<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>buzlu.org &#187; abd</title>
	<atom:link href="http://www.buzlu.org/benzer/abd/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buzlu.org</link>
	<description>bilgi mi aradın, doğru yerdesin...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Sep 2010 14:51:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Kore savaşı</title>
		<link>http://www.buzlu.org/kore-savasi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/kore-savasi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 09:19:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Kore]]></category>
		<category><![CDATA[kazanan]]></category>
		<category><![CDATA[Kore savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey kore]]></category>
		<category><![CDATA[ordu]]></category>
		<category><![CDATA[piyade]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tümen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4477</guid>
		<description><![CDATA[Kore Savaşı, Güney Kore&#8217;de Hanguk-jeonjaeng (Han-Guk Savaşı) veya Yugio sabyeon (25 Haziran Olayı), Kuzey Kore&#8217;de Chogukhaebang chŏnjaeng (Vatan Kurtuluş Savaşı) olarak adlandırılır. 1950-1953 yılları arasında yapılan, Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki savaştır. Savaş, Amerika ve Müttefiklerinin, daha sonra da Çin Halk Cumhuriyeti&#8217;nin müdahelesiyle uluslararası bir boyut kazanmıştır. Kore Savaşı sonunda Kore&#8217;nin bölünmüşlüğü korunmuş ve [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2010/02/Kore-savaşı.jpg"><img class="size-full wp-image-4478 aligncenter" title="Kore savaşı" src="http://www.buzlu.org/images/2010/02/Kore-savaşı.jpg" alt="" width="421" height="336" /></a></p>
<p>Kore Savaşı, Güney Kore&#8217;de Hanguk-jeonjaeng (Han-Guk Savaşı) veya Yugio sabyeon (25 Haziran Olayı), Kuzey Kore&#8217;de Chogukhaebang chŏnjaeng (Vatan Kurtuluş Savaşı) olarak adlandırılır. 1950-1953 yılları arasında yapılan, Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki savaştır.</p>
<p>Savaş, Amerika ve Müttefiklerinin, daha sonra da Çin Halk Cumhuriyeti&#8217;nin müdahelesiyle uluslararası bir boyut kazanmıştır. Kore Savaşı sonunda Kore&#8217;nin bölünmüşlüğü korunmuş ve bugüne kadar gelen birçok sorun miras kalmıştır.Savaş,2007&#8242;de Güney Kore ve Kuzey Kore arasında imzalanan barış antlaşmasına değin kâğıt üzerinde devam etmiştir.<span id="more-4477"></span><br />

<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5730539218345014";
/* 336x280 */
google_ad_slot = "1548689103";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>

<br />
<strong>Savaş öncesinde Kore </strong></p>
<p>Savaş öncesinde Kore, kolera salgınlarına uğrayan, okuma-yazma oranı düşük ve endüstrileşmeyi kaçırmış bir ülkeydi. Son yüzyıl boyunca, Uzakdoğu güç oyunlarında satranç tahtasındaki bir piyon gibi oynanmıştı. Kendi güvenliğini arttırmak ve Çin üzerinde daha rahat nüfuz kurmak için 1905 yılında Japonya, Rus Çarlığı&#8217;nı yenerek Kore&#8217;ye sahip olmuştu.</p>
<p>Kore; 1945 yılında Japonya&#8217;nın teslimiyetinden sonra, Amerika ile Sovyetler Birliği arasındaki anlaşmazlığın yüzeye çıktığı ilk yerlerden birisi oldu. Bu iki süper güç Japonya&#8217;dan aldıkları Kore toprakları üzerinde yerli ama kendilerine bağımlı hükümetler kurduktan sonra 1948-1949 yıllarında askerlerini çektiler. Böylece Sovyet yanlısı Kuzey Kore ile Amerikan yanlısı Güney Kore kuruldu ve 38. enlem aralarında sınır oldu.<br />
<strong>Savaş </strong><br />
ABD&#8217;nin tepkisi<br />
ABD Hava Kuvvetleri&#8217;nin Wonsan&#8217;ın güneyinde bulunan tren istasyonuna karşı düzenlediği hava saldırısı. Birleşmiş Milletler gücü Ekim 1950&#8242;da Wonsan&#8217;a çıkarma yaptı.<br />
Kore Cumhuriyeti Ordusu tarafından kullanılan 57 mm top M1 (Suwon Hava Üssü, 1950)<br />
Seul&#8217;u geri alan ABD deniz piyadeleri (Eylül 1950)</p>
<p>ABD Başkanı Truman&#8217;a göre bu harekat Sovyetler Birliği tarafından yönetilmekteydi ve geniş ölçekli bir Çin-Sovyet ortak saldırısının ilk adımıydı. Fakat yine de Amerika&#8217;nın ilk tepkisi ölçülüydü. Truman Japonya&#8217;daki Amerikan birlikleri komutanı 5-yıldızlı General (Mareşal) Douglas MacArthur&#8217;a Güney Kore&#8217;ye malzeme yardımı yapılması için emir verdi. Ayrıca Amerika, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi&#8217;ni derhal toplantıya çağırdı. Bir Amerikan tasarısı dokuz olumlu ve bir çekimser (Yugoslavya) oy ile kabul edildi. Çin Halk Cumhuriyeti&#8217;nin BM&#8217;de temsil edilmemesini protesto etmekte olan Sovyetler Birliği, temsilcilerini konseyden çekmiş olduğu için kararı veto edemedi. Güvenlik Konseyi&#8217;nin aldığı bu kararla Kuzey Kore&#8217;nin saldırgan olduğu belirtiliyor ve birliklerini 38. enlemin kuzeyine çekmesi isteniyordu.</p>
<p>Kuzey Kore&#8217;nin BM kararını dinlememesi ve askeri durumun Güney Kore açısından gittikçe kötüleşmesi, Amerika&#8217;nın Hava ve Deniz birliklerini harekete geçirmesine yol açtı. 8. Amerikan Filosu Tayvan Adası&#8217;na yollanarak Kore&#8217;nin düşmesi durumunda adanın savunulmasında güçlü olunması sağlandı. Aynı gün, yani 27 Haziran&#8217;da, BM Güvenlik Konseyi, üye devletleri Güney Kore&#8217;ye yardım etmeye çağıran karar tasarısını kabul etti (7&#8242;ye karşı 1 oyla; Yugoslavya karşı, Mısır ve Hindistan çekimser).<br />
Çin&#8217;in savaşa dahil olması<br />
Cepheler<br />
Güney Kore 8. Tümeni&#8217;ni destekleyen M4 Sherman (“Napalm Ridge”, 11 Mayıs 1952.<br />
Kore mülteci ve M26 Pershing<br />

<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5730539218345014";
/* 336x280 */
google_ad_slot = "1548689103";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>

<br />
Birleşmiş Milletler&#8217;in Güney Kore&#8217;ye birlikler yollamasıyla (bu birliklerde kara kuvvetlerinin %50&#8242;si, hava kuvvetlerinin %93&#8242;ü ve deniz kuvvetlerinin %86&#8242;sı Amerikalı&#8217;ydı) Kuzey Kore yenilmeye ve geri çekilmeye başladı. Kuzey Kore&#8217;yi 38. paralelin kuzeyine iten BM kuvvetleri eski sınırlarda durmadı ve iki Kore&#8217;yi birleştirme amacıyla Kuzey&#8217;i işgale başlayıp Çin sınırına kadar yaklaştı.</p>
<p>Bu durum, savaşa daha önce ilgisiz olan Çin&#8217;in tepkisine yol açtı. O zamana kadar Çin, bütün ilgisini milliyetçi Çin hükümeti&#8217;nin idaresinde olan Formoza (Tayvan) Adası&#8217;nın geri alınmasına vermişti. Ancak, Amerikan müttefiki bir Kore kurulması Çin&#8217;i ciddi bir şekilde tehdit ediyordu. 38. Enlem&#8217;in geçilmesi durumunda savaşa gireceğini açıklayan Çin, BM birliklerinin durmaması sebebiyle aktif olarak Kuzey Kore&#8217;yi desteklemeye başladı.</p>
<p>24 Ekim 1950&#8242;de Amerikalı Mareşal Douglas MacArthur &#8220;savaşı bitirecek bir hücuma&#8221; girişeceğini söylemesiyle &#8216;Çin Halk Gönüllü Ordusu&#8217; yüzbinlerce Çinli &#8220;gönüllü&#8221; sınırdaki Yālù nehrini geçerek gizlice Kore&#8217;ye girdi ve birçok Amerikan/BM birliğini savaş dışı bıraktı. BM&#8217;nin zaferi, kısa süre içinde toplu geri çekilme halini almıştı.</p>
<p>Ocak 1951&#8242;de Başkan Truman, savaşı yürütebilmek için, Amerikan Kongre&#8217;sinden özel yetkiler istedi. 50 Milyar dolarlık bir savaş bütçesi oluşturuldu. Amerikan ordusu kısa süre içinde mevcudunu %50 arttırdı ve bölgeye ek hava birlikleri yolladı.<br />
Kore Savaşı artık Kuzey &#8211; Güney Kore savaşı değil, Çin-ABD savaşı olmuştu.<br />
<strong>Savaşın bitmesi </strong></p>
<p>&#8216;Çin Halk Gönüllü Ordusu&#8217; BM birliklerini 38. paralelin güneyine püskürterek Güneyi işgale başladı. Ancak, Birleşmiş Milletler ordularının karşı saldırısı sonucunda cephe 38. paralel boyunca sabitlendi. Bu arada Mareşal  Douglas MacArthur&#8217;un, Başkan Truman&#8217;ın aksi yöndeki emirlerine riayet etmeyerek ordularını tekrar Çin sınırına kadar ilerletmek istemesi üzerine Truman tarafından derhal re&#8217;sen emekliye sevkedildi. Savaşın durağan bir nitelik alması ve iki tarafın da herhangi bir kazanç elde edememesi, tarafları barış görüşmeleri yapmaya itti. 1951 Nisan&#8217;ında başlayan görüşmeler sonucunda ancak 1953 Temmuzu&#8217;nda ateş-kes antlaşması imzalandı.</p>
<p><strong>Savaşın sonucu </strong><br />
ABD 1. Deniz Piyade Tümeni&#8217;ne bağlı M46 Patton Kore Savaşı sonucunda Kuzey Kore, Çin ile batı bloğu arasında tampon bölge haline geldi. Savaştan yine en çok Koreliler zararlı çıktı. Kore yakılıp yıkıldı;yaklaşık olarak 3 milyon insan öldü Bunlardan yaklaşık 36.000&#8242;i Amerikan askerinden, 600.000&#8242;i Koreli askerlerden ve 500.000&#8242;i Çin&#8217;li askerlerden oluşmaktadır.</p>
<p>Bu savaş Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ne atom silahları gücüne güvenmemeyi öğretti. Amerika&#8217;nın atom üstünlüğüne karşın Çin&#8217;in ve Sovyetler&#8217;in Kuzey Kore&#8217;yi desteklemesi, Batı Bloğunu konvansiyonel savaş gücünü arttırmaya itti.<br />
Kore Savaşı&#8217;nda Türkiye</p>
<p><strong>Kore Savaşı&#8217;nda Türkiye ve Kunu-ri Muharebesi</strong></p>
<p>BM Gücü Genel Komutanı General W.Walker Tuğgeneral Tahsin Yazıcı&#8217;ya &#8216;Gümüş Yıldız&#8217; madalyasını takırken</p>
<p>Sovyet baskısına karşı müttefikler arayan ve bu sebeple NATO&#8217;ya girmek isteyen Türkiye, bu isteklerini daha kolay elde etmek ve Amerika&#8217;ya yakınlaşmak amacıyla Kore Savaşı&#8217;na bir tugay yollamıştır.</p>
<p>Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasındaki 259 subay, 18 askeri memur, 4 sivil memur, 395 astsubay, 4414 erbaş ve er olmak üzere 5090 kişilik 1. Türk tugayı, 17 Eylül 1950&#8242;de İskenderun limanından hareket ederek 12 Ekim 1950&#8242;de öncü takım Pusan limanına ulaştı ve 17 Ekim&#8217;de ana birliği de Pusan&#8217;dan karaya çıktı. Aynı gün Pusan&#8217;dan hareket ederek 20 Ekim&#8217;de Taeg&#8217;a varıp, süratle kuzeye doğru ilerleyen Birleşmiş Milletler ordularına iştirak etti. 10 Kasım&#8217;da Taeg&#8217;dan hareket ederek 21 Kasım&#8217;da Kunuri&#8217;ye vararak Amerikan 9. Kolordusu&#8217;nun sağ kanadında konuşlandırıldı.</p>
<p>24 Kasım 1950 sabahı kuzeye Çin sınırına doğru ilerleme emrini alan tugay Kunuri&#8217;den hareket ederek Kaechon, Sinnimni, Wawon boyunca Tokchon&#8217;a doğru yola çıktı. Ancak Çin Halk Gönüllü birlikleri cephenin arkasına sızmaya başladı. Durumu farkeden Amerika ve Güney Kore birlikleri ricat etmeye başladılar. Ancak Türk tugayına ricat emri geç ulaştı. 1. Taburun etrafı kuşatılıp süngülü çatışmaya girmek zorunda kaldı. Ricat harekâtını sağlamak için sonuna kadar direnen 3. Tabur 9. Bölük imha edildi. Geri kalan Türk birlikleri ise Chongchon nehri boyunca geri çekildi.</p>
<p>Kore Savaşı&#8217;nda çok kiritik noktalarda görevler üstlenen Türk Tugayı 6 Ocak 1951&#8242;de Chonan&#8217;da 20 gün ihtiyatta kaldıktan sonra savunma mevziinin bir bölümünü elde geçirmekle görevlendirildi. Bu görev için 24 Ocak&#8217;ta Chonan&#8217;dan hareket eden Türk Tugayı&#8217;nın yapacağı muharebenin mahiyeti, düşman mevziine cepheden taarruz etmekti ve netice süngü ile alınacaktı. Sonuçta 26 Ocak 1951&#8242;de Kumyangjangni kasabası, 158 rakımlı tepe ve 25 Ocak 1951’de de düşmanın direniş gösterdiği 185 rakımlı tepe ele geçirildi. Bu başarılı muharebelerinden dolayı Türk Tugayı&#8217;na Amerikan Kongresince Mümtaz Birlik Nişanı ve beratı verildi. Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetlerine Güney Kore Cumhurbaşkanlığı Birlik Nişanı verildi.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/kore-savasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Paperclip Harekatı nedir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/paperclip-harekati-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/paperclip-harekati-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2009 08:05:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[2. dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[bilimadamları]]></category>
		<category><![CDATA[harekatlar]]></category>
		<category><![CDATA[istihbarat]]></category>
		<category><![CDATA[naziler]]></category>
		<category><![CDATA[Neden,Niçin,Nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[Overcast Harekatı]]></category>
		<category><![CDATA[Paperclip Harekatı]]></category>
		<category><![CDATA[sovyetler birliği]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=4122</guid>
		<description><![CDATA[Paperclip (Ataç) Harekatı, ABD askeri istihbarat servisinin II. Dünya Savaşının sonu ve sonrasında Nazi Almanyasından önemli bilim adamlarının ülke dışına kaçırılması operasyonunun kod adıdır. Osenberg listesi Almanya’nın Sovyetler Birliğini işgal etmesini öngören Barbarossa Harekatının başarısız olmasından sonra Almanya’nın stratejik konumu kötü durumdadır çünkü özellikle silah sanayisi uzun soluklu bir savaş için hazır değildir. Almanya 1943 [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/09/Paperclip-Harekatı.jpg"><img class="size-full wp-image-4123 aligncenter" title="Paperclip Harekatı" src="http://www.buzlu.org/images/2009/09/Paperclip-Harekatı.jpg" alt="Paperclip Harekatı" width="412" height="180" /></a></p>
<p>Paperclip (Ataç) Harekatı, ABD askeri istihbarat servisinin II. Dünya Savaşının sonu ve sonrasında Nazi Almanyasından önemli bilim adamlarının ülke dışına kaçırılması operasyonunun kod adıdır.</p>
<p><strong>Osenberg listesi </strong></p>
<p>Almanya’nın Sovyetler Birliğini işgal etmesini öngören Barbarossa Harekatının başarısız olmasından sonra Almanya’nın stratejik konumu kötü durumdadır çünkü özellikle silah sanayisi uzun soluklu bir savaş için hazır değildir. Almanya 1943 baharından itibaren ordudaki tüm bilim adamlarını toplayarak araştırma ve geliştirme işlerine başlatır. O zamana kadar makina mühendislerini şoför, bilim adamlarını hizmetli, matematikçileri kantinci olarak kullanan Naziler tüm bilim adamlarını biraraya toplarlar.</p>
<p>Toplanan kişiler öncelikle ideolojik olarak Nazilerce güvenilir olup olmamalarına göre tasnif edilecektir. Elemeyi Hannover Üniversitesi mezunu mühendis Werner Osenberg yaptığı için oluşan listeye onun adı verilecektir. Mart 1945’de Osenberg listesi mütefiklerin eline geçecek ve ABD’deki Araştırma Geliştirme Enstitüsü Başkanı Binbaşı Robert Staver, başta roket uzmanı Wernher von Braun olmak üzere listedeki tüm isimlerle görüşmek ve istihbarat sağlamak için talimat verir.<span id="more-4122"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Overcast Harekatı </strong></p>
<p>İlk başta sadece bilim adamlarını sorguya çekmek olan amaç daha sonra değişikliğe uğrayarak Almanya’nın dışına çıkarmaya dönüşmüştür. Birçok Nazi bilimadamı Peenemünde’deki Araştırma Merkezinde V-2 roketiyle ilgili görevlidir. Harekatın ilk ismi değiştirilerek Paperclip olacak ve Alman bilimadamları Sovyetler Birliğinin eline geçmeden kaçırılacaktır. Roket ve nükleer fizik alanlarının yanısıra kimyagerler, doktorlar ve silah uzmanları da Almanya dışına çıkartılacaktır.</p>
<p><strong>Bilim adamları </strong></p>
<p>Aileleriyle beraber kendilerine uygun çalışma ortamı ve dolgun bir ücret teklif edilen 127 bilimadamı Eylül 1945’de teklifi kabul edecektir, en önemli bilimadamları arasında;Wernher von Braun, Erich W. Neubert, Theodor A. Poppel, August Schulze, Eberhard Rees, Wilhelm Jungert ve Walter Schwidetzky bulunmaktadır. İzleyen aylarda da gelişler devam edecektir. 1950’de ise bilimadamlarının ABD’de bulunma durumlarına göre yasal oturma izinleri kesinleştirilecektir. Çok sonraları ise bazı bilimadamlarının savaş sırasında yaptıkları incelenecek ve Arthur Rudolph örneğinde olduğu gibi ülke dışına çıkartılacaktır.</p>
<p>Bu durumda olan Hubertus Strughold Nazi insan deneylerinden ötürü savaş suçlusu sayılarak hüküm giyecektir. 86 havacılık ve uzay mühendisi – uzmanı, ele geçirilen Nazi uçak ve ekipmanının olduğu Wright Hava Üssüne gelerek çalışmaya başlar. Elektronik haberleşmeyle ilgili olarak ise fizik alanından Georg Goubau, Gunter Guttwein, Georg Hass, Horst Kedesdy ve Kurt Levovec; kimyacı Profesör Rudolf Brill ve doktorlar Ernst Baars ve Eberhard Both; jeofizikçi Dr. Helmut Weickmann; teknik optik uzmanı Dr. Gerhard Schwesinger; ve elektronik mühendisleri Dr. Eduard Gerber, Richard Guenther ve Hans Ziegler ekibe katılacaktır. Sentetik petrol üretim uzmanı 7 kişi de Louisiana’daki Fischer-Tropsch fabrikasında değerlendirilecektir. 1990 yılına gelindiğinde toplamda 1.600 bilimadamı ABD ve İngiltere’ye gitmiş durumdaydı. Bu insanların patentler ve sanayi üretimi olarak yaptıkları katma değerin 10 milyar dolar mertebesinde olduğu tahmin edilmektedir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Benzer harekatlar </strong></p>
<p>* V-2 Özel Harekatı: V-2 füzesini ve parçalarını ele geçirmek için başlatılmıştır. Ekip Nordhausen’de V-2 parçaları bulmuş ve bunları trenle Erfurt’a göndermiştir.<br />
* Backfire Harekatı:Cuxhaven’de yapılan roket deneylerine dair bilgi ve malzeme toplanacaktır.<br />
* JCS Emir No.1067/14: 26 Nisan 1946 günü General Eisenhower yayınladığı emirde bilimsel, endüstriyel ve diğer alanlarda bulunan bilgi, belge, plan, kayıt vb belgelerin doğrudan komuta merkezlerine iletilmesini ve bu işlerle ilgilenen bilimadamlarının gözaltına alınarak istihabarat için kullanılmasını emretmiştir.<br />
* Proje 63: Havacılık sektöründe kriz durumu varken eski Nazi bilimadamlarının Lockheed, Martin Marietta gibi savunma sanayi kuruluşlarında kolaylıkla işe sokulmalarının sağlanması.<br />
