelerde ardı ardına soykırım anıtları dikilmeye başlanmış, hatta bazılarının okullarında sözde soykırım ders olarak okutulmaya başlanmıştır. Bu alanda en önemli gelişme ise 29 Mayıs 1998&#8242;de Fransa meclisi tarafından sözde Ermeni soykırımının resmen tanınmasına dair tasarının onay için senatoya gönderilmesidir.</p>
<p>Ter-Petrosyan yönetiminin nispeten ılımlı tutumundan sonra, Nisan 1998&#8242;de Koçaryan&#8217;ın cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte, aşırı milliyetçi hareketler serbest bırakılmış, ve Ermenistan Türkiye ile ilişkilerinde sertlik yanlısı bir politika izlemeye başlamıştır.</p>
<p>Bunun yanı sıra Koçaryan, yapmış olduğu resmi bir açıklamada; &#8220;soykırımı hiçbir zaman unutmayacaklarını, dünyaya bu trajediyi hatırlatmak durumunda olduklarını, soykırımın cezasız kaldığını ve uluslar arası tanıma ile kınamanın layık olduğu şekilde gerçekleşmediğini&#8221; ifade etmiş, birleşmiş milletler genel kurulu&#8217;nun 53. oturumunda da bilinen iddialarını tekrarlayarak, Ermenistan&#8217;ın Türkiye ve Azerbaycan tarafından abluka altına alındığını dile getirmiştir.</p>
<p>Günümüzde sözde Ermeni soykırımı adı ile bütünleşmiş olarak görünen Ermeni sorununun; Türkiye&#8217;den tazminat almak ve ardından toprak talep etmek, PKK terör örgütüne örtülü de olsa destek vermek ve Türkiye&#8217;ye dost olmayan çevre ülkelerle ittifak kurmak suretiyle ülkemiz aleyhine faaliyetlerde bulunmak ve Yukarı Karabağ ile Azerbaycan konusunda uzlaşmaz bir tutum içerisinde olmak gibi boyutları bulunmaktadır.</p>
<p>Sonuç olarak Ermeni sorunu, Osmanlı döneminde bu imparatorluğu parçalayarak çıkarlarına ulaşmayı amaçlayan ülkelerce ortaya çıkarılmış, bu gün ise isimleri değişmekle birlikte aynı çıkar çevrelerinin Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirmek istemeleri ve bölgede güçlü bir Türkiye arzu etmemelerinden dolayı, çeşitli yönleriyle birlikte sıcak tutulan sun&#8217;i bir sorundur.</p>
<p><strong>Basında Ermeni Sorunu </strong></p>
<p><strong>29 Ekim 2000 – Askerin Soykırım Cevabı (R.Mengi – Sabah Gazetesi)</strong><br />
İsimleri değiştiren aynı çıkar çevreleri, güçlü bir Türkiye arzu etmiyorlar. iddiaları sıcak tutuyorlar. Ermeniler, hakimiyeti altındaki devletlere ihanetlerinde sayısız göçe tabi tutuldular. Hedefleri Türkiye&#8217;den tazminat almak. İddia ettikleri sözde Ermenistan&#8217;ı kurmak.<br />
Genelkurmay Başkanlığı, sözde Ermeni soykırım iddialarını, &#8220;sun&#8217;i bir sorun&#8221; olarak nitelendirdi ve sert bir dille eleştirdi. Genelkurmay Başkanlığı, iddialar hakkında, &#8220;Ermeni sorunu, Osmanlı Dönemi&#8217;nde bu imparatorluğu parçalayarak çıkarlarına ulaşmayı amaçlayan ülkelerce ortaya çıkarılmış, bugün ise isimleri değişmekle birlikte aynı çıkar çevrelerinin Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirmek istemeleri ve bölgede güçlü bir Türkiye arzu etmemelerinden dolayı, çeşitli yönleriyle birlikte sıcak tutulan sun&#8217;i bir sorundur&#8221; dedi.</p>
<p>Genelkurmay, internetteki sitesi aracılığıyla Türkçe ve İngilizce olarak, &#8220;Ermeni Sorunu&#8221; başlığı altında sözde soykırım iddialarını bütün boyutları ile değerlendiren bir açıklama yayınladı. Genelkurmay iddialara duyduğu tepkiyi, &#8220;Tarih boyunca sayısız göç ve sürgün olayına maruz kalan Ermeniler&#8217;in bunların hiçbirini gündeme getirmeden sadece 1915&#8242;te Osmanlı tarafından son derece haklı gerekçelerle göçe tabi tutulmalarını sözde soykırım adı ile gündeme getirmeleri maksatlı olup, Türkiye&#8217;nin bütünlüğünü bozmaya yönelik politikaların bir ürünüdür. Batılı ülkelerin, Afrika ve Balkanlar&#8217;da yaşanmakta olan gerçek anlamdaki, soykırıma seyirci kalarak, soykırımına sahip çıkmaları, bunun göstergesidir&#8221; şeklinde dile getirdi. 1960&#8242;lı yılların ikinci yarısından itibaren Ermeni grupların Türkiye aleyhine başlattıkları karalama kampanyaları 1973&#8242;ten sonra &#8220;Kanlı Ermeni Terörizmi&#8221;ne dönüştürüldüğü vurgulandı.</p>
<p><strong>2. 8 Haziran 2001 &#8211; Yunanistan Ermeni desteğini arttırdı</strong><br />
Depremler sırasında pek dost olduğumuz ve bu dostluğun sonsuza dek süreceğine inandığımız Yunanistan, Türkiye&#8217;de ekonomik kriz başladığında gazetelerinden bas bas bağırıyordu; &#8220;Artık onlardan korkmaya gerek kalmadı, güçlü Türkiye çöküyor&#8221; diye.. Şimdi ise hazır onları zayıf yakalamışken bir darbe de biz indirelim çabasındalar.</p>
<p>Her ne kadar biz Ermeni Soykırım iddiasının Amerikan eyaletlerinde arka arkaya kabulüne pek de önem vermiyor, halâ bütün kaybımıza rağmen Bush hükümetine karşı bu konuda istikrarlı şekilde belli bir politika izlemiyor, ABD&#8217;de konferanslarla, TV programlarıyla gerçeği anlatma yoluna gitmiyorsak da Ermeniler &#8220;Eyaletlerin Kabulü&#8221;nü uluslararası baskı için kullanmaya başladılar bile.<br />
Yunan gazetelerinde &#8220;Gerçeği bilin ki, gerçek sizi özgürleştirsin&#8221; başlığıyla ve İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkelerin etkin isimlerinin desteğiyle çıkan haberlerde Fransa, İtalya, Belçika, Rusya, İsveç ve 26 Amerikan Eyaletinin kabul ettiği soykırımı insan hakları çerçevesinde Türkiye&#8217;nin de kabul etmesi için Amerika ve İngiltere&#8217;nin Türkiye&#8217;ye baskı yapması isteniyor.</p>
<p>&#8220;Soykırımı kabul ediverelim ne olacak&#8221; diyen Dr. Taner Akçam beyefendi de bol bol yağlanmış &#8216;Adil ve gerçekçi Türk&#8217; olarak.. Sevsinler adil ve gerçekçi doktoru.. Acaba koca dünyada, onun gibi karşı tarafı destekleyen tek bir Ermenistan vatandaşı bulabilir mi?<br />
ABD&#8217;de Türk akademisyenler, 1915 olayları ve tarih konusunda uzman bütün akademisyenlere, insanlık adına gerçeği belgelerle birlikte ortaya koymak üzere çağrıda bulundular. 69 Amerikalı akademisyenin (Osmanlı, Türkiye ve Ortadoğu uzmanı) 19 Mayıs 1985&#8242;de New York Times ve Washington Post&#8217;ta yayınlanan ve soykırım olmadığını anlatan bildirisine de bu çağrıda yer verdiler. Ama sonuç alabildiklerini sanmıyorum.<br />
Turkish Forum her gün İnternet&#8217;te olayları anlatıyor, gelişmeleri açıklıyor, dakika dakika izliyor&#8230; Bugün halâ 1985&#8242;teki akademisyenlerin söylediğini tekrarlayan ABD&#8217;li ve İngiliz ünlü profesörler var. Ama Ermeni baskısıyla susturuluyorlar.<br />
Ve biz yolsuzluk, ekonomi, polis devleti, bakanların yer değiştirmesi, koltuk kavgaları gibi konularla meşgul olduğumuz için Ermeni olayını gözardı ediyoruz.</p>
<p>ABD&#8217;li ve Avrupalı uzmanlar doğu bölgelerimize sık sık geziler düzenliyorlar. Amerikalı Ermeniler doğuda otel açıp çıkan sorunları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi&#8217;ne taşıyorlar.<br />
Bu kez de &#8220;İnsan Hakları&#8221; diye, ABD ve Avrupa&#8217;nın kafamıza kakıp durduğu eksiğimizden yararlanma amacındalar.</p>
<p><strong>3. Ermeniler&#8217;in asıl plânları ne?</strong><br />
Türkiye&#8217;ye çalışmak üzere gelen ve iş izni olmadığı halde burada rahatça yaşayan ve çalışan 30 bin kadar Ermeni&#8217;nin sınır dışı edilmesinin yerinde bir karar olacağını geçen Cuma &#8220;Rencide edebiliriz&#8221; başlığıyla yazmıştım.</p>
<p>Kısa fakat mesajını net olarak veren bu yazı üzerine okurlarımızdan çok sayıda tepki geldi. Bunların bazıları (genellikle yurtdışından gelenler) Ermeniler&#8217;in tüm ülkelerde Türkiye aleyhtarı faaliyetlerini sürdürdüklerini, Amerikan Parlamentosu&#8217;nda gelinen noktanın da bu faaliyetlerin sonucu değil henüz başlangıcı olduğunu, Ermeniler&#8217;in, eğer Amerika&#8217;da karar çıkarsa çabalarını yoğunlaştıracağını belirtiyor ve bu konuda alınacak her türlü önlemi haklı buluyor.<br />
<strong><br />
Bu tasarıyla bitmeyecek </strong><br />
İşte Chicago&#8217;dan yazan Dr. Erol Yorulmazoğlu&#8217;nun söyledikleri: &#8220;Geçtiğimiz ilkbahar aylarında partilerin ön seçim sıralarında, Chicago çevresinden Cumhuriyetçi Parti meclis üyeliğine aday bir zat ile buluşmuştuk. Bu zatın ta kendisi bizlere bizden önce Ermeni toplumu ile buluştuğunu ve onlarla Ermeni soykırımı konusunu görüştüğünü söylemişti. Ermeniler ona ilerde Türkiye&#8217;den toprak talep edeceklerini söylemişlerdi. Evet arkadaşlar, ilerdeki tehlike budur.”</p>
<p>Ermeni aşırıcıları artık hem ABD politikasını hem de ABD basınını arka ceplerine koymayı başarmışlardır. İnce hesaplarla, Atatürk&#8217;ün silmeyi başardığı Sevr Anlaşması&#8217;nı hortlatmaya, &#8216;Wilson Ermenistan&#8217;ı&#8217; denen haritayı canlandırmaya çalışıyorlar. Bu haritaya göre o devrenin ABD Başkanı Ermeniler&#8217;e Trabzon&#8217;dan Adana&#8217;ya çizgi çekin, o çizginin doğusunu verecekti. Ayrıca Yahudiler nasıl İsviçre bankalarından para koparmayı başarabilmişlerse, bu fanatikler de aynı şeyi bize yapmayı arzuluyorlar. Bu tasarıların ardından Türkiye&#8217;yi cezalandırma gelecek. Yıllardır Türkiye&#8217;yi uyardık ama ses çıkmadı.</p>
<p>Bu fanatikler ayrıca birçok ABD eyaletinde kendi yorumladıkları tarih kitaplarını çıkararak saf ABD gençliğinin beynini de yıkıyorlar. Böylelikle yeni ABD kuşağı haliyle bize karşı olacaktır. (&#8230;.)<br />
Biz Türk Amerikalılar her ne kadar Ermeni&#8217;nin imkânlarına sahip olmasak da mücadelemize devam edeceğiz. Sizleri de aramızda görmekten memnun oluruz. Saygılarımla..&#8221;<br />
&#8220;Ermeniler&#8217;in asıl plânları ne?&#8221; derken tabii ki sadece Dr. Yorulmazoğlu&#8217;nun yazdıkları değil beni etkileyen. Amerika&#8217;daki Türkler&#8217;in yıllardır bu konudaki yaptıkları çalışmaları, yazışmaları izliyorum. Hepsinin anlattıkları hemen hemen aynı.</p>
<p>Yazıma olumsuz tepki gösteren okurlarımız ise Türkiye&#8217;de çalışan Ermeniler&#8217;in Amerika&#8217;dakilerle ilgisi olmadığından yola çıkmışlar.<br />
Oysa Amerika&#8217;daki Ermeni lobisini Ermenistan yönetiminin tahrik ettiğini hepimiz biliyoruz. Dünya biliyor. O zaman -en azından Ermenistan&#8217;a yaptıklarının bir karşılığı olacağını anlatmak için- iş izni olmadığı halde sadece vize alarak Türkiye&#8217;ye gelen ve salına salına çalışan Ermenistan vatandaşlarının sınırdışı edilmesinde ne sakınca var?. Acaba hangimiz, hangi Batı ülkesinde böyle bir özgürlüğe sahibiz bir düşünün bakalım. (Osmanlı döneminde olduğu gibi bunun Türk-Ermeni vatandaşlarla hiçbir ilgisi olmadığının altını çizelim)</p>
<p><em><strong>KRONOLOJİ</strong></em></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="473">
<tbody>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1022</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Ermeni   topraklarının İmparator II. Basileios tarafından Bizans topraklarına   katılması üzerine 40 bin Ermeni Anadolu&#8217;ya sürgün edildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1046</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Ermeni   hanedanları Bizans İmparatoru IX. Konstantin tarafından katledilerek yok   edildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1054</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Sultan   Tuğrul Bey döneminde Selçuklulara bağlanan Ermenilere özerklik verildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1098</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Ermeniler   Haçlılarla işbirliği yaptılar.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1461</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Fatih   Sultan Mehmed, Bursa&#8217;daki Ermeni Piskoposu Hovakim&#8217;i (Ovakim) İstanbul&#8217;a   getirterek kendisine Patrik unvanını verdi ve Ermenilere birçok haklar   tanıdı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1567</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Türk   matbaasının kurulmasından 160 yıl kadar önce Venedik&#8217;te matbaacılık eğitimi   görmüş olan Sivaslı Apkar adındaki bir papaza İstanbul&#8217;da bir Ermeni matbaası   açması için izin verildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1790</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">İlk   resmi Ermeni Okulu, Amira Miricanyan ve Şnork Mığırdıç tarafından Kumkapı   Fıçıcı Sokak&#8217;ta kuruldu.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1823</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Artin   Bezciyan adlı Ermeni, Kumkapı&#8217;da Bezciyan Okulu&#8217;nu kurdu.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1824</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Patrik   Karabet, Ermenice gramer okutan Kumkapı Okulu&#8217;nu Patrikhane&#8217;nin himayesine   aldı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1853</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(22   Ekim) Ermeni Maarif Komisyonu kuruldu.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1876</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Kurulan   Mecliste Ermeni milletvekilleri de katıldı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1877</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(7   Aralık) Ermeni Milli Meclisi, Ermeni halkının askere yazılarak savaşa katılma   kararını aldı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1878</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(13 Nisan) İstanbul   Ermeni Patriği Nerses, İngiltere Dışişleri Bakanı Salisbury&#8217;ye gönderdiği   muhtırada, Türklerle beraber yaşayamayacaklarını bildirdi.</p>
<p>(13 Temmuz) Berlin   Anlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya, Osmanlı Ermenileriyle ilgili 61. madde   eklendi.</p>
<p>(3 Ağustos) İngiltere   Dışişleri Bakanı Lord Salisbury, İstanbul Büyükelçisi Layard&#8217;a gönderdiği   talimatta, Osmanlı Hükümeti&#8217;nin Doğu&#8217;da reformlara başlaması gerektiğini   bildirdi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1890</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(20 Haziran) Erzurum   İsyanı</p>
<p>(Temmuz) Kumkapı   Nümayişi</p>
<p>Birinci Sason İsyanı</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1892 &#8211; 1893</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Merzifon,   Kayseri, Yozgat isyanları</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1895</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(30 Eylül) Babıâli   olayı</p>
<p>Kasım ayında, Ermenilerin Maraş&#8217;ta isyan teşebbüsü</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1896</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">30 Ekim İstanbul&#8217;da   Ermeni eylemi</p>
<p>(1 Haziran) I. Van   isyanı</p>
<p>(26 Ağustos) Osmanlı   Bankası Olayı</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1902</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Ermeni   dilcilerden H. Acaryan, &#8220;Ermeni Dili&#8217;ne Türk Dili&#8217;nin Tesiri ve   Ermenilerin Türkçe&#8217;den Aldıkları Sözler&#8221; adında bir eser yazdı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1904</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">İkinci   Sason isyanı</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1905</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(21   Temmuz) Yıldız Camii&#8217;nde, Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid&#8217;e suikast   teşebbüsü.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1908</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Ermenilerin Jamanak adlı   gazetesi yayın hayatına başladı.</p>
<p>İkinci Meclis açıldı ve   Ermeni komitecilerden bazıları Millet Meclisi&#8217;ne girdi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1909</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(14   Nisan) Adana&#8217;da Ermeni isyanı</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1915</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(15 Nisan) II. Van   İsyanı</p>
<p>(24 Nisan) Osmanlı   Devleti aleyhinde faaliyette bulunan Ermeni komiteleri kapatıldı. Bu   komitelerin idarecilerinden 2345 kişi tutuklandı.</p>
<p>(3 Mayıs) Ermeniler   Van&#8217;da büyük bir katliama giriştiler.</p>
<p>(27 Mayıs) Yer   Değiştirme (Tehcir) Kanunu çıkarıldı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1918</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(1 Şubat) Ermeni   komitacı Arşak, Bayburt&#8217;ta katliam yaptı.</p>
<p>(25 Nisan) Ermeni   komitacılar, Kars&#8217;ın doğusundaki Subatan köyünde 750 Müslüman&#8217;ı katletti.</p>
<p>(1 Mayıs) Ermeni   komitacılar, Kars&#8217;ta, aralarında çocukların da bulunduğu 60 Müslüman&#8217;ı   katletti.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1919</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(20   Kasım) Osmanlı bürokrasisinde üst düzeyde görev yapan Bogos Nubar Paşa ve   Şerif Paşa, Ermeni-Kürt bağımsızlık belgesini imzaladılar.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1920</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(12 Ocak) 450 kişilik   Ermeni süvari birliği, Antep&#8217;in Arapdar köyünde Müslümanlar&#8217;a işkence yaptı.</p>
<p>(2 Aralık) Gümrü   Anlaşması imzalandı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1921</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(15 Mart) Talat Paşa,   Berlin&#8217;de Ermeniler tarafından katledildi.</p>
<p>(6 Aralık) Sait Halim   Paşa&#8217;yı Ermeniler Roma&#8217;da katletti</p>
<p>(16 Mart) Moskova   Anlaşması imzalandı.</p>
<p>(18 Mart) Ermeni Misak   Torlakyan, Azerbaycan İçişleri Bakanı Cevanşir Han&#8217;ı, Tepebaşı&#8217;ndaki Pera   Palas Oteli önünde öldürdü.</p>
<p>(13 Ekim) Kars   Anlaşması imzalandı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1922</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(22   Temmuz) Cemal Paşa, Tiflis&#8217;te Ermeniler tarafından katledildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1923</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Ermeni asıllı Münib   Boya, Van milletvekili olarak meclise girdi.</p>
<p>(24 Temmuz) Lozan   Anlaşması imzalandı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1934</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Franz   Werfel&#8217;in, &#8220;Musa Dağ&#8217;da Kırk Gün&#8221; adlı romanı, ABD&#8217;de İngilizce   yayımlandı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1935</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(15   Aralık) Pangaltı Ermeni Kilisesi&#8217;nde toplanan bir grup Ermeni, Franz   Werfel&#8217;in, &#8220;Musa Dağ&#8217;da Kırk Gün&#8221; adlı eserini &#8220;Türk milleti   hakkında iftiralarla dolu olduğu&#8221; gerekçesiyle yaktı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1936</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Franz   Werfel&#8217;in, &#8220;Musa Dağ&#8217;da Kırk Gün&#8221; adlı eserinin Fransa&#8217;da   yayımlanması, Türk basınının tepkisini çekti.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1937</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Cevat Rıfat Atilhan,   &#8220;Musa Dağı&#8221; adında kitap yazarak, Franz Werfel&#8217;in eserinin   gerçekleri yansıtmadığını bildirdi.</p>
<p>Werfel&#8217;in, &#8220;Musa   Dağ&#8217;da Kırk Gün&#8221; adlı eserinin filme alınmasının engellenmesi, ABD   Dışişleri Bakanlığı nezdinde gündeme geldi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1943</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Ermeni   asıllı Berç Türker Keresteci, Afyonkarahisar milletvekili oldu.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1957</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Mığırdıç   Şellefyan, 27 Ekim seçimlerinde, Demokrat Parti listesinden İstanbul   milletvekili seçildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1964</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(24   Aralık) Kıbrıs Dışişleri Bakanı Kipriyanu Birleşmiş Milletler Güvenlik   Konseyi&#8217;nde &#8220;Ermeni Meselesini&#8221; ortaya atarak Türkiye aleyhine   karar çıkarmaya çalıştı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1965</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(24   Nisan) Brezilya&#8217;nın Sao Paulo kentinde, Ermeniler tarafından Türkiye aleyhine   gösteri düzenlendi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1969</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(24   Nisan) Londra&#8217;da, Türk Elçiliği önünde Ermeniler tarafından gösteri yürüyüşü   tertip edildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1973</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(27   Ocak) Türkiye&#8217;nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve yardımcısı   Bahadır Demir, Mığırdıç Yanıkyan adlı Ermeni tarafından katledildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1975</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(20 Ocak) ASALA (Gizli   Ermeni Kurtuluş Ordusu) örgütü kuruldu.</p>
<p>(22 Ekim) Viyana&#8217;da,   Büyükelçi Daniş Tunalıgil katledildi.</p>
<p>(24 Ekim) Paris&#8217;te,   Büyükelçi İsmail Erez ile polis Talip Yener katledildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1976</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(16 Şubat) Beyrut   Büyükelçiliği Birinci Kâtibi Oktay Cerit katledildi.</p>
