<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>buzlu.org &#187; Biyoloji</title>
	<atom:link href="http://www.buzlu.org/benzer/biyoloji/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buzlu.org</link>
	<description>bilgi mi aradın, doğru yerdesin...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 19:32:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Canlılarda Solunum</title>
		<link>http://www.buzlu.org/canlilarda-solunum/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/canlilarda-solunum/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Aug 2011 15:33:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[canlılarda solunum]]></category>
		<category><![CDATA[ciğer]]></category>
		<category><![CDATA[dersi]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[oksijen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5351</guid>
		<description><![CDATA[En basit tanımıyla, bir canlının oksijen alıp karbondioksit vermesidir. Bitkiler ve hayvanlar oksijen almadan yaşayamaz. Çünkü yaşamın temeli olan bütün biyokimyasal süreçler için enerji gerekir; bu enerjinin kaynağı da hücrelerde depolanmış olan besinlerin yanması, yani oksijenle birleşerek parçalanmasıdır. Bu parçalanma sırasında, besin moleküllerinde bağlı olan kimyasal enerji serbest kalarak açığa çıkar. Bu olay, tıpkı yanan [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/08/solunum.gif"><img class="aligncenter size-full wp-image-5352" title="solunum" src="http://www.buzlu.org/images/2011/08/solunum.gif" alt="" width="312" height="251" /></a></p>
<p>En basit tanımıyla, bir canlının oksijen alıp karbondioksit vermesidir. Bitkiler ve hayvanlar oksijen almadan yaşayamaz. Çünkü yaşamın temeli olan bütün biyokimyasal süreçler için enerji gerekir; bu enerjinin kaynağı da hücrelerde depolanmış olan besinlerin yanması, yani oksijenle birleşerek parçalanmasıdır. Bu parçalanma sırasında, besin moleküllerinde bağlı olan kimyasal enerji serbest kalarak açığa çıkar.</p>
<p>Bu olay, tıpkı yanan bir odun parçasının ısı ve  ışık  yayması  gibi  enerji  veren  bir  tepkimedir.  Demek ki,   solunumu  yalnızca oksijen-karbondioksit alış verişi olarak değil, bitkilerin ve hayvanların temel enerji kaynağı olan daha karmaşık bir süreç olarak düşünmek gerekir.</p>
<p>Canlı ile dış ortam arasında gaz alışverişini sağlayan soluma ya da soluk alıp verme bu sürecin yalnızca bir aşamasıdır; öbür aşaması ise alınan oksijenin bütün hücrelere taşınmasını ve hücrelerdeki bir dizi tepkime sonucunda, besinlerde depolanmış olan enerjinin açığa cıkmasını içerir. Vücuttaki her hücre yaşam süreçlerinde bu enerjiyi kullanacağından, oksijensiz kalan hücreler hemen ölür.<span id="more-5351"></span></p>
<p>Karbonhidratlar, yağlar ve proteinler gibi besin maddeleri karbon ve hidrojen atomları içerdiğinden, bu bileşikler ile oksijen arasındaki tepkime sonucunda su ve karbondioksit oluşur.</p>
<p>Su bütün canlılar için gereklidir; ama karbondioksidin dokularda  birikerek belirli bir düzeyi aşması zehirlenmeye yol açabilir. Bu yüzden solunumun son aşamasında hücrelerde oluşan karbondioksidin vücuttan dışarı atılması gerekir.</p>
<p>En basit canlılarda bile solunuma rastlanabilir; ama bu işleve uyarlanmış özel solunum sistemi yalnızca insana ve gelişmiş hayvanlara özgüdür. Örneğin insanın solunum sistemi akciğerler gibi solunum organları ile temiz havanın akciğerlere dolması ve kirlenmiş havanın aynı yoldan dışarı atılmasını sağlayan burun, boğaz ve soluk borusu gibi solunum yollarından oluşur.</p>
<p>BİTKİLERDE SOLUNUM</p>
<p>Bitkilerin solunumu da temel olarak insanın ve bütün gelişmiş hayvanların solunumuna benzer. Bu canlılarda da solunumun amacı oksijeni dokulara alıp, besin maddelerini yakarak gerekli enerjiyi sağladıktan sonra karbondioksidi dışarı atmaktır.</p>
<p>Ne var ki bitkiler hayvanlardan farklı olarak, havanın oksijenini almadan ve dışarıya karbondioksit vermeden de solunum yapabilirler. Bu ayrıcalığın nedeni bitkilerin fotosentez yeteneğidir. Bilindiği gibi bitkiler, havadan aldıkları karbondioksit ile topraktan aldıkları suyu birleştirerek şeker ve nişasta gibi karbonhidarlar ile oksijene dönüştürürlür.</p>
<p>Fotosentez denen bu özümseme sürecinde oluşan yüksek enerjili besinler dokularda depolanırken oksijen dışarı atılır.Solunum ise fotosentezle tam ters gelişen bir metobolizma olayıdır. Bu kez karbonhidratlar oksijenle birleşerek su ve karbondiokside parçalanır.</p>
<p>Demek ki solunum tepkimelerinin son ürünleri fotosentezin ilk maddeleridir. Bu nedenle bitkiler, solunum artığı olan karbondioksidin büyük bölümünü fotosentezde kullanırlar. Ama bu olay yalnız gündüzleri geçerlidir; çünkü ışık enerjisine bağımlı olan fotosentez karanlıkta gerçekleşmez.</p>
<p>Gündüz solunumunda karbondioksidin az bir bölümü dışarıya atıldığından, geçen yüzyıla kadar bitkilerin yalnızca geceleri solunum yaptığı sanılıyordu. Oysa hayvanlarda olduğu gibi bitkilerde de solunum gece ve gündüz sürer.</p>
<p>Üstelik, serbest oksijenin bulunmadığı ya da yeterince alınamadığı durumlarda bile bitkiler, fotosentez sonucunda açığa çıkan oksijeni kendi dokularından alarak havasız ortamda da bir süre solunumlarını sürdürebilirler. Yeşil bitkilerin zorunlu olmadıkça başvurmadıkları bu yöntem, bakteriler ve mantarlar gibi bitkilere yakın olan daha basit yapılı canlılarda olağan bir süreçtir.</p>
<p>BASİT HAYVANLARDA SOLUNUM<br />
Küçük ve basit yapılı hayvanlarda solunum organları olmadığı için, dış ortam ile canlı arasındaki gaz alışverişi doğrudan deri yoluyla yapılır.</p>
<p>Örneğin, tek hücreli hayvanların n basit üyesi olan ve minicik bir pelte damlasını andıran amip suda yaşar. Suda çözünmüş olan oksijen incecik hücre zarından içeriye girerek, hücrenin gereken bölümlerine kendiliğinden ulaşır. Yanma sonucunda oluşan karbondioksit de aynı yoldan dışarıya atılır. Deri solunumu denen bu basit solunum biçimine süngerlerde, deniz analarında ve bazı solucan türlerinde de rastlanır.</p>
<p>Oysa daha büyük hayvanlarda, genellikle bu kadar ince olamayan deridn oksijen yeterince emilemez; emilse bile, büyük boyutlardaki gövdenin her yanına kendi kendine ulaşması olanaksızdır.</p>
<p>Bu yüzden, oksijeni solunum organından alıp vücudun bütün hücrelerine taşıma görevini kan dediğimiz özel bir sıvı üstlenir. Örneğin yer solucanlarında, deri yoluyla alınan oksijen kana karışarak bütün öbür hücrelere taşınır; hücrelerden alınan karbondioksit de gene kan aracılığıyla deriye ulaştırılarak buradan dışarı atılır.</p>
<p>Böceklerin ve örümceklerin ise oldukça sert ve sağlam bir kabukla örtülüdür. Bu koruyucu örtü tehlikelere ya da saldırılara karşı bir kalkan görevi görür, ama ne yazık ki oksijenin deri yoluyla vücuda girmesini de engeller. Bu nedenle gövdelerinin her yanında, özellikle karın bölgesinde çok sayıda soluk deliği bulunur. Bu küçük deliklerden herbiri trake denilen bir soluk borusunun dışarıya açılan penceresidir.</p>
<p>Bu borular gövdenin içinde dallanarak bütün dokulara uzanır. Böylece, deliklerden giren hava trakelerden geçerken, içindeki oksijen bu boru duvarlarından emilerek dokulara alınır; karbondioksit de ters yönü izleyerek dışarı atılır.</p>
<p>Balıklar, yumuşakçalar ve kabuklular gibi suda yaşayan hayvanlar da solungaç denen özel solunum organları bulunur. Balıkların solungaçları genellikle iki yay arasına gerilmiş saçak saçak ipliklerdan ve kan damarlarından oluşan sık dişli bir tarağı andırır.</p>
<p>Bu bir çift organ hayvanın yutak boşluğuna yerleşmiş ve başın iki yanındaki solungaç kapaklarıyla dıştan gizlenmiştir. Balık suyu ağzıyla alır ve solungaçlarından geçirerek dışarıya atar. Solungaçlardaki kan damarları, suda çözünmüş olan oksjeni emip kandaki karbondioksidi suya verir. Böylece kan bütün vücuda pompalanırken, taşıdığı oksijeni de dokulara bırakır.</p>
<p>Kurbağalar ise hem deri, hem akciğer solunumu yapabilen ilginç hayvanlardır. Oksijeni deri yoluya alabilmesi için derinin sürekli nemli olması gerekir; bu yüzden kurbağalar daha çok su kıyılarında yaşar. Oysa akciğerleri de oldukça gelişmiştir.</p>
<p>Soluk alırken çenelerinin altındaki kesecik balon gibi şişerek içindeki havaya akciğerlere gönderir; soluk verirken de bu kez akciğerlerden gelen hava keseye dolarak dışarı atılır.</p>
<p>GELİŞMİŞ HAYVANLARDA SOLUNUM<br />
Kuşların ve bütün memelilerin solunum sistemi insanınkiyle hemen hemen aynıdır. Hava genellikle burundan girer, boğazın üst bölümündeki yutaktan geçip soluk borusuna iner ve akciğerlere ulaşır. Havadaki oksijenin kana geçip, kandaki karbondioksidin havaya geri verilmesi akciğerlerde gerçekleşir. Böylece, karcondioksit yüklenmiş olan hava aynı yollardan geçerek dışarı atılır.</p>
<p>Soluk alırken akciğerlere dolan havada yaklaşık %20 oksjen ve çok düşük oranda karbondioksit vardır. Verdiğimiz solukta ise oksijen oranı %16`ya düşmüş, buna karşılık karbondioksit oranı %4`ü bulmuştur.</p>
<p>Ayrıca, akciğerlerin nemli ortamından geçerken bol miktarda su buharı yüklenmiştir. Soğuk havalarda, soluğumuzdaki bu su buharı hava ile karşılaştığı anda yoğunlaşarak minik su damlacıklarına dönüşür. Kışın soluk verirken ağzımızdan &#8220;buhar&#8221; çıkmasının nedeni budur.</p>
<p>Bütün bu solunum süreci, dış ve iç solunum olarak iki ayrı bölümde incelenebilir.</p>
<p>SOLUNUMDA ALINAN OKSİJEN MİKTARI<br />
Ortalama yaş ve kilodaki sağlıklı bir insan derin bir sluk aldığında her iki akciğerdeki havanın toplam hacmi 6000 cm³`ü bulur. Soluk verildiğinde akciğerlerdeki havanın tümüyle boşaldığı sanılır. Oysa sakin ve rahat biçimde oturan, dinlenme halindeki bir insan akciğerlerine yaklaşık 500 cm³ hava alır ve soluk verdiğinde aynı hacimde havayı dışarı atar.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fcanlilarda-solunum%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/canlilarda-solunum/&amp;text=Canlılarda Solunum&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/canlilarda-solunum/&amp;t=Canlılarda Solunum">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/canlilarda-solunum/&amp;title=Canlılarda Solunum&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fcanlilarda-solunum%2F&name=buzlu.org&description=Canl%C4%B1larda+Solunum" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/canlilarda-solunum/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/canlilarda-solunum/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/canlilarda-solunum/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/canlilarda-solunum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Radyasyon ve zararları</title>