* Alsos Harekatı: Alman nükleer sırlarının, nükleer malzemelerinin ve bu alanda çalışan personelinin ele geçirilmesi.<br />
* TICOM: Alman şifreleme uzmanlarının toplanması projesi.<br />
* Surgeon Harekatı: Alman havacılık uzmanlarının Sovyetler Birliğinin eline geçmesini önlemek için İngiltere’nin uyguladığı plan.</p>
<p><strong>Kültürel etkileri </strong></p>
<p>* Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb filmindeki ana karakter ABD için çalışan eski bir Nazidir.<br />
* X-Files dizisinin &#8220;Paper Clip&#8221; bölümünde birçok hayali Nazi bilimadamı bulunmaktadır.<br />
* 2006 yapımı The Good Shepherd Alman bilimadamları için ABD ve Sovyetler Birliğinin rekabetini anlatmaktadır.<br />
* The Good German filminde Amerikan savaş muhabiri yanlışlıkla kendisini Overcast Harekatının içersinde bulur.</p>
<p>Ö<strong>nemli isimler </strong></p>
<p>* Roket teknolojisi: Rudi Beichel, Magnus von Braun, Wernher von Braun, Walter Dornberger, Werner Dahm, Konrad Dannenberg, Kurt H. Debus, Ernst R. G. Eckert, Krafft Arnold Ehricke, Otto Hirschler, Hermann H. Kurzweg, Fritz Mueller, Gerhard Reisig, Georg Rickhey, Arthur Rudolph, Ernst Stuhlinger, Werner Rosinski, Eberhard Rees, Bernhard Tessmann<br />
* Havacılık ve Uzay: Alexander Martin Lippisch, Hans von Ohain, Hans Multhopp, Kurt Tank, Willy Messerschmitt<br />
* Tıp: Walter Schreiber, Kurt Blome, Hubertus Strughold, Hans Antmann<br />
* Elektronik: Hans Ziegler, Kurt Lehovec, Hans Hollmann, Johannes Plendl<br />
* İstihbarat: Reinhard Gehlen</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/paperclip-harekati-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çin tarihi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/cin-tarihi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/cin-tarihi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Aug 2009 07:43:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[asya kıtası]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Çov Sülalesi]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[çin devleti]]></category>
		<category><![CDATA[çin devleti tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[çin hükümdarları]]></category>
		<category><![CDATA[çin nasıl kuruldu]]></category>
		<category><![CDATA[çin tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[çin yaptığı savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[çin yemekleri]]></category>
		<category><![CDATA[ölçü]]></category>
		<category><![CDATA[barut]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[Hya]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[imparatorluk]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[Lui Ki]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[orta asya]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih ve savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[tibet]]></category>
		<category><![CDATA[Şang sülaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3719</guid>
		<description><![CDATA[Eski devirlere ait yapılan araştırmalar Çin hakkında devamlı yeni bilgiler vermektedir. Ülkeyi yöneten ilk hanedan olarak Hya ve Şang sülaleleri bilinmektedir. Hya sülalesi hakkında bilinen tek bilgi hükümdarların isimleridir. Şang sülalesinin, yapılan araştırmalar neticesinde yaklaşık olarak M.Ö. 1450-1050 seneleri arasında Çin ovalarına hakim oldukları bilinmektedir. M.Ö. 1050-220 yılları arasında değişik çeşitli uygulamalarla Çov Sülalesi yönetmiştir. [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/08/cin-haritasi.JPG"><img class="alignnone size-full wp-image-3720" title="cin haritasi" src="http://www.buzlu.org/images/2009/08/cin-haritasi.JPG" alt="cin haritasi" width="353" height="336" /></a></p>
<p>Eski devirlere ait yapılan araştırmalar Çin hakkında devamlı yeni bilgiler vermektedir. Ülkeyi yöneten ilk hanedan olarak Hya ve Şang sülaleleri bilinmektedir. Hya sülalesi hakkında bilinen tek bilgi hükümdarların isimleridir. Şang sülalesinin, yapılan araştırmalar neticesinde yaklaşık olarak M.Ö. 1450-1050 seneleri arasında Çin ovalarına hakim oldukları bilinmektedir.</p>
<p>M.Ö. 1050-220 yılları arasında değişik çeşitli uygulamalarla Çov Sülalesi yönetmiştir. Şang Sülalesini yıkarak başa geçen Çov Sülalesi, M.Ö. 1050-771 seneleri arasında feodal bir idare kurdular. Ülkede, feodal devletler bağımsız devletler halinde gelişmeye başladı. Bu durum hükümdarın gücünün azalmasına ve feodal devletler arasında savaşa sebep oldu. Batıdan gelenTürk ve Moğollar, ülkenin büyük bir kısmını fethettiler. Batı milletlerinin eline düşmüş olan topraklarından büyük bir kısmını Çin beyi Tsin, geri aldı. Böylelikle devleti önemli feodal devletlerden biri oldu.<br />
<span id="more-3719"></span><br />
M.Ö. 770-472 devri: Feodal beylerin kendi aralarında iç savaşlara giriştikleri bir devirdir. Bu savaşlar neticesinde yedi bey kalmış ve bunlar da kral şanını alarak Çov Sülalesinden ayrıldılar. M.Ö. 472-221 iç savaş sonunda M.Ö. 453 senelerinde Tsin&#8217;in feodal devleti üç devlete bölündü.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
M.Ö. 221-206 aralarında Tsin&#8217;in Sülalesi memleketi mutlakiyetle idare etti. Tekerlek dingillerinin standartlaştırılması ve bazı ölçü birimlerinin kullanılmaya başlaması Çin tarihinin bu safhasına ait önemli hadiselerdir. Kuzeyden gelen saldırılardan (Hun saldırıları) korunmak için Çin Seddinin ilk şekli olan toprak tabyalar yapıldı. Doğu Çin bölgesinde başlayan bir ayaklanma, uzun süren savaşlara sebepiyet verdi ve bu savaşlar sonunda Han Sülalesi yönetimi ele geçirdi ise de, bir müddet sonra idare değişti.</p>
<p>M.Ö. 206 yılında yönetimi, küçük rütbeli bir asker olan Lui Ki ele geçirerek Han Sülalesini (asiller) kurdu. M.S. 168 senesinde meydana gelen bir hükumet darbesi üzerine 220 senesine kadar devam eden iç savaşlar devri başladı. Büyük bir halk ayaklanması bastırıldı. Bu iç savaş neticesinde ülke üçe bölündü, kuzeyde Vey (220-264), güneydoğuda Vu (229-280), güneybatı Şu (221-263) imparatorlukları kuruldu.</p>
<p>Göçlerin arttığı devirde, Tsin Sülalesinin (265-316) başa geçerek, parçalanan Çin&#8217;i birleştirmeleri de ülkeye huzur ve istikrar getirdi. Daha önceleri ücretle kullanılan milletler bu savaşlarda (asillerin savaşlarında) o derece kuvvetlendiler ki, bunlardan Hyung-nu&#8217;lar (Hunlar) 303&#8242;te yeni bir devlet (Han) kurdular. Bu sülale Çin İmparatorunu iki defa esir almış ve 317&#8242;den başlayarak bütün Kuzey Çin&#8217;de hakimiyet kurmayı başarmıştır. Bunun üzerine Tsin Âilesi kuzeye inerek burada Doğu Tsin Sülalesini (317-419) kurdu.</p>
<p>Güney Çin&#8217;de 580 senesine kadar çeşitli sülalelerin kurduğu muhtelif devletler görülür. Suy Sülalesi (581-618) Çin&#8217;i birleştirmeye muvaffak oldu. Bu kısa ömürlü hanedan zamanında Çin, Vietnam&#8217;ın kuzey ve güneyini ve Tibet&#8217;in kuzeyini ele geçirdi. Çin&#8217;in nüfuzunu tekrar Orta Asya&#8217;da hissettirdi. Bu devrede Kuzey ve Orta Çin Ovasındaki ticari münasebetleri kolaylaştırmak için kanallar açıldı.</p>
<p>Ancak bütün bu işlerin yapılması için yabancılardan yardım istenmesi Suy Sülalesinin sonu oldu. T&#8217;ang Sülalesi (618-907) işbaşına geldi. Bu hanedan devrinde (664) toprakların yeniden taksimi ve vergilendirilmesi yapılmıştır. Müslüman Arapların saldırıları üzerine Türkistan Çin&#8217;in elinden çıktı.</p>
<p>Bundan sonra Türkler devlet idaresinde önemli mevkilere yerleştiler ve sık sık vuku bulan ihtilallerde önemli rol oynadılar. T&#8217;ang Hanedanının düşüşünden sonra 960 tarihine kadar 5 küçük hanedan iş başına geçti. Bu devirde Kuzey ve Güney Çin&#8217;de küçük eyaletler şeklinde devletler meydana çıkmıştı. 960 tarihinde iş başına geçen Sung Hanedanı zamanında Çin İmparatorluğunun birliği yeniden tesis edilmeye çalışılmış, ancak bunda muvaffak olunamamıştır.</p>
<p>Bu hanedan devrinde birçok şehirler kuruldu ve barut kullanılmaya başlandı. Mimari, tarih, şiir, resim, porselen ve bahçecilikte çok yüksek bir seviyeye ulaştılar. Elde bulunan tarihi dokümanlar bu medeniyetin yüksekliğine delil teşkil etmektedir.</p>
<p>Cengiz Han, 1206-27 yılları arasında Çin&#8217;i işgal etti ve Moğollar, 1214 yılında Sarı Nehirin kuzey tarafındaki bölgede hakimiyeti ele geçirdiler. 1271 tarihinde Kubilay Han, imparatorluğunu ilan etti. Böylece Yüan Hanedanının (1260-1368) ve başşehir Yenching (Pekin)i kurdular. Moğollarla beraber Yüan Hanedanı bütün Çin&#8217;i fethederek hakimiyetleri altına aldılar. Bundan sonra Moğollar Çin kültürünün etkisi altına girerek, din, örf ve adetlerinde, giyim ve kuşamlarında Çin örf ve adetlerini benimsediler.</p>
<p>Chu Yüan Chang, Yüan Hanedanı yerine Ming Hanedanını (1368-1644) kurdu. Bu hanedan zamanında Moğollar, Baykal Gölünün kuzey tarafına sürüldü ve imparatorluk eski kuvvetine kavuştu. Yine bu devirde Avrupalılar Çin&#8217;e ulaştılar. Portekizliler ve İspanyollar 16. yüzyılda, Alman ve İngilizler 17. yüzyılda buraya geldiler. Ming Hanedanından sonra işbaşına geçen Ch&#8217;ing Hanedanı (1644-1912) zamanında, Avrupalı tüccarlar, Çin&#8217;in önemli kaynaklarını yıllarca batıya aktarıp, bundan istifade ettiler.</p>
<p>Çin, uzun yıllar batıya kapalı kaldı. Çin&#8217;in batıya açılması 19. yüzyıl ortalarında başladı. Bu yıllarda Portekiz, İngiltere, Fransa, ABD ile ticari, siyasi münasebetler başladı. Bunlardan İngilizler, Hint pamuklukları ve afyonunu, çay ve ipekle değiştiriyorlardı. Çin üst makamları bu ticareti engellemeye çalıştılar. Bununla ilgili olarak afyon ithalini yasaklayan kararlar aldılar. Bunun üzerine İngilizlerle anlaşmazlıklar çıktı ve savaşlar başladı. Ancak bu savaşlar İngilizlerin galibiyeti ile sona erdi (1842).</p>
<p>Yapılan anlaşma sonunda İngilizler daha geniş haklara sahip oldular. Bunun neticesi olarak beş Çin limanı İngilizlere açıldı ve Hong Kong Adası da İngilizlere bırakıldı. Bu savaşlara &#8216;Afyon Savaşı&#8217; adı verildi. Daha sonra yapılan anlaşmalarla ABDve Fransa&#8217;ya aynı haklar tanındı.</p>
<p>Zamanla anlaşmaların uygulanması aksadı. Çinliler yabancıları ülkelerinden atmak istiyorlardı. Fakat onlar elde ettikleri imtiyazları geri vermeye niyetli olmadıkları gibi, bunları az buldular. Böylece, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında ülkede ayaklanmalar oldu. Fakat bu ayaklanmalar yabancı güçler tarafından bastırıldı. 1858 yılında anlaşma uyarınca İngiliz ve Fransızlar yeni haklar kazandılar. Bir müddet sonra aynı menfaatler ABDve Rusya&#8217;ya da tanındı. Bu olaylardan sonra, Çin&#8217;de bir sükunet dönemi başladı.</p>
<p>Çin-Japon Savaşları: Çin&#8217;in Kore üzerinde hakimiyet kurmak istemesi üzerine 1894 yılında ilk savaş başladı. Kore&#8217;de çıkan ayaklanmayı bastırmak üzere her iki ülke de Kore&#8217;ye asker gönderdi. Ayaklanma bastırıldı. Fakat daha sonra her iki ülke birbirleriyle savaşa tutuştular. Bu savaşlar sonunda Çin büyük kayıplara uğradı. 1895 yılında savaş sona erdi ve Çin, Kore&#8217;nin bağımsızlığını tanıdı, ayrıca Formoza Adasını da Japonya&#8217;ya vermek mecburiyetinde kaldı.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
1911&#8242;den sonra başa geçen Yuan Şi-K&#8217;ay monarşik bir idare kurmaya başlamışsa da muvaffak olmayarak 1916 &#8216;da öldü. Bu arada 1917&#8242;de sembolik olarak Birinci Dünya Savaşına girmiş ancak bir çok şehirleri bu arada Şanghay, Japonya tarafından işgal edilmiştir. 1925 yılında milliyetçilerin önderi olan Çiank Kayşek yönetimi ele geçirdi. Orduları ile Japonlara karşı savaşarak bir çok yerleri geri aldı. Bu arada Şanghay tekrar ele geçirildi.</p>
<p>Ülkede 1920 yılında komünist partisi kuruldu ve taraftar toplamaya başladı. Bu parti, ülkede bir çok karışıklıklar çıkardı. Çiank- Kay-Şek bir taraftan Japonlarla savaşırken, bir taraftan da bu ayaklanmaları bastırmaya uğraşıyordu. Nihayet 1927&#8242;de komünistlerin başına geçen Mao Çe-Tung, Çu Enlay ve Çu Di ile komünist partisi güçlenerek ülke çapında teşkilatlanmaya, hükumet kuvvetleri ile çarpışmaya başladı.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı sona erince, komünistlerle milliyetçiler başbaşa kaldılar. Mao Çe-Tung yönetimindeki komünist birlikleri ülkeye hakim oldular. ABD milliyetçilere yardım eder göründü. ABD&#8217;nin Çin&#8217;e gönderdiği diplomatlar hep milliyetçilerin aleyhine çalışmış, onların komünistlerin eline geçmesine sebep olmuşlardır. Yönetim tamamen komünistlerin eline geçince, Milliyetçi Çin hükumeti, Formoza (Tay-Van) Adasına çekilmek zorunda kaldı. Böylece Çin ikiye ayrıldı: Çin Halk Cumhuriyeti ve Milliyetçi Çin Cumhuriyeti.</p>
<p>1 Ekim 1949 yılında Mao Çe-Tung&#8217;un başkanlığında Çin Halk Cumhuriyeti kurulmuş oldu. Böylece Çin&#8217;in Asya kıtasındaki bütün toprakları Çin Halk Cumhuriyeti&#8217;nin eline geçti. Milliyetçi Çin Cumhuriyeti de Formoza Adasına çekildi ve orada hükumet kurdu. Mao, 1976&#8242;da öldü. Mao&#8217;nun ölümünden sonra, Maoizm açıktan tenkid edilmeye başlandı. Çin idarecileri ABD ve Japonya ile ekonomik iş birliği yaptı.</p>
<p>Mareşal Ye Cienying, Mao&#8217;nun yanlışlarını açıkladı. Eski katı durum kaldırılarak ekonomik ve siyasi yönde yumuşama başladı. Çin kapıları yabancı sermayeye açıldı. Son yıllarda demokratikleşme hareketleri kanlı bir şekilde bastırıldı.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/cin-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güneş Harekatı (operasyonu)</title>
		<link>http://www.buzlu.org/gunes-harekati-operasyonu/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/gunes-harekati-operasyonu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2009 14:45:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[basında çıkan haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş Harekatı]]></category>
		<category><![CDATA[harekat nasıl başladı]]></category>
		<category><![CDATA[Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Jandarma Genel Komutanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kim kazandı]]></category>
		<category><![CDATA[kırmızı çizgi]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl bitti]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[operasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Piyade Onbaşı Kasım Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[pkk]]></category>
		<category><![CDATA[PKK/KONGRA-GEL]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Silahlı Kuvvetleri]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[terör örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[tsk]]></category>
		<category><![CDATA[ırak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3559</guid>
		<description><![CDATA[Güneş Harekâtı ya da Güneş Operasyonu, Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin, 2007 Ekim&#8217;inde Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nden geçen tezkereden aldığı yetkiye dayanarak, 21 Şubat 2008&#8242;de Türkiye saati ile 19.00&#8242;da başlattığı Irak&#8217;ın kuzeyi&#8217;ne hava yoluyla da desteklenen sınır ötesi kara harekâtı  Harekât 29 Şubat 2008 tarihinde, Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;ne bağlı birliklerinin Türkiye sınırları içine dönmesiyle son bulmuş, harekâtın [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/07/Güneş-Harekatı.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3560" title="Güneş Harekatı" src="http://www.buzlu.org/images/2009/07/Güneş-Harekatı.jpg" alt="Güneş Harekatı" width="282" height="226" /></a></p>
<p>Güneş Harekâtı ya da Güneş Operasyonu, Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin, 2007 Ekim&#8217;inde Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nden geçen tezkereden aldığı yetkiye dayanarak, 21 Şubat 2008&#8242;de Türkiye saati ile 19.00&#8242;da başlattığı Irak&#8217;ın kuzeyi&#8217;ne hava yoluyla da desteklenen sınır ötesi kara harekâtı  Harekât 29 Şubat 2008 tarihinde, Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;ne bağlı birliklerinin Türkiye sınırları içine dönmesiyle son bulmuş, harekâtın sonlandığı Genelkurmay Başkanlığı tarafından da doğrulanmıştır</p>
<p>8 Ekim 2007&#8242;de Şırnak&#8217;ın Gabar Dağı mevkiinde gerçekleşen PKK/KONGRA-GEL saldırısında hayatını kaybeden Şanlıurfalı Piyade Onbaşı Kasım Aksoy&#8217;un 3 yaşındaki kızı Güneş&#8217;in adının verildiği harekât, o güne dek yapılan hava operasyonlarının devamı niteliğindedir. Genelkurmay Başkanlığı&#8217;ndan yapılan açıklamada &#8221; sivillerin ve Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;ne düşmanca bir harekette bulunmayan yerel unsurların harekattân olumsuz etkilenmemeleri için gerekli hassasiyetin gösterilmesine devam edilecektir.&#8221; denilmiş olup; harekâtın amacının, &#8220;PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün mensuplarını etkisiz kılmak ve Kuzey Irak&#8217;taki örgütsel altyapıyı kullanılmaz hâle getirmek&#8221; olduğu belirtilmiştir.<br />
<span id="more-3559"></span><br />
<strong>Harekât öncesi durum</strong></p>
<p>Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK/KONGRA-GEL&#8217;e karşı düzenlediği son dönemdeki operasyonlarına 1 Aralık 2007&#8242;de başlamıştır. 50-60 kişilik gruba müdahale edilen bu nokta operasyonun ardından, hava yoluyla yapılan çeşitli operasyonlarla bu müdahaleler devam etmiştir. Bu dönemde kara yoluyla yapılan tek operasyon 17-18 Aralık 2007 tarihlerinde Türkiye-Irak sınırını geçmeye çalışan, silahlı PKK/KONGRA-GEL mensuplarına yapılan müdahaledir. Bunun sonucunda, bölgede konuşlu kara birlikleri, sıcak takiple Hakkari Şemdinli bölgesinde sınırdan birkaç kilometre uzağa gitmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Harekâtın başlangıcı </strong></p>