<p>(28 Mayıs) Zürih   Çalışma Ateşeliği Bürosu bombalandı. Saldırının faili olduğu anlaşılan Noubar   Soufoyan adlı bir Ermeni yakalandı, yargılandı ve suçu sabit görülerek 15 ay   hapis cezasına çarptırıldı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1977</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(29 Mayıs) İstanbul   Yeşilköy Havaalanı&#8217;na ve Sirkeci garına patlayıcı madde atıldı, saldırıda 4   kişi öldü ve 31 kişi yaralandı. Saldırıları &#8220;Aşırı Ermeni Hareketleri   Örgütü&#8221; üstlendi.</p>
<p>(9 Haziran) Vatikan   Büyükelçisi Taha Carım katledildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1978</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(3 Ocak) Brüksel   Büyükelçiliği&#8217;ne patlayıcı madde atıldı. Saldırıyı &#8220;Ermeni Yeni Direniş   Örgütü&#8221; üstlendi.</p>
<p>(3 Ocak) Londra&#8217;daki   Türk bankasına patlayıcı madde atıldı. Saldırıyı &#8220;Ermeni Yeni Direniş   Örgütü&#8221; üstlendi.</p>
<p>(2 Haziran) Madrit&#8217;te,   Büyükelçi Zeki Kunaralp&#8217;ın eşi Necla Kunaralp ve emekli Büyükelçi Beşir   Balcıoğlu katledildi.</p>
<p>(8 Temmuz) Paris   Büyükelçiliği Çalışma Ataşeliği ve Türkiye Turizm Bürosuna patlayıcı maddeler   atıldı. Saldırıyı &#8220;Ermeni Soykırım Adalet Komandoları&#8221; üstlendi.</p>
<p>(6 Aralık) Cenevre   Başkonsolosluğu&#8217;na patlayıcı madde atıldı. Saldırıyı &#8220;Ermeni Yeni   Direniş Örgütü&#8221; üstlendi.</p>
<p>(17   Aralık) THY Cenevre Bürosuna patlayıcı madde atıldı. Saldırıyı &#8220;Ermeni   Gizli Kurtuluş Örgütü (ASALA)&#8221; üstlendi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1979</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(15 Nisan) Yunan   Hükümeti, Atina&#8217;nın Nea Simirna meydanında &#8220;&#8216;Ermeni İntikam   Anıtı&#8221;nın dikilmesine izin verdi.</p>
<p>(22 Ağustos) Cenevre   Başkonsolosluğu&#8217;nda Konsolos Yardımcısı Niyazi Adalı&#8217;ya karşı suikast   düzenlendi. Saldırıda 3 kişi yaralandı. Saldırıyı ASALA üstlendi.</p>
<p>(27 Ağustos) THY   Frankfurt Bürosuna patlayıcı madde atıldı. Saldırıyı ASALA üstlendi.</p>
<p>(4 Ekim) THY Kopenhag   Bürosuna patlayıcı madde atıldı. Saldırıyı ASALA üstlendi.</p>
<p>(12 Ekim) Lahey&#8217;de,   Amsterdam Büyükelçisi Özdemir Benler&#8217;in oğlu Ahmet Benler katledildi.</p>
<p>(22 Aralık) Paris&#8217;te   Turizm Müşaviri Yılmaz Çopan katledildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1980</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(10 Ocak) ASALA, THY   Tahran Bürosuna bombalı saldırıda bulundu.</p>
<p>(6 Şubat) Büyükelçi   Doğan Türkmen, Bern&#8217;de saldırı sonucu yaralandı.</p>
<p>(10 Mart) Ermeni   teröristler THY&#8217;nın Roma Bürosunu bombaladılar. Saldırıda 2 İtalyan hayatını   kaybetti, 14 İtalyan da yaralandı.</p>
<p>(8 Nisan) ASALA, Sayda   toplantısında, Kürtlerle Ermeniler arasında benzerlik olduğunu iddia ederek   Kürtleri kan kardeşi olarak ilân etti.</p>
<p>(17 Nisan) Vatikan   Büyükelçisi Vecdi Türel silahlı saldırıya uğradı. Koruma görevlisi Tahsin   Güvenç yaralandı.</p>
<p>(19 Nisan) ASALA,   Marsilya Türk Konsolosluğu&#8217;na roketatarlı saldırı düzenledi.</p>
<p>(31 Temmuz) Atina İdari   Ateşemiz Galip Özmen ve kızı Neslihan Özmen acımasızca katledildi.</p>
<p>(5 Ağustos) Lyon&#8217;da,   Ermeniler tarafından konsolosluğun basılması sonucu Kadir Atılgan, Ramazan   Sefer, Kavas Bozdağ ve Hüseyin Toprak adlı vatandaşlar yaralandı.</p>
<p>(26 Eylül) Paris&#8217;te,   Basın Ataşemiz Selçuk Bakkalbaşı silahlı saldırıya uğradı ve ağır yaralandı.</p>
<p>(10 Kasım) ASALA   örgütü, Strasburg Türk Konsolosluğu&#8217;na bir saldırı düzenledi.</p>
<p>(17 Aralık) Sidney   Başkonsolosu Şarık Arıkyan ile koruma polisi Engin Sever katledildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1981</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(13 Ocak) Paris   Büyükelçiliği Maliye Müşaviri Ahmet Erbeyli&#8217;nin arabasına bomba konuldu;   Erbeyli ölümden döndü.</p>
<p>(4 Mart) Paris&#8217;te   Çalışma Müşaviri Reşat Moralı ile din görevlisi Tecelli Arı şehit edildi.</p>
<p>(3 Nisan) Kopenhag&#8217;da,   Çalışma Müşaviri Cavit Demir, evine giderken Ermeni teröristlerce kurşunlandı   ve ağır şekilde yaralandı.</p>
<p>(9 Haziran) Cenevre&#8217;de,   sözleşmeli sekreter olarak görev yapan Mehmet S. Yergüz katledildi. Olayı   ASALA üstlendi.</p>
<p>(24 Eylül) Paris   Başkonsolosluğu&#8217;nu basan Ermeniler, güvenlik görevlisi Cemal Özen&#8217;i   acımasızca katlettiler.</p>
<p>(3 Ekim) Roma   Büyükelçiliği 2. Katibi Gökberk Ergenekon, Ermeni teröristlerin silahlı   saldırısına uğradı ve ağır yaralanarak saldırıdan kurtuldu.</p>
<p>(27 Kasım) Avrupa&#8217;da   bulunan &#8220;Ermeni Öğrenciler Birliği&#8221; ile &#8220;&#8216;Kürt Öğrenci   Derneği&#8221;, Londra&#8217;da ortak bildiri yayınladılar.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1982</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(28 Ocak) Los   Angeles&#8217;da, Başkonsolos Kemal Arıkan, Harry Sasunyan ve Kirkor Saliba   tarafından katledildi.</p>
<p>(8 Nisan) Ottowa   Büyükelçiliği Ticari Müşaviri Kemalettin Kâni Güngör silahlı saldırı sonucu   yaralandı.</p>
<p>(5 Mayıs) ABD&#8217;nin   Boston Bölgesi Fahri Konsolosu Okan Gündüz katledildi.</p>
<p>(7 Haziran) Lizbon   Büyükelçiliği İdari Ataşesi Erkut Akbay katledildi. Bu arada, Ottowa   Büyükelçiliği Askeri Ataşesi Atilla Altıkat, Bulgaristan Burgaz   Başkonsolosluğu İdari Ataşesi Bora Süelkan ve Lizbon Büyükelçiliği   Maslahatgüzarı Yurtsev Mıhçıoğlu&#8217;nun eşi Cahide Mıhçıoğlu da silahlı   saldırıya uğradılar. Türkiye&#8217;nin Kanada Büyükelçiliği görevinde bulunan   Coşkun Kırca da, silahlı saldırıya uğradı.</p>
<p>(7 Ağustos) 3 Ermeni   terörist, Ankara Esenboğa Havalanına silahlı, bombalı saldırı düzenlediler ve   katliam yaptılar. Otomatik silahlarla ve bombalarla orada bulunanlara   saldıran teröristler, 3&#8242;ü emniyet görevlisi olan toplam 9 kişiyi öldürdüler   ve 78 kişiyi yaraladılar. Levon Ekmekçiyan isimli terörist yakalandı</p>
<p>. (10 Ağustos) Artin   Penik adlı Ermeni, Esenboğa katliamından duyduğu üzüntüyü dile getirerek,   kendini yakmak suretiyle Ermeni terörünü lânetledi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1983</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(29 Ocak) Levon   Ekmekçiyan, 1982 yılı Esenboğa baskını nedeniyle Ankara&#8217;da idam edildi.</p>
<p>Harut Levonyan ve Rafi   Elbekyan adlı iki Ermeni militan tarafından Türkiye&#8217;nin Yugoslavya   Büyükelçisi&#8217;ne düzenlenen suikast sırasında, yoldan geçen bir Belgrad&#8217;lı   öldü.</p>
<p>(15 Temmuz) ASALA   mensubu teröristler, Paris Orly Havalimanı THY Bürosuna bombalı saldırı   düzenledi. Olayda, 4&#8242;ü Fransız, 2&#8242;si Türk, 1&#8242;i ABD&#8217;li ve 1&#8242;i İsveç&#8217;li olmak   üzere toplam 8 kişi hayatını kaybetti. 60 kişi de yaralandı.</p>
<p>(27 Temmuz) Türkiye&#8217;nin   Lizbon Büyükelçiliği&#8217;ni basan 5 Ermeni ölü olarak ele geçirildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1985</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(12   Mart) Ottowa Büyükelçiliği, silahlı, bombalı 3 Ermeni terörist tarafından   basıldı. Kanada&#8217;lı koruma görevlilerinden biri vurulup öldürüldü. Büyükelçi   Coşkun Kırca yaralı olarak kurtuldu.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1991</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(21 Ocak) Ermeniler,   Hacılar kentine bombalı saldırı düzenledi. Saldırıda 3 Sovyet askeri ile 2   Azeri öldü. Ermeniler ayrıca, Azerbaycan&#8217;ın Sesi gazetesi muhabiri Savâtin   Askerova&#8217;yı katletti.</p>
<p>(13 Nisan) Karabağ&#8217;da,   Ermeniler ile Azeriler arasında çatışmalar çıktı. Azeri köyleri Ermeniler   tarafından top ateşine tutuldu.</p>
<p>(23 Nisan) Suşa   kasabasına bağlı Azeri köyleri, Ermeni köylerinden açılan top ve makineli   tüfek ateşine maruz kaldı. Olayda 3 Azeri öldü, 3 ev yıkıldı, 3 ev de   oturulamaz hale geldi.</p>
<p>(26 Nisan) Karabağ   bölgesinde 4 Azeri güvenlik görevlisi öldürüldü. Olayı &#8220;Karabağ   Savaşçıları&#8221; adlı Ermeni örgütü üstlendi.</p>
<p>(23   Eylül) Ermenistan bağımsızlığını ilan etti.  (26 Aralık) Sovyetler   Birliği dağıldı. 23 Eylül&#8217;de bağımsızlığını ilan eden Ermenistan fiilen ve   hukuken bağımsız oldu.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1996</strong></p>
</td>
<td width="425">
<p align="center">Levon Ter-Petrosyan, ikinci defa   Ermenistan Devlet Başkanı seçildi.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1997</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(20 Mart) Taşnaksutyun   örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, Ermenistan Başbakanı oldu.</p>
<p>(20 Aralık) Ermeniler,   Surp Agop Hastanesi&#8217;nin 160. yıldönümünü yılbaşı şöleniyle birlikte   kutladılar.</p>
<p>Türkiye Gazeteciler   Cemiyeti, 1997 Sedat Simavi Ödülü&#8217;nü gazetecilik dalında Garbis Özatay&#8217;a   verdi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1998</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Cumhurbaşkanı Süleyman   Demirel, Jamanak gazetesinin 90. kuruluş yıldönümü vesilesiyle, gazetenin   editörü Ara Koçunyan&#8217;ı Cumhurbaşkanlığı köşkünde kabul etti.</p>
<p>(Şubat) Ermenistan   Devlet Başkanı Levon Ter-Petrosyan istifa etti. Böylece Robert Koçaryan&#8217;a   liderlik yolu açıldı. Petrosyan, Karabağ&#8217;da barış istediği için aşırı   milliyetçilerin tepkisini çekmişti.</p>
<p>(Şubat) Petrosyan&#8217;ın   istifasını değerlendiren Azerbaycan Halk Cephesi Başkanı Elçibey, Koçaryan&#8217;ın   geçmişte Rusları arkasına alarak Karabağ&#8217;da Azerbaycan&#8217;a karşı ayaklandığını   bildirdi.</p>
<p>(30 Mart) Koçaryan,   Ermenistan Devlet Başkanlığı&#8217;na seçildi.</p>
<p>(Temmuz) Bölücü örgüt   PKK&#8217;nın başı Abdullah Öcalan, Ermenistan yönetiminden, örgüte özel köy tahsis   edilmesini istedi.</p>
<p>(14 Ekim) Mesrob   Mutafyan, Türkiye Ermenileri 84. Patriği seçildi.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/ermeni-sorunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İllerimizin yüzölçümleri</title>
		<link>http://www.buzlu.org/illerimizin-yuzolcumleri/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/illerimizin-yuzolcumleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2009 16:05:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[ölçü]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[iller]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yüzölçümleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2764</guid>
		<description><![CDATA[İllerin iki ayrı kamu kurumu tarafından verilmiş yüzölçümleri Plaka kodu İlin adı Alan (km²) HGK DİE (2004) 01 Adana 14.256 14.045,56 02 Adıyaman 7.572 7.606,16 03 Afyon 14.532 14.718,63 04 Ağrı 11.315 11.498,67 05 Amasya 5.731 5.703,78 06 Ankara 25.615 25.401,94 07 Antalya 20.599 20.790,56 08 Artvin 7.493 7.367,10 09 Aydın 7.922 7.904,43 10 Balıkesir [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-2765" title="illerimizin-yuzolcumleri" src="http://www.buzlu.org/images/2009/01/illerimizin-yuzolcumleri.jpg" alt="illerimizin-yuzolcumleri" width="332" height="175" /></p>
<p>İllerin iki ayrı kamu kurumu tarafından verilmiş yüzölçümleri Plaka kodu İlin adı Alan (km²)<br />
HGK DİE (2004)<br />
01 Adana 14.256 14.045,56<br />
02 Adıyaman 7.572 7.606,16<br />
03 Afyon 14.532 14.718,63<br />
04 Ağrı 11.315 11.498,67<br />
05 Amasya 5.731 5.703,78<br />
06 Ankara 25.615 25.401,94<br />
07 Antalya 20.599 20.790,56<br />
08 Artvin 7.493 7.367,10<span id="more-2764"></span><br />
09 Aydın 7.922 7.904,43<br />
10 Balıkesir 14.442 14.472,73<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
11 Bilecik 4.181 4.306,77<br />
12 Bingöl 8.402 8.253,51<br />
13 Bitlis 8.413 7.094,50<br />
14 Bolu 10.716 8.323,39<br />
15 Burdur 7.238 7.134,95<br />
16 Bursa 11.087 10.886,38<br />
17 Çanakkale 9.887 9.950,43<br />
18 Çankırı 8.411 7.491,89<br />
19 Çorum 12.833 12.796,21<br />
20 Denizli 11.716 11.804,19<br />
21 Diyarbakır 15.162 15.204,00<br />
22 Edirne 6.241 6.097,91<br />
23 Elazığ 9.181 9.281,45<br />
24 Erzincan 11.974 11.727,55<br />
25 Erzurum 24.741 25.330,90<br />
26 Eskişehir 13.904 13.902,03<br />
27 Gaziantep 7.194 6.844,84<br />
28 Giresun 7.151 6.831,58<br />
29 Gümüşhane 6.125 6.437,01<br />
30 Hakkari 7.729 7.178,88<br />
31 Hatay 5.678 5.831,36<br />
32 Isparta 8.733 8.871,08<br />
33 Mersin (İçel) 15.737 15.512,25<br />
34 İstanbul 5.170 5.315,33<br />
35 İzmir 11.811 12.015,61<br />
36 Kars 9.594 10.139,09<br />
37 Kastamonu 13.473 13.157,98<br />
38 Kayseri 17.116 17.109,33<br />
39 Kırklareli 6.056 6.299,78<br />
40 Kırşehir 6.434 6.530,32<br />
41 Kocaeli 3.635 3.625,29<br />
42 Konya 40.824 40.813,52<br />
43 Kütahya 12.119 12.013,57<br />
44 Malatya 12.235 12.102,70<br />
45 Manisa 13.120 13.228,50<br />
46 Kahramanmaraş 14.213 14.456,74<br />
47 Mardin 9.097 8.806,04<br />
48 Muğla 12.716 12.949,21<br />
49 Muş 8.023 8.067,16<br />
50 Nevşehir 5.438 5.391,64<br />
51 Niğde 7.318 7.365,29<br />
52 Ordu 5.894 5.952,49<br />
53 Rize 3.792 3.921,98<br />
54 Sakarya 4.895 4.880,19<br />
55 Samsun 9.474 9.364,10<br />
56 Siirt 5.465 5.473,29<br />
57 Sinop 5.858 5.816,55<br />
58 Sivas 28.129 28.567,34<br />
59 Tekirdağ 6.345 6.342,30<br />
60 Tokat 9.912 10.072,62<br />
61 Trabzon 4.495 4.664,04<br />
62 Tunceli 7.406 7.685,66<br />
63 Şanlı Urfa 19.091 19.336,21<br />
64 Uşak 5.174 5.363,09<br />
65 Van 20.927 22.983,06<br />
66 Yozgat 14.083 14.074,09<br />
67 Zonguldak 3.470 3.309,86<br />
68 Aksaray 8.051 7.965,51<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
69 Bayburt 4.043 3.739,08<br />
70 Karaman 8.816 8.868,90<br />
71 Kırıkkale 4.589 4.569,76<br />
72 Batman 4.671 4.659,21<br />
73 Şırnak 7.296 7.151,57<br />
74 Bartın 1.960 2.080,36<br />
75 Ardahan 5.495 4.967,63<br />
76 Iğdır 3.584 3.587,81<br />
77 Yalova 403 850,46<br />
78 Karabük 2.864 4.108,80<br />
79 Kilis 1.239 1.427,76<br />
80 Osmaniye 3.189 3.195,99<br />
81 Düzce &#8212;- 2.592,95<br />
Toplam Türkiye 780.917 783.562.38</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/illerimizin-yuzolcumleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ayakkabı ve Tarihi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/ayakkabi-ve-tarihi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/ayakkabi-ve-tarihi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Dec 2008 09:17:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[icatlar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Ayakkabı ve Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Örgü]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Uzay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2642</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzdeki anlamı ve şekli itibariyle ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor. Avrupa&#8217;da 11&#8242;inci yüzyıldan 15&#8242;inci yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar kullanılırken Ortadoğu bölgesinde &#8220;ayağı kızgın kumlardan yüksekte tutabilmek amacı&#8221;yla ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa&#8217;da 16 ve 17. yüzyıllarda ise bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu. Öte yandan 18. yüzyıla kadar [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-2643" title="ayakkabi-ve-tarihi" src="http://www.buzlu.org/images/2008/12/ayakkabi-ve-tarihi.gif" alt="ayakkabi-ve-tarihi" width="188" height="218" /></p>
<p>Günümüzdeki anlamı ve şekli itibariyle ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor.</p>
<p>Avrupa&#8217;da 11&#8242;inci yüzyıldan 15&#8242;inci yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar kullanılırken Ortadoğu bölgesinde &#8220;ayağı kızgın kumlardan yüksekte tutabilmek amacı&#8221;yla ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa&#8217;da 16 ve 17. yüzyıllarda ise bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.</p>
<p>Öte yandan 18. yüzyıla kadar Avrupa&#8217;da kadın ve erkekler aynı tür ayakkabıları giyiyordu. 19. yüzyıla kadar ise tüm dünyada sağ ve sol farkı olmadan &#8220;her iki ayak için eş ayakkabilar&#8221; kullanılıyordu. Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD&#8217;nin Philadelphia kentinde başlandi. Kadinlar için ilk bot ise 1840 yilinda Kraliçe Victoria için dizayn edildi.<br />
<span id="more-2642"></span><br />
Aya ilk ayak basan astronot Neil Armstrong&#8217;un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olarak dünyaya getirilmedi ve uzaya bırakıldı. Armstrong&#8217;un ayakkabıları o gün bu gündür uzayda dolaşıp duruyor<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Ayakkabının tarihi</strong></p>
<p>Eskiçağlarda çoğu insan tabanı deriden ya da tahtadan sandallar giyerdi. Bu tür sandallara Eski Mısırlıların mezarlarında rastlanmıştır. Eski Yunanlıların avlanırken de uzun çizme banyoda ayakkabı giydikleri bilinmektedir. Girit&#8217;teki Minos uygarlığı ve Roma dönemlerinde bu tür ayakkabı ve çizmeler kullanılmıştır.</p>
<p>Ortaçağda ayağı sarması için yumuşak deri ya da kumaştan yapılan ayakkabıların burunları sivriydi. Yolculuk sırasında ise potinler ya da baldırlara kadar çıkan çizmeler giyilirdi. 14. yüzyıl sonlarına doğru öylesine uzun burunlu ayakkabılar üretildi ki bunlarla yürüyebilmek için ayakkabının burnunu bir zincirle diz kemerine bağlamak gerekiyordu.</p>
<p>Daha sonraki tarihlerde ayakkabılara yüksek mantar topuklar eklendi. Ayakkabıyı korumak amacıyla giyilen mantar topuklu şosonlar 1575&#8242;te moda oldu. Ama kötü havalarda ya da çok yağışlı bölgelerde tahta tabanlı ayakkabılar da giyiliyordu. Bu tür tahta ayakkabıları (sabo) Hollandalı çiftçiler günümüzde de giyerler.</p>
<p>17. yüzyılın başlarında ayakkabıların yerini alan yüksek topuklu uzun çizmeler evde bile giyiliyordu. Sonraları dantelli çorapların görünmesi için çizmelerin üst kenarları dışa doğru kıvrıldı. 1660&#8242;tan sonra siyah üzeri bağcıklı ya da tokalı kalkık kare burunlu ayakkabılar çizmenin yerini aldı. Kadın ayakkabıları erkek ayakkabılarının modasını izledi. 17. yüzyıldan başlayarak sivri burun ve yüksek topuklarıyla özgün bir biçim aldı.</p>
<p>1720&#8242;lere kadar kare burunlu ayakkabılar yaygındı. Bu tarihten sonra bunların yerini yuvarlak burunlu ayakkabılar aldı. 1770&#8242;lerde üstte geniş kıvrımları bulunmayan uzun çizmeler moda oldu. 18. yüzyılda kadın ayakkabıları saten ya da brokardan yapılıyor ve toka kurdele ya da fiyonklarla süsleniyordu. Yüksek topuklu ayakkabılar 1790&#8242;da tümüyle ortadan kalktı. Sokaklar ve yollar öylesine kötü ve çamurluydu ki insanlar evden dışarıya çıkarken şosonlarını giymek zorunda kalıyorlardı.</p>
<p>19. yüzyılda kadın ayakkabıları saten ya da kadifedendi ve topuksuzdu. Erkekler ise genellikle düğmeli bağcıklı ya da yanları esnek çizmeler giyiyorlardı. 1860&#8242;ların bağcıksız ve yanları esnek yarım çizmeleri çoğu zaman beyaz ipekten yapılıyordu. On yıl sonra yüksek topuklar yeniden moda oldu çizmeler de yanları düğmeli olarak yapılmaya başlandı. Ayakkabılarda ve çizmelerde hâlâ bez kullanılıyordu ama ayakkabıların burunları bazen deriden yapılıyordu. 19. yüzyılda kadınlar fabrikalarda ve bürolarda çalışmaya ayrıca yürüyüş ve bisiklete binmek gibi sporlar yapmaya başlayınca daha sağlam ayakkabılar kaçınılmaz hale geldi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı Birinci Dünya Savaşı (1914-18) sırasında ortaya çıktı. Günümüzde de ayakkabı yapımında moda önemli rol oynamaktadır.</p>
<p><strong>Türklerde ayakkabı</strong></p>
<p>Orta Asya&#8217;da Türkler deriden ve yünden giyim eşyaları yapmakta ustaydılar. Çizme ve çarık en yaygın ayakkabı türüydü. Deri çizmenin yanı sıra yaygın olarak yünden keçe çizme de yapılıyordu. Hükümdarlar kırmızı renkli çizmeler giyiyorlardı. Çizme ata binenler için çok elverişliydi.</p>
<p>Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde ordunun yönetici sınıfların ve kentli halkın gereksinimlerini karşılamak üzere zamanla ayakkabı çeşitleri çoğaldı ve ayakkabıcılık çok gelişti. Diğer zanaatçıların olduğu gibi ayakkabıcıların da bir örgütü vardı. Üretilen ayakkabıların niteliğini lonca denetlerdi. Ayakkabı satıcıları için kullanılan kavaf sözcüğü giderek yapımcıları da kapsadı. Kavaflar da çizmeci yemenici nalıncı terlikçi ve pabuççu gibi adlar alırlardı.</p>
<p>Osmanlı toplumunda ayakkabı giyenlerin toplumsal konumuna ve mesleğine göre çeşitlilik gösterirdi. Ev içinde yüzleri atlas ve kadife gibi kumaşlardan yapılmış üzerleri sırmayla işlenmiş hafif ayakkabı ve terlikler giyilirdi. Dışarıda giyilen deri ayakkabı ve çizmelere de süslenirdi. Topkapı Sarayı Müzesi&#8217;nde ince bir zevkle ve hünerle işlenmiş deri ayakkabı ve çizmeler sergilenmektedir.</p>
