<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>buzlu.org &#187; Atatürk</title>
	<atom:link href="http://www.buzlu.org/benzer/ataturk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buzlu.org</link>
	<description>bilgi mi aradın, doğru yerdesin...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 19:32:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün inkilapları eserleri ve ölümü</title>
		<link>http://www.buzlu.org/ataturkun-inkilaplari-eserleri-ve-olumu/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/ataturkun-inkilaplari-eserleri-ve-olumu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Nov 2011 20:12:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[ali rıza]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürkün hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[babası]]></category>
		<category><![CDATA[biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyetin ilanı]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[doğumu]]></category>
		<category><![CDATA[dış politika]]></category>
		<category><![CDATA[eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[iç politika]]></category>
		<category><![CDATA[inkilaplar]]></category>
		<category><![CDATA[katıldığı savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[kurucu]]></category>
		<category><![CDATA[meclis]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl oldu]]></category>
		<category><![CDATA[padişahlık]]></category>
		<category><![CDATA[savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<category><![CDATA[zübeyde hanım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5508</guid>
		<description><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı (1923-1938) Cumhuriyet İlanı ardından geçilen cumhurbaşkanlığı seçiminde oylamaya katılan 158 milletvekilinin tamamının oyları ile Balâ, Ankara milletvekili Gazi Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ilk cumhurbaşkanı seçildi. Atatürk kendi deyişiyle Türkiye&#8217;yi &#8220;muasır medeniyet seviyesine çıkarmak&#8221; amacıyla bir dizi köklü değişime imza attı. 1924 Anayasası gereğince TBMM 29 Ekim 1923&#8242;teki cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra üç defa daha (1927, [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/11/Atat%C3%BCrk_3.png"><img class="aligncenter size-full wp-image-5509" title="Atatürk_3" src="http://www.buzlu.org/images/2011/11/Atat%C3%BCrk_3.png" alt="" width="334" height="267" /></a></p>
<p><strong>Cumhurbaşkanlığı</strong> (1923-1938)</p>
<p>Cumhuriyet İlanı ardından geçilen cumhurbaşkanlığı seçiminde oylamaya katılan 158 milletvekilinin tamamının oyları ile Balâ, Ankara milletvekili Gazi Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ilk cumhurbaşkanı seçildi. Atatürk kendi deyişiyle Türkiye&#8217;yi &#8220;muasır medeniyet seviyesine çıkarmak&#8221; amacıyla bir dizi köklü değişime imza attı.</p>
<p>1924 Anayasası gereğince TBMM 29 Ekim 1923&#8242;teki cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra üç defa daha (1927, 1931, 1935 yıllarında) Gazi Mustafa Kemal&#8217;i tekrar cumhurbaşkanlığına seçti. Atatürk&#8217;ün cumhurbaşkanlığı döneminde İsmet İnönü, Fethi Okyar ve Celâl Bayar başbakanlık yapmıştır.</p>
<p>Bu dönem içersinde en fazla süre görevde kalan ve en fazla hükümet kuran isim İsmet İnönü&#8217;dür. Atatürk&#8217;ün cumhurbaşkanlığı süresince kurulan hükümetler sırası ile 1. T.C. Hükümeti, 2. T.C. Hükümeti, 3. T.C. Hükümeti, 4. T.C. Hükümeti, 5. T.C. Hükümeti, 6. T.C. Hükümeti, 7. T.C. Hükümeti ve 8. T.C. Hükümeti&#8217;dir.</p>
<p><strong>İç politika ve İnkılaplar</strong></p>
<p>TBMM&#8217;de 3 Mart 1924 tarihinde Tevhid-i Tedrisat Kanunukabul edilerek, medreseler kaldırılmış ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki bütün okullar, Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;na bağlanmıştır. Eğitim kurumlarının bir çatı altında toplanmasıyla eğitim millî bir nitelik kazanmıştır.</p>
<p>3 Mart 1924&#8242;te TBMM&#8217;de kabul edilen bir kanunla halifelik kaldırılmıştır. 3 Mart 1924 tarihinde Osmanlı hanedanı üyeleri vatandaşlıktan çıkarılarak yurt dışına sürülmüştür.</p>
<p>17 Şubat 1925 tarihinde Aşar Vergisi kaldırılmıştır. Aşarın getirdiği gelir devletin giderlerinin yüzde otuzuna yaklaşmasına rağmen,köylünün rahatlatılması ve üretimin arttırılması amacıyla aşar vergisi kaldırılmıştır.</p>
<p>25 Kasım 1925&#8242;te Şapka Kanunu kabul edildi. Bu kanunla TBMM üyelerine ve memurlarına şapka giyme mecburiyeti getirildi ve Türk halkı da buna aykırı bir davranıştan men edildi.<span id="more-5508"></span></p>
<p>30 Kasım 1925&#8242;te tekkelerin, zaviyelerin ve türbelerin kapatılması kanunu TBMM&#8217;de kabul edildi ve 13 Aralık 1925 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nde kullanılan saat, takvim ve ölçüler, Avrupa&#8217;daki devletlerden değişik olduğundan, sosyal, ticari ve resmi ilişkileri zorlaştırıyordu. Osmanlı Devleti&#8217;nin son dönemlerinde farklılığı gidermek için bazı çalışmalar yapılsa da yetersizdi. Cumhuriyet döneminde bu sıkıntıları gidermek için çalışmalara başlandı. 26 Aralık 1925&#8242;te çıkarılan bir kanunla Hicri ve Rumi takvimlerin yerine Miladi Takvim kabul edildi ve 1 Ocak 1926&#8242;dan bu yana kullanılmaya başlandı. Bunun yanısıra güneşin batışına göre ayarlanan alaturka saat yerine, çağdaş dünyanın kullandığı saat sistemi örnek alındı. Bir gün 24 saate bölünerek günlük hayat düzenlendi.</p>
<p>1928 yılında milletlerarası rakamlar kabul edildi. 1931 yılında çıkarılan bir kanunla önceden kullanılan arşın, endaze, okka gibi ölçü birimleri kaldırılarak, bu ölçülerin yerine uzunluk ölçüsü olarak metre, ağırlık ölçüsü olarak kilo kabul edildi. Yapılan değişikliklerle ülkede ölçü birliği sağlandı.</p>
<p>1935 yılında çıkarılan bir kanunla, cuma günü olan hafta tatili yerine cumartesi öğleden sonra ve pazar günü hafta tatili olarak belirlenmiştir.</p>
<p>17 Şubat 1926 tarihinde İsviçre Medeni Kanunu&#8217;ndan tercüme edilip düzenlenerek oluşturulan Medeni Kanun kabul edilmiş ve 4 Ekim 1926&#8242;da yürürlüğe girmiştir. Bu kanunla Türk aile hayatı yeniden düzenlenmiş ; tek kadınla evlilik,resmî nikâh esası getirilmiş, miras konusunda eşitlik sağlanmıştır<a href="http://www.buzlu.org">.</a></p>
<p>1 Mart 1926 tarihinde 1889 İtalyan Zanerdelli Kanunu örnek alınarak hazırlanan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu TBMM tarafından kabul edilerek yürürlüğe konuldu.</p>
<p>1 Kasım 1928&#8242;de, Türkiye Büyük Millet Meclisi yeni Türk harflerinin kabulüne ilişkin kanunu kabul etti. Kanunun kabulünden sonra halka okuma yazma öğretmek amacıyla Millet Mektepleri kuruldu. 24 Kasım 1928&#8242;de de Atatürk Millet Mektepleri Başöğretmeni olarak ilan edildi.</p>
<p>Kadınlara 1930 yılında yerel, 1934 yılında ise genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı verilmiştir.</p>
<p>12 Temmuz 1932&#8242;de Atatürk&#8217;ün talimatıyla Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulmuştur. 1934 yılında yapılan kurultayda cemiyetin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu; 1936&#8242;daki kurultayda ise Türk Dil Kurumu olarak değiştirlmiştir.</p>
<p>Atatürk’ün talimatıyla kurulan kurumlardan bir diğeri Türk Tarih Kurumu&#8217;dur. Türk tarih ve medeniyetini araştırmak amacıyla oluşturulan Türk Tarihi Tedkik Heyeti 4 Haziran 1930 tarihinde ilk toplantısını yapmış ve yönetim kurulunu seçmiştir. 29 Mart 1931 tarihinde Türk Ocakları’nın 7. Kurultayı’nda kapatılma kararı alınmasından sonra, 12 Nisan 1931’de Türk Tarihi Tedkik Cemiyeti ismiyle yeniden örgütlenmiş ve çalışmalarına devam etmiştir. Kurumun adı 1935 yılında Türk Tarihi Araştırma Kurumu olarak daha sonra ise Türk Tarih Kurumu olarak değiştirlmiştir.</p>
<p>21 Haziran 1934&#8242;te çıkarılan Soyadı Kanunu&#8217;na göre her Türk, kendi adından başka, ailesinin ortak olarak kullanacağı bir soyadına sahip olacaktı. Bu soyadları Türkçe olacak, ahlâka aykırı ve gülünç adlar soyadı olarak alınamayacaktı. Soyadı Kanunu&#8217;nun kabulünden sonra 24 Kasım 1934 tarihinde TBMM tarafından,Mustafa Kemal&#8217;e &#8220;Atatürk&#8221; soyadı verilmiştir.26 Kasım 1934 tarihinde çıkarılan kanunla ise; Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Bey, Beyefendi, Paşa, Hanım, Hanımefendi ve Hazretleri gibi lakap ve unvanlar kaldırılmıştır.</p>
<p>3 Aralık 1934&#8242;te çıkarılan Bazı kisvelerin giyilemiyeceğine dair kanun ile hangi din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar ruhanilerin mabet ve ayinler haricinde ruhani giysi taşımaları yasaklanmıştır. Hükümet her din ve mezhepten uygun göreceği tek bir ruhaniye mabed ve ayin haricinde ruhani kıyafetini taşıyabilmek için müsaade verebilecektir.</p>
<p>Laiklik,Cumhuriyetçilik,Milliyetçilik,Halkçılık,Devletçilik,İnkılapçılık ilkeleri 10 Mayıs 1931 tarihinde Cumhuriyet Halk Fırkası&#8217;nın programında yer almış,5 Şubat 1937&#8242;de ise anayasaya girmiştir.</p>
<p><strong>Siyasi Olaylar</strong></p>
<p>Cumhuriyetin ilanından sonra, Milli Mücadeleyi başlatan beş kişilik kadronun Mustafa Kemal dışındaki dört üyesi (Rauf Bey, Kazım Karabekir Paşa, Refet Paşa ve Ali Fuat Paşa) muhalefete geçerek Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası&#8217;nı kurdular. 1925 Mart&#8217;ında çıkan Genç Hâdisesi (Şeyh Sait İsyanı, Doğu İsyanı) üzerine sıkıyönetim ilan edilerek Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldı.</p>
<p>1927&#8242;de kabul edilen Cumhuriyet Halk Fırkası Tüzüğü ile Atatürk partinin &#8220;değişmez genel başkanı&#8221; ilan edildi ve milletvekili adaylarını seçme yetkisi, kaydı, hayatı boyunca kendisine tanındı. 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara&#8217;da toplanan CHF ikinci kurultayında Kurtuluş Savaşı&#8217;nı ve Cumhuriyet&#8217;in kuruluşunu anlatan Nutuk&#8217;u (Söylev) okudu. Kurtuluş Savaşı&#8217;nın Gazi&#8217;nin bakış açısıyla anlatımını içeren Nutuk, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin Milli Mücadeleye ilişkin resmi görüşünün esasını oluşturur ve Milli Mücadeleyi Mustafa Kemal Paşa ile birlikte başlatan ve yürüten askerî ve siyasi şeflere karşı (Rauf, Karabekir, Refet Bele, Mersinli Cemal Paşa, Cafer Tayyar Eğilmez, &#8220;Sakallı&#8221; Nurettin Paşa, Celalettin Arif Bey vb.) bir polemik niteliği de taşır.</p>
<p>10 Nisan 1928 tarihinde yapılan anayasa değişikliğiyle anayasadan devletin dininin İslam olduğu hükmü ve TBMM’nin görev ve yetkilerinden söz eden 26. maddeden dini hükümlerin yerine getirilmesi ibaresi çıkarılmıştır. Ayrıca, milletvekillerinin ve cumhurbaşkanının yeminlerinden “vallahi” sözcüğü çıkarılmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1931 yılındaki programında, laiklik partinin ana unsurlarından biri olarak belirtilmiştir.</p>
<p>12 Ağustos 1930&#8242;da İsmet Paşa&#8217;nın hükûmetine alternatifleri sunmak amacıyla çok partili demokratik hayata kavuşmak için Gazi Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın yakın arkadaşı Fethi Bey (Okyar)&#8217;e Serbest Cumhuriyet Fırkası&#8217;nı kurdurarak kız kardeşi Makbule Hanım (Boysan, Atadan), çocukluk ve okul arkadaşı Nuri Bey (Conker)&#8217;leri de üye yaptırdı. Ancak 17 Kasım 1930&#8242;da gericilerin partiyi kullanmaları korkusu ve partinin Mustafa Kemal&#8217;i hedef almasından dolayı partiyi fesh etti.</p>
<p>Bu demokrasi denemesinden biraz önce, ordunun siyasete müdahale etmesinin demokrasiye zarar verebileceğini düşünerek Askerî Ceza Kanunu (22 Mayıs 1930 tarih ve 1632 Sayılı Kanun)&#8217;nu meclisten geçirdi. Bu kanunun 148. maddesine Ordu mensubunun siyasi toplantılar ve gösterilere katılmasını siyasi partiye üyesi olmasını, siyasi maksatlarla şifahi telkinatta bulunmasını, siyasi makale yazmasını ve siyasi nutuk söylemesini yasaklanan hükmü koydurdu.</p>
<p>29 Ekim 1933&#8242;te Atatürk Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin onuncu kuruluş yıldönümü nedeniyle yaptığı konuşmada ülkenin kuruluş temelini ve gelecek vizyonunu yalın bir dille tüm dünyaya ve Türk Milleti&#8217;ne anlatmıştır.</p>
<p>http://www.buzlu.org</p>
<p><strong>Ekonomi</strong></p>
<p>Atatürk, Cumhurbaşkanlığı döneminde, sadece bürokratların değil tüm vatandaşların mülkiyet hakkını tanımış ve 1923-1938 döneminde Türkiye ekonomisi ortalama yıllık %7.5 oranında büyüyerek Türkiye&#8217;nin GSMH&#8217;si Dünya toplamının binde 3.62&#8242;sinden binde 6.52&#8242;sine yükselmiştir. Atatürk&#8217;ün Döneminde Türkiye Cumhuriyeti Dünyanın en hızlı kalkınan ülkelerinden biri olmuştur.</p>
<p><strong>Dış politika</strong></p>
<p>Atatürk&#8217;ün cumhurbaşkanlığı dönemindeki dış politika konularının başlıklarını Musul sorunu, Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi, Türkiye&#8217;nin Milletler Cemiyeti&#8217;ne girişi, Balkan Antantı, Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Sadabat Paktı ve Hatay Sorunu oluşturmaktadır.</p>
<p>Atatürk dış politikasında gerçekçi davranmıştır. Atatürk dış ilişkilerde dinamik ve gözü pektir; ama maceracı değildir. Atatürk dış politikada kendisini hangi ilkenin yönettiğine dair “Biz kendimizi bilen kimseleriz. Olmayacak isteklerimiz yoktur” olarak tanımlamıştır. Atatürk İslamcılık, Türkçülük ve Turancılık akımlarının zararlı boyutlarına karşı Misâk-ı Millî ile çizmiş olan sınırlarda kalınmasını benimsemiştir.</p>
<p>24 Temmuz 1923 de imzalanan Lozan antlaşmasını Atatürk diş politikada belirleyici bir unsur olarak tutmuş bu antlaşmada çizilen Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin sınırları büyük ölçüde (Hatay sorunu dışında) belirleyici olarak saptanmış, ekonomi açısından Lozan&#8217;ın kaldırdığı kapitülasyonlarladan taviz verilmemiştir. Atatürk&#8217;ün Lozan&#8217;ı temel almasının önemi geçen zaman içinde bakıldığında daha iyi anlaşılmaktadır; çünkü I. Dünya Savaşı’nın mağlupları arasında yer alan bir ulusun çizdiği kavramlar o dönemden bugüne yürürlükte olan tek antlaşma olarak durmaktadır.</p>
<p><strong>Musul Sorunu</strong></p>
<p>Lozan Antlaşması sırasında Türkiye-Irak sınırı çizilmemişti. Musul-Kerkük bölgesinde zengin petrol yataklarının bulunması İngiltere başta olmak üzere birçok ülkenin dikkatini çekiyordu. Zengin petrol yataklarının bulunduğu bölge, Mondros Ateşkes Antlaşması&#8217;nın imzalanması sırasında İngiltere tarafından işgal edilmişti.</p>
<p>I. Dünya Savaşı&#8217;nın bitmesinden sonra Irak&#8217;ta İngilizlere bağlı bir yönetim kurulmuş,bu ülke İngiliz mandası altına alınmıştı. Musul, nüfusunun çoğunun Türk olması sebebiyle Misak-ı Milli dahilindeydi. Ancak İngilizler zengin petrol yataklarının bulunduğu bölgeyi bırakmaya yanaşmıyorlardı. Lozan Barış Antlaşması sırasında bu konuda bir sonuç alınamamış,sorunun daha sonra Türkiye ve İngiltere arasında çözülmesine karar verilmişti.1924 yılında görüşmelere başlanmış fakat sonuç alınamamıştır.</p>
<p>Daha sonra sorun Milletler Cemiyeti&#8217;ne götürülmüştür.1924 yılının Ekim ayında toplanan Milletler Cemiyeti de Türkiye-Irak sınırını çizmiş ve Musul bölgesini Irak tarafında bırakmıştır. 13 Şubat 1925&#8242;te ise Şeyh Sait İsyanı çıkmıştır.15 Nisan&#8217;da tamamen bastırılan ayaklanma İngilizlerin işine yaramıştır. Kurtuluş Savaşı&#8217;ndan yeni çıkan Türk ordusu hırpalanmış,Musul-Kerkük üzerine askeri harekat yapma imkanı ortadan kalkmıştır.</p>
<p>Bu durumda Türkiye, 5 Haziran 1926 tarihinde İngilizlerle imzalanan Ankara Antlaşması gereğince bazı maddi çıkarlar karşılığı,Milletler Cemiyeti&#8217;nin öngördüğü sınırı kabul etmiştir.<br />
<strong>Türk-Yunan İlişkileri</strong></p>
<p>Türk Yunan yakınlaşması için 1930 yılında Yunan başbakanı Elefterios Venizelos&#8217;u Türkiye&#8217;ye davet ederek Milli Mücadele&#8217;nin düşmanı Yunanistan&#8217;la barışın temellerini attı. Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi 1923 yılında Lozan Antlaşması&#8217;na ek protokol uyarınca Türkiye&#8217;deki Rumların Yunanistan&#8217;a, Yunanistan&#8217;daki Türklerin Türkiye&#8217;ye zorunlu göçüne karar verilmiştir.</p>
<p>Türkiye&#8217;de sadece İstanbul kenti ile Gökçeada ve Bozcaada&#8217;da, Yunanistan&#8217;da ise sadece Batı Trakya Türkleri mübadeleden muaf tutulmuşlardır. Değişimin çok büyük bir bölümü 1923-1924 yıllarında gerçekleşmiş, ancak geriye kalan az sayıda olayda 1930 İnönü-Venizelos sözleşmesine dek zorunlu göç uygulamasına devam edilmiştir. 1934&#8242;de Venizelos tarafından Nobel Barış Ödülü&#8217;ne aday gösterildi. Ancak Nobel Ödül Komitesi değerlendirmeye almadı.</p>
<p><strong>Milletler Cemiyeti</strong></p>
<p>Türkiye 13 Nisan 1932 tarihinde yapılan Cenevre Silahsızlanma Konferansı’nda Milletler Cemiyeti ile işbirliği yapmaya hazır olduğunu belirtmiştir. Bunun üzerine İspanya ve Yunanistan Türkiye’nin Milletler Cemiyeti&#8217;ne kabul edilmesini teklif etmiştir. Türkiye’nin barışçı siyasetini gözlemleyen Milletler Cemiyeti bu teklifi 6 Temmuz 1932&#8242;de genel kurulda oybirliği ile kabul etmiştir.Türkiye 18 Temmuz 1932&#8242;de bu cemiyete üye olmuştur.Milletler Cemiyeti&#8217;nin yerini 1945 yılından itibaren Birleşmiş Milletler almıştır.</p>