<p>2007 Aralık&#8217;ından beri yapılan operasyonların ardından 21 Şubat 2008&#8242;de Türkiye saati ile 10.00 ve 18.00 arasında Türk Hava Kuvvetleri&#8217;ne ait uçaklar ve Türk Kara Kuvvetleri&#8217;ne ait karada konuşlu uzun menzilli silahlar belirlenen hedefleri vurmuştur.</p>
<p>Hakkari’nin Çukurca ilçesindeki 3’üncü Sınır Jandarma Taktik Alay Komutanlığı’nda konuşlandırılan 40 km menzilli 105 ve 203 mm çaplarındaki obüslerle yapılan topçu ateşiyle başlayan bu taaruzlar, 30 km uzaklıktaki Zap, 15 km uzaklıktaki Hakurk ve 10 km uzaklıktaki Avaşin kamplarını hedef almıştır. Bu atışların amacı PKK/KONGRA-GEL’in lojistik desteğini ve kaçışını engellemektir.</p>
<p>Karadan açılan bu ateşe destek olarak, aynı amaçla havalanan savaş uçaklarının düzenlediği hava operasyonunda ise, Kuzey Irak’taki 4 köprü yok edilmiştir.</p>
<p>İlkbaharda yapılacağı düşünülen sınır ötesi kara harekâtı, yapılan bu taaruzların ardından aynı akşam, TSİ 19.00&#8242;da başlamıştır.</p>
<p>Jandarma Genel Komutanlığı&#8217;na bağlı 2&#8242;nci Ordu Komutanlığı&#8217;nın sevk ve idaresinde, Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı tarafından gerçekleştirilen harekat, Türk Kara Kuvvetleri ve Türk Hava Kuvvetleri&#8217;ne bağlı unsurlarca da desteklenmiştir. Hakkari&#8217;de Çukurca&#8217;nın Üzümlü ve Şemdinli&#8217;nin Derecik kesimlerinden Kuzey Irak&#8217;a geçen dağ komando birliği ve özel harekât timlerine, termal kameralı M60 Patton tankları ve diğer kara unsurları ile Diyarbakır&#8217;daki 2. Taktik Hava Üs Komutanlığı&#8217;ndan havalanan yaklaşık 20 tane F-16 savaş uçağı destek vermiştir.</p>
<p>TSK&#8217;nın 3 Mart günü yaptığı basın toplantısında, ana hedefin PKK&#8217;nın Zap kampı ana hedef olmak üzere Zap bölgesi olduğu, diğer kamplara şaşırtma ve baskı amaçlı hava indirme ve hava bombardımanı yapıldığı açıklanmıştır.</p>
<p>TSK&#8217;ya göre, &#8220;Harekat süresince bölgedeki 60 hedef grubuna (272 hedef) hava taarruzu icra edilmiş; ayrıca Kara Kuvvetleri ateş destek vasıtaları tarafından 517 adet muhtelif hedef ateş altına alınmıştır. Harekatın başından itibaren, manevra birlikleri ve uçaklar tarafından 126 mağara, 290 barınak ve sığınak, 12 komuta merkezi, 11 muhabere tesisi, 6 eğitim tesisi, 23 lojistik tesis, 18 ulaştırma tesisi, 40 hafif silah mevzii ve 59 uçaksavar mevzii kısmen ya da tamamen tahrip edilmiştir.</p>
<p>28 Şubat günü ele geçirilen 3 PKK üyesi ile, bölgede 300 kişi civarında kuvveti bulunan PKK&#8217;nın verdiği kayıp sayısı 240 olmuştur.</p>
<p><strong>Harekatın bitişi </strong></p>
<p>29 Şubat 2008 sabahı TSK, yaptığı basın açıklamasında operasyon hedeflerine ulaşıldığını belirterek birliklerin Türkiye&#8217;ye döndüklerini, çekilme operasyonunun tamamlandığını ilan etmiştir.TSK geri çekilme sürecinde kayıp vermemiştir.</p>
<p><strong>ABD baskısı iddiaları </strong></p>
<p>ABD savunma bakanlığı görevlilerinin 28 Şubat&#8217;ta Ankara&#8217;da yaptığı temasların ertesi günü harekatın sona erdirilmesi, Türkiye içinde tartışmalara sebep oldu. CHP lideri Deniz Baykal, operasyonun ABD&#8217;nin PKK&#8217;nın tam olarak bitirilmesini istemediği için sona erdirildiğini iddia etti.[27] Türk Silahlı Kuvvetleri ise harekatın süresinin önceden belli olduğunu, ABD yetkililerinin ziyaretinin harekata etkisi olmadığını belirtti.</p>
<p><strong>Uluslararası görüşler </strong></p>
<p><strong>Ülkelerin görüşleri </strong></p>
<p><strong>Amerika Birleşik Devletleri </strong></p>
<p>Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, ABD&#8217;nin Türkiye&#8217;ye desteğini vurgulayarak, &#8220;Türk hükûmetiyle çeşitli düzeylerde temas halindeyiz. PKK konusunda Türkiye ile mutlak dayanışmamızı dile getirmeye devam ediyoruz. PKK, ABD ve Türkiye&#8217;nin ortak düşmanıdır. PKK, aynı zamanda Irak halkının ve Irak hükûmetinin de düşmanıdır. Irak toprakları, Türkiye&#8217;ye karşı terörist saldırılar için kullanılmamalı.&#8221; demiştir. Bu, diplomatik alanda Türkiye&#8217;nin elini güçlendirmiştir. Condoleezza Rice, &#8220;Bu son operasyon, mümkün olan en kısa sürede bitirilmeli. Şunu akılda tutmalıyız ki, bir taraftan teröristlerin yaptıkları işin durdurulması gerekirken, diğer taraftan da bölge istikrarsızlaştırılamaz.&#8221; diyerek de, ABD&#8217;nin hassasiyetlerini dile getirmiştir.[28]</p>
<p>22 Şubat 2008 günü Türkiye&#8217;de ziyaretlerde bulunan, içinde 2004&#8242;de ABD Başkanlığına aday olan John Kerry&#8217;nin de bulunduğu ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Heyeti&#8217;nin başkanı Joe Biden de &#8220;İki ülke arasında menfaatlerimiz ve hedeflerimiz ortaktır.&#8221; diyerek, harekât konusundaki desteklerini belirtmiştir.</p>
<p><strong>Irak </strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Celal Talabani belirli bir süre açıklama yapmamış [30]daha sonra ise PKK&#8217;yı terör örgütü olarak gördüklerini söyleyerek harekatın bu örgüt ile sınırlı olduğunu açıklamıştır. PKK&#8217;yı Kandil dağını terketmeye çağırmıştır.</p>
<p>Irak Cumhurbaşkanı açıklama yapmazken, Irak Bölgesel Özerk Kürt Yönetimi lideri Mesud Barzani ise harekâttan duyduğu memnuniyetsizliği belirtmiştir. &#8220;Gerçekleştirilen operasyonlar bize yönelik zorbalıktır.&#8221; diyen Barzani, sorunun askerî yöntemlerle çözümünden yana olmadığını, Kürt yönetiminin de operasyonların bir tarafı olmadığını söylemiştir.</p>
<p>Irak Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari ise, Cumhurbaşkanı Talabani&#8217;nin planlanan Türkiye ziyaretinin, durumun hassasiyeti nedeniyle şu an gerçekleşmeyebileceğini belirtmiştir.</p>
<p><strong>Birleşik Krallık</strong></p>
<p>Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, yaptığı kısa açıklamada terörist saldırılar ve bu saldırılar sonucu ortaya çıkan can kayıplarından büyük üzüntü duydulduğunu söylemiş; fakat çözümün diplomatik yollarla olması ve harekâtın mümkün olan en kısa sürede bitmesi gerektiğini belirtmiştir. Irak topraklarının Türkiye&#8217;ye yönelik saldırılarda üs olarak kullanılmasının önlenmesi için işbirliği çabalarının sürdüğünü vurgulayan sözcü, Türkiye&#8217;nin sivil halka zarar gelmemesi için azami çabayı göstermesini de istemiştir.</p>
<p><strong>Rusya </strong></p>
<p>Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mihail Kamınin, yaptığı açıklamada, Rus hükümetinin gelişmeleri dikkatle izlediğini belirtmiş ve &#8220;Türkiye’yi itidalli olmaya davet ediyoruz.&#8221; diye konuşmuştur. Sınır ötesi harekâtın, T.C. Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın Moskova ziyareti sırasında Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüşmesinde de ele alındığını ifade eden Kamınin, konuşmasının sonunda &#8220;Başka bir ülkenin topraklarının terör eylemleri düzenlemek için kullanılmasına izin vermesinin vehametinin de az olmadığını vurgulamak isteriz.&#8221; demiştir.</p>
<p><strong>Almanya</strong></p>
<p>Almanya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Martin Jaeger, operasyonu büyük endişeyle izlediklerini belirterek, Türk birliklerinin Irak&#8217;ta bulunmasının büyük bir istikrarsızlık riski oluşturduğunu söylemiştir.</p>
<p><strong>Avustralya</strong></p>
<p>Avustralya Dışişleri Bakanı Stephen Smith:Türkiye&#8217;yi Irak&#8217;ın egemenliğine saygı göstermeye ve güçlerini bir an önce geri çekmeye çağırdı.<br />
<strong><br />
Uluslararası örgütlerin görüşleri </strong></p>
<p><strong>Avrupa Birliği</strong></p>
<p>Avrupa Birliği Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Birliği Konseyi Genel Sekreteri Javier Solana, Slovenya&#8217;da yaptığı açıklamada &#8220;Türkiye&#8217;nin kaygılarını anladıklarını, ancak harekâtın en iyi yanıt olmadığını düşündüklerini&#8221; söylemiştir. Irak&#8217;ın toprak bütünlüğüne de değinen Solana, &#8220;Irak&#8217;ın toprak bütünlüğünün AB için çok önemli olduğunu&#8221; da belirtmiştir.</p>
<p><strong>Birleşmiş Milletler </strong></p>
<p>Genel Sekreter Ban Ki-moon, terör örgütü PKK&#8217;nın Kuzey Irak&#8217;tan Türkiye&#8217;ye devam eden saldırılarını derhâl durdurması gerektiği yönündeki çağrısını yineleyerek, sınırın iki tarafında da sivillerin can güvenliğinin korunmasının en önemli husus olduğunu da vurgulamıştır. &#8220;Türkiye&#8217;nin güvenlik endişesini anladığını, ancak iki ülke arasındaki sınırlara saygı gösterilmesi gerektiğini&#8221; belirten Güney Koreli Genel Sekreter, Türkiye ve Irak hükûmetlerine iki ülke arasındaki sınırlarda barış ve istikrarın sağlanması için işbirliği yapmaları çağrısında bulunmuştur.</p>
<p><strong>Basının yaklaşımı</strong></p>
<p><strong>Türk basınının yaklaşımı </strong></p>
<p><strong>Hürriyet </strong></p>
<p>Gazete, haberi &#8220;Karakışta Güneş Doğdu&#8221; sürmanşetiyle vermiş; sürmanşetin altında ise &#8220;Türk askeri Kuzey Irak’a karadan girdi. Harekata Şehit Onbaşı Kasım Aksoy’un 3 yaşındaki kızı Güneş’in adı verildi. PKK’nın lider kadrosu panik halinde güneye kaçıyor.&#8221; ifadesini kullanmıştır.</p>
<p>Hürriyet&#8217;in başyazarı Oktay Ekşi 23 Şubat 2008 tarihli köşeyazısında &#8221; herkes bilmektedir ki bu harekâtla PKK’nın varlığı sıfıra inecek değildir. Ama bu harekât Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sillesinin ne kadar ağır olduğunu hatırlatmak yönünden yararlı ve gereklidir.&#8221; demiştir.</p>
<p><strong>Sabah </strong></p>
<p>&#8220;Yastan Cepheye&#8221; başlığıyla, haberi manşetten veren gazete; &#8220;9 yıl sonra Mehmetçik Kuzey Irak’a karadan girdi. Harekatı 15 gün önce eşini kaybeden Korgeneral Kalyoncu yönetiyor.&#8221; diye yazmıştır.</p>
<p><strong>Milliyet </strong></p>
<p>Haberi Milliyet de manşetten vermiş ve &#8220;Terör Yuvasına Kış Baskını&#8221; manşetiyle çıkmıştır. &#8220;Kuzey Irak’a giren Türk birlikleri PKK’lılarla sıcak temas sağladı. 44 terörist etkisiz hale getirilirken 5 askerin şehit olduğu açıklandı. Genelkurmay hedefleri temizleyip en kısa sürede döneceğiz açıklamasını yaptı.&#8221; ifadesiyle durumu özetlemiştir.</p>
<p><strong>Zaman </strong></p>
<p>&#8220;Bin terörist namlunun ucunda&#8221; manşetini kullandığı birinci sayfasında, &#8220;Terör örgütünü imha etmek için Irak’ın kuzeyine kara harekatı başlatan TSK, yaklaşık bin teröristin barındığı Hakurk üçgenini adım adım tarıyor. Sınırdan yaklaşık 20 kilometre içeriye giren askerlere F-16&#8242;lar da destek veriyor.&#8221; diye belirtmiştir.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Vatan </strong><br />
&#8220;Şehitlerin İntikamı&#8221; sürmanşetinin altında, &#8220;44 PKK’lı öldürüldü, 5 şehit&#8221; manşetine yer vermiştir. Haberin girişinde ise &#8220;Kuzey Irak&#8217;taki PKK yuvalarını 2 aydır havadan vuran TSK kimsenin beklemediği bir anda kara harekatı başlattı ve ilk 24 saatte 44 PKK&#8217;lıyı etkisiz hale getirdi.&#8221; diye belirtmiştir.</p>
<p><strong>Cumhuriyet </strong></p>
<p>&#8220;Kuzey Irak&#8217;a giren TSK, baharı beklemeden terör örgütüne yönelik hava destekli operasyon başlattı&#8221; diyerek, &#8220;Karadan kuşatma&#8221; manşetini atmıştır.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/gunes-harekati-operasyonu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nükleer reaktör nedir</title>
		<link>http://www.buzlu.org/nukleer-reaktor-nedir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/nukleer-reaktor-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Jun 2009 10:12:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[dağ]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[gemi]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer enerji]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer reaktör]]></category>
		<category><![CDATA[ova]]></category>
		<category><![CDATA[reaktörler]]></category>
		<category><![CDATA[rus]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[satral]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[temizlik]]></category>
		<category><![CDATA[tepki]]></category>
		<category><![CDATA[ukrayna]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3474</guid>
		<description><![CDATA[Nükleer reaktör, zincirleme çekirdek tepkimesinin başlatılıp sürekli ve denetimli bir biçimde sürdürüldüğü aygıtlardır. Nükleer reaktörler bazen nükleer enerjiyi başka bir tür enerjiye (genelde elektrik enerjisine) çevrilen santraller olarak kullanılırlar. 2005 itibarıyla dünyada 1100 civarında nükleer reaktör çalışır durumdadır. Bunların yaklaşık 310 tanesi araştırma reaktörüdür. Sanayi ve ilaç için izotop üretiminde bulunmaktadır. 400ü aşkın reaktör denizaltılarla [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/06/Nükleer-reaktör.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3475" title="Nükleer reaktör" src="http://www.buzlu.org/images/2009/06/Nükleer-reaktör.jpg" alt="Nükleer reaktör" width="343" height="292" /></a></p>
<p>Nükleer reaktör, zincirleme çekirdek tepkimesinin başlatılıp sürekli ve denetimli bir biçimde sürdürüldüğü aygıtlardır. Nükleer reaktörler bazen nükleer enerjiyi başka bir tür enerjiye (genelde elektrik enerjisine) çevrilen santraller olarak kullanılırlar.</p>
<p>2005 itibarıyla dünyada 1100 civarında nükleer reaktör çalışır durumdadır. Bunların yaklaşık 310 tanesi araştırma reaktörüdür. Sanayi ve ilaç için izotop üretiminde bulunmaktadır. 400ü aşkın reaktör denizaltılarla ilgilidir. 440 dolayında reaktör ise elektrik enerjisi üretimine yönelik olarak faaliyet göstermektedir.<br />
<span id="more-3474"></span><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Yeryüzündeki en büyük nükleer güç üreticisi ABD dir ve 1998 yılı itibarıyla 676,70 Twh nükleer enerji üretmektedir. ABD aynı zamanda çalışır durumda olan 104 santral ile en fazla santrale sahip olan ülke konumundadır. İkinci en büyük üretici Fransa dır ve 1998 itibarıyla 368,40 Twh nükleer enerji üretmektedir. Bu ülkeleri Japonya 306,94 Twh, Almanya 145,20 TWh, Rusya 95,38 Twh, İngiltere 91,14 Twh, Güney Kore 85,19 Twh, Ukrayna 70,64 Twh, İsveç 70,00 Twh, Kanada 67,50 Twh izlemektedir.</p>
<p>Ülke içinde üretilen enerjinin yüzde dağılımı açısından bakıldığında 1988 itibarıyla Litvanya toplam enerjisinin %77,21&#8242;ini nükleer üretimle karşılarken, bu oran Fransa&#8217;da %75,77&#8242;dir. Bu ülkeleri Belçika %55,16, İsveç %45,75, Ukrayna %45,42, Slovakya %43,80, Bulgaristan %41,50, Güney Kore %41,39, İsviçre %41,07 ile izlemektedir.</p>
<p>Türkiye&#8217;de etkin durumda olan tek nükleer reaktör; Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezinde bulunan TR-2 Araştırma Reaktörüdür.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Yeterli miktarda fizyon reaksiyonu verebilen maddenin, uygun biçimde yerleştirildiği ve bununla da denetim altında zincirleme bir Fizyon reaksiyonunun başlatılıp sürdürülebildiği aygıttır. Ağır çekirdeklerin bölünme ürünleri büyük miktarlarda enerji içerirler. Bu enerji ısıya dönüşerek birçok yüksek-sıcaklıkta gerçekleştirilebilen işlemler için yararlı olur. Ayrıca, daha önemlisi bu ısıdan aşırı ısınmış ve yüksek basınçlı su buharı elde etmede yararlanılır. Bununla buhar türbini döndürülerek elektrik üretilir. Bu tür tesisler Nükleer Enerji Santraları adını alırlar. Reaktörlerin çoğu elektrik üretimi için çalışırlar. Bazı küçük boyutlu rektörler nükleer denizaltı gemileri ile su-üstü gemilerinde kullanılır. Reaktör son derece kusursuz biçimde yalıtılmış ve dışarıya radyasyon sızması önlenmiş olmalıdır.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/nukleer-reaktor-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Haberleşme uyduları</title>
		<link>http://www.buzlu.org/haberlesme-uydulari/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/haberlesme-uydulari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Jun 2009 13:30:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[antenleri]]></category>
		<category><![CDATA[araçlar]]></category>
		<category><![CDATA[cihaz]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[fiberoptik]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Karasal]]></category>
		<category><![CDATA[Kutupsal]]></category>
		<category><![CDATA[manyetik]]></category>
		<category><![CDATA[Molniya]]></category>
		<category><![CDATA[project score]]></category>
		<category><![CDATA[Sputnik]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[suni]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojiyi]]></category>
		<category><![CDATA[terminali]]></category>
		<category><![CDATA[uydular]]></category>
		<category><![CDATA[Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[yörünge]]></category>
		<category><![CDATA[Yörüngelerde]]></category>
		<category><![CDATA[Yersabit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3413</guid>
		<description><![CDATA[Haberleşme uyduları iletişim amacıyla uzayda konuşlu olan suni uydular. Günümüzde haberleşme uyduları Yersabit Yörünge, Molniya Yörünge ve Alçak Kutupsal Yörüngelerde konumludurlar. Haberleşme uyduları, sabit iletişim hizmetleri için denizaltı fiberoptik iletişim ağlarını tamamlayıcı bir teknolojiyi sağlar. Karasal iletişim ağının ulaşamadığı coğrafi bölgeler ve hareketli deniz ve hava araçlarıyla iletişim amacıyla da kullanılmaktadırlar. Tarihçe İlk Misyonlar Üzerinde [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.buzlu.org/images/2009/06/haberlesme-uydulari.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3414" title="haberlesme-uydulari" src="http://www.buzlu.org/images/2009/06/haberlesme-uydulari.jpg" alt="haberlesme-uydulari" width="320" height="240" /></a></p>