<p>Osmanlı dönemindeki ayakkabılar yapıldıkları malzemeye biçimlerine ve kullanıldıkları yere göre adlar alırdı. Başmak cimcime çapula çizme yarım çizme çedik çedik pabuç edik fotin galoş mest kalçın kundura merkub nalın sandal terlik tomak yemeni başlıca ayakkabı çeşitleriydi. Genellikle alçak ökçeli ya da ökçesiz yumuşak deriden yapılan rahat ayakkabılar tercih edilirdi. Dışarıda giyilen ayakkabılardan bazıları mest-ayakkabı gibi iki parçadan oluşurdu. Ayağa giyilen mestin üzerine onu yağmur ve çamurdan korumak amacıyla önceleri ayakkabı sonraları da lastik giyildi. Şoson ya da galoş denen lastik ayakkabının içine geçirilerek giyilen mestler özellikle namazlarını camilerde kılanlarca kullanılırdı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
16.-18. yüzyıllarda İstanbul Edirne ve Bursa&#8217;da ayakkabıcılık çok gelişmişti. 19. yüzyıl sonlarına kadar Türkiye&#8217;de ayakkabı yapımı tümüyle el işçiliğine dayanıyordu. Beykoz&#8217;daki deri fabrikasına 1884&#8242;te ayakkabı yapım bölümü eklendi. 1933&#8242;te Sümerbank&#8217;a devredilen Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası makineli üretimin yapıldığı önemli bir yerdi. Günümüzde ayakkabı üretimi daha çok özel sektör tarafından gerçekleştirilmektedir.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/ayakkabi-ve-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uludağ üniversitesi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/uludag-universitesi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/uludag-universitesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2008 11:05:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim-Öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[Örgü]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[okullar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Uludağ üniversitesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2568</guid>
		<description><![CDATA[Aklın ve bilimin öncülük ettiği, Atatürk&#8217;ün çizdiği çağdaş, laik ve demokratik yolda, özgür düşünceli ve kişisel sorumluluk duyguları gelişmiş ulusal değerlere saygılı olarak kültürel ve tarihi değerleri benimsemiş, çağdaş görünüşlü gençler yetiştirmeyi amaç edinen üniversitemize bağlı olarak, 10 Fakülte,  2 yüksekokul, 15 meslek yüksekokulu, 1 Konservatuar, 3 Enstitü, 18 Araştırma ve Uygulama Merkezi ve Rektörlüğe [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-medium wp-image-2570" title="uludag-universitesi1" src="http://www.buzlu.org/images/2008/12/uludag-universitesi1-300x214.jpg" alt="uludag-universitesi1" width="300" height="214" /></p>
<p>Aklın ve bilimin öncülük ettiği, Atatürk&#8217;ün çizdiği çağdaş, laik ve demokratik yolda, özgür düşünceli ve kişisel sorumluluk duyguları gelişmiş ulusal değerlere saygılı olarak kültürel ve tarihi değerleri benimsemiş, çağdaş görünüşlü gençler yetiştirmeyi amaç edinen üniversitemize bağlı olarak, 10 Fakülte,  2 yüksekokul, 15 meslek yüksekokulu, 1 Konservatuar, 3 Enstitü, 18 Araştırma ve Uygulama Merkezi ve Rektörlüğe bağlı olarak kurulan 5 bölüm bulunmaktadır.</p>
<p>1970 yılında İstanbul Üniversitesi&#8217;ne bağlı olarak kurulan Bursa Tıp Fakültesi ile 1974 yılında kurulan Bursa İktisadi ve Sosyal Bilimler Fakültesi  Üniversitenin temelini oluşturmaktadır.</p>
<p>1975 yılında yasal kuruluşunu gerçekleştirerek Bursa Üniversitesi adı altında eğitim-öğretim hizmetine başlayan Üniversitemizin adı, 20 Temmuz 1982 tarihinde Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı hakkında 41 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile &#8220;<a href="http://www.uludag.edu.tr" target="_blank">Uludağ Üniversitesi</a>&#8221; olarak değiştirilmiştir.</p>
<p><span id="more-2568"></span></p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--><br />
1976 yılında Mühendislik-Mimarlık Fakültesi,<br />
1978 yılında Veteriner Fakültesi,<br />
1981 yılında Ziraat Fakültesi,<br />
1982 yılında Eğitim Fakültesi (Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Bursa Yükseköğretmen Okulu ile Yabancı Diller Yüksekokulu birleştirilerek),<br />
1982 yılında İlahiyat Fakültesi,<br />
1983 yılında Fen-Edebiyat Fakültesi&#8217;nin kurulması ile birlikte üniversitemizdeki faal olan Fakülte sayısı 8&#8242;e ulaşmıştır.<br />
1995 yılında kurulan Hukuk ve  Güzel Sanatlar Fakülteleri, 2007 yılında ilk kez öğrenci alarak eğitim öğretime başlamıştır.<br />
1995&#8242;te kurulan Diş Hekimliği Fakültesi ise henüz faaliyete başlamamıştır.</p>
<p><strong>Sanayi ve hizmet sektörüne nitelikli ara insan gücü yetiştirmek amacıyla çeşitli yıllarda kurulan yüksekokullarımız ve kuruluş yılları:</strong></p>
<p>1985-Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu,<br />
1986-Bursa Meslek Yüksekokulu,<br />
1996-Bursa Meslek Yüksekokulu; Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Sosyal Bilimler Meslek  Yüksekokulu olarak ikiye ayrılmıştır.<br />
1992-İlahiyat Meslek Yüksekokulu ( İlahiyat Fakültesine bağlı olarak kurulmuştur.)<br />
1994-Mustafakemalpaşa Meslek Yüksekokulu,<br />
1995-Karacabey Meslek Yüksekokulu,<br />
1995-İnegöl Meslek Yüksekokulu,<br />
1995-İznik Meslek Yüksekokulu,<br />
1996-Sağlık Yüksekokulu (4 yıllık),<br />
1997-Yenişehir İbrahim Orhan Meslek Yüksekokulu,<br />
1999-Orhangazi Meslek Yüksekokulu,<br />
1999-Mennan Pasinli Meslek Yüksekokulu,<br />
1998-U.Ü. Devlet Konservatuarı kurulmuştur. (Yarı zamanlı statüde)<br />
1999-U.Ü. Devlet Konservatuarı Müzik ve Bale İlköğretim Okulu kurulmuştur. (Tam Zamanlı Statü)<br />
2005-Gemlik Asım Kocabıyık Meslek Yüksekokulu,<br />
2005-Orhaneli Meslek Yüksekokulu,<br />
2005-Keles Meslek Yüksekokulu,<br />
2008-Harmancık Meslek Yüksekokulu.</p>
<p><strong>Üniversitemizin Yöresel Dağılımı</strong></p>
<p>Tıp, İktisadi ve İdari Bilimler, Mühendislik-Mimarlık, Veteriner, Ziraat, Eğitim Fakültesinin büyük bölümü ile Fen-Edebiyat Fakültesi, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, Sağlık Yüksekokulu ve Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu, Enstitüler, Bölüm Başkanlıkları ve Rektörlük merkez örgütü, şehir merkezine 18 Km. uzaklıktaki 16.000 dönüm arazi üzerine kurulu ana yerleşim birimi olan Görükle Kampüsünde faaliyetlerini sürdürmektedir.</p>
<p>Eğitim Fakültesinin Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü ve Devlet Konservatuarı 152 Evler Kampüsünde, İlahiyat Fakültesi Fethiye Kampüsünde, Yabancı Diller Yüksekokulu ve Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Ali Osman Sönmez Kampüsünde hizmet vermektedir.</p>
<p>Hukuk Fakültesi Gemlik&#8217;te, Güzel Sanatlar Fakültesi ise Mudanya&#8217;da hizmet vermektedir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Mustafakemalpaşa, Karacabey, İnegöl, İznik, Yenişehir, Orhangazi, Gemlik, Orhaneli, Keles ilçelerinde bulunan yüksekokullarımız hizmetlerini isimlerini aldıkları ilçelerde sürdürmektedirler.</p>
<p>Üniversitemizde 2008-2009 akademik yılı itibariyle ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencisi olmak üzere toplam 42 443 öğrenci öğrenim görmekte, 574 öğretim üyesi, 2249 diğer akademik personel, 1701 idari personel, 1907  işçi hizmet vermektedir.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/uludag-universitesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zeytin ve zeytincilik</title>
		<link>http://www.buzlu.org/zeytin-ve-zeytincilik/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/zeytin-ve-zeytincilik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2008 08:36:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarım ve Hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[marmara]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarım ve hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[zeytin]]></category>
		<category><![CDATA[zeytincilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2431</guid>
		<description><![CDATA[Zeytin (Olea europaea), zeytingiller (Oleaceae) familyasından meyvesi yenen Akdeniz iklimine özgü bir ağaç türü. Morfolojik özellikleri Zeytin boylu bir çalı veya 10 metreye kadar boylanabilen, sık dallı, yayvan tepeli, herdem yeşil yapraklı bir ağaçtır. Geniş, kıvrımlı, yamru yumru bir gövdesi vardır. Ağaç yaşlandıkça, düzgün gri renkli gövde kabuğu giderek çatlar. Ağacın tacı (tepesi), yaklaşık olarak [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/11/zeytin.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2432" title="zeytin" src="http://www.buzlu.org/images/2008/11/zeytin.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Zeytin (Olea europaea), zeytingiller (Oleaceae) familyasından meyvesi yenen Akdeniz iklimine özgü bir ağaç türü.<br />
<strong><br />
Morfolojik özellikleri</strong></p>
<p>Zeytin boylu bir çalı veya 10 metreye kadar boylanabilen, sık dallı, yayvan tepeli, herdem yeşil yapraklı bir ağaçtır. Geniş, kıvrımlı, yamru yumru bir gövdesi vardır. Ağaç yaşlandıkça, düzgün gri renkli gövde kabuğu giderek çatlar. Ağacın tacı (tepesi), yaklaşık olarak artan boy kadar her sene genişler.</p>
<p>Verimli topraklarda taç açık ve asimetrik, verimsiz topraklarda ise daha yoğun ve yuvarlaktır. Sürgünleri gri renkli, dikensiz ve hemen hemen üç köşelidir.<br />
Mızraksı, çok kısa saplı, deri gibi sert yaprakları sürgünlere karşılıklı çiftler halinde dizilmiştir. Yaprakları basit, tam kenarlı ve kenarlar alt yüze doğru hafif kıvrıktır. Yaprağın boyu 20-86 mm, genişliği de 5-17 mm’dir.<br />
<span id="more-2431"></span><br />
Yaprakların ucunda sivri bir çıkıntı bulunur. Yaprağın üst yüzü koyu gri-yeşil ve tüysüz, alt yüzü mavimsi gümüşi renkte ve beyaz sık ipeksi tüylerle kaplıdır.<br />
Baharın sonlarına doğru yaprakların koltuğunda seyrek salkımlar halinde açan, küçük beyazımsı-sarı renkli, kokulu çiçekleri vardır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Rüzgarların taşıdığı çiçek tozlarıyla döllenen çiçekler etli ve yağlı meyve verir. Meyve önce yeşil, olgunlaştıktan sonra da parlak siyah bir renk alır. Etli meyvenin içinde sert bir çekirdek vardır. Meyvenin etli kısmından ve çekirdeğinden elde edilen yağı bakımından çok değerli bir ağaçtır. Aynı zamanda ağacının çok heybetli ve estetik bir görünümü vardır. Odunu çürümeye karşı son derece dayanıklıdır.</p>
<p><strong>Tarih</strong></p>
<p>Etimolojik olarak zeytin, dünya dillerinde zeta, zai, zertum, zeirtum, zait, zaitun, zeytun, elaiwa, elaia, olea, oliva, olive, oleum, oli, huile, oil, aceite kelimeleriyle ifade edilir. Eski adlarda, hatta günümüzde Olivia, Olive, Olivier, Olivares, Zeytin isimleri çocuklara verilmektedir.<br />
En eski zeytin fosilleri MÖ 2000&#8242;lere gider. Ağacı ehlileştiren Samiler&#8217;dir. Arkeolojik kalıntılarda zeytin ve zeytinyağı kalıntıları, yaprak işlemeler ve yağ teknolojisi izleri Girit Knossos Sarayı&#8217;nda, Mısır Sakkarah piramidinde, mumyalarda, Kudüs Süleyman Tapınağı&#8217;nda, Babil&#8217;de, eski Yunan&#8217;da, Urla Limantepe&#8217;de, Salihli Sardes&#8217;te, Kumkuyu Akkale&#8217;de, Silifke&#8217;de bulunmuştur.</p>
<p>Eskiçağlardan beri zeytin kutsama, aydınlatma, yemek, sağlık, tedavi, temizlik, savaş malzemesi, güzellik, odun, tabak, kaşık, çatal, tespih, kolye, konserve, sabun, gübre, yakacak amaçlarıyla kullanılmaktadır. Yaprakları barış, zafer, zenginlik simgesidir. Zeytindalı paralarda (TL, Frank, Liret) simge olarak kullanılır. Zeytindalı taçlar, zaferlerde ve spordaki birinciliklerde zafer simgesidir. En eski metinlerde zeytinden bahsedilir (Odysseus, İlyada, De agri cultura, Oidipus Kolonos, Geographica).</p>
<p>Din kitaplarında zeytin terimi geçer. Tevrat ve İncil&#8217;de 140 yerde geçer (Tekvin, Mezmurlar, Leviler). İncil inanışına göre, Kudüs Zeytindağı&#8217;ndaki 8 zeytin ağacı İsa Peygamber&#8217;in çarmıha gerilişine tanıklık etmiştir. Vaftiz ve aydınlatmada kullanılır. Ortodokslar belirli günlerde sadece zeytin yer.</p>
<p>Kuran&#8217;da Nahl, Tin, Enam, Müminun, Abese, Nur surelerinde geçer. Abbasiler, bir medreseye Zeytune adını vermiştir. Zeytin üreticisine zeyyad demişlerdir. Türkler, 11. yüzyılda Anadolu&#8217;da zeytinle tanışmışlardır. Evliya Çelebi, gezdiği yerlerden ve Yağkapanı, Unkapanı&#8217;ndan söz ederken zeytinden bahseder. Kapan (kantar) esnafı arasında zeyyatan, sabunciyanlar vardır.</p>
<p>Camilerde kandiller, zeytinyağı ile aydınlatmayı sağlar. Vatikan, kandil yağı için Burhaniye&#8217;den yağ getirtmiştir. Edremit ve Ayvalık, zeytin ve sabunculukta merkezdi. 1851 Londra Fuarı&#8217;na Osmanlı zeytin ve zeytinyağı sergisiyle katılmıştı. Müslüman kültüründe iftarlarda zeytin ve hurma bulundurmak esastı. Yemek kültüründe ise zeytinyağlılar baş sıradaydı: balıklar, midye, börekler, tatlılar, pırasa, taze fasulye, kuru fasulye, enginar, bakla, kabak, dolma, barbunya, börülce, lahana, patlıcan, pilav, piyaz, yaprak sarma, imambayıldı, kızartmalar.<br />
Yer adlarına da rastlanır: Zeytinburnu, Zeytinli, Zeytindere, Zeytineli, Zeytinler, Zeytinbağ, Yağköy, Zeytinliova, Çatalzeytin, Zeytindağ, Zeytinoba.</p>
<p>Folklor öğelerinde çok zengindir. Deyimlerde: Kabak ek çocukların görsün, zeytin ek torunların görsün; kandilin yağı bitti; zeytinyağı gibi üste çıkmak; zeytin kafa; zeytin gözlüm; zeytini yapacak küpünde unutacaksın; salamura suyu mirasa kalır. Ruhi Su&#8217;nun derlediği &#8220;Evlerinin önü zeytin ağacı.&#8221; türküsü vardır.</p>
<p>Edremit ve Erdek&#8217;te meci denilen bir hasat sonu ziyafeti ve oyunu oynanır. Lokman Hekim tedavisinde kullanılır: yaralarda, yanıkta, romatizma, uyuz, nazara karşı, öksürük, safra, adale ağrısı, ağız yarası, ağrı sızı, dişeti iltihabı, egzama, ses kısıklığı, gözleri güçlendirme, iştahsızlık, mide yanması, saçları güçlendirme de.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;deki üretimi</strong></p>
<p>Zeytin, ülkemizin önemli bir varlığıdır. Dünya zeytin üretici ülkeleri arasında; ağaç varlığı açısından ülkemiz 4’ncü, alan açısından da 6’ncı sırada yer alır. Böylece dünya zeytinyağı üretimine % 8 oranında katkıda bulunur, sofralık zeytin üretiminde de İspanya’dan sonra 2’nci sırada yer alır. Marmara Bölgesi’nin ağaç varlığı açısından ülkemiz içindeki payı da % 10 olarak belirlenir.<br />
Dünya zeytin üretiminin %97&#8242;si, tüketimin %87&#8242;si Akdeniz çevresindedir. Türkiye&#8217;de 900 bin hektar arazi zeytin ekilidir. 95 milyon ağaç vardır. Her yıl 2 milyon ağaç dikilir. Ekili alanda dünyada 4. sıradadır. Üretimin çoğu küçük aile işletmelerindedir. 400 bin aile ve 1 milyon tarım işçisi bu sektörle ilgilidir.</p>
<p>Ağaç başına yılda 11.6 kilo verim alınır. Türkiye&#8217;de delice zeytini ve kültür zeytini türü üretilmektedir. Zeytin üretiminin %99&#8242;u Ege, Akdeniz, Marmara bölgelerindedir. Güneydoğu ve Karadeniz&#8217;de de ekilir.</p>
<p>1937&#8242;de çıkarılan yasa, Zeytinciliğin ıslahı ve yabanilerin aşılattırılması hakkında kanun&#8217;dur. İzmir Bornova&#8217;da 1950&#8242;de Zeytincilik Enstitüsü kurulmuş, 1971&#8242;de Tarım Bakanlığı Zeytincilik Araştırmaları Enstitüsü adını almıştır. IOOC, uluslararası zeytinyağı konseyi ile işbirliğindedir. Türkiye&#8217;de 35 ilde, 28 tür zeytincilik yapılır.</p>
<p>Üretimde Çanakkale, Balıkesir, Bursa, Aydın, İçel, İzmir, Muğla, Antalya, Gaziantep, Hatay, Kilis, Yalova, Manisa öndedir. Yılda üretilen 1 milyon ton zeytinin %70&#8242;i yağlık, %30&#8242;u sofralıktır.</p>
<p>Her bölgede çeşitli adları vardır: Ayvalık, Büyük Topak, Ulak, Çakır, Çekişte, Çelebi, Çilli, Domat, Edincik, Erkence, Gemlik, Halhalı, İzmir, Kalembezi, Kançelebi, Karamürsel, Kilis, Kiraz, Manzanilla, Memecik, Memeli, Nizip, Samanlı, Sarı Haşebi, Sarı Ulak, Saurani, Tavşanyüreği,Uslu, Yağçelebi. Sofralık zeytinin %80&#8242;i siyah, %12&#8242;si yeşil, %8&#8242;i pembedir. Kaliteleri ekstra, birinci, ikinci sınıf diye ayrılır. Kaliteli zeytinin eti fazla, çekirdeği küçük, ince kabuklu, şekeri yüksek, yağı düşük olur.</p>
<p>Zeytinin acılığı, tuzlama ile veya sudkostikle giderilir. Boy sınıflamasına göre küçük, elekaltı, orta, büyük, ekstra büyük, çok iri, jumbo, aşırı büyük diye adlandırılır. İşlemeye göre ise hurma, salamura, kalamata, sele, teneke, konserve, ezme türlerine ayrılır. Sele zeytini kırışık, siyahtır. Ağaçtan elle toplanır, tuzlanır, çuvallara konur, tuzlamayla birlikte aroma için kekik, defne yaprağıyla aromalanır, sonra elenir, tuzu atılır, yıkanmadan plastik kasada sunulur. En yaygını Gemlik kıvırcıktır.</p>
<p>Zeytin; ayrıca çeşitli fabrikalarda işlenerek zeytinyağına da dönüştürülür.</p>
<p>* Teneke tipi zeytin<br />
* Salamura tipi zeytin<br />
* Sele zeytin<br />
* Konfipi zeytin<br />
* Çizme yeşil zeytin<br />
* Sofralık yeşil zeytin<br />
* Kalamata Tipi<br />
* İspanyol Tipi</p>
<p><strong>Zeytinciliğin Dünya ve Ülkemiz Ekonomisindeki Yeri</strong></p>
<p>Türkiye, İspanya ve Yunanistan’da kişi başına yıllık zeytinyağı ve diğer bitkisel yağların, 1951 ve 1981 yıllarındaki tüketim miktarları ve yüzde değerleri ise Tablo 4’de verilmiştir (13). Türk insanının kişi başına yıllık yağ tüketimi 30 yıl içinde artış gösterirken, zeytinyağının bundaki payı %40’dan 17’e düşmüştür. İspanya hariç diğer ülkelerde oransal olarak zeytinyağı tüketimi azalmış olsa da kg olarak bir artış olmuştur.</p>
<p>Ülkemizde zeytin üretimi Ege, Marmara, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde yapılmaktadır. Zeytin üretimi yapan önemli illerin zeytin ile ilgili istatistikleri Tablo 5’de verilmiştir Üretim miktarının meyve veren ağaç sayısına oranından elde edilen ağaç başına verim değerlerine bakıldığında genelde nasıl düşük olduğu görülebilir. Zeytin yetişen 35 ilin dörtte birinde ağaçlar Türkiye ortalamasının altında verime sahiptir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Yetiştirme ve toplama</strong></p>
<p>Zeytin, azami 2000 m.yüksekliğe kadar çıkar. Sıcaklık 16-22 C (kışın -8)de, nemsiz, rüzgarsız, toprak killi, kalkerli, sulu yerleri sever. -12C&#8217;de kurur. Kuraklığa dirençlidir. Yağışı 500-800 mm.liktir. Ağacı dayanıklı, uzun ömürlüdür. Kışın yaprak dökmez. Odunu serttir. Kök, derindedir. Fidanlar en az 5 yılda meyve verir. Tam büyümesi 20 yıldır. 150 yılda yaşlanır. Boyu 20m, çapı 2m&#8217;ye ulaşır.</p>
<p>Gövde dik, yuvarlaktır, yaşlanınca çatlar, eğilir. Sürgünlerden yeni gövdeler oluşabilir. Anadalların üzerinde yapraklı dallar ve meyveli dalları vardır. Yaprakları yaz kış uzar. Dışı parlak yeşil, içi gümüşidir ve 2 cm genişlikte, 3-8 cm oval uzunluktadır. Ağaç silueti taç şemsiyedir. Meyveler, 2 yıllık dallarda olur. 1 yıl bol, 1 yıl az mahsul verir.</p>
<p>Budamaya zeytin açma denir. Çekme, nacak, testere ile budanır. Çoğaltılması aşı ve dikme yoluyladır. Yumru ve köklendirme (çelik ve çöğür&#8217;den)yöntemleriyle uygulanır. Yılda 3 milyon fidan üretilmektedir. Dikilen fidan 2 milyondur. İlkbaharda aşılama, yarma, kabukaşısı, sürgün, yamagöz yapılır. Deliceler, yerinde aşılanır. Doğada kuşlar ve fareler doğal ekicilerdir. Kuşların yeyip attıkları çekirdekler ve farelerin sakladıkları zeytinlerden tohumlar kendiliğinden çıkar.</p>
<p>Kasım-Mart arası ekilir. Ekim&#8217;den sonra hasat mevsimidir. Yayla ve tepelikte daha uygundur. Fidan çukuru 80cm derin, 80 cm geniş, 80 cm uzun olmalıdır. Dibe biraz çakıl konur, üstten çıkan toprak gübreyle karıştırılır ve çakıl üzerine konarak fidan dikilir, üstü en alttan kazılan toprakla örtülür, cansuyu verilir. Dikmeler, yaz aylarında sulanır. Kasım-Şubat kış uykusu dönemi, dinlenmedir. Nisan-Haziran çiçeklenme dönemidir. Temmuz-Ağustos&#8217;ta taneler büyür, çekirdek sertleşir. Eylül-Ekim&#8217;de taneler olgunlaşır, morlaşır, siyahlaşır. Şubata kadar hasat yapılır. Önce yeşiller, sonra siyahlar toplanır.</p>
<p>Meyve tek çekirdekli, ufak, sivri ve acıdır. Sis ve nemden etkilenir. Delicenin çekideği ise büyüktür, eti azdır. Zeytin meyvesi sap, kabuk, et, çekirdek, tohum&#8217;dan oluşur. Eti %65-90 oranındadır, şeker %2-6, yağ %15-30, su %50, lif %1, kül %1. İÇinde kalsiyum, magnezyum, demir, aminoasitler, A ve C vitaminleri, proteinler bulunur. Meyveye acı tat veren maddeye oleuropein denir.</p>
<p>Toplanması, ağaçtan veya yerden olur. Ağaçtan elle (sağma, taraklama), sırıkla (çırpma), çırpıcıyla, makineli sarsmayla yapılır. Yerden toplanacaksa ağaç silkelenir. Üreticiler, tayfa denilen çırpıcı işçiler çalıştırır.</p>
<p>Adambaşı saatte 6 kilo toplanır. Toplananlar sepetlere, çuvallara, kasalara konur, depolanır, fermantasyona gider. Yere düşenler fırça, tarak veya emici borularla hemen toplanır. Vaktinden önce yere düşen meyveye dipzeytini denir. Depolar serin ve havadardır, zeytin depoda 2-3 gün bekletilir. Taşıma, çuvallarla yapılır.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/zeytin-ve-zeytincilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkün Ateşle İmtihanı (Kitap özeti)</title>
		<link>http://www.buzlu.org/turkun-atesle-imtihani-kitap-ozeti/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/turkun-atesle-imtihani-kitap-ozeti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2008 16:32:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[Türkün Ateşle İmtihanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2420</guid>