		<link>http://www.buzlu.org/radyasyon-ve-zararlari/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/radyasyon-ve-zararlari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Jan 2011 18:01:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[ödev]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[deney]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[işareti]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[korunma]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Radyasyon]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[TAEK]]></category>
		<category><![CDATA[zararları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5025</guid>
		<description><![CDATA[Radyasyon kaynakları diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de faydalı amaçlarla tıp, endüstri, araştırma ve eğitim alanlarında kullanılmakta olup, 2690 sayılı yasa gereği yayımlanan Radyasyon Güvenliği Tüzüğü ve Yönetmeliği uyarınca iyonlaştırıcı radyasyon kaynakları ile yapılan her türlü faaliyet için (ithal, ihraç ve imal edilmesi, alınması, satılması, bulundurulması, kullanılması, taşınması, depolanması v.b) TAEK&#8217;den izin ve lisans alınması [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/01/radyasyon.jpg"><img class="size-full wp-image-5026 aligncenter" title="radyasyon" src="http://www.buzlu.org/images/2011/01/radyasyon.jpg" alt="" width="231" height="242" /></a></p>
<p>Radyasyon kaynakları diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de faydalı amaçlarla tıp, endüstri, araştırma ve eğitim alanlarında kullanılmakta olup, 2690 sayılı yasa gereği yayımlanan Radyasyon Güvenliği Tüzüğü ve Yönetmeliği uyarınca iyonlaştırıcı radyasyon kaynakları ile yapılan her türlü faaliyet için (ithal, ihraç ve imal edilmesi, alınması, satılması, bulundurulması, kullanılması, taşınması, depolanması v.b) TAEK&#8217;den izin ve lisans alınması gerekmektedir.</p>
<p>Ancak, radyasyon kaynaklarının, kullanımından vazgeçilmesi,kuruluşların devredilmesi ve ya sorumlu kişilerin ayrılması/ değişmesi gibi nedenlerle yanlışlıkla hurdacılara satılması ve bilinçsiz olarak diğer hurda malzemelere karışması sonucu; insan sağlığı açısından onarılması zor ve ekonomik boyutları büyük sonuçları doğurabileceği hatırdan çıkarılmamalıdır. Nitekim bazı ülkelerde benzeri olaylar yaşanmaktadır.</p>
<p>Bu nedenle, hurda alım, satım veya işlenmesi alanında faaliyet gösteren küçük kuruluşların taşınabilir el dedektörleri ve büyük kuruluşların ise el dedektörlerine ilave olarak tesis giriş kapılarına panel tipi dedektörler sağlayarak hurdalarda olası radyasyon kaynaklarını belirlemeleri gereklidir.<br />
<span id="more-5025"></span><em><strong><span style="color: #ff0000;">Rasyasyon ile ilgili geniş bilgi içeren dökümanı alttaki linkten indirebilirsiniz.</span></strong></em><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><table style="border: 1px solid #CCC;" cellpadding="3" width="100%">
  <tr>
    <td width="35">
      <img src="http://www.buzlu.org/wp-content/plugins/downloads-manager/img/icons/winzip.gif" alt="http://www.buzlu.org/wp-content/plugins/downloads-manager/img/icons/winzip.gif">
    </td>
    <td>
      <b>download:</b> <a href="http://www.buzlu.org/?file_id=22">Radyasyon</a> <small>(111.38KB)</small><br />
      <b>added:</b> 02/01/2011 <br />
      <b>clicks:</b> 134 <br />
      <b>description:</b>  <br />
    </td>
  </tr>
</table></p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik-->
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fradyasyon-ve-zararlari%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/radyasyon-ve-zararlari/&amp;text=Radyasyon ve zararları&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/radyasyon-ve-zararlari/&amp;t=Radyasyon ve zararları">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/radyasyon-ve-zararlari/&amp;title=Radyasyon ve zararları&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fradyasyon-ve-zararlari%2F&name=buzlu.org&description=Radyasyon+ve+zararlar%C4%B1" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/radyasyon-ve-zararlari/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/radyasyon-ve-zararlari/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/radyasyon-ve-zararlari/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/radyasyon-ve-zararlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akıllı Gen nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/akilli-gen-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/akilli-gen-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Sep 2010 12:51:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[adamları]]></category>
		<category><![CDATA[Akıllı DNA]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı gen]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kalıtım]]></category>
		<category><![CDATA[kromozom]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[Plomin]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4833</guid>
		<description><![CDATA[Akıllı DNA&#8217;lar zekânın kalıtım yoluyla nasıl geçtiğine ışık tutuyor.İnsan zekâsının ne kadarının kalıtsal, ne kadarının çevresel koşullar tarafından belirlendiği tartışması tüm şiddetiyle sürerken bir küçük nokta gözden kaçıyor. Bugüne dek zekâyı etkileyen herhangi bir gen (geri zekâya yol açan gen hariç) henüz bulunmadı. Başını Londra Psikiyatri Enstitüsü&#8217;nden Robert Plomin &#38;apos;in çektiği bir grup araştırmacı zekâdan [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/09/Akıllı-Gen.jpg"><img class="size-full wp-image-4834 aligncenter" title="Akıllı Gen" src="http://www.buzlu.org/images/2010/09/Akıllı-Gen.jpg" alt="" width="207" height="300" /></a></p>
<p>Akıllı DNA&#8217;lar zekânın kalıtım yoluyla nasıl geçtiğine ışık tutuyor.İnsan zekâsının ne kadarının kalıtsal, ne kadarının çevresel koşullar tarafından belirlendiği tartışması tüm şiddetiyle sürerken bir küçük nokta gözden kaçıyor.</p>
<p>Bugüne dek zekâyı etkileyen herhangi bir gen (geri zekâya yol açan gen hariç) henüz bulunmadı. Başını Londra Psikiyatri Enstitüsü&#8217;nden Robert Plomin &amp;apos;in çektiği bir grup araştırmacı zekâdan sorumlu geni bulmak üzere kolları sıvadılar. İşe zeki çocuklardan başladılar. Plomin&#8217;e göre &#8221;akıllı gen&#8221;in adresi zeki çocuklardı. Zeki çocukları seçmek için şu yöntemi kullandılar: Çeşitli yaşlardaki öğrencileri üniversiteye giriş sınavından geçirdiler. Sınavdan yüksek puan alanların DNA&#8217;larını incelediler. Ve bu çalışmanın sonunda peşinde oldukları genin izini tespit etmeyi başardılar.</p>
<p>Cleveland dolaylarındaki 6 yerleşim bölgesinde yaşayan ve yaşları 6 ile 15 arasında değişen 51 çocuktan kan örnekleri alındı. Bir grubun ortalama IQ&#8217;su 136 olarak hesaplandı. Diğer grupta ortalama IQ 103 idi. Tüm çocuklar beyazdı. Kan hücrelerini ayrıştıran bilim adamları çocukların 6 numaralı kromozomunu tek tek incelediler. <span id="more-4833"></span></p>
<p>6 numaralı kromozomun üzerindeki 37 genin içinden biri farklıydı: IGF2R adı verilen genin yüksek IQ&#8217;lu gruptaki çocuklarda görülme yüzdesi, normal IQ&#8217;lu çocuklardakine oranla iki misliydi (Yüzde 32&#8242;ye karşı yüzde 16). Psychological Science isimli derginin mayıs sayısında yer alan araştırma raporuna göre IGF2R geninin bir şekli olan ve adına &#8221;allele 5&#8221; denilen gen zekâdan sorumluydu.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Ancak Plomin bu genin bir &#8221;üstün zekâ geni&#8221; olmadığına dikkat çekiyor. Bu gen yalnızca fazladan dört IQ puanı anlamına  geliyor. Ve bu gen bir insanı üstün zekâlı yapmaya yetmiyor: Ortalama IQ&#8217;ya sahip çocukların yüzde 23&#8242;ü bu gene sahipken, üstün zekâlı çocukların yüzde 54&#8242;ünde bu gen bulunmuyor.</p>
<p>Akıllı gen &#8221;Insulinlike growth factor 2 receptor- IGF2R-İnsülin benzeri büyüme faktörü 2 reseptörü&#8221; ismi ile tanınıyor. Bu gen, insülin geni ile büyük benzerlikler taşıyor. Sıradan bir hormon bir hücreye yanaştığı zaman bazı durumlarda hücrenin büyümesine, bazı durumlarda ise hücrenin intihar etmesine yol açar. Bu iki tepki de beynin gelişmesi sırasında izlenen normal faaliyetlerdir. Fare beyinlerinde öğrenme ve bellek bölgelerinin insülin reseptörleri ile kaplı olduğunu fark eden Ulusal Sağlık Enstitüsü&#8217;nden bilim adamları, insülinin sinirlerin büyümesini hızlandırdığı sonucuna vardılar.</p>
<p>Bu sonuç, IGF2R&#8217;in beyni ve dolayısıyla zekâyı etkilediği ¤¤¤ini desteklese de bazı genetikçiler IQ-gen araştırmalarında elde edilen sonuçların doğruluğu konusunda kuşkulular. Plomin&#8217;in grubunun bulduğu akıllı genin akademik yönden başarılı olan çocuklarda rastlanan yaygın bir gen olduğu fikrini öne süren kuşkucu grubun sözcüsü Johns Hopkins Üniversitesi&#8217;nden Andrew Feinberg , &#8221;Buldukları genin etnik farklılıklardan kaynaklanmadığını kim bilebilir?&#8221; diye soruyor. Öte yandan Stanford Üniversitesi&#8217;nden Neil Risch , Plomin&#8217;in bu araştırmasına ilişkin görüşlerini şöyle dile getiriyor:&#8221;Plomin&#8217;in araştırması bana kalırsa rastlantılara dayanıyor.</p>