<p>Haberleşme uyduları iletişim amacıyla uzayda konuşlu olan suni uydular. Günümüzde haberleşme uyduları Yersabit Yörünge, Molniya Yörünge ve Alçak Kutupsal Yörüngelerde konumludurlar.</p>
<p>Haberleşme uyduları, sabit iletişim hizmetleri için denizaltı fiberoptik iletişim ağlarını tamamlayıcı bir teknolojiyi sağlar. Karasal iletişim ağının ulaşamadığı coğrafi bölgeler ve hareketli deniz ve hava araçlarıyla iletişim amacıyla da kullanılmaktadırlar.<br />
<span id="more-3413"></span></p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Tarihçe </strong></p>
<p><strong>İlk Misyonlar</strong></p>
<p>Üzerinde radyo vericisi olan Sputnik 1 uydusu 1957 yılında SSCB tarafından fırlatılmıştır. Sputnik 1 uydusu uzaya gönderilen ilk uydu olmuştur. Üzerinde manyetik band kaydedici cihaz olan ve sesin iletilmesini sağlayan Project SCORE uydusu, ABD tarafından 1958 yılında uzaya gönderilmiştir.</p>
<p><strong>Yersabit Yörünge</strong></p>
<p>Yersabit yörüngede konuşlu uydular yerden bakan gözlemciye göre sabit pozisyonda bulunurlar. Yersabit yörüngede bulunan uydular dünya çevresinde dünya ile eşzamanlı olarak hareket ederler. Bu sayede uyduya yöneltilmiş uydu yer terminali antenleri herhangi bir tarama mekanizmasına ihtiyaç duymaksızın uydular ile verimli ve ucuz bir şekilde haberleşebilir.Ve her kullanıcı bundan faydalanabilir.</p>
<p><!--adsense#336x280kareicerik--></p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/haberlesme-uydulari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Neptünyum hakkında</title>
		<link>http://www.buzlu.org/neptunyum-hakkinda/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/neptunyum-hakkinda/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2009 08:40:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[anerji]]></category>
		<category><![CDATA[atom]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bomba]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[nötron]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[Neptünyum]]></category>
		<category><![CDATA[neptünyum nedir]]></category>
		<category><![CDATA[reaktör]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[Takı]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[transuranyum]]></category>
		<category><![CDATA[uranyum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3208</guid>
		<description><![CDATA[Uranyumun nötronlarla bombardımanından yapay olarak elde edilen, atom numarası 93, atom ağırlığı 239 olan, radyoaktif bir element. Neptünyum&#8217;dan enerji üretilebilir mi ? Neptünyum konusunda, konunun bilimsel yanı incelenmeden toplumu yanıltabilecek ve fikir karışıklığına yol açabilecek bir takım iddialara şahit olmaktayız. Özellikle ülkemizin içinde bulunduğu zor ekonomik şartlar doğal kaynaklarımıza yönelişi arttırmakta ve bu kaynakların ne [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-3209" title="neptunyum" src="http://www.buzlu.org/images/2009/04/neptunyum.jpg" alt="neptunyum" width="267" height="272" /></p>
<p>Uranyumun nötronlarla bombardımanından yapay olarak elde edilen, atom numarası 93, atom ağırlığı 239 olan, radyoaktif bir element.</p>
<p><strong>Neptünyum&#8217;dan enerji üretilebilir mi ? </strong></p>
<p>Neptünyum konusunda, konunun bilimsel yanı incelenmeden toplumu yanıltabilecek ve fikir karışıklığına yol açabilecek bir takım iddialara şahit olmaktayız. Özellikle ülkemizin içinde bulunduğu zor ekonomik şartlar doğal kaynaklarımıza yönelişi arttırmakta ve bu kaynakların ne şekilde değerlendirilebileceği konusunda değişik çözüm önerileri gündemi işgal etmektedir. Maalesef bu önerilerin bazıları, Neptünyum örneğinde olduğu gibi, makul çözümler olmaktan bir hayli uzaktır.</p>
<p>Diğer yandan bir metanın ekonomik girdi sağlayabilecek nitelikte olabilmesi için öncelikle bu metanın ülkemizde mevcut olması ve ayrıca bu metanın, ülke ve dünya pazarındaki belirli bir talep düzeyine sahip olması gerekmektedir. Bu bilgi notunda Neptünyum ile ilgili gerçekler anlatılmaya çalışılmaktadır.<br />
<span id="more-3208"></span><br />
<strong>Tarihçesi </strong></p>
<p>93 atom numaralı Neptünyum transuranyum ailesi olarak bilinen elementlerden birisi olup yapay olarak elde edilebilen radyoaktif bir elementtir ve hatta Neptünyum sentetik olarak ilk üretilen transuranyum elementidir. Neptünyumun 239 kütle numaralı izotopu, 1940 yılında Edwin M. McMillan ve P. H. Abelson tarafından Berkeley Laboratuarında Uranyumun siklotrondan üretilen nötronlarla bombardıman edilmesiyle elde edilmiştir<a href="http://www.buzlu.org" target="_blank">.</a><br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
<strong>Doğada var mıdır ? </strong></p>
<p>Uzun bir süre Neptünyum&#8217;un doğada bulunmadığına inanılmış, fakat son yapılan araştırmalarda,nötronların neden olduğu transmutasyon (dönüşüm) reaksiyonları nedeniyle, uranyum madenlerinde eser miktarda oluştuğu anlaşılmıştır. Ancak, bunun herhangi bir maden değeri olmadığından, dünyada Neptünyum madenciliği diye bir olgu da bulunmamaktadır.</p>
<p><strong>Nasıl üretilebilir ? </strong></p>
<p>Neptünyumu yüksek miktarlarda elde edebilmenin tek yolu nükleer reaktörlerde veya hızlandırıcılarda Uranyumun nötronlarla bombardımanıdır. Bunun sonucunda oluşan Neptünyum, bombardıman edilen veya reaktörlerde yakıt olarak kullanılan Uranyumun yeniden işlenmesi ile elde edilebilir  ve bu yöntem de ileri düzeyde nükleer teknolojinin var olmasını gerektirmektedir.</p>
<p>Ülkemizde iki adet araştırma reaktörünün (Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezideki TR-2 Araştırma Reaktörü ve İstanbul Teknik Üniversitesindeki İTÜ-TRIGA Araştırma Reaktörü) dışında nükleer reaktör mevcut değildir. Bu araştırma reaktörlerinin kullanılmış yakıtlarında çok az miktarlarda Neptünyum olmakla birlikte, bu Neptünyumu elde etmek için söz konusu kullanılmış yakıtların yeniden işlenmesi gerekir ve bizde bu teknoloji mevcut değildir.</p>
<p>Kaldı ki, büyük miktarlarda yapay yoldan elde edilecek Neptünyumu talep edecek ve ülkemizi de borç yükünden kurtaracak bir alıcı dünyada mevcut değildir.</p>
<p><strong>Enerji kaynağı mıdır ? </strong></p>
<p>Neptünyumun enerji üretiminde kullanılan bir yakıtmış gibi nitelendirilmesi de doğru değildir. Bunu teknik olarak açıklamak mecburiyeti vardır. Nükleer reaktörlerde enerji üretimi ağır elementlerin (Uranyum, Plütonyum) izotoplarının nötronlarla bölünme (fisyon) reaksiyonlarına girmesine dayanmaktadır. Bu reaksiyon sonucunda daha hafif elementler (fisyon ürünleri) ve bir miktar enerji (»200 MeV/fisyon) ortaya çıkmaktadır. Enerji üretiminde kullanılan günümüz nükleer reaktörlerinde bu reaksiyon kontrollü ve devamlı bir şekilde gerçekleştirilmektedir.</p>
<p>Neptünyum da ağır bir element olmakla ve bazı izotopları fisyon reaksiyonu yapabilmekle birlikte, enerji üretiminde kullanılabilecek şekilde devamlı ve kontrollü bölünme reaksiyonları ancak çok özel konfigürasyonlarda gerçekleştirilebilmesi mümkündür. Bu yöndeki araştırmalar enerji üretiminden ziyade, daha çok nükleer silahsızlanma çalışmaları çerçevesinde sürdürülmektedir. http://www.buzlu.org</p>
<p>Dünyadaki değişik laboratuarlarda Neptünyumun hangi şartlarda devamlı ve kontrollü bölünme reaksiyonların gerçekleşebileceği yönünde araştırmalar sürdürülmektedir. 2002 yılı Ekim ayındaki uluslararası medyada &#8220;Los Alamos (ABD) Laboratuarlarında deney koşullarında Neptünyumun kullanılarak kontrollü bir kritikliğe ulaşıldığı&#8221; yönünde haberler yer almıştır. Bu olasılık dikkate alınarak, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi çalışmaları kapsamında, Neptünyum da Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından güvence denetimi anlaşmaları kapsamında Uranyum ve Plütonyum gibi izlenmektedir (hangi tesiste ne kadar üretildi, ne kadarı hangi amaçla kullanıldı v.b.).</p>
<p>Sonuç olarak Neptünyumun günümüzde bir enerji kaynağı olarak kullanılması diye bir durum söz konusu değildir. Bu şekilde çalışan bir nükleer reaktör mevcut değildir. buzlu.org</p>
<p><strong>Ülkemizde ve dünyada var mıdır ?</strong></p>
<p>Neptünyumun nasıl elde edilebileceği ve doğada mevcudiyeti ve ülkemizin nükleer teknoloji alanındaki kabiliyeti dikkate alındığında ülkemizde Neptünyum madenciliği diye bir olgu olmadığı; MTA tarafından tespit edilen Uranyum madenlerinde (bu madenler MTA verilerine göre yaklaşık 9 bin ton Uranyum içermektedir) çok az miktarlarda Neptünyum bulunabileceği; nükleer teknoloji kullanılarak Neptünyum elde edilmesinin de ülkemizin nükleer teknoloji altyapısı itibariyle mümkün olmadığı; ve bu teknolojiye sahip olunsa dahi ülkemizin sahip olduğu Uranyum&#8217;un tamamının Neptünyum&#8217;a dönüştürülmesi durumunda bile kayda değer bir ekonomik gelir elde edilemeyeceği anlaşılır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Nükleer teknoloji alanında ileri seviyedeki ülkeler daha çok araştırma amaçlı (nötron detektörleri gibi) kullanım için Neptünyumu yapay olarak üretmektedirler.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/neptunyum-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ermeni sorunu</title>
		<link>http://www.buzlu.org/ermeni-sorunu/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/ermeni-sorunu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2009 08:46:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[barut]]></category>
		<category><![CDATA[bomba]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[profesör]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=3002</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa&#8217;nın müdahalesine maruz kalınca, Türk &#8211; Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı devleti&#8217;ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için Ermeniler&#8217;i Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir. Özellikle Avrupa&#8217;nın bazı büyük devletleri &#8220;ıslahat&#8221; adı altında bir yandan Osmanlı devleti&#8217;nin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermeniler&#8217;i, Osmanlı yönetimi&#8217;ne [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-3003" title="ermenistan" src="http://www.buzlu.org/images/2009/03/ermenistan.jpg" alt="ermenistan" width="250" height="226" /></p>
<p>Osmanlı devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa&#8217;nın müdahalesine maruz kalınca, Türk &#8211; Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı devleti&#8217;ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için Ermeniler&#8217;i Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir.</p>
<p>Özellikle Avrupa&#8217;nın bazı büyük devletleri &#8220;ıslahat&#8221; adı altında bir yandan Osmanlı devleti&#8217;nin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermeniler&#8217;i, Osmanlı yönetimi&#8217;ne karşı teşkilatlandırmışlardır.<br />
Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni kiliseleri&#8217;nin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, Ermeni toplumu yavaş yavaş Türkler&#8217;den uzaklaşmaya başlamıştır.</p>
<p>Türkler&#8217;in iyi tutumuna karşın, yabancı devletlerle ittifak etmek suretiyle Türkler&#8217;le mücadeleye başlayan Ermeniler, batı&#8217;nın desteğini alabilmek için kendilerini &#8220;ezilen bir toplum&#8221; olarak göstermeye ve &#8220;Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını Türkler&#8217;in gasp ettiği&#8221;ni dile getirmeye başlamışlardır.<br />
<span id="more-3002"></span><br />
Islahat fermanı ile müslümanlar ve gayri müslimler eşit statüye getirilince ayrıcalıklarını kaybeden Ermeniler, 1877 &#8211; 1878 Osmanlı &#8211; Rus Savaşı sonunda, Rusya&#8217;dan &#8220;işgal ettiği doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını&#8221; talep etmişlerdir. Bu isteklerle birlikte Ermeni sorunu ilk kez ortaya çıkmaya ve uluslar arası bir şekil almaya başlamıştır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Ermeniler, bu kez Ruslar ve İngilizler tarafından kullanılmaya başlanmış ve ingiltere&#8217;nin elinde, Rus yayılmacılığına karşı bir ileri karakol vazifesi görmüşlerdir. İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan Ermeni sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı imparatorluğu&#8217;nu yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır.</p>
<p><strong>24 Nisan 1915</strong></p>
<p>Rus ve İngiliz kışkırtmaları sonucunda meydana gelen isyan ve katliamlar karşısında Osmanlı hükümeti, herhangi bir önleme başvurmadan önce Ermeni Patriği, Ermeni milletvekilleri ve Ermeni cemaatinin ileri gelenlerine &#8220;Ermenilerin Müslümanları arkadan vurmaya ve katletmeye devam etmeleri halinde gerekli önlemleri alacağını&#8221; bildirmekle yetinmiştir. Ancak, olaylar durmak yerine giderek yoğunlaşınca, ordunun bir çok cephede savaş halinde bulunması nedeniyle cephe gerisinin emniyete alınması ihtiyacı doğmuştur.</p>
<p>Bu maksatla, 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni Komiteleri kapatılarak, yöneticilerinden 2345 kişi devlet aleyhine faaliyette bulunmak suçundan tutuklanmıştır. Osmanlı Hükümeti&#8217;nin bu kararı üzerine hareket geçen Eçmiyazin Katalikosu Kevork, ABD Cumhurbaşkanı&#8217;na şu telgrafı göndermiştir: &#8220;Sayın Başkan, Türk Ermenistanı&#8217;ndan aldığımız son haberlere göre, orada katliam başlamış ve organize bir tedhiş Ermeni halkının mevcudiyetini tehlikeye sokmuştur. Bu nazik anda Ekselanslarının ve büyük Amerikan Milletinin asil hislerine hitap ediyor, insaniyet ve Hıristiyanlık inancı adına, büyük Cumhuriyetinizin diplomatik temsilcilikleri vasıtasıyla derhal müdahale ederek, Türk fanatizminin şiddetine terkedilmiş Türkiye&#8217;deki halkımın korunmasını rica ediyorum.&#8221;</p>
<p>Başpiskopos Kevork&#8217;un telgrafını, Rusya&#8217;nın Washington Büyükelçisi&#8217;nin ABD&#8217;deki temasları izlemiştir. Bütün olup biten, yasadışı Ermeni komitelerinin kapatılması ve elebaşlarının tutuklanması olmasına rağmen, olayı bir &#8220;katliam&#8221; gibi göstermeye çalışan Ermeniler, başta ABD ve Rusya olmak üzere, çeşitli sömürgeci devletleri kendi saflarına çekmeye çalışmışlardır.</p>
<p>Diaspora Ermenilerinin her yıl sözde &#8220;Ermeni soykırımının yıldönümü&#8221; diye andıkları 24 Nisan, devlet aleyhine faaliyette bulunan ve masum insanları katleden 2345 komitecinin tutuklandığı tarihtir. Görüldüğü gibi bu tarih, sözde soykırım şöyle dursun, sözde soykırım iddialarına temel oluşturduğu iddia edilen &#8220;yer değiştirme&#8221; uygulamasıyla bile ilgili değildir.</p>
<p>Ermeni Kimliği Ve Tarihte Türk-Ermeni İlişkileri<br />
Tarihte, &#8220;Ermenistan neresidir? nerede başlar? ve nerede biter?&#8221; sorularına cevap vermek çok güçtür. ansiklopedik kaynaklarda; Erivan, Gökçegöl, Nahcıvan, Rumiye gölü kuzeyi ve Mako bölgesine, yukarı memleket anlamına gelen Armenia, bu yörelerde yaşayan halka ise Ermeni denildiği yer almaktadır.</p>
<p>Ermeni tarihçilerin bir kısmı, M.Ö. altıncı yüzyılda kuzey Suriye ve Kilikya bölgesi&#8217;nde yaşayan Hititlerden olduklarını, bir diğer kısmı ise Nuh&#8217;un oğullarından Hayk&#8217;a dayandıklarını iddia etmektedir. Bunun yanında, Ermenistan denilen coğrafyada yerleşen ve bugün Ermeni diye adlandırılan toplumun, bölgenin kesin olarak neresinde yaşadıkları, sayıları ve aynı yörede ikamet eden diğer unsurlara kıyasla nüfus oranları bilinmemektedir.</p>
<p>Görülüyor ki, Ermeni tarihçileri bile kökenleri konusunda fikir birliği içinde değildir. O halde tarih boyunca millet ve bağımsız bir devlet olma vasfını yakalayamayan bu toplumun, herhangi bir bölgeye &#8220;vatanımızdır&#8221; demeleri mümkün görülmemektedir. &#8220;Büyük Ermenistan&#8221; hayalinin de, tamamen yayılmacı bir düşüncenin ürünü olduğu değerlendirilmektedir.</p>
<p>Tarihsel olarak bakıldığında, Ermenilerin sırasıyla, Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans, Arap ve Türkler&#8217;in hakimiyeti altında yaşadıkları görülür. Ermeni derebeyliklerinin bir çoğu, bölgeye hakim olan ve/veya Ermenileri kendi saflarına çekerek kullanmak isteyen devletler tarafından kurdurulmuştur.</p>
<p>1071&#8242;de Türk hakimiyetine giren Ermeniler&#8217;i, Bizans&#8217;ın zulüm idaresinden kurtaran ve onlara insanca yaşama hakkını bahşeden, Selçuklu Türkleri olmuştur. Fatih döneminde ise, Ermenilere din ve vicdan hürriyeti verilmiş, Ermeni cemaati için dini ve sosyal faaliyetlerini yönetmek üzere Ermeni patrikliği kurulmuştur.</p>
<p>Ermeni patriği, kendi yetkisiyle ruhani reisleri azlediyor, dini ayinleri yasaklıyor, kendi adamlarından haraç toplayabiliyor, nikah işlerini yürütebiliyor ve hapis cezaları verebiliyordu.</p>
<p>Ermeniler, 19 uncu yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı idaresinde, Türk insanının hoşgörüsünden de yararlanarak, adeta altın çağlarını yaşamışlardır. Askerlikten muaf tutulan ve kısmen vergi muafiyeti tanınan Ermeniler, ticaret, zanaat ve tarım ile idari mekanizmalarda önemli görevlere yükselme fırsatını elde etmişlerdir. Rum isyanından sonra boşalan Osmanlı hariciyesine yerleştirilen Ermeniler&#8217;e Osmanlı devleti&#8217;ne hizmetlerinden dolayı &#8220;milleti sadıka&#8221; adı verilmiştir.</p>
<p>Bu nedenle 19 ncu yüzyılın son çeyreğine kadar Osmanlılar&#8217;ın bir Ermeni sorunu olmadığı gibi, Ermeni tebaa&#8217;nın da Türk yöneticileriyle halledemedikleri bir mesele mevcut değildir.</p>