<p><strong>Balkan Antantı</strong></p>
<p>Balkan Anlaşma Yasası, 9 Şubat 1934 tarihinde Atina&#8217;da Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanan anlaşmadır.</p>
<p>1933’te sonra Almanya’da Nazi Partisi&#8217;nin iktidara gelmesi, İtalya’nın Akdeniz’de ve Balkanlar&#8217;da genişleme çabası ve Avrupa devletlerinin silahlanma yarışına girmesi dünya barışını tehdit etmeye başladı. Bu gelişmeler sonucunda Balkan devletleri arasında bir yakınlaşma meydana geldi. 14 Eylül 1933 tarihinde Ankara&#8217;da Türkiye ile Yunanistan Arasında İçten Anlaşma Yasası, 17 Ekim 1933 tarihinde Ankara&#8217;da Türkiye ile Romanya arasında Dostluk, Saldırmazlık, Hakemlik ve Uzlaştırma Andlaşması, 27 Kasım 1933 tarihinde Belgrad&#8217;da Türkiye &#8211; Yugoslavya Dostluk, Saldırmazlık, Yargısal Çözüm, Hakemlik ve Uzlaştırma Andlaşması imzalandı.</p>
<p><strong>Montrö Boğazlar Sözleşmesi</strong></p>
<p>Lozan Konferansı&#8217;nda Türkiye ve İtilaf Devletleri arasında Boğazlar rejimiyle ilgili Boğazlar Sözleşmesi imzalanmıştı. 1923 yılında imzalanan anlaşmanın tarafları İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya, Sovyetler Birliği ve Türkiye’dir. Bu sözleşme sayesinde savaş ve barış zamanında ticaret ve savaş gemilerinin Boğazlardan geçişi serbest olacaktı.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı’nın yaklaşmasıyla birlikte Avrupa&#8217;da birçok siyasi değişiklik oldu. Boğazların herhangi bir saldırıya karşı korunmasını üstlenen devletlerden İtalya, Habeşistan&#8217;a saldırdı. Japonya ise kendi isteğiyle Milletler Cemiyeti’nden ayrıldı. Dünya barışının korunması için toplanan konferanslar neticesiz kalmış,tüm devletler silahlanmaya başlamıştı.</p>
<p>Siyasi ortamın bozulduğunu gören Atatürk, Boğazlar meselesini kesin olarak çözmeye karar verdi. Türk Hükümeti, Milletler Cemiyeti’ne başvurarak Lozan Antlaşması&#8217;ndaki Boğazlara ait hükümlerin değiştirilmesini talep etti.</p>
<p>Bunun üzerine İsviçre&#8217;nin Montreux şehrinde bir konferans toplanmış ve 20 Temmuz 1936&#8242;da Türkiye, İngiltere, Fransa, Bulgaristan, Romanya, Yugoslavya, Yunanistan, Japonya ve Sovyetler Birliği arasında Montreux Boğazlar Sözleşmesi imzalanmıştır. Konferansa katılmamış olan İtalya daha sonra 2 Mayıs 1938&#8242;de Boğazlar Sözleşmesi&#8217;ne katılmıştır. Montreux Boğazlar Sözleşmesi&#8217;nin ana maddeleri şunlardır:</p>
<p>Boğazlar kayıtsız şartsız Türk hakimiyetine bırakılacak, tahkimat yapmak hakkı tanınacaktır.<br />
Barış zamanında her devletin ticaret gemileri serbestçe geçebilecek, ancak savaşta ve barışta asker ve sivil hava kuvvetlerinin geçmesine izin verilmeyecektir.<br />
Savaş zamanında eğer Türkiye tarafsız kalmışsa ticaret gemileri geçebilecektir.<br />
Barış zamanında denizaltı gemileri müstesna olmak şartıyla savaş gemileri on beş gün evvel Türkiye Hükümeti&#8217;ne haber verecek, gidecekleri yer, isim, tip ve adetleri bildirilecek ve uçak kullanmamak şartıyla Boğazlardan geçebileceklerdir.<br />
Eğer Türkiye savaşa girmişse yalnız tarafsız devletlere mensup ticaret gemileri, düşmana hiçbir surette yardımda bulunmamak şartıyla gündüzün serbestçe geçebileceklerdir.http://www.buzlu.org</p>
<p>Montreux Sözleşmesi 20 yıl yürürlükte kalacaktı. Ancak bu sürenin dolmasından 2 yıl önce antlaşmanın taraflarından hiçbirisi sözleşmenin iptalini istemezse, sözleşme yürürlükte kalmaya devam edecekti. Montreux Sözleşmesi&#8217;nin 1956&#8242;da süresi dolduğu halde böyle bir iptal isteği hiçbir ülke tarafından yapılmadığı için halen yürürlüktedir.</p>
<p><strong>Sadabat Paktı</strong></p>
<p>İtalya&#8217;nın doğu ülkelerini hedef alan istila politikası nedeniyle Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında, 8 Temmuz 1937&#8242;de Tahran&#8217;da Sadabad Sarayı&#8217;nda imzalanmıştır.Devletler antlaşma ile dostluk ilişkilerini sürdüreceklerini, Milletler Cemiyeti Paktı ve Briand-Kellog Paktı&#8217;na bağlı kalacaklarını, birbirinin iç işlerine karışmayacaklarını,birbirlerine saldırmayacaklarını, ortak çıkarlarıyla ilgili konularda birbirlerine danışacaklarını ve sınırlarının korunmasına saygı göstereceklerini belirtmişlerdir.</p>
<p><strong>Hatay Sorunu</strong></p>
<p>Mondros Ateşkes Antlaşması&#8217;ndan sonra İskenderun Sancağı, Suriye’den Anadolu’ya ilerleyen Fransızlarca işgal edilmiştir. Böylece, birçok yerde olduğu gibi, Hatay’da da bir Millî Mücadele cephesi oluşmuştur.</p>
<p>20 Ekim 1921‘de, Fransa ile imzalanan, Ankara Antlaşması’nın 7. maddesine göre İskenderun, Suriye sınırları içerisinde kalacak; burada özel bir idare kurulup, Türk kültürünü geliştirmek için her türlü kolaylıktan yararlanılacaktır, resmi dil Türkçe olacak ve Türk parası geçerli olacaktır.</p>
<p>Lozan Antlaşması’nda ise Suriye ile Türkiye arasında çizilen sınıra göre Hatay, Türk sınırları dışında kalmıştır.</p>
<p>1936 yılında Suriye’ye bağımsızlık veren ve Suriye ile Fransa arasında ittifak kuran anlaşmada İskenderun Sancağı hakkında hiçbir hüküm yer almıyordu. Fransa, Suriye’den çekilirken, sancak üzerindeki yetkilerini Suriye’ye terk etmekteydi. Türk Hükümeti durumu kabul etmedi. Cenevre’deki Milletler Cemiyeti toplantısında Fransa ile yapılan görüşmeler netice vermeyince 9 Ekim 1936’da Fransa’ya resmî bir nota vererek, Suriye’ye yapıldığı gibi İskenderun Sancağı’na da bağımsızlık verilmesini istedi. Atatürk, 1 Kasım 1936 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açış konuşmasında: “Bu sırada, milletimizi gece gündüz meşgul eden başlıca büyük bir mesele, hakiki sahibi öz Türk olan, İskenderun — Antakya ve çevresinin mukadderatıdır. Bunun üzerinde ciddiyet ve kesinlikle durmaya mecburuz. Daima kendisi ile dostluğa çok ehemmiyet verdiğimiz Fransa ile aramızda, tek ve büyük mesele budur. Bu işin hakikatini bilenler ve hakkı sevenler, alâkamızın şiddetini ve samimiyetini iyi anlarlar ve tabii görürler” diyordu.</p>
<p>Fransız büyükelçisi ile olan bir konuşmasında ise: “Hatay benim şahsî davamdır. Şakaya gelmeyeceğini bilmelisiniz” demiştir. 27 Ocak 1937’de Cenevre’de toplanan Milletler Cemiyeti, Hatay’ın bağımsızlığını kabul etmiş ve bir seçimle nüfus çoğunluğunun tespit edilmesine karar vermiştir. Atatürk’ün Hatay’ı silâh zoruyla alabileceğini düşünen Fransızlar askerî bir anlaşma yapmayı istediler; bu anlaşma yapıldı. Anlaşma ile Hatay’da tarafsız bir seçim kabul edilerek, bunun için de bir kısım asker gücünün Hatay’a girmesine karar verildi. Kurmay Albay, Şükrü Kanatlı komutasındaki Türk birlikleri, Hatay’a girdi. 13 Ağustos’ta seçimler yapıldı ve Meclis çoğunluğunu Türkler kazandı. Böylece bağımsız Hatay Cumhuriyeti 12 Eylül 1938’de kuruldu. Bu Cumhuriyet ise, 30 Haziran 1939’da Türkiye’ye katılma kararını aldı.</p>
<p><strong>Doğum tarihi hakkında</strong></p>
<p>Atatürk&#8217;ün kesin doğum tarihi bilinmemektedir. Kendisi de bilmiyordu. Gregoryen takvimi 26 Aralık 1925&#8242;ten sonra Türkiye&#8217;de kullanılmaya başlanmıştır, doğum tarihi konusundaki karışıklık ise Osmanlı döneminde kullanılan iki takvimden doğmuştur. Bu dönemde kullanılan Hicri takvim ve Rumi takvimin ortak noktaları, Atatürk&#8217;ün kaydedilen doğum yılı olan 1296&#8242;nın yanında hicri veya rumi olduğunun belirtilmemesi, gregoryen takvimde ay ve yıla bağlı olarak 1880 veya 1881 yılından hangisine denk geldiğinin kesin olarak bulunmasını zor hale getirmiştir.</p>
<p>Faik Reşit Ünat araştırmaları sırasında Zübeyde Hanım&#8217;ın Selanik&#8217;teki komşularını ziyaret etmiş ve bu konuda sorular sormuştur. Aldığı cevaplar çelişmektedir, bazı komşular Atatürk&#8217;ün bir ilkbahar gününde doğduğunu söylerken bazı komşular ise kış günü (Ocak veya Şubat) olduğunu iddia etmişlerdir. Atatürk&#8217;ün kendisi, annesinin ona bir bahar gününde doğduğunu söylediğini, kız kardeşi Makbule Atadan ise annesinin ona Mustafa Kemal&#8217;in fırtınalı bir gecede doğduğunu söylediğini ifade etmişlerdir. Enver Behnan Şapolyo Zübeyde Hanım&#8217;ın 23 Kânunievvel 1296&#8242;da doğduğunu söylediğini belirterek Atatürk&#8217;ün 23 Aralık 1880&#8242;de doğduğunu öne sürmüş, Şevket Süreyya Aydemir ise bu tarihin 4 Ocak 1881 olduğunu iddia etmiştir.</p>
<p>Şişli Atatürk Müzesi&#8217;nde gösterimde bulunan Atatürk&#8217;ün son nüfus cüzdanının üzerinde doğum tarihi kısmında 1881 görülebilir haldedir. 1882 doğumlu olan Ali Fuat Cebesoy Şişli&#8217;deki evinde kendisinin &#8220;Rauf Bey&#8217;le ben senin ağabeyin sayılırız. Çünkü ikimiz de senden birer yaş büyüğüz.&#8221; diye konuşmasını kaynak göstererek &#8220;1881 tevellütlü&#8221; olduğunu yazmıştır.</p>
<p>Kurtuluş Savaşı&#8217;nın başlangıcı kabul edilen 19 Mayıs tarihinin Atatürk&#8217;ün doğum günü olarak kabulü tarihçi Reşit Saffet Atabinen&#8217;in bir jestinin sonucudur. Atabinen&#8217;in ulusun doğuşu üzerine yaptığı bir jest 19 Mayıs&#8217;ın önemini iyi şekilde yansıttığı için Atatürk&#8217;ün takdirini kazanmıştır. İzleyen günlerde bir öğretmenin, planladıkları “Gazi” günü için Atatürk&#8217;ün doğum gününü sorması üzerine Atatürk tam tarihi bilmediğini söylemiş ve Gazi Günü için 19 Mayıs&#8217;ı önermiştir.</p>
<p>Tevfik Rüştü Aras, Atatürk ile yaptıkları günler süren bir araştırmadan sonra doğum tarihi aralığını 10 Mayıs ve 20 Mayıs arasına daralttıklarını söyler. Atatürk bu araştırmadan sonra “neden 19 Mayıs olmasın” demiştir. Bu tarih resmi olarak halka ve diplomatik kanallarca diğer ülkelere bildirilmiştir. Ancak bu tarih ilginç bir durum yaratmıştır, 1881 yılının 19 Mayıs günü, Rumi takvimde 1297 yılına denk gelmektedir, ancak kaydedilmiş doğum tarihi Rumi 1296 yılıdır. Rumi 1296 yılı 13 Mart 1880 ile 12 Mart 1881 arasında sürmüştür, bu sebeple alternatif olarak Atatürk&#8217;ün doğum tarihi 19 Mayıs 1880 olabilir.</p>
<p>Bu sebeplerle ne tarih ne de yıl genel kabul görmemiştir. Mustafa Kemal Derneği eski başkanı Muhtar Kumral 13 Mart 1958&#8242;deki bir basın konferansında Atatürk&#8217;ün doğum tarihini Atatürk&#8217;ün kız kardeşi Makbule Atadan&#8217;ın sözlerine dayanarak 13 Mart 1881 olarak belirlediklerini söylemiştir. Ancak Gregoryen 13 Mart 1881, Rumi 1 Mart 1297&#8242;ye denktir, Atatürk&#8217;ün doğum yılı ise 1296 olarak kayda geçmiştir, bu sebeple geçerlilik iddiası zan altındadır.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün Rumi 1296&#8242;da doğduğuna ilişkin kayıt bulunsa da, Atatürk&#8217;ün doğum gününü net olarak söyleyebilmek için gerekli miktarda kayıt bulunmamaktadır. Atatürk&#8217;ün doğum günü Gregoryen 1880 veya 1881&#8242;e denk geliyor olabilir. Atatürk&#8217;ün doğum günü, kendi onayıyla resmi olarak 19 Mayıs olarak belirlenmiştir. Bu gün Türk Kurtuluş Savaşı&#8217;nın başlangıcı olması sebebiyle önem verdiği bir gündür.</p>
<p><strong>Nüfus Cüzdanı</strong></p>
<p>27 Mart 1923 tarihinde Ankara Nüfus Müdürlüğünce verilen nüfus cüzdanına göre, Boy: Orta, Saç: Sarı, Kaş: Sarı, Göz: Mavi, Burun: Adeta, Ağız: Adeta, Bıyık: Sarı, kesik, Sakal: Tıraş, Çene: Uzunca, Çehre: Uzunca, Renk: Beyaz, Alamet-i farika-i tabiiye: Tam, İsim ve şöhreti: Müşir Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri, Tarih ve mahall-i veladeti: Selanik, 1296, Pederinin ismiyle mahall-i ikameti: Tüccardan müteveffa Ali Rıza Efendi, Validesinin ismiyle mahall-i ikameti: Müteveffiye Zübeyde Hanımefendi, Sanat ve sıfat ve hizmet ve intihab selahiyeti: TBMM Reisi ve Başkumandan, Müteehhil ve zevcesi müteaddid olup olmadığı: Bir zevcesi vardır, Derecat ve sunuf-ı askeriyesi: Müşir, İkametgâh ise Hacı Bayram Mahallesi 161/1 idi.</p>
<p>Yeni alfabenin kabulünden sonra yenilenmiş nüfus cüzdanlarından &#8220;993.814-B seri ve 51 sıra numaralı&#8221; cüzdanda adı: Kemal, soyadı Atatürk, &#8220;993.815-B seri ve 51 sıra numaralı&#8221; cüzdanda adı Kamâl, soyadı Atatürk, Meslek ve İçtimai vaziyeti: Reisicumhur, Medeni hali: Evli değildir, nüfus kütüğüne yazılı olduğu yeri ise Ankara Vilâyeti Çankaya Mahallesi Hane No. 139, Cilt: No. 56 ve Sahile No. 49 olarak yazılmıştır.</p>
<p><strong>Doğum yeri</strong></p>
<p>Koca Kasım Paşa Mahallesi, Islahhane Caddesi (Bugünkü Apostolu Pavlu Caddesi No: 75, Aya Dimitriya Mahallesi, Selanik, Yunanistan)&#8217;nde bugün müze olan 3 katlı ve 3 odalı ve pembe boyalı evde doğdu. Şerafettin Turan&#8217;ın kitabında &#8220;Ahmet Subaşı ya da Hatuniye Koca Kasımpaşa semti&#8221; olarak geçmektedir.</p>
<p>Ancak Atatürk&#8217;ün üvey kız kardeşi Ruhiye Hanım&#8217;ın torunu Ferhat Babür&#8217;ün aktardığına göre Atatürk&#8217;ün doğduğu ev olarak bilinen yandaki resimde gösterilen evdeki Selanik Konsolosluğu binası, Atatürk&#8217;ün doğduğu ev değildir. O ev, Zübeyde Hanım&#8217;ın ikinci kocası, yani Atatürk&#8217;ün üvey babası Ragıp Bey&#8217;in evidir.</p>
<p><strong>İsmi</strong></p>
<p>Mustafa&#8217;ya neden &#8220;Kemal&#8221; isminin verildiğine yönelik çeşitli iddialar vardır. Afet İnan, bu ismi ona matematik öğretmeni Üsküplü Mustafa Efendi&#8217;nin &#8220;Kemal&#8221; adının anlamında olduğu gibi onun &#8220;mükemmel ve olgun&#8221; olduğunu göstermek için verdiğini söylemiştir. Ali Fuat Cebesoy ise bu adı matematik öğretmeninin onu kendisinden ayırt etmek için koyduğunu belirtir.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün bir biyografisini yazmış olan yazar Andrew Mango ise Mustafa&#8217;nın bu adı Namık Kemal&#8217;in adında &#8220;Kemal&#8221; bulunduğu için kendisi koyduğunu iddia etmektedir.</p>
<p>1922-1934 yılları arasında Gazi Mustafa Kemal veya sadece Gazi unvanıyla anılan Mustafa Kemal&#8217;e Soyadı Kanunu ile birlikte TBMM tarafından çıkarılan 24 Kasım 1934 tarihli ve 2587 sayılı kanun ile kendisine &#8220;Türklerin Atası&#8221; anlamına gelen Atatürk ismi verilmiştir. Yine aynı kanuna göre &#8220;Atatürk&#8221; soyadı veya öz adı başka kimse tarafından alınamaz, kullanılamaz.</p>
<p>Atatürk, &#8220;Kemal&#8221; ismini 1935&#8242;te &#8220;Kamâl&#8221; olarak değiştirdi. &#8220;Kamâl&#8221; adının Osmanlıcada &#8220;büyük kale&#8221; anlamına geldiği iddia edilmektedir.</p>
<p><strong>İlgi Alanları</strong></p>
<p>Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi severdi. Tavla ve bilardo oynamak hoşuna giderdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine ilgi duyuyordu.Sakarya adını verdiği atına ve köpeği Fox&#8217;a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu.Çankaya Köşkü&#8217;nde sık sık devlet adamlarının, sanatçıların, bilim adamlarının, dostların davet edildiği, ülke sorunlarının da konuşulduğu akşam yemekleri verilirdi.</p>
<p>Temiz ve düzenli giyinmeye önem verirdi.Doğayı çok severdi. Sıkça Atatürk Orman Çiftliği&#8217;ne gider, modern tarıma geçiş amacıyla yürütülen çalışmalara bizzat katılırdı. İleri derecede Fransızca ve az Almanca biliyordu.</p>
<p>Afet İnan; öğretmeni olan İsviçreli antropolog Profesör Eugène Pittard&#8217;ın, kendisine doktora tezi olarak verdiği &#8220;Türk Milleti’nin Özellikleri&#8221; konusunda Atatürk&#8217;ten yardım istedi. Atatürk; Afet İnan&#8217;ın önce kendi görüşlerini yazmasını ve fikirlerini daha sonra belirteceğini söyledi. Afet İnan&#8217;ın uzun çalışmasına karşılık, Atatürk kurşun kalemle, iki küçük not kâğıdı üzerine kendi tanımını yaptı.</p>
<p>Şahsi ilişkileri</p>
<p>Ali Rııza Bey ve Zübeyde Hanım&#8217;ın Fatma (1872-1875), Ahmet (1874-1883), Ömer (1875-1883), Mustafa (Kemal Atatürk) (1881-1938), Makbule (Boysan, Atadan) (1885-1956) ve Naciye (1889-1901) adında altı çocukları oldu. Fatma dört, Ahmet dokuz, Ömer sekiz yaşlarında iken o senelerde salgın olan difteri o zamanki adıyla kuşpalazı hastalığından öldüler.</p>
<p>En küçük kardeş Naciye, Mustafa Kemal&#8217;in Harp Okulu&#8217;nu bitirdiği sene, on iki yaşındayken verem hastalığına yakalanıp hayatını kaybetti. Makbule Hanım 1956 yılına kadar yaşadı.</p>
<p>Makbule Atadan ve Salih Bozok&#8217;a göre, küçük Mustafa 12 yaşındayken Binbaşı Rüknettin&#8217;in 8 yaşındaki kızı Müjgân&#8217;a âşık olmuştur. Makbule Atadan&#8217;a göre ikinci aşkı Hatice olmuş ve Hatice&#8217;nin annesi müdahale ederek ilişkisini kesmiştir. Ardından Selanik Askeri komutanı Şevki Paşa&#8217;nın 12 yaşındaki kızı Emine (Emine Arık)&#8217;ye matematik dersi verirken âşık olmuştur. Bunun dışında Selanik&#8217;teyken Rum asıllı tüccar Eftim Karinte&#8217;nin kızı Eleni Kriyas&#8217;a âşık olduğu söylendiyse de kanıtlanmamıştır.</p>