		<description><![CDATA[Kitap Halide Edip Adıvar’ın İstanbul da ki durumları anlatmasıyla başlıyor. O dönemlerde Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olan İstanbul işgal altındaydı. Bu durum en çok yıllardır Osmanlı İmparatorluğu topraklarında Müslüman halkla barış içinde yaşayan azınlıkları sevindirmişti. Hatta bu azınlıklar Türk halkına kötü muamele etmeye başlamıştı. Halide Edip, halk arasında dolaşıp, herkesi dinlerken kadınların memleket meselesine erkeklerden daha [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/11/turkun-atesle-imtihan.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2421" title="turkun-atesle-imtihan" src="http://www.buzlu.org/images/2008/11/turkun-atesle-imtihan.jpg" alt="" width="250" height="250" /></a></p>
<p>Kitap Halide Edip Adıvar’ın İstanbul da ki durumları anlatmasıyla başlıyor. O dönemlerde Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olan İstanbul işgal altındaydı. Bu durum en çok yıllardır Osmanlı İmparatorluğu topraklarında Müslüman halkla barış içinde yaşayan azınlıkları sevindirmişti. Hatta bu azınlıklar Türk halkına kötü muamele etmeye başlamıştı.</p>
<p>Halide Edip, halk arasında dolaşıp, herkesi dinlerken kadınların memleket meselesine erkeklerden daha hassas olduğuna inandığını söyler. Bu da kitapta ilgimi çeken konulardan birisidir. Halide Edip savaş dönemine bir kadının gözüyle bakıp bize onların çektiklerini kitapta çok güzel anlatmıştır.</p>
<p>Savaş döneminde, Türkler’in görüşünü dış ülkelere bildirmek çok güçtü. Burada bazı Amerikan muhabirlerin ve bazı şahsiyetlerin doru düşünceleri çok işe yaramıştır. Onlar sayesinde Türkler’e karşı verilen peşin hükümlere rağmen, bizim görüşümüz Batı’ya sızmaya başlamıştır. Bu arada İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir.<span id="more-2420"></span></p>
<p>Halide Edip ilk açık halk mitingini Fatih’te yapmıştır. Halide Edip, söyledikleri onu izleyenlerin gözlerinden ilham alarak söylediğini belirtmiştir. Daha sonra Halide Edip meşhur Sultanahmet mitinginde konuşmuştur.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Kitabın ilerleyen bölümlerinde Halide Edip’in, Dr. Adnan, Binbaşı Reşit, Rıza Bey, Cami Bey ile Anadolu’ya kaçışlarını anlatılır. Büyük zorluklarla, yakalanma tehlikesiyle, soğukla,hastalıkla, zor şartlar altında yapılan uzun yolculuklardan sonra Ankara’ya ulaşılır. Asıl iş Ankara’da başlar.</p>
<p>Ankara’da Halide Edip, Yunus Nadi Bey ile Anadolu Ajansını kurar. Bu ajans haberlerini telgrafhanesi olan yerlere göndermek ve olmayan yerlere de camilere ilan halinde yapıştırmaktı. Kitabın ilerleyen Halide Edip kaldığı köydeki evini, köpek dostlarını, yardımcılarını, köyde yaşanan olayları anlatmaktadır. 23 Nisan 1923’te meclis açılmıştı. Mustafa Kemal, Meclis Reisi olacaktı.</p>
<p>Yabancı kuvvetler kadar içteki karışıklıklar kadar önemli bir hal almıştır. Kardeşler arasında kan dökülmeye başlamıştı. Halide Edip, o günlerde adeta görünmeyen bir elin Türk milletine yeni bir veçhe vermeye çalıştığını söylüyor. Millet meclisinde iki ülkü mücadele halindeydi. Garp mefkuresi ve Şark mefkuresi.</p>
<p>İlerleyen zamanda, başıbozuk kuvvetlerin durumu daha da karıştı. Bazıları yeni orduya geçti, Fakat Edhem’in etrafında hala güçlü bir kısım bulunuyordu. Bu sırada İngiltere’nin doğuda kaybettiği itibarı L. George, buradaki Türk hakimiyetine son vererek yerine Yunan İmparatorluğu kurarak yeniden kazanmaya çalışıyordu. Bu arada Yunanlılar Bursa’ya hücum ediyordu.</p>
<p>İnönü’deki ilk savaş, düzenli ordunun birinci galibiyetiydi. Ankara’da sevinç sonsuzdu. Halide Edip, Kızılay tarafından askerlere hediyeler götürmek üzere gönderildi. Halide Edip yanına yardımcısı Fatiş’i ve köpeği Yoldaş’ı da yanına aldı.</p>
<p>Türk ordusu bu çetin savaş günlerinde, köylerde çok yardıma ihtiyacı vardı. Bu yardımı da sade Ankara’da bulunan Hilal-i Ahmer’den görebiliyordu. Bunu Ankara kadınları hazırlamışlardı. Bu arada, İstanbul ve Ankara kadınları arasındaki farkı gördüğünü söyleyen Halide Edip şöyle devam ediyor. Ankara’daki İstanbul kadınları, umumiyetle, memur yada mebus karısı idiler, iyi tahsil görmüş, modern ve her işe atılmaya hazır kimselerdi. Ankara kadınları İstanbullular’dan uzak duruyorlardı. İstanbul kadınları ise şuuraltı bir yükseklik duygusu taşıyorlardı.</p>
<p>Kitabın ilerleyen bölümünde Halide Edip, cepheye nasıl katıldığını anlatıyor. Halide Edip onbaşılıkla askeri yaşantısına başlamıştır. Önce Sakarya cephesine gitmiştir. Halide Edip burada her gün, muhtelif fırkaların insan, mühimmat ve silah bakımlarından kuvvetini tespit edecek, not alacaktı. Halide Edip bu görevinde yaşadıklarını, karşılaştığı olayları, insanların nasıl birbirlerini öldürdüklerini anlatarak kitabına devam etmiştir.</p>
<p>Halide Edip, kitabın son bölümlerinde Yunanlıların çekildikleri yerleri nasıl mahvettiğini, oradaki halka nasıl zulüm yaptıklarını, Yunanlıların İzmir’den nasıl atıldığını, Mustafa Kemal’in Fikriye hanımla yakınlaşmasını, Lozan Konferansının hazırlıklarını anlatmıştır.<br />
Bu kitap o döneme bir kadının gözüyle bakmıştır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Savaşta yaşananları tüm çıplaklığıyla anlatmıştır. Bu kitap sayesinde Türk insanının özellikle Türk kadınının Kurtuluş Savaş’ımızda ne büyük katkısı olduğunu, yüceliğini bir kez daha anladım. Bu kitap sayesinde Mustafa Kemal’in hem askeri kişiliğini hem de özel hayattaki kişiliğini daha iyi anladım. Türk’ün ateşle olan imtihanından büyük bir başarıyla çıkışını Halide Edip çok etkileyici bir şekilde anlatmıştır.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/turkun-atesle-imtihani-kitap-ozeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Marmara bölgesi&#8217;nin ekonomisini oluşturan faktörler</title>
		<link>http://www.buzlu.org/marmara-bolgesinin-ekonomisini-olusturan-faktorler/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/marmara-bolgesinin-ekonomisini-olusturan-faktorler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2008 08:36:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[ölçü]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[marmara]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara bölgesi'nin ekonomisini oluşturan faktörler]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[sebze]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım ve Hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uçak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2256</guid>
		<description><![CDATA[A:1=Coğrafi Konum B:1=Tarım 2=Yeryüzü Şekilleri , Hayvancılık 3=İklim , Ormancılık 4=Nüfus , Madenler 5=Enerji Kaynakları 6=Endüstri 7=Ulaşım 8=Turizm 9=Ticaret (A-1)Coğrafi konum Marmara Bölgesi,Türkiye&#8217;nin coğrafi bölgelerinden biri; yaklaşık 62 000 kilometre kare; 13 milyona yakın nüfus(1990). Marmara Denizi çevresinde yer alan Trakya topraklarının tümüyle Anadolu&#8217;nun kuzey-batı kesmini kaplayan bölge, doğuda dik yamaçlarla belirlenen Anadolu Platosu,kuzeyde Karadeniz [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/10/marmara-bolgesi2.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2257" title="marmara-bolgesi2" src="http://www.buzlu.org/images/2008/10/marmara-bolgesi2-300x221.jpg" alt="" width="300" height="221" /></a></p>
<p>A:1=Coğrafi Konum B:1=Tarım<br />
2=Yeryüzü Şekilleri , Hayvancılık<br />
3=İklim , Ormancılık<br />
4=Nüfus , Madenler<br />
5=Enerji Kaynakları<br />
6=Endüstri<br />
7=Ulaşım<br />
8=Turizm<br />
9=Ticaret<br />
<strong>(A-1)Coğrafi konum</strong><br />
Marmara Bölgesi,Türkiye&#8217;nin coğrafi bölgelerinden biri; yaklaşık 62 000 kilometre kare; 13 milyona yakın nüfus(1990). Marmara Denizi çevresinde yer alan Trakya topraklarının tümüyle Anadolu&#8217;nun kuzey-batı kesmini kaplayan bölge, doğuda dik yamaçlarla belirlenen Anadolu Platosu,kuzeyde Karadeniz ve Bulgaristan, batıda Yunanistan ve Ege Denizi, güneyde Uludağ ve Kaz Dağı ile sınırlıdır. Bölge doğal ve beşeri özelliklerine göre dört bölüme ayrılır.(Yıldız Dağları,Ergene,Güney Marmara,Çatalca-Kocaeli bölümleri)<br />
<span id="more-2256"></span><br />
<strong>(A-2)Yeryüzü Şekilleri</strong><br />
Yüzey şekilleri, doğu-batı doğrultusunda uzanan dağlar ve platolarla kaplı yüksek alanlar, havzalar ve ovalardan oluşan çukur alanlarla kuzeyden güneye doğru birbirini izler.Kuzeyde orta yükseklikteki Yıldız(Istıranca) dağları ve platolarla kaplı Çatalca-Kocaeli yarımadaları yer alır. Bunların güneyinde Ergene Havzası&#8217;ndan başlayarak, Marmara çukuru üzerinde Adapazarı ovasına kadar uzanan alçak bir alana geçilir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bölgenin güneyinde, en yüksek engebeleri oluşturan Uludağ ve Biga Dağları&#8217;yla, Samanlı ve Güney Marmara kıyıdağları arasında Biga,Manyas,Ulubat, Bursa ve İnegöl Ovalarından oluşan bir havzalar dizisi sıralanır. burası Türkiye&#8217;de depremlerle en çok sarsılan alanlardan biridir,<br />
Bölgenin en önemli akarsuları;doğuda Sakarya, batıda Ergene ve Meriç, güneyde Susurluk&#8217;tur.<br />
Anadolu yakası göl bakımından zenginliği ile dikkati çeker(Manyas, Ulubat, İznik, Sapanca). Trakya yakasında yer alan terkos, Büyükçekmece ve Küçükçekmece göllerinden İstanbul anakentinin su gereksinimi sağlanır.</p>
<p><strong>(A-3)İklim</strong><br />
Bölgede üç farklı iklim tipi görülür.Karadeniz kıyılarında ılman iklim, Marmara ve Ege Denizi kıyılarında Akdeniz iklimi, iç kısımlarda karasal iklim görülür.İklim kıyıdan uzaklaştıkça içerilerde sertleşir.Soğuk kuzey rüzgarlarına açık olduğu için Karadeniz kıyıları kışın biraz daha soğuk geçer.Enlemin etkisinden dolayı Akdeniz İklimi biraz bozulur. Yaz kuraklığı daha az kışlar ise daha soğuk, kar yağışı olağandır.<br />
Ergene havzasında, güney Marmara&#8217;nın iç kısımlarında istep iklimi özelliği görülür. Yaz sıcak, kış soğuktur.<br />
En çok yağışını kış, en az yağışını yaz mevsiminde alır.</p>
<p><strong>İklimin etkileri</strong><br />
1) Doğal bitki örtüsü iklime bağlı olarak Marmara Denizi kıyılarında maki, yükseklerde geniş ve iğne yapraklı orman, Karadeniz kıyılarında karışık orman, Ergene Havzasında ve içerilerde seyrek ağaçlar, kurakçıl otlar yani stepler görülür.<br />
2)Akarsular en çok suyunu kış ve ilkbaharda taşır.En az suyunu yazın taşır.<br />
3) iklimin farklı ve çok sert olmaması nüfus yoğunluğunu artırır.<br />
4) Üç iklim tipinin varlığı ovalarda verimliliği artırmış, tarım ürünlerini çeşitlendirmiştir.<br />
5)Endüstri bitkilerinin yetişmesine elverişlidir.(ayçiçeği, tütün, şeker pancarı, zeytin, mısır, pirinç, tahıllar, sebze ve meyveler)<br />
6)İklimin etkisi büyükbaş hayvancılığı yayğınlaştımıştır.<br />
7)Bölge orman bakımından zengindir.<br />
<strong>(A-4)Nüfus</strong><br />
Marmara Bölgesi 13 000 000 &#8216;a yaklaşan nüfusuyla Türkiye toplam nüfusunun yaklaşık %23&#8242;ünün kümelendiği bir alandır;kilometre kareye ortalama 200&#8242;ü aşan nüfus yoğunluğu (Türkiye ortalamasunun üç katı kadar) ile yurdun en sık nüfuslanmış bölgesidir; kentsel nüfus oranın da en yüksek (% 75) olduğu bölgedir.</p>
<p>Kentsel nüfusun yarısından fazlası İstanbul&#8217;da toplanmıştır; geriye kalanın çoğuda Bursa ve İzmit gibi hızla gelişen iki büyük kentte toplanmıştır. Bu üç yerleşim yerinin nüfusu bir yandan doğumlar bir yandan da göçlerle sürekli artmaktadır. Bölgenin bazı yerleri, özellikle tarımsal ekonominin başat olduğu Karadeniz kıyıları ile Çatalca, Kocaeli ve Biga yarım adalarının iç kesimleri tenhadır. Buradaki nüfus artışıda Türkiye ortalamasının altındadır.</p>
<p><strong>(B-1)Tarım<br />
a)tahıl</strong><br />
<strong>1)Buğday</strong><br />
Bilindiği gibi, buğday, kurak yerlerde halkın geçim kaynağıdır. Marmara Bölgesi&#8217;nde Trakya kesimi kurak bir yer olduğundan Türkiye&#8217;nin bir kaç yeri gibi oradada buğday ekimi için önemli bir yerdir.(Tekirdağ=800 bin ton ve Edirne=700 bin tonla üretimde başta gelir).<br />
<strong>2)Arpa</strong><br />
Arpada buğday bitkisinin özelliklerini taşır. Marmara Bölgesi&#8217;nde buğdayın yetiştiği Trakya&#8217;nın iç kesimlerinde arpada yetişir.<br />
<strong>3)Mısır</strong><br />
Mısır tarımı, Marmara Bölgesi&#8217;nde özellikle Güney Marmara bölümünde, Balıkesir İli ve çevresinde yaygındır.<br />
Türkiye mısır üretiminde Marmara Bölgesi&#8217;nin önemli bir yeri vardır. Sadece Marmara ve Karadeniz Bölgesi&#8217;nin yıllık toplam mısır üretimi, Türkiye toplam üretiminin, % 70 ile % 75&#8242;ini bulur.<br />
<strong>4)Çeltik</strong><br />
Çeltik üretimi, Marmara Bölgesi&#8217;nde en çok Edirne&#8217;de görülür. Edirne&#8217;nin üretimi Türkiye&#8217;nin ortalamasının % 35&#8242;ini oluşturur. (en büyük paya sahip il). Çeltik tarımı Bursa, Balıkesir, Çanakkale gibi Güney Marmara Bölümü illerinde de yapılır ama buradaki üretimler, Edirne&#8217;nin Türkiye çeltik üretimine kattığı değere ulaşmaz.<br />
<strong>5)Yulaf</strong><br />
İstanbul, Kocaeli, Balıkesir, Çanakkale, Kırklareli ve Tekirdağ gibi<br />
Marmara illeri, Türkiye yulaf üretiminin %60-70&#8242;ini vermektedir. Yıllık<br />
yulaf üretimleri 10-15 biner tonu aşan iller içerisinde Balıkesir, Kocaeli, İstanbul gibi önemli Marmara illeri de vardır.<br />
<strong>b)sebzecilik</strong><br />
Marmara Bölgesi, Türkiye sebze üretiminde birinci bölgedir. Verimli alivyal toprakların ve sebze tarımına çok uygun iklim özelliklerinin bu bölgede olması bu gelişmenin nedenidir.<br />
<strong>1)Patates</strong><br />
Başta,Marmara Bölgesi&#8217;nin Bursa, Balıkesir, Kocaeli ve Sakarya illeri olmak üzere, patates üretimi bütün bölgelerimizde yapılmaktadır.<br />
<strong>2)Soğan ve Sarımsak</strong><br />
Yıllık kuru soğan üretiminin %90 gibi yüksek bir payı, sıra ile Güney Marmara bölümü illeri ile Ege bölümü, Akdeniz kıyı ovaları ve Orta Karadeniz bölümü illerinden sağlanır.<br />
Sarımsak sadece Marmara Bölgesinde değil tüm yurta az üretilir. Çünku tuketimi soğan kadar değildir.</p>
<p><strong>3)Domates</strong><br />
Domates Balkan ülkelerinden sonra yurdumuzda ilk kez Güney Marmara Bölümünde yetiştirilmeye başlanmıştır. Daha sonra diğer bölgelere yayılmaya başlamıştır. Yurdumuzda yetiştirilen domatesin büyük bir bölümü dış ülkelere satılmaktadır. Ve ticarete yönelik domatesler başta Güney Marmara Bölümü olmak üzere diğer bölgelerde de yetiştirilir.<br />
<strong>c)endüstri (sanayi) bitkileri tarımı</strong><br />
<strong>1) Tütün</strong><br />
Marmara Bölgesi, kaliteli tütün üreten bölgeler arasında, Ege Bölgesi ve Karadeniz Bölgesi&#8217;nden sonra 3. sırayı alır. Bölgede üretim daha çok Güney Marmara Bölümü&#8217;nde yapılır. Bölge üretimi Türkiye üretiminde, her yıl % 10 ila % 15 lik bir paya sahiptir. Ama Balıkesir ili, bütün bölge üretiminin % 60 ila % 65 ini verir. Bu ili, Bursa ve Çanakkale illeri izler. Balıkesir ilinin Altınova, Ayvalık, Edremit ve Burhaniye tütünleri ile Bursa&#8217;nın merkez ilçe ve İnegöl tütünleri, ihraç edilecek kalitede tütünlerdir. Bölgede Kocaeli,Sakarya,Tekirdağ,Kırkl areli ve Edirne&#8217;dede tütün tarımı yapılır.Ama bu illerde üretim,pek ekonomik değildir.<br />
<strong>2)Pamuk</strong><br />
Pamuk üretimi,sıcaklık koşullarının uygun olması ve verimli alivyal toprakların varlığı nedeniyle Güney Marmara&#8217;da da yapılır. Marmara bölgesi, Ege ve Akdeniz bölgelerinden sonra pamuk yetiştirmede 3. sırayı alır. Bu bölgede en iyi üretimi yapan il Balıkesir&#8217;dir.(yılda 6-7 bin ton).<br />
<strong>3)Şeker pancarı</strong><br />
Şeker pancarı üretilen bölgeler arasına Marmara Bölgesi de girer. 1926&#8242;da en çok şeker pancarı Kırklareli ve Uşak&#8217;ta üretilmiştir.<br />
d)yağlı tohumlar tarımı (pamukçiğiti ve ayçiçeği)<br />
Pamukçiğiti pamukla beraber, aynı şartlarda yetişir.<br />
Ayçiçeği tarımının en gelişmiş olduğu bölge Marmara Bölgesi&#8217;dir. Bu ürünün tarımı ilk kez Trakya&#8217;da yapılmıştır.Bölgenin hemen her ilinde tarımı yapılmaktadır.</p>
<p>Ama Edirne ve Tekirdağ illeri hem bölgede hem de yurdumuzda, en fazla üretim yapılan iller durumundadır. Örneğin; 1990&#8242;da Türkiye ayçiçeği tarım arazisi 720 bin ha. ve ayçiçeği tohumu üretimi de, 860 bin ton kadardı. Ancak ekiliş alanlarının % 40&#8242;ı, ve üretimin % 50-55&#8242;i bu bu iki ile aitti.</p>
<p><strong>e)meyvecilik</strong><br />
<strong>1)Fındık</strong><br />
Fındık, Orta ve Doğu Karadeniz Bölümleri&#8217;nden sonra Doğu ve Güney Marmara Bölümleri illerinde yetiştirilir.Marmara Bölgesi&#8217;nde fındık bahçeleri ve üretimi Sakarya ili ile temsil edilir. Bölge üretiminin (80 bin tonu biraz aşar) % 90&#8242;dan fazlasını bu ilimiz verir. Verimli yıllarda, ilin kuru kabuklu meyve üretimi, 70-75 bin tonu bulur. Bölgede, bu ilden başka;Kocaeli (5 bin tonu aşar), Bilecik (30-35 ton), Bursa (150 tonu bulur), Çanakkale (15-20 ton), Tekirdağ (1,5-3 ton) ve Kırklareli (25-30 ton) illerinde de, az çok fındık bahçelerine rastlanır. İstanbul üretimi de 500 tonu aşar.<br />
<strong>2)Zeytin</strong><br />
Marmara Bölgesi, zeytin ağacı sayısı fazlalığı bakımından ikinci sırada gelir. Türkiye zeytin ağacı sayısının % 25&#8242;ten fazlasını temsil eder. Bölge zeytin bahçelerinin hemen tamamı, Güney Marmara Bölümü illeri ile kısmen de Doğu Marmara illerinde toplanmıştır. Trakya kesimi illerimizde de, tek tük zeytin ağacına rastlanır.Ama üretimi ekonomik değildir. Güney Marmara Bölümü&#8217;nde özellikle Balıkesir ili, Aydın ve İzmir illerinden sonra Türkiye&#8217;nin en büyük üçüncü zeytincilik merkezi durumundadır.</p>
<p>Özellikle Edremit Körfezine doğru geniş alanlar, zeytin bahçelerine ayrılmıştır. Bölge zeytin ağacı sayısının, % 45&#8242;e yakını bu illerdedir.İlin,Bandırma ve Erdek dolayları da, geniş bahçelere sahiptir.Bursa ilinin en geniş zeytin bahçeleri, Gemlik ve Mudanya çevresinde toplanmıştır. Batıda Çanakkale ve doğuda Kocaeli illerine dğru bahçeler, giderek azalır ve seyrekleşir.</p>
<p><strong>Türkiye zeytin ağacının bölgesel dağılışı</strong><br />
Bölge Ağaç sayısı(milyon) Türkiye % si<br />
Ege 49.6 57.3<br />
Marmara 22.3 25.8<br />
Akdeniz 9.4 10.9<br />
Güneydoğu 4.3 5.0<br />
Diğerleri 0.9 1.0<br />
Toplam 86.5 100.0</p>
<p><strong>3)Turunçgiller</strong><br />
Güney Marmara&#8217;da Türkiye&#8217;de turunçgil ağaçları sayısının %1,5&#8242;i bulunmaktadır. Bahçeler, büyük çoğunluğu ile başta Balıkesir ili olmak üzere, bu il ve Çanakkale ili kıyılarında yoğunlaşmıştır.<br />
<strong>4)Şeftali</strong><br />
Bahçe kültürü biçimindeki yetişme bölümlerinden birisi Güney Marmara Bölümüdür. Yurdumuzun, en kaliteli ve pazar değeri en yüksek şeftali meyvesi, eskiden beri Bursa ili bahçelerinde yetişir. Ülkemiz şeftali ağacı sayısı % 25&#8242;i bu ilde olup, verimli yıllarda Bursa&#8217;nın üretimi 100 tonu aşar.<br />
<strong>5)Armut</strong><br />
Üretimi giderek yükselen bir meyvedir. Bahçelerin çoğu Güney Marmara Bölümü&#8217;ndedir.<br />
<strong>(B-2)Hayvancılık</strong><br />
<strong>1)Küçükbaş Hayvancılık</strong><br />
Küçükbaş hayvancılıkta, Marmara Bölgesi, İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu, İç Batı Anadolu, Karadeniz Bölgesi&#8217;nin iç yörelerinden sonra gelir. Bu bölgelerde yoğun koyun yetiştirilir.<br />
Koyunlar, ırk, et, süt ve yapağı gibi nedenler yüzünden soylar halindedir. Marmara ve Ege Bölgeleri&#8217;nde daha çok &#8220;kıvırcık&#8221; soylu koyun yetiştirilir.<br />
<strong>2)Büyükbaş Hayvancılık</strong><br />
Karadeniz Bölgesi&#8217;nden sonra, sığır yetiştiriçiliği&#8217;ninMarmara Bölgesi&#8217;nde önem kazandığı göze çarpar.<br />
Sığırın yurdumuzda belirlenen bir cinside, Manda sığırı olup eti, sütü ve derisi için yetiştirilir.Yurdumuzda da Karadeniz Bölgesi&#8217;nden sonra Marmara&#8217; bu sığır cinsi yaygındır.<br />
<strong>3)Kümes Hayvancılığı</strong><br />
Tavuk çiftlikleri, Marmara&#8217;da daha çok kalabalık olan İstanbul&#8217;un yakın çevresindedir.<br />
<strong>4)İpekböcekçiligi</strong><br />
M.Ö 6. yy&#8217;da başta Bursa olmak üzere, Güney Marmara Bölümü başlıca doğa yetiştirme bölümüydu. Bugün yurdumuzda en önemli üretim bölgesi,yetiştiriciligin merkezi Bursa olmak üzere, Güney Marmara Bölümü illeridir. Yaklaşık 2000 ton olan Türkiye yıllık yaş koza üretiminin, % 40 ile % 50&#8242;si Bursa ilinden olmak üzere, % 80 ila % 90&#8242;ı Marmara Bölgesi illerinden sağlanır.<br />
<strong>5)Arıcılık</strong><br />
Arıcılığın coğrafi dağılışını beş madde yaparsak Marmara Bölgesi dördüncü sırayı alır. Çünkü arıcılıkta sadece Balıkesir ve Çanakkale&#8217;den söz edilebilir.<br />
<strong>6)Su Ürünleri Avcılığı</strong><br />
<strong>a)deniz balıkçılığı</strong><br />
Hamsi de dahil, yıllık balık üretimimizin %10&#8242;u Marmara Denizi&#8217;nden sağlanır. Sonbaharda suların soğumasıyla balıklar güneye göçerler. Göçerlerken İstanbul ve Çanakkale Boğazlarından geçerler. Bu nedenle İstanbul Boğazı tam bir balık kapanıdır. Bu balıkçılık Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazında da sürdürülür.<br />
<strong>b)tatlı su balıkçılığı</strong><br />
