
Buhar sorununu bilimsel yönden geliÅŸtirmesinden ötürü Watt, bu devrimlerin kaynağı sayılmalıdır. Ondan önce Newcomen’in makinesi ağır ve zor ilerliyor, teknik yerinde sayıyordu. Watt’ın aracılığıyla bilimin iÅŸi ele alması üzerine bu yavaÅŸ gidiÅŸte birden bir canlanma görüldü. TekniÄŸin ilerleyiÅŸi bir devrim niteliÄŸini aldı, olayların akışı büyük bir hız kazandı. Bilim, insanlık tarihinde üçüncü defa müdahalede bulunuyordu, ama bu müdahalesi, toplumda bundan böyle büyük bir rol oynayacağını kanıtlayacak nitelikteydi.
Şimdilik bütün rolü, yalnızca icat edilmiş bir makinenin geliştirilmesi ve mükemmelleştirilmesiydi. Ama bundan sonra tam tersine bir oluşumla karşılaşılacağı anlaşılıyordu. Çünkü bilim bazı dallarda tekniğin kendisinden önce davranmasına meydan vermeyecek kadar ilerlemişti. Artık mucite hangi yönün daha elverişli ve hangi bulguların daha yararlı olacağını bilim gösterecekti. Söz hakkı, usta teknisyenlerin değil, bilimsel düşünce ve deneylerle ilerleyen bilim adamlarınındı. Bu dönemin bilimi en çok gazlar konusunda, ilerlemiş bulunduğuna göre, en göz kamaştırıcı icadını da elbette bu alanda verecekti.
Bu döneme kadar “gaz teorisi”ni kuranlar fizikçiler olmuÅŸtu; yani gazların yalnız fiziksel özellikleri üzerinde durulmuÅŸtu. XVII. yüzyılın ortalarına doÄŸru kimyacılar da bu konuya ilgi göstermeye baÅŸladılar, o güne kadar yalnız bir tür “hava” var sanılıyordu; o da soluk aldığımız hava; Fransa’da Lavoisier ve Berthollet; İngiltere’de Cavendish ve Priestley; İsveç’te Scheele; Rusya’da Lomonosov genel olarak kullanılan “hava” teriminin birçok gazları kapsadığını kanıtladılar; 1772′de Priesley, bu konuda yazdığı bir eserinde gazların bir dökümünü yaptı. Saydığı gazlar ÅŸunlardır: “ateÅŸ havası” (oksijeni kastediyordu.) “sabit hava” (karbonik gaz), “güherçileli hava” (azot bioksidi), “yanar hava” (hidrojen), “flogistikli hava” (azot) vb. Ayrıca bunların yanarlığı, yoÄŸunluÄŸu gibi özelliklerini de açıklıyor; “sabit hava”nın deney kabının dibinde kalan ağır bir gaz, “yanar hava”nın hafif ve uçucu olduÄŸunu anlatıyordu.
Briestley’in keÅŸiflerinin yarattığı heyecana kapılanlar arasında Etienne Montgolfier (1745 . 1799) adlı Annonayli bir Fransız da vardı. Tanınmış bir kâğıt fabrikatörünün oÄŸlu olan Montgolfier, Soufflot ile birlikte Paris’te mimarlık öğrenimi gördükten sonra babasının fabrikasında çalışmak üzere ülkesine dönmüştü. Fransa’da bilimsel zekâsını kullanmak, yeni yöntemler keÅŸfetmek ve Fransız kâğıtçılığına yenilikler getirmek fırsatını buldu.
Deneylere güvenen, zeki, metotlu ve sakin bir insandı. Bu kiÅŸiliÄŸiyle de aÄŸabeyi Joseph’in tam karşıtıydı. KardeÅŸi kadar yaratıcı ve parlak bir zekâya sahip olan Joseph (1740-1810), hayalci, iradeli ve ateÅŸli bir gençti. Aslında bu iki zıt yaradılış birbirlerini tamamlıyordu. Joseph garip bir fikir ortaya attı mı, Etienne onu hemen dengeler, yoluna koyar ve uygulardı. Vivarais dağının doruÄŸunda uçuÅŸan bulutları kıskanmak, “suni bulut” meydana getirmeyi ve onun asılları gibi uçuÅŸtuÄŸunu düşlemek ancak Joseph gibi birinin aklına gelebilirdi. Çevresindekiler varsın kahkahayla gülsünler… Buna bir Etienne gülmemiÅŸti; çünkü Priestley’in kitabında “havadan daha hafif ve daha ağır ofan gazlar” olduÄŸunu okumuÅŸtu. Bunlardan biri, bir zarfa doldurulabilse havada yükselemez miydi?