<p>Milli Mücadele döneminde Ankara İstasyon Binası&#8217;nda ve eski Çankaya Köşkü&#8217;nde Zübeyde Hanım&#8217;ın ikinci eşi Ragıp Bey&#8217;in yeğeni Fikriye Hanım ile birlikte yaşıyordu. Fikriye hanımı Almanya&#8217;ya gönderdikten sonra 29 Ocak 1923&#8242;te İzmir&#8217;in sayılı zenginlerinden Uşakizade Muammer Bey&#8217;in kızı Latife Hanım&#8217;la evlendi. 1924&#8242;de yapılan Sonbahar Seyahati sırasında çift kavga etti ve Mustafa Kemal Paşa Erzurum&#8217;dan İsmet Paşa&#8217;ya telgraf çekerek boşanacağını bildirdi. Ancak az sonra yaverleri Salih Bey (Bozok) ve Kılıç Ali Bey&#8217;in aracılığıyla boşanmasından vazgeçti. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün manevi evlatları Abdurrahim Tuncak, Afife, Zehra, Rukiye Erkin, Nebile İrdelp, Sabiha Gökçen, Afet İnan, Sığırtmaç Mustafa ve Ülkü Adatepe&#8217;dir.</p>
<p>1916 yılında Bitlis Rus işgalinden kurtarıldığı yıllarda 16. Kolordu Komutanı Mirliva (Tuğgeneral) Mustafa Kemal Paşa, savaşta bütün aile fertlerini kaybeden ve kimsesi kalmayan Abdurrahim&#8217;i evlatlık edindi. Abdürrahim bakılması için İstanbul&#8217;a annesi Zübeyde Hanım ve kız kardeşi Makbule&#8217;nin yanına gönderildi. Zehra Aylin veya Zehra Mehmet; (Amasyalı Mehmet&#8217;in kızı), 1936 yılında Londra&#8217;dan ekspres treniyle Paris&#8217;e yolculuk ederken Amiens yakınlarında trenden düşerek hayatını kaybetti. Sabiha Gökçen ise ilk Türk kadın pilot ve dünyanın ilk kadın savaş pilotu oldu.</p>
<p><strong>Ölümü</strong></p>
<p>Atatürk&#8217;ün sağlık durumu 1937 yılından itibaren bozulmaya başladı. Kendisine 1938 yılı başlarında siroz teşhisi konuldu. Avrupa&#8217;dan doktorlar getirildi. Türk ve yabancı doktorların tedavileri sonuç vermedi. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Atatürk, 10 Kasım 1938 Perşembe sabahı saat 09:05&#8242;te İstanbul Dolmabahçe Sarayı&#8217;nda hayatını kaybetti.</p>
<p>Cenazesi büyük bir törenle Ankara&#8217;ya uğurlandı ve Atatürk 21 Kasım 1938 günü Ankara&#8217;da yapılan büyük bir törenle Ankara Etnografya Müzesi&#8217;ndeki geçici kabrine konuldu. Bundan 15 yıl sonra da 10 Kasım 1953&#8242;te kendisi için yaptırılan Anıtkabir&#8217;deki ebedi istirahatgahında toprağa verildi. Vasiyetinde varlığını Cumhuriyet Halk Fırkası&#8217;na, Türk Tarih Kurumu&#8217;na ve Türk Dil Kurumu&#8217;na bıraktı, Makbule Atadan&#8217;ın Çankaya&#8217;da oturmasını istedi, Sabiha Gökçen için ev ve para verilmesini istedi, ayrıca İsmet İnönü&#8217;nün çocuklarına yurt dışı eğitim yardımı verdi.</p>
<p><strong>Hatırası</strong></p>
<p>Türkiye genelinde Atatürk&#8217;ün hatırasına inşa edilmiş pek çok yapıt bulunmaktadır: Atatürk Havalimanı, Atatürk Olimpiyat Stadı, Atatürk Barajı, Atatürk Köprüsü, Atatürk Üniversitesi vb. gibi. Bunların haricinde ülke çapındaki pek çok okul, cadde, stad, hastane gibi kurum, kuruluş ve altyapıya Atatürk&#8217;ün adı veya isimlerinin varyasyonları verilmiştir: Atatürk Bulvarı, Kemaliye Caddesi vs.</p>
<p>Artvin yöresine ait bir halk oyunu olan ve eskiden &#8220;Artvin Barı&#8221; olarak bilinen Atabarı da 1936 yılında Atatürk&#8217;ün karşısında oynanan bu oyunu Atatürk&#8217;ün çok beğenmesi üzerine Atabarı olarak adlandırılmıştır.</p>
<p>Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun</p>
<p>25 Temmuz 1951 tarihinde kabul edilen ve 31 Temmuz 1951 tarihinde Resmi Gazete&#8217;de yayınlanarak yürürlüğe giren kanundur.Bu kanunun maddeleri şu şekildedir:</p>
<p>1. Atatürk&#8217;ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>
<p>Atatürk&#8217;ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk&#8217;ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir.</p>
<p>Yukarki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.</p>
<p>2. Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumi veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasiyle işlenirse hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır.</p>
<p>Birinci maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar zor kullanılarak işlenir veya bu suretle işlenmesine teşebbüs olunursa verilecek ceza bir misli artırılır.</p>
<p>3. Bu kanunda yazılı suçlardan dolayı Cumhuriyet savcılıklarınca re&#8217;sen takibat yapılır.</p>
<p>4. Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>
<p>5. Bu kanunu Adalet Bakanı yürütür.</p>
<p><strong>Eserleri</strong></p>
<p>Tâbiye Meselesinin Halli ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih<br />
Takımın Muharebe Talimi (Almanca&#8217;dan çeviri &#8211; 1908)<br />
Cumalı Ordugâhı &#8211; Süvari: Bölük, Alay, Liva Talim ve Manevraları (1910)<br />
Tâbiye ve Tatbikat Seyahati (1911)<br />
Bölüğün Muharebe Talimi (Almanca&#8217;dan çeviri &#8211; 1912)<br />
Zabit ve Kumandan ile Hasbihal (1918)<br />
Nutuk (1927)<br />
Vatandaş İçin Medeni Bilgiler (Manevi kızı Afet İnan ile hazırladı) (1930)<br />
Geometri (isimsiz yayımlandı) (1937)<br />
Atatürk&#8217;ün Türk Gençliğine Hitabesi<br />
Atatürk&#8217;ün Onuncu Yıl Nutku (Dinle)<br />
Atatürk&#8217;ün Bursa Nutku<br />
Balıkesir Hutbesi</p>
<p>Atatürk&#8217;ün ayrıca, 1915-1918 yılları arasında Anafartalar, Doğu Cephesi ve Karlsbad&#8217;daki hatıralarını yazdığı günlükleri de bulunmaktadır. Bunlardan Anafartalar Muharebatı&#8217;na Ait Tarihçe, Türk Tarih Kurumu tarafından kitap olarak yayımlanmıştır. 1908-1938 yılları arasında Mustafa Kemal&#8217;in imza attığı, yazdığı, söylediği kişisel notları dahil her şeyin toplandığı Atatürk&#8217;ün Bütün Eserleri adlı bir ansiklopedi de Kaynak Yayınları tarafından hazırlanmaktadır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fataturkun-inkilaplari-eserleri-ve-olumu%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/ataturkun-inkilaplari-eserleri-ve-olumu/&amp;text=Atatürk&#8217;ün inkilapları eserleri ve ölümü&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/ataturkun-inkilaplari-eserleri-ve-olumu/&amp;t=Atatürk&#8217;ün inkilapları eserleri ve ölümü">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/ataturkun-inkilaplari-eserleri-ve-olumu/&amp;title=Atatürk&#8217;ün inkilapları eserleri ve ölümü&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fataturkun-inkilaplari-eserleri-ve-olumu%2F&name=buzlu.org&description=Atat%C3%BCrk%26%238217%3B%C3%BCn+inkilaplar%C4%B1+eserleri+ve+%C3%B6l%C3%BCm%C3%BC" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/ataturkun-inkilaplari-eserleri-ve-olumu/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/ataturkun-inkilaplari-eserleri-ve-olumu/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/ataturkun-inkilaplari-eserleri-ve-olumu/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/ataturkun-inkilaplari-eserleri-ve-olumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Milli Mücadele Yılları</title>
		<link>http://www.buzlu.org/ataturkun-milli-mucadele-yillari/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/ataturkun-milli-mucadele-yillari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Nov 2011 17:20:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[ali rıza]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürkün hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[babası]]></category>
		<category><![CDATA[biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyetin ilanı]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[doğumu]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[inkilaplar]]></category>
		<category><![CDATA[kurucu]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl oldu]]></category>
		<category><![CDATA[padişahlık]]></category>
		<category><![CDATA[savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[zübeyde hanım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5505</guid>
		<description><![CDATA[Milli Mücadele (1919-1923) Örgütlenme 2 Şubat 1919 tarihinde Mersinli Cemal Paşa Doğudaki Osmanlı ordularını mütareke koşullarına göre düzenlemek için müfettiş olarak Anadolu&#8217;ya gönderilmişti. İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe ve Fransız Yüksek Komiseri Amiral Amet, 1918 yılı Kasım ayında Osmanlı hükümetine nota verdiler. Doğuda Türklerin silahlanıp Hristiyanları öldürdüğünü buna karşı önlem alınmasını talep ettiler. Mustafa Kemal [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/11/Milli-M%C3%BCcadele.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-5506" title="Milli Mücadele" src="http://www.buzlu.org/images/2011/11/Milli-M%C3%BCcadele.jpg" alt="" width="300" height="210" /></a></p>
<p>Milli Mücadele (1919-1923)</p>
<p><strong>Örgütlenme</strong></p>
<p>2 Şubat 1919 tarihinde Mersinli Cemal Paşa Doğudaki Osmanlı ordularını mütareke koşullarına göre düzenlemek için müfettiş olarak Anadolu&#8217;ya gönderilmişti. İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe ve Fransız Yüksek Komiseri Amiral Amet, 1918 yılı Kasım ayında Osmanlı hükümetine nota verdiler.</p>
<p>Doğuda Türklerin silahlanıp Hristiyanları öldürdüğünü buna karşı önlem alınmasını talep ettiler. Mustafa Kemal Paşa, Padişah VI.Mehmet (Vahdettin) tarafından işgal kuvvetlerinin Yüksek Komiserlerinin verdiği notalar gereğince olağanüstü yetkilerle donatılarak Vilayet-i Sitte (Altı Vilayet)&#8217;deki Hristiyan ahaliyi korumak için görevlendirildi.</p>
<p>VI.Mehmet (Vahdettin) Samsun&#8217;a hareket etmeden önce kendisini ziyarete gelen Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya &#8220;Paşa Paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin, bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir tarihe geçmiştir. Bunları unutun, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa Paşa, devleti kurtarabilirsin!&#8221; demiştir. Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919&#8242;da Refet Bey (Bele), Kâzım Bey (Dirik), &#8216;Ayıcı&#8217; Mehmet Arif Bey, Hüsrev Bey (Gerede)lerle beraber Samsun&#8217;a çıkmıştır.</p>
<p>Mondros Mütarekesi&#8217;nden sonra Anadolu&#8217;da milisler (Kuvayı Milliye) şeklinde örgütlenen direniş hareketleri başlamıştı. 22 Haziran 1919&#8242;da Rauf Bey (Orbay), Kâzım Karabekir Paşa, Refet Bey (Bele) ve Ali Fuat Paşa (Cebesoy) ile birlikte Amasya&#8217;da yayımladığı genelgeyle &#8220;Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını&#8221; ilan etti. Kâzım Karabekir Paşa tarafından Erzurum&#8217;da toplanan Doğu İlleri Müdafaa-i Hukuk Kongresine (Erzurum Kongresi) katıldı. <span id="more-5505"></span></p>
<p>Kongre üyelerinin ısrarıyla Osmanlı ordusundan istifa etti ve Kongre başkanlığına seçildi. 4 &#8211; 11 Eylül 1919 tarihleri arasında toplanan Sivas Kongresi&#8217;nde alınan kararları uygulamak amacıyla bir Temsil Heyeti oluşturulmuş ve başkanlığına da Mustafa Kemal Paşa seçilmiştir.27 Aralık 1919&#8242;da Ankara&#8217;da heyecanla karşılandı. Osmanlı Meclis-i Mebusan&#8217;ın Mart 1920&#8242;de işgal güçlerince basılması ve önde gelen vatanperver mebusların tutuklanması üzerine 23 Nisan 1920&#8242;de Ankara&#8217;da Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin açılmasını sağladı. Erzurum mebusu sıfatıyla Meclis ve Hükûmet Başkanlığına seçildi. TBMM bir kurucu meclis gibi çalışarak Milli Mücadele&#8217;yi yürütecek olan Anadolu hükûmetinin altyapısını kurdu.<br />
<strong>Hâkimiyetin sağlanması</strong></p>
<p>Merkezi denetimden uzak bulunan Kuva-yı Milliye örgütleri dağıtılarak düzenli bir ordu oluşturuldu. Milli Mücadele&#8217;nin en kanlı çatışmaları, düzenli orduya katılmayı kabul etmeyen Kuva-yı Milliye gruplarına karşı verildi<a href="http://www.buzlu.org" target="_blank">.</a></p>
<p>İngiltere başbakanı Lloyd George&#8217;a göre Yunanistan büyümeli ve İngiltere ile menfaatleri birleştirilmeliydi. Yunanistan boğazları Avrupa&#8217;ya açık tutmalı, Akdeniz&#8217;de İngiltere&#8217;nin çıkarlarına uygun davranmalıydı.</p>
<p>Eğer böyle davranmazsa İngiliz donanması onu uslandırmak için yeterdi. Sevres Antlaşması&#8217;nın kuvvet kullanılmadan uygulanamayacağı anlaşılmıştı. İtilaf Devletleri ise kuvvet kullanacak halde değildi. İtilaf Devletleri, Yunanlıları yalnız Türk illerini alıp kendi vatanına katmak için değil, kendi davalarını da yürütmek için Anadolu&#8217;ya çıkarmıştır.</p>
<p>Ancak İtilaf Devletleri de Türkiye&#8217;ye karşı uygulanacak politikalarda artık beraber değildir. İtalya Yunanlıların Anadolu&#8217;ya yerleşmesini ksıkanmıştır. Fransa ise Suriye&#8217;deki toprak kazançlarını yeterli görmektedir. Artık Yunanlılar kendi ordularıyla Anadolu&#8217;ya boyun eğdirmek zorundadır. Mustafa Kemal de Yunan ordusunu yenerse, Türkiye&#8217;yi kurtarmış olacaktır. 6 Ocak 1921 günü Bursa’dan Eskişehir&#8217;e ve Uşak’tan Afyon&#8217;a doğru iki kol hâlinde ileri harekâta başlayan Yunanlılar, 9 Ocak&#8217;ta İnönü mevzilerine kadar gelmişlerdir. http://www.buzlu.org</p>
<p>Ancak Türk Ordusu karşısında direnemeyeceklerini anlayarak, 11 Ocak 1921 sabahı İnönü mevzilerinden çekilmek zorunda kalmışlardır. Birinci İnönü Muharebesi düzenli ordunun ilk zaferi olduğundan Kuvay-ı Milliye&#8217;den düzenli orduya geçiş hızlanmış, halkın yeni kurulan orduya güveni artmıştır. Bu başarı bütün dünyanın dikkatini çekmiş;İtilaf Devletleri, 26 Ocak 1921&#8242;de Osmanlı Devleti’nin Londra’ya bir heyet göndermesini ve bu toplantıda Ankara Hükûmetinden de temsilci bulundurulmasını istemişlerdir.</p>
<p>Birinci İnönü zaferinden sonra İtilaf Devletleri Sevr Antlaşması&#8217;nda Türklerin yararına bir değişiklik yapılmasını görüşmek için Londra’da bir konferans toplanmasına karar vermişlerdir. 21 Şubat – 11 Mart 1921 tarihleri arasında yapılan konferansta, Türkler yararına bir sonuç çıkmamış,mücadele devam etmiştir.</p>
<p>Yunanistan, Londra Konferansı bitmeden, Anadolu’da yeni bir saldırı yapmak üzere hazırlıklara başlamıştır. 23 Mart 1921 günü sabah erken saatlerde, 3. Yunan Kolordusunun Batı Cephesinden, 1. Yunan Kolordusunun da Güney Cephesinden ileri harekete geçmesiyle muharebeler başlamıştır. 23 Mart – 1 Nisan 1921 arasında meydana gelen İkinci İnönü Muharebesi Türk Kuvvetlerinin zaferiyle sona ermiştir. Bu zaferden sonra Fransızlar Zonguldak&#8217;tan, İtalyanlar da Güney Anadolu&#8217;dan askerlerini çekmeye başlamıştır.</p>
<p>İnönü Savaşları&#8217;nda savunma taktiği uygulayan Türk Ordusu, Aslıhanlar- Dumlupınar çarpışmalarında ise henüz saldırı gücüne ulaşamadığını göstermişti. Bu durumdan yararlanmaya karar veren Yunan Ordusu İnönü, Eskişehir, Afyon ve Kütahya arasındaki çizgide yer alan Türk mevzilerine yüklenerek buraları işgal etmek ve Ankara&#8217;ya kadar ilerlemek istiyordu. Takviye birliklerle iyice güçlenen Yunan Ordusu 10 Temmuz 1921&#8242;den itibaren saldırıya geçti ve 20 Temmuz&#8217;a kadar yaptıkları saldırılarla Türk Kuvvetlerini geri çekilmeye zorladılar. Mustafa Kemal Paşa Türk Ordusunun Sakarya Irmağı&#8217;nın doğusuna kadar çekilmesini gerekli gördü.</p>
<p>Böylece vakit kazanılacaktı. Bu savaşlar sonunda Eskişehir, Kütahya, Afyon gibi büyük stratejik bölgeler elden çıktı.TBMM&#8217;de moral bozukluğu yaşandı ve sert tartışmalar meydana geldi.Ancak Yunan Ordusu büyük ateş ve silah üstünlüğüne rağmen,Türk Ordusunu yok edememişti.Türk Ordusu, güvenli bir şekilde Sakarya&#8217;nın doğusuna çekilmişti.</p>
<p>Kütahya-Eskişehir Muharebeleri sonrasında Büyük Millet Meclisi içinde iktidara yani Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya karşı tepkiler artmaya başladı. Bu muhalefeti yöneltenler ordunun başına geçmesi için Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya baskı yapmaya başladılar. Gerçek niyetleri ise O&#8217;nu Ankara&#8217;dan uzaklaştırmak ve Enver Paşa&#8217;nın iktidarını sağlamaktı. Mustafa Kemal Paşa, 4 Ağustos1921 günü Büyük Millet Meclisi&#8217;nde yaptığı konuşmayla başkumandan olmayı kabul ettiğini ancak başkumandanlığının faydalı olabilmesi için Meclis&#8217;in ordu ile ilgili yetkilerini üç ay süreyle kendisinde toplayacak bir kanun çıkartılması gerektiğini açıkladı.</p>
<p>Paşa&#8217;nın başkumandanlığını isteyenlerin bu şekilde hayalleri suya düşürülmüş oldu.5 Ağustos 1921 günü oybirliği ile çıkartılan yasa ile Mustafa Kemal Paşa, TBMM Orduları Başkumandanlığı&#8217;na getirildi.</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa,Başkumandanlığa geçmesinin hemen ardından yayınladığı Tekalif-i Milliye Emirleri ile halkı ordunun donatılması için seferberliğe çağırdı. 12 Ağustos&#8217;ta Polatlı&#8217;da teftiş yaparken attan düştü ve kaburga kemiği kırıldı. 23 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihlerinde yapılan Sakarya Meydan Muharebesi&#8217;nde Yunan Ordusu&#8217;nun hücum gücü tükendi.Bu zaferden sonra 19 Eylül 1921&#8242;de Büyük Millet Meclisi Başkumandan Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya Müşir rütbesi ve Gazi unvanı verdi.</p>
<p>Sakarya Meydan Muharebesi sonunda Türk ordusunun zararı; 5713 şehit, 18.480 yaralı, 828 esir ve 14.268 kayıp olmak üzere toplam 49.289&#8242;dur. Yunan ordusunun zararı; 3758 ölü, 18.955 yaralı, 354 kayıp olmak üzere toplam 23.007&#8242;dir.</p>
<p>Sakarya Meydan Muharebesi&#8217;nden sonra, 13 Ekim 1921&#8242;de Ankara Hükümeti ile Güney Kafkas Cumhuriyetleri arasında Kars Antlaşması imzalanmıştır. Böylece Türkiye&#8217;nin doğu sınırı tamamen güvenlik altına alınmıştır. Fransa ise TBMM Hükümeti ile 20 Ekim 1921’de Ankara Antlaşması&#8217;nı imzalamıştır.</p>