Güney Marmara Bölümünde bulunan Manyas, Ulubat ve İznik göllerinde su ürünleri avcılığı yapılır.Ancak yıllık toplam av ürünleri 50&#8242;şer 100&#8242;er tonu aşmaz.<br />
<strong>(B-3)Ormancılık</strong><br />
Marmara bölgesi orman bakımından zengiliği ile Türkiye&#8217;de % 18.8&#8242;lik bir payla, karadeniz&#8217;den (% 26) ve Akdeniz&#8217;den (% 21) sonra üçüncü sıraya gelir.<br />
<strong>(B-4)Madenler</strong><br />
<strong>1)Kromit</strong><br />
Kromit rezervlerimizden Bursa ili yatakları, Elazığ ve Muğla yataklarından sonra üçüncü sırada yer alır. Bu yataklar Orhaneli ilçesi dahilinde yer alır.(rezervleri 1,5 milyon tonu aşar). İşletilirler ve ihraç edilirler.<br />
<strong>2)Manganez</strong><br />
manganez Türkiye&#8217;de Uşak ilinden sonra İstanbul ilinde (Çatalca ve ayrıca Binkılıç), Kırklareli ilinde (Vize çevresi), Balıkesir ilinde (Dursunbey çevresi) çıkarılır.<br />
<strong>3)Kurşun ve Çinko</strong><br />
Kuşun ve çinko, Türkiye de Karadeniz Bölgesinden sonra Marmara Bölgesi&#8217;de çıkarılır. başlıca rezervler, Balıkesir ilinin Balya, Çanakkale ilinin Yenice ilçesinde; Bağıkaç ve Handeresi yataklarıdır.<br />
<strong>4)Volframit</strong><br />
Türkiye&#8217;de, sadece Uludağ masifi volfram rezervleri, 30 milyon ton dolayında tahmin ediliyor.Ve ayrıca Uludağ&#8217;da Etibank&#8217;a ait volfram işletme tesisleri vardır. (1979&#8242;da faaliyete geçmiştir) Yıllık üretim, metal kapsamı olarak 60-90 ton kadardır.<br />
<strong>5)Molibden</strong><br />
En zengin rezervler, Kırıkkale-İkiztepeler ve Keban çevresi rezervleridir.üretim ihraç edilir(20-25 ton kadar).<br />
<strong>6)Antimon</strong><br />
Coğrafi dağılışa göre en zengin rezervler Güney Marmara Bölümü&#8217;nde Balıkesir ili rezervi ve onu takir eden birkaç rezerv olarak tahmin edilmiştir.<br />
<strong>7)Bortuzu</strong><br />
Bortuzu rezervlerinin coğrafi dağılışında birinci sırayı Balıkesir ili alır. Rezervler Bigadiç ve Susurluk çevresinde bulunmaktadır (rezervlerin 20-25 milyon ton olduğu sanılıyor).<br />
<strong>8)Mermer</strong><br />
Yurdumuzun en zengin doğal kaynaklarından biride mermer rezervleridir.en kaliteli mermerler Ege ve Marmara Bölgeleri yataklarınden çıkartılır.Kırklareli&#8217;nde, Çanakkale&#8217;de, Balıkesir&#8217;de,Bursa&#8217;da, Sakarya&#8217;da ve Kocaeli&#8217;nde önemli mermer rezervleri vardır.</p>
<p><strong>(B-5)Enerji Kaynakları</strong><br />
<strong>1)Petrol</strong><br />
Trakya Doğal Gaz Bölgesi:Bölgede, 1984 yılına dek 153 sondaj yapılmıştır. Ama bu faaliyet sonucunda, sadece Lüleburgaz &#8211; Babaeski ve Kırklareli arasındaki bölgede doğal gaz rezervlerine rastlanılmıştır.Başlıca rezervler; Babaeski, Lüleburgaz ve Kırklareli &#8211; Deveçatağı çevresinde işletilmektedir. Bu yataklar, Hamitabat Doğal Gaz santraline bağlanmıştır.</p>
<p><strong>2)Jeotermal enerji</strong><br />
Bu günkü bilgilerimize göre, yurdumuzun en zengin doğal buhar bölümlerinden biride Güney Marmara Bölümüdür. Bölümde çok illerde buhar çıkmaktadır.</p>
<p><strong>(B-6)Endüstri</strong></p>
<p><strong>1)Şeker Üretimi</strong><br />
Şeker fabrikalarımızın Marmara Bölgesindeki illere göre dağılış durum ve kuruluş yılları<br />
Adı Üretime açılış yılı<br />
Kırklareli &#8211; Alpullu 1926<br />
Adapazarı 1953<br />
Balıkesir &#8211; Susurluk 1956</p>
<p><strong>2)Süt ve Süt Ürünleri</strong><br />
Marmara Bölgesi&#8217;nin bazı yerlerinde süt ve süt ürünlerine dayalı fabrikalar vardır.Örneğin;Mis Süt (Balıkesir &#8211; Gönen), ve Meriç Süt (Edirne). Ayrıca Edirne ve Tekirdağ illerimiz beyaz peynir üretimi ile ün salmıştır.</p>
<p><strong>3)Un ve Unlu Ürünler Endüstrisi</strong><br />
Yurdumuzda ilk un fabrikası, 1885 yılında, İstanbul &#8211; Ayvansaray&#8217;da kurulmuştur. 1885 yılından bu yana bölgede birçok un fabrikası kurulmuş ve bu fabrikalar her yıl ürütimlerini biraz daha artırmışlardır.</p>
<p><strong>4)Konserve veSalça Üretimi</strong><br />
İlk konserve fabrikası 1920 yılında İstanbul &#8211; Kartal&#8217;da kurulmuştur. Yurdumuzda (1985 yılı verisidir), 72 adet büyük konserve fabrikası vardır. Yıllık üretim kapasitesi, 125 bin tonu bulur. Fabrikaların, 16 sı Balıkesir, 12 si Bursa ve 10 u da Çanakkale&#8217;de idi.<br />
Giderek gelişen bir gıda sanayi dalı da, salça üretimidir.</p>
<p>Bu üretimin merkezi Güney Marmara Bölümü illeridir. Özellikle 1960&#8242;dan sonra çağdaş fabrikalar kurulmaya başlamış ve bugün yıllık üretim kapasitesi, 120 bin tonu bulmuştur. Bu alanda en büyük gıda şirketleri;Demko, Pınar, Akfa, Tukaş, Tat ve Sedaş gibi şirketlerdir.</p>
<p><strong>5)Bitkisel Yağ Üretimi</strong><br />
Bu gün ülkemizde birkısmı Balıkesir ilinde olmak üzere, yıllık üretim kapasiteleri 10bin ton ve daha fazla olan 26 büyük fabrika vardır (1990). Bunlara, büyük zeytinyağı fabrikaları da dahildir.Örneğin;Trakya Yağ Sanayii, Tar &#8211; İş, Aymar, Bafay gibi.<br />
<strong>6)Tütün ve İspirtolu İçkiler Endüstrisi</strong><br />
Marmara Bölgesi Tütün ve Sigara Fabrikaları(1990)<br />
Fabrikanın Adı Kuruluş Yılı Kapasitesi(ton/yıl)<br />
İstanbul &#8211; Cibali 1887 5950<br />
İstanbul &#8211; Maltepe 1970 20046<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Marmara&#8217;daki yıllık üretim kapasitesi en yüksek Bira fabrikaları</strong><br />
İli ve Adı Yıllık Üretim Kapasitesi(bin tl)<br />
İstanbul Tekel Bira Fabrikası 40<br />
İstanbul Efes Bira Fabrikası 25</p>
<p><strong>Marmara Tekel Şarap Fabrikaları ve Üretim Kapasiteleri</strong><br />
İli ve Adı Kuruluş yılı Kapasitesi(bin tl/yıl)<br />
İstanbul &#8211; Paşabahçe 1922 2 300<br />
Tekirdağ 1931 7 000<br />
Çanakkale 1962 2 050<br />
Tekirdağ-Şarköy-Uçmakdere1966 800<br />
Tekirdağ &#8211; Şarköy 1966 1 500<br />
Bilecik 1971 1 600<br />
Edirne &#8211; Uzunköprü 1976 1 000</p>
<p><strong>7)Dokuma, Deri ve Giyim Endüstrisi</strong></p>
<p>Başlıca pamuklu iplik dokuma fabrikaları arasındaki Mensucat Santral (İstanbul ve Edirne),Akip (İstanbul) fabrikaları, alanın en büyük iplik fabrikalarıdır.<br />
Pamuklu kumaş dokuma fabrikalarından; Bozkurt(İstanbul), Kartaltepe (İstanbul) fabrikaları Marmara Bölgesinin başlıca pamuklu kumaş dokuma fabrikalarıdır.Bugün ülkemizde, çoğunluğu İatanbul, Adana ve Bursa gibi illerde olmak üzere, 60 dolayında pamuk ipliği, yün ipliği,pamuklu kumaş ve yünlü kumaş dokuma fabrikaları vardır.</p>
<p>Fakat yünlü dokuma endüstrimiz, pamuklu dokuma endüstrimizde olduğu şekilde gelişmiş değildir. Yurdumuzun, ilk yünlü dokuma fabrikası 1843 yılında faaliyete geçen, İzmit &#8211; Hereke kumaş fabrikası olup, 1890 da halı dokuma üniteleride eklenmiş; fakat 1905 yılından başlayarak, tamamen bir yünlü kumaş dokuma fabrikası durumuna getirilip, 1934 yılında Sümerbank&#8217;a devredilmiştir.Bundan sonra Bursa Merinos Yünlü kumaş fabrikası gibi büyük Sümerbank kuruluşunun faaliyete geçmesi, yünlü dokuma endüstimizin gelişmesinde büyük rol oynamıştır.</p>
<p><strong>Özel sektöre ait başlıca pamuk ve yün ipliği dokuma fabrikaları</strong><br />
Adı ve ili İğ sayısı<br />
Mensucat Santral &#8211; İstanbul 100.700<br />
Narin &#8211; İstanbul 63.300<br />
Akip &#8211; İstanbul 50.000<br />
Edip &#8211; İstanbul 50.000<br />
Bisaş &#8211; Bursa 90.000</p>
<p><strong>Özel sektöre ait başlıca yünlü ve pamuklu dokuma fabrikaları</strong><br />
Adı ve ili Tezgah sayısı<br />
Narin &#8211; İstanbul 560<br />
Bozkurt &#8211; İstanbul 625<br />
Mensucat Santral-İstanbul ve Edirne 975<br />
Kartaltepe &#8211; İstanbul 545</p>
<p>Doğal ipek ipliği ve ipekli kumaş üretimimizin merkezi eskiden olduğu gibi yine Bursa ilidir. Yapay ipekçilikte en büyük fabrikamız, Gemlik Suni ipek fabrikası adı ile, Bursa &#8211; Gemlik&#8217;tedir. Adı, Filaş dokumacılığı diye de geçer.<br />
Deri ve deri ürünleri de yurdumuzda gelişmiş bir sanayi dalıdır.İstanbul &#8211; Yedikule&#8217; deki Sümerbank&#8217;a ait fabrikada deri ayakkabı üretilmektedir.</p>
<p><strong>8)Otomotiv Endüstrisi</strong><br />
Türkiye gemi yapım fabrikaları, İzmir &#8211; Alaybey tersanesi hariç, bütün tersaneler İstanbul ve çevresindedir.<br />
Tersanelerin dışında Bursa ve İstanbul otomobil fabrikaları, İstanbul&#8217;da otobüs-kamyon-kamyonet fabrikaları, yine İstanbul&#8217;da traktör fabrikaları ve Sakarya&#8217;da demiryolu araç ve gereçleri vardır.</p>
<p><strong>9)Kimya Endüstrisi</strong><br />
Motorlu taşıt araçları lastiği; Yurdumuzda bu endüstri, 1962&#8242;de kurulmaya başlamıştır.Bugün bu alanda faaliyet gösteren, beş büyük fabrika vardır.Bunlardan Uniroyel Adapazarı&#8217;nda, Petlas Kırşehir&#8217;de ve diğer fabrikalarda İzmit&#8217;tedir. Fabrikaların bu bölgeye toplanmasının esas nedeni, hammadde sağlama kolaylığıdır.</p>
<p>Kauçuk, karbon siyahı ve kortbezi gibi temel hammaddeler önceleri yurt dışından getiriliyordu. Kuruluş bölgesi, bu maddelerin deniz yolu ile getirilmesine çok uygundur. Ancak, 1970&#8242;den sonra bölgede, hammadde üreten petrokimya tesisleri kurulmuştur. Bunlar, İzmit &#8211; Yarımca petrokimya tesisleri ve yine İzmit &#8211; Köseköy kortbezi fabrikası olup, lastik endüstisinin hammadde ihtiyacı büyük ölçüde bu fabrikalardan karşılanır.</p>
<p><strong>Motorlu Araçlar Lastik Fabrikaları ve Üretim Kapasiteleri</strong><br />
Adı İli Üretim kapasiteleri(bin adet)<br />
Good- year Kocaeli-İzmit 1 500<br />
Uniroyal Sakarya-Adapazarı 1 500<br />
Pirelli Kocaeli-İzmit 1 000<br />
Fulda Kocaeli-İzmit 1 000<br />
Lassa Kocaeli-İzmit 5 000</p>
<p><strong>Marmara Yapay Gübre Fabrikaları ve Kapasiteleri</strong><br />
Adı ili Kapasitesi(binton/yıl)<br />
Bağfaş Balıkesir-Bandırma 125<br />
Yarımca İzmit-Yarımca 125<br />
Gemlik Bursa-Gemlik 595</p>
<p><strong>10)Orman Ürünleri Endüstrisi</strong><br />
1936 yılında üretime açılan ilk kağıt fabrikamız, bugün SEKA İzmit Kağıt Fabrikası diye bilinen fabrikadır. Tesis, bir fabrikalar topluluğu olup, 1936&#8242;da 1. kağıt fabrikası, 1944&#8242;de 2., 1954&#8242;de 3. ve 1957&#8242;de 4. kağıt fabrikası hizmete girmiştir.Daha önce Sümerbank&#8217;a bağlı olan tesis, 1955 yılında kurulan S.E.K.A iktisadi kuruluşuna bağlanmıştır.</p>
<p><strong>Marmara Selüloz ve Kağıt Fabrikaları</strong><br />
Adı ili İşletime Açılış Yılı<br />
İzmit Kocaeli-İzmit 1936<br />
Balıkesir Balıkesir 1981</p>
<p><strong>11)Çimento,Cam ve Seramik Endüstrisi</strong></p>
<p>Yurdumuzda çimento endüstrisi, Cumhuriyet Devri öncesinde kurulmaya başlamıştır. Bu konudaki ilk fabrika; 1910 yılında faaliyete geçen, İzmit-Darıca çimento fabrikasıdır. Bu fabrikayı 1911 yılında kurulan İzmit-Eskihisar çimento fabrikası izlemiştir. Bu iki fabrikanın üretimi yetmeyince, İstanbul &#8211; Zeytinburnu ve Kartal çimento fabrikaları kurulmuştur. Daha sonra bu fabrikaları, Kırklareli &#8211; Pınarhisar ve Balıkesir çimento fabrikaları izlemiştir.<br />
Gelişmiş bir sanayi dalıda, şişe ve cam endüsrisi üretim alanıdır. Bu konudaki ilk çağdaş fabrikamız, İstanbul Paşabahçe şişe ve cam fabrikası olup, 1936&#8242;da üretime geçmiştir.</p>
<p><strong>Marmara Şişe ve Cam Fabrikaları Dağılışı</strong><br />
Adı İli Açılış Yılı<br />
Paşabahçe İstanbul-Paşabahçe 1936<br />
Çayırova Cam İzmit-Çayırova 1961<br />
Topkapı Şişe fab. İstanbul-Topkapı 1968<br />
Teknik cam İstanbul 1968<br />
Çayırova cam elyafı İzmit-Çayırova 1971<br />
Trakya cam Kırklareli-Lüleburgaz 1981<br />
Kırklareli cam Kırklareli-Lüleburgaz 1981</p>
<p>Seramik ve Porselen Endüstrisinde Marmara Bölgesi birinci sırayı alır. İş gücü de büyük ölçüde bu bölgede toplanmıştır.</p>
<p><strong>(B-7)Ulaşım</strong><br />
Marmara Bölgesi coğrafi konumu nedeniyle tarihi çağlar boyunca sürekli işlek bir yol olmuştur. Bölge deniz ve karayolları bakımından büyük önem taşır.Asya ve Avrupa kıtaları, bu bölgede boğazlar yoluyla bağlanır. Yine boğazlar Karadeniz&#8217;i Ege denizine, Akdeniz&#8217;e ve oradan da Atlas Okyanusu&#8217;na bağlar.</p>
<p><strong>a)Karayolları Ulaşımı</strong><br />
Batı Avrupa&#8217;dan gelerek Balkanlar&#8217;dan geçen, uluslararası ulaşımın sağlandığı E-5 karayolu Marmara Bölgesi&#8217;ne Edirne&#8217;de Kappıkule&#8217;den girerek, İstanbul Boğazında bulunan Boğaz köprüsü yoluyla Anadolu yakasına geçer ve buradan da Ortadoğu ülkelerine kadar uzanır. Bu yol, Avrupa&#8217;nın Asya&#8217;ya bağlandığı en büyük yoldur.</p>
<p><strong>b)Havayolları Ulaşımı</strong><br />
Havayolları bakımından, bölgede İstanbul, uluslararası bir önem taşır. Burada bulunan Atatürk(Yeşilköy) havalimanına dünyanın her tarafından ve buradan da yabancı kentlere seferler yapılır.</p>
<p>Bundan başka bölgede Bandırma, Balıkesir ve Çanakkale hava meydenları bulunmaktadır. Atatürk Havalimanı:İstanbul&#8217;da Yeşilköy&#8217;de olup, 1985 yılına kadar adı,Yeşilköy havalimanı idi. Yurdumuzun ilk askeri ve sivil amaçlı havalimanı olup, 1925 yılından buyana hizmet vermektedir. Zamanla genişletip modernize edilerek bugünkü çağdaş konumunu kazanmıştır.</p>
<p><strong>Kapasite özellikleri şunlardır;</strong><br />
a)Saatte 70 uçak iniş-kalkış yapabilir.<br />
b)Aynı anda 30 uçak, apronlara yanaşarak indirme-bindirme yapabilir.<br />
c)Yolcu terminalleri, yılda 15 milyon yolcu ağırlayabilir.<br />
Bu özellikleri ile, yurdumuzun en büyük havalimanı olup, Avrupa&#8217;da sayılı büyük havalimanları arasındadır. Uçak trafiği, hızlı bir biçimde artmaktadır.Örneğin; 1960&#8242;da toplam 30 bin iniş- kalkış yapılmışken, 1975 de bu sayı 49 bini ve 1990 da 75 bini bulmuştur.Bu seferlerin %60 ila %70&#8242;i dış hat seferleridir. İnen- binen yolcu sayısı da hızlı bir şekilde artmaktadır.</p>
<p><strong>c)Demiryolları Ulaşımı</strong><br />
Avrupa&#8217;dan gelen demiryolları bölgeden geçerek Orta ve Ön Asya ülkelerine ulaşır. Balkan ülkeleri hattı, 1875 yılında Avusturya tarafından yapılmış ve buna Rumeli hattı adı verilmiştir. Balkanlardan gelen bu demiryolu, İstanbul&#8217;da Sirkeci garına kadar ulaşır.</p>
<p>Anadolu yakasında bulunan, İstanbul- Haydarpaşa garından itibaren olan demiryolu hattına da Anadolu hattı denilir ve bu demiryolu 1888 de İzmit&#8217;e, 1892de de Eskişehir ve Ankara&#8217;ya kadar Alman şirketleri tarafından yapılmıştır. Bölgeden geçen demiryolu Edirne&#8217;den Kars&#8217;a kadar uzanır.Adana ve İzmir&#8217;den gelen demiryolları ile Eskişehir&#8217;de birleşir.</p>
<p><strong>d)Denizyolları Ulaşımı</strong><br />
Bölgenin en önemli limanları, İstanbul Boğazı ve İzmit Körfezi çevresindedir. Ama bölgede, 25 kadar liman vardır.</p>
<p>Bunlardan, İstanbul Boğazı Limanları arasında en büyükleri, Rumeli yakası kıyılarındaki Eminönü, Tophane ve Anadolu yakası kıyısındaki Haydarpaşa limanıdır. Daha birçok gemi uğrak yeri vardır.Ancak, bu üç büyük limana, Büyük İstanbul Limanı limanı diyebiliriz. Bu limanlar yani büyük İstanbul limanı, yurdumuzun en büyük dış ticaret malları giriş kapısıdır durumundadır.</p>
<p>Bu limanlara giriş-çıkış yapan yıllık gemi sayısı 2500 ila 3000 arasındadır.İndirilen-bindirilen yıllık toplam yük tonajı 3-3.5 milyon tonu bulur.İstanbul limanlarının, yıllık gemi sayısı ve yük grafiğini hafifleten İzmit Körfezi çevresi limanları,İzmit ve yakın çevredeki limanlar ile temsil edilir.</p>
<p>Bunların en önemlileri İzmit Limanı ve Derice, Gölcük, Darıca limanları ve diğerleridir. Gölcük başlıca askeri limanımızdır. İzmit ve Derince limanlarına giriş-çıkış yapan yıllık gemi sayısı, 1500 ila 2000 i bulur. İndirilen bindirilen yıllık tonajı ise, bazı yıllar 10-15 milyon tonu bulur. Bazı yıllar da 1.5 ila 3 milyon ton arası değişir.</p>
<p>Marmara Bölgesi&#8217;nin diğer önemli limanları arasında başlıcaları; Bandırma limanı(Bağfaş gübre fabrikasına hizmet eder), Gemlik Limanı (Bursa&#8217;daki otomobil fabrikaları ve Gemlik ipekli fabrikasına hizmet eder) ve Tekirdağ limanı olarak sıralanabilir.</p>
<p>Kuzey Marmara kıyılarının en önemli limanı durumunda olan Tekirdağ limanı, İstanbul limanlarının yükünü hafifleten bir liman olup, yıllık yükleme boşaltma kapasitesi 6000 ton dolayındadır.Çanakkale limanı da Marmara Bölgesi limanlarındandır. Ama hinterlandı dar olduğundan, gelişememiştir.</p>
<p>Bununla birlikte çok büyük bir stratejik liman olup, sadece Çanakkale Boğazı&#8217;nın değil, İstanbul Boğazı&#8217;nın da askeri yöndenbir kiliti durumundadır</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/marmara-bolgesinin-ekonomisini-olusturan-faktorler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bursa ve Tarihi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Nov 2008 09:57:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Örgü]]></category>
		<category><![CDATA[ölçü]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[marmara]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[Takı]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarım ve hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım ve Hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2400</guid>
		<description><![CDATA[TARİH: Beşbin yıldan beri yerleşime sahne olan Bursa&#8217;nın 7 km. kuzeyinde Demirtaş nahiyesinin 2,5 km. güneyinde, 90 m. çevresi 5m. yüksekliği olan &#8220;Demirtaş Höyüğü&#8221; yer almaktadır. Bu höyükte genellikle elde, az miktarda da çarkta yapılmış kase, küp ve testilere ait seramik parçaları bulunmaktadır. Bunlar erken bronz çağdan kalmış olup M.Ö.2500 yıllarına tarihlenir. Kentin 14 km. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2008/11/bursa5.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2404" title="bursa5" src="http://www.buzlu.org/images/2008/11/bursa5-300x194.jpg" alt="" width="300" height="194" /></a></p>
<p><strong>TARİH: </strong><br />
Beşbin yıldan beri yerleşime sahne olan Bursa&#8217;nın 7 km. kuzeyinde Demirtaş nahiyesinin 2,5 km. güneyinde, 90 m. çevresi 5m. yüksekliği olan &#8220;Demirtaş Höyüğü&#8221; yer almaktadır. Bu höyükte genellikle elde, az miktarda da çarkta yapılmış kase, küp ve testilere ait seramik parçaları bulunmaktadır. Bunlar erken bronz çağdan kalmış olup M.Ö.2500 yıllarına tarihlenir.</p>
<p>Kentin 14 km. batısında, Çayırköyü&#8217;nün 1 km. güneybatısındaki &#8220;Çayırköy Höyüğü&#8221;nün boyutları Demirtaş Höyüğü ile aynıdır. Burada bulunan seramik parçalarında gri, kırmızı grikahverengi ve siyah renkler hakimdir. Bulunan seramik parçalarının önemli kısmı elde, çok az miktardakiler de çarkta yapılmıştır. Höyüğün en eski buluntusu M.Ö.2700 yılına aittir.</p>
<p>Günümüzden yaklaşık 5000 yıl önce insanların yerleştiği bu topraklara M.Ö. VII. yüzyılda Trakya&#8217;da Strümon nehri kenarında oturan Bitynler ve akrabaları Tnyniler İskit saldırılarına karşı koyamayınca kuzeybatı Anadolu&#8217;ya göç ederek yerleşirler. Bu verimli topraklara Bitynia adını verirler.<br />
<span id="more-2400"></span><br />
Kısa zamanda sınırlarını genişletmelerine rağmen M.Ö.VI yüzyılda bölgede güçlü orduya sahip Lidyalıların hakimiyetine girmekten kurtulamazlar. M.Ö.546&#8242;da Lidya Kralı Kroisos, Pers orduları karşısında mağlup olunca bölge M.Ö.453 tarihine kadar Pers İmparatorİuğu sınırları içine girer.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Makedonya İmparatoru İskender&#8217;in bu bölgeleri hegemonyasına alması M.Ö.325 yılından ölümüne kadar devam eder. Bithnia ve Küçük Asya toprakları İskender&#8217;in ölümü üzerine komutanları arasında yapılan paylaşımda Antigonos&#8217;un idaresine girer. Fakat İskender&#8217;in komutanları arasında bir süre mücadeleler devam eder.</p>
<p>Bu fırsattan Bithynia Krallığı yararlanır. Bitynlileri yöneten Doidalses bölgede bağımsız bir krallık geliştirdi. Krallık Zipoites (M.Ö.327-279) zamanında komşuları tarafından tanınıp saygı gördü. Ziopites&#8217;in oğlu I.Nikomedes (M.Ö.279-250) yılları arasında sınırları genişletti. Küçük Asya&#8217;nın en saygın krallığı haline getirdi.</p>
<p>Orta Avrupa&#8217;dan üç kol halinde akan Galatlar (M.Ö.278-277) yıllarında, Batı Anadolu&#8217;dan başlayarak önüne gelen her yerleşim birimini istila edip yağmaladılar. Galat akınlarından sonra Anadolu&#8217;da çeşitli kent devletleri oluştu. Bu sarsıntıdan sonra Ziaelas (M.Ö.192-146) II.Nikomedes M.Ö.146-92, III.Nikomedes M.Ö.92-75 ve IV.Nikomedes M.Ö.75-74 tarihleri arasında ülkeyi yönettiler.</p>
<p>II.Nikomedes, batıdaki Roma İmparatorluğu&#8217;na karşı Pontus kralı Mitridates ile anlaştı. Fakat yerine geçen III. Nikomedes babasının izlediği politikanın tam tersini tatbik edip, Roma İmparatorluğu ile anlaşıp Pontus Krallığı ile çatışmaya girişti. Bunda başarı kazanamamasına karşın Roma İmparatorluğu&#8217;nun özel desteği ile istiklalini korudu. Ölünce yerine geçen IV.Nikomedes M.Ö.74 yılında ülkesini Roma İmparatorluğu&#8217;na bağışladı. Böylece Bithynia Roma&#8217;nın bir eyaleti haline geldi.</p>
<p>İmparator Domitian (81-96) zamanında göreve getirilen Plinius, İmparator Trajanus (98-117) zamanında Bithynia eyaleti Prokonsüllüğüne terfi etti. Bölgede hakimiyet sağlandıktan sonra, imar faaliyetlerine girişti. Fakat bundan Prusa&#8217;dan çok Nikaia(İznik) ve Nicomedia (İzmit) faydalandı. Bursa&#8217;da sadece bir hamamın tamir edildiği öğrenilmektedir.</p>