<p>Bir kromozomun üzerindeki 37 genin arasından bir geni bulup çıkartarak bunun akıllı gen olduğunu iddia etmek bilimsel bir temele dayanmıyor. Örneğin çeşitli araştırmalarda şizofreni geni, meraklılık geni gibi çeşitli kişilik özellikleri ile ilgili genler bulundu. Ancak bu araştırmalar tekrarlandığında aynı sonuçlar elde edilemedi. Bu da araştırmaların güvenilirliğini zedeliyor.&#8221;<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Bilim adamlarının IGF2R geninin zekâyı etkilediği iddiasını kabul etmeleri de sorunu çözmeye yetmiyor. Şimdi ortaya yeni bir soru atılıyor: IGF2R zekâyı nasıl etkiliyor? Zekânın çok karmaşık bir olgu olması bu sorunu daha da içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. Ulusal Sağlık Enstitüsü&#8217;nden bir yetkili, &#8221;Sağlıklı çocukların okulda daha başarılı oldukları bir gerçek.</p>
<p>Dolayısıyla bu genin ancak çocuğun yeterli gıda aldığı durumlarda etkili olduğu düşünülebilir&#8221;diye konuşuyor. Cornell Üniversitesi&#8217;nden psikolog Stephen Ceci genlerin bir vakum içinde çalışmadığını belirterek, &#8221;Bu soruyu yanıtlamak için önce daha başka soruları açıklığa kavuşturmak gerekiyor. Zekâyı etkileyen genlerin çevresel koşullardan nasıl etkilendiğini ortaya çıkartmak ön koşuldur. Örneğin, hamilelik döneminde annenin beslenme şekli bile zekâyı büyük ölçüde etkiler&#8221; diyor.</p>
<p>Plomin, bu arada IQ geni ile ilgili iki kromozomu daha inceledi. Bunlardan elde ettiği sonuçları ekim ayında açıklamayı planlıyor. Bu arada DNA&#8217;nın zihinsel ve bedensel tüm özelliklerimizi belirlediği inancının kesinleşmesi için akıllı genin çevre ile nasıl bir etkileşim içinde olduğuna açıklık getirilmesi gerekiyor. Bu arada bir fizyolog, önümüzdeki iki ay içerisinde IGF2R geni çalışmalarına doğum öncesi bir test ile katkıda bulunmayı tasarlıyor.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fakilli-gen-nedir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/akilli-gen-nedir/&amp;text=Akıllı Gen nedir?&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/akilli-gen-nedir/&amp;t=Akıllı Gen nedir?">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/akilli-gen-nedir/&amp;title=Akıllı Gen nedir?&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fakilli-gen-nedir%2F&name=buzlu.org&description=Ak%C4%B1ll%C4%B1+Gen+nedir%3F" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/akilli-gen-nedir/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/akilli-gen-nedir/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/akilli-gen-nedir/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/akilli-gen-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lökosit Nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/lokosit-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/lokosit-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 19:12:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz kan hücresi]]></category>
		<category><![CDATA[görevi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hücreleri]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[koruma]]></category>
		<category><![CDATA[Lökosit Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Lökosit Tipleri]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4837</guid>
		<description><![CDATA[Lökosit veya akyuvarlar olarak da adlandırılan beyaz kan hücresi, kemik iliğinde üretilir. Vücudu bulaşıcı hastalıklara ve yabancı maddelere karşı koruyan lökositler, bağışıklık sisteminin önemli bir bölümünü oluştururlar. Sağlıklı bir yetişkin insanın bir litre kanında 4&#215;109-11&#215;109 adet, bir başka tanımla, bir damla kanda takriben 7.000 ila 25.000 arası beyaz kan hücresi bulunur. Bu miktar Lösemi hastalarında [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/09/lokosit.jpg"><img class="size-full wp-image-4838 aligncenter" title="lokosit" src="http://www.buzlu.org/images/2010/09/lokosit.jpg" alt="" width="239" height="239" /></a></p>
<p>Lökosit veya akyuvarlar olarak da adlandırılan beyaz kan hücresi, kemik iliğinde üretilir. Vücudu bulaşıcı hastalıklara ve yabancı maddelere karşı koruyan lökositler, bağışıklık sisteminin önemli bir bölümünü oluştururlar. Sağlıklı bir yetişkin insanın bir litre kanında 4&#215;109-11&#215;109 adet, bir başka tanımla, bir damla kanda takriben 7.000 ila 25.000 arası beyaz kan hücresi bulunur. Bu miktar Lösemi hastalarında 50.000&#8242;e kadar çıkar. Lökositler kanın dışında lenf sistemi, dalak ve diğer vücut dokularında da bulunur.</p>
<p>Lökosit tanımı tüm beyaz hücre tiplerini kapsayan kaba bir tanımdır. Bu şekilde kan hücrelerini gruplamak sıklıkla bu tanımın yanlış kullanımına yol açmaktadir. Bu yüzden farklı kaynaklar hücreleri kökenlerine göre ayırmaya yoluna gitmektedir.<span id="more-4837"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Lökosit Tipleri</strong></p>
<p>Birden fazla lökosit tipi vardır. Bu çeşitler çekirdek büyüklüklerine, yapılarına ve bazı boyalara karşı olan afinitelerine göre sınıflandırılırlar. Lökositleri üç temel gruba ayırabiliriz:</p>
<p>* Granülositler,<br />
* Lenfositler,<br />
* Monositler.</p>
<p>Granülositler</p>
<p><strong>3 tip granülosit vardır:</strong></p>
<p>* Nötrofiller,<br />
* Bazofiller,<br />
* Eozinofiller.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Lenfositler</strong></p>
<p>Bağışıklık yanıtının humoral bağışıklık yanıtı|humoral bölümünü oluşturan lenfositler, kandan çok lenf sisteminde bulunurlar. Kanda 3 lenfosit tipi bulunur: B hücresi|T hücreleri, T hücresi|T hücreleri ve doğal öldürücü hücre|doğal öldürücü (katil) hücreler. B hücresi|B hücreleri her antijene özel antikor üretirken, CD4|CD4+ (yardımcı T hücresi|yardımcı) T hücreleri ise bağışıklık yanıtını düzenlerler. CD8+ (sitotoksik T hücresi|sitotoksik) T hücreleri (öldürücü T hücreleri olarak da adlandırılırlar) ve doğal öldürücü hücreler ise bakterileri ve virüslerle enfekte olmuş vücut hücrelerini yok edebilirler.</p>
<p>Monositler</p>
<p>Monositler fagositoz yapma özelliğine sahiptirler. Ayrıca T hücresi|T hücrelerini uyararak onların çoğalmasını sağlarlar. Kan dolaşımından ayrılıp dokulara giren monositler makrofaj diye adlandırılırlar.</p>
<p><strong>Lökositlerle İlgili Hastalıklar</strong></p>
<p>* Lökopeni, kandaki lökosit sayısının azalması<br />
* Lökositoz, kandaki lökosit sayısının çoğalması<br />
* Lösemi ve lenfom kanser türlerinde lökositler kontrolsüz biçimde çoğalırlar.<br />
<strong><br />
Diğer Doku Hücreleri</strong></p>
<p>* Histiositler, kan dolaşımında bulunmayıp, lenf sisteminde ve diğer vücut dokularında bulunan hücreler:<br />
* Makrofajlar<br />
* Dendritik hücreler<br />
* Mast hücreleri (mastositler)
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Flokosit-nedir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/lokosit-nedir/&amp;text=Lökosit Nedir?&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/lokosit-nedir/&amp;t=Lökosit Nedir?">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/lokosit-nedir/&amp;title=Lökosit Nedir?&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Flokosit-nedir%2F&name=buzlu.org&description=L%C3%B6kosit+Nedir%3F" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/lokosit-nedir/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/lokosit-nedir/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/lokosit-nedir/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/lokosit-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Böbrekler ve hastalıkları</title>
		<link>http://www.buzlu.org/bobrekler-ve-hastaliklari/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/bobrekler-ve-hastaliklari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Apr 2010 07:09:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[diyaliz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[iç organlar]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[niçin]]></category>
		<category><![CDATA[organlarımız]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[vücud]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4598</guid>
		<description><![CDATA[Böbrekler, omurgalılarda  bulunan fasulye  biçiminde boşaltım organlarıdır. 10 cm boyuna kadar olabilen böbrekler, boşaltım sisteminin bir bölümünü oluştururlar. Bu organlar, başta üre olmak üzere atıkları kandan süzer ve onları su ile birlikte idrar olarak boşaltırlar. Böbrekleri ve böbreklere etki eden hastalıkları inceleyen tıbbi dal nefrolojidir. Nefroloji, adını Yunanca &#8220;böbrek&#8221; anlamına gelen nephros sözcüğünden alır. Böbrek(ler) [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/04/böbrekler.jpg"><img class="size-full wp-image-4599 aligncenter" title="böbrekler" src="http://www.buzlu.org/images/2010/04/böbrekler.jpg" alt="" width="303" height="256" /></a></p>
<p>Böbrekler, omurgalılarda  bulunan fasulye  biçiminde boşaltım organlarıdır. 10 cm boyuna kadar olabilen böbrekler, boşaltım sisteminin bir bölümünü oluştururlar. Bu organlar, başta üre olmak üzere atıkları kandan süzer ve onları su ile birlikte idrar olarak boşaltırlar. Böbrekleri ve böbreklere etki eden hastalıkları inceleyen tıbbi dal nefrolojidir.</p>
<p>Nefroloji, adını Yunanca &#8220;böbrek&#8221; anlamına gelen nephros sözcüğünden alır. Böbrek(ler) ile ilgili anlamında kullanılan renal  sözcüğü ise Latince renalis sözcüğünden gelir. Böbreklerin içindeki süzme birimlerine nefron denir. Her böbrekte yaklaşık 1 milyon nefron bulunur.</p>
<p><strong>Anatomi </strong></p>
<p>İnsanlarda, böbrekler karın bölgesinin arka bölümünde, bir başka deyişle karınzarı arkası (retroperitonal) bölgesinde yer alırlar.  İki tane bulunan (çoğu insanda tek böbrek bulunabilmektedir, ve bu insanlar bunun ayrımına varmadan sağlıklı bir yaşam sürdürebilirler) böbreklerden sağda olanı diyaframın hemen altında, ve karaciğerin  arkasında (posterior), solda olanı ise diyaframın altında ve dalağın arkasında yer almaktadır. Böbreklerin ikisinin de üstünde böbreküstü bezleri yer almaktadır. Böbreklerin konumları bakımından bakışımsız olmalarının nedeni karın boşluğunda büyük bir yer kaplayan karaciğerin, sağda bulunan böbreğin soldakine göre 1-2 santimetre daha aşağı bir konumda (inferior) bulunmasına neden olmasıdır.<span id="more-4598"></span></p>