<p>Bu antlaşma ile Fransa TBMM Hükümeti&#8217;ni tanımış ve Hatay-İskenderun dışında, Türkiye&#8217;nin bugünkü güney sınırı çizilmiştir. Antlaşma sayesinde güney cephesi güvenli duruma geldiğinden buradaki Türk birlikleri de Batı Cephesi&#8217;ne kaydırılmıştır. İtalyanlar ise, Sakarya Zaferi&#8217;nden sonra Güney Ege ve Akdeniz bölgelerinde tutunamayacaklarını anlayarak 1921 yılı sonuna kadar işgal ettikleri yerlerden çekilmiştir. Sakarya Zaferi sonrasında İngiltere de Ankara&#8217;yı tanımış ve İngiltere ile 23 Ekim 1921 günü tutsakların serbest bırakılması konusunda antlaşma yapılmıştır.</p>
<p>26 Ağustos 1922 sabahı büyük bir dikkatle hazırlanan taarruz planı uygulamaya konuldu. 26-30 Ağustos 1922’de yapılan Büyük Taarruz, Kurtuluş Savaşı&#8217;nın son aşamasıdır. 30 Ağustos günü Başkomutanlık Meydan Muharebesi&#8217;nde bir gün içinde Yunan ordusunun en önemli bölümü imha edildi.</p>
<p>31 Ağustos&#8217;ta Mustafa Kemal Paşa komutanlarını Çalköy&#8217;deki karargahında toplayarak kaçabilen Yunan kuvvetlerinin hızlı bir şekilde takip edilmesini ve İzmir ile civarındaki kuvvetleriyle birleşmemesi için üç koldan Ege’ye doğru ilerlenmesini doğru bulduğunu dile getirdi. 1 Eylül günü Başkomutan Mustafa Kemal bir bildiri yayımlayarak ordulara şu emrini verdi:“Bütün arkadaşlarımın Anadolu&#8217;da daha başka meydan muharebeleri verileceğini göz önüne alarak ilerlemesini ve herkesin akıl gücünü, yiğitlik ve yurtseverlik kaynaklarını yarışırcasına esirgemeden vermeye devam eylemesini isterim. Ordular ilk hedefiniz Akdeniz&#8217;dir. İleri!”.</p>
<p>Türk kuvvetleri 2 Eylül’de Uşak’a girmiş, burada Yunan Ordusu Başkomutanı General Trikopis esir edilmiştir. 9 Eylül&#8217;de Türk Süvarileri İzmir&#8217;e girdi. 18 Eylül 1922&#8242;ye kadar yapılan Takip Harekâtıyla tüm Batı Anadolu’daki Yunan birlikleri sınır dışına çıkarıldı. Türk ordusunun kazandığı bu başarı, Mudanya Ateşkes Antlaşması’na giden süreci tetiklemiştir.</p>
<p>Karşıyaka&#8217;da Mustafa Kemal&#8217;in kalması için yakınları Yunanlıların elinde esir olan bir baba-oğul evlerini hazırlamıştır. Bu evde daha önce Yunan Kralı Konstantin de kalmış,eve merdivenlerde ayakları altına serilen Türk Bayrağı&#8217;nı çiğneyerek girmiştir. Bu kez baba-oğul merdivenlere Yunan Bayrağı&#8217;nı sermiştir.Mustafa Kemal Paşa eve girecekken &#8220;Lütfedin,bu karşılıkla bu lekeyi silin!&#8221; denilmiştir. Mustafa Kemal Paşa da &#8220;O, geçmişse hata etmiş;bir milletin onuru olan bayrak çiğnenmez,ben onun hatasını tekrar etmem.Bayrağı kaldırın yerden.&#8221; diyerek bayrağı kaldırtmıştır.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org" target="_blank">http://www.buzlu.org</a><br />
<strong>Barış</strong></p>
<p>Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923&#8242;te imzalanan Lozan Antlaşması&#8217;yla sonuçlandı.Bu antlaşma ile Sevr Antlaşması yürürlükten kalkmış, Türkiye Cumhuriyeti Lozan Antlaşması temelleri üzerine kurulmuştur.</p>
<p>Milli Mücadele sonrasında Türkiye&#8217;de iki başlı bir yönetim ortaya çıkmıştı. TBMM 1 Kasım 1922&#8242;de Osmanlı saltanatını lağvedip Vahdettin&#8217;i tahttan indirerek İstanbul hükümetinin hukuki varlığına son verdi. 16 Ocak 1923&#8242;te İzmit Hünkâr Kasrı&#8217;nda İstanbul&#8217;dan gelen gazetecilerle mülakat yapıldığında Vakit başyazarı Ahmet Emin Bey (Yalman)&#8217;in Kürt meselesi hakkında sorusuna karşı &#8216;Başlı başına bir Kürtlük tasavvur etmektense, bizim Teşkilat-ı Esasiye Kanunu gereğince zaten bir tür mahalli muhtariyetler teşekkül edecektir&#8217; diyerek Kürtlere özel statü tanımamak için ihtiyatlı davrandı.</p>
<p>8 Nisan 1923&#8242;te, yayımlanan Dokuz Umde ile Gazi Mustafa Kemal yeni rejimin temelini oluşturacak olan Halk Fırkası&#8217;nın temellerini attı. Nisan ayında yapılan İkinci Meclis seçimlerine sadece Halk Fırkası&#8217;nın katılmasına izin verildi. Mebus adayları fırkanın genel başkanı sıfatıyla Gazi Mustafa Kemal tarafından belirlendi.</p>
<p>25 Ekim 1923 günü aynı anda hem Başbakanlık hem de İçişleri Bakanlığı görevlerini yürüten Fethi Bey,İçişleri Bakanlığını bıraktığını açıkladı. Aynı gün Meclis İkinci Başkanlığı görevini yapan Ali Fuat Paşa&#8217;da ordu müfettişliğine atandığı için görevinden ayrıldı. Bu iki boş koltuk için yapılan seçimleri Gazi Mustafa Kemal&#8217;e muhalif olan milletvekilleri kazandı.</p>
<p>Meclis İkinci Başkanlığına Rauf Bey,İçişleri Bakanlığına Sabit Bey seçildiler. Bu durumdan hoşnut olmayan Gazi Mustafa Kemal, 26 Ekim 1923&#8242;te Başbakan Fethi Bey&#8217;den &#8220;Erkan-ı Harbiye Umumiye Riyaseti Vekili&#8221; Fevzi Paşa&#8217;nın dışında hükümetin istifa etmesini ve istifa edenlerin yeniden seçilirlerse görevi kabul etmemesini istedi. Böylece bir hükümet krizi yaratılmış oldu. Yeni bakanlar kurulu üyelerinin 29 Ekim günü seçileceği duyuruldu.</p>
<p>Bu gelişmeler üzerine &#8220;Cumhuriyet İlanı&#8221; ile işi kökünden çözmeye karar veren Gazi Mustafa Kemal 28 Ekim 1923 gecesi Çankaya&#8217;da İsmet Paşa ve bazı kimseleri toplantıya çağırdı ve &#8220;Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.&#8221; diyerek kararını açıkladı. Misafirlerin ayrılmasından sonra İsmet Paşa&#8217;yı alıkoydu ve birlikte, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu&#8217;nda gerekli değişikliği sağlayacak önergeyi hazırladılar.</p>
<p>29 Ekim 1923 Pazartesi günü Halk Fırkası Meclis Grubunda, Bakanlar Kurulunun oluşturulması konusunda tartışıldı. Sorun çözülemeyince, Gazi Mustafa Kemal&#8217;den düşüncelerini açıklaması istendi. Gazi Mustafa Kemal, bunalımdan çıkış yolunu Anayasanın değiştirilmesi zorunluluğu ile açıkladı. Cumhuriyetin ilanını hedefleyen tasarıyı da grubun bilgisine sundu. Tasarının parti grubunda kabulünden sonra aynı akşam saat 18:45&#8242;te TBMM Genel kurul toplantısı başladı. Anayasa Komisyonu&#8217;nun değişiklik ile ilgili rapor ve önergesi genel kurulun onayına sunuldu ve 29 Ekim 1923 Pazartesi akşamı saat 20.30&#8242;da milletvekillerinin alkışları ve &#8220;Yaşasın Cumhuriyet&#8221; sesleri ile Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fataturkun-milli-mucadele-yillari%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/ataturkun-milli-mucadele-yillari/&amp;text=Atatürk&#8217;ün Milli Mücadele Yılları&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/ataturkun-milli-mucadele-yillari/&amp;t=Atatürk&#8217;ün Milli Mücadele Yılları">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/ataturkun-milli-mucadele-yillari/&amp;title=Atatürk&#8217;ün Milli Mücadele Yılları&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fataturkun-milli-mucadele-yillari%2F&name=buzlu.org&description=Atat%C3%BCrk%26%238217%3B%C3%BCn+Milli+M%C3%BCcadele+Y%C4%B1llar%C4%B1" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/ataturkun-milli-mucadele-yillari/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/ataturkun-milli-mucadele-yillari/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/ataturkun-milli-mucadele-yillari/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/ataturkun-milli-mucadele-yillari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Askerlik Yılları</title>
		<link>http://www.buzlu.org/ataturkun-askerlik-yillari/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/ataturkun-askerlik-yillari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Nov 2011 09:58:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[ali rıza]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[babası]]></category>
		<category><![CDATA[biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[doğumu]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[kurucu]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[zübeyde hanım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5502</guid>
		<description><![CDATA[Askerlik (1905-1918) Erken dönem Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal, mezuniyetinin ardından merkezi Şam&#8217;da bulunan 5.Ordu&#8217;ya staja gönderildi. Bu stajında piyade, süvari ve topçu sınıflarında görev aldı.1905-1907 yılları arasında Şam&#8217;da Lütfi Müfit Bey (Özdeş) ile birlikte 5. Ordu emrinde görev yaptı. İlk stajı 5. Ordu&#8217;ya bağlı 30&#8242;uncu Süvari Alayı&#8217;nda gerçekleşti Bu dönemde düşük rütbeli stajer bir kurmay [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/11/atat%C3%BCrk-asker.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-5503" title="atatürk asker" src="http://www.buzlu.org/images/2011/11/atat%C3%BCrk-asker.jpg" alt="" width="335" height="347" /></a></p>
<p>Askerlik (1905-1918)</p>
<p><strong>Erken dönem</strong></p>
<p>Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal, mezuniyetinin ardından merkezi Şam&#8217;da bulunan 5.Ordu&#8217;ya staja gönderildi. Bu stajında piyade, süvari ve topçu sınıflarında görev aldı.1905-1907 yılları arasında Şam&#8217;da Lütfi Müfit Bey (Özdeş) ile birlikte 5. Ordu emrinde görev yaptı. İlk stajı 5. Ordu&#8217;ya bağlı 30&#8242;uncu Süvari Alayı&#8217;nda gerçekleşti Bu dönemde düşük rütbeli stajer bir kurmay subay olarak Suriye&#8217;nin çeşitli bölgelerindeki isyanlarla ilgilenen Mustafa Kemal, &#8220;küçük savaş&#8221; (gerilla savaşı) üzerine tecrübe kazandı. İsyanlarla uğraştığı dört aydan sonra Şam&#8217;a döndü. 1906 Ekim ayında Binbaşı Lütfi Bey, Dr. Mahmut Bey, Lüfti Müfit (Özdeş) Bey ve askerî tabip Mustafa Cantekin ile birlikte &#8216;Vatan ve Hürriyet&#8217; adlı bir cemiyeti kurduktan sonra ordudan izinsiz Selânik&#8217;e gitti. Selânik Merkez Komutan Muavini Yüzbaşı Cemil Bey (Uybadın)&#8217;in yardımıyla karaya çıktı ve orada cemiyetinin şubesini açtı.</p>
<p>Bir süre sonra arandığını öğrendi ve ona ağabeylik yapan Albay Hasan Bey, Yafa&#8217;ya dönüp oranın komutanı Ahmet Bey&#8217;e Mısır sınırında Bîrüssebi&#8217;ye gönderildiğini bildirmesini önerdi. Ahmet Bey de Mustafa Kemal Bey&#8217;i Bîrüssebi&#8217;ye tayin etti ve bir süre sonra topçu staj için tekrar Şam&#8217;a gönderildi. 20 Haziran 1907&#8242;de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu ve 13 Ekim 1907&#8242;de 3.Ordu&#8217;ya kurmay olarak atandı. Ancak Selânik&#8217;e vardığında &#8216;Vatan ve Hürriyet&#8217;in şubesinin İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8217;ne ilhak edildiğini öğrendi. Bu yüzden kendisi de 1908 Şubat ayında İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8217;ne üye oldu (Üye numarası: 322). 22 Haziran 1908&#8242;de Rumeli Doğu Bölgesi Demiryolları Müfettişliğine atandı.<span id="more-5502"></span></p>
<p>23 Temmuz 1908&#8242;de Meşrutiyet&#8217;in ilanından sonra Aralık 1908 sonlarında İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından toplumsal ve siyasal sorunları ve güvenlik problemlerini incelemek üzere bugünkü Libya&#8217;nın bir parçası olan Trablusgarp&#8217;a gönderildi. Burada 1908 Devriminin fikirlerini Libyalılara yaymaya ve buradaki nüfusun farklı kesimlerinden gelenleri Jön Türk politikasına kazanmaya çalıştı. Bu siyasi görevin yanı sıra bölge halkının güvenliği ile de ilgilendi. Kentin dışında yapılan bir savaş tatbikatında Bingazi garnizonuna önderlik ederek askerlere modern taktikler öğretti. Bu tatbikat süresince isyana meyilli Şeyh Mansur&#8217;un evini sararak bölgede sistem karşıtı başka güçlü kişilere örnek olması amacıyla onu kontrol altına aldı. Ayrıca hem kentli, hem de kırsal bölge insanlarını korumak için bir yedek ordu planlamaya başladı.</p>
<p>13 Ocak 1909&#8242;da 3.Ordu&#8217;ya bağlı Selânik Redif Fırkası&#8217;nın Kurmay Başkanı oldu ve 13 Nisan 1909&#8242;da Meşrutiyet&#8217;e karşı 3. Ordu&#8217;ya bağlı Taşkışla&#8217;da konuşlanmış 2. ve 4. Avcı Taburları&#8217;nın isyanıyla başlayan, diğer birliklerin katılımıyla genişleyen 31 Mart Ayaklanması&#8217;nı bastırmak üzere Selânik ve Edirne&#8217;den yola çıkarak Mirliva Mahmut Şevket Paşa komutasında 19 Nisan 1909&#8242;da İstanbul&#8217;a girecek olan Hareket Ordusu&#8217;na bağlı birinci kademe birliklerinin kurmay başkanı oldu. Daha sonra 3.Ordu Kurmaylık, 3.Ordu Subay Talimgâhı Komutanlık, 5.Kolordu Kurmaylık, 38.Piyade Alay Komutanlık görevlerinde bulundu.</p>
<p>Mustafa Kemal Bey, 12 Eylül &#8211; 18 Eylül 1910&#8242;da Fransa&#8217;da düzenlenen Picardie Manevraları&#8217;na gönderildi. Burada uçakların deneme uçuşuna davet edildiyse de yanındaki komutanının uyarısıyla uçağa binmedi. Bineceği uçak yere çakıldı ve uçağın içinde bulunanlar öldü. Bazı yazarlar, ömrü boyunca uçağa binmeyen Atatürk&#8217;ün bu davranışını, Picardie Manevraları&#8217;nda yaşadığı olayın ardından temkinli davranmasına bağlamışlardır.</p>
<p>Mustafa Kemal Bey, dönüşünün ardından 27 Eylül 1911&#8242;de İstanbul&#8217;da Genelkurmay Karargâhında görev aldı.<br />
<strong>Trablusgarp Savaşı</strong></p>
<p>İtalyanların Trablusgarp&#8217;a saldırısıyla 29 Eylül 1911&#8242;de başlayan Trablusgarp Savaşı&#8217;nda, 27 Kasım 1911&#8242;de Binbaşı olan Mustafa Kemal Bey, Binbaşı Enver Bey, Fuat (Bulca), Nuri (Conker) ve Binbaşı Fethi (Okyar) gibi diğer İttihatçı subaylarla birlikte 18 Aralık 1911&#8242;de hareket etti. Mustafa Kemal ile grubu, Mısır&#8217;da Kahire ve İskenderiye üzerinden Bingazi&#8217;ye gitti. 19 ekimde İskenderiye&#8217;den yola çıktıktan bir süre sonra bir hastalık geçirdi. 22 Aralık&#8217;ta Tobruk yakınında zafer kazandı. Derne&#8217;deki 16 &#8211; 17 Ocak 1912 taarruzunda gözünden yaralanıp bir ay hastanede tedavi gördü ve 6 Mart&#8217;ta Derne Komutanlığı&#8217;na getirildi. Aynı yılın eylülünde başlayan barış görüşmelerine rağmen çatışmalar sürerken, Karadağ&#8217;ın 8 Ekim&#8217;de Osmanlı Devleti&#8217;ne savaş ilan etmesi ve Balkan Savaşlarının başlaması nedeniyle barışa razı olunmasıyla Mustafa Kemal ve diğer subaylar İstanbul&#8217;a geri döndüler.<br />
<strong>Balkan Savaşları</strong></p>
<p>Mustafa Kemal Bey Balkan Savaşları&#8217;nın patlak vermesiyle 24 Ekim 1912&#8242;de İstanbul&#8217;a hareket etti ve 24 Kasım 1912&#8242;de karahgâhı Bolayır&#8217;da bulunan Bahr-i Sefit Boğazı (Akdeniz Boğazı) Kuvayi Mürettebesi Harekât Şubesi Müdürlüğü&#8217;ne atandı. General Stilian Georgiev Kovachev komutasındaki Bulgar 4. Ordusu tarafından yenildi. Haziran 1913&#8242;de başlayan İkinci Balkan Savaşı&#8217;nda Dimetoka ve Edirne&#8217;ye girdi.</p>
<p>27 Ekim 1913&#8242;te Sofya Askerî Ataşeliği&#8217;ne atanarak yakın arkadaşı Sofya Sefiri (Elçisi) Fethi Bey (Okyar)&#8217;in altında çalıştı. Ek görev olarak Belgrad ve Çetine Askerî Ataşeliğini de yürüttü. Bu görevde iken 1 Mart 1914&#8242;te Kaymakam (Yarbay)lığa yükseldi.<br />
Birinci Dünya Savaşı</p>
<p>Askerî Ataşe görevi Ocak 1915&#8242;te sona erdi. Bu sırada 28 Temmuz 1914&#8242;de I. Dünya Savaşı başladı, Osmanlı Devleti de 29 Ekim 1914&#8242;te savaşa girdi. 20 Ocak 1915&#8242;de Mustafa Kemal Bey 3.Kolordu emrinde Tekfurdağ&#8217;da kurulacak olan 19. Fırka Komutanlığına atandı.</p>
<p>19. Fırka, 23 Mart 1915&#8242;te Müstahkem Mevki Komutanlığı emriyle Eceabat bölgesinde ihtiyata alındı. 25 Nisan 1915&#8242;te Gelibolu Yarımadası&#8217;na İtilaf Devletleri&#8217;nin yaptığı çıkartmalarıyla Çanakkale Savaşı başladı. 3.Kolordu komutanı Mehmet Esat Paşa&#8217;nın emrinde savaşan Kaymakam (Yarbay) Mustafa Kemal Bey Arıburnu&#8217;na çıkan ANZAC (Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu) birliklerinin yarımada içine ilerlemesini Conkbayırı&#8217;nda durdurdu. Bu başarı üzerine 5.Ordu kumandanı Müşir (Mareşal) Otto Liman von Sanders Paşa&#8217;nın takdirini kazandı ve 1 Haziran 1915&#8242;te Miralay (Albay)lığa yükseldi. İngilizlerin Ağustos ayında Suvla Körfezi&#8217;ne yaptığı ikinci çıkartmadan sonra, 8 Ağustos akşamı Otto Liman von Sanders Anafartalar mevkiinde bulunan birliklerinin komutasını verdi ve 9-10 Ağustos&#8217;ta Anafartalar Zaferi&#8217;ni kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos&#8217;ta Kireçtepe ve 21 Ağustos&#8217;ta II. Anafartalar Zaferi takip etti. Miralay (Albay) Mustafa Kemal Bey, Ruşen Eşref Bey (Ünaydın) başta olmak üzere İstanbul basını tarafından &#8220;Anafartalar Kahramanı&#8221; olarak kamuoyuna tanıtıldı.</p>
<p>14 Ocak 1916&#8242;da Gelibolu&#8217;dan Edirne&#8217;ye sevkedilmiş olan 16. Kolordu komutanlığına atandı. Edirne&#8217;de bulunduğu 2 ay kadar süre boyunca 16. Kolordu&#8217;nun ikmali, toparlanması ve eğitimi ile ilgilendi. Doğu Cephesinde Rus birlikleri Osmanlı 3. Ordusunu püskürtmüş 16 Şubatta Erzurumu, 3 Martta Bitlis, Muş, Van ve Hakkari&#8217;yi işgal etmişti. Albay Mustafa Kemal 15 Mart tarihinde 3. Ordu&#8217;yu desteklemesi için emrindeki 16. Kolordu ile birlikte Diyarbakır&#8217;a gönderildi. Rütbesine göre kendisine ağır bir sorumluluk verilen 16. Kolordu Komutanı Mustafa Kemal 1 Nisan 1916&#8242;da Diyarbakırda iken Tuğgeneralliğe (Mirliva) yükseltildi ve Paşa unvanını aldı. Mustafa Kemal taktik bir geri çekilme emri verdi. Daha sonra beklenmedik bir saldırı ile Muş&#8217;u Ruslardan kurtararak Osmanlı birliklerine stratejik bir üstünlük sağladı. Kafkas Cephesindeki bu başarısından dolayı Altın Kılç madalyası ile ödüllendirildi. Ağustos ayında Muş ve Bitlis tümüyle Rus işgalinden kurtarıldı.</p>