<p>Antik kaynaklar bugünkü Bursa&#8217;nın kurucusunu I.Prusias (M.Ö.232-192) olarak göstermektedir. Kartaca Kralı Hannibal, Roma İmparatorluğu ile yaptığı savaşı kaybedince, birlikleriyle beraber I.Prusias&#8217;a sığınır. Burada zafer kazanan bir komutan gibi karşılanıp, saygı görür. Bu yakınlığa karşılık olarak Hannibal emrindeki askerlerle bir şehir inşa eder. Buna Prusias&#8217;ın adını verip ona armağan eder. Kurulduğunda bugünkü hisar içinde olan şehir, günümüzün bir mahallesi kadardı. Bithynia krallık dönemine ait tümülüs&#8217;te M.Ö.II yüzyıla ait çok önemli belgeler bulunmuştur.</p>
<p>Roma İmparatorluğu zamanında (Prusa ad Olympium) Uludağ Bursa&#8217;sı adını alan şehirde o döneme ait mermerden bir kadın heykeli ve ostotek bulunmuştur.</p>
<p>İmparator Justinianus (527-565) zamanında Pythia&#8217;da (Çekirge&#8217;de) yeni hamamlar yaptırılmıştır. 1935 yılında Hisar içinde tonozlu odalar bulunmuştur. Hisar içinde, Yer Kapı&#8217;da bulunmuş erken Bizans devrine ait taban mozaiği, önemli arkeolojik kalıntılardandır. Tophane&#8217;de Bizans döneminden bir şapel ve manastıra ait mozaikler bulunmaktadır.</p>
<p>Prusa (Bursa) 1204-1261 yılları arasında Nikaia&#8217;a (İznik)&#8217;e bağlı sönük bir tekfurluk olarak yaşamını sürdürdü.</p>
<p>Bugün ülkemizin en zengin Bizans devri mezar stelleri ve çeşitli mimari eser parçaları, seramikler, sikkeler Bursa Arkeloji Müzesi&#8217;nde sergilenmektedir.</p>
<p><strong>COĞRAFI KONUM: </strong></p>
<p>Bursa 40 derece boylam ve 28 &#8211; 30 derece enlem daireleri arasında Marmara Denizinin güneydoğusunda yer alan, toplam il nüfusu 2000 Yılı Genel Nüfus Tespit sonuçlarına göre 2.125.140 ile Türkiye&#8217;nin 4. büyük kentidir.<br />
Bursa ili doğuda Bilecik, Adapazarı, kuzeyde İzmit, Yalova, İstanbul ve Marmara Denizi, güneyde Eskişehir, Kütahya, batıda Balıkesir illeriyle çevrilidir.</p>
<p>Denizden yüksekliği 100 metre olan Bursa, genelde ılıman bir iklime sahiptir. Ancak, iklim bölgelere göre de değişiklik göstermektedir. Kuzeyde Marmara Denizinin yumuşak ve ılık iklimine karşılık güneyde Uludağ&#8217;ın sert iklimi ile karşılaşılmaktadır.</p>
<p>İlin en sıcak ayları Temmuz &#8211; Eylül, en soğuk ayları ise Şubat &#8211; Mart&#8217;tır. 52 yıllık gözlem süresi itibarı ile yıllık ortalama yağış miktarı 706 mm.dir. İlde ortalama nispi nem % 69 civarındadır.</p>
<p>İlin yüzey şekilleri, birbirlerinden eşiklerle ayrılmış çöküntü alanlarıyla, dağlar halindedir. Çöküntü alanlarının başlıcalarını İznik ve Uluabat gölleriyle Yenişehir, Bursa ve İnegöl ovaları oluşturmaktadır.</p>
<p>Toplam yüzölçümü 10.891 km2 olan Bursa ili topraklarının % 17&#8242;sini ovalar oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>En Önemli Ovalar </strong></p>
<p>Ova Yüzölçümü ( km2 )<br />
Bursa 365<br />
Mustafakemalpaşa 193<br />
Karacabey 537<br />
İnegöl 150<br />
İznik 76<br />
Orhangazi 97<br />
Yenişehir 152</p>
<p>İl sınırları dahilinde Uluabat (1.134 km2) ve İznik (298 km2) gölleri bulunmaktadır.<br />
İlin önemli akarsuları; Mustafakemalpaşa Çayı, Uludağ&#8217;ın güney yamaçlarından doğan ve gene Uludağ&#8217;dan kaynaklanan birçok küçük dere ile beslenen Nilüfer Çayı, Göksu Çayı, Koca Dere, Kara Dere, Aksu Deresidir.</p>
<p>İl&#8217;in sahip olduğu 135 km. kıyı bandının 22 km.lik kısmı kullanıma uygun olup, diğer kısmı değerlendirilememektedir.</p>
<p>Bursa ili topraklarının yaklaşık % 35 ini dağlar kaplamaktadır. Dağlar genellikle doğu-batı yönünde uzanan sıradağlar şeklindedir. Bunlar; Orhangazi&#8217;nin batısından Gemlik körfezinin batı ucunda bulunan Bozburun&#8217;a doğru uzanan Samanlı Dağları, Gemlik Körfezinin güney yüzünü kaplayan ve Bursa ovasını denizden ayıran Mudanya Dağları, İznik gölünün güneyi, ile Bursa ovasının kuzey kesimleri arasında yer alan Katırlı Dağları, Mudanya Dağlarının uzantısı olan Karadağ ve Marmara Bölgesinin en yüksek dağı olan Uludağ&#8217;dır (2.543 m).</p>
<p><strong>TARIHI ESERLER</strong></p>
<p><strong>Yıldırım Camii </strong></p>
<p>Şehrin doğusunda, Yıldırım semtindeki tepe üzerine inşa edilmiştir. Yıldırım Bayezıd tarafından XIV yüzyılın sonlarında yaptırılmıştır. Genellikle tarihi eserler hakkında kesin bilgileri ulaştıran kitabelerdir. Fakat bu caminin kitabesi zamanımıza ulaşmamıştır. Taş işçiliği, devrinin en güzel örneğini bu camide göstermektedir.<br />
Caminin ön cephesinde yer alan ayaklar ve bunları bağlayan kemerler kurşuni renkli mermerden yığma olarak yapılmıştır. Revak beş kubbe ile örtülüdür.</p>
<p>Merkez kubbesi yüksektir ve iç mekana ferahlık verir. Duvarlar kesme taşlarla kaplıdır. Yandaki eyvanlar zeminden yükselmektedir. Bunlar da sivri tonozların oluşturduğu sekiz köşeye oturan kubbeyle örtülmüştür. Mihrap kubbesi kare plan üzerine oturmaktadır. Mihrap sekiz sıra stalaktitli yaşmak ile örtülüdür. Köşelerinde cilâlı yeşilimtrak mermer sütunlar vardır. Doğu ve batıdaki odalar alçıdan ufak, büyük hücreli ve maşalıklıdır. Stalaktit saçaklı, geniş ajurlu, oniki yıldızlı ve yeşil çini parça kakmalı, süslü nesih ve kufı hatla yazılı hadis ve dualarla bezenmiştir. Odalar çapraz tonozla kaplıdır.</p>
<p>Kuzey doğu ve kuzey batıdaki odalara cami içinden geçilmektedir. Bunlar da çapraz tonozla kaplıdır. Caminin iki minaresi de lodos ve deprem yüzünden yıkılmış, yakın tarihte betondan yeni bir minare yapılmıştır.</p>
<p><strong>Yıldırım Türbesi </strong></p>
<p>IV Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezıd 1360 da doğdu. I.Murad&#8217;ın büyük oğludur. Babası tarafından yetiştirilmiş, birlikte fetihlere katılmıştır. Karamanoğlu Ali Bey&#8217;in ordusu ile yapılan savaş sırasında gösterdiği atılganlık nedeniyle kendisine Yıldırım adı verilmiştir. Murad&#8217;ın Kosova savaşı sonunda şehit edilmesi üzerine tahta çıktı. Kosovanın ardından Yıldırım, Sırbistan&#8217;ın güneyini topraklarına kattı. Aydın, Saruhan, Menteşe ve Karaman beyliklerini tek tek zaptetti. Anadolu Hisarını inşa ettirdi. Bu arada Sırbistan kralının güzel kızkardeşi ile evlendi. Yıldırım Bayezıd Bizans&#8217;ı kuşatarak gittikçe baskıyı artırması üzerine oluşturulan haçlı ordusu ile Niğbolu&#8217;da yaptığı savaşı kazandı. Doğu Anadolu&#8217;yu işgale başlayan Timur ile Ankara&#8217;da yaptığı savaşı kaybetti. Bu yenilgi üzerine 1403&#8242;de intihar etti. Türbesi, Yıldırım Medresesi&#8217;nin doğusundadır. 1406 yılında oğlu Süleyman Han tarafından yaptırılmıştır. Türbe 10.5 x10.5 m. ölçülerinde kare planlıdır. Uç ufak kubbenin örttüğü revaklı bir.girişi vardır. Türbenin kubbesi sekizgen bir kasnağa oturur. Yuvarlak bir mihrabı vardır. Türbede ortada Yıldırım Bayezıd&#8217;ın sağında oğlu İsa Çelebi&#8217;nin, solunda eşi ve ayak ucunda kim oldukları bilinmeyen iki hanımın sandukası vardır.</p>
<p><strong>Emir Sultan Camii ve Türbesi </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın doğusunda Emir Sultan mezarlığının yanında selvi ve çınar ağaçlarının arasında yer almaktadır. Cami ilk yapıldığı zaman tek kubbeli iken 1507&#8242;de avlu ve üç kubbeli revak eklenmiştir.<br />
Batıdaki merdivenlerden çıkılarak iki sütun arasındaki kapıdan geçilip geniş avluya girilir. Ortada şadırvan, güneyde cami, kuzeyde türbe ve ahşap odalar yer almaktadır. Avlu ahşap revakla çevrelenmiştir.</p>
<p>Cami sekizgen kasnak üzerine oturan tek kubbeye sahiptir. Kuzey cephesinin köşelerinde kesme taştan birer minaresi vardır.</p>
<p>Mihrabı XVII. yüzyılda İznik çinileriyle yaptırılmıştır. Emir Sultan Buhara&#8217;da doğmuştur. Kendisi Es-Seyyid Şemsüddin Mehmed bin Aliyyül Buhari olarak bilinir.Bursa&#8217;ya 1391&#8242;de göç etmiş ve Yıldırım Bayezıd&#8217;in kızı Hundi Hatun&#8217;la evlenmiştir. 1429&#8242;da vebadan vefat etmiştir.</p>
<p>Türbenin ilk yapıldığı zamandan günümüze bir şey kalmamıştır. Şimdiki Türbe Sultan Abdülaziz tarafından 1868 yılında yaptırılmıştır. Sekizgen planlıdır. Doğudaki kapıdan girilmektedir. Türbe zemini avlu seviyesinden aşağıdadır.</p>
<p><strong>Yeşil Türbe </strong></p>
<p>Yıldırım Bayezıd&#8217;ın oğlu Çelebi Sultan Mehmed tarafından 1421 yılında yaptırılmıştır. Türbe kentin doğusunda Yeşil semtinde, Yeşil Camii&#8217;nin karşısındaki tepe üzerindedir. Mimarı Hacı İvaz Paşa&#8217;dır. Nakkaşları Ali bin İlyas Ali, Mehmed el Mecnun&#8217;dur. En dar yüzü 8,45 m, en geniş yüzü 8,87 m olan sekizgen prizma bedene sahiptir. Beden yüzleri beyaz mermerden yapılmış, çerçeve ve ayaklar 3,5 m açıklığı bulunan üzengileri boşta duran sivri kemeleri taşımaktadır. Güney ve Kuzey cepheler haricindekilerde dikdörtgen büyük pencereler ile sivri kemerli alçı pencereler vardır. Günümüze çok az değişikliklerle gelen cephe, girişin doğusündaki ilk yüzdür. Mermer çerçevelerin, sağır kemerlerin ve pencerelerin etrafı geçme rumi motifli bir bordürle kaplıdır. Diğer kısımlar turkuaz renkli çinilerle kaplanmıştır. Pencere alınlıkları koyu lacivert, zemin üzerine ince çizgilerle üç yatay bölüme ayrılmıştır.Bu bölümlerde, ayet ve hadisler yazılıdır.<br />
Türbe&#8217;ye Yeşile bakan çinilerle kaplı olmasından dolayı Yeşil Türbe ismi halk tarafından verilmiştir.</p>
<p>Portal 1855 depreminde büyük hasar görmüş 1864&#8242;de horasanla sıvanarak bugünkü görünümüne sokulmuştur. Sağlı sollu mihrapçıklar, ayakkabılıklar, türbenin kitabesi ve 13 dilimli yarım kubbe, çeşitli renk ve motiflerle kabartma renkli sır tekniğinde işlenmiştir.</p>
<p>Rumiler, palmetler ve rozet motifleri ile oya gibi işlenen kapının kanatları günümüzde tüm çarpıcılığı ile ortadadır. Bir sanat şaheseri olan kapıyı Tebrizli Ahmed oğlu Ali yapmıştır. Sekizgen bedeni, sıvalı yüksek kasnağa oturan kurşunla örtülü büyük bir kubbe örtmektedir. Türbenin içine geçildiğinde iç mekân sanki çini cennetine girildiği hissini verir. Duvarlar 2,94m yüksekliğe kadar iki bordürle çevrili, altıgen türkuaz çinilerle kaplıdır. Bunların aralarında iri madalyonlar yer almaktadır.</p>
<p>Türbe günümüze ulaşan en muhteşem çinili mihraba sahiptir. Renkli süsleme sanatının bir şaheseridir. Yivli süs sütunları, üç sıra mukarnası, rumi palmetleri, kıvrık dal motif leri, kalın yazı dizileri ve tepeliği ile Yeşil Camii mihrabını andırmaktadır. Sekizgen platformun ortasında Çelebi Sultan Mehmet&#8217;in kendisine has vakarı ile duran tamamen çini dekorasyona sahip sandukası yer almaktadır. Üzerinde kabartma sülüs celisi ile yazılı kitabesi vardır. Güneyinde oğulları Mustafa ve Mahmud&#8217;a ait sandukalar yer almaktadır. Kuzeyindeki ise oğlu Yusufa aittir. Platformun arkasındakiler, kuzeyden itibaren Çelebi Mehmet&#8217;in kızı Selçuk Hatun&#8217;un kabartma kitabeli sandukası, kızı Sitti Hatun (Safiye)&#8217;un beyaz zemine lacivert motifli, altıgen ve üçgen çinilerle kaplı sandukası, Ayşe Hatun ve dadısı Daya Hatun&#8217;un sandukalarıdır.</p>
<p>328 metrekarelik alana oturan türbenin oktogonal prizma gövdesi, zeminden aşağıda da devam ederek mezar dairesini oluşturur. Beşik tonozla kaplı mezar dairesi örme duvarlarla beş ayrı bölüme ayrılmıştır. Girişi doğudaki yüksek sette görülen mezarlarla kamufle edilmiş gizli kapıdandır.</p>
<p><strong>Yeşil Medrese </strong></p>
<p>Yeşil hamamını geçtikten sonra sağda Çanlı deresinin yanındadır. Bugün Türk İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılmaktadır. Sultaniye Medresesi olarak da bilinen Yeşil Medrese&#8217;nin yapımını Çelebi Sultan Mehmed diğer külliye yapıları ile birlikte 1419 yılında başlatmıştır. Medrese Sultan&#8217;ın ani ölümü nedeniyle yarım kalmıştır.<br />
Giriş, kuzeydeki çapraz tonozla örtülü eyvandandır. Ortasında geniş bir avlusu, Avlunun merkezinde mermerden bir havuzu vardır. Güneyde yüksek açık eyvanlı bir dershane iki yanda birer ufak eyvan ile on üç hücre yer almaktadır. Geniş eyvan sekizgen kasnak üzerine oturtulmuş, kurşunla kaplı kubbe ile örtülmüştür. Diğer eyvan ve hücreler kiremit damla örtülü ve kirpi saçaklıdır.</p>
<p>Yanlardaki 1,2m genişliğinde iki merdiven ve yarım bırakılan kısımlar bu medresenin başlangıçta iki katlı yapılmak isteğinden doğmuştur.</p>
<p>Bahçedeki revakta onsekiz adet başka yapılardan getirilme mermer ve granit sütunlar vardır. Odaların tavanları çapraz tonozludur. Batısı firüüze ve beyaz çinilerle kaplıdır. Tavanı beyaz, lacivert ve sarı renklerle yapılmış geometrik örgü motifi ile bezenmiştir. Pencere aynaları çinilerle dama motifi şekilde süslüdür.</p>
<p>Yeşil Medrese 1975 yılından beri Türk İslam Eserleri Müzesi olarak hizmet vermektedir. Müze&#8217;de XIII. yüzyıldan XX. yüzyıla kadar uzanan Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerine ait çini ve seramik eserler ile Selçuklu ve Osmanlı sikkeleri, geleneksel Türk el işleri ve giysiler teşhir edilmektedir.</p>
<p><strong>Muradiye Camii </strong></p>
<p>Semte ismini veren külliyenin en mükemmel eseridir. 1425 &#8211; 1426 II.Sultan Murad tarafından yapılmıştır. Caminin son cemaat yerinde, dört yığma ayak ve iki granit sütun birbirine kemerlerle bağlanmıştır. İki yan çapraz tonozla, diğerleri sekizgen kasnak üzerine oturtulmuş kubbelerle örtülüdür.<br />
Kapı ahşap işçiliğinin en güzel örneklerindendir. Kapı tabanları rumi ve hatai süslemeli çinilerle kaplıdır. Pencere alınlıklarında da aynı bezemelerden görülmektedir. Cami iki büyük kubbe ve yanlarda iki küçük kubbe ile örtülmüş geniş birer eyvandan ibarettir. Mihrab ve minber 1790 yılında yapılmış rokoko uslubundadır. Mihrabın solundaki duvarlar altıgen lacivert ve firuze çinilerle kaplıdır. Eyvan kemerinde altıgen firuze çiniler görülmektedir. Asma kata sağ eyvandaki kapıdan girilir. Duvarlar üç sıra tuğla bir sıra moloz yığma ve birer dikey tuğla ile örülmüştür. Kasnaklar ustaca yapılan bir tuğla işçiliğine sahiptir. Pencerelerin üst kısımları sivri kemerle bitmektedir.</p>
<p>Doğu ve batıdaki kapılar XX. yüzyılda yapılan onarımlarda açılmıştır. XIX. yüzyılda yıkılan minaresi yeniden örülmüştür. Revak cephesinde tuğla ile yapılan ve arabesk motifler görülmeğe değer güzelliktedir.</p>
<p><strong>Koza Hanı </strong></p>
<p>Ulucami ile Orhan Cami arasındaki geniş sahadadır. 1492 yılında II. Bayezıd İstanbul&#8217;daki cami ve medresesine gelir temin etmek için yaptırmıştır. Hanın mimari Abdül-ula bin Pulad Şah&#8217;dır. İki katlıdır. Üst katta 50, alt katta 45 olmak üzere 95 odası vardır. Kuzeydeki taç kapı büyük taştan kabartma süslerle yapılmış olup muhteşem görünüşe sahiptir. Üst katta güneye açılan bir kapısı, avludan ilave kapılara açılan geniş kapı ve buradan da Orhan Cami tarafına açılan bir kapısı vardır. Hanın iç kısmındaki geniş avlunun merkezinde mescid yer almaktadır. Mescid sekiz cephelidir, köşelerdeki ve ortadaki bir ayak üzerine oturmaktadır. Alt kısmı şadırvan şeklindedir. Günümüzde ünlü Bursa ipekçiliğinin merkezi durumundadır.<br />
<strong>Fidan Hanı </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın önemli hanlarından biridir. Sadrazam Mehmed Ağa&#8217;nın oğlu İbrahim Paşa tarafından XV.yüzyılda yaptırılmıştır. Eskiden Mahmut Paşa Hanı olarak bilinmekteydi. Koza Han&#8217;ın kuzey doğusundaki han iki avluludur. Ahırların ve diğer yardımcı tesislerin bulunduğu kısım şimdi yeni yapılan dükkanlarla dolmuştur.</p>
<p>Ortada bir havuz ve üzerinde mescid yer almaktadır.İki katlı revakın ayakları ve kemer yüzleri tuğla ve moloz taş ile örülmüştür. Üç sıra kirpi saçaklıdır. Birinci avlu üzerindeki esas hanın altta 48, üstte 50 olmak üzere 98 odası vardır. Alt kattaki odalar dairevi tonozlu, revakları ise devamlı tonozludur. Üst kattaki revaklar kubbeli, odalar ise tonozla örtülüdür.<br />
<strong><br />
Pirinç Hanı </strong></p>
<p>II.Bayezıd tarafından İstanbul&#8217;daki cami ve İmaretine gelir temin etmek maksadı ile 1508 yılında yaptırılmıştır. Mimari Yakup Şah bin Sultan Şah ve Ali bin Abdullah&#8217;tır. Bina emini Ecebey bin Abdullah ve Nazır Muhiddin&#8217;dir.</p>
<p>Hanın üst katı önemli şekilde tahribata uğramıştır. Doğuya açılan kabartma motiflerle dekore edilmiş muhteşem kapısı vardır. Yıkılmadan önce alt katta 38, üst katta 40 olmak üzere toplam 78 odalıydı. Avlunun ortasında bir mescid bulunmaktaydı.</p>
<p>Han sadece ticaret gayesi ile inşa edilmiştir. Odalar tonozludur. Damdaki kurşun kaplamalar XVII. asırda sökülüp yerine kiremit konulmuştur. Hanın restorasyonu devam etmektedir.</p>
<p><strong>İpek Hanı </strong></p>
<p>Bursa&#8217;daki en büyük handır. Son yıllarda restorasyonu yapılmış olan hanın sadece batı kısmı ayaktaydı. Zemin kat ta 39, üstte 42 olmak üzere toplam odası 81&#8242;dir.</p>
<p>Yontma taş ve tek sıra tuğla ile işlenmiş duvarları ve yuvarlak kemerleri vardır. Girişi yeniden yapılmış olup orjinal değildir. Çelebi Sültan Mehmed tarafından Mimar Hacı İvaz Paşa&#8217;ya Yeşil Külliyesi&#8217;ne gelir temin etmek maksadı ile yaptırılmıştır.</p>
<p><strong>Emir Hanı </strong></p>
<p>Orhan Bey tarafından yaptırılmıştır. 1522 yılına kadar Eski Bezazistan olarak bilinen han daha sonra Emir (Bey)Han&#8217;ı ismini almıştır.</p>
<p>Bu han şehir içi ticaretin bütün şartlarına uygun olarak inşa edilmiştir. Alt katlar revaklı, penceresiz eşya depoları olarak, üst kattaki odalar ise pencereli ve ocaklıdır. İkametgâh ve büro olarak kullanılmıştır.</p>
<p>Bina kesme taş ve tuğla ile örülmüştür. Fil ayaklara oturan, tonozla örtülü iki katlı revak ve revaklara açılan tonozlu odalardan meydana gelmektedir. Hanın alt bölümünde 36, üstte 37 olmak üzere 73 odası vardır.</p>
<p><strong>Geyve Hanı </strong></p>
<p>XV. yüzyılda Hacı İvaz Paşa tarafından Yeşil Cami&#8217;ye gelir temini için yaptırılıp Çelebi Sultan Mehmed&#8217;e hediye edilmiştir. Demirkapı çarşısındadır. Eskiden Lonca Hanı da denilmekteydi.</p>
<p>Han tuğla ve moloz taş ile inşa edilmiş olup kirpi saçaklıdır. Ayakları ve kemerleri tuğladan yapılmıştır. Odalar dairevi tonozla kaplıdır.</p>
<p>İki katlı olan hanın altında 26, üstünde 30 odası vardır. Dört cephesinde iki giriş kapısı mevcuttur. Batıdaki giriş kapısı iki tarafı kemerli beşik tonozludur.</p>
<p><strong>Ulu Cami </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın en heybetli ve en çok cemaat alan camiidir. Sultan Yıldırım Bayezıd Niğbolu savaşını kazandıktan sonra 1398-1400 yıllarında inşa ettirmiştir. Cami kalın duvarlara ve 12 büyük yığma ayaklara bağlanan kemerlere ve pandantiflere oturan 20 kubbe ile örtülüdür. Orta kısmındaki kubbenin üstü camlıdır. Altında 16 köşeli mermer şadırvan vardır. Caminin inşa edileceği yerdeki yapıların istimlakı sırasında bir kadın evini satmak istemeyince zorla alınır. Gönül rızası olmadan alınan yerde namaz kılınmaz gerekçesiyle evin yerine gelen kısımda şadırvan yaptırıldığı rivayet edilmektedir.<br />
Minberi ağaç işçiliğinin bir şaheseridir. Oyma kabartma, geometrik, yıldız, çivi başları ve gülçelerle süslüdür.</p>
<p>Taç kapısı başlı başına sanat abidesidir. 1399-1400 yıllarında tamamlanmıştır. Sanatkarı Mehmed bin Abdülaziz Dakıva&#8217;dır.</p>
<p>Zarif sekiz ceviz sütun üzerine oturan müezzin mahfili 1549 yılında yapılmıştır. Mihrabı sekiz sıra stalaktitlidir. Kum saatinin etrafındaki Ayet&#8217;el-kürsi sülüsle yazılmıştır. Ayrıca küfi ihlas suresi yazılıdır. Mihrap 1571 yılında tamamlanmıştır. Camideki diğer yazılar ve yaldız boyalar 1904 yılında Mehmed Usta tarafından yapılmıştır.</p>
<p>Caminin ilk yapıldığı zaman üç tane olan kapısına 1740 yılında Hünkâr Mahfili kapısı eklenmiştir. Kapıların ikisi yenidir. Altıngenlerin oluşturduğu, yıldızların dekore ettiği tablalardan meydana gelen doğudaki ceviz kapı, cami ile aynı yaştadır.</p>
<p>Tek sütun üzerine oturan yuvarlak mermerden kürsü 1815 yılında yapılmıştır. Cepheler sağır kemerler içinde, altta ve üstte ikişer pencereden oluşmaktadır. Cephelerin tümü kesme taştan yapılmıştır.</p>
<p>Caminin kuzey cephesinin köşelerinde, kaidesi mermerden gövdeleri tuğladan örülmüş birer minaresi vardır. Batıdaki minarelerin içinde çift merdiven mevcuttur. Bunun yardımı ile çatıya çıkılmaktadır.</p>
<p>Cami, Moğol Şeyhi Emir Bedrüddin tarafından 1403 yılında ve Karamanoğlu Mehmed Bey&#8217;in 1413 yılındaki Bursa muharasası sırasında yaktırılmıştır. 1 Mart 1855 tarihlerindeki büyük depremde ve 1889 yangınında hasar görmüştür.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Bursa Kalesi </strong></p>
<p>Bithynialılar zamanında yapılmaya başlanan kale daha sonra ihtiyaç duyuldukça Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluğunca çeşitli onarımlara tabi tutulmuştur.<br />
Surlarda görülen kiklopien taşların önemli kısmı Roma devrine ait sütunlar, lahit parçaları, adak mezar steli, heykel kaideleri, şeref kitabeleridir. Bunlar hisar kapının doğusunda yoğunluk kazanmaktadır. Surların sadece güney kısmındakiler çift duvarlı ve beş köşeli burçlarla sağlamlaştırılmıştır.<br />
1326 yılında Bizanslılardan alınan Bursa&#8217;nın surları Orhan Gazi tarafından üç köşeli burçlarla takviye edilmiştir. Çakır Ağa Hamamı ile Tophane arasında biri silindir gövdeli, ikisi üç köşeli büyük burç kalıntıları vardır. Bunların arasında yer alan Hisar Kapı 1855 yılındaki depremde yıkılmıştır. Buradan doğuya dönen surlar, evin bahçe duvarlarına temel vazifesi yapmıştir</p>