<p>Karınzarı arkasında bulunan böbreklerin boyutları 9 ila 13 cm arasında değişmekte, ve sol böbrek sağdakinden az da olsa biraz daha büyüktür. Yaklaşık 12. göğüs omuru ile 3. bel omurlarının (T12-L3) düzeyleri arasında yer almaktadırlar.Böbreklerin üst bölgeleri 11. ve 12. kaburgalarca korunmaktadır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Böbreküstü bezleriyle birlikte böbrekler, yağ dokuyla çevrelenip (buna pararenal yağ denilmektedir), bu yapı da böbrek zarı (renal fasiya olarak da bilinir) ile bütünüyle sarılmış durumdadır. Yukarıda da belirtildiği gibi, böbreklerden biri ya da ikisi doğuştan bulunmayabilirler, ve bu duruma böbrek oluşmaması ya da renal agenez denilmektedir.</p>
<p>Böbrekler, süzülmemiş kanı karın bölgesi aorttan ayrılan sol ve sağ böbrek atardamarları yoluyla almaktadırlar.Böbrekten dönen süzülmüş kan ise sağ ve sol böbrek toplardamarları yoluyla alt ana toplar damara döner. Böbreğe giden kan, kalbin pompaladığı toplam kanın (kardiyak debi) üçte birine ulaşabilir.</p>
<p><strong>Doku bilimi (histoloji) </strong></p>
<p><strong>Genel </strong></p>
<p>Böbrekten ayrılan idrar borusu (üreter) takip edilerek böbreğin içine ilerledikçe huni biçiminde bir boşluk olarak genişler; buna havuzcuk (pelvis) denilmektedir. Havuzcuktan da küçülerek ayrılan bölgelere büyük çanak (majör kaliks), bunlardan ayrılan daha da küçük bölgelere küçük çanak (minör kaliks) denmektedir. İnsan böbreğinde yaklaşık 12 adet küçük çanak bulunmaktadır. Böbrek, kesildiğinde, kabuk (korteks) ve öz (medulla) bölgelerinden oluştuğu görülür. Öz bölgede uçları papilla olarak bilinen piramitler bulunmakta, ve bunların herbiri bir çanağa bağlıdır. Kabuk bölgesi dokusu her iki ardışık piramitler arasına sokulur, ve bunlara Bertin sütunları denilmektedir.</p>
<p><strong>Damarlar </strong></p>
<p>Böbrekler damarlarca çok iyi bir biçimde beslenmekte, ve vücut ağırlığının yalnızca %0.5&#8242;lik bir bölümünü oluştursa da, kardiyak debinin %25&#8242;ini alırlar, ve bu daha da artabilir. Kabuk bölgesi organın en çok damarlarının bulunduğu bölgedir, bu bölge böbreğe gelen kanın %90&#8242;ını toplar. Böbreğe gelen atardamar  ön ve arka olmak üzere iki dala ayrılır.</p>
<p>Bu dallardan, loplar arası damarlar ayrılıp loplar arasında ilerleyerek yayımsı damarlara ayrılır. Bu damarlar da kabuk ve öz bölgeler arasına yayılarak lopçuklar arası damarlara ayrılırlar. Lopçuklar arası damarlardan getirici damarlar ayrılıp yumakçık (glomerülus) yapısına girer.</p>
<p>Damarlar, yumakçık içinde daha da küçük dallara ayrılıp, 20 ila 40 arasında değişen kılcal damar kıvrımlarına dönüşürler. Bu kılcal damarlar yumakçık içindeki tampon bölge (mesenjium) ile çevrelenmiştir. Kılcal damarlar birleşerek yumakçıktan götürücü damarlar olarak ayrılırlar.</p>
<p>Genel olarak, kabuk bölgesinin yüzeyine yakın olan nefronlardan ayrılan götürücü damarlar borucukları çevreleyerek peritubüler damar ağını oluştururlar.</p>
<p>Öte yandan kabuk bölgesinin daha derinlerinde yer alan yumakçıklardan ayrılan damarlar vasa recta (dik damar anlamına gelmektedir) denen, öz bölgenin derinliklerine inen damarları oluştururlar. Bu damarlar öz bölgenin derinliklerine indikten sonra toplardamar olarak yukarı çıkarlar.</p>
<p>Böbrek damar atar ve toplar damar üzerinde ilgi çekici ve çoğu organlardan değişik olup, kendine özgü olan birkaç özelliği bulunmaktadır. Genellikle bir organa gelen atardamar küçük dallara ayrıla ayrıla atar damarcıkları (arteriyol) oluşturur.</p>
<p>Bunlar da kılcal damarlara ayrılıp (dokuyla alyuvarlar arasında oksijen alışverişinin gerçekleştiği, ve kansıvısıyla dokular arasında besin öğelerinin ve dokulardaki atıkların alış-verişlerinin gerçekleştiği damar bölgesidir), kılcal damarlar da toplar damarcıkları, bunlar da birleşerek toplar damarları oluşturur.</p>
<p>Böbrekte ise temiz kanı taşıyan getirici damarlar yumakçık içine girdikten sonra kılcal damarlara ayrılır, ve bunlar yumakçıktan ayrıldıktan sonra yine atar damarcık niteliğinde olan götürücü damarlara dönüşür. Özetle, böbrekte öbür organlarda bulunan temel atar damarcık-kılcal damar-toplar damarcık düzeni bulunmaz; yumakçık içinde bulunan kılcal damarlar iki atar damarcık arasında bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Yumakçık (Glomerülus) </strong></p>
<p>Yumakçıkların kılcal damarlarında duvarları delikli endotel (damarların en iç katmanında bulunan göze türü) gözeleri bulunur.  Bu endotelin dışında ise iki katlı epitel gözeler bulunur. Endotele yakın olan iç epitel gözeleri (viseral) endotel dokudan yalnızca bir bazal zarı (epitel dokularda epitel gözenin en alt bölümünde bulunan, epiteli altındaki bağ dokudan ayıran zardır) ile ayrılır. Dış epitel gözeleri (paryetal) ise Bowman kapsülü (yumakçığı çevreleyen yapı) üzerinde bulunmaktadır. Bu iki katlı epitel gözeleri arasındaki boşluğa da üriner boşluk (yumakçıktan süzülen kandan oluşan sıvının -süzüntü- geçtiği boşluk) denilmektedir.</p>
<p><strong>Yumakçığın kılcal damarının duvarı, bu damarlardan geçen kansıvısının süzme işleminin gerçekleştiği yerdir, ve şu yapılardan oluşmaktadır:</strong></p>
<p>* İnce, delikli endotel gözeler. Her bir delik 70 ila 100 nm (nanometre) çapındadır.<br />
* Yumakçık bazal zarı 3 katmandan oluşur. Ortada elektron bakımından yoğun olan lamina densa (&#8220;yoğun katman&#8221; anlamına gelmektedir), ve bunun her iki yanında elektron bakımından seyrek bulunan lamina rara (&#8220;seyrek katman&#8221; anlamına gelmektedir) bulunmaktadır. Lamina raranın endotele yakın olan katmanına lamina rara interna, iç epitele yakın olan katmanına ise lamina rara eksterna denilir. Yumakçık bazal zarı çoğunlukla 4. tip kolajenden (kolajen, bağ dokuların yapı taşı olup, organları yapı bakımından ayakta tutan büyük moleküllerdir), laminin adlı bileşikten, çoklu anyonik proteoglikanlardan (çoğunlukla heparan sülfat), fibronektinden, entaktinden, ve birkaç başka glikoproteinlerden oluşmaktadır. 4. tip kolajen bir yapı ağı oluşturarak öbür glikoproteinleri birbirlerine bağlar.<br />
* İçteki epitel gözeler (podosit, &#8220;ayak gözeleri&#8221; anlamına gelir), yumakçık bazal zarının lamina rara eksterna katmanı üzerinde yer alıp, adetâ çok ayaklı gözeleri andırır. Bu ayakçıklar arasındaki 20 ile 30 nanometre genişliğindeki boşluklara süzme yarıkları denir. Bu süzme yarıkları birbirlerine ince bir böleç ile bağlanır.<br />
* Yumakçık yapısı tampon bölge olan mesenjium bölgesi ile dengelenmektedir; mesenjium gözeleri kılcal damarlar arasını doldurmaktadır. Bu gözeler mezoderm kökenli olup, kasılabilir, yutabilir, çoğalabilir, bağ dokuyu oluşturan kolajen yapabilir özelliktedir. Tıpkı damar çeperlerindeki kasılıp gevşeyebilen düz kası andırmaktadır. Bu gözeler ayrıca bir sürü tür yumakçıktan kaynaklanan hastalıkların (glomerulonefrit) oluşmasında rol oynar.</p>
<p>Yumakçıkdaki kılcal damarların duvarlarındaki endotel gözelerin delikli olması, su  ve küçük moleküllere karşı geçirgen olmasını, ve aynı zamanda 70 kilodaltondan büyük proteinlere karşı ise geçirimsiz olmasını sağlar. Ayrıca bazal zarın negatif yüklü (anyon) heparan sülfat ve başka anyonik molekülleri bulundurması pozitif yüklü moleküllere karşı geçirgenliğini arttırır. Bundan dolayı, kandaki yüksek derişimde bulunan Albumin proteini, negatif yüklü olmasından dolayı bu kılcal damarlardan süzülmez.  Bu seçici geçirgenliği ayrıca süzme yarıklarının arasındaki böleçte bulunan proteinler  de etkiler. Bu seçici geçirgenliği sağlayan moleküllerin genlerindeki değişinim sonucunda bu seçici geçirgenlik bozulabilir, ve ortaya nefrotik sendrom denilen klinik durum çıkabilir.<br />
<strong>Borucuklar </strong></p>
<p>Borucukları çevreleyen epitel gözelerin yapıları ve buna bağlı işlevleri böbreğin katmanlarına göre değişiklik gösterir. Yakınsal borucuk gözeleri uzun mikrovilüsleri, çok sayıda mitokondrileriyle geri emilimde önemli rol oynar. Yakınsal borucuk gözeleri süzülmüş sodyumun ve suyun üçte ikisinin, ayrıca glikozun, potasyumun, fosfatın, amino asitlerin ve proteinlerin geri emiliminde büyük önem taşır. Aynı zamanda bu gözeler ağıların da geri emilimini yapar, ve ağılar bu gözelere zarar verebilir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Yumakçık-bitişiği aygıtı (jukstaglomerüler aygıt) yumakçığın içine sokulmuş durumda olup, getirici damarla da bitişiktir. Bu aygıtın içinde yumakçık-bitişiği gözeler yer almaktadır. Bu gözeler düz kas niteliğinde olup, getirici damarların duvarlarında bulunur, ve renin bileşiğini içerir. Ayrıca uç borucukların yumakçığa yakın olan bölgesine maküla densa denir ve bu bölge yumakçık-bitişiği aygıtıyla da iç içedir. Süzüntüdeki sodyum derişimini algılayan maküla densa, yumakçık-bitişiği aygıtına geri besleme yaparak burdaki gözelerin kasılıp ya da gevşemesini sağlar. Böylece, böbrekler kendilerine gelen kandaki (başta sodyumun olmak üzere) elektrolitlerin derişimlerine göre yumakçığa gelen kan miktarını ayarlayıp, süzmeyi de buna koşut bir biçimde etkiler. Bu yolla, böbrekler, kandaki olağan değerlerinin üstünde ya da altında olan elektrolitlerin atılımlarını etkileyerek derişimlerini ayarlayabilir.</p>
<p><strong>İşlevleri</strong></p>
<p>Böbreklerin işlevleri beş çatı altında toplanabilir:</p>
<p>* Metobolizma atık ürünleri olan üre, kreatinin, ürik asit, ilaç ve toksinlerin vücuttan atılmasını sağlamak<br />
* Vücut sıvı elektrolit dengesini düzenlemek<br />
* Vücudun asit baz dengesini düzenlemek<br />
* Kan basıncını ayarlamak<br />
* Alyuvar yapımını uyarmak</p>
<p>Böbreğin işlevlerinin daha iyi anlaşılması için böbrek fizyolojisinin iyi bilinmesi gerekir.<br />
Atık ürünlerin atılması</p>
<p>Böbrekler yapım-yıkım sonucunda oluşan çeşitli atık ürünleri özellikle protein yapımı ve protein yıkımı sonucunda oluşan üreyi ve nükleik asitlerin yapım-yıkımı sonucunda oluşan ürik asidi, ve suyu vücuttan dışarı atar. Böbreklerin çalışmaması veya işlevini yapamaması durumunda bu atıklar atılamayacağı için sorun teşkil eder.</p>
<p>Vücut dengesinin (Homeostaz) sağlanması</p>
<p>Böbrekler vücut dengesinin sağlanmasında çok büyük önem taşır. İşlevleri arasında:</p>