<p>7 Mart 1917&#8242;de karargâhı Diyarbekir&#8217;de bulunan 2.Ordu Komutan Vekilliliğine atandıktan sonra Hicaz Kuuveyi Seferiyesi Komutanlığına getirilmek istendi. Ancak bunu kabul etmeyerek 5 Temmuz 1917&#8242;de Yıldırım Orduları Grubu emrindeki 7.Ordu Komutanlığına atandı.</p>
<p>Mustafa Kemal Diyarbakır&#8217;dayken, İttihatçı fedailerden Yakup Cemil bir hükümet darbesi yapmaya karar vermiştir. Savaşın kaybedildiğini düşünmektedir. Tek kurtuluş yolunun Bab-ı Âli&#8217;yi basıp, hükümeti devirerek Başkomutan vekili ve Harbiye Nazırı&#8217;nı değiştirmek olduğuna inanmaktadır. Yeni Başkomutan vekili ve Harbiye Nazırı olarak da Mustafa Kemal&#8217;i düşünmektedir. Anlaştığı arkadaşlarından biri komployu Enver Paşa&#8217;ya haber vermiştir. Bunun üzerine Yakup Cemil kurşuna dizilerek öldürülmüştür. Mustafa Kemal Falih Rıfkı Atay&#8217;a anlattığı hatıralarında şöyle demektedir: &#8220;O vakit tümenlerimden birine komuta eden Ali Fuad (Cebesoy)&#8217;a : Yakup Cemil asılmış. Sebebi de ben Başkomutan vekili ve Harbiye nazırı olmadıkça kurtuluş yoktur demiş. Dediğini yapmış bile olsaydı ben İstanbul&#8217;a gittiğimde ilk iş olarak Yakup Cemil&#8217;i cezalandırırdım. Eğer ben, o ve onun gibiler tarafından iktidara getirilecek bir adamsam, adam değilim!&#8221; demiştir.</p>
<p>15 Aralık 1917 ile 5 Ocak 1918 tarihleri arasında Veliaht Vahdettin Efendi&#8217;nin maiyetinde Almanya&#8217;ya giderek Keiser II.Wilhelm, Genel Karargâhı ve Elsass bölgesini ziyaret etti.</p>
<p>1918 Haziran ayında Viyana ve (bugünkü adı Karlovy Vary olan) Karlsbad&#8217;a giderek tedavi gördü. Sultan Reşat&#8217;ın vefatı ve Vahdettin&#8217;in cülusu üzerine 2 Ağustos&#8217;ta İstanbul&#8217;a döndü. 15 Ağustos&#8217;ta 7.Ordu Komutanı olarak Filistin Cephesi&#8217;ne atandı ve ardından Fahri Yaver Hazreti Şehriyari (Padişahın Onursal Yaveri) unvanı verildi. Mustafa Kemal Paşa, 20 Eylül 1918 tarihinde VI.Mehmet (Vahdettin)&#8217;in başyaveri Naci (Eldeniz) Bey&#8217;e bir telgraf çekerek Yıldırım Orduları Grubu&#8217;nun savaş gücünün kalmadığını bildirerek mütareke istemesini önerdi. Ayrıca yeni hükümette kendisinin Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili olarak görevlendirilmesini istedi. Ardından 6 Ekim&#8217;de 7. Ordu komutanlığından istifa etti.</p>
<p>19 Eylül 1918&#8242;de Allenby komutasındaki İtilaf kuvvetleri genel taarruza geçerek üç ordudan oluşan Yıldırım Orduları Grubu&#8217;nu ağır bir hezimete uğrattılar. 1 Ekim&#8217;de Şam, 25 Ekim&#8217;de Halep düştü.</p>
<p>30 Ekim 1918&#8242;de Mondros Mütarekesi imzalandı ve ertesi gün öğle vaktinde yürürlüğe girdi. Mondros Mütarekenamesi 19. maddesi gereğince, Yıldırım Orduları Grubu kumandanı olan Otto Liman von Sanders Paşa&#8217;nın görevden alınması üzerine Mustafa Kemal Paşa bu göreve getirildi. Ancak 7 Kasım&#8217;da Yıldırım Orduları Grubu ile 7.Ordu lağvedildi.</p>
<p>10 Kasım 1918 tarihinde Yıldırım Kıt&#8217;alarının komutasını 2.Ordu Komutanı Nihat Paşa&#8217;ya bırakarak Adana&#8217;dan İstanbul&#8217;a hareket etti ve 13 Kasım&#8217;da İstanbul&#8217;a Haydarpaşa Garı&#8217;na ulaştı. Haydarpaşa&#8217;dan İstanbul&#8217;a geçerken boğaza demirli düşman savaş gemilerini gördüğünde ünlü &#8220;Geldikleri gibi giderler&#8221; sözünü söyledi. Fethi Bey (Okyar) ile birlikte Ahmet İzzet (Furgaç) Paşa yanlısı ve Ahmet Tevfik Paşa (Okday) karşıtı bir tavrı koyan Minber gazetesini çıkararak siyasi girişimlerde bulundu.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fataturkun-askerlik-yillari%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/ataturkun-askerlik-yillari/&amp;text=Atatürk&#8217;ün Askerlik Yılları&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/ataturkun-askerlik-yillari/&amp;t=Atatürk&#8217;ün Askerlik Yılları">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/ataturkun-askerlik-yillari/&amp;title=Atatürk&#8217;ün Askerlik Yılları&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fataturkun-askerlik-yillari%2F&name=buzlu.org&description=Atat%C3%BCrk%26%238217%3B%C3%BCn+Askerlik+Y%C4%B1llar%C4%B1" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/ataturkun-askerlik-yillari/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/ataturkun-askerlik-yillari/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/ataturkun-askerlik-yillari/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/ataturkun-askerlik-yillari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Çocukluk ve Gençlik Yılları</title>
		<link>http://www.buzlu.org/ataturkun-cocukluk-ve-genclik-yillari/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/ataturkun-cocukluk-ve-genclik-yillari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Nov 2011 10:18:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[ali rıza]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[babası]]></category>
		<category><![CDATA[biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[doğumu]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[kurucu]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[zübeyde hanım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5499</guid>
		<description><![CDATA[1839&#8242;da Kocacık&#8217;ta doğduğu sanılan babası Ali Rıza Efendi aslen Manastır&#8217;a bağlı Debre-i Bâlâ&#8217;dandır. Babasının ailesi 14-15. yüzyılda Anadolu&#8217;dan bölgeye göç etmiş olan Yörüklerdendir. Daha sonradan ailesi Selanik&#8217;e göç eden Ali Rıza Bey,burada gümrük memurluğu ve kereste ticareti yapıyordu. Ali Rıza Bey, 1871 yılında 1857 yılında Selanik&#8217;e yakın Langaza&#8217;da doğan Zübeyde Hanım&#8217;la evlenmişti. Mustafa Kemal Atatürk, [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/11/Atat%C3%BCrk%C3%BCn-Gen%C3%A7li%C4%9Fiyle-ilgili.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-5500" title="Atatürkün-Gençliğiyle-ilgili" src="http://www.buzlu.org/images/2011/11/Atat%C3%BCrk%C3%BCn-Gen%C3%A7li%C4%9Fiyle-ilgili.jpg" alt="" width="448" height="282" /></a></p>
<p>1839&#8242;da Kocacık&#8217;ta doğduğu sanılan babası Ali Rıza Efendi aslen Manastır&#8217;a bağlı Debre-i Bâlâ&#8217;dandır. Babasının ailesi 14-15. yüzyılda Anadolu&#8217;dan bölgeye göç etmiş olan Yörüklerdendir. Daha sonradan ailesi Selanik&#8217;e göç eden Ali Rıza Bey,burada gümrük memurluğu ve kereste ticareti yapıyordu. Ali Rıza Bey, 1871 yılında 1857 yılında Selanik&#8217;e yakın Langaza&#8217;da doğan Zübeyde Hanım&#8217;la evlenmişti.</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk, bu çiftin çocuğu olarak, Rumî 1296 olarak kayıtlı olmak ve günü belli olmamakla beraber 1881 yılında Selanik&#8217;te doğmuştur. Kendi doğum tarihini 19 Mayıs olarak ifade ve kabul etmiştir. Doğum Fatma, Ömer, Ahmet, Naciye, Fatma ve Makbule adlı beş kardeşi olsa da Mustafa ile birlikte sadece Makbule küçük yaşta ölmeden sağ kalabilmiştir.</p>
<p>Öğrenim çağına gelen Mustafa&#8217;nın hangi okula gideceği konusunda annesi ile babası arasında anlaşmazlık çıkmıştı. Annesi Mustafa&#8217;nın Hafız Mehmet Efendi&#8217;nin mahalle mektebine gitmesini istiyor, babası ise o dönemki yeni yöntemlerle eğitim yapan Mektebi Şemsi İbtidai&#8217;nde (Şemsi Efendi Mektebi) okumasını istiyordu. <span id="more-5499"></span></p>
<p>En sonunda önce mahalle mektebine başlayan Mustafa, birkaç gün sonra Şemsi Efendi Mektebi&#8217;ne geçti. 1888 yılında babasını kaybetti. Bir süre Rapla Çiftliği&#8217;nde dayısı Hüseyin&#8217;in yanında kalıp hafif çiftlik işleriyle uğraştıktan sonra Selanik&#8217;e dönüp okulunu bitirdi. Bu arada Zübeyde Hanım, Selanik&#8217;te gümrük memuru olan Ragıp Bey ile evlendi.</p>
<p>Şimdi müze olan Koca Kasım Paşa Mahallesi Islahhane Caddesi&#8217;ndeki ev 1870&#8242;te Rodoslu müderris Hacı Mehmed Vakfı tarafından yaptırılmış ve 1878&#8242;de yeni evlenen Ali Rıza Bey tarafından kiralanmıştır. Ancak o öldükten sonra Mustafa ve ailesi bu evden yanındaki 2 katlı, 3 odalı ve mutfaklı daha küçük eve taşınmışlardır.</p>
<p>Mustafa, Selânik Mülkiye Rüştiyesi&#8217;ne kaydoldu ve 1893 yılında Selânik Askerî Rüştiyesi&#8217;ne girdi. Bu okulda Matematik Öğretmeni Yüzbaşı Üsküplü Mustafa Sabri Bey ona anlamı mükemmellik, olgunluk olan &#8220;Kemal&#8221; adını verdi.Fransızca öğretmeni Yüzbaşı Nakiyüddin Bey (Yücekök), özgürlük düşüncesiyle genç Mustafa Kemal&#8217;in düşünce yapısını etkiledi.</p>
<p>Mustafa Kemal Kuleli Askerî İdadisi&#8217;ne girmeyi düşündüyse de ona ağabeylik yapan Selânikli subay Hasan Bey&#8217;in tavsiyesine uyarak Manastır Askerî İdadisi&#8217;ne kaydoldu. 1896-1899 yıllarında okuduğu Manastır Askerî İdadisi&#8217;nde tarih öğretmeni Kolağası Mehmet Tevfik Bey (Bilge), Mustafa Kemal Efendi&#8217;nin tarihe olan merakını güçlendirdi. Bu tarihte başlayan 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı&#8217;na gönüllü olarak katılmak istediyse de hem İdadi öğrencisi olduğu için, hem de 16 yaşında olduğundan dolayı cepheye gidememiştir. Bu okulu ikincilikle bitirdi.</p>
<p>13 Mart 1899&#8242;da İstanbul&#8217;da Mekteb-i Harbiye-i Şahane&#8217;ye girdi. Birinci sınıfı 27., ikinci sınıfı 11., üçüncü sınıfı 1902&#8242;de Mülazım bugünkü ismiyle Teğmen rütbesiyle 549 kişi arasından piyade sınıf sekizincisi (1317 &#8211; P.8) olarak bitirdi. Akabinde Erkan-ı Harbiye Mektebi&#8217;ne (Harp Akademisi) devam ederek 11 Ocak 1905&#8242;te Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fataturkun-cocukluk-ve-genclik-yillari%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/ataturkun-cocukluk-ve-genclik-yillari/&amp;text=Atatürk&#8217;ün Çocukluk ve Gençlik Yılları&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/ataturkun-cocukluk-ve-genclik-yillari/&amp;t=Atatürk&#8217;ün Çocukluk ve Gençlik Yılları">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/ataturkun-cocukluk-ve-genclik-yillari/&amp;title=Atatürk&#8217;ün Çocukluk ve Gençlik Yılları&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fataturkun-cocukluk-ve-genclik-yillari%2F&name=buzlu.org&description=Atat%C3%BCrk%26%238217%3B%C3%BCn+%C3%87ocukluk+ve+Gen%C3%A7lik+Y%C4%B1llar%C4%B1" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/ataturkun-cocukluk-ve-genclik-yillari/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/ataturkun-cocukluk-ve-genclik-yillari/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/ataturkun-cocukluk-ve-genclik-yillari/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/ataturkun-cocukluk-ve-genclik-yillari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal School Years (Atatürk&#8217;ün okul yılları ingilizce)</title>
		<link>http://www.buzlu.org/mustafa-kemal-school-years-ataturkun-okul-yillari-ingilizce/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/mustafa-kemal-school-years-ataturkun-okul-yillari-ingilizce/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Nov 2011 17:13:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[İngilizce Ödevler]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce ödev]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[nerde]]></category>
		<category><![CDATA[nerede]]></category>
		<category><![CDATA[okul yılları]]></category>
		<category><![CDATA[paşa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5491</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa started school while his father was still alive. Ali Rıza Bey&#8217;s desire was to send Mustafa to the newly-opened Şemsi Efendi school so that he would get a contemporary education although Zübeyde Hanım wanted him to attend a traditional school where mostly prayers and hymns were taught. This caused arguments inside the family and [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/08/atat%C3%BCrk.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-5371" title="atatürk" src="http://www.buzlu.org/images/2011/08/atat%C3%BCrk.jpg" alt="" width="289" height="385" /></a></p>
<p>Mustafa started school while his father was still alive. Ali Rıza Bey&#8217;s desire was to send Mustafa to the newly-opened Şemsi Efendi school so that he would get a contemporary education although Zübeyde Hanım wanted him to attend a traditional school where mostly prayers and hymns were taught. This caused arguments inside the family and eventually a concensus was reached.</p>
<p>Mustafa put on his brand new clothes , grabbed his embroidered bag with the Holy Koran inside and started the traditional school, following his mother&#8217;s wish, with a traditional ceremony accompanied with prayers and hymns. However, just a few days later, he changed his mind and started Şemsi Efendi school.</p>
<p>In this way, he managed to make both Zübeyde Hanım and Ali Rıza Bey happy. Mustafa Kemal had to be indebted to his father for it was him who opened his son&#8217;s path with modern and contemporary ideas. However, unfortunately Ali Rıza Bey would not be able to see the success of his son Mustafa &#8220;RISING OVER ANATOLIA LIKE THE SUN.&#8221;<span id="more-5491"></span></p>
<p>Ali Rıza Bey&#8217;s death in the November of 1893 due to apparent economical inconveniences made it impossible for the remaining family members to live in Salonika. Thus, Zübeyde Hanım went to Rapla farm by Langaza near Salonika where her mother Ayşe Hanım&#8217;s stepbrother Hüseyin Ağa was working as the steward. Hüseyin Ağa took good care of Zübeyde Hanım and the children but Mustafa did not want to stay in the farm for a long time.</p>
<p>A decision was made to return to Salonika where Mustafa began to attend a secondary civil servant school. However, things were not fine. One day, he was severely punished by his teacher &#8220;Kaymak Hafız Efendi&#8221; for he had quarreled with one of his classmates. He was also in a continuous disagreement with one of the other teachers &#8220;Copur Hafız Nuri Efendi&#8221;.</p>
<p>All these events drove him to extreme furiosity and made him quit the school. This event was one of the milestones in his life. He made the decision to choose his real place: the Military.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fmustafa-kemal-school-years-ataturkun-okul-yillari-ingilizce%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/mustafa-kemal-school-years-ataturkun-okul-yillari-ingilizce/&amp;text=Mustafa Kemal School Years (Atatürk&#8217;ün okul yılları ingilizce)&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/mustafa-kemal-school-years-ataturkun-okul-yillari-ingilizce/&amp;t=Mustafa Kemal School Years (Atatürk&#8217;ün okul yılları ingilizce)">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/mustafa-kemal-school-years-ataturkun-okul-yillari-ingilizce/&amp;title=Mustafa Kemal School Years (Atatürk&#8217;ün okul yılları ingilizce)&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fmustafa-kemal-school-years-ataturkun-okul-yillari-ingilizce%2F&name=buzlu.org&description=Mustafa+Kemal+School+Years+%28Atat%C3%BCrk%26%238217%3B%C3%BCn+okul+y%C4%B1llar%C4%B1+ingilizce%29" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/mustafa-kemal-school-years-ataturkun-okul-yillari-ingilizce/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/mustafa-kemal-school-years-ataturkun-okul-yillari-ingilizce/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/mustafa-kemal-school-years-ataturkun-okul-yillari-ingilizce/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/mustafa-kemal-school-years-ataturkun-okul-yillari-ingilizce/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün sözleri,vecizeleri</title>
		<link>http://www.buzlu.org/ataturkun-sozlerivecizeleri/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/ataturkun-sozlerivecizeleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Aug 2011 20:45:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[anlamlı sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[önder]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[konu]]></category>
		<category><![CDATA[lafları]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[ne demiş]]></category>
		<category><![CDATA[sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ulus]]></category>
		<category><![CDATA[vecizeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=5370</guid>
		<description><![CDATA[“Ben gerektiği zaman, en büyük armağanım olmak üzere, Türk ulusuna canımı vereceğim.” “Hayat mücadeleden ibarettir. Bundan dolayı hayatta yalnız iki şey vardır: Yenmek, yenilmek.” “Tarih olaylarının oluşu sırasında, bazen fizyolojik arızalar önemli rol oynar Doğaya, engel olur ya da yardım eder.” “İnsan daha başlangıçtayken sona erdiğini öne sürerse, dünyanın en derin dalgıları içine kendisini gömülmüş [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2011/08/atat%C3%BCrk.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-5371" title="atatürk" src="http://www.buzlu.org/images/2011/08/atat%C3%BCrk.jpg" alt="" width="289" height="385" /></a></p>