<p>Yıldız Kahve&#8217;den güneye uzanan surlarda yuvarlak kemerlerle mazgal delikleri görülmektedir. Kahvenin önünde Kaplıca Kapı yer almaktadır. Yıkık duvarlar halinde devam eden surlar, Zindan Kapıya bağlanmaktadır. Zindan Kapı yanındaki köşeli burç Çelebi Sultan Mehmet tarafından 1418 yılında yaptırılmıştır.</p>
<p>Zindan Kapıdan Üftade&#8217;ye kadar nisbeten sağlam devam eden surlar, Pınarbaşı Kapısı&#8217;na oradan da Üftade yanındaki Yer Kapı&#8217;ya ve tekrar Çakır Ağa Hamamı karşısında bağlanmaktadır. Pınarbaşı Kapı ile Zindan Kapı arasında birbirine paralel uzanan surların kesme taşlı bölümleri yerlerinden sökülmüş olduğundan şimdi sadece moloz taştan kireç kum harcı ile örülmüş kısımları ayaktadır. Pınarbaşı Kapı ile Zindan Kapı arasındaki ön surlar, evler arasında kaybolmuştur. Diğer sur kalıntılarında ise bu kısımda yapılan evlere giriş kapıları ve boşluklar Osman Gaz oluşturulmak maksadı ile tahribatlar yapılmıştır.</p>
<p><strong>Osmangazi Türbesi </strong></p>
<p>Bursa kuşatmasının devam ettiği sırada Osman Gazi oğlu Orhan Bey&#8217;e şehir içindeki kubbeli yapıyı göstererek &#8220;Oğul; ben öldüğüm vakit beni Bursa&#8217;da şol gümüşlü kubbenin altına koyasın&#8221; demiştir. Günümüz Tophane Parkı&#8217;nın girişinde solda kalan bu kubbeli yapı Mesihilerin şapeline aitti. Bursa fethedildikten sonra, şapel mescide çevrildi ve Osman Gazi buraya defnedildi.<br />
Saint Elias(Elia-İlyas) Manastırı&#8217;nın bölümüne ait olan şapelin içi 8,3 m. genişliğindeki duvarlara bitişik çift sütüncuklarla ayrılmış, yarım yuvarlak nişli, sekizgen plana sahipti. XI. yüzyılda yapıldığı bilinen bu şapel&#8217;in şekli, Roma İmparatorluk devrinden itibaren uygulamaya başlanan örneklerle büyük benzerlik göstermektedir. Şapel&#8217;in narteks kısmının olduğu yere gömülen mezarlar, günümüzde açıkta kalmıştır. 1855 depreminde yıkılan türbe 1863&#8242;te Sultan Abdülaziz tarafından eski plana sadık kalınarak yapılmıştır. Türbe kubbe ile örtülü sekizgen plana sahiptir. Türbe&#8217;ye kuzeydeki ahşap antreden geçilerek girilir. Ortada sedef kakmalı muhteşem ahşap sanduka Osman Gazi&#8217;ye (1258-1326) aittir. Solunda oğlu Alaaddin Bey, bunun yanında Hüdavendigâr oğlu Savcı Bey sağında, Aspurça Hatun&#8217;un oğlu ibrahim Bey ile adları bilinmeyen on iki sanduka vardır. Türbe&#8217;de Konya Sultanı Alaaddin tarafından Osman Bey&#8217;e gönderilen çok büyük bir davul ve tesbih sergilendiğinden, halk arasında Davullu (Davud) manastırı denmesine neden olmuştur. Bunlar bir yangın sırasında yanarak kül olmuştur. Türbe, konak salonları dekorasyonu şeklinde bezenmiş, pencerelere kumaş perdeler takılmıştır. Fransız mimari stilinde yapılan bu kısımda ufak bir mihrap görülmektedir. Pencere parmaklıkları dökme demirdendir.</p>
<p><strong>Orhangazi Türbesi </strong></p>
<p>Tophane parkının girişinde sağdadır. Bursa&#8217;nın fethinden önce şehrin metropolit manastırı olan Saint Elias manastırı XI. yüzyılda yaptırılmıştır. Kilise bir orta nef ile iki yan neften oluşmaktadır. Ortada gri mermerden dört sütunun taşıdığı kubbe vardır. İçi gri mermer levhalarla kaplanmıştır. Apsis kısmında gri mermerden sütunların ayırdığı üç pencere vardır. Bu kısmın önünde dört basamak bulunmaktaydı.<br />
Giriş kısmında altı adet yeşil somaki mermer sütun yükselmekteydi. Zemin bugün de izleri görülen mozaik döşemeye alternatif olarak porfir, diğer renklerde küçük mozaiklerden meydana gelmiş tezyinat, yuvarlak antraklar ve düz mermer levhalardan oluşmaktadır.</p>
<p>Orhan Gazi&#8217;nin defnedildiği bu bina 1801 kasım ayında büyük bir yangında hasar görür ve onarılır. 1855 yılındaki depremde ise önemli kısmı yıkılır. 1863 yılında Sultan Abdülaziz tarafından eskisine sadık kalınarak yaptırılır.</p>
<p>Türbe kare planlıdır. Her cephesinde üçer pencere vardır. Güney cephesindeki orta pencere kapı şekline çevrilmiştir. Daha önce giriş kapısının önünde bir sundurma vardı.</p>
<p>Orta kısmında dört sütunla ayrılmış ve birbirine kemerlerle bağlanmış, üstüne kubbe oturtulmuştur. Yan kısımlar beşik tonozla örtülüdür. İç duvarlar beyaz kireç badanadır. Pencere üstlerinde alınlık şeklinde sade süslemeler görülmektedir. Ortadaki sanduka Orhan Gazi&#8217;ye aittir. Etrafı dökme pirinç parmaklıklıdır. Kuzeyinde Cem Sultan&#8217;ın oğlu Abdullah, sağında Şehzade Korkud, hanımı Nilüfer Hatun, oğlu Kasım, kızı Fatma ve Yıldırım Bayezıd&#8217;in oğlu Musa Çelebi ile isimleri tespit edilemeyen on dört sanduka vardır.</p>
<p><strong>Murat Hüdavendigar Türbesi </strong></p>
<p><strong>İç mekan görünümü<br />
Murat Hüdavendigar Türbesi </strong></p>
<p>Hüdavendigâr Camiinin karşısındadır. 1389 yılında I. Kosova savaşında şehit olan 3. Osmanlı Padişahı I.Murat Hüdavendigâr&#8217;a aittir.<br />
Türbeyi Yıldırım Bayezıd yaptırmıştır. Sonraki yıllarda geniş tamirler görmüş eski temelleri üzerine ikinci kez inşa edilmiştir. Kare planlıdır. Ortada sekiz sütunun taşıdığı kemerlere oturan sekizgen kasnak üzerine kubbe oturtulmuştur. Kubbenin etrafında türbeyi örten tonozlar kurşunla kaplıdır.Kuzey cephe temelleri dıştan üç payanda ile desteklenmiştir.<br />
Merkezde, pirinç parmaklıklı I. Murad&#8217;ın sandukasının bir tarafında torunu Süleyman Çelebi, diğer tarafında Yıldırım&#8217;ın oğlu Musa Çelebi, pencere yanında Hüdavendigâr&#8217;ın oğlu Yakup Çelebi, Süleyman Çelebi&#8217;nin oğlu Orhan, II.Sultan Bayezıd&#8217;ın oğlu Şehzade Mehmed gömülüdür. Diğer iki sandukanın kime ait olduğu bilinmemektedir.</p>
<p><strong>Murat Hüdavendigar Camii<br />
ve Medresesi </strong></p>
<p>Çekirge&#8217;de Bursa ovasına bakan tepenin üzerinde I. Murat Hüdavendigâr tarafından (1365 &#8211; 1366) yıllarında yaptırılmıştır. Yapı iki katlıdır. Altta cami, üstte medrese yer almaktadır. Önde son cemaat yeri beş kubbeyi taşıyan kemerle birbirine bağlı altı yığma ayaktan meydana gelmiştir. Alt kata basık tonozla örtülü kısımdan girilir. Holün iki yanından üst kata çıkışı sağlayan merdivenler vardır. Salon Kubbeli ve tonozlu uzun bir eyvandan ibarettir.<br />
Orta sahanın sağında ve solunda birer eyvan ile köşelerden tonozla örtülü dört odadan meydana gelmektedir. Mihrap duvardan içeriye girmiş ufak eyvan şeklindedir.</p>
<p>Merdivenlerden üst katın revakına çıkılır. Revak önden altı yığma ayak ve aralarında beş adet sütun ile ayrılmış sivri ikiz kemerle yaptırılmıştır. Revaktan birer dehlizle koridora gelinir. Koridora açılan on iki adet hücresi yer almaktadır. Hücreler tonozludur, yanlarda tonozla örtülü dershane olarak kullanılan dört oda daha vardır. Tek minaresi tuğladan örülmüştür. Çift zincir, tek zincir, kuş gagası, balık sırtı motifi altı sıra stalaktitle şerefeye geçilir. Takke külahlıdır. Üst kat eyvanının kemer alınlıklarında köşe tromplarında süsleme unsurları görülmektedir. Mermer sütunlar ve başlıklar Bizans yapılarından alınarak burada kullanılmıştır.</p>
<p><strong>Cumalıkızık Köyü </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 10 Km doğusunda, Bursa-Ankara karayolundan Uludağ eteklerine doğru sapan yol 3 km. sonra Cumalıkızık köyüne ulaşır. Kent içinden toplu taşım araçları ile de köye gidilebilir. Osmanlıların Bursa civarına yerleşmeye başladıkları yıllarda kurulmuş 700 yıllık bir vakıf köyüdür. Köy tarihi dokusunu bu güne kadar korumuş ve Osmanlı erken döneminin kırsal sivil mimarisinin eşsiz örneklerini bağrında taşımaktadır.</p>
<p><strong>Büyükorhan </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 86 km. güneyindedir. 1987 yılında ilçe olmuştur. Bizans döneminde Atranos tekfurluğunun toprakları içinde yer alan bir bölgeydi. 1321&#8242;de Orhan Gazi tarafından Osmanlı hakimiyetine girdi. Fatihi Orhan Bey&#8217;e atfen üç obadan oluşan yerleşime Orhan-ı Kebir adı verilmiştir. Cumhuriyet döneminde Büyükorhan ismini almıştır.<br />
İlçenin ekonomik yaşamı tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. İlçenin yarısı ormanlık alandır. Tabii güzelliklerinden Görecik yaylası ilçeye 6 kilometre uzaklıktadır.</p>
<p><strong>Gemlik </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 30 kilometre kuzey-batısında aynı adlı körfezin kıyısında kurulmuştur. M.Ö. 1350 yılında Cius adlı bir Hellen komutan tarafından kurulduğu ve kentin kurucusunun adını aldığını tarihler kaydeder. Roma, Pers, İon, Bizans egemenligini yaşayan kent Osman Gazi tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.<br />
Anadolu içlerine yapılan seferlerde bir iskele görevi gören Gemlik, bu görevini ticari alanda da sürdürmektedir. Türkiye&#8217;nin en lezzetli sofralık zeytinin yetiştiği yerdir. Son yıllarda sanayisi de gelişmiştir. Gemlik&#8217;e bağlı Kurşunlu, Küçük Kumla, Büyük Kumla ve Karacaali yaz turizminin yoğun olarak yaşandığı kıyılardır.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar&#8217;ın doğduğu yer olan Umurbey Kasabası Gemlik&#8217;in kuzeyinde yer alır. Burada Celal Bayar&#8217;ın Anıtmezarı ve adına kurulmuş bir Müze bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Gürsu </strong></p>
<p>Bursa merkezine 12 kilometre uzaklıktaki Gürsu ilçesi, tarihi çınar ağaçları, Osmanlı evleri, tarihi Hamam ve camisi ile şirin bir ilçedir.</p>
<p><strong>İnegöl </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 45 kilometre güneydoğusunda yer alan İnegöl, Antik dönemde Ankedoma adıyla tanınmaktaydı. İlçedeki önemli tarihi eserler Osmanlı döneminden kalmadır. 1481 de Sadrazam İshak Paşa tarafından yaptırılan İshak Paşa Camii ve Külliyesi, Hamza Bey Camii, Yıldırım Camii (Cuma Camii), Kurşunlu Camii, Kurşunlu Han ve Ortaköy Kervansarayı İnegöl&#8217;deki tarihi eserlerdir. İnegöl&#8217;ün 13 kilometre batısında Sultan köyünde XIV. yüzyılda yaşamış Germiyanoğlu Geyik Baba ile Balım Sultan adına, Orhan Bey tarafından yaptırılmış Geyikli Baba Türbesi önemli bir ziyaret yeridir. Boğazova Yaylası, Arabaoturağı Yaylası, Alaçam Yaylası, tarihi çınarlar İnegöl&#8217;ün tabii güzellikleridir.<br />
Oylat Kaplıcaları</p>
<p>İnegöl&#8217;ün 27 kilometre güneyinde Uludağ eteklerindeki Oylat çam ağaçları arasında şifa kaynağı bir kaplıca ve mesire yeridir. Günübirlik olarak da büyük ilgi çeken bir tabiat köşesidir. Oylat Kaplıcaları özellikle Ağrılı sinir hastalıkları için bir şifa kaynağıdır. Kaplıca civarında Otel ve Motel gibi konaklama tesisleri bulunmaktadır.<br />
<strong>İznik </strong></p>
<p>ursa&#8217;nın 86 kilometre kuzeydoğusunda yer alan İznik İlçesi, aynı adla anılan gölün doğu kıyısında kurulmuştur. Çevresi zeytinlik, bağ ve bahçelerle çevrili olan İznik&#8217;in etrafı yaklaşık 5 kilometre uzunluğundaki surlarla çevrilmiştir. İlk çağda kurulan kentin ızgara planı aynen korunmaktadır.<br />
İznik sadece Bursa civarının değil bütün Marmara bölgesinin en önemli tarihi ve turistik yörelerindendir.</p>
<p>Roma, Bizans ve Erken Osmanlı dönemlerine ait çok sayıda eser, tarihsel kent dokusu içinde bugün de yaşamaktadır. İznik Hristiyanlık dünyasının önemli olaylarına sahne olmuştur. Senato Sarayında 325 yılında I. Konsil, 787 yılında İznik Ayasofya Kilisesi&#8217;nde 7. Konsil toplantıları yapılmıştır. 1331 yılında Osmanlı egemenliğine giren İznik, gerçek ününü XIV ve XVI. yüzyıl arası en parlak çağını yaşadığı çiniciliği ile yapmıştır. Bugün bütün dünya müzeleri İznik Çinilerini en kıymetli eser olarak ziyaretçilerine sunmaktadırlar.</p>
<p>İznik&#8217;te Roma döneminden kalma kent surları ve anıtsal Lefke ve İstanbul Kapıları, Tiyatro&#8217;su, Beştaş anıtı, Bizans döneminden kalma Ayasofya ve diğer kilise kalıntıları, Hipoje mezar odası, Osmanlı döneminden kalan Yeşil Cami ile çekici bir turistik merkez olmuştur. İznik Çinilerinin ünü bugün yerli atölyelerindeki sanatkarlarca sürdürülmektedir.</p>
<p><strong>Karacabey </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 65 Kilometre batısında yeralan Karacabey İlçesi, Antik Dönemde Mihalıç adı ile bilinmekteydi. Kentin MÖ. 2000&#8242;lerde Bitynliler veya Misiler tarafından kurulduğu sanılmaktadır. Kentin belli başlı tarihi eserleri Sultan I. Murad&#8217;ın yaptırdığı Ulu Cami, 1457 yılında Karaca Bey tarafından yaptırılan Karacabey Cami (İmaret Cami) ile Karacabey &#8211; Bursa yolu üzerinde ve Uluabat kıyısındaki Osmanlı dönemi yapısı Issız Han&#8217;dır.</p>
<p><strong>Bayramdere ayı koruma bölgesi </strong></p>
<p><strong>Ayvaini Mağarası </strong></p>
<p>Uluabat Gölü Bayramdere<br />
Karacabey&#8217;in Marmara Denizi sahilinde bulunan Yeniköy ve Bayramdere, geniş doğal kumsalları ile yaz turizmi için ideal tatil yöreleridir. Bayramdere yöresi dünyanın biricik ayı rehabilitasyon alanını bünyesinde barındırmaktadır. Sokaklarda çingenelerce oynatılan ayılar, bu işin devletçe yasaklanması üzerine, toplanarak Bayramdere rehabilitasyon alanına getirilmiştir. Burada, tabiatta uyumlu yaşamları için çalışmalar yapılmaktadır.</p>
<p><strong>Ayvaini Mağarası </strong></p>
<p>Uluabat Gölü&#8217;nün güney bölümünde yer alan Ayvaini Mağarası&#8217;nın iki girişi vardır. Birinci giriş Mustafakemalpaşa&#8217;ya bağlı Kazanpınar, diğer girişi yeraltı sularının yer üstüne çıktığı Nilüfer İlçesi&#8217;ne bağlı Ayvaköy&#8217;ü yakınında yer alır. Bursa&#8217;yı Mustafakemalpaşa&#8217;ya bağlayan eski yol mağara yakınından geçer. Hidrolojik olarak aktif bir mağaradır. İki girişi arasında 4 km mesafe vardır. Güney Marmara Bölgesi&#8217;nin en uzun mağarasıdır. Ayvaini Mağarası görünümleri ilginç ve büyüleyici damlataşlar (sarkıt, dikit, duvar damlataşları, sulu damlataş havuzları) ve göller ile kaplıdır. Gezi için rehber alınması gerekmektedir. Turistik gezilere açılması için çalışmalar sürdürülmektedir.</p>
<p><strong>Gölyazı Köyü (Apollonia) </strong></p>
<p>Bursa-Karacabey yolu üzerindeki Karacaoba köyünü geçtikten sonra, güney yönünde devam eden yolun 6. kilometresindedir. Gölyazı köyü Uluabat gölü kıyısında, Antik dönemde Apollonia adı ile tanınan bir yerdi. Yerleşim Bizans döneminde de devam etmiştir. Bugün bir balıkçı köyü görünümündeki köyde Antik dönemden kalan yapı parçaları ve Bizans döneminden kalan bir kilise kalıntısı bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Keles </strong></p>
<p>Uludağ&#8217;ın güney eteklerine kurulu olan Keles ilçesi, Bithynya, Roma, Bizans kalıntılarına sahiptir. XIV yüzyılda Osmanlı egemenliğine giımiştir. İlçenin en önemli tarihi yapısı Sultan Yıldırım Bayezıd&#8217;in oğlu Yakup Çelebi tarafından yaptırılan, cami, hamam ve Medrese&#8217;den oluşan Yakup Çelebi Külliyesi&#8217;dir.<br />
Keles&#8217;in Kocayayla mevkii kampçılık ve trekking için eşsiz bir doğa parçasıdır. Kocasu Irmağı rafting sporu için elverişli şartlara sahiptir.</p>
<p><strong>Kestel </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 12 kilfımetre doğusunda yer alan Kestel, Bursa ile hemen hemen birleşmiş gibidir. Kestel adı Roma Döneminde yapılan ve Kastel adı verilen kalesinden gelmektedir. Kale Bizans döneminde güçlendirilerek doğudan gelen akınlara karşı Bursa&#8217;yı koruyan bir öncü kuvvet yapısı olarak kullanılmıştır. 1306 yılında Osmanlı egemenliğine girmiştir. Kestel Şeyhülislam Mehmet Vani tarafından yaptırılan yapılarla gelişmiştir.<br />
Saitabat Şelalesi</p>
<p>Kestel İlçesinin Derekızık köyüne 3 kilometre uzaklıktadır. 30 metre yükseklikteki bir kanyonun içindedir. Yöre Güvercinlik Şelalesi olarak da tanınmaktadır. Şelale&#8217;nin civarında alabalık lokantaları bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Mudanya </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 25 kilometre Kuzeybatısında ve Marmara Denizi Kıyısında yer alan Mudanya, Bursa&#8217;nın iskelesi durumundadır. Mudanya, İonya&#8217;nın 12 büyük kentinden biri olan Kolofonlu Göçmenler tarafından MÖ.VII. yüzyılda kurulmuştur. Apameia Myrleia adlı bu antik kent bugünkü Hisarlık Tepe&#8217;de yer almaktaydı.<br />
Temiz havası ile yaz turizminin yoğun olarak yaşandığı Mudanya civarında en tanınmış günübirlik gezi yeri Çanaklıçeşmedir. Osmanlı evlerinin en güzelleri Mudanya&#8217;dadır. Bu evlerin en önemlisi Tahir Paşa Konağıdır.</p>
<p><strong>Mudanya Mütareke Evi Müzesi </strong></p>
<p>Türk Kurtuluş Savaşı&#8217;nın zaferle noktalandığını teyid eden antlaşma 11 Ekim 1922&#8242;de Mudanya&#8217;da bu evde imzalanmıştır. XIX. yüzyıl sonunda yapılmış bir Osmanlı evidir. İki katı ziyarete açıktır. İlk katta mütarekenin imzalandığı salon ve çalışma odaları, üst katta İsmet İnönü ile Asım Gündüz Paşa&#8217;nın yatak odaları bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Zeytinbağı (Tirilye) </strong></p>
<p>Mudanya&#8217;ya bağlı Zeytinbağı kasabası taı~ihi dokusunu günümüze kadar korumuş bir yerleşimdir. Bizans döneminden kalma kilisesi camiye çevrilmiştir. Haftasonu gezileri için tercih edilen şirin bir köşedir:</p>
<p><strong>Mustafakemalpaşa </strong></p>
<p>lkçağ&#8217;dan beri çeşitli yerleşimlere sahne olan ilçenin eski adı Kirmastı&#8217;dır. Yakınında Miletopolis ören yeri bulunmaktadır. Tarım ve Hayvancılık ağırlıklı bir ekonomik yapıya sahiptir. İlçe Merkezinde Lalaşahin Türbesi, Hamzabey Cami ve Türbesi, Şeyhmüftü Cami ve Türbesi yanısıra Dorak Hazineleri bölgesi, Kestelek Harabeleri ilgiye değer tarihi yerlerdir. Muradiyesarnıç köyü yakınlarındaki Suuçtu Şelalesi, Söğütalan bucağındaki Suçıktı mesiresi, Mustafakemalpaşa civarındaki eşsiz tabiat harikalarıdır.<br />
Miletopolis</p>
<p>Mustafakemalpaşa&#8217;nın Melde Bayırı adı verilen yöresinde kurulu olan kent, Roma ve Bizans döneminde yerleşim alanı olduğu buluntular yolu ile anlaşılmıştır. İmparator Hadrianus tarafından yaptırılan tapınak, Theodore Laskaris Sarayı ve Roma dönemi hamamı kentte tesbit edilen eserlerdir.</p>
<p><strong>Orhaneli </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 55 km güneyinde ve Uludağ eteklerindedir. Roma İmparatoru Hadrianus&#8217;un ava çıktığı bu yöre, onun tarafından yaptırılan bir tapınak, okul ve diğer yapılarla birlikte gelişmiş Hadrianopolis adını alan bir yerleşime dönüşmüştü. Bizans döneminde tekfurluk olan Adranos, Orhan Gazi tarafından 1321 tarihinde fethedilerek, Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı döneminde Beyce adlı bir kasabaydı. İlçenin ekonomisi tarıma dayanmaktadır. Orhaneli yakınlarındaki Çınarcık günübirlik bir turistik alandır ve tabii güzellikleri ile ünlüdür.</p>
<p><strong>Orhangazi </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 48 kilometre kuzeyinde ve Bursa-Yalova yolu üzerindedir. Osmanlıların yöreyi ele geçirdiği yıllarda Pazarköy adlı küçük bir alışveriş yeriydi. Orhan Gazi tarafından buraya yaptırılan büyük bir cami ile gelişmeye başlamıştır. Tarım ve sanayinin çok geliştiği bir ilçedir. Bursa&#8217;dan sonra sanayi açısından ikinci sırayı almaktadır. İznik gölünün batı kıyısında uzanan topraklarda, Keramet Kaplıcası&#8217;nın kliminotolojik etkisi ile dünyanın en lezzetli zeytinin yetiştiği yer olmuştur.</p>
<p><strong>Yenişehir </strong></p>
<p>Bursa&#8217;nın 45 kilometre doğusunda yer alan Yenişehir antik çağda Neopolis olarak tanınıyordu. Osman Gazi döneminde Osmanlı topraklaıma katılan ilçe, Osman Gazi tarafından gazilerine kılıç hakkı adıyla yurtluk olarak verilmiştir. İskana açılan yerde kurulan kent Yenişehir adını almıştır. Osmanlı döneminden kalan zengin tarihi eserlere sahip Yenişehiı&#8217;de Osman Gazi&#8217;nin yaptırdığı saraydan arda kalan Saray Hamamı, I. Murat döneminden kalma Postinpuş Baba Zaviyesi; XIV.yüzyılda inşa edilen Voyvoda Camü (Çınarlı Camü), XVI.yüzyılda yapılmış olan Koca Sinan Paşa Külliyesi, Bali Bey Camü, Orhan Bey tarafından yaptırılan Ulu Camü, Süleyman Paşa Külliyesi, 1645&#8242;de Yenişehirli Deli Hüseyin Paşa&#8217;nın yaptırdığı Çifte Hamam, Yarhisar Köyü Orhan Camü ve Saat Kulesi görülmeye değer tarihi yapılardır.<br />
<strong><br />
Şemaki Evi Müzes</strong>i<br />
İran&#8217;ın Şemaki kasabasından Anadolu&#8217;ya gelerek Yenişehir&#8217;e yerleşen Şemaki Ailesi tarafından XVIII. yüzyılda yaptırılmıştır. Konak olarak adlandırılabilecek ev iki katlıdır. Zemin katta taşlık ve sağ Şemaki Eui Müzesi. tarafında mutfak ve kiler, sol tarafında iki oda yer alır. Mutfak duvarına bitişik ahşap merdivenle üst kata çıkılır. Burada eyvanlı bir sofa, sofaya açılan bir &#8220;başoda&#8221; ile biri küçük diğeri büyük iki oda daha yer alır. Bu odalarda görülen zengin kalem işi süslemeler XIX. yüzyılda yapılmıştır. Osmanlı sivil mimarisinin bu eşsiz örneği müze olarak halkın ziyaretine açılmıştır.</p>

<a href='http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/bursa2/' title='bursa2'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images//home/buzlu/public_html/images/2008/11/bursa2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="bursa2" title="bursa2" /></a>
<a href='http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/bursa3/' title='bursa3'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images//home/buzlu/public_html/images/2008/11/bursa3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="bursa3" title="bursa3" /></a>