<p>* Asit-baz dengesini sağlamak,<br />
* Kansıvısının, ve vücuttaki değişik bölmelerdeki sıvıların elektrolit derişimlerini düzenlemek,<br />
* Kan basıncını ayarlamak,<br />
* Kan hacmini düzenlemek<br />
önemli yer tutar.</p>
<p>Böbrekler bu işlevlerin çoğunu öbür organlarla (özellikle kalp, iç salgı bezleri ve karaciğer) eş güdümlü bir biçimde gerçekleştirir. Böbrekler bu organlarla kandaki hormonlar yoluyla iletişir. Ancak, kan hacmini, basıncını algılama konusunda böbreğin içsel alıcıları bulunmaktadır.<br />
Asit-baz dengesinin düzenlenmesi</p>
<p>Böbrekler kandaki pH&#8217;yi, H+ (protonun) ve HCO3- (bikarbonatın) derişimini ayarlayarak küçük bir aralıkta tutar. Bu konuda akciğerle eş güdümlü çalışır. Daha ayrıntılı bilgi için böbrek fizyolojisi maddesine bakınız.<br />
Kan basıncının ayarlanması</p>
<p>Böbrekler kan basıncının düzenlenmesinde önemli rol oynarlar. Kansıvısındaki sodyum derişimi, kan hacmiyle ve dolayısıyla kan basıncıyla yakından ilgilidir. Nefronların içinde sodyumun (ve öbür elektrolitlerin) süzülmesini ve geri emilimini sağlayan yapılar bulunmaktadır. Ayrıca böbreküstü bezlerinin Zona Glomerulosa bölgesinden salgılanan Aldosteron da böbreğin uç borucuklar ve toplama kanalları üzerinde etkisini göstererek kan basıncını ayarlamada önemli bir yer tutar.<br />
Kansıvısı hacmi</p>
<p>Kansıvısının toplam derişimindeki (osmolalite) değişikler hipotalamustaki derişim-alıcılarınca algılanır. Hipotalamusun uzantısı olan hipofiz bezinin arka bölümü kansıvındaki derişimin artması üzerine vazopressin (ADH) salgılar. Bu da böbreklerin toplama kanallarına etkiyerek suyun geri emilimini arttırıp, sidiğın daha derişik olmasına neden olur. Böylece böbrek, hipofiz beziyle eş güdümlü bir biçimde çalışarak kansıvısının hacmini dengede tutar.<br />
Hormon salgılamak</p>
<p>Böbrekler eritropoietin (alyuvar yapımını uyaran hormon) salgılar. Ayrıca etkin durumda olmayan vitamin D&#8217;yi (önhormon) etkin duruma getirir.<br />
Hastalıklar</p>
<p>Böbrekler karmaşık örgenler oldukları için, hastalıkları da karmaşıktır. Bundan dolayı, böbrek hastalıklarını öbeklere ayırmak mantıklıdır. Ancak, böbrekte çok türde hastalık bulunmasına karşın, bunların belirtileri aynı oranda çeşitli değildir; çoğu aynı öbekten hastalıklar benzer biçimlerde kendilerini gösterir. Dolayısıyla, öncelikle böbrek hastalıklarının genel bulguları incelenecek, ondan sonra hastalıklar öbek halinde ele alınacaktır.</p>
<p><strong>Böbrek hastalıklarında bulgular </strong></p>
<p>* İveğen (akut) nefritik sendromu yumakçıktan kaynaklanan ve çoğunlukla iveğen gelişen, idrarda kan bulunması durumudur (hematüri). Bunun yanında, idrarda orta düzeyde protein (proteinüri) ve yüksek kan basıncı bulguları, streptokok sonrası gelişen glomerulonefritin alışılmış sunumudur.<br />
* Nefrotik sendrom, idrarda ağır oranda protein bulunması (günde 3.5 gramdan çok), kanda albümin düzeyinin düşmesi (hipoalbüminemi), aşırı şişlik, kandaki yağ düzeylerinin yükselmesi (hiperlipıdemi), ve idrarda yağ bulunması bulgularıyla ortaya çıkar.<br />
* İveğen böbrek yetmezliği idrarın kesilmesi (oliguri), ya da idrarsızlık (anüri), ve kanda azotlu atıkların artması (azotemi) ile ortaya çıkar. Yumakçıkta, ara bölgelerde, böbrek damarlarına gelen hasar sonucunda, ya da borucuklarda iveğen gelişen doku ölümü (akut tubüler nekroz) sonucunda ortaya çıkar.<br />
* Süreğen (kronik) böbrek yetmezliği, üreminin (böbrek yetmezliği sonucu kandaki azotlu atıkların artıp, bunların vücuttaki dokulara ve organlara zarar vermesi sonucunda ortaya çıkan belirtiler bütünüdür) belirtileriyle özdeştir, ve herhangi bir böbrek hastalığının ilerlemesi sonucunda varacağı son noktadır.<br />
* Böbrek borucuk bozuklukları, idrar çokluğu (poliuri), gece yatağı ıslatma (noktüri), ve elektrolit düzensizlikleriyle ortaya çıkar.<br />
* İdrar yollarında bulaşım, idrarda bakteri (bakteriuri) ve irin bulunmasıyla ortaya çıkar. Bulaşım belirtili de, belirtisiz de olabilip, yalnızca aşağı idrar yollarını (sidik kesesini), ya da böbrek de içinde olmak üzere yukarı idrar yollarını da etkileyebilir.<br />
* Böbrek taşı, böbrek kuluncu, idrarda kan olması, ve yineleyen taş oluşumları ile ortaya çıkar.<br />
* Boşaltım yollarında tıkanma ve böbrek urları daha çok anatomiyi ilgilendiren durumlardır, ve sorunun olduğu yere göre belirtileri değişir.</p>
<p><strong>Böbrek hastalıkları </strong></p>
<p>Doğuştan bozukluklar:</p>
<p>* Böbreklerin oluşmaması,<br />
* Az gelişmişlik (hipoplazi),<br />
* Yer dışında böbrekler,<br />
* At nalı böbrekleri olarak bilinir.</p>
<p>Kistli böbrek hastalıkları:</p>
<p>* Bozuk gelişmiş kıstli böbrek,<br />
* Çokkistli (polikistik) böbrek hastalığı (otozomal baskın ve çekinik olarak bilinen iki türü bulunmaktadır),<br />
* Öz bölge kistik hastalıkları (öz bölge süngerimsi böbreği ve nefroftizi),<br />
* Edinilmiş (diyalizle ilgili) böbrek kistleri,<br />
* Yumakçık kaynaklı kistik hastalığı,<br />
* Özekdoku dışı böbrek kistleri (havuzcuk-çanak kıstleri).</p>
<p>Yumakçıktan kaynaklanan hastalıklar :</p>
<p>* Birincil glomerulonefrit (hastalığın kendisinin yumakçıkta başladığı durumlardır, ve çoğunlukla yumakçık yangısı anlamına gelen glomerulonefrit ile anılırlar):</p>
<p>İveğen yaygın çoğalan glomerulonefrit,<br />
Streptokok bulaşımı sonrası,<br />
Streptokok-dışı bulaşımı sonrası,<br />
Hızla ilerleyen (yumakçık, mikroskop altında hilal görünümlü olduğu için, buna hilalimsi de denir) glomerulonefrit,<br />
Zarımsı glomerulonefrit,<br />
En az değişiklik hastalığı,<br />
Yerel bölümsel glomeruloskleroz (yumakçık sertleşmesi anlamına gelmektedir),<br />
Zarımsı-çoğalıcı glomerulonefrit,<br />
IgA nefropatisi,<br />
Süreğen glomerulonefrit,</p>
<p>* Yumakçığı etkileyen tümsel hastalıklar:</p>
<p>Yaygın lupus kızarıklığı,<br />
Şeker hastalığı,<br />
Amiloidoz,<br />
Goodpasture sendromu,<br />
Mikroskopik çoklu damar yangısı (poliarterit),<br />
Wegener granülomatozu,<br />
Henoch-Schönlein purpurası (purpura, pıhtılaşmadaki ya da damarlardaki düzensizliklerden kaynaklanan, deride oluşan kanamalardır).<br />
Bakterisel endokardit (kalpteki kapakçılarda bulaşımdan dolayı oluşan yangı, zarar).</p>
<p>* Kalıtsal düzensizlikler:</p>
<p>Alport sendromu,<br />
İnce bazal zar hastalığı,<br />
Fabry hastalığı.</p>
<p>Borucuklardan kaynaklanan hastalıklar:</p>
<p>* İveğen borucuk doku ölümü (akut tubüler nekroz),<br />
* Tubülointerstisyel nefrit (borucuk-dokuaralığı yangısı anlamına gelmektedir; bu genel bir durumdur, ve birçok nedenden kaynaklanabilir):</p>
<p>Piyelonefrit ve idrar yolları bulaşımı,<br />
İveğen piyelonefrit,<br />
Süreğen piyelonefrit ve geriakış,<br />
İlaçlar ve ağılardan kaynaklanan tubülointerstisyel nefrit<br />
Ağrıkesici nefropati,<br />
Ürik asit nefropatisi,<br />
Hiperkalsemi (yüksek kalsiyum düzeyi), ve nefrokalsinoz (böbreğin kireçlenmesi),<br />
Çoklu miyelom (plazma gözelerinin kemik iliğinde çoğalmalarıyle oluşan ur),</p>
<p>Damarlardan kaynaklanan hastalıklar:</p>
<p>* İyicil nefroskleroz (böbreksertliği anlamına gelmektedir; böbrek damarcıklarında ve küçük damarlarda oluşan sertlikten kaynaklanır,<br />
* Kötücül yüksek tansiyon ve hızlanmış nefroskleroz,<br />
* Böbrek atar damarı darlığı:<br />
Damar sertliği (yaşlı hastalarda),<br />
Fibromüsküler displazi (bağ ve kas dokularının özellikle böbrek atar damarında bozuk gelişerek bu damarın darlığına neden olması, genç hastalarda daha çok rastlanır),<br />
*Pıhtılı mikroanjiopati (küçük damar hastalığı anlamına<br />
gelmektedir, ve bir çok nedeni olabilir):</p>
<p>Alışılmış çocukluk HÜS (hemolitik üremik sendrom: kanlı ishalle tanınan, bağırsakta özel bir ağı (shigatoksin) üreten bulaşımın kana karışıp böbrek damarcıklarına zarar vermesi ve gelişen iveğen böbrek yetmezliği,<br />
Yetişkin HÜS (birçok nedeni olup, çoğunlukla kemoterapiden kaynaklanır),<br />
Kalıtsal HÜS,<br />
TTP (trombotik trombositopenik purpura): kanın pıhtılaşmasındaki bir bozukluktan kaynaklanır.</p>
<p>* Orak hücreli kansızlık,<br />
* Yaygın kabuk doku ölümü.</p>
<p>Böbrek taşları:</p>
<p>* Kalsiyum oksalat ve fosfat,<br />
* Magnezyum amonyum fosfat (strüvit taşları),<br />
* Ürik asit,<br />
* Sistin.</p>
<p>Böbrek urları:</p>
<p>* İyicil urlar:</p>
<p>Böbrek parmaksı adenom,<br />
Anjiyomiyolipom (damar, kas, ve yağ gözelerinden oluşan iyicil bir ur olup, daha çok tüberoz skleroz hastalarında rastlanır,<br />
Onkositom.</p>
<p>*Kötücül urlar:</p>
<p>Böbrek gözesi karsinomu,<br />
Havuzcuk ürotelyum (geçiş gözesi) karsinomu.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbobrekler-ve-hastaliklari%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/bobrekler-ve-hastaliklari/&amp;text=Böbrekler ve hastalıkları&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/bobrekler-ve-hastaliklari/&amp;t=Böbrekler ve hastalıkları">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/bobrekler-ve-hastaliklari/&amp;title=Böbrekler ve hastalıkları&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbobrekler-ve-hastaliklari%2F&name=buzlu.org&description=B%C3%B6brekler+ve+hastal%C4%B1klar%C4%B1" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/bobrekler-ve-hastaliklari/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/bobrekler-ve-hastaliklari/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/bobrekler-ve-hastaliklari/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/bobrekler-ve-hastaliklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mide</title>
		<link>http://www.buzlu.org/mide/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/mide/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Apr 2010 08:25:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[antrum]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[fundus]]></category>
		<category><![CDATA[iç organlar]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kardia]]></category>
		<category><![CDATA[korpus]]></category>
		<category><![CDATA[Mide]]></category>