<p>“Ben gerektiği zaman, en büyük armağanım olmak üzere, Türk ulusuna canımı vereceğim.”</p>
<p>“Hayat mücadeleden ibarettir. Bundan dolayı hayatta yalnız iki şey vardır: Yenmek, yenilmek.”</p>
<p>“Tarih olaylarının oluşu sırasında, bazen fizyolojik arızalar önemli rol oynar Doğaya, engel olur ya da yardım eder.”</p>
<p>“İnsan daha başlangıçtayken sona erdiğini öne sürerse, dünyanın en derin dalgıları içine kendisini gömülmüş görür.”</p>
<p>“Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi yeterli değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi gerekir.”</p>
<p>“Ben bir işte nasıl başarılı olacağımı düşünmem. O işe neler engel olur diye düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı iş kendi kendine yürür.<span id="more-5370"></span></p>
<p>“Bu ulus, bu ülke yeni rejim üzerinde dünyanın en makul varlığı olacaktır. Ben bunu kendi gözümle görmeden ölmeyeceğim.”</p>
<p>“Sorumluluk yükü her şeyden, ölümden de ağırdır.”</p>
<p>“Benim başkalarından ayrı olduğuma dair bir yasa yoktur.”</p>
<p>“Beni görmek, herhalde yüzümü görmek değildir. Benim düşüncelerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve duyuyorsanız bu kafidir.”</p>
<p>DEVRİMCİLİĞİ VE DEVRİMLERİ</p>
<p>EĞİTİMDE DEVRİM</p>
<p>“Hiç bir zaman hatırımızdan çıkmasın ki Cumhuriyet sizde Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister. ”</p>
<p>“Bu yurdun sahibi ve topluluğumuzun temel öğesi köylüdür. İşte bu köylüdür ki bu güne dek eğitim ve öğretim nurundan yoksun bırakılmıştır. Bundan dolayı, bizim izleyeceğimiz ulusal eğitim siyasetinin temeli, önce var olan bilgisizliği gidermektir.”</p>
<p>“Eğitim ve öğretimde uygulayacağımız yöntem, bilgiyi insan için fazla bir süs, bir baskı aracı yahut uygar bir zevkten çok maddi yaşamda başarılı olmayı sağlayan pratik ve kullanmaya elverişli bir araç haline getirmektir. ”</p>
<p>“Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenlerden, eğiticiden yoksun bir ulus henüz ulus adını alma yeteneğini kazanamamıştır. Ona görüle gelen bir kütle denir, ulus denemez. Bir kütle ulus olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere muhtaçtır. Onlardır ki bir toplumu gerçek ulus haline koyarlar. ”</p>
<p>“Düşünce gelişmesine olduğu gibi, beden gelişmesine de önem vermek ve özellikle, ulusal karakteri derin tarihimizin esinlettiği yüksek derecelere çıkarmak gerekir.”</p>
<p>“Her çeşit spor çalışmalarını, Türk gençliğinin ulusal eğitiminin ana öğelerinden saymalıdır. ”</p>
<p>“Türk dilinin kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet örgütümüzün, dikkatli, ilgili olmasını isteriz.”</p>
<p>“Dil kurumu en güzel ve verimli bir iş olarak türlü bilimlere ait Türkçe terimleri saptamış ve böylece dilimiz yabancı dillerin etkisinden kurtulma yolunda esaslı adımını atmıştır. ”</p>
<p>“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen gerçek insanlığı şaşırtacak bir nitelik kazanabilir.”</p>
<p>DEVRİMCİLİĞİ VE DEVRİMLERİ</p>
<p>DEVRİM VE UYGARLIK</p>
<p>“Halk ile çok temasım vardır. O saf kütle bilemezsiniz ne denli yenilik yanlısıdır! ”</p>
<p>“Türk’leri yüzyıllardır izlediği hareket, sürekli bir yönde oldu: Biz, daima Doğudan Batıya yürüdük.”</p>
<p>“Bugüne dek kazandığımız başarılar, bizi ancak, ilerleme ve uygarlığa doğru yol açmıştır. Yoksa ilerleme ve uygarlığa henüz ulaştırmış değildir. Bize ve torunlarımıza düşen görev, bu yol üzerinde duralkamadan ilerlemektir. ”</p>
<p>“Dağları delen, göklerde uçan, moleküllerden yıldızlara kadar her şeyi gören, aydınlatan, inceleyen uygarlığın gücünün ve yüceliğinin karşısında Orta Çağ anlayışıyla, ilkel boş inanlara yürümeye çalışan uluslar mahvolmaya ya da hiç olmasa esir ve alçalmış olmaya mahkûmdurlar. Oysa ki Türkiye Cumhuriyeti halkı yenileşmiş ve gelişmiş bir kütle olarak sonsuz yaşamaya karar vermiş, esirlik zincirlerini ise tarihte görülmemiş hakramanlıklarla parça parça etmiştir. ”</p>
<p>ULUSUNA GÜVENİ</p>
<p>“Binim için en büyük korunma noktası ve yardım kaynağı ulusumun bağrıdır. ”</p>
<p>“Ben gerektiği zaman en büyük armağanım olmak üzere Türk ulusuna canımı vereceğim.”</p>
<p>“Ben 1919 yılı Mayıs ayı içinde Samsun’a çıktığım gün, elimde maddi hiçbir güç yoktu. Yalnız büyük Türk ulusunun soyluluğunda doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir güç vardı. İşte ben bu ulusal güce, bu Türk ulusuna güvenerek başladım.”</p>
<p>“Benim değersiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat, Türkiye Cumhuriyeti Sonsuza dek var olacaktır ve Türk ulusu güven ve mutluluğunu sağlayan ilkelerle uygarlık yolunda duraksamasız yürümeye devam edecektir. ”</p>
<p>“Giriştiğimiz bütün işlerde ulusumuzun yüksek yeteneği ve yüksek sağduyusu başlıca kılavuzumuz ve başarı kaynağımız olmuştur. ”</p>
<p>“Ben ve benim gibi sevdiğinize kuşku olmayan arkadaşlarla beraber vicdanımıza düşen görevi yaptık. Bu konuda bize cesaret veren siz ve sizi meydana getiren büyük yürekli analarınız, babalarınız ve bu ulustur. ”</p>
<p>“Önemli bir görevin yapılmasında benden önce girişimci ulus olmuştur. Benim şu ya da bu nedenle geciktirdiğim önemli görevi ulus bana hatırlatmış ve yaptırmıştır. Bunu ulusun ortak ruhundaki yücelik ve olgunluğa parlak bir örnek olarak belirtmeliyim.”
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fataturkun-sozlerivecizeleri%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/ataturkun-sozlerivecizeleri/&amp;text=Atatürk&#8217;ün sözleri,vecizeleri&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/ataturkun-sozlerivecizeleri/&amp;t=Atatürk&#8217;ün sözleri,vecizeleri">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/ataturkun-sozlerivecizeleri/&amp;title=Atatürk&#8217;ün sözleri,vecizeleri&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fataturkun-sozlerivecizeleri%2F&name=buzlu.org&description=Atat%C3%BCrk%26%238217%3B%C3%BCn+s%C3%B6zleri%2Cvecizeleri" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/ataturkun-sozlerivecizeleri/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/ataturkun-sozlerivecizeleri/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/ataturkun-sozlerivecizeleri/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/ataturkun-sozlerivecizeleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lozan barış antlaşması</title>
		<link>http://www.buzlu.org/lozan-baris-antlasmasi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/lozan-baris-antlasmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Nov 2010 11:15:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[azınlıklar meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[büyük millet meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[boğazlar]]></category>
		<category><![CDATA[ismet inönü]]></category>
		<category><![CDATA[kimler]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan barış antlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Musul Meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[nezaman]]></category>
		<category><![CDATA[sınırlar]]></category>
		<category><![CDATA[tarafından]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[yaptırımlar]]></category>
		<category><![CDATA[şartlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4979</guid>
		<description><![CDATA[LOZAN  BARIŞ  ANTLAŞMASI Kurtuluş savaşını başarıya ulaştıran Mustafa Kemal Paşanın başında bulunduğu T.B.M.M. hükümetiyle İtilaf devletleri arasında önce Mudanya mütarekesi imzalandı ( 11 Ekim 1922 ). Buna göre, kısa bir süre sonra, barış yapılması gerekliydi. İtilaf devletleri, barış görüşmelerine T.B.M.M. hükümetiyle Osmanlı hükümetini davet ettiler. Bu durum T.B.M.M. hükümeti tarafından olumlu karşılanmadı. Yapılan toplantıda Ankara [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_4980" class="wp-caption aligncenter" style="width: 370px"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/11/lozan-antlasmasinin-gazete-haberi.gif"><img class="size-full wp-image-4980" title="lozan-antlasmasinin-gazete-haberi" src="http://www.buzlu.org/images/2010/11/lozan-antlasmasinin-gazete-haberi.gif" alt="" width="360" height="492" /></a><p class="wp-caption-text">Lozan Antlaşma’sının Gazete Haberi</p></div>
<p>LOZAN  BARIŞ  ANTLAŞMASI</p>
<p>Kurtuluş savaşını başarıya ulaştıran Mustafa Kemal Paşanın başında bulunduğu T.B.M.M. hükümetiyle İtilaf devletleri arasında önce Mudanya mütarekesi imzalandı ( 11 Ekim 1922 ). Buna göre, kısa bir süre sonra, barış yapılması gerekliydi. İtilaf devletleri, barış görüşmelerine T.B.M.M. hükümetiyle Osmanlı hükümetini davet ettiler. Bu durum T.B.M.M. hükümeti tarafından olumlu karşılanmadı. Yapılan toplantıda Ankara hükümeti, Osmanlı hükümetiyle ilişkisi bulunmadığını ve Türkiye’yi yalnız Ankara hükümetinin temsil edebileceğini, aksi halde toplantıya katılmayacağını İtilaf  hükümetlerine bildirdi. Bu sırada İngiltere’de savaş taraflısı  Lloyd George  kabinesi düştü.</p>
<p>Yerine barış taraflısı Bonarlow kabinesi geçti. Kabinede Dışişleri bakanlığı görevi Lord Curzon’a verildi. Curzon, barış görüşmelerinin hemen başlatılması için, diğer devletlerle ilişki kurarak, çalışmalara başlamıştı. Fransa, İtalya ve Yunanistan görüşmelere hemen başlama kararı aldılar. T.B.M.M. Hükümetinin uyarmasını da dikkate alan bu devletler, Lozan konferansına yalnız Ankara hükümetinin katılmasında bir sakınca görmediklerini Lord Curzon’a bildirdiler. Lord Curzon da durumu Ankara’ya yazdı.</p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti çağrıya olumlu cevap verdi ve Ankara’da  Lozan’a gidecek heyet seçildi.Heyete İsmet Paşanın ( İsmet İnönü ) başkanlık etmesi kararlaştırıldı. Dr. Rıza Nur ve Hasan Saka’dan gayrı müşavir olarak heyete, Münir Ertegün, Muhtar Çilli, Veli Saltık, Zülfü Tiğrel, Zekai Apaydın, Celal Bayar, Şefik Başman, Seniyettin Başak, Şevket Doğruer, Tevfik Bıyıklıoğlu, Tahir Taner, Nusret Metya, Hikmet Bayur, Zühtü İnhan, Fuat Ağralı, Mustafa Şeref Özkan, Şükrü Kaya, Hamit Hasancan, Ruşen Eşref Ünaydın ve Yahya Kemal Beyatlı Beyler de alındı. Konferansa katılan Türk gazetecileri;Ahmet Cevdet, Ahmet Şükrü Esmer, Hüseyin Cahit Yalçın,  Velit Ebüzziya,  Kerami  Kurtbay, Mecdi  Sayman, Kemal Salih  Sel, Asım Us, Ahmet Hidayet  Reel Beylerdi.<span id="more-4979"></span></p>
<p>Türk Murahhas heyeti Lozan’a gitmek üzere Ankara’dan 4 Kasım 1922’de törenle uğurlandı. Konferansın açılış tarihi olarak önce 13 Kasım kararlaştırılmıştı. Ama bu arada müttefikler birtakım tertiplere başvurdular; nitekim Türk heyeti Lozan istasyonunda, devlet ileri gelenleri tarafından bilhassa karşılanmadı. İnönü bu durumdan yararlandı ve Fransa başbakanı ve dışişleri bakanı Poincare’nin özel davetini kabul ederek Paris’e gitti, onunla konuştu.</p>
<p>Bu görüşme İngilizleri etkileyecekti. Fransız basınında Türkler için yararlı yayınlar yapıldı. Konferans ancak 20 Kasım saat 3:30 ‘da Mont Benon gazinosu salonunda açıldı. Müttefikler bu konferansı “ Şark İşleri Konferansı “ olarak adlandırdılar. Onlara göre bu, 1914’ten beri doğunun huzurunu bozan savaşlara kesin olarak son vermek ve karşılıklı anlaşmaya varmak üzere toplanan bir konferanstı. Bu sebeple Lozan’daki görüşmeler sırasında  İsmet Paşa, Osmanlı hükümetiyle ilgili bütün meselelerle uğraşmak zorunda kaldı. Mustafa Kemal Paşa bu durumu, Nutuk’ta “  Lozan sulh masasında bahse mevzu olan meseleler üç, dört yıllık yeni bir devreye münhasır kalmıyordu. Konferansta, yüzyıllık hesaplar görülüyordu. Bu kadar eski, bu kadar karışık, bu kadar mülevves hesapların içinden çıkmak, elbette o kadar basit ve kolay değildi “ diye belirtir ve İsmet Paşanın karşılaştığı güçlükleri anlatır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Konferans İsviçre Konfederasyonu başkanının bir konuşmasıyla açıldı. İsmet Paşa bu ilk toplantıda salona Lord Curzon ile birlikte girdi ;  konferansa Lord Curzon başkanlık edecekti. İsviçre başkanı nutkunu “ Yeryüzündeki iyi niyetli insanlara selam “ söyleriyle bitirdi. Açılış töreninde İtalya başbakanı Mussolini ve Fransa başbakanı Poincare de bulunuyordu. İsviçre Konfederasyonu başkanından sonra Lord Curzon bir konuşma yaparak “ Eğer delegelerin hepsi aynı uzlaştırıcı ruhla çalışırlarsa, masaya gelecek her meseleyi çözmek ve barış yapmak isteğini duyarlarsa, amaca ulaşmak kolaylaşacaktır “ dedi. Bu konuşmadan sonra kendisinin, taraflardan biri olduğunu düşünerek İsmet Paşa söz istedi ve konuşmasında Türkiye’nin uğradığı haksızlıkları saydı.</p>
<p>Anadolu’daki tahribatı, yapılan mezalimi, halkın çektiği acıları anlattı. Konferansa bir ricacı olarak gelmediğini de tekrarladı. Asıl görüşmeler, 21 Kasım’da saat 11:00’de , Chateau d’Uhy otelinin büyük salonunda başladı. Oturumun başkanı Lord Curzon idi. Konuşmalar sert bir hava içinde başladı. İsmet Paşa, komisyonlardan birinin başkanlığının Türklere bırakılmasını, genel sekreterliğe bir Türk yardımcının verilmesini ve Türk delegeleri sayısının ikiden üçe çıkarılmasını teklif etti.</p>
<p>Bu tekliflerin hepsi karşı tarafça reddedildi. Yalnız Boğazlar meselesi konuşulurken bu konuşmalara Karadeniz’de kıyıları olan devletlerin temsilcilerinin çağrılması teklifi olumlu karşılandı. Konuşmaların bu kısmına Sovyetler Birliği ile Romanya ve Bulgaristan temsilcileri de katıldı. İsmet Paşa bütün oturumlar boyunca  Fransızca konuştu. Konferansta önce üç ana komisyon kuruldu.  Bunların sayısı gerekirse artırılacak yahut alt komisyonlar seçilecekti.</p>
<p>Ana komisyonlar:<br />
1-Topraklara, askerliğe ve Boğazlar’a ait işler komisyonu.<br />
2-Ekalliyetler ( azınlıklar ) komisyonu.<br />
3-Mali, iktisadi ve hukuki işler komisyonuydu.</p>
<p>Bunun dışında alt komisyonlar da kuruldu. Lozan’da karşılaşılan ilk çetin mesele Batı Trakya meselesi oldu.Bu topraklar son elli yıl içinde,Türkler,Bulgarlar,Yunanlılar arasında çeşitli bölünmelerle el değiştirmiş ve bu konuda yapılan her incelemede , o andaki duruma göre verilen istatistikler ayrı sonuçlar doğurmuştu. Lozan konferansına gidildiği zaman, Batı Trakya’da Türk nüfusu, diğer nüfusa nazaran çoğunluktaydı. Türk kuvvetleri bir taraftan Meriç hattına ilerlerken öte yandan bazı milis teşkilatçıları Batı Trakya’da mahalli teşebbüslere girişmişler, bir müslüman hükümet kurmayı bile tasarlamışlardı. Ankara’nın barış istemesi üstüne, Batı Trakya’da Yunanistan’dan geri alınacak topraklar meselesiyle ilgili çalışmalara yer verilmedi. Çünkü Türkiye, Batı Trakya’yı Birinci Dünya savaşından önce elden çıkarmıştı. Bu durum, birtakım antlaşmalara dayanıyordu. Batı Trakya, saldırıya uğrayan ve Yunanlılar tarafından zorla işgal edilen Türk topraklarına benzer durumda değildi. Milli misak sınırları içinde de bulunmuyordu. Fakat ortada bir Karaağaç meselesi vardı ve burası, Edirne’nin bir mahallesiydi. Yunanlılar Edirne’yi işgalleri sırasında Karaağaç’ı ele geçirmişlerdi; Mudanya antlaşması, Meriç nehrine kadar Türk topraklarının Türklere geri verilmesini kabul ettiği halde, Meriç’in batı kıyısına düşen ve Edirne’nin bir mahallesi durumunda olan Karaağaç meselesini barış konferansına bırakmıştı.</p>
<p>Konferansta Yunanlılar bu konu üstünde direndiler. Boğazlar, azınlıklar ve diğer meseleler üstünde de olumlu ilerlemeler olmadı. Konferansın açılışı üstünden bir ay geçti. Ele alınan meselelerin çözümü konusunda, her iki taraf da görüşünü değiştirmedi. İsmet Paşa bu hava içinde, Ankara’ya durumu bildirmek ve konuyu daha yakından görüşebilmek için heyetten Hasan Saka Bey’i memlekete gönderdi. Hasan Bey, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde Türklerin Lozan’daki tutumunu ve diğer devletlerin öne sürdüğü meseleleri bütün açıklığıyla anlattı. Bir kısım konuşmacılar silaha sarılmaktan ve meseleleri silah gücüyle çözümlemekten söz ettiler. Hasan  Bey’in mecliste verdiği bilgilere göre birinci komisyonun ele aldığı meseleler şunlardı :</p>
<p>a ) Boğazlar Meselesi : Türk tezine göre : Karadeniz ve Çanakkale Boğazları Türkiye’nin hakimiyeti altındaki topraklar üzerinde ve Milli misak sınırları içindedir. İstanbul ve Marmara’nın güvenliği için Boğazlar, Türk hakimiyeti altında olmalıdır. Türkiye, bu ilkeler kabul edildikten sonra  Boğazlar’ın milletlerarası ulaştırmaya açılması konusunda ilgililerle birlikte karar alabilir. Sovyetler Birliği dışişleri bakanı Çiçerin, Türk tezini destekledi ve bu tutum Türkiye için faydalı oldu. Nitekim görüşmeler, Boğazlar hukuku hakkında Türkiye’nin sunduğu tez üstünde devam etti.</p>