<p><strong>Selçuklular Döneminda Türk-Ermeni İlişkileri</strong></p>
<p>VII. yüzyıl sonlarından itibaren Anadolu, Bizans hakimiyetinden çıkarak, önce Emevilerin, onlardan sonra ise X. yüzyılın sonlarına kadar Abbasilerin elinde kalmıştır. X. yüzyılın sonlarında Anadolu&#8217;nun tamamına Bizans yeniden hakim olmuştur.</p>
<p>Bizans İmparatoru Vasil II, hayatının son yıllarında Kafkaslar&#8217;da faaliyet göstermiştir. Ermeni Bağratuni hanedanından Gagik I&#8217;in (990-1020) ölümünden sonra bu bölgede karışıklıklar çıkmıştır. Bu durum Bizans İmparatoru&#8217;na başarılı bir müdahale fırsatı vermiştir. Gürcistan&#8217;ın bir kısmı gibi Van bölgesi de Bizans İmparatorluğu&#8217;na dahil olunmuş, Ermeni Ani hanedanlığı ise hayatı boyunca Gagik&#8217;in oğlu ve halefi olan İonnas Smbat&#8217;a kalmış, onun ölümünden sonra ise aynı şekilde Bizans İmparatorluğu&#8217;na katılmıştır.</p>
<p>Bizans İmparatorluğu, Ermenilerin yaşadıkları yerleri kendine katmakla kalmamış, aynı zamanda Ermeni tarihçi Urfalı Mateos&#8217;un da belirttiği gibi &#8220;Ermeni milletinin kumandanlarını kendi ev ve eyaletlerinden çıkarıp götürmüşler&#8221;dir.</p>
<p>1047-1048 yılında Selçuklu Veliahdı Hasan, Van Gölü bölgesine akınlara başlamıştır. Azerbaycan Genel Valiliği&#8217;ne atanan İbrahim Yınal, Tuğrul Bey&#8217;den aldığı buyruk üzerine, Kutalmış ile birlikte harekete geçerek Eylül 1048&#8242;de Pasin Ovası&#8217;nda Liparit, Aaron ve Katakalon kumandasındaki Bizans Ordusu&#8217;nu bozguna uğratmıştır.</p>
<p>Ölen Bizans İmparatoru Konstantin Dukas&#8217;ın (Mayıs 1067) yerine geçen karısı ile evlenerek iktidarı ele geçiren Romanos VI. Diogenes, Selçuklulara karşı savaşı derhal ele almış, fakat ordusunun aşırı güçsüzleşmesi nedeniyle büyük bir güçlükle de olsa çoğunluğu yabancı asıllı ücretlilerden (Peçenek, Oğuz, Norman, Frank, Ermeni, Slav, Bulgar, Alman, Hazar, Gürcü) oluşan bir ordu toplamıştır.</p>
<p>Bizans İmparatoru Malazgirt&#8217;e doğru yola çıkmadan önce, harpten dönünce Ermeni mezhebini ortadan kaldıracağına yemin etmiştir. Bizans imparatorunun ordusu, 26 Ağustos 1071 tarihinde Sultan Alparslan&#8217;ın ordusuna saldırmış, fakat bozguna uğramıştır. Bizans İmparatorunu esir alan Alparslan, barış imzaladığı Diogenes&#8217;i tahta dönmesi için büyük bir törenle İstanbul&#8217;a uğurlamıştır.</p>
<p>Uzun yıllar Bizans hakimiyeti altında yaşayan Ermenilere Bizanslıların nasıl davrandıkları konusunu, o dönemleri yaşayanlardan dinlemiş ve yazmış olan Urfalı Mateos şu şekilde aktarmıştır: &#8220;&#8230; Onlar (Romalılar) Katogikosu (Haçik&#8217;i), mezhebi için türlü işkencelere maruz bırakmışlardır. Duyduğumuza göre onlar, onu ateşle tazip etmişler, fakat o, alevlerin içinden sağ ve salim çıkıyordu.&#8221;</p>
<p>&#8220;İki yıl sonra (993-994) büyük Roma dükü, büyük bir ordu ile beraber Ermenilere karşı yürüdü, Hıristiyanların üzerine atılıp onları kılıçtan geçirdi ve esaret altına aldı. O, zehirli bir yılan gibi her yere ölüm götürdü ve böylelikle, dinsiz milletlerin yerini tutmuş oldu.&#8221;</p>
<p>Türkler, Bizanslılarla birlikte kendilerine karşı savaşan Ermenilere nasıl davranmışlardır? Bizanslıların yaptıkları gibi onları hakir mi görmüşler, zulüm mü yapmışlar, yoksa kilise ve manastırlarını mı yakmışlardır? Ermeniler başta olmak üzere, Selçuklu yönetiminde yaşayan bütün gayrimüslim azınlığa gösterilen hoşgörüyü Urfalı Mateos şu şekilde kaydetmiştir:</p>
<p>&#8220;539 (27 Şubat 1090-26 Şubat 1091) tarihinde Ermeni Katogikosu Barseg, cihangir sultan Melikşah&#8217;ın yanına gitti. Katogikos bazı yerlerde Hıristiyanların tazyik edildiğini, Allah&#8217;ın kiliseleri ile ruhanilerden vergi istenildiğini ve manastırlarda piskoposların vergi için tazyik edildiğini görüp, İranlıların ve bütün Hıristiyanların âlicenap ve tatlı sultanının huzuruna gidip, bütün bunları ona arz etmeye karar verdi. Sultan, senyor Barseg&#8217;i huzura kabul edip, ona büyük iltifat gösterdi ve onun arzularını yerine getirdi. Sultan, bütün kilise ve manastırları ve ruhanileri vergiden muaf tuttu ve Ermeni katogikosuna fermanlar verip onu iltifatla uğurladı.&#8221;</p>
<p>Bu ifadelerden de açıkça anlaşıldığı gibi Selçuklu Türkleri, Ermenilere ve diğer gayrimüslim halka Bizanslıların göstermediği hoşgörüyü göstermiş ve onların dinlerini ve sosyal yaşantılarını korumalarını sağlamıştır. Bu anlayış, Anadolu Selçukluları döneminde de devam etmiştir. Gösterilen tüm bu hoşgörülere rağmen, bazen Ermenilerin Bizanslıların ve Haçlı Seferleri sırasında Haçlıların yanlarında yer aldıkları da bilinmektedir.</p>
<p><strong>Osmanlı-Ermeni İlişkileri</strong></p>
<p>Osmanlı devletinin ilk kuruluş yıllarında Ermeniler, genellikle Çukurova, Doğu Anadolu ile Kafkasya bölgelerinde küçük prenslikler ve beylikler halinde ve dağınık durumdaydılar. İran, Bizans, Gürcü, Selçuklu devletleri ve diğer küçük devlet ve beyliklerle karışmışlardı ve bunların yönetimi altındaydılar.</p>
<p>Ermenilerin Osmanlılarla ilk ilişkileri, çok azınlıkta bulundukları Anadolu&#8217;nun batı bölgesinde başlamıştır. Osman Gazi 1324 yılında Bursa&#8217;yı devlete merkez yaptıktan sonra, Kütahya&#8217;daki Ermenilerin çoğunluğu ve Ermeni ruhani reisliği Bursa&#8217;ya nakledilmiştir.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmet 1453&#8242;de İstanbul&#8217;u aldıktan sonra Ermenilerin Bursa&#8217;daki ruhani başkanı Hovakim&#8217;i İstanbul&#8217;a getirmiş ve 1461&#8242;de yayınladığı bir fermanla Ermeni Patrikliği&#8217;ni kurdurmuştur. Yavuz Sultan Selim&#8217;in 1514-1516&#8242;da Güney Kafkasya ve Doğu Anadolu&#8217;yu fethetmesiyle buradaki Ermeniler de aynı cemaat bünyesine alınarak İstanbul Patrikliği&#8217;ne bağlanmışlardır.</p>
<p>Tarihlerinde hiçbir devletten ve hükümdardan görmedikleri ilgiyi Osmanlı devletinden gören Ermeniler, Türk milletine samimi olarak bağlanmışlardır. Bu yüzden kısa bir süre içinde çeşitli yerlerden İstanbul&#8217;a göçen Ermeniler büyük bir cemaat oluşturmuş ve dünyanın en refah içindeki cemaatlerinden birisi haline gelmişlerdir.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmet&#8217;ten Sultan II. Mahmud&#8217;a kadar 350 yıllık süre içinde Hıristiyanların ve dolayısıyla Ermenilerin dini ve toplumsal işlerine kesinlikle karışılmamıştır. &#8220;Amira&#8221; denilen bankerlerden, tüccarlardan ve devlet memurlarından oluşan Ermenilerin yardımıyla; birçok okul, matbaa, kütüphane açılmış, birçok Ermeni genci öğrenim yapmak ve sanat öğrenmek üzere Avrupa&#8217;ya gönderilmiştir. Aynı dönemde bu haklardan Rusya yönetimindeki Ermeniler yararlanamamışlardır.</p>
<p>Ermeni Patriği Nerses 1876 yılında Vatandaşlık Meclisi Şurası&#8217;na sunduğu mektubunda, &#8220;Şayet günümüze kadar Ermeni milleti, millet olarak korunduysa ve inancını, kilisesini, dilini, tarihi ve kültürel değerlerini koruyorsa, tüm bunlar Türk hükümetinin Ermeni milletine gösterdiği koruma, yardım ve hayırseverlik sayesindedir. Kader, Ermenileri Türklere bağlamıştır. Bundan dolayı Ermeniler, devletin savaş ve ağır sınav günlerinde buna kayıtsızca davranamaz. Aksine her zaman oldukları gibi ona yardım etmek zorundadırlar. Vatanını seven Ermeni, devlete yardım ederek, Ermeni milletinin hizmet ve yardımının en iyisini görecektir.&#8221; demektedir. Görüldüğü gibi Patrik Nerses, Ermenilerin Osmanlı yönetiminde sahip oldukları haklar sayesinde benliklerini muhafaza ettiklerini belirtmektedir.</p>
<p>Osmanlı devleti, Gülhane Hatt-ı Hümayunu ile yapmayı vaadettiği ıslahatları ilân etmiş, ancak gayrimüslimler verilen yeni haklardan memnun kalmamışlardır. Tanzimat ile gayrimüslimlere askerlik mükellefiyeti getirilmiş, devlet memuriyetleriyle idari ve askeri okullara girmelerine izin verilmiştir. Buna dayanarak Ermeniler, 1863&#8242;de yürürlüğe giren 99 maddeden oluşan Ermeni Milleti Nizamnamesi&#8217;ni bir fermanla Babıâli&#8217;ye onaylatmışlardır.</p>
<p>Osmanlı yönetimindeki diğer gayrimüslim azınlıklar gibi Ermeniler de her zaman birinci sınıf vatandaş muamelesi görmüşler; askere gitmedikleri gibi, özellikle ticari hayatta kilit noktaları ellerine geçirmek suretiyle, toplum içinde ön plana çıkmışlar, zengin olmuşlardır.</p>
<p>Devlete bağlılıkları, Türk adetlerini benimsemeleri, hatta iyi Türkçe konuşmaları, Ermenilerin devlete ait resmi veya özel işlere atanmalarına sebep olmuştur. Bu bakımdan 16. yüzyılda Ermeni asıllı Mehmet Paşa gibi vezirlik rütbesine kadar yükselen devlet adamları, 18. yüzyılda Divrikli Düzyan soyundan saray kuyumcuları ve sonradan Darphane bakanları, Sasyan ailesinden saray doktorları, 19. yüzyılda Bezciyan ailesinden Darphane bakanları, Dadyan ailesinden Baruthane bakanları devletin en yüksek kademelerinde görevler yapmışlardır. 19. yüzyılda ve Abdülhamit devrinde ve sonrasında ise Ermeni dış işleri görevlileri ve bakanlar bulunmaktadır. Ayrıca birçok Ermeni de Osmanlı devlet adamlarına danışmanlık yapmıştır.</p>
<p>Ermeniler iddia edildiği gibi soykırıma uğrayan bir topluluk değil, devletin her kademesinde, her meslekte önemli yerler edinmiş bir grup olmuştur.</p>
<p>Osmanlı-Ermeni ilişkileri açısından en çarpıcı açıklamalar, bizzat Türkiye&#8217;deki Ermeni cemaatinin önderlerinden gelmiştir. Ermeni Patriği II. Mesrob, 22 Mayıs 1999 günü Hilton Oteli&#8217;ndeki resepsiyonda yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullanmıştır: &#8220;3. Binyılın eşiğindeyiz. İnsanlık tarihinde yeni bir dönemin başlangıcını kutlamaya hazırlanıyoruz. Bunun hepimiz için büyük fırsat olduğunu düşünüyorum. Geleceğimizi kıtaların, kültürlerin ve halkların birlikteliği düşüyle tayin etme fırsatı&#8230;</p>
<p>İnsan hayatına, kişisel hak ve özgürlüklere saygı, adil ve her türlü şiddetten uzak bir dünya hepimizin ortak özlemi.</p>
<p>Önümüzdeki bu dönüm noktası yalnızca eşsiz bir fırsat değil, aynı zamanda çetin bir sınav sunuyor bizlere. Geride bırakmaya hazırlandığımız 2. Binyıl trajik olaylarla doluydu.</p>
<p>Yine de geride bıraktıklarımız arasında hep saygıyla yad edeceğimiz, önümüzdeki binyıllarda da sevinçle kutlayacağımız nice olaylar yok değil.</p>
<p><strong>Tıpkı bugün kutladığımız gibi.</strong></p>
<p>İstanbul Ermeni Patrikliği&#8217;nin kuruluşu tarihte eşine rastlayamayacağımız bir olaydır. Fatih Sultan Mehmet&#8217;in İstanbul&#8217;u fethinden sekiz yıl sonra, 1461&#8242;de Batı Anadolu&#8217;daki Ermeni episkoposluğunu çıkardığı bir fermanla İstanbul Patrikliği&#8217;ne dönüştürmesi Fatih&#8217;in ve Osmanlı Sultanlarının gelecek vizyonu ve diğer dinlere gösterdiği hoşgörünün çok açık bir örneğidir.</p>
<p>Tarihte bir dine mensup bir hükümdarın başka bir dinin üyeleri için ruhani riyaset makamı tesis etmesi, ne Fatih&#8217;ten önce, ne de sonra görüldü. Yeni bir binyıla girerken dünyada yaşanan gerginlikleri, özellikle yakın çevremizdeki savaş ortamını göz önünde bulunduracak olursak, 538 yıl önce gerçekleşen bu olayın değerini, dinler ve kültürler arası hoşgörünün önemini, sanıyorum daha iyi kavrayabiliriz.</p>
<p>İmparatorluk sınırları içindeki Ermeni toplumunun hayatını onun örf ve adetlerine göre düzenleyen Fatih Sultan Mehmet&#8217;i, onun doğrultusunda ülkeye hizmet eden devlet adamlarını ve 1461&#8242;deki ilk İstanbul Ermeni Patriği Bursalı Hovagim&#8217;den başlayarak bu makama sadakatle hizmet eden 83 patriğimizi sevgiyle ve minnetle anıyoruz. Biz Türkiye Ermenileri, ülkemizde yaşayan en kalabalık Hıristiyan cemaati olarak 75. yılını coşkuyla kutladığımız Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin aydınlık geleceğine tüm kalbimizle inanıyor ve yarınlara ümitle bakıyoruz.&#8221;</p>
<p><strong>Ermeni Sorununun Ortaya Çıkışı </strong></p>
<p>Osmanlı Devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa&#8217;nın müdahalesine maruz kalınca, Türk &#8211; Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı Devleti&#8217;ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için Ermenileri Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir. Özellikle Avrupa&#8217;nın bazı büyük devletleri &#8220;ıslahat&#8221; adı altında bir yandan Osmanlı Devleti&#8217;nin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermenileri, Osmanlı yönetimine karşı teşkilatlandırmışlardır. Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni Kiliseleri&#8217;nin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, Ermeni toplumu yavaş yavaş Türklerden uzaklaşmaya başlamıştır.</p>
<p>Türklerin iyi tutumuna karşın, yabancı devletlerle ittifak etmek suretiyle Türklerle mücadeleye başlayan Ermeniler, Batının desteğini alabilmek için kendilerini &#8220;ezilen bir toplum&#8221; olarak göstermeye ve &#8220;Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını Türklerin gasp ettiği&#8221; iddiasını dile getirmeye başlamışlardır.</p>
<p>Islahat Fermanı ile Müslümanlar ve Gayr-i Müslimler eşit statüye getirilince ayrıcalıklarını kaybeden Ermeniler, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda, Rusya&#8217;dan &#8220;işgal ettiği Doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını&#8221; talep etmişlerdir. Bu isteklerle birlikte Ermeni sorunu ilk kez ortaya çıkmaya ve uluslararası bir şekil almaya başlamıştır.</p>
<p>1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı&#8217;nın ardından imzalanan Ayastefanos Anlaşması&#8217;nın Osmanlı Devleti&#8217;nce kabullenilmek zorunda kalınan 16. maddesi şöyledir:<br />
&#8220;Ermenistan&#8217;dan Rusya askerinin istilası altında bulunup Osmanlı Devleti&#8217;ne verilmesi gereken yerlerin boşaltılması oralarda iki devletin dostane ilişkilerinde zararlı karışıklıklara yol açabileceğinden, Osmanlı Devleti Ermenilerin barındığı eyaletlerde mahalli menfaatlerin gerektirdiği ıslahat ve düzenlemeyi vakit kaybetmeksizin yapmayı ve Ermenilerin Kürtlere ve Çerkezlere karşı güvenliklerini sağlamayı garanti eder&#8221;.</p>
<p>Anlaşmanın bu hükmü, esas itibariyle bağımsızlık kazanmak isteyen Ermenileri tam anlamıyla tatmin etmemiş olsa dahi &#8220;Ermeni Sorunu&#8221;nun tarihte ilk kez bir uluslararası belgeye yansıması ve &#8220;Ermenistan&#8221; diye bir bölgenin varlığından söz edilmesi yönünden büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>1878 yılında toplanan Berlin Kongresi sonucunda imzalanan Berlin Antlaşması&#8217;nın 61. maddesi de Ayastefanos Anlaşması&#8217;nın 16. maddesi yerine şu hükmü getirmiştir: &#8220;Osmanlı Hükümeti, halkı Ermeni olan eyaletlerde mahalli ihtiyaçların gerektirdiği ıslahatı yapmayı ve Ermenilerin Çerkez ve Kürtlere karşı huzur ve güvenliklerini garanti etmeyi taahhüt eder ve bu konuda alınacak tedbirleri devletlere bildireceğinden, bu devletler söz konusu tedbirlerin uygulanmasını gözeteceklerdir&#8221;.</p>
<p>Berlin Antlaşması&#8217;nın bu hükmü ile Türk-Ermeni ilişkilerine yabancı güçlerin müdahale edebilmesi hakkı tanınmış olmaktadır. Böylece Ermeniler, Ruslar ve İngilizler tarafından kullanılmaya başlanmış ve İngiltere&#8217;nin elinde Rus yayılmacılığına karşı bir ileri karakol vazifesi görmüşlerdir. İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan Ermeni Sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı Devleti&#8217;ni yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır. Sözde Ermeni soykırımı iddiaları ve yalanları da işte bu politikanın propaganda ürünüdür!..</p>
<p><strong>Tehcir Kanunu, Uygulaması Ve Sözde Ermeni Soykırım İddiası</strong><br />
Osmanlı Hükümeti’nin bütün iyi niyetine rağmen, ülkede Ermeni olaylarının giderek yoğunluşması, savunmasız kalan Türk kadın ve çocuklarına Ermeni saldırılarının artması ve ordunun bir çok cephede savaş halinde bulunması nedeniyle mahalli isyanların topyekün bir ihanete dönüşmemesi için, cephe gerisinin emniyete alınması ihtiyacı doğmuştur.</p>
<p>Bu maksatla, 24 Nisan 1915&#8242;de Ermeni komiteleri kapatılmış ve yöneticilerinden 2345 kişi, &#8220;devlet aleyhine faaliyette bulunmak&#8221; suçundan tutuklanmıştır. Ermenilerin her yıl &#8220;sözde soykırım anma günü&#8221; olarak andıkları 24 Nisan, bu tarih olup tehcirle alakalı degildir.&#8221;</p>
<p>Komitelerin kapatılması, ele başlarının ve bazı teröristlerin tutuklanması, olayları yatıştıracağına daha da şiddetlendirmiştir. Osmanlı Hükümeti son insani çare olarak; savaş bölgelerindeki halk ile Osmanlı Devleti&#8217;ne karşı casusluk ve hiyanetleri görülenlerin, ayrı ayrı -veya birlikte savaş alanlarından uzak yerlere &#8220;sevk ve iskanı&#8221; için 27 Mayıs 1915&#8242;de &#8220;tehcir kanunu&#8221;nu çıkarmıştır.<br />
Göçe tabi tutulanlar, imparatorluk sınırları içinde Ordu-Kastamonu, Ankara-Niğde, Malatya-Maraş, Diyarbakır-Urfa-Adana ve Suriye-Irak bölgelerine gönderilmiş olup, 1916 Ekim sonuna kadar toplam 702.900 kişinin göç ettirildiği belgeleriyle sabittir.</p>
<p>1914 yılı resmi verilerine göre Osmanlı Devleti&#8217;nde 1.234.671 Ermeni nüfusu bulunmaktadır. bu sayı Ermeni patrikhanesi&#8217;ne göre 2.5 milyon, lozan konferansı Ermeni heyetine göre 2.2 milyon, Fransız sarı kitabı&#8217;na göre 1.5 milyon, Britannica&#8217;ya göre 1.5 milyon, ve İngiliz yıllığına göre 1 milyon olarak belirtilmektedir.<br />
Buna göre en fazla 700.000 kişinin göçe tabi tutulduğu bir yer değiştirme olayında, Ermenilerin iddia ettiği gibi 2-3 milyon kişinin öldürülmesi mümkün değildir. çünkü, zaten Osmanlı devleti içinde 1.230.000 civarında Ermeni bulunmaktadır. bunun da ötesinde eğer Osmanlı devleti Ermeni tebaasından kurtulmak isteseydi, bunu asimilasyon yoluyla halledebilirdi. oysa açıklandığı üzere Ermeniler, imparatorluk içerisinde Türklerden bile rahat bir yaşam sürdürmüşlerdir.</p>