		<category><![CDATA[Neden,Niçin,Nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[organlarımız]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[vücud]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4595</guid>
		<description><![CDATA[Mide, büyük miktarda yiyeceklerin geçici olarak depolandığı organdır. Rahatlıkla 1.5 litre sıvıyı içinde tutabildiği gibi, maksimum 4 litre sıvı tutma kapasitesi vardır. Midenin 3 ana bölümü vardır: 1-Fundus, 2-Kardia 3- Korpus (gövde) ve 4-Antrum (midenin son bölümü) Mide, içine giren yiyeceklerin kimyasal ve fiziksel olarak parçalandığı bir yerdir. Mide içini örten ve Mukoza denilen örtü [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/04/Mide.jpg"><img class="size-full wp-image-4596 aligncenter" title="Mide" src="http://www.buzlu.org/images/2010/04/Mide.jpg" alt="" width="349" height="256" /></a></p>
<p>Mide, büyük miktarda yiyeceklerin geçici olarak depolandığı organdır. Rahatlıkla 1.5 litre sıvıyı içinde tutabildiği gibi, maksimum 4 litre sıvı tutma kapasitesi vardır.</p>
<p>Midenin 3 ana bölümü vardır:</p>
<p>1-Fundus,<br />
2-Kardia<br />
3- Korpus (gövde) ve<br />
4-Antrum (midenin son bölümü)</p>
<p>Mide, içine giren yiyeceklerin kimyasal ve fiziksel olarak parçalandığı bir yerdir. Mide içini örten ve Mukoza denilen örtü dokudan sindirim sıvıları salgılanır. Mide içinde yiyecek varsa, her 20 saniyede bir dalgalar meydana getirerek sıvı ile katıyı birbirine karıştırır (Kimus). Sonuçta krem kıvamında yarı sıvı bir materyel meydana gelir. <span id="more-4595"></span></p>
<p>Meydana gelen karışım ince bağırsaklar tarafından emilecek seviyeye geldiyse, azar azar miktarlarda, pilor kanalını geçerek 12 parmak bağırsağına (Duodenum) geçer. Sıvıların mideyi terk etmesi katılardan daha hızlıdır ve mideyi boşaltması yaklaşık 20 dakikayı alır. Katı-sıvı karışımı materyelin mideyi terk etmesi ise yaklaşık 1.5 saati bulmaktadır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Mide salgı yapan bir organdır. İç duvarlarında bulunan hücre ve bezler birçok önemli salgılar üretir: sindirim enzimleri, hormonlar, hidroklorik asit, intrensek faktör (B12 vitamininin ince bağırsak son kısmından emilmesi için bu faktörün varlığı şarttır). Mide kendi çıkardığı asitten kendini korumak için yapışkan, alkalen-bazik bir mukus da üretir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fmide%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/mide/&amp;text=Mide&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/mide/&amp;t=Mide">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/mide/&amp;title=Mide&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fmide%2F&name=buzlu.org&description=Mide" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/mide/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/mide/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/mide/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/mide/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Canlılarda Üreme ve gelişme</title>
		<link>http://www.buzlu.org/canlilarda-ureme-ve-gelisme/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/canlilarda-ureme-ve-gelisme/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 12:02:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Üreme]]></category>
		<category><![CDATA[bölünme]]></category>
		<category><![CDATA[bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Canlılarda]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[eşeyli]]></category>
		<category><![CDATA[eşeysiz]]></category>
		<category><![CDATA[gelişme]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[organları]]></category>
		<category><![CDATA[sporlanma]]></category>
		<category><![CDATA[tomurcuklanma]]></category>
		<category><![CDATA[zigot]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4523</guid>
		<description><![CDATA[Üreme:Canlıların soylarının devamı için kendilerine benzer yavrular meydana getirmelerine denir.eşeyli ve eşeysiz olarak iki şekilde olur. Eşeysiz üreme:Eşey hücrelerine gerek olmadan yapılan üreme şeklidir. Yavrular tamamen ana bireye benzerler. Eşeysiz üreme çeşitleri: 1.Bölünme:Monera, protista ve mantarlarda görülür. 2.Tomurcuklanma:Maya hücrelerinde ve bazı protistlerde görülür. 3.Sporlanma:Parazit bir hücreli, mantar ve bazı ilkel bitkilerde görülür. 4.Vejetatif üreme:Ana bitkiden [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/03/üreme.jpg"><img class="size-full wp-image-4524 aligncenter" title="üreme" src="http://www.buzlu.org/images/2010/03/üreme.jpg" alt="" width="299" height="279" /></a></p>
<p><strong>Üreme:</strong>Canlıların soylarının devamı için kendilerine benzer yavrular meydana getirmelerine denir.eşeyli ve eşeysiz olarak iki şekilde olur.</p>
<p><strong>Eşeysiz üreme:</strong>Eşey hücrelerine gerek olmadan yapılan üreme şeklidir. Yavrular tamamen ana bireye benzerler.<br />
<strong>Eşeysiz üreme çeşitleri:</strong><br />
<strong>1.Bölünme:</strong>Monera, protista ve mantarlarda görülür.<br />
<strong>2.Tomurcuklanma:</strong>Maya hücrelerinde ve bazı protistlerde görülür.<br />
<strong>3.Sporlanma:</strong>Parazit bir hücreli, mantar ve bazı ilkel bitkilerde görülür.<br />
<strong>4.Vejetatif üreme:</strong>Ana bitkiden ayrılan kısmın bölünme özelliği kazanmasıyla olur. Çelik, daldırma, aşı gibi çeşitleri vardır. Mitoz bölünme esasına dayanır.</p>
<p><strong>Eşeyli üreme:</strong>Farklı iki cins gametin birleşmesi ile yeni bir canlının oluşmasıdır. Kalıtsal yönden farklı canlılar oluşur.<br />
<strong>Zigot:</strong>Gametlerin birleşmesi sonucu(döllenme) oluşan yapıdır. Zigottan sonraki bölünmeler mitoz bölünmedir.<br />
<strong>İzogami:</strong>Şekil ve büyüklük bakımından aynı olan gametlerin birleşmesidir. Yeşil su yosunu ve ulotrix’te görülür.<br />
<strong>Anizogami:</strong>Yapı ve büyüklük bakımından farklı olan iki gametin birleşmesidir. Alg ve mantarlarda görülür.<br />
<strong>Oogami:</strong>Büyük ve hareketsiz yumurta hücresi ile küçük ve hareketli sperm hücresinin birleşmesi ile olan üremedir. Memeliler ve gelişmiş bitkilerde görülür. <span style="color: #3366ff;">Dökümanın tamamını yazının devamında indirebilirsiniz.</span><span id="more-4523"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<table style="border: 1px solid #CCC;" cellpadding="3" width="100%">
  <tr>
    <td width="35">
      <img src="http://www.buzlu.org/wp-content/plugins/downloads-manager/img/icons/winzip.gif" alt="http://www.buzlu.org/wp-content/plugins/downloads-manager/img/icons/winzip.gif">
    </td>
    <td>
      <b>download:</b> <a href="http://www.buzlu.org/?file_id=14">Canlılarda Üreme ve gelişme</a> <small>(72.25KB)</small><br />
      <b>added:</b> 12/03/2010 <br />
      <b>clicks:</b> 279 <br />
      <b>description:</b> Canlılarda Üreme ve gelişme <br />
    </td>
  </tr>
</table><br />
<!--adsense#336x280kareicerik-->
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fcanlilarda-ureme-ve-gelisme%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/canlilarda-ureme-ve-gelisme/&amp;text=Canlılarda Üreme ve gelişme&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/canlilarda-ureme-ve-gelisme/&amp;t=Canlılarda Üreme ve gelişme">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/canlilarda-ureme-ve-gelisme/&amp;title=Canlılarda Üreme ve gelişme&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fcanlilarda-ureme-ve-gelisme%2F&name=buzlu.org&description=Canl%C4%B1larda+%C3%9Creme+ve+geli%C5%9Fme" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/canlilarda-ureme-ve-gelisme/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/canlilarda-ureme-ve-gelisme/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/canlilarda-ureme-ve-gelisme/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/canlilarda-ureme-ve-gelisme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bağışıklık sistemi ve önemi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/bagisiklik-sistemi-ve-onemi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/bagisiklik-sistemi-ve-onemi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 09:10:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[dalak]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[iliği]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf düğümleri]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[organlarımız]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[timus]]></category>
		<category><![CDATA[vücudumuz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4519</guid>
		<description><![CDATA[Vücudumuzun içinde bağışıklık sistemi adı verilen şaşırtıcı ve bir o kadar da ilginç savunma mekanizması vardır. Bağışıklık sistemi insanoğlunu &#8220;mikrop&#8221; diye tanımlanan, enfeksiyona yol açabilen virus, bakteri, mantar ve parazit gibi mikrororganizmaların zarar verici etkilerine karşı korur. İnsan vücudu çevresinde bulunan çok sayıdaki mikrobun saldırısına uğrar ve bu organizmalar vücudumuza girebilmek için uğraş verir. Sağlıklı [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/03/Bağışıklık-Sistemi1.jpg"><img class="size-full wp-image-4520 aligncenter" title="Bağışıklık-Sistemi1" src="http://www.buzlu.org/images/2010/03/Bağışıklık-Sistemi1.jpg" alt="" width="385" height="308" /></a></p>
<p>Vücudumuzun içinde bağışıklık sistemi adı verilen şaşırtıcı ve bir o kadar da ilginç savunma mekanizması vardır. Bağışıklık sistemi insanoğlunu &#8220;mikrop&#8221; diye tanımlanan, enfeksiyona yol açabilen virus, bakteri, mantar ve parazit gibi mikrororganizmaların zarar verici etkilerine karşı korur.</p>
<p>İnsan vücudu çevresinde bulunan çok sayıdaki mikrobun saldırısına uğrar ve bu organizmalar vücudumuza girebilmek için uğraş verir. Sağlıklı bir vücut; karşılaştığı hastalık etkenleriyle ve yabancı maddelerle çoğunlukla &#8220;çaktırmadan&#8221; başeder. Mikroplarla başedemediğimiz durumlarda da &#8220;hasta&#8221; oluruz.</p>