<p>b )  Azınlıklar Meselesi :   Anadolu’daki zafer, Anadolu Rumluğuna ve Anadolu’daki Ortodoks kilisesine son verdi. Kaçan Yunan ordusuyla birlikte Yunan adalarına Rum göçmen akını başladı. Bunların sayısı yaklaşık olarak 263000’i bulduğu gibi, Yunanlıların “ pontus “ dedikleri Karadeniz kıyılarındaki Rumlar da, aynı şekilde çekildiler. Antlaşmaya göre yapılacak “ mübadele “ sonunda, Anadolu ve Doğu Trakya’da Rum kalmayacaktı. Türkiye’deki azınlıkların hakları Avrupa’da imzalanan antlaşmalar çerçevesi içinde Türkiye hükümeti tarafından korunacaktı. Türkiye’ye komşu ülkelerdeki Türk azınlıklarının hakları da aynı antlaşma hükümlerine bağlıydı. Bu görüş İstanbul’da kalacak Rumlarla, Batı Trakya’da kalacak Türkler meselesini ortaya çıkardı. Hıristiyan heyetlere göre eski Bizans’ın son hatırası olan patrikhane yüzünden tartışmalar uzadı.</p>
<p>c )  Musul Meselesi :  Musul vilayeti bakımsız, yıkılmış, fakat taşıdığı petrol rezervleriyle daima ilgi çeken bir bölgeydi. Bu yüzden Irak ve Musul vilayetlerini İngilizler, kendilerine verilecek bir toprak sanıyorlardı. Sevr antlaşmasıyla Güneydoğu Anadolu’da kurulması kararlaştırılan Kürdistan için Musul’un ellerinde bulunmasını ve bu yolla İngiliz ordusunun bu bölgede yerleşmesini gerekli görüyorlardı. Mütareke imzalandığı zaman ( 30 &#8211; 31 Ekim 1918 ), Musul şehri  ve yöresi İngilizlerin elinde değildi. İngilizler Musul’u mütarekeden sonra ele geçirdiler ve Irak’ta bir kukla hükümet kurarak bir hükümetle bazı antlaşmalar yaptılar.</p>
<p>Bu konudaki Türk tezi şuydu :<br />
•Musul vilayetinde çoğunluk Türktür.<br />
•Coğrafi ve siyasi bakımdan bu vilayet, Anadolu’nun ayrılmaz parçasıdır.<br />
•Türkiye’nin bir parçası olan bu topraklar hakkında İngiltere’nin imzaladığı antlaşmalar yersizdir.<br />
• Musul vilayeti, İngilizler tarafından mütarekeden sonra işgal edilmiştir. Bu sebeple, aynı durumda olan öteki Türk toprakları gibi, anavatan verilmelidir.</p>
<p>Lord Curzon bu görüş ve isteklere karşı çıktı. Fransız ve İtalyan temsilcileri de onu desteklediler. Bu topraklar konusunda, gelecekte kurulması düşünülen bir kurulda ele alınması görüşü ortaya atıldı. İsmet Paşa bu görüşe karşı direndi ve “ Dünyada hiç kimse, Musul meselesinden dolayı sulhun tehdit edilmesini istemez “ diyerek meseleye barışçı bir çözüm yolu aradı. Fakat İngiltere de görüşünde direnerek ortada bir savaş tehlikesi olduğunu ve Milletler Cemiyeti misakının II. maddesine göre İngiltere’nin bu meseleyi çözümleyecek güçte bulunduğunu ileri sürdü. İsmet Paşa, dünya kamuoyunun bu konuda Türk davasına destek olacağı inancını belirtti. Musul meselesi, Milletler Cemiyeti’nin araştırma ve hakemliğine bırakıldı. Milletler Cemiyeti, Türk görüşünü benimsemedi. İkinci komisyon, Türkiye’deki yabancıların hakları meselesiyle uğraştı. Kapitülasyonlar meselesi de yalnız Lozan görüşmelerinin değil, Türk Milli mücadelesinin de ana konularından biriydi.</p>
<p>Kapitülasyonla eski Osmanlı İmparatorluğuyla batılılar arasında yapılmış birtakım antlaşmalardı. Bunlar, Osmanlı Devleti güçten düştükçe, Türkiye’nin yarı sömürgeliğini kanunlaştıran bir nitelik kazanmıştı. Lozan konferansında  karşı taraf  bu şartları sürdürmek istedi. Kapitülasyonların en önemli noktası gümrük tarifeleriydi. Türkiye gümrüklerinde gerekli gördüğü tarifeleri uygulayamayacaktı. Bu durum, ülkede sanayinin gelişmesini, iktisadi kalkınma ve hakimiyeti sağlayıcı ve koruyucu tedbirlerin alınmasını önlüyordu. Ayrıca devletin yargı bağımsızlığına, ulaştırma haklarına engel oluyordu. Konferansta Türk tezi, kapitülasyonların kesin olarak kaldırılması yönündeydi.</p>
<p>Karşı taraf adına Lord Curzon, kapitülasyonları : “  Türkiye’nin ticaret ve servet kaynaklarının geliştirilmesi için yabancılara verilmiş garantiler “ sayıyordu. İsmet Paşa’nın karşılığı ise kesindi: “ Yabancıların Türkiye’deki durumu, mütakil ve kendi mukadderatına sahip medeni milletlerin kanunlarına benzer kanunlarla garanti edilmiştir. ”  Bu konuda  Türk heyeti, yabancı hukukçuların danışmanlıklarından da faydalandılar. Yabancı kaynaklardan örnekler derlendi. İsmet Paşa’nın savunduğu Türk görüşü “ Kapitülasyonların, iki taraflı mukavelelerden ibaret bulunduğunu ve ebediyen feshi mümkün olmadığını kabul etmek, elbette ki haksızlık olur. Müddetleri belli olmayan muahedeler “ Rebus Sic Stantibus  ( değişin şartlara göre antlaşma yenilenir ) kaydına uyar “  Bu kayıt, “ bir antlaşmanın yapılmasını gerektiren durumlarda değişiklik olunca ve antlaşmanın iki tarafın isteğiyle değiştirilmesi mümkün olmayınca, taraflardan yalnız biri, o antlaşmayı kaldırabilir. “ şeklinde belirtildi. Konferansın havası gittikçe sertleşti. Konferans yönetmenliğine göre ( madde 5 ) kurulan Mali ve İktisadi Meseleler komisyonuna Fransız delegesi Baver başkanlık etti. En önemli konu “ Düyuni Umumiye “ denilen Osmanlı borçlarıydı.</p>
<p>Gerçekte bu borçlarla yeni Türkiye’nin ilgisi yoktu. İsmet Paşa, Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetinin eski Osmanlı İmparatorluğunun borçlarının kendine düşecek payı ödemeyi kabul ettiğini belirterek “ işgal ettiği vilayetleri harabeye çeviren Yunanlıların verdikleri her türlü hasarın da tazmin edilmesini “ istedi. İşgal masrafları üstünde de söz alan İsmet Paşa, görüşünü, “ Adalet ve hakkaniyet, Türkiye’den askeri işgal masraflarının istenilmesi şöyle dursun, bu işgallerin ona verdiği hasarların tazmin edilmesini icap ettirir ”  şeklinde açıkladı. Yunan başbakanı Venizelos’un konuşması üstünde tartışmalar uzadı. Osmanlı borçları üstünde de kesin bir sonuç alınamadı. Komisyonlar 28 Ocak’ta raporlarını hazırladılar. Fakat önemli konuların hiçbiri çözümlenemedi ve ana konularda görüş birliğine varılamadı. 31 Ocak’ta her üç komisyon kendi aralarında toplanarak, Türk murahhas heyetine, kendi görüşlerine göre bir antlaşma tasarısı verdiler. 4 Şubat’ta imzalanması istenen bu antlaşma tasarısını Türk heyetinin 4 gün içinde inceleyerek cevaplandırılması gerekiyordu. Müttefiklerin verdiği barış antlaşması tasarısı İsmet Paşa tarafından kabul edilmedi.</p>
<p>Bu antlaşmanın kabul edilmesi, Türk İstiklal Savaşı’nın sonuçlarını ülke aleyhine kötüye kullanmak demekti, kabul etmemek ise savaşı yeniden başlatacaktı. Bu hava içinde toplantı ertelendi. Türk heyeti Türkiye’ye döndü ( 7 Şubat 1923 ). Lozan görüşmeleriyle  ilgili konuşmalar, Millet Meclisi’nde çok sert tartışmalardan sonra 6 Mart 1923’te bitirildi. Bu sırada İsmet Paşa Hariciye vekilliğine getirildi. İtalyan delegesi Montangna’nın toplantıda bulduğu bir çözüm üstünde duran İsmet Paşa, yüz sayfalık tasarıya on beş sayfalık bir cevabi nota hazırladı, İngiltere, Fransa ve İtalya’ya gönderdi (  8 Mart  ). Bu notaya göre, birinci toplantı, Türkiye’ye barış şartları zorla kabul ettirilmek istendiği için sonuç vermemişti. Ayrıca yeni tasarıda, Lozan’da Türk heyeti tarafından kabul edilen bütün şartlar gösterildi. Adı geçen devletler bir notayla cevap verdiler ( 28 Mart ). İsmet Paşa bunu yine bir notayla cevaplandırdı ( 7 Nisan ). Notada Lozan Konferansının 23 Nisanda yeniden toplanması istendi. Bütün devletler bu yazıya olumlu yanıt verdiler. Bunun üzerine İsmet Paşa eski yardımcılarından bir kısmını yanına alarak 21 Nisanda  Lozan’a gitti.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Lozan’da toplantı öncesi hava çok iyi değildi. İngiltere ve Fransa, başdelegesini değiştirdiler. Curzon’un yerine önceki tarihlerde Türkiye’de sefirlik yapan Horace George Montauge Rumbold, Fransız Bompard’ın yerine de, İzmir’de Gazi Mustafa Kemal Paşayla görüşen ve Mudanya’da bulunan general Maurice Pelle seçildi. İtalya ise Garroni’nin görevlerini Montangna’ya verdi. Ayrıca heyete şu devletlerin temsilcileri de katıldı: Japonya, Kertaro Otehiai; Yunanistan, M.E.K. Venizelos, M.D. Kaklamanos; Romanya, Constantin Diamandy, Constantin Kontzerseo; S.S.C.B., M. Nikolav İvanoviç Yardanskiy;  Bulgaristan, M. Dimitr Stankov, M. Fernand Peltsen; Portekiz, M. Batholomeu Ferraria.</p>
<p>Konferans 23 Nisan pazartesi günü aynı yerde, Chateau d’Ouchy  otelinde açıldı ve 24 Temmuz 1923’e kadar sürdü. Yapılan görüşmelerde Fransızlar, İsmet Paşadan bir şeyler koparabilmek için çalıştılar. Fakat Ankara, İstanbul hükümetinin yaptığı antlaşmaların hiçbirini tanımadığını 7 Haziran 1923’te kanunlaştırarak ilan etti. Anlaşmaya varılamayan bazı meselelerin çözümü ileride yapılacak görüşmelere bırakıldı. Musul meselesi bunlardan biriydi. Bütün komisyonların çalışmaları tamamlanınca, temmuz ortalarında konferans sona erdi. İsmet Paşa, konferans çalışmaları bu safhaya gelince Ankara’dan imza yetkisi istedi. Fakat Rauf Orbay’ın başında bulunduğu Türk hükümeti uzun süre Lozan’a imza yetkisini göndermedi.</p>
<p>Bunun üzerine İsmet Paşa 18 Temmuz’da gönderdiği bir telgrafla Mustafa Kemal Paşaya durumu  şöyle açıkladı : “Eğer hükümet kabul ettiğiniz şeyin katiyen reddini düşünüyorsa bunu bizim yapmaklığımızın imkanı yoktur. Düşüne düşüne benim bulduğum yol, İstanbul’daki yabancı yüksek kimselere tebligat yapmak, imza salahiyetini almaktır. Bu hal, gerçi bizim için dünya yüzünde görülmemiş bir skandal olur. Fakat vatanın yüksek menfaatleri şahsi düşüncelerin üstünde olduğundan, milli hükümet, kanaatini tatbik eder. Hükümetten teşekkür beklemiyoruz. İşlerimizin muhasebesi, millete ve tarihe bırakılmıştır “ .</p>
<p>Hükümet, Lozan Antlaşmasının imza edilmesi emrini vererek, antlaşmanın sorumluluğunu kabul etmekten kaçınıyordu. Bununla birlikte  Mustafa Kemal Paşaya, İsmet Paşaya ve Lozan’da varılan sonuca karşı kesin cephe alamadılar. Bundan dolayı Mustafa Kemal Paşa, hükümetin vermesi gereken yetkiyi kendi verdi. Mustafa Kemal Paşa’nın İsmet Paşa’ya çektiği telgrafta şöyle deniliyordu: “ Lozan’da İsmet Paşa Hazretlerine; 18 Temmuz 1923 tarihli telgrafnamenizi aldım. Hiç kimsede tereddüt yoktur. Kazandığınız başarıyı en sıcak ve samimi duygularımızla tebrik ederek, usulen imza edildiğinin bildirilmesini bekliyoruz  kardeşim. Türkiye Büyük Millet Meclisi reisi Başkumandan Mustafa Kemal “.</p>
<p>Telgrafı alan İsmet Paşa, Mustafa Kemal Paşaya şu karşılığı verdi : “ Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine : Her dar zamanımızda hızır gibi yetişirsin. Dört beş gündür çektiğim azabı tasavvur et. Büyük işler yapmış, yaptırmış bir adamsın, sana bağlılığım bir kat daha artmıştır. Gözlerinden öperim, pek sevgili aziz kardeşim “ ( 20 Temmuz 1923 ) .<br />
Lozan Üniversitesi salonunda bütün devletlerin  temsilcileri, yorucu bir çalışma sonucu ortaya çıkan antlaşmayı bir törenle imzaladılar ( 24 Temmuz 1923 ). Bu antlaşmayla Türkiye, çağdaş devletler arasındaki hukuki yerini aldığı gibi yeni Türk devleti de Avrupalılar tarafından tanındı.Antlaşma, Ağustos 1923’te T.B.M.M.’de görüşüldü. İskenderun sancağının ve Trakya’da bir kısım toprakların sınır dışında bırakılması eleştirildi. 227 üyeden 213’ünün oyuyla, antlaşma 23 Ağustos’ta onaylandı.<br />
Lozan’da görüşülen ve çözümlenen ana konular şunlardır :</p>
<p>I. Sınırlar :</p>
<p>A. Türk – Bulgar Sınırı :<br />
İstanbul, Neuilly ve Sevr antlaşmalarıyla belirlenen sınır, Lozan’da da olduğu gibi kabul edildi.  Türkiye – Bulgaristan sınırı, Karadeniz kıyısındaki Regve deresi ağzından başlar. Sınır aynı derenin telvey hattını izleyerek 40 km kadar akış yukarı ilerler, İncesırt köyünün kuzeyinde akarsu yatağını terk eder. Kuzeybatıya doğru yönelir. 713 m yüksekliğindeki Kartaltepe’nin doruk noktasından geçer.</p>
<p>Aynı yönde Istıranca dağlarının kuzey eteklerinde 500 m eş yükselti eğrisi üstünden ilerleyerek Ahlatlı köyünü Türkiye’ye bırakır. Buradan itibaren gene sınır bölümü çizgisini esas alarak batıya doğru ilerler. Bucakkule tepesi ve Büyükyayla tepeleri üstünden geçer. Hamzabeyli ve Uzunbayır köylerini Türkiye’de bırakarak Tunca nehrine ulaşır. Daha sonra 10 km uzunlukta Tunca nehrinin telveyini takip ederek  güneye doğru ilerler.Çömlek köyün batısında Tunca’yı terk eder. Önce 20 km kadar batıya döner, Üsküdar Köyünü Bulgaristan’da bırakır. Doğanca köyünü de Türkiye’de bırakarak Meriç nehrine ulaşır. Burada Türkiye – Yunanistan sınırına varılır.</p>
<p>B. Türk – Yunan Sınırı :<br />
Bulgar sınırından Arda ve Meriç nehirlerinin birleştiği noktaya kadar Meriç mecrası,  Arda mansabına doğru bu ırmak üzerinde ve Çörek köyünün yakınında olmak üzere arazi üzerinde tayin edilecek bir noktaya kadar Arda mecrası, oradan güneydoğu doğrultusunda Bosna köyünün 1 km mansap yönünde Meriç üzerinde bulunan bir noktaya kadar Bosna köyünü Türkiye’de bırakan bir hattır.<br />
Deniz sınırları ise İmroz, Bozcaada ve Tavşan adaları Türkiye’de kalacak ve diğer adalar askersiz bölge durumuna getirilecektir. Karasuları üç mil olacaktır.</p>
<p>C. Türkiye – Suriye Sınır :<br />
Bu sınır Ankara itilafnamesindeki gibi ayrıldı. Buna göre sınır, İskenderun Körfezi üzerinde, Payas mevkiinin hemen güneyinde tespit edilecek bir noktadan başlayacak ve Meydan-ı Ekbez’e doğru gidecekti. Oradan Marsuus mevkiini Suriye’de ve  Karnaba mevkii ile Kilis şehrini Türkiye’de bırakarak güneydoğuya doğru inecek.Sonra Bağdat demiryolunu izleyecek ve demiryolunun platformu Nusaybin’e kadar Türk toprakları üzerinde kalacaktı. Nusaybin ile Cezire-i İbni Ömer ( bugün Cizre ) arasındaki eski yoldan Dicle’ye ulaşacaktı. Nusaybin ve Cezire-i İbni Ömer mevkileriyle yol Türkiye’ye kalacaktır. Bu yoldan yararlanma konusunda iki ülke aynı haklara sahiptir.Çobanbey ile Nusaybin arasındaki demiryolu Türkiye’ye bırakılacak ve ayrıca Osman Gazinin büyükbabası  Süleyman Şah’ın Caber kalesinde bulunduğu kabul edilen mezarı Türkiye’nin malı  olacak, Türkiye orada muhafızlar ve Türk bayrağı bulundurabilecektir.</p>
<p>D. Türkiye – Irak Sınırı :<br />
Bu sınır tespiti daha sonra Türkiye ve İngiltere arasında yapılacak ve antlaşmayla kararlaştırılacaktır.</p>
<p>II. Türkiye ve Yunanistan Arasındaki Diğer Meseleler :<br />
A &#8211; İstanbul’daki Rumlar ile Batı Trakya’daki Türkler dışında, Türkiye’deki Rumlarla, Yunanistan’daki Türkler değiştirilecektir.<br />
B  -  Yunanistan savaş tazminatı olarak Karaağaç’ı Türkiye’ye verecektir.</p>
<p>III. Boğazlar Meselesi :<br />
Lozan Boğazlar sözleşmesinde kabul edilen çözüme göre: Ticaret gemileri, gerek barış, gerek Türkiye’nin taraf olmadığı savaşlarda Boğazlar’dan serbestçe geçebilecek; Karadeniz’e çıkabilecek savaş gemileri ise sayı ve tonaj bakımından sınırlandırılacak; savaş zamanında Türkiye’nin taraf olması halindeyse Boğazlar’dan ancak tarafsız devletlerin savaş gemileri geçebilecek; Boğazlar bölgesi askersizleştirilecek ve Boğazlar’dan geçişi denetlemek üzere akit devletlerin temsilcilerinden kurulu bir Boğazlar komisyonu kurulacaktır.<br />
Lozan’da kabul edilen Boğazlar rejimi 1936’da Montreux Sözleşmesi’yle Türkiye lehine yeniden düzenlendi.</p>
<p>IV. Kapitülasyonlar :<br />
Her türlü kapitülasyon kaldırılacaktır.</p>
<p>V. Kabotaj :<br />
Türk kıyıları arasında yapılan her türlü deniz ulaştırması yalnız Türk gemileri tarafından yapılacaktır.</p>
<p>VI. Osmanlı Borçları Meselesi :<br />
Lozan Antlaşması’yla, kalan Osmanlı borçları, Osmanlı Devleti’nden ayrılan ülkeler arasında orantılı olarak paylaşıldı. Türkiye, kendine düşün miktarın son taksitini 1954’te ödedi.</p>
<p>VII. İstanbul ve Boğazların Boşaltılması :<br />
Barış antlaşmasının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmasından sonra geçecek olan altı hafta içinde İstanbul ve Boğazlar’daki İtilaf devletleri kuvvetleri Türk topraklarını terk edecektir.</p>
<p>KAYNAKÇALAR</p>
<p>Brittanica Compton’s &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..  cilt 13 , sayfa : 170 &#8211; 171<br />
Büyük Larousse &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..  cilt 15 , sayfa : 7560 &#8211; 7561<br />
Meydan Larousse &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..  cilt 8 ,  sayfa : 101 &#8211; 103<br />
Gelişim Hachette Genel Kültür Ansiklopedisi   cilt 7 ,  sayfa : 2633 &#8211; 2635<br />
Yeni Hayat Ansiklopedisi &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..  cilt 4 ,  sayfa : 2204 &#8211; 2206
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Flozan-baris-antlasmasi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/lozan-baris-antlasmasi/&amp;text=Lozan barış antlaşması&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/lozan-baris-antlasmasi/&amp;t=Lozan barış antlaşması">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/lozan-baris-antlasmasi/&amp;title=Lozan barış antlaşması&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Flozan-baris-antlasmasi%2F&name=buzlu.org&description=Lozan+bar%C4%B1%C5%9F+antla%C5%9Fmas%C4%B1" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/lozan-baris-antlasmasi/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/lozan-baris-antlasmasi/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/lozan-baris-antlasmasi/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/lozan-baris-antlasmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk İlkeleri</title>