<p>O halde sözde Ermeni soykırım iddiası tamamen uydurma olup, hiç bir belge ve kanıta dayanmayan, hukuki zeminden yoksun olan ve Türk düşmanlığı üzerine bina edilen, gerçek dışı, bir hayal ürünüdür.<br />
Asoghik ve Mateos&#8217;dan Voltaire, Lamartine, Claide Farrere, Pierre Loti, Nogueres, İlone Caetani, Philip Mashall Brown, Michelet, Sir Charles Wilson, Politis, Arnold, Bronsart, Roux, Grousset, Edgar Granville, Garnier, Toynbee, Price, Bombaci&#8217;ya kadar uzanan ve bazılarına hiç de Türk dostu damgası vurulmayacak pek çok tarihçi ve yazar Türklerin bu konudaki hakkını teslim etmişlerdir.</p>
<p>Nitekim ABD&#8217;li Ermeni profesör Hovannısıan, 1982 yılında Münih&#8217;te yapılmış olan &#8220;dünya Ermenilerinin problemleri kongresi&#8217;nde bu gerçeği, &#8220;Ermeni soykırımı ispatlanamamıştır. Soykırım hukuken geçersizdir ve zaten zaman aşımına da uğramıştır&#8221; şeklinde dile getirmiştir.</p>
<p>Ayrıca, 1998 Haziran ayı içerisinde İngiliz Hükümeti, lordlar kamarasında Ermeni soykırımına ilişkin sorulara maruz kalmış ve bunlara yazılı olarak, &#8220;Türk Hükümeti&#8217;nin Ermeni tebasını yok etmeye dair bir kararının mevcudiyetine ilişkin bir kanıt bulunamadığından, İngiliz Hükümeti, 1915 olaylarını soykırım olarak tanımamıştır&#8221; yanıtını vermiştir.</p>
<p>ABD&#8217;li Prof. Bernard Lewis ve Prof. Stanford Shaw da, sözde Ermeni soykırımının gerçek olmadığı konusundaki tezleri nedeniyle, Ermenilerin yoğun tepkisine maruz kalmıştır. soykırım iddiasına Bernard Lewis, 1993 yılında &#8220;Le Monde&#8221; gazetesinde yayımlanan makalesinde şöyle değinmiştir: &#8220;Osmanlı Hükümeti&#8217;nin Ermeni ulusuna karşı kitlesel imhayı öngören bir planı olduğunu gösteren geçerli kanıt yoktur. Türklerin &#8220;tehcire&#8221; (Ermeni halkın savaş alanından alınarak başka yerlere gönderilmesi) başvurmalarının meşru nedenleri vardır. Çünkü Ermeniler, Osmanlı topraklarını işgal eden Rusya ile ittifak halinde Türklere karşı çarpışıyorlardı&#8221;. Yine Dr. Karakın Pastırmacıyan&#8217;ın &#8220;Anadolu&#8217;yu sarkı şimendifer meselesi&#8221; adlı kitabında, Erzurum çevresinde yaşayan 15.000 civarındaki Ermeninin kendi isteğiyle Türkiye&#8217;yi terk ettiği, Ermenilere Türkler tarafından baskı yapılmadığı ve soykırım gibi bir muamelenin olmadığı yer almaktadır.</p>
<p><strong>Bugünkü Durum Ve Sonuç </strong><br />
SSCB&#8217;nin dağılmasından sonra, 23 Eylül 1991&#8242;de bağımsızlığını ilan eden Ermenistan Cumhuriyeti, Türkiye&#8217;ye yönelik &#8220;sözde soykırım&#8221; iddialarını bir devlet politikası haline getirmiştir. Ermeniler, zulme ve haksızlığa uğramış bir toplum imajı yaratarak, dünya kamuoyunu başta ABD ve Fransa olmak üzere belli başlı devletleri ve uluslararası kuruluşları, Ermeni davası lehine çekmeye çalışmaktadır.</p>
<p>Böylece soykırım iddiaların kabulü ve tesciline bağlı olarak, Türkiye&#8217;den yüklü bir tazminat almak ve son aşamada ise Türkiye sınırları içerisinde bulunduğunu iddia ettikleri sözde Ermeni topraklarının iadesini sağlayarak büyük Ermenistan&#8217;ı kurmak yönünde bir siyaset izlemektedirler. Nitekim Ermenistan parlamentosu 23 Ağustos 1990&#8242;da kabul ettiği bildiride; &#8220;Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiyesi ve batı Ermenistan&#8217;da gerçekleştirilen 1915 soykırımının uluslararası kabul görmesi çabasını destekler&#8221; maddesine yer vermiştir.</p>
<p>Sözde soykırımın tanınmasını hedefleyen girişimler, özellikle Belçika, Fransa, Avustralya, Yunanistan, Lübnan, Kanada, Rusya, ABD ve Arjantin&#8217;de yoğunlaşmış ve bu ülkelerde ardı ardına soykırım anıtları dikilmeye başlanmış, hatta bazılarının okullarında sözde soykırım ders olarak okutulmaya başlanmıştır. Bu alanda en önemli gelişme ise 29 Mayıs 1998&#8242;de Fransa meclisi tarafından sözde Ermeni soykırımının resmen tanınmasına dair tasarının onay için senatoya gönderilmesidir.</p>
<p>Ter-Petrosyan yönetiminin nispeten ılımlı tutumundan sonra, Nisan 1998&#8242;de Koçaryan&#8217;ın cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte, aşırı milliyetçi hareketler serbest bırakılmış, ve Ermenistan Türkiye ile ilişkilerinde sertlik yanlısı bir politika izlemeye başlamıştır.</p>
<p>Bunun yanı sıra Koçaryan, yapmış olduğu resmi bir açıklamada; &#8220;soykırımı hiçbir zaman unutmayacaklarını, dünyaya bu trajediyi hatırlatmak durumunda olduklarını, soykırımın cezasız kaldığını ve uluslar arası tanıma ile kınamanın layık olduğu şekilde gerçekleşmediğini&#8221; ifade etmiş, birleşmiş milletler genel kurulu&#8217;nun 53. oturumunda da bilinen iddialarını tekrarlayarak, Ermenistan&#8217;ın Türkiye ve Azerbaycan tarafından abluka altına alındığını dile getirmiştir.</p>
<p>Günümüzde sözde Ermeni soykırımı adı ile bütünleşmiş olarak görünen Ermeni sorununun; Türkiye&#8217;den tazminat almak ve ardından toprak talep etmek, PKK terör örgütüne örtülü de olsa destek vermek ve Türkiye&#8217;ye dost olmayan çevre ülkelerle ittifak kurmak suretiyle ülkemiz aleyhine faaliyetlerde bulunmak ve Yukarı Karabağ ile Azerbaycan konusunda uzlaşmaz bir tutum içerisinde olmak gibi boyutları bulunmaktadır.</p>
<p>Sonuç olarak Ermeni sorunu, Osmanlı döneminde bu imparatorluğu parçalayarak çıkarlarına ulaşmayı amaçlayan ülkelerce ortaya çıkarılmış, bu gün ise isimleri değişmekle birlikte aynı çıkar çevrelerinin Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirmek istemeleri ve bölgede güçlü bir Türkiye arzu etmemelerinden dolayı, çeşitli yönleriyle birlikte sıcak tutulan sun&#8217;i bir sorundur.</p>
<p><strong>Basında Ermeni Sorunu </strong></p>
<p><strong>29 Ekim 2000 – Askerin Soykırım Cevabı (R.Mengi – Sabah Gazetesi)</strong><br />
İsimleri değiştiren aynı çıkar çevreleri, güçlü bir Türkiye arzu etmiyorlar. iddiaları sıcak tutuyorlar. Ermeniler, hakimiyeti altındaki devletlere ihanetlerinde sayısız göçe tabi tutuldular. Hedefleri Türkiye&#8217;den tazminat almak. İddia ettikleri sözde Ermenistan&#8217;ı kurmak.<br />
Genelkurmay Başkanlığı, sözde Ermeni soykırım iddialarını, &#8220;sun&#8217;i bir sorun&#8221; olarak nitelendirdi ve sert bir dille eleştirdi. Genelkurmay Başkanlığı, iddialar hakkında, &#8220;Ermeni sorunu, Osmanlı Dönemi&#8217;nde bu imparatorluğu parçalayarak çıkarlarına ulaşmayı amaçlayan ülkelerce ortaya çıkarılmış, bugün ise isimleri değişmekle birlikte aynı çıkar çevrelerinin Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirmek istemeleri ve bölgede güçlü bir Türkiye arzu etmemelerinden dolayı, çeşitli yönleriyle birlikte sıcak tutulan sun&#8217;i bir sorundur&#8221; dedi.</p>
<p>Genelkurmay, internetteki sitesi aracılığıyla Türkçe ve İngilizce olarak, &#8220;Ermeni Sorunu&#8221; başlığı altında sözde soykırım iddialarını bütün boyutları ile değerlendiren bir açıklama yayınladı. Genelkurmay iddialara duyduğu tepkiyi, &#8220;Tarih boyunca sayısız göç ve sürgün olayına maruz kalan Ermeniler&#8217;in bunların hiçbirini gündeme getirmeden sadece 1915&#8242;te Osmanlı tarafından son derece haklı gerekçelerle göçe tabi tutulmalarını sözde soykırım adı ile gündeme getirmeleri maksatlı olup, Türkiye&#8217;nin bütünlüğünü bozmaya yönelik politikaların bir ürünüdür. Batılı ülkelerin, Afrika ve Balkanlar&#8217;da yaşanmakta olan gerçek anlamdaki, soykırıma seyirci kalarak, soykırımına sahip çıkmaları, bunun göstergesidir&#8221; şeklinde dile getirdi. 1960&#8242;lı yılların ikinci yarısından itibaren Ermeni grupların Türkiye aleyhine başlattıkları karalama kampanyaları 1973&#8242;ten sonra &#8220;Kanlı Ermeni Terörizmi&#8221;ne dönüştürüldüğü vurgulandı.</p>
<p><strong>2. 8 Haziran 2001 &#8211; Yunanistan Ermeni desteğini arttırdı</strong><br />
Depremler sırasında pek dost olduğumuz ve bu dostluğun sonsuza dek süreceğine inandığımız Yunanistan, Türkiye&#8217;de ekonomik kriz başladığında gazetelerinden bas bas bağırıyordu; &#8220;Artık onlardan korkmaya gerek kalmadı, güçlü Türkiye çöküyor&#8221; diye.. Şimdi ise hazır onları zayıf yakalamışken bir darbe de biz indirelim çabasındalar.</p>
<p>Her ne kadar biz Ermeni Soykırım iddiasının Amerikan eyaletlerinde arka arkaya kabulüne pek de önem vermiyor, halâ bütün kaybımıza rağmen Bush hükümetine karşı bu konuda istikrarlı şekilde belli bir politika izlemiyor, ABD&#8217;de konferanslarla, TV programlarıyla gerçeği anlatma yoluna gitmiyorsak da Ermeniler &#8220;Eyaletlerin Kabulü&#8221;nü uluslararası baskı için kullanmaya başladılar bile.<br />
Yunan gazetelerinde &#8220;Gerçeği bilin ki, gerçek sizi özgürleştirsin&#8221; başlığıyla ve İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkelerin etkin isimlerinin desteğiyle çıkan haberlerde Fransa, İtalya, Belçika, Rusya, İsveç ve 26 Amerikan Eyaletinin kabul ettiği soykırımı insan hakları çerçevesinde Türkiye&#8217;nin de kabul etmesi için Amerika ve İngiltere&#8217;nin Türkiye&#8217;ye baskı yapması isteniyor.</p>
<p>&#8220;Soykırımı kabul ediverelim ne olacak&#8221; diyen Dr. Taner Akçam beyefendi de bol bol yağlanmış &#8216;Adil ve gerçekçi Türk&#8217; olarak.. Sevsinler adil ve gerçekçi doktoru.. Acaba koca dünyada, onun gibi karşı tarafı destekleyen tek bir Ermenistan vatandaşı bulabilir mi?<br />
ABD&#8217;de Türk akademisyenler, 1915 olayları ve tarih konusunda uzman bütün akademisyenlere, insanlık adına gerçeği belgelerle birlikte ortaya koymak üzere çağrıda bulundular. 69 Amerikalı akademisyenin (Osmanlı, Türkiye ve Ortadoğu uzmanı) 19 Mayıs 1985&#8242;de New York Times ve Washington Post&#8217;ta yayınlanan ve soykırım olmadığını anlatan bildirisine de bu çağrıda yer verdiler. Ama sonuç alabildiklerini sanmıyorum.<br />
Turkish Forum her gün İnternet&#8217;te olayları anlatıyor, gelişmeleri açıklıyor, dakika dakika izliyor&#8230; Bugün halâ 1985&#8242;teki akademisyenlerin söylediğini tekrarlayan ABD&#8217;li ve İngiliz ünlü profesörler var. Ama Ermeni baskısıyla susturuluyorlar.<br />
Ve biz yolsuzluk, ekonomi, polis devleti, bakanların yer değiştirmesi, koltuk kavgaları gibi konularla meşgul olduğumuz için Ermeni olayını gözardı ediyoruz.</p>
<p>ABD&#8217;li ve Avrupalı uzmanlar doğu bölgelerimize sık sık geziler düzenliyorlar. Amerikalı Ermeniler doğuda otel açıp çıkan sorunları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi&#8217;ne taşıyorlar.<br />
Bu kez de &#8220;İnsan Hakları&#8221; diye, ABD ve Avrupa&#8217;nın kafamıza kakıp durduğu eksiğimizden yararlanma amacındalar.</p>
<p><strong>3. Ermeniler&#8217;in asıl plânları ne?</strong><br />
Türkiye&#8217;ye çalışmak üzere gelen ve iş izni olmadığı halde burada rahatça yaşayan ve çalışan 30 bin kadar Ermeni&#8217;nin sınır dışı edilmesinin yerinde bir karar olacağını geçen Cuma &#8220;Rencide edebiliriz&#8221; başlığıyla yazmıştım.</p>
<p>Kısa fakat mesajını net olarak veren bu yazı üzerine okurlarımızdan çok sayıda tepki geldi. Bunların bazıları (genellikle yurtdışından gelenler) Ermeniler&#8217;in tüm ülkelerde Türkiye aleyhtarı faaliyetlerini sürdürdüklerini, Amerikan Parlamentosu&#8217;nda gelinen noktanın da bu faaliyetlerin sonucu değil henüz başlangıcı olduğunu, Ermeniler&#8217;in, eğer Amerika&#8217;da karar çıkarsa çabalarını yoğunlaştıracağını belirtiyor ve bu konuda alınacak her türlü önlemi haklı buluyor.<br />
<strong><br />
Bu tasarıyla bitmeyecek </strong><br />
İşte Chicago&#8217;dan yazan Dr. Erol Yorulmazoğlu&#8217;nun söyledikleri: &#8220;Geçtiğimiz ilkbahar aylarında partilerin ön seçim sıralarında, Chicago çevresinden Cumhuriyetçi Parti meclis üyeliğine aday bir zat ile buluşmuştuk. Bu zatın ta kendisi bizlere bizden önce Ermeni toplumu ile buluştuğunu ve onlarla Ermeni soykırımı konusunu görüştüğünü söylemişti. Ermeniler ona ilerde Türkiye&#8217;den toprak talep edeceklerini söylemişlerdi. Evet arkadaşlar, ilerdeki tehlike budur.”</p>
<p>Ermeni aşırıcıları artık hem ABD politikasını hem de ABD basınını arka ceplerine koymayı başarmışlardır. İnce hesaplarla, Atatürk&#8217;ün silmeyi başardığı Sevr Anlaşması&#8217;nı hortlatmaya, &#8216;Wilson Ermenistan&#8217;ı&#8217; denen haritayı canlandırmaya çalışıyorlar. Bu haritaya göre o devrenin ABD Başkanı Ermeniler&#8217;e Trabzon&#8217;dan Adana&#8217;ya çizgi çekin, o çizginin doğusunu verecekti. Ayrıca Yahudiler nasıl İsviçre bankalarından para koparmayı başarabilmişlerse, bu fanatikler de aynı şeyi bize yapmayı arzuluyorlar. Bu tasarıların ardından Türkiye&#8217;yi cezalandırma gelecek. Yıllardır Türkiye&#8217;yi uyardık ama ses çıkmadı.</p>
<p>Bu fanatikler ayrıca birçok ABD eyaletinde kendi yorumladıkları tarih kitaplarını çıkararak saf ABD gençliğinin beynini de yıkıyorlar. Böylelikle yeni ABD kuşağı haliyle bize karşı olacaktır. (&#8230;.)<br />
Biz Türk Amerikalılar her ne kadar Ermeni&#8217;nin imkânlarına sahip olmasak da mücadelemize devam edeceğiz. Sizleri de aramızda görmekten memnun oluruz. Saygılarımla..&#8221;<br />
&#8220;Ermeniler&#8217;in asıl plânları ne?&#8221; derken tabii ki sadece Dr. Yorulmazoğlu&#8217;nun yazdıkları değil beni etkileyen. Amerika&#8217;daki Türkler&#8217;in yıllardır bu konudaki yaptıkları çalışmaları, yazışmaları izliyorum. Hepsinin anlattıkları hemen hemen aynı.</p>
<p>Yazıma olumsuz tepki gösteren okurlarımız ise Türkiye&#8217;de çalışan Ermeniler&#8217;in Amerika&#8217;dakilerle ilgisi olmadığından yola çıkmışlar.<br />
Oysa Amerika&#8217;daki Ermeni lobisini Ermenistan yönetiminin tahrik ettiğini hepimiz biliyoruz. Dünya biliyor. O zaman -en azından Ermenistan&#8217;a yaptıklarının bir karşılığı olacağını anlatmak için- iş izni olmadığı halde sadece vize alarak Türkiye&#8217;ye gelen ve salına salına çalışan Ermenistan vatandaşlarının sınırdışı edilmesinde ne sakınca var?. Acaba hangimiz, hangi Batı ülkesinde böyle bir özgürlüğe sahibiz bir düşünün bakalım. (Osmanlı döneminde olduğu gibi bunun Türk-Ermeni vatandaşlarla hiçbir ilgisi olmadığının altını çizelim)</p>
<p><em><strong>KRONOLOJİ</strong></em></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="473">
<tbody>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1022</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Ermeni   topraklarının İmparator II. Basileios tarafından Bizans topraklarına   katılması üzerine 40 bin Ermeni Anadolu&#8217;ya sürgün edildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1046</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Ermeni   hanedanları Bizans İmparatoru IX. Konstantin tarafından katledilerek yok   edildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1054</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Sultan   Tuğrul Bey döneminde Selçuklulara bağlanan Ermenilere özerklik verildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1098</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Ermeniler   Haçlılarla işbirliği yaptılar.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1461</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Fatih   Sultan Mehmed, Bursa&#8217;daki Ermeni Piskoposu Hovakim&#8217;i (Ovakim) İstanbul&#8217;a   getirterek kendisine Patrik unvanını verdi ve Ermenilere birçok haklar   tanıdı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1567</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Türk   matbaasının kurulmasından 160 yıl kadar önce Venedik&#8217;te matbaacılık eğitimi   görmüş olan Sivaslı Apkar adındaki bir papaza İstanbul&#8217;da bir Ermeni matbaası   açması için izin verildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1790</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">İlk   resmi Ermeni Okulu, Amira Miricanyan ve Şnork Mığırdıç tarafından Kumkapı   Fıçıcı Sokak&#8217;ta kuruldu.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1823</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Artin   Bezciyan adlı Ermeni, Kumkapı&#8217;da Bezciyan Okulu&#8217;nu kurdu.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1824</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Patrik   Karabet, Ermenice gramer okutan Kumkapı Okulu&#8217;nu Patrikhane&#8217;nin himayesine   aldı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1853</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(22   Ekim) Ermeni Maarif Komisyonu kuruldu.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1876</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Kurulan   Mecliste Ermeni milletvekilleri de katıldı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1877</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(7   Aralık) Ermeni Milli Meclisi, Ermeni halkının askere yazılarak savaşa katılma   kararını aldı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1878</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(13 Nisan) İstanbul   Ermeni Patriği Nerses, İngiltere Dışişleri Bakanı Salisbury&#8217;ye gönderdiği   muhtırada, Türklerle beraber yaşayamayacaklarını bildirdi.</p>
<p>(13 Temmuz) Berlin   Anlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya, Osmanlı Ermenileriyle ilgili 61. madde   eklendi.</p>
<p>(3 Ağustos) İngiltere   Dışişleri Bakanı Lord Salisbury, İstanbul Büyükelçisi Layard&#8217;a gönderdiği   talimatta, Osmanlı Hükümeti&#8217;nin Doğu&#8217;da reformlara başlaması gerektiğini   bildirdi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1890</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(20 Haziran) Erzurum   İsyanı</p>
<p>(Temmuz) Kumkapı   Nümayişi</p>