<a href='http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/bursa4/' title='bursa4'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images//home/buzlu/public_html/images/2008/11/bursa4-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="bursa4" title="bursa4" /></a>
<a href='http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/bursa5/' title='bursa5'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images//home/buzlu/public_html/images/2008/11/bursa5-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="bursa5" title="bursa5" /></a>
<a href='http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/bursa-kalesi/' title='bursa-kalesi'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images//home/buzlu/public_html/images/2008/11/bursa-kalesi-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="bursa-kalesi" title="bursa-kalesi" /></a>
<a href='http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/bursa/' title='bursa'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images//home/buzlu/public_html/images/2008/11/bursa-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="bursa" title="bursa" /></a>

<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/bursa-ve-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk haftası (10-16 Kasım)</title>
		<link>http://www.buzlu.org/ataturk-haftasi-10-16-kasim/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/ataturk-haftasi-10-16-kasim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2008 09:13:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>metin0307</dc:creator>
				<category><![CDATA[Önemli günler]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk haftası]]></category>
		<category><![CDATA[önemli günler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım ve Hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=1098</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemizin kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Atatürk, 10 Kasım 1938 günü saat dokuzu beş geçe öldü. O tarihten bu yana 10 Kasım&#8217;la başlayan hafta, yurdumuzda Atatürk Haftası olarak değerlendirilir. Bu hafta boyunca, Atatürk&#8217;ün yaşamı, yurtseverliği, inkılap ve ilkeleri anlatılır. Ata&#8217;nın daha iyi tanıtılması amacıyla açık oturumlar düzenlenir. Radyo ve televizyonda, Atatürk&#8217;ün konuşmaları kendi sesinden dinletilir. Atatürk&#8217;le ilgili [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="ataturkhaftasi.jpg" href="http://www.buzlu.org/images/2008/01/ataturkhaftasi.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center"><a title="ataturkhaftasi.jpg" href="http://www.buzlu.org/images/2008/01/ataturkhaftasi.jpg"><img src="http://www.buzlu.org/images/2008/01/ataturkhaftasi.jpg" alt="ataturkhaftasi.jpg" /></a></p>
<p>Ülkemizin kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Atatürk, 10 Kasım 1938 günü saat dokuzu beş geçe öldü. O tarihten bu yana 10 Kasım&#8217;la başlayan hafta, yurdumuzda Atatürk Haftası olarak değerlendirilir. Bu hafta boyunca, Atatürk&#8217;ün yaşamı, yurtseverliği, inkılap ve ilkeleri anlatılır.</p>
<p>Ata&#8217;nın daha iyi tanıtılması amacıyla açık oturumlar düzenlenir. Radyo ve televizyonda, Atatürk&#8217;ün konuşmaları kendi sesinden dinletilir. Atatürk&#8217;le ilgili filmler gösterilir. 10 Kasım günü Atatürk, tüm yurtta törenlerle anılır. Ölüm anı olan saat dokuzu beş geçe &#8220;ti&#8221; sesi ile saygı duruşuna geçilir. Kara ve deniz taşıtları oldukları yerde durarak düdüklerini çalarlar. Düzenlenen anma törenlerinde Ata&#8217;nın yaşam öyküsü, Atatürk inkılap ve ilkeleri anlatılır, seçilmiş Atatürk şiirleri okunur.<br />
<span id="more-1098"></span><strong><br />
ATATÜRK&#8217;ÜN YAŞAMI</strong><br />
1881 yılında Selanik&#8217;te doğan Mustafa, küçük yaşta babasını yitirdi. Önce mahalle mektebine, sonra Şemsi Efendi ilkokuluna giden Mustafa, burayı bitirdikten sonra Askeri Okula girdi. Bu okuldaki matematik öğretmeni ona, başarısından dolayı &#8220;Kemal&#8221; adını verdi. Askeri Lise ve Harp Okulu yıllarını başarıyla tamamlayarak  subay oldu. Osmanlı Devleti zamanında, birçok yerde başarı ile görev yaptı. Bir çok savaşa girdi, parlak zaferler kazandı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bu başarıları ile tüm yurtta tanındı. 1. Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra yurdumuz işgal edilmişti. Ordularımız  dağıtılmış, silahları ellerinden alınmıştı. Halkımız perişan ve çaresizdi. Bütün bunlar Atatürk&#8217;ü yıldırmadı. O, Türk milletine güveniyordu. Yurdumuzu düşmanlardan kurtarmak için var gücüyle çalıştı. Türk halkına önder oldu. Dağılan askerleri topladı. Yeni bir ordu kurdu. Halka güven verdi. Kurtuluş Savaşı&#8217;nı kazanarak yurdumuzu düşman işgalinden kurtardı. Savaştan sonra da milletine hizmet etmeye devam etti. Pek çok alanda yenilikler yaptı.</p>
<p>Milletini uygar milletler seviyesine yükseltmek için çalıştı. Tüm bu yoğun çalışmalar Atatürk&#8217;ü çok yordu. Yakalandığı hastalıktan kurtulamadı. 10 Kasım 1938&#8242;de, saat dokuzu beş geçe, İstanbul&#8217;daki dolmabahçe Sarayı&#8217;nda hayata gözlerini yumdu.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün naaşı törenle Ankara&#8217;ya getirildi. Geçici olarak Etnografya müzesine konuldu. 10 Kasım 1953&#8242;te, ebedi istirahatgôhı olan Anıtkabre nakledildi. Yurdumuzun kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Atatürk eserleri, kişiliği ve ilkeleri ile şimdi gönüllerimizde yaşıyor.  Atatürk yaşamı boyunca ümitsizliğe hiç kapılmadı. Kendine güveniyor, her zorluğu aşacağını biliyordu. Azimle bütün zorlukların üstesinden geldi, başarılı oldu.<br />
Biz de Atatürk&#8217;ü örnek almalıyız. Hiçbir engel bizi yıldırmamalı. Sabırla ve azimle her zorluğu yenebileceğimizi bilmeliyiz.</p>
<p><strong>ATATÜRK İLKELERİ</strong></p>
<p>Atatürk&#8217;ün dünya görüşünü oluşturan temel inançlarına Atatürk ilkeleri denir. Atatürk ilkeleri bir bütündür. Başlıcalar şunlardır:</p>
<p><strong>Cumhuriyetçilik:</strong><br />
Cumhuriyet, halkın halk tarafından yönetilmesidir. Cumhuriyet yönetiminde egemenlik ulusundur. Ulus egemenlik hakkını ve yetkisini temsilcileri aracılığıyla kullanır. Halkın temsilcileri Büyük Millet Meclisi&#8217;ni oluşturur. Ülkeyi bu meclis yönetir. Yönetimi bu meclis denetler. Atatürk, belirli kişi, topluluk ve ailenin ülke yönetiminde söz sahibi olmasını doğru bulmazdı. Bu amaçla saltanat yönetimini kaldırarak 29 Ekim 1923&#8242;te Cumhuriyeti ilan etti.</p>
<p><strong>Halkçılık:</strong><br />
Cumhuriyet yönetimi halkçılık ilkesinin benimsenmesi ile yerleşir.<br />
Halkçılık, halkın genel mutluluğunu düşünmektir. Halkçılık ilkesi halkımızın sosyal, kültürel, ekonomik yönden gelişip güçlenmesini amaçlar.</p>
<p><strong>Laiklik:</strong><br />
Cumhuriyetten önce ülkemiz din kurallarına göre yönetilirdi. Devleti ilgilendiren önemli konularda din adamlarının onayı gerekirdi. Din adamları Müslüman olmayan bilim adamlarının buluşlarını, yeniliklerini benimsemezlerdi. Bunlara karşı çıkarlardı. Bu nedenle Osmanlı imparatorluğu önceleri durakladı. Sonra geri kaldı. Dinin devlet işlerine karıştırılması yurdumuza yeniliklerin girmesini geciktirdi. Atatürk din ve devlet işlerini birbirinden ayırdı. insanların dini inançlarında, ibadetlerinde serbest olduğunu belirtti. Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasına laiklik denir.</p>
<p><strong>Devletçilik:</strong><br />
Bu ilke ekonomik kalkınmada devlete büyük görevler yükler. Atatürk sosyal, kültürel, ekonomik alanda kalkınmanın gerçekleştirilebilmesi için devletin büyük masraflar isteyen konularda öncülük etmesini isterdi. Bu amaçla yurdun birçok yerinde hava alanları kuruldu. Devlet eliyle Bursa&#8217;da Merinos, Nazilli&#8217;de Bez fabrikası, Uşak&#8217;ta Şeker fabrikası açıldı. Demir &#8211; Çelik sanayiinin geliştirilmesi amacı ile Karabük Demir &#8211; Çelik fabrikası, madenlerimizin işletilmesi için Etibank kuruldu. Devlet eliyle limanlar yapıldı. Türk Hava Yolları kuruldu. Yurdumuzdaki demiryolları<br />
devlete mal edilerek genişletilmeye, işletilmeye başladı.</p>
<p><strong>Milliyetçilik:</strong><br />
Ulusal Kurtuluş Savaşımızın çıkış noktasını oluşturur. Atatürk&#8217;ün bu ilkesi dünyada ezilen ulusların kurtuluşuna ışık tutmuştur. Atatürk&#8217;ün miliyetçiliği kültür ve düşünce birliği temeline dayanır. Ulus bireylerinin tasada ve kıvançta bir ve beraber olmalarını ön görür. Atatürk yurt ve dünyada barış ülküsüne bağlı bir önderdi.</p>
<p><strong>İnkilapçılık:</strong><br />
Inkılap; ileriye, güzele, iyiye doğru yapılan köklü değişikliklerdir. Bu amaçla Atatürk bir dizi değişiklikler yapmıştır. Değişen, ilerleyen dünyanın gerisinde kalmamak için ilerlemek zorundayız. Sonsuza doğru durmadan ilerleyeceğiz. Atatürk inkılaplarının bekçisi, ilkelerinin savunusu biizleriz. Atatürk ilkelerini korumak ve kollamak ulusal bir görevdir.</p>
<p><strong>ATATÜRK İNKlLAPLARI (YENİLİKLERİ)</strong></p>
<p>Atatürk inkılapları ile çağdaş bir devlet niteliğine kavuştuk. Dünyada saygınlığımız arttı. Yabancı uyruklulara tanınan kapitülasyon ayrıcalıkları kaldırıldı. Tarımın modernleşmesinde devlet öncü oldu. Bankalar, fabrikalar kuruldu. Sonunda ülkemiz bayındır oldu. Ulusumuz zenginleşti.<br />
Yaptığı yenilikler şu şekilde sayabiliriz:<br />
-Saltanatı kaldırarak Cumhuriyet&#8217;i ilan etti.<br />
-Halifelik kaldırıldı.<br />
-Yeni harfler kabul edildi.<br />
-Okuma-yazma seferberliği başlatıldı, yeni okullar açıldı.<br />
-Kılık kıyafette yenilik yaptı.<br />
-Yasalar ve mahkemeler çağdaş hôle getirildi.<br />
-Laiklik ilkesi kabul edildi.<br />
-Soyadı kanunu çıkarılarak herkese bir soyadı verildi.<br />
-TBMM, Mustafa Kemal&#8217;e ATATÜRK soyadını verdi.<br />
-Kadınlara bir çok haklar verildi.<br />
-Kadın erkek eşitliği sağlandı.<br />
-Seçme ve seçilme hakkı tanındı.<br />
-Hastaneler, barajlar, köprüler, yollar ( özellikle demiryolları) yapıldı.<br />
-Ölçülerde ve takvimde değişiklik yapıldı.</p>
<p><strong>ATATÜRK İÇİN SÖYLENENLER</strong></p>
<p>* Hiçbir kimse bu muzaffer general, bu yılmaz devrimci, bu kahraman insan, bu halkçı lider kadar kendi ulusunun kalbine yakın olamamıştır. (Petit Parisien Gazetesi &#8211; Paris &#8211; 1938)<br />
* Atatürk gibi dehalar sadece görünüşte ölürler. Oysa gerçekleştirdikleri eserlerle daima hayattadırlar.<br />
(Tahran Gazetesi -iran -1938)<br />
* Atatürk 20. yüzyılın en büyük mucizesidir. (National Tidenge Gazetesi &#8211; Danimarka &#8211; 1938)<br />
* Arkadaşlar! Yüzyıllar pek nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğe bakın ki, o büyük dahiyi çağımızda Türk ulusu yetiştirdi. Mustafa Kemal&#8217;in dehasına karşı elden ne gelir. (Loyd GEORGE)<br />
* Hiçbir ülke, Atatürk&#8217;ün Türkiye&#8217;sinin gördüğü değişiklikleri bu kadar hızlı bir şekilde görmemiştir. Bugünün Türkiye&#8217;sinin tarihi, Mustafa Kemal&#8217;in tarihidir. (Dness Gazetesi &#8211; Bulgaristan &#8211; 1938)<br />
* Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim düşüncelerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeter. (ATATÜRK)</p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><strong>ATATÜRK</strong></p>
<p>Adını adımdan önce,<br />
Heceledim, öğrendim,<br />
Duvarları, kitapları,<br />
Senin resminle beğendim.</p>
<p>Bin bir biçim içinden,<br />
Bir anda seçerim yüzünü,<br />
Kimse alamaz içimden,<br />
Gözlerinin gündüzünü.</p>
<p>Bütün bildiklerimden,<br />
daha yakınsın yüreğime,<br />
Alfabeyi hecelerken,<br />
&#8220;Atatürk&#8221; yakıştı elime.</p>
<p>Seni yazdım, okudum,<br />
Seni belledim yürekten,<br />
Her törende birlikteyiz,<br />
Bayrağın içinde sen, ben.</p>
<p>Daha iyi anladım her yıl,<br />
Açıldıkça düşüncelerim,<br />
İlk sevgim büyür, büyür de,<br />
Seni daha da severim.</p>
<p>Her On Kasım&#8217;da gözlerimiz,<br />
Bir daha ağlarken sana,<br />
Bir kez daha inanırız,<br />
Her yerde yaşadığına.</p>
<p>İ. Zeki BURDURLU</p>
<p><strong>ATATÜRK</strong></p>
<p>Düşmanların elinden<br />
Bizi kurtaran sensin.<br />
Bu toprağı yeniden<br />
Özenle kuran sensin.</p>
<p>Ünümüzü dünyaya<br />
Mertçe duyuran sensin.<br />
Gündüz gün, gece aya<br />
Benzer kahraman sensin</p>
<p>Adını büyük, küçük<br />
Anıyoruz her zaman,<br />
Adı büyük Atatürk<br />
Anlı şanlı kahraman.</p>
<p>Nabzımızda atansın<br />
Ey ! ölmeyen atamız.<br />
Gönlümüzde yatansın<br />
Seni unutamayız.</p>
<p>Mehmet Necati ÖNGAY</p>
<p><strong>ATAM</strong></p>
<p>Atam sen ölmedin,<br />
Toprağa gömülmedin.<br />
Bil bakalım nerdesin,<br />
Minicik kalbimdesin .</p>
<p><strong>ATATÜRK</strong></p>
<p>Atayı andık,<br />
Ölümünün &#8230; yılında.<br />
Bir kez daha hatırladık ölüm anını.<br />
Senelerce andık başarılarını<br />
Anıyoruz&#8230;Anacağız&#8230;<br />
Daima kalbimizde yaşatacağız.</p>
<p>Her yıl On Kasım&#8217;da  biz,<br />
Hüzünleniyor yüreğimiz..<br />
Dünya anlıyor seni Atam.<br />
Rehber oldun günümüzde,<br />
Çıkış yolu arayan ülkelere .<br />
Emanetin yerinde.<br />
Rahat uyu sen Atam.<br />
Sahip çıkıyoruz eserine.</p>
<p>Şaban Gürtuna</p>
<p><strong>10 KASIM TÜRKÜSÜ</strong></p>
<p>Atatürk! Anıtkabir devrimlerini söyler,<br />
Bozkır ovalarına, Erciyes&#8217;e Ağrı&#8217;ya,<br />
Ulusun egemen olduğunu<br />
Özgür olduğunu<br />
Haykıracağım haykıracağım işte,<br />
Senin sustuğunca!</p>
<p>Yolunda yürüyeceğim Atatürk;<br />
Ana baba oğul kız,<br />
Dere tepe bucak köy,<br />
Yeryüzü yaşamalarımla değil<br />
Oralarda, Senin gittigince!</p>
<p>Atatürk, taşıyacağım<br />
Çanakkale&#8217;de, Sakarya&#8217;da,<br />
Çankaya&#8217;da, al al,<br />
Senin taşıdığını;<br />
Yurdun gök ülküsü<br />
Dalgalanırken,<br />
Senin bayrağını yücelteceğim.<br />
Senin çıktığınca.</p>
<p>F. Hüsnü DAĞLARCA</p>
<p><strong>ATATÜRK GÜLÜMSEDİ</strong></p>
<p>Atatürk gülümsedi öğretmenim<br />
Siz sınıfa girince<br />
Dağıldı kara bulutlar<br />
Açıldı gonca.</p>
<p>Baktı ki okul yenidir<br />
Siz yenisiniz düşünceler yeni<br />
Atatürk gülümsedi öğretmenim<br />
Saklayamadı sevincini.</p>
<p>Baktı ki gençsiniz bilgili<br />
Eğitiyorsunuz yolunca yöntemince<br />
Atatürk gülümsedi öğretmenim<br />
Sevindi onca.</p>
<p>Baktı ki karışmış aramıza<br />
Çiziyorsunuz yolu<br />
Atatürk gülümsedi öğretmenim<br />
Gözleri dolu dolu.</p>
<p>Anlaşılan bütün yaz<br />
Atatürk gözünü kırpmamış<br />
Çünkü boşmuş sıralar<br />
Çünkü harf okunmamış.</p>
<p>Ama baktı ki gün doğmuş<br />
Bir koşu varmışız okula<br />
Özlemle açılmış kitaplar<br />
Bir iştah kızda oğlanda.</p>
<p>Baktı ki zil çalmış sınıfa girmişsiniz<br />
Bütün bakışlar sizde<br />
Günaydın demiş derse başlıyorsunuz<br />
Sımsıcak bir sevgi gözlerinizde</p>
<p>Baktı ki Türkiye&#8217;si Türkiye&#8217;miz<br />
Aydınlık ufuklara yürüyor hızla<br />
Atatürk gülümsedi öğretmenim<br />
Kürsüde kendini görünce.</p>
<p>Talât TEKİN</p>
<p><strong>MUSTAFA KEMAL&#8217;LER TÜKENMEZ</strong></p>
<p>Tükenir elbet gökte yıldız, denizde kum tükenir<br />
Bu vatan bu topraklar cömert<br />
Kutsal bir ateşim ki ben sönmez<br />
İnanın Mustafa Kemal&#8217;ler tükenmez</p>
<p>Ben de etten kemiktendim elbet<br />
Ben de bir gün geçecektim elbet<br />
İki Mustafa Kemal var iyi bilin<br />
Ben işte o ikincisi sonsuzlukta<br />
Ruh gibi bir şey görünmez<br />
İnanın Mustafa Kemal&#8217;ler tükenmez</p>
<p>Hep kardeşliğe bolluğa giden yolda<br />
Bilimin yapıcılığın aydınlığında<br />
Güzel düşünceler soyut fikirlerde ben<br />
Evrensel yepyeni buluşlarda<br />
Geriliği kovmuşum ben dönmez<br />
İnanın Mustafa Kemal&#8217;ler tükenmez</p>
<p>Başın mı dertte beni hatırla<br />
Duy beni en sıkıldığın an<br />
Baştan sona herşeyiyle bu vatan<br />
Sakın ağlamasın Kasım&#8217;larda Fatih&#8217;ler Kanunî&#8217;ler ölmez<br />
İnanın Mustafa Kemal&#8217;ler tükenmez</p>
<p>Halim YAGCIOGLU</p>
<p><strong>BİR TUTKUDUR MUSTAFA KEMAL</strong></p>
<p>Bir Tutkudur Mustafa Kemal;<br />
Nice sevdalara değişilmeyen.<br />
Yitirilmiş Kasımlarda açan umuttur,<br />
Bir baştır, vazgeçilmeyen&#8230;</p>
<p>Bir Türküdür Mustafa Kemal;<br />
Suskun ağızlarda söyleşir, durur.<br />
Çaltıburnu&#8217;nda gözetir denizi.<br />
Köroğlu&#8217;nda bağdaş kurup oturur&#8230;</p>
<p>Bir İnançtır Mustafa Kemal;<br />
Yurdun dört yönünde, bir çağdır yaşayan.<br />
Sarmış kollarıyla, çepçevre ulusu.<br />
Sakarya boylarından Akdeniz&#8217;e taşıyan&#8230;</p>
<p>Bir Anlamdır Mustafa Kemal;<br />
Belkahve&#8217;den dürbünüyle seyrediyor İzmir&#8217;i.<br />
Özgürlük diyor, al atının üstünde,<br />
Kırıyor kılıcıyla, tutsak eden zinciri&#8230;</p>
<p>Bir Bayraktır Mustafa Kemal;<br />
Çekilmiş kalelere, rüzgârda dalgalanan.<br />
Bozkırın bağrında yol alan kağnılara,<br />
Işık tutan, güç veren, yol bulan&#8230;</p>
<p>Y.Doğan ERGENELİ</p>
<p><strong>10 KASIM</strong></p>
<p>Yıl otuz sekiz, On Kasım Perşembe<br />
Hatırdan çıkmayacak bir sonbahar.<br />
Sarsılıyor İstanbul Yedi Tepe,<br />
Yaman esmiş Dolmabahçe&#8217;de rüzgar.</p>
<p>Gerçek olamaz, olsa olsa bir düş,<br />
Dokuzu beş geçe Atatürk ölmüş.<br />
Böyle toptan bir yas nerede görülmüş,<br />
Beraber ağlıyoruz kurtlar, kuşlar.</p>
<p>Bu memlekete en çok hizmet eden,<br />
Bu aşk ile dağlara gücü yeten,<br />
On sekiz milyonun omzunda giden<br />
Atam, Ankara sırtlarında yatar.</p>
<p>İlhan DEMİRASLAN</p>
<p><strong>MUSTAFA KEMAL&#8217;İ DÜŞÜNÜYORUM</strong></p>
<p>Mustafa Kemal&#8217;i düşünüyorum;<br />
Yeleleri alevden al bir ata binmiş<br />
Aşıyor yüce dağları, engin denizleri,<br />
Altın saçları dalgalanıyor rüzgârda,<br />
Işıl ışıl yanıyor mavi gözleri&#8230;</p>
<p>Mustafa Kemal&#8217;i düşünüyorum;<br />
Yanmış, yıkılmış savaş meydanlarında<br />
Destanlar yaratıyor cihanın görmediği<br />
Arkasından dağ dağ ordular geliyor<br />
Her askeri Mustafa Kemal gibi.</p>
<p>Mustafa Kemal&#8217;i düşünüyorum;<br />
Gelmiş geçmiş kahramanlara bedel<br />
Hükmediyor uçsuz bucaksız göklere.<br />
Al bir ata binmiş yalın kılıç<br />
Koşuyorlar zaferden zafere&#8230;</p>
<p>Mustafa Kemal&#8217;i düşünüyorum;<br />
Ölmemiş bir Kasım sabahı!<br />
Yine bizimle beraber her yerde.<br />
Yaşıyor dört köşesinde vatanın<br />
Yaşıyor damar damar yüreklerde.</p>
<p>Mustafa Kemal&#8217;i düşünüyorum:<br />
Altın saçları dalgalanıyor rüzgârda,<br />
Mavi gözleri ışıl ışıl görüyorum.<br />
Uykularıma giriyor her gece.<br />
Elllerinden öpüyorum.</p>
<p>Ü.Yaşar OĞUZCAN</p>
<p><strong>MUSTAFA KEMAL SESLENSE</strong></p>
<p>Yüzyıllar öncesinden<br />
Yüzyıllar sonrasından sesleniyorum size<br />
Ben Mustafa Kemal&#8217;im heyy &#8230;<br />
Ben Mustafa Kemal&#8217;im.<br />
Büyük büyük denizlerim vardır benim<br />
Hürriyeti içmiş dalgalarım.<br />
Hürriyetle kabarmış  dalgalarım vardır benim<br />
Ulusumun yarınında sevincim<br />
Ben Mustafa Kemal&#8217;im heyy &#8230;</p>
<p>Karanlığı deler gözlerim.<br />
Dalgalara binip gelmiş kahraman,<br />
Gökçe gözlerine türküler yaktığımız &#8230;<br />
Hani bir güneş doğmuştu ya Samsun&#8217;dan<br />
İşte benim &#8230;<br />
Ben Mustafa Kemal &#8230;<br />
Ölmek yaşamaktır vatan uğrunda<br />
Deyip, öyle girdim savaşa<br />
Komut verdim<br />
Şahlandı cümle vatan<br />
Boğdum kor talihi zindanında.<br />
Bahtı gülen anaları yurdumun<br />
Gökleri, dağlan, denizleri<br />
Yarınları, güvenip de uyuduğum<br />
Aslan yeleli ışığı sınırlarımın<br />
Mehmetleri<br />
Tutun ellerinden yüreklerinizin<br />
Sevgilerinizle beni yıkayın.<br />
Yüzyıllar öncesinden<br />
Yüzyıllar sonrasından gelir sesim.<br />
Sevdiğim<br />
Bir tanem<br />
Türkiyelim<br />
Sen var oldukça belli ki<br />
Ben Mustafa Kemal&#8217;im.<br />
Sen var oldukça belli ki<br />
Ben Mustafa Kemal&#8217;im.</p>
<p>Behçet Kemal Çağlar</p>
<p><strong>ATATÜRK&#8217;ÜN SESİ</strong></p>
<p>Her yıl Cumhuriyet Bayramı&#8217;nda<br />
Atatürk&#8217;ün sesini duyar gibi olurum,<br />
Bir memleket yaratan sesini;<br />
Okulda, fabrikada, tarlada.</p>
<p>Kışlada Mehmetçik &#8216;in dudağında<br />
Çırpınan bayrakta O&#8217;nun sesi.<br />
Bir bulut gibi dolaşır üstümüzde<br />
Gölgesi &#8230;</p>
<p>Her yıl Cumhuriyet Bayramı&#8217;nda<br />
Vatanın hür göklerinde dalga dalga,<br />
Köy köy, şehir şehir<br />
Ata&#8217;nın sesi yükselir.</p>
<p>Şükrü Enis REGÜ</p>
<p><strong>ATATÜRK</strong></p>
<p>Üstümüze gece gündüz kol geren,<br />
Bize güzel, iyi günler gösteren,<br />
Türk iline yeni baştan can veren<br />
Kimdir diye sorarlarsa: Atatürk.</p>
<p>Yurdumuzu aydınlatan sabahlar,<br />
Düşmanlara korku veren silahlar,<br />
Tersaneler, fabrikalar, tezgahlar<br />
Göze çarpan her ne varsa: Atatürk</p>
<p>Tanrı gibi görünüyor her yerde<br />
Topraklarda, denizlerde, göklerde:<br />
Gönül tapar kendisinden geçer de<br />
Hangi yana göz dalarsa: Atatürk.</p>
<p>Babasından önce onun adını<br />
Öğretiyor oğluna Türk kadını,<br />
Ondan aldık yaşamanın tadını,<br />
Bahtiyarız, bahtiyarsa Atatürk.</p>
<p>Faruk Nafiz ÇAMLIBEL</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/ataturk-haftasi-10-16-kasim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