<p>Bağışıklık sisteminin görevi de; öncelikle bu organizmaların vücuda girmelerini engellemek veya girer ise vücuda girdikleri yerde yutmak, yayılmalarını engellemek ya da geciktirmektir. Bağışıklık sistemi bu görevlerini, yaşam süresi boyunca sürdürür ancak bazı koşullarda bağışıklık sistemi zayıflar.<span id="more-4519"></span></p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Bağışıklık Nedir?  Bağışıklık Sisteminin Yapısı </strong></p>
<p>Bağışıklık sisteminde yer alan organ, yapı ve hücreler ayrıntılı bir etkileşim içindedir. Bu sistemin temel bileşenleri olan timus bezi, kemik iliği, dalak, lenf sistemi akyuvarlar (monosit-makrofaj sistemi) hormonlar ve bazı proteinler hepsi birlikte birbirlerini tamamlayıcı bir işbölümü içinde çalışırlar.</p>
<p><strong>Bağışıklık sisteminin temel öğeleri; </strong></p>
<p><strong>Akyuvarlar</strong></p>
<p>Akyuvarlar (lökosit) bağışıklık sistemimizin en önemli savaşcıları ve immünolojik savunmanın temel faktörleridir. Akyuvarlar dış etkenleri ilk karşılayan hücrelerdir. Eğer bu sistem geçilirse hastalık dediğimiz durum ortaya çıkar. Lökositler damar içinde dolanırken, tehlike sinyallerini aldıkları bölgelerde damardan ayrılıp bakteri ve ölü doku gibi yabancı cisimlerin etrafını sarabilirler. Lökositler plazma kaynaklı kan proteinleri birlikte organizmanın bütünlüğünü sağlamakta askeri güç gibi görev yaparlar. Bu savaşçıların da bakteri ve virüslerin yok edilmesinde çalışan farklı çeşitleri vardır. Eğer bu sistem geçilirse hastalık dediğimiz durum ortaya çıkar.</p>
<p>Granülositler<br />
Lenfositler<br />
Monosit ve Makrofajlar<br />
<strong>Lenf düğümleri</strong></p>
<p>Vücudun bir çok bölgesinde gruplar halinde bulunur. Boyun, koltuk altı, kasıklarda olduğu gibi yüzeyde bulunan lenf düğümleri kolaylıklla farkedilebilir. Ancak göğüs ve karın boşluğunda da çok sayıda lenf düğümü mevcuttur. Bunların başlıca görevi vücuda giren yabancı maddelere karşı bir süzgeç oluşturarak, mikropların vücuda yayılımlarını engellemek ya da geciktirmektir. Düğümler içinde bağışıklık sistemine ait sayısız hücre bulunmakta, bu hücreler insana zarar verebilecek maddelerin geçişine engel olmaya çalışmaktadırlar. Bu mücadele sırasında lenf bezeleri şişerek elle ya da gözle farkedilebilecek boyutlara ulaşabilmektedir. Bademciklerimiz de birer lenf düğümüdür. Bakteriler ya da virüslerle yoğun bir biçimde savaştığında, bademciklerimiz şişer ve iltihaplanır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Dalak</strong></p>
<p>Sol böğrümüzün arka bölümünde yeralır. Kırmızı kan hücreleri ve immun sistemin beyaz kan hücreleri için depo olarak görev yapar, aynı zamanda kandaki yabancı maddelerin büyük bir kısmını süzer.</p>
<p><strong>Timus</strong></p>
<p>Göğüs boşluğu içinde yer alan iki parçadan oluşan bir organdır. Lenfosit, T lenfosit veya sadece &#8220;T hücreleri&#8221; timus&#8217;ta büyür, eğitilir ve olgunlaşır ve bağışıklık sisteminde üstlendikleri görevleri yerine getirmek üzere yeniden kana karışırlar. Küçük çocuklarda akciğer filmlerinde rahatlıkla farkedilecek kadar büyük olan bu organ 20 yaşından sonra giderek küçülür.</p>
<p><strong>Kemik İliği</strong></p>
<p>Kemiklerin ortasında bulunan yağlı ve gözeli bir dokudur. Bağışıklık sisteminde çok önemli işlevleri olan akyuvarlar da dahil olmak üzere bütün kan hücrelerinin yapım yeridir.</p>
<p><strong><br />
Bağışıklık Nedir?  Bağışıklık Sistemimiz Neden Güçsüz Kalır?  Stres</strong></p>
<p>Kişinin tehdit ve baskı unsurları karşısında duyduğu endişe ve gerginlik olarak tanımlanabilen stres fiziksel ve duygusal olarak iki ana başlıkta toplanabilir.</p>
<p><strong>Fiziksel strese neden olan etkenler ise; </strong><br />
UV ışınları<br />
Kötü beslenme<br />
Alkol<br />
Uykusuzluk<br />
Stres iki şekilde de organizma için zararlıdır. İkisinin de birbirine dönüşümü mümkündür.</p>
<p>Stres belirli bir düzeyi aştığı zaman vücutta belli başlı bazı hormonal sistemleri bunun yanında da bağışıklık sistemini zayıflatır.</p>
<p>Uzun süreli kronik stres bağışıklık siztemini zayıflatarak sağlığımız tehdit eden durumlara neden olur. Bu durumlar;<br />
Vücudun infeksiyonlara karşı direncini azaltır.<br />
Üst solunum yolu infeksiyonlarına yakalanma riskini 3-5 misli artırır.<br />
Kanser ve ülserin görülme sıklığında artışa neden olur.<br />
Baş, omuz ve sırt ağrılarına neden olabilir.<br />
Kalp krizi riskini artırır.<br />
Kronik yorgunluk sendromuna neden olabilir.<br />
Metabolizmayı bozarak yaşlanma sürecini hızlandırabilir.<br />
Stresten en çok etkilenen meslekler ise;<br />
Polisler<br />
Askerler<br />
Öğretmenler<br />
Doktorlar<br />
Taksi-Otobüs Şöförleri<br />
Call-Center Çalışanları<br />
Borsacılar (Dealer/Broker)<br />
Hava Trafik Kontrolörleri<br />
Öğrenciler</p>
<p><strong>Bağışıklık Nedir?  Güçlü Bir Bağışıklık Sisteminin Önemi Nedir? </strong></p>
<p>Güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmak bize aşağıdaki avantajları sağlayacaktır:</p>
<p>Enfeksiyonların şiddetini azaltacaktır. Böylelikle özellikle savunma hücreleri henüz tam gelişmeyen bebeklerin, mikrop taşıyan diğer çocuklarla temasın fazla olduğu okul çağındaki çocukların, ve bağışıklık azalmaya başladığı için yaşlıların enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riskini azaltacaktır.<br />
Soğuk algınlığı, nezle ve diğer enfeksiyonlara yakalanma olasılığını azaltacaktır.<br />
Kanser hücrelerinin yok edilmesini en yüksek seviyeye çıkaracaktır.<br />
Canlılığı azaltan toksik kimyasalların birikmesini önleyerek enerji düzeylerini artıracaktır.<br />
Vücudu çevredeki radyasyon ve kirlerden koruyacaktır.<br />
Yaşlanma sürecini yavaşlatacaktır.</p>
<p><strong>Bağışıklık Nedir?  Bağışıklık Sistemi Nasıl Güçlendirilir? </strong></p>
<p>Sağlıklı bir bağışıklık sistemi kendimizi iyi hissetmemizi, iyi görünmemizi ve enerjimizi daha iyi kullanmamızı sağlar. Bizi enfeksiyonlardan, kanserlerden ve çevresel zararlardan korur. Ayrıca yanık ya da ameliyat sonrası iyileşmede de sağlıklı bir bağışıklık sistemi gerekir.</p>
<p>Hayatımızda immun sistemizi zayıflatan faktörlerden kaçınmaya çalışmak örneğin bizi strese sokan faktörlerden olabildiğince uzakta kalmak, hayata ve olaylara pozitif bir bakış açısıyla yaklaşmak, alkol ve sigara tüketiminden uzak kalmak, dengeli ve düzenli beslenmek, spor yapmak bağışıklık sistemimize verebileceğimiz destekler arasındadır. Ama zaman zaman bu destekler de yetersiz kalır ve dışardan bağışıklık sistemimizi güçlendirici yardımlar (takviyeler) da almak durumunda kalabiliriz.</p>
<p>Sağlıklı Beslenme<br />
Spor<br />
Doğal Immunostimulanlar<br />
Vitamin ve Mineraller<br />
Omega-3 Yağ Asitleri
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbagisiklik-sistemi-ve-onemi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/bagisiklik-sistemi-ve-onemi/&amp;text=Bağışıklık sistemi ve önemi&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/bagisiklik-sistemi-ve-onemi/&amp;t=Bağışıklık sistemi ve önemi">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/bagisiklik-sistemi-ve-onemi/&amp;title=Bağışıklık sistemi ve önemi&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fbagisiklik-sistemi-ve-onemi%2F&name=buzlu.org&description=Ba%C4%9F%C4%B1%C5%9F%C4%B1kl%C4%B1k+sistemi+ve+%C3%B6nemi" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/bagisiklik-sistemi-ve-onemi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/bagisiklik-sistemi-ve-onemi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/bagisiklik-sistemi-ve-onemi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/bagisiklik-sistemi-ve-onemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elektroforez nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/elektroforez-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/elektroforez-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Feb 2010 10:05:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[amid]]></category>
		<category><![CDATA[deney]]></category>
		<category><![CDATA[disk]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[elektroforez]]></category>
		<category><![CDATA[jel]]></category>
		<category><![CDATA[Kağıt elektroforezi]]></category>
		<category><![CDATA[nişasta]]></category>
		<category><![CDATA[poliakril]]></category>
		<category><![CDATA[Selüloz]]></category>
		<category><![CDATA[slab]]></category>
		<category><![CDATA[Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4488</guid>
		<description><![CDATA[Belirli bir pH’da ve belirli bir elektrik alanında yüklü taneciklerin farklı hızlarda yürüyerek ayrılmaları tekniğine elektroforez denir. -Elektrik akımı -Ayrılacak moleküllerin yüklü olmasıdır. Elektroforez yönteminde ortamın pH’ı; tampon çözelti ile, elektrik alanı ise doğru akım veren bir güç kaynağından sağlanır. Her bir taneciğin elektriksel hareketi farklı olduğundan birbirinden ayrılabilirler. İlgili dökümanı yazının devamında bilgisayarınıza indirebilirsiniz. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/02/Elektroforez.jpg"><img class="size-full wp-image-4489 aligncenter" title="Elektroforez" src="http://www.buzlu.org/images/2010/02/Elektroforez.jpg" alt="" width="234" height="254" /></a></p>
<p>Belirli bir pH’da ve belirli bir elektrik alanında yüklü taneciklerin farklı hızlarda yürüyerek ayrılmaları tekniğine elektroforez denir.</p>
<p>-Elektrik akımı<br />
-Ayrılacak moleküllerin yüklü olmasıdır.</p>
<p>Elektroforez yönteminde ortamın pH’ı; tampon çözelti ile, elektrik alanı ise doğru akım veren bir güç kaynağından sağlanır.<br />
Her bir taneciğin elektriksel hareketi farklı olduğundan birbirinden ayrılabilirler.</p>
<p>İlgili dökümanı yazının devamında bilgisayarınıza indirebilirsiniz.</p>
<p><span id="more-4488"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><table style="border: 1px solid #CCC;" cellpadding="3" width="100%">
  <tr>
    <td width="35">
      <img src="http://www.buzlu.org/wp-content/plugins/downloads-manager/img/icons/doc.gif" alt="http://www.buzlu.org/wp-content/plugins/downloads-manager/img/icons/doc.gif">
    </td>
    <td>