<p>Birinci Sason İsyanı</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1892 &#8211; 1893</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Merzifon,   Kayseri, Yozgat isyanları</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1895</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(30 Eylül) Babıâli   olayı</p>
<p>Kasım ayında, Ermenilerin Maraş&#8217;ta isyan teşebbüsü</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1896</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">30 Ekim İstanbul&#8217;da   Ermeni eylemi</p>
<p>(1 Haziran) I. Van   isyanı</p>
<p>(26 Ağustos) Osmanlı   Bankası Olayı</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1902</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Ermeni   dilcilerden H. Acaryan, &#8220;Ermeni Dili&#8217;ne Türk Dili&#8217;nin Tesiri ve   Ermenilerin Türkçe&#8217;den Aldıkları Sözler&#8221; adında bir eser yazdı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1904</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">İkinci   Sason isyanı</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1905</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(21   Temmuz) Yıldız Camii&#8217;nde, Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid&#8217;e suikast   teşebbüsü.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1908</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Ermenilerin Jamanak adlı   gazetesi yayın hayatına başladı.</p>
<p>İkinci Meclis açıldı ve   Ermeni komitecilerden bazıları Millet Meclisi&#8217;ne girdi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1909</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(14   Nisan) Adana&#8217;da Ermeni isyanı</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1915</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(15 Nisan) II. Van   İsyanı</p>
<p>(24 Nisan) Osmanlı   Devleti aleyhinde faaliyette bulunan Ermeni komiteleri kapatıldı. Bu   komitelerin idarecilerinden 2345 kişi tutuklandı.</p>
<p>(3 Mayıs) Ermeniler   Van&#8217;da büyük bir katliama giriştiler.</p>
<p>(27 Mayıs) Yer   Değiştirme (Tehcir) Kanunu çıkarıldı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1918</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(1 Şubat) Ermeni   komitacı Arşak, Bayburt&#8217;ta katliam yaptı.</p>
<p>(25 Nisan) Ermeni   komitacılar, Kars&#8217;ın doğusundaki Subatan köyünde 750 Müslüman&#8217;ı katletti.</p>
<p>(1 Mayıs) Ermeni   komitacılar, Kars&#8217;ta, aralarında çocukların da bulunduğu 60 Müslüman&#8217;ı   katletti.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1919</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(20   Kasım) Osmanlı bürokrasisinde üst düzeyde görev yapan Bogos Nubar Paşa ve   Şerif Paşa, Ermeni-Kürt bağımsızlık belgesini imzaladılar.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1920</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(12 Ocak) 450 kişilik   Ermeni süvari birliği, Antep&#8217;in Arapdar köyünde Müslümanlar&#8217;a işkence yaptı.</p>
<p>(2 Aralık) Gümrü   Anlaşması imzalandı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1921</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(15 Mart) Talat Paşa,   Berlin&#8217;de Ermeniler tarafından katledildi.</p>
<p>(6 Aralık) Sait Halim   Paşa&#8217;yı Ermeniler Roma&#8217;da katletti</p>
<p>(16 Mart) Moskova   Anlaşması imzalandı.</p>
<p>(18 Mart) Ermeni Misak   Torlakyan, Azerbaycan İçişleri Bakanı Cevanşir Han&#8217;ı, Tepebaşı&#8217;ndaki Pera   Palas Oteli önünde öldürdü.</p>
<p>(13 Ekim) Kars   Anlaşması imzalandı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1922</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(22   Temmuz) Cemal Paşa, Tiflis&#8217;te Ermeniler tarafından katledildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1923</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Ermeni asıllı Münib   Boya, Van milletvekili olarak meclise girdi.</p>
<p>(24 Temmuz) Lozan   Anlaşması imzalandı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1934</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Franz   Werfel&#8217;in, &#8220;Musa Dağ&#8217;da Kırk Gün&#8221; adlı romanı, ABD&#8217;de İngilizce   yayımlandı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1935</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(15   Aralık) Pangaltı Ermeni Kilisesi&#8217;nde toplanan bir grup Ermeni, Franz   Werfel&#8217;in, &#8220;Musa Dağ&#8217;da Kırk Gün&#8221; adlı eserini &#8220;Türk milleti   hakkında iftiralarla dolu olduğu&#8221; gerekçesiyle yaktı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1936</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Franz   Werfel&#8217;in, &#8220;Musa Dağ&#8217;da Kırk Gün&#8221; adlı eserinin Fransa&#8217;da   yayımlanması, Türk basınının tepkisini çekti.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1937</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Cevat Rıfat Atilhan,   &#8220;Musa Dağı&#8221; adında kitap yazarak, Franz Werfel&#8217;in eserinin   gerçekleri yansıtmadığını bildirdi.</p>
<p>Werfel&#8217;in, &#8220;Musa   Dağ&#8217;da Kırk Gün&#8221; adlı eserinin filme alınmasının engellenmesi, ABD   Dışişleri Bakanlığı nezdinde gündeme geldi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1943</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Ermeni   asıllı Berç Türker Keresteci, Afyonkarahisar milletvekili oldu.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1957</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Mığırdıç   Şellefyan, 27 Ekim seçimlerinde, Demokrat Parti listesinden İstanbul   milletvekili seçildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1964</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(24   Aralık) Kıbrıs Dışişleri Bakanı Kipriyanu Birleşmiş Milletler Güvenlik   Konseyi&#8217;nde &#8220;Ermeni Meselesini&#8221; ortaya atarak Türkiye aleyhine   karar çıkarmaya çalıştı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1965</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(24   Nisan) Brezilya&#8217;nın Sao Paulo kentinde, Ermeniler tarafından Türkiye aleyhine   gösteri düzenlendi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1969</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(24   Nisan) Londra&#8217;da, Türk Elçiliği önünde Ermeniler tarafından gösteri yürüyüşü   tertip edildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1973</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(27   Ocak) Türkiye&#8217;nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve yardımcısı   Bahadır Demir, Mığırdıç Yanıkyan adlı Ermeni tarafından katledildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1975</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(20 Ocak) ASALA (Gizli   Ermeni Kurtuluş Ordusu) örgütü kuruldu.</p>
<p>(22 Ekim) Viyana&#8217;da,   Büyükelçi Daniş Tunalıgil katledildi.</p>
<p>(24 Ekim) Paris&#8217;te,   Büyükelçi İsmail Erez ile polis Talip Yener katledildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1976</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(16 Şubat) Beyrut   Büyükelçiliği Birinci Kâtibi Oktay Cerit katledildi.</p>
<p>(28 Mayıs) Zürih   Çalışma Ateşeliği Bürosu bombalandı. Saldırının faili olduğu anlaşılan Noubar   Soufoyan adlı bir Ermeni yakalandı, yargılandı ve suçu sabit görülerek 15 ay   hapis cezasına çarptırıldı.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1977</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(29 Mayıs) İstanbul   Yeşilköy Havaalanı&#8217;na ve Sirkeci garına patlayıcı madde atıldı, saldırıda 4   kişi öldü ve 31 kişi yaralandı. Saldırıları &#8220;Aşırı Ermeni Hareketleri   Örgütü&#8221; üstlendi.</p>
<p>(9 Haziran) Vatikan   Büyükelçisi Taha Carım katledildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1978</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(3 Ocak) Brüksel   Büyükelçiliği&#8217;ne patlayıcı madde atıldı. Saldırıyı &#8220;Ermeni Yeni Direniş   Örgütü&#8221; üstlendi.</p>
<p>(3 Ocak) Londra&#8217;daki   Türk bankasına patlayıcı madde atıldı. Saldırıyı &#8220;Ermeni Yeni Direniş   Örgütü&#8221; üstlendi.</p>
<p>(2 Haziran) Madrit&#8217;te,   Büyükelçi Zeki Kunaralp&#8217;ın eşi Necla Kunaralp ve emekli Büyükelçi Beşir   Balcıoğlu katledildi.</p>
<p>(8 Temmuz) Paris   Büyükelçiliği Çalışma Ataşeliği ve Türkiye Turizm Bürosuna patlayıcı maddeler   atıldı. Saldırıyı &#8220;Ermeni Soykırım Adalet Komandoları&#8221; üstlendi.</p>
<p>(6 Aralık) Cenevre   Başkonsolosluğu&#8217;na patlayıcı madde atıldı. Saldırıyı &#8220;Ermeni Yeni   Direniş Örgütü&#8221; üstlendi.</p>
<p>(17   Aralık) THY Cenevre Bürosuna patlayıcı madde atıldı. Saldırıyı &#8220;Ermeni   Gizli Kurtuluş Örgütü (ASALA)&#8221; üstlendi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1979</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(15 Nisan) Yunan   Hükümeti, Atina&#8217;nın Nea Simirna meydanında &#8220;&#8216;Ermeni İntikam   Anıtı&#8221;nın dikilmesine izin verdi.</p>
<p>(22 Ağustos) Cenevre   Başkonsolosluğu&#8217;nda Konsolos Yardımcısı Niyazi Adalı&#8217;ya karşı suikast   düzenlendi. Saldırıda 3 kişi yaralandı. Saldırıyı ASALA üstlendi.</p>
<p>(27 Ağustos) THY   Frankfurt Bürosuna patlayıcı madde atıldı. Saldırıyı ASALA üstlendi.</p>
<p>(4 Ekim) THY Kopenhag   Bürosuna patlayıcı madde atıldı. Saldırıyı ASALA üstlendi.</p>
<p>(12 Ekim) Lahey&#8217;de,   Amsterdam Büyükelçisi Özdemir Benler&#8217;in oğlu Ahmet Benler katledildi.</p>
<p>(22 Aralık) Paris&#8217;te   Turizm Müşaviri Yılmaz Çopan katledildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1980</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(10 Ocak) ASALA, THY   Tahran Bürosuna bombalı saldırıda bulundu.</p>
<p>(6 Şubat) Büyükelçi   Doğan Türkmen, Bern&#8217;de saldırı sonucu yaralandı.</p>
<p>(10 Mart) Ermeni   teröristler THY&#8217;nın Roma Bürosunu bombaladılar. Saldırıda 2 İtalyan hayatını   kaybetti, 14 İtalyan da yaralandı.</p>
<p>(8 Nisan) ASALA, Sayda   toplantısında, Kürtlerle Ermeniler arasında benzerlik olduğunu iddia ederek   Kürtleri kan kardeşi olarak ilân etti.</p>
<p>(17 Nisan) Vatikan   Büyükelçisi Vecdi Türel silahlı saldırıya uğradı. Koruma görevlisi Tahsin   Güvenç yaralandı.</p>
<p>(19 Nisan) ASALA,   Marsilya Türk Konsolosluğu&#8217;na roketatarlı saldırı düzenledi.</p>
<p>(31 Temmuz) Atina İdari   Ateşemiz Galip Özmen ve kızı Neslihan Özmen acımasızca katledildi.</p>
<p>(5 Ağustos) Lyon&#8217;da,   Ermeniler tarafından konsolosluğun basılması sonucu Kadir Atılgan, Ramazan   Sefer, Kavas Bozdağ ve Hüseyin Toprak adlı vatandaşlar yaralandı.</p>
<p>(26 Eylül) Paris&#8217;te,   Basın Ataşemiz Selçuk Bakkalbaşı silahlı saldırıya uğradı ve ağır yaralandı.</p>
<p>(10 Kasım) ASALA   örgütü, Strasburg Türk Konsolosluğu&#8217;na bir saldırı düzenledi.</p>
<p>(17 Aralık) Sidney   Başkonsolosu Şarık Arıkyan ile koruma polisi Engin Sever katledildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1981</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(13 Ocak) Paris   Büyükelçiliği Maliye Müşaviri Ahmet Erbeyli&#8217;nin arabasına bomba konuldu;   Erbeyli ölümden döndü.</p>
<p>(4 Mart) Paris&#8217;te   Çalışma Müşaviri Reşat Moralı ile din görevlisi Tecelli Arı şehit edildi.</p>
<p>(3 Nisan) Kopenhag&#8217;da,   Çalışma Müşaviri Cavit Demir, evine giderken Ermeni teröristlerce kurşunlandı   ve ağır şekilde yaralandı.</p>
<p>(9 Haziran) Cenevre&#8217;de,   sözleşmeli sekreter olarak görev yapan Mehmet S. Yergüz katledildi. Olayı   ASALA üstlendi.</p>
<p>(24 Eylül) Paris   Başkonsolosluğu&#8217;nu basan Ermeniler, güvenlik görevlisi Cemal Özen&#8217;i   acımasızca katlettiler.</p>
<p>(3 Ekim) Roma   Büyükelçiliği 2. Katibi Gökberk Ergenekon, Ermeni teröristlerin silahlı   saldırısına uğradı ve ağır yaralanarak saldırıdan kurtuldu.</p>
<p>(27 Kasım) Avrupa&#8217;da   bulunan &#8220;Ermeni Öğrenciler Birliği&#8221; ile &#8220;&#8216;Kürt Öğrenci   Derneği&#8221;, Londra&#8217;da ortak bildiri yayınladılar.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1982</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(28 Ocak) Los   Angeles&#8217;da, Başkonsolos Kemal Arıkan, Harry Sasunyan ve Kirkor Saliba   tarafından katledildi.</p>
<p>(8 Nisan) Ottowa   Büyükelçiliği Ticari Müşaviri Kemalettin Kâni Güngör silahlı saldırı sonucu   yaralandı.</p>
<p>(5 Mayıs) ABD&#8217;nin   Boston Bölgesi Fahri Konsolosu Okan Gündüz katledildi.</p>
<p>(7 Haziran) Lizbon   Büyükelçiliği İdari Ataşesi Erkut Akbay katledildi. Bu arada, Ottowa   Büyükelçiliği Askeri Ataşesi Atilla Altıkat, Bulgaristan Burgaz   Başkonsolosluğu İdari Ataşesi Bora Süelkan ve Lizbon Büyükelçiliği   Maslahatgüzarı Yurtsev Mıhçıoğlu&#8217;nun eşi Cahide Mıhçıoğlu da silahlı   saldırıya uğradılar. Türkiye&#8217;nin Kanada Büyükelçiliği görevinde bulunan   Coşkun Kırca da, silahlı saldırıya uğradı.</p>
<p>(7 Ağustos) 3 Ermeni   terörist, Ankara Esenboğa Havalanına silahlı, bombalı saldırı düzenlediler ve   katliam yaptılar. Otomatik silahlarla ve bombalarla orada bulunanlara   saldıran teröristler, 3&#8242;ü emniyet görevlisi olan toplam 9 kişiyi öldürdüler   ve 78 kişiyi yaraladılar. Levon Ekmekçiyan isimli terörist yakalandı</p>
<p>. (10 Ağustos) Artin   Penik adlı Ermeni, Esenboğa katliamından duyduğu üzüntüyü dile getirerek,   kendini yakmak suretiyle Ermeni terörünü lânetledi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1983</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(29 Ocak) Levon   Ekmekçiyan, 1982 yılı Esenboğa baskını nedeniyle Ankara&#8217;da idam edildi.</p>
<p>Harut Levonyan ve Rafi   Elbekyan adlı iki Ermeni militan tarafından Türkiye&#8217;nin Yugoslavya   Büyükelçisi&#8217;ne düzenlenen suikast sırasında, yoldan geçen bir Belgrad&#8217;lı   öldü.</p>
<p>(15 Temmuz) ASALA   mensubu teröristler, Paris Orly Havalimanı THY Bürosuna bombalı saldırı   düzenledi. Olayda, 4&#8242;ü Fransız, 2&#8242;si Türk, 1&#8242;i ABD&#8217;li ve 1&#8242;i İsveç&#8217;li olmak   üzere toplam 8 kişi hayatını kaybetti. 60 kişi de yaralandı.</p>
<p>(27 Temmuz) Türkiye&#8217;nin   Lizbon Büyükelçiliği&#8217;ni basan 5 Ermeni ölü olarak ele geçirildi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1985</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(12   Mart) Ottowa Büyükelçiliği, silahlı, bombalı 3 Ermeni terörist tarafından   basıldı. Kanada&#8217;lı koruma görevlilerinden biri vurulup öldürüldü. Büyükelçi   Coşkun Kırca yaralı olarak kurtuldu.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1991</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(21 Ocak) Ermeniler,   Hacılar kentine bombalı saldırı düzenledi. Saldırıda 3 Sovyet askeri ile 2   Azeri öldü. Ermeniler ayrıca, Azerbaycan&#8217;ın Sesi gazetesi muhabiri Savâtin   Askerova&#8217;yı katletti.</p>
<p>(13 Nisan) Karabağ&#8217;da,   Ermeniler ile Azeriler arasında çatışmalar çıktı. Azeri köyleri Ermeniler   tarafından top ateşine tutuldu.</p>
<p>(23 Nisan) Suşa   kasabasına bağlı Azeri köyleri, Ermeni köylerinden açılan top ve makineli   tüfek ateşine maruz kaldı. Olayda 3 Azeri öldü, 3 ev yıkıldı, 3 ev de   oturulamaz hale geldi.</p>
<p>(26 Nisan) Karabağ   bölgesinde 4 Azeri güvenlik görevlisi öldürüldü. Olayı &#8220;Karabağ   Savaşçıları&#8221; adlı Ermeni örgütü üstlendi.</p>
<p>(23   Eylül) Ermenistan bağımsızlığını ilan etti.  (26 Aralık) Sovyetler   Birliği dağıldı. 23 Eylül&#8217;de bağımsızlığını ilan eden Ermenistan fiilen ve   hukuken bağımsız oldu.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1996</strong></p>
</td>
<td width="425">
<p align="center">Levon Ter-Petrosyan, ikinci defa   Ermenistan Devlet Başkanı seçildi.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1997</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">(20 Mart) Taşnaksutyun   örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, Ermenistan Başbakanı oldu.</p>
<p>(20 Aralık) Ermeniler,   Surp Agop Hastanesi&#8217;nin 160. yıldönümünü yılbaşı şöleniyle birlikte   kutladılar.</p>
<p>Türkiye Gazeteciler   Cemiyeti, 1997 Sedat Simavi Ödülü&#8217;nü gazetecilik dalında Garbis Özatay&#8217;a   verdi.</td>
</tr>
<tr>
<td width="48">
<p align="center"><strong>1998</strong></p>
</td>
<td width="425" valign="top">Cumhurbaşkanı Süleyman   Demirel, Jamanak gazetesinin 90. kuruluş yıldönümü vesilesiyle, gazetenin   editörü Ara Koçunyan&#8217;ı Cumhurbaşkanlığı köşkünde kabul etti.</p>
<p>(Şubat) Ermenistan   Devlet Başkanı Levon Ter-Petrosyan istifa etti. Böylece Robert Koçaryan&#8217;a   liderlik yolu açıldı. Petrosyan, Karabağ&#8217;da barış istediği için aşırı   milliyetçilerin tepkisini çekmişti.</p>
<p>(Şubat) Petrosyan&#8217;ın   istifasını değerlendiren Azerbaycan Halk Cephesi Başkanı Elçibey, Koçaryan&#8217;ın   geçmişte Rusları arkasına alarak Karabağ&#8217;da Azerbaycan&#8217;a karşı ayaklandığını   bildirdi.</p>
<p>(30 Mart) Koçaryan,   Ermenistan Devlet Başkanlığı&#8217;na seçildi.</p>
<p>(Temmuz) Bölücü örgüt   PKK&#8217;nın başı Abdullah Öcalan, Ermenistan yönetiminden, örgüte özel köy tahsis   edilmesini istedi.</p>
<p>(14 Ekim) Mesrob   Mutafyan, Türkiye Ermenileri 84. Patriği seçildi.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/ermeni-sorunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aynalı çarşı ve tarihi</title>