		<link>http://www.buzlu.org/ataturk-ilkeleri/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/ataturk-ilkeleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Oct 2010 15:29:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk ilkeleri]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Devletçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Devrimcilik]]></category>
		<category><![CDATA[Halkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[hatalar]]></category>
		<category><![CDATA[inkilaplar]]></category>
		<category><![CDATA[iyiler]]></category>
		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[tarih ve savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yapılanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4911</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk ilkeleri, altı ana başlık altında toplanabilir: Cumhuriyetçilik: Atatürk devrimleri siyasi nitelik taşır. Çok uluslu bir İmparatorluktan ulus devlete geçiş gerçekleştirilmiş ve böylece modern Türkiye&#8217;nin ulusal kimliği oluşturulmuştur. Bu kimliğin oluşmasında, kul nitelikli insanların yurttaş-birey niteliği kazanması önemli bir noktadır. Atatürk bunun yolunu, kısaca halkın kendi kendisini idaresi, yani demokrasi demek olan Cumhuriyet’te görmüştür. Halkçılık: [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/10/atatürk.jpg"><img class="size-full wp-image-4912 aligncenter" title="atatürk" src="http://www.buzlu.org/images/2010/10/atatürk.jpg" alt="" width="237" height="213" /></a></p>
<p><strong>Atatürk ilkeleri, altı ana başlık altında toplanabilir:</strong></p>
<p><strong>Cumhuriyetçilik:</strong></p>
<p>Atatürk devrimleri siyasi nitelik taşır. Çok uluslu bir İmparatorluktan ulus devlete geçiş gerçekleştirilmiş ve böylece modern Türkiye&#8217;nin ulusal kimliği oluşturulmuştur. Bu kimliğin oluşmasında, kul nitelikli insanların yurttaş-birey niteliği kazanması önemli bir noktadır. Atatürk bunun yolunu, kısaca halkın kendi kendisini idaresi, yani demokrasi demek olan Cumhuriyet’te görmüştür.</p>
<p><strong>Halkçılık:</strong></p>
<p>Gerek içeriği gerekse hedefleri açısından bakıldığında, Cumhuriyet Devrimi ayrıca bir sosyal devrim niteliği de taşır. Başta İsviçre Medeni Kanunu olmak üzere, Batı kanunlarının Türkiye&#8217;de uygulamaya konulmasıyla birlikte kadınların statüsünde köklü değişiklikler olmuş, 1934 yılında kabul edilen bir kanun ile kadınlar seçme ve seçilme hakkını almışlardır.</p>
<p>Atatürk çeşitli ortamlarda, Türkiye&#8217;nin gerçek yöneticilerinin köylüler olduğunu söylemiştir. Aslında bu durum Türkiye için bir gerçek olmaktan çok bir hedef niteliğindedir. Halkçılık ilkesi sınıf ayrıcalıklarına ve sınıf farklılıklarına karşı olmak ve hiçbir bireyin, ailenin, sınıfın veya organizasyonun diğerlerinin daha üzerinde olmasını kabul etmemek demektir. Halkçılık, Türk vatandaşlığı olarak ifade edilen bir fikre dayanır. Gurur ile birleşen vatandaşlık fikri, halkın daha fazla çalışması için gerekli psikolojik teşviki sağlar, birlik fikrinin ve ulusal bir kimliğin kazanılmasına yardımcı olur.<span id="more-4911"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Laiklik:</strong></p>
<p>Laiklik yalnızca devlet ve dinin birbirinden ayrılması anlamına gelmez ayrıca eğitim, kültür ve yasama alanlarının da dinden bağımsız olması anlamını taşır. Laiklik, devletin dini düşünce ve dini kuruluşların etkisinden bağımsız olması, ve genel olarak düşünce özgürlüğü anlamına gelmektedir.</p>
<p>Devrimlerin birçoğu laikliği gerçekleştirmek amacıyla yapılmış ve diğerleri ise laikliğe ulaşılmış olması sayesinde gerçekleştirilebilmiştir. Laiklik ilkesi akılcı ve dini siyasetin dışında tutan bir ilkedir.</p>
<p>Osmanlı döneminde matbaanın geciktirilmesinde olduğu gibi dinin yenilikler karşısında nasıl tutucu bir silah haline geldiğini yaşamış olan Türkiye Cumhuriyeti kurucuları açısından dinin din dışı sivil yapı üzerinde yaratabileceği baskıları önlemenin bir aracıdır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Devrimcilik:</strong></p>
<p>Atatürk&#8217;ün ortaya koyduğu en önemli ilkelerden birisi de devrimciliktir. Bu ilkenin anlamı Türkiye&#8217;nin devrimler yaparak geleneksel kuruluşlarını modern kuruluşlarla değiştirmiş olmasıdır. Geleneksel kavramların bir kenara itilip modern kavramların benimsenmesi demektir. Devrimcilik ilkesi, yapılmış olan devrimlerin tanınıp kabul edilmelerinin çok ötesine geçmiştir.</p>
<p><strong>Milliyetçilik:</strong></p>
<p>Cumhuriyet devrimi ayrıca milliyetçi bir devrimdir. Bu milliyetçilik ırkçı bir yapıda değildir; yurtseverlikle sınırlıdır. Bu devrimin amacı, Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığının korunması ve ayrıca Cumhuriyetin siyasal yönden gelişmesidir.</p>
<p>Bu milliyetçilik, tüm diğer ulusların bağımsızlık haklarına saygılıdır; sosyal içeriklidir; yalnızca anti &#8211; emperyalist olmayıp, aynı zamanda gerek hanedan yönetimine, gerekse herhangi bir sınıfın Türk toplumunu yönetmesine de karşıdır ve nihayet bu milliyetçilik Türk devletinin vatanı ve halkı ile bölünmez bir bütün olduğu ilkesine inanmaktadır.</p>
<p><strong>Devletçilik:</strong></p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk yapmış olduğu açıklamalarda ve politikalarında Türkiye&#8217;nin bir bütün olarak modernizasyonunun ekonomik ve teknolojik gelişmeye önemli ölçüde bağlı olduğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda, devletçilik ilkesini de devletin, ülkenin genel ekonomik faaliyetlerinin düzenlenmesi ve özel sektörün girmek istemediği veya yetersiz kaldığı ya da ulusal çıkarların gerekli kıldığı alanlara girmesi anlamında yorumlamaktadır. Ancak, devletçilik ilkesinin uygulanmasında, devlet yalnızca ekonomik faaliyetlerin temel kaynağını teşkil etmemiş, aynı zamanda ülkenin büyük sanayi kuruluşlarının da sahibi olmuştur.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fataturk-ilkeleri%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/ataturk-ilkeleri/&amp;text=Atatürk İlkeleri&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/ataturk-ilkeleri/&amp;t=Atatürk İlkeleri">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/ataturk-ilkeleri/&amp;title=Atatürk İlkeleri&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fataturk-ilkeleri%2F&name=buzlu.org&description=Atat%C3%BCrk+%C4%B0lkeleri" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/ataturk-ilkeleri/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/ataturk-ilkeleri/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/ataturk-ilkeleri/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/ataturk-ilkeleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şapka ve kıyafet kanunu</title>
		<link>http://www.buzlu.org/sapka-ve-kiyafet-kanunu/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/sapka-ve-kiyafet-kanunu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Oct 2010 10:19:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[inkilap tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[inkilaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikler]]></category>
		<category><![CDATA[Şapka ve Kıyafet Devrimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4906</guid>
		<description><![CDATA[Şapka ve Kıyafet Devrimi, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurulmasının ardından, halkın kılık ve kıyafetinin düzenlenerek batı ülkelerindeki normlara uygun hâle getirilmesi için 1925 ve 1934 yıllarında çıkarılan iki kanunla yapılan düzenlemedir. Atatürk Devrimleri&#8217;nin bir parçası olan bu kanunla ile, başlık olarak sadece şapka takılması düzenlenmiş, belirli tipte kıyafetlerin giyilmesi ise yasaklanmıştır. Şapka Kanunu 28 Kasım 1925 tarihli [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/10/Şapka-ve-kıyafet-kanunu.jpg"><img class="size-full wp-image-4907 aligncenter" title="Şapka ve kıyafet kanunu" src="http://www.buzlu.org/images/2010/10/Şapka-ve-kıyafet-kanunu.jpg" alt="" width="352" height="262" /></a></p>
<p>Şapka ve Kıyafet Devrimi, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurulmasının ardından, halkın kılık ve kıyafetinin düzenlenerek batı ülkelerindeki normlara uygun hâle getirilmesi için 1925 ve 1934 yıllarında çıkarılan iki kanunla yapılan düzenlemedir. Atatürk Devrimleri&#8217;nin bir parçası olan bu kanunla ile, başlık olarak sadece şapka takılması düzenlenmiş, belirli tipte kıyafetlerin giyilmesi ise yasaklanmıştır.</p>
<p><strong>Şapka Kanunu </strong></p>
<p>28 Kasım 1925 tarihli ve 671 No&#8217;lu Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun. Mustafa Kemal Atatürk ülke halkını her alanda çağdaş ve uygar düzeye çıkarabilmek için değişiklikler tasarlarken, dış görünüşüyle de bunu vurgulaması gerektiğine inanıyordu. 25 Ağustos 1925&#8242;te Kastamonu-İnebolu&#8217;ya yaptığı bir gezide başına şapka giyip, &#8220;Buna şapka derler&#8221; diye halkı şapka giymeye özendirmesinden sonra, 25 Kasım 1925&#8242;te şapka giyilmesi hakkındaki kanun çıkarılıp, dini değeri olan giysilerle sokakta gezilmesi yasaklandı.</p>
<p>1925 &#8211; Şapka giyilmesi konusundaki kanun, TBMM&#8217;de kabul edildi. Kanun, 28 Kasım&#8217;da yürürlüğe girdi.</p>
<p><strong>Kılık Kıyafet Kanunu </strong></p>
<p>Kıyafet kanunu ile birlikte, kadınların çarşaf giymesi yasaklanarak kadınlar modern kıyafetlere geçiş yapmışlardır. Erkekler ise fes ve sarık gibi başlıklardan vazgeç(tiril)ip şapka takmaya başlamışlardır.<span id="more-4906"></span></p>
<p>Atatürk, 23 Ağustos 1925’te Eskişehir ve Mahmudiye’ye yaptığı seyahatlerde şapkayı halka göstererek giysi devriminin ilk işaretini verdi. “Biz her nokta-i nazardan medeni insan olmalıyız. Fikrimiz, zihniyetimiz, tepeden tırnağa kadar medeni olacaktır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Medeni ve beynelmilel kıyafet milletimiz için layık bir kıyafettir onu giyeceğiz.” diyen Atatürk, 27 Ağustos 1925’te de Mahmudiye &#8216;de “Turan kıyafetini araştırıp ihya eylemeye mahal yoktur. Medeni ve beynelmilel kıyafet bizim için, çok cevherli milletimiz için layık bir kıyafettir.” diyerek, medeni yaşayışa uyan kıyafetin kabulünün gereklili olduğunu söylemiştir.</p>
<p>Atatürk’ün uyarması üzerine 25 Kasım 1925 tarih ve 671 Sayılı Şapka Kanunu çıkmadan önce vatandaşlar şapkayı giymiş ve bu yenilik, medeni kıyafet değişimi olarak halk arasında çoğunlukla iyi karşılanmıştı. Bundan sonra, 3 Kasim 1934 &#8216;deki kiyafet kanunu ile cüppe ve sarık giymek yasaklanmış, bu kıyafetleri giyme hakkı yalnız din adamlarına tanınmıştır.</p>
<p>Diğer yandan ülke çapında bu duruma tepki gösteren birtakım gruplar ortaya çıkmıştır. Bunlar &#8220;dini amellerine alet etme&#8221; iddiasıyla yargılanmıştır. Bu davalar sonucu kimi şahıslar hapis cezasına mahkûm edilmiş veya idam edilmiştir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fsapka-ve-kiyafet-kanunu%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/sapka-ve-kiyafet-kanunu/&amp;text=Şapka ve kıyafet kanunu&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/sapka-ve-kiyafet-kanunu/&amp;t=Şapka ve kıyafet kanunu">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/sapka-ve-kiyafet-kanunu/&amp;title=Şapka ve kıyafet kanunu&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fsapka-ve-kiyafet-kanunu%2F&name=buzlu.org&description=%C5%9Eapka+ve+k%C4%B1yafet+kanunu" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/sapka-ve-kiyafet-kanunu/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/sapka-ve-kiyafet-kanunu/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/sapka-ve-kiyafet-kanunu/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/sapka-ve-kiyafet-kanunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk dil bayramı  26 Eylül</title>
		<link>http://www.buzlu.org/turk-dil-bayrami-26-eylul/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/turk-dil-bayrami-26-eylul/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 25 Sep 2010 13:35:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Önemli günler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk dili ve Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[önemli günler]]></category>
		<category><![CDATA[bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[hangi ay]]></category>
		<category><![CDATA[hangi gün]]></category>
		<category><![CDATA[kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[nezaman]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlıca]]></category>
		<category><![CDATA[türk dili]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4875</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul’da Dolmabahçe Sarayında toplanan Birinci Türk Dil Kurultayının açılış günü olan 26 Eylül, Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli kültür kurumlarından biri olan Türk Dil Kurumu 69 yıl önce, 12 Temmuz 1932’de kurulmuştu. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde dil ve tarih, Atatürk’ün en çok önem verdiği olgulardı. Önce 1931’de Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti kuruldu. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/09/türk-dili-bayramı.jpg"><img class="size-full wp-image-4876 aligncenter" title="türk dili bayramı" src="http://www.buzlu.org/images/2010/09/türk-dili-bayramı.jpg" alt="" width="381" height="218" /></a></p>
<p>İstanbul’da Dolmabahçe Sarayında toplanan Birinci Türk Dil Kurultayının açılış günü olan 26 Eylül, Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır</p>
<p>Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli kültür kurumlarından biri olan Türk Dil Kurumu 69 yıl önce, 12 Temmuz 1932’de kurulmuştu. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde dil ve tarih, Atatürk’ün en çok önem verdiği olgulardı.</p>
<p>Önce 1931’de Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti kuruldu. Uluslaşmanın en önemli temellerinden bir diğeri de dil idi. Bunun bilincinde olan ulu önder Atatürk, 11 Temmuz 1932 gecesi sofrasında bulunanlara “Dil işlerini düşünmek zamanı gelmiştir. Ne dersiniz?” diye sorar.</p>
<p>Oradakilerin bu düşünceye katılması üzerine “Öyle ise Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti gibi bir de ona kardeş bir dil cemiyeti kuralım. Adı Türk Dili Tetkik Cemiyeti olsun.” diyerek Türk Dil Kurumunun temellerini atar. Ertesi gün Samih Rifat, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri İçişleri Bakanlığına başvururlar. Sonradan adı Türk Dil Kurumuna çevrilecek olan Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulur.<span id="more-4875"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Cemiyetin kuruluşuyla birlikte başlayan çalışmalar sürerken, Türk Dil Kurultayının hazırlıkları da başlamıştır. Bu coşku ve heyecan içerisinde Türk Dil Kurultayı toplanır. Kurultaya çok sayıda bilim adamı, gazeteci, yazar, devlet adamı ve sanatçı katılır. Atatürk, Kurultayı baştan sona kadar izlemiştir. Türkçenin gelişmesi, özleşmesi, zenginleşmesi yolunda Türk Dil Kurultaylarının çok önemli yeri vardır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fturk-dil-bayrami-26-eylul%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=350&amp;action=like&amp;font=arial&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:350px; height:25px"></iframe></div>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
<div id="simple_socialmedia"><ul class="ssm_row"><li class="twitter"><a target="_blank" href="http://twitter.com/share?url=http://www.buzlu.org/turk-dil-bayrami-26-eylul/&amp;text=Türk dil bayramı  26 Eylül&amp;via=buzlu1">Tweet</a></li><li class="facebook"><a target="_blank" title="Share on Facebook" rel="nofollow" href="http://www.facebook.com/sharer.php?u=http://www.buzlu.org/turk-dil-bayrami-26-eylul/&amp;t=Türk dil bayramı  26 Eylül">Facebook</a></li><li class="linkedin"><a target="_blank" title="Share on LinkedIn" rel="nofollow" href="http://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=http://www.buzlu.org/turk-dil-bayrami-26-eylul/&amp;title=Türk dil bayramı  26 Eylül&amp;source=buzlu.org">LinkedIn</a></li><li class="tumblr"><a target="_blank" title="Share on Tumblr" rel="nofollow" href="http://www.tumblr.com/share/link?url=http%3A%2F%2Fwww.buzlu.org%2Fturk-dil-bayrami-26-eylul%2F&name=buzlu.org&description=T%C3%BCrk+dil+bayram%C4%B1++26+Eyl%C3%BCl" title="Share on Tumblr">Tumblr</a></li><li class="stumble"><a target="_blank" title="Share on StumbleUpon" rel="nofollow" href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.buzlu.org/turk-dil-bayrami-26-eylul/">Stumble</a></li><li class="digg"><a target="_blank" title="Share on Digg" rel="nofollow" href="http://www.digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.buzlu.org/turk-dil-bayrami-26-eylul/">Digg</a></li><li class="delicious"><a target="_blank" title="Share on Delicious" rel="nofollow" href="http://del.icio.us/post?url=http://www.buzlu.org/turk-dil-bayrami-26-eylul/&amp;title=INSERT_TITLE">Delicious</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/turk-dil-bayrami-26-eylul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