      <b>download:</b> <a href="http://www.buzlu.org/?file_id=13">elektroforez </a> <small>(108.5KB)</small><br />
      <b>added:</b> 14/02/2010 <br />
      <b>clicks:</b> 1361 <br />
      <b>description:</b> elektroforez  <br />
    </td>
  </tr>
</table></p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik-->
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Felektroforez-nedir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/elektroforez-nedir/&amp;text=Elektroforez nedir?&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/elektroforez-nedir/&amp;t=Elektroforez nedir?">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/elektroforez-nedir/&amp;title=Elektroforez nedir?&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Felektroforez-nedir%2F&name=buzlu.org&description=Elektroforez+nedir%3F" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/elektroforez-nedir/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/elektroforez-nedir/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/elektroforez-nedir/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/elektroforez-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aterom nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/aterom-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/aterom-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2010 11:18:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[akut inme]]></category>
		<category><![CDATA[atardamar]]></category>
		<category><![CDATA[Aterom]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kalp krizi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4441</guid>
		<description><![CDATA[Aterom, atardamarların duvarlarında oluşan anormal yangısal (enflamatuvar) makrofaj akyuvar birikmesidir. Bu anatomik bozukluklar (lezyonlar) çocukluğun geç döneminde, yaklaşık 10 yaşından önce gelişmeye başlar ve zamanla iyice gelişir. Cerrahi müdahale ile, örneğin baypas ameliyatıyla atardamar yerine yerleştirilmiş toplardamarlar hariç, toplardamarlarda aterom gelişmez. Bu birikimler arter tüpünün endotel tabakası ile düz kas tabakası arasında olur. Patologlar, aterom [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/01/Aterom.jpg"><img class="size-full wp-image-4442 aligncenter" title="Aterom" src="http://www.buzlu.org/images/2010/01/Aterom.jpg" alt="" width="316" height="204" /></a></p>
<p>Aterom, atardamarların duvarlarında oluşan anormal yangısal (enflamatuvar) makrofaj akyuvar birikmesidir. Bu anatomik bozukluklar (lezyonlar) çocukluğun geç döneminde, yaklaşık 10 yaşından önce gelişmeye başlar ve zamanla iyice gelişir. Cerrahi müdahale ile, örneğin baypas ameliyatıyla atardamar yerine yerleştirilmiş toplardamarlar hariç, toplardamarlarda aterom gelişmez.</p>
<p>Bu birikimler arter tüpünün endotel tabakası ile düz kas tabakası arasında olur. Patologlar, aterom oluşumunun gözle görünür ilk aşaması için &#8220;yağ çizgisi&#8221; terimini kullanmışlarsa da aslında ateromlar yağ hücreleri içermezler. Kalp veya arterlerden bahsedilirken aterom için &#8220;plak&#8221; (Fransızca &#8220;plaque&#8221;) terimi de kullanılır.</p>
<p>Ateromun gelişim sürecine toplu olarak aterojenez, hastalık sürecinin sonucuna da ateroskleroz denir.<span id="more-4441"></span></p>
<p><strong>Aşamalar </strong></p>
<p>İnsanda aterom çocukluğun ileri yaşlarında, genelde 5 &#8211; 9 yaşlarında yağ çizgileri olarak başlar. İlgisiz nedenlerle ölen insanlarda yapılan otopsilerde bunlar ve daha büyük aterom bozuklukları (lezyonları) o kadar sık görülmüştür ki, uzun süre sağlıklı değilse de normal olduğu varsayılmıştır.</p>
<p>Daha ilerlemiş ateromda aynı aterom içinde birden çok doku özelliğine rastlanır. Işık mikroskobuyla bakılınca 10 farklı doku türü ayırt etmek mümkündür: ateromun en yeni kısımlarında her zaman görülen makrofaj hücre toplulukları, daha ilerlemiş olanlarda ölmüş hücre kalıntıları, en eski kısımlarda ise hücreler arasında birikmiş fibröz doku ve kireçleşmiş kristallerden oluşan daha karmaşık yapılar görülür.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Aterom, tipik olarak onlarca yıl boyunca sessizce ilerler ve kardiak stres testi ve anjiyografi gibi çoğu klinik test tarafından farkedilmez. En sonunda kalp krizi veya akut inme ya da daimi bir sakatlıkla varlıkları ortaya çıkar. Çoğu kişi bu tür bir olaya kadar sağlıklı olduğunu varsayar ama ufak bir azınlıkta önceden bazı uyarı işaretleri olabilir.<br />
İzlenmesi, araştırılması ve anlaşılmasının zor yönleri</p>
<p>Çoğu insan için aterom ilerlemesinin ilk klinik belirtisi kalp arterlerinde bulunan ateromlardan kaynaklanır ve genellikle kendini bir kalp krizi olarak gösterir. Ancak kalp arterleri küçük oldukları(çapları 5 mm&#8217;nin altındadır), başka dokularla örtülü ve hep hareket halinde oldukları için izlenmeleri zordur; özellikle bir hastalık belirtisi göstermeyen kişilerde. Hastalık semptomları ve kardiak stres testi ancak ateromlu hastalığın ileri aşamasında bir sorunun varlığını gösterebilir.<br />
<strong>Yeni kavramlar ve anlayışlar </strong></p>
<p>Kalkınmış ülkelerde ilerlemiş halk sağlığı kavramı, enfeksiyon kontrolü ve artan yaşam beklentisi yüzünden, aterom oluşumundan kaynaklanan ateroskleroz ve sonuçları toplum için gittikçe artan bir yük oluşturmaktadır. Ateroskleroz çoğu Batı ülkesinde sakatlık ve ölümün bir numaralı kaynağıdır.</p>
<p>20. yy. ortalarına kadar, hatalı bir şekilde, ateromun arter lümenine doğru genişleyip bir daralmaya (stenoz) yol açtığı varsayılmıştı. Çünkü hastalık her zaman damarın iç endotelial tabakasıyla kas duvarı arasında gelişir. Bu inancın nedeni anjiyografik görüntüler ve arter duvarlarındaki düz kasların zamanla değişmeyeceği kanısıydı. Bu teorinin fazlasıyla basit olduğu 1980 ve 1990&#8242;lı yıllarda intravasküler ultrason görüntüleme (İngilizce intravascular ultrasound&#8217;in kısaltması olan IVUS olarak değinilir) ve ayrıntılı patolojik incelemelerle kanıtlandı.</p>
<p>1990&#8242;lardan beri yapılan çalışmalar, aterom gelişimi sırasında iki farklı değişimin olabileceğine işaret etmiştir: (a) duvar kalınlaşması ve dışarı doğru kalınlaşarak lümen büyüklüğünün hastalığın ileri safhalarına kadar sabit kalması; veya (b) duvar kalınlaşması ve duvarın hem dışa hem de lümene doğru kalınlaşması. Her iki süreç de vücudun hastalığın etkilerine karşı gösterdiği koruyucu tepkilerdir ve bir süre için semptomları engellerler.</p>
<p>IVUS tekniğiyle yapılan gözlemlerde lümenin %20 oranında daraldığı yerlerde daha sonra ani bir tıkanma olduğu ve sonucunda kalp krizi oluştuğu gösterilmiştir. Kardiak stres testi, yaygın kullanılmasına rağmen yalnızca %50 oranından fazla daralmış lümenlerin farkedilmesini sağlar.<br />
<strong>Aterom ve arter davranışı </strong><br />
<strong>1. arterin dışa doğru genişlemesi: stenoz ve tıkanma</strong></p>
<p>Aterom, arterin lümeninin değişmemesi için duvarın kaslı kısmının dışa doğru esnemesini sağlar. Esneme, damar duvar kalınlığının %40-50&#8242;si aterom dokusundan ibaret olana kadar sürer. Eğer duvar genişlemesi aterom hacmindeki artışı karşılayamazsa arterin lümeni daralmaya başlar. Bunun olabilmesi, ateromu kandan ayıran örtü dokularda yırtılmalarla mümkün olur. Kırk yaşından sonra bu sıkça görülür.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Endotel ve fibröz örtüde bir kırılma olursa buranın tamiri için bir pıhtılaşma olur. Ayrıca yırtılmanın sonucu aterom içindeki kalıntılar akıntının içine saçılabilir. Kırılma noktasının üstünde trombosit ve pıhtı birikmesi lümenin daralmasına veya tıkanmasına yol açabilir (tromboz). Lümen kapanması ve yırtılmış ateromun ötesine kan gitmemesinden dolayı veya akıntıyla giden parçaların ilerdeki daha küçük damarları tıkaması yüzünden dokular zarar görebilir (bakınız hassas plak).</p>
<p>Yukarıda özetlenen süreç kalp krizi, akut inme gibi kardiyovasküler sorunların başlıca mekanizmasıdır. Araştırmalar bunun stenozla ilişkili olmadığını göstermiştir. Parçalanma öncesinde lümen daralması, hatta anevrizma genişlemesi dahi olmayabilir. IVUS&#8217;la yapılan araştırmalar parçalanıp ölüme veya sakatlığa yol açan hassas ateromlarda sadece %20 oranında stenoz olduğunu göstermiştir. Buna karşılık kardiak stres testiyle bir anormalliğin farkedilebilmesi için %75 oranında stenoz gerekmektedir.<br />
<strong>2. arterin dışa doğru genişlemesi ve lümen genişlemesi </strong><br />
Orta serebral arterde anevrizma anjiyogramı (anterioposterior açı). ACA, anterior serebral arter (anterior cerebral artery); ICA internal karotid arter (internal carotid artery); MCA orta serebral arter (middle cerebral artery).</p>
<p>Eğer kas duvarı zaman içinde çok fazla genişlerse arterde toptan bir genişleme olur. Genelde onlarca yıl boyunca olur ve seyrek görülen bir durumdur. Anevrizmalı genişlemelerdeki ateromlar da yırtılıp akıntıya aterom kalıntıları ve pıhtı saçabilirler. Eğer arter, normal çapının 2 &#8211; 3 katına kadar genişlerse çeperler o derece zayıflayabilir ki kalbin atmasından kaynaklanan basınç damar duvarına zarar verebilir. Bunun sonucunda iç kanama, sakatlanma ve çoğu zaman ölüm meydana gelebilir. Anevrizmanın başlıca nedeni damar kas yapısının basınç yoluyla zayıflamasıdır. Bunun sonucunda duvar incelir, balon gibi şişerek damarın genişlemesine yol açar.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Faterom-nedir%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/aterom-nedir/&amp;text=Aterom nedir?&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/aterom-nedir/&amp;t=Aterom nedir?">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/aterom-nedir/&amp;title=Aterom nedir?&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Faterom-nedir%2F&name=buzlu.org&description=Aterom+nedir%3F" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/aterom-nedir/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/aterom-nedir/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/aterom-nedir/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/aterom-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