		<link>http://www.buzlu.org/aynali-carsi-ve-tarihi/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/aynali-carsi-ve-tarihi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2009 08:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezilesi yerler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[ölçü]]></category>
		<category><![CDATA[bomba]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Neden]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih ve savaşlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2951</guid>
		<description><![CDATA[1889  yılında  İkinci  Abdülhamid’in  padişahlığı  sırasında, Çanakkale’nin  önde  gelen  Yahudi  ailelerinden  birinin  üyesi  İlya  Halyo  tarafından  inşa  ettirilmiştir. Doğrulanamayan   bir  iddia  ise  çok  daha  önceleri  yapıldığıdır. Evliya  Çelebi’nin     Seyahatnamesinde  Çarşı’dan  söz  edilmektedir. İlya  Halyo  ise  sözkonusu  çarşıyı  onartmış   ve  kullanıma  açmış  olabilir. Çarşı Mart  1915’de  Gelibolu  çıkartması  sırasında    bombardıman  ve  yangınlarla  tahrip  olmuş. 1918-1921  yıllarında  [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-2954" title="aynali-carsi3" src="http://www.buzlu.org/images/2009/03/aynali-carsi3.jpg" alt="aynali-carsi3" width="367" height="245" /></p>
<p>1889  yılında  İkinci  Abdülhamid’in  padişahlığı  sırasında, Çanakkale’nin  önde  gelen  Yahudi  ailelerinden  birinin  üyesi  İlya  Halyo  tarafından  inşa  ettirilmiştir. Doğrulanamayan   bir  iddia  ise  çok  daha  önceleri  yapıldığıdır.</p>
<p>Evliya  Çelebi’nin     Seyahatnamesinde  Çarşı’dan  söz  edilmektedir. İlya  Halyo  ise  sözkonusu  çarşıyı  onartmış   ve  kullanıma  açmış  olabilir.</p>
<p>Çarşı Mart  1915’de  Gelibolu  çıkartması  sırasında    bombardıman  ve  yangınlarla  tahrip  olmuş. 1918-1921  yıllarında  İngilizlerin  Çanakkale’yi  işgali  sırasında, İngilizler  atlarının  barınacağı  mekan  olarak  “Aynalı  Çarşı’yı  uygun  görmüşler  ve  “ahır”  olarak  kullanmışlardır.</p>
<p>1921’den  sonra  bir  dönem, giriş  kapısı  dışında  büyük  ölçüde  yıkık  kalmış  ve  çarşı  olarak  kullanılmamıştır. Resmi  kayıtlarda  bedesten  arsası  olarak  yer  almaktadır. Daha  sonra  arsaya  14  dükkan  inşa  edilmiştir.<br />
<span id="more-2951"></span><br />
1934’de  Yahudilere  yönelik  saldırı  ve  yağma  olayları  sırasında  kapının  üzerinde  yer  alan  kitabe  sıvayla  kapatılmış, 1967  yılında  Sadi  Fenercigil’in  başkanlığında  sırasında temizlenmiş  ve  bugünkü  görünümü  ortaya  çıkmıştır. Aynı  yıl  kadastro  uygulaması  yapılarak  çarşının  krokisi  çizilmiştir.<br />
Aynalı  Çarşı  “Aynalı”  mı ? (Sözcük  Kökeni) :<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Çarşı  içinde  eskiden  atlar  için  koşum  ve  süs  eşyası  yapan  dükkanlar  yer  alıyordu. “Ayna”  denilen  “at  gözlüklerinin”  çarşıda  satılmasından  dolayı  bir  tür  benzetme  olarak  “Aynalı  Çarşı”  adının  kullanılmakta  olduğu  sanılmaktadır. Bu  durumda  bugün  mevcut  çarşının  girişine  yerleştirilen  büyük  boy  aynalarının  Çarşı&#8217;nın  özgün  yapısıyla  ilgisi  bulunmamaktadır.</p>
<p>“Çanakkale  içinde  Aynalı  Çarşı<br />
Ana  ben  gidiyom, düşmana  karşı&#8230;”</p>
<p>Türküyü  ilk  kez  Çanakkale  Savaşlarına  katılan  Kastamonulu  bir  askerin  söylediği  bilinmektedir. Buradan  daha  Birinci  Dünya  Savaşı  sırasında  “Aynalı  Çarşı”  olarak  anıldığı  anlaşılabilir.</p>
<p><strong>Kitabe :</strong><br />
Çarşı  Caddesi  üzerinden  yürüyerek  Aynalı  Çarşı  yönüne  ilerlendiğinde  Çarşının  giriş  kapısının  üzerinde  yer  alan  beyaz  mermer  kitabe  gelenleri  karşılar. Üst  iki  satırı  “talik”  yazı  tarzındadır. Sol  alt  köşede  İbranice  yazı  yer  almaktadır.<br />
Kitabe de:<br />
Birinci  satır :<br />
Sultan-ı  mâ  adelet-i  unvan-ül  Gazi  Abdülhamid-i  Sani  Efendimiz   Hazretlerinin  saye-i  ihsaniye-i</p>
<p><strong>İkinci  satır :</strong><br />
Eser-i  gayret-i  perverde  tebaa-i  sadıka-i  Müseviyye’sinden<br />
İlya  Halyo  bendelerinin  yaptırdığı  çarşı-yı  dil-nişindir.<br />
Sene  Hicri  Muharrem   1307 (1889)</p>
<p><strong>Türkçesi :<br />
Birinci  satır :</strong><br />
Adaletliliği  ile  tanınan  Sultan  Gazi  İkinci  Abdülhamid  Efendimiz  Hazretlerinin  lütuf  ve  sahip  çıkmalarıyla.</p>
<p><strong>İkinci  satır :</strong><br />
Kendilerine   bağlı, Musevi  uyruğundan  İlya  Halyo  kullarının  çabalarıyla  yaptırılmış  ve  gönülde  yer  tuta(cak)n  çarşıdır.<br />
Yıl  Hicri  Muharrem  1307  (Kasım-Aralık  1889) denilmektedir.</p>

<a href='http://www.buzlu.org/aynali-carsi-ve-tarihi/aynali-carsi/' title='aynali-carsi'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images/2009/03/aynali-carsi-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="aynali-carsi" title="aynali-carsi" /></a>
<a href='http://www.buzlu.org/aynali-carsi-ve-tarihi/aynali-carsi2/' title='aynali-carsi2'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images/2009/03/aynali-carsi2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="aynali-carsi2" title="aynali-carsi2" /></a>
<a href='http://www.buzlu.org/aynali-carsi-ve-tarihi/aynali-carsi3/' title='aynali-carsi3'><img width="150" height="150" src="http://www.buzlu.org/images/2009/03/aynali-carsi3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="aynali-carsi3" title="aynali-carsi3" /></a>

<p><strong>Eski  Çarşının  Yapısal  Özellikleri :</strong><br />
Çarşının  özgün  durumuna  ilişkin  kayıtlar  incelendiğinde  tipik  bir  arasta özelliği  gösterdiği  ve  İstanbul’daki  Mısır  Çarşısı’nın  “minyatürü”  olduğu  anlaşılmaktadır. Birinci  Dünya  Savaşındaki  bombardıman  öncesinde, üzerinin  küçük  kubbelerden  oluştuğu, kimi  kubbelerde  yer  alan  -hamamlardakine  benzer  biçimde- çokgen  köşeli  pencerelerle  doğal  aydınlatmanın  sağlandığı  belirtilmektedir.</p>
<p>Elde  edilen  en  eski  tarihli  (1960-1961) Aynalı  Çarşı  fotoğrafından  (Belge No:2)  anlaşıldığına  göre  Çarşının  üzerinin  daha  sonra  açık  hale  geldiği    ve  1967’deki  onarım  sırasında  bugünkü  çatısının  yapıldığı  anlaşılmaktadır.</p>
<p>Çarşının  ilk  zamanlarda  bugünkü  durumunda  olduğu  kadar  uzun  olmadığı  ve  kapısından  itibaren  14  dükkanı  kapsayan  “Bedesten  arsası”  olarak  5  Şubat  1946  tarihli  tapu  kayıtlarında  yer  aldığı  görülmektedir.</p>
<p>(Kaynakça:Tarih  Vakfı Aynalı Çarşının Restorasyonu için gerekli  bulguları  sağlamak  üzere kısa araştırma –1997-)</p>
<p><strong>Zamana  Meydan  Okuyan  Çarşı :</strong><br />
“Çanakkale  içinde  bir  kırık  testi<br />
Analar, babalar  ümidi  kesti.”</p>
<p>Çarşı  konumu  nedeniyle  kent  içinde  en  yoğun  yaşanan  ve  üretilen  mekanların  ortasında  kalmaktadır. Bu  yoğun  ve  hareketli  tempo  Çarşı  üzerinde  yapıcı  değil,  her  zaman  yıkıcı  bir  etki  yaratmış, değişen  ihtiyaç  ve  kullanım  farklılıklarıyla  Çarşı  özgün  yapısından  iyice  uzaklaşmıştır. Çarşıya  yönelik  yazılı  kayıtların  neredeyse  yok  sayılabilecek  kadar  az  olması  ve  yıllarca  kapsamlı  bir inceleme  ve  araştırmaya   konu  olmaması,  yapısal  durumu  hakkında  tam  bir  karara  varılmasını  zorlaştırmaktadır.</p>
<p>Ama  her  zaman  Çarşı  kent  için  kullanım  sıklığına  sahip, önemli  ve  yaşayan  bir  merkez  olmuştur.</p>
<p>Çarşının  özgün  mimarisinden  günümüze  ulaşan  giriş  kapısı  ve  kitabesidir. Çarşı  Caddesi  yönünden  giriş  kapısı  altından  geçilerek  her  iki  tarafı  boy  aynaları  ile  kaplı  5m’lik  koridora  girilir. Koridor  boyunca  züccaciye, tekstil  gibi  ürünlerin  satıldığı  dükkanlar  sıralanmıştır.</p>
<p>Çatı  ışık  alması  için  -hiç de  bu  Çarşıya  yakışmayan-  şeffaf  ondülinle  örtülüdür. Çarşının  haç  vari  şeklinde  ikinci  kısımda  koridorun  bir  yanında  aktarlar, diğer  yanında  ise  manavlar,  kokular  ve  renklerle  sizi  karşılar. Bu  dükkanların  üzerleri  kiremit  çatı  ile  örtülü  ve  çarşı  içi  hafif  loştur.<br />
Çarşıya  giriş, ana  giriş  kapısı  haricinde  tüm  yönlerden  sağlanmaktadır.</p>
<p>Doğu  yönündeki  giriş  boyunca  sonradan  oluşmuş  üç  yanı  kapalı  bir  meydan  yer  almaktadır. Bu  meydana  bakan  dükkanlarda  da  tekstil, zücaciye, tuhafiye  gibi  ürün  satışları  yapılmaktadır. Bu  haliyle  orijinal  mimari  ögelerini  kaybeden  çarşı, yardıma  muhtaç  ve  tarihi  misyonundan  uzak  bir  görünümdedir. Aynalı  Çarşı  ziyaretçilerinde  de  tam  bir  düş  kırıklığı   yaratmaktadır.</p>
<p><strong>Kimliğini  arayan  Çarşı :</strong><br />
Çanakkale  kentinin  sembolü  özelliğini  sadece  sözle  değil,  fiziki  olarak da  yerine  getirebilmesi  için, Aynalı  Çarşı  1994  tarihinde  başlayan  Koruma  ve  Yaşatma  çalışmalarında   en  önemli  değerlerden  biri  olarak    kapsama  alınmıştır. Fakat  projelerin  uygulamaya  geçirilmesi  her  zaman  belli  bir  süreç  ve  mücadele  gerektirir.</p>
<p>Aynalı  Çarşı  projesinin de  kaderi  aynı  olmuştur. Sivil  insiyatifin  ve  Çanakkale  Belediyesi’nin  bu  mücadele de  aynı  safta  yer  alması  fikirden  üretime, üretimden  uygulamaya  birlikte  çalışılması  projenin  hayata  geçirilmesi  için  süreyi  kısaltsa da,  proje  onayı, gerekli  finansmanın  sağlanması  zaman  almış,   Haziran  2000  tarihinde  Edirne  Kültür  ve  Tabiat  Varlıkları  Koruma  Kurulunun  projeyi  onaylaması  ile  projenin  ilk  adımı  tamamlanmıştır.  Daha  sonra  projenin uygulanması için  gerekli    finansmanın    sağlanmasına  çalışılmıştır.<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Fakat  Kültür  Bakanlığı’ndan  istenen  fon  konusunda  olumlu  bir  yanıt  alınamayınca,  Çanakkale  Belediyesi  bu  büyük  ve  önemli  projeyi  maddi  ve  manevi  olarak  üstlenmiş  ve  projenin  uygulanmasına  başlanmıştır.</p>
<p><strong>RESTORASYON PROJESİ</strong></p>
<p>Proje  Prof. Dr. Ümit  Serdaroğlu  tarafından  çizilmiş  ve  Edirne  Kültür  Tabiat  Varlıklarını  Koruma  Kurulunun  01.06.2000  tarih  ve  6134  sayılı  kararı  ile  onaylanmıştır. (Belge No:4-5)<br />
Tek  katlı, betonarme  bir  iskelet  üzerine  50  adet  dükkan, wc, güvenlik  ve  çay  ocağı  projelendirilmiştir. Çarşıya  giriş  mevcut  durumuna  uygun  olarak  dört  yönden  sağlanmaktadır. Ana  giriş  kapısı, vitraylar  ve  kitabe  aslına  uygun  olarak  korunmuştur. Diğer  giriş  kapıları  ana  kapıya  benzer  şekilde  kemerli  ve  vitraylı  olarak  yapılmıştır.</p>
<p>Giriş  koridorları  genişlikleri  ve  işlevleriyle  kullanımlarını  sürdürmektedir. Dükkanlar  15-30m2  arası  değişen  alan  büyüklüklerinde, mevcut  dükkan  büyüklüklerine  göre  projelendirilmiştir. Kemerli  giriş  kapıları  ile  dükkanlara  girilmektedir. Kapılarda  ahşap  doğrama  çerçeve, kemer  ve  sütunlarda  ise  Assos  taşı  kullanılmıştır. Koridorlar  ve  dükkanların  zemini  doğal  taş  kaplanacaktır.</p>
<p>Çarşı  alaturka, eski  tip  kiremit  çatı  ile  örtülü  olarak  planlanmıştır. Çarşının  ışık  alması  için  çatının  her  iki  yanında  dikdörtgen  pencereler  açılmıştır. Çatı  her  iki  tarafa  eğilimlidir. Eski  çatı  ile  ilgili  görsel  bir  kanıt  bulunamaması  en  basit  şekilde  çatı  çözümünün  yapılmasının  doğru  olacağı  sonucunu  ortaya  çıkarmıştır.</p>
<p><strong>İNŞAAT AŞAMALARI</strong></p>
<p>Aynalı Çarşı inşaatının yapımı üç aşamalı olarak sürdürülmüştür. I.Etap çarşının doğu girişinde bulunan meydanı da kapsayan ,manavların yerleştiği alandır. Bu alanda 11 adet dükkan yer almaktadır. Bu dükkanların yapımına 24.01.2001 tarihinde başlanmıştır. Maliyeti 57 000 YTL.dir. Aynı yıl içinde dükkanlar tamamlanarak hizmete açılmıştır.</p>
<p>Aynalı Çarşı II. Etabı Çarşının kuzey girişinde Hamdi Bey Sokağa bakan kısımda yer alan 21 adet dükkanı kapsamaktadır. 03.01.2003’de  yapımına başlanmıştır. Maliyeti 320 000 YTL.dir.  ve 27.05.2004 tarihinde inşaatlar  tamamlanarak açılışı yapılmıştır.<br />
Aynalı Çarşı III. Etap ise Çarşı Caddesi girişindeki ana bölümü kapsamaktadır. Projeye uygun olarak bu alanda 18 adet dükkan bulunacaktır. III. Etapta Belediyemize ait mülkiyetler çeşitli kanun değişiklikleri nedeniyle Vakıflar Genel Müdürlüğüne geçmiştir. Mülkiyet ile ilgili sorunların çözülebilmesi için uzun bir hukuki süreç devam etmiştir.</p>
<p>Bu sürecin sonunda mülkiyetler Vakıflar Genel Müdürlüğünde kalmış fakat Belediyemizce Projenin tamamlanılarak Çarşının kente kazandırılabilmesi için, Aynalı Çarşının restorasyonu yapılarak Restore et-İşlet-Devret modeli ile Vakıflar  Genel Müdürlüğünden kiralanması talebinde  bulunulmuştur. Yapılan talep Vakıflar  Genel Müdürlüğünce uygun bulunmuş ve Vakıfların mülkiyetindeki parseller 15 yıl süre ile Çanakkale Belediye Başkanlığına projenin yapımı ve belirlenen bedel ile kiralanmıştır. Kiralamaya ilişkin  protokol Haziran 2005’de Belediye Başkanımız Sayın Ülgür Gökhan ve Vakıflar Bölge Müdürü Bilal Gürer tarafından imzalanmıştır.</p>
<p>Bu çalışmalar sonrasında ihale çalışmaları tamamlanmış ve 2006 yılı başında 875 000 YTL. bedelle III. Etabın yapımına başlanmıştır. Yapım çalışması 12 ay gibi bir sürede Şubat 2007 de tamamlanacaktır.18 Mart 2006 tarihinde Çarşının açılışının yapılması hedeflenmektedir.</p>
<p>Aynalı  Çarşının  Çanakkale’nin  sembollerinden  biri  olduğu  dikkate  alınarak, kente  ve  kentliye  yakışır, eski  Çarşıya  benzer  ama  modernize  edilmiş, malzemesi  ve  yapımı  ile  doğal, özgün  bir  Çarşı  oluşturulabilmesi  için  eldeki  imkanlarla  çalışmalar  sürdürülmektedir.</p>
<p>Çalışmalarda  kentlinin  desteği  ve  görüşü  halka  açık  yapılan  toplantılarla  tespit  edilmektedir. Ayrıca  malzeme  seçimi  yapılırken  Aynalı  Çarşı da mini  bir  referandum  yapılmış, doğal  yöresel  taşlardan  hangisinin  tercih  edildiği   tespit  edilmiş  ve  çalışmalar  bu  yönde  şekillendirilmiştir. Biten  dükkanlarda  kullanılacak  tabela  gibi  detaylara  ilişkin  çalışmalar  yapılmış, dükkan  sahiplerinin  ve  sivil  insiyatifin düşünceleri  alınmış  ve  tabela  seçimi  bu  kıstaslara  göre  yapılmıştır.</p>
<p>Kentin  Çarşısını  yine  kentlinin  tercihlerini  önemseyerek, restorasyon  projesiyle  hayata  geçirmek  için  yapılan  çalışmaların  en  kısa  sürede  tamamlanması  hedeflenmektedir.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/aynali-carsi-ve-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>At meydanı neresidir?</title>
		<link>http://www.buzlu.org/at-meydani-neresidir/</link>
		<comments>http://www.buzlu.org/at-meydani-neresidir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2009 14:43:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>buzlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih ve Savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[at meydanı]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buzlu.org/?p=2895</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı döneminde, XIX. yüzyıl başlarına kadar İstanbul, Sultan Ahmed Camii önündeki meydana verilen addır. Meydanın, Roma İmparatoru Septimius Severus (193-211) tarafından yapımına başlanmıştır. Kostantinus (306-337) zamanında tamamlanmış ve Hipodrom olarak kullanılmıştır. Bizans&#8217;ın toplum hayatını yansıtan bu meydanın çevresi zarif sütunlar ve heykeller ile süslü idi. Birçok zamanlar onarılarak bazı değişimlere uğramıştır. Bizanslılar döneminde burada yapılan [...]<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-2896" title="at-meydani" src="http://www.buzlu.org/images/2009/02/at-meydani.jpg" alt="at-meydani" width="408" height="329" /></p>
<p>Osmanlı döneminde, XIX. yüzyıl başlarına kadar İstanbul, Sultan Ahmed Camii önündeki meydana verilen addır.</p>
<p>Meydanın, Roma İmparatoru Septimius Severus (193-211) tarafından yapımına başlanmıştır. Kostantinus (306-337) zamanında tamamlanmış ve Hipodrom olarak kullanılmıştır.</p>
<p>Bizans&#8217;ın toplum hayatını yansıtan bu meydanın çevresi zarif sütunlar ve heykeller ile süslü idi. Birçok zamanlar onarılarak bazı değişimlere uğramıştır. Bizanslılar döneminde burada yapılan yarışmalar tarih boyu konuşulmuştur. 1204&#8242;de Haçlı Seferi sırasında İstanbul&#8217;un Latinler tarafından işgali sırasında hasar görmüş, birçok özelliği de bu arada kaybolmuştur.<br />
<span id="more-2895"></span><br />
İstanbul&#8217;un Türkler tarafından alınmasından sonra da özelliğinden bir şey kaybetmeyen meydan, cirit oyunları, bayram şenlikleri, saray düğünlerinin yapıldığı yer olmuştur. Osmanlılar devrinde İstanbul&#8217;un en önemli merkezlerinden biri olan At Meydanı&#8217;nın çevresi yeniden değerlendirilmiş; sadrazam ve vezirlere ait konakların ön cepheleri bu meydana açılmıştır (İbrahim Paşa, Sokullu Mehmed Paşa sarayları vb.).<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
1617 yılından sonra Sultan Ahmed Camii&#8217;nin yapımıyla meydan daralarak şekil değiştirmiştir. Osmanlı devrinde At Meydanı Olayı, Vaka-i Hayriye gibi hareketler ve birçok Yeniçeri ve Sipahi ayaklanmaları burada meydana gelmiştir. Osmanlılara ait ilk genel sergi de burada açılmıştır (1863).<br />
<!--adsense#336x280kareicerik--><br />
Meydan, 1919&#8242;da İzmir&#8217;in işgalini protesto için yapılan mitinge sahne oldu. Sonradan burası Abdülaziz&#8217;in Zaptiye Nazırı Hüsnü Paşa tarafından park haline getirilmiştir. Bugün meydanın çevresinde Sultan Ahmed Camii, eski adıyla İktisadi ve Ticarî İlimler Akademisi ve Divan yolu bulunmaktadır. Park içinde Örme Sütun, Burmalı Sütun, Dikilitaş ve Alman Çeşmesi yer almaktadır.</p>
<p><a href="http://www.buzlu.org">buzlu.org</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buzlu.org/at-meydani-neresidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