Bu zarfın atmosferde, hiç deÄŸilse kendi yoÄŸunluÄŸuna eÅŸit bir gaza rastlayıncaya kadar yükselmesi mantık gereÄŸiydi. Hemen deneylere giriÅŸerek kağıttan bir kese yaptı, bunu demir parçaları üzerine sülfirik asit dökerek elde ettiÄŸi “yanar hava”yla (hidrojen) doldurdu. Kesekâğıdı bir süre uçtuktan sonra düştü. Gaz çok inceydi, kâğıttan geçip havaya karışmıştı. Daha elveriÅŸli bir gaz bulmak gerekliydi.
İki kardeş, bu defa nemli samanla yün yaktılar, çıkan gazla doldurulan kese tavana kadar yükseldi. Bu yükselişin nedeni, o günlerde sanıldığı gibi, saman-yün karışımının kimyasal bir özelliğinden ileri gelmiyordu. Isınan havanın daha hafif olduğunu İsviçreli fizikçi Horace de Saussure (1740-1799) o yıllarda kanıtladı.
Bu olaylar sırasında, iki kardeÅŸ ipekten paralelyüz biçiminde iki metre küplük bir zarf imal ettiler. Bunu sıcak havayla doldurunca uçtuÄŸunu ve tavana gidip yapıştığını gördüler. Bu deneyden cesaret alarak yirmi metre küplük bir zarf imal etmeye koyuldular. Bu defa, deneylerini açık havada yaptılar. “Balon,” kendisini ateÅŸin üstünde tutan ipleri kopartarak havalandı ve 300 metreye yükseldi. Böylece Montgolfier kardeÅŸler kendilerini var güçleriyle çalışmalarına verdiler. Hemen 11.50 metre çapında, 750 metre küp hacminde yeni bir balon imal ettiler. Bu balon ambalaj bezinden yapılmış ve kâğıtla astarlanmıştı. 215 kilo geliyor, ayrıca 200 kilo da yük alıyordu. BaÅŸarılarının daha geniÅŸ yankılar yapması ve daha çok kiÅŸi tarafından izlenebilmesi için deneylerini Vivarais Meclisinin toplanacağı 5 Haziran 1783′te uygulamaya karar verdiler.
O gün bütün ÅŸehir halkı alanda toplanmıştı. Tam ortada içi boÅŸ ÅŸekilsiz bir balon durmaktaydı. Montgolfier kardeÅŸlerden biri, resmi kiÅŸilere doÄŸru ilerledi. “Sayın meclis üyeleri, bu büyük keseyi buharla dolduracağız. Az sonra göklere yükseldiÄŸini göreceksiniz,” dedi. Kesenin altında samanla yün yaktılar. Seyirciler, kesenin kırışıklarının açılıp ÅŸiÅŸtiÄŸini ve kusursuz bir küre biçimini aldığını gördüler. Bunu sekiz kiÅŸi zor zaptediyordu; derken ansızın bıraktılar! Kalabalığın soluÄŸu kesilmiÅŸti. Balon yükselmeye baÅŸladı; 2.000 metre kadar gittikten sonra birden söndü ve hareket noktasından 4 km. uzakta bir baÄŸa ağır ağır düştü.
Bu olay yalnız bilim dünyasında deÄŸil bütün dünyada büyük bir heyecan yarattı. Ezeli düş gerçek olmuÅŸ, ağırlık yenilmiÅŸ, insan dehası göklerin egemenliÄŸini ele alarak bulutlarla, kuÅŸlarla boy ölçüşür duruma gelmiÅŸti. Bilimler Akademisi, böyle olaÄŸanüstü bir olaya tanık olmak istedi. Deneyin masraflarını yüklenerek tekrarlanması için Montgolfier kardeÅŸleri Paris’e çağırdı; bir yandan da uzmanları deneyin ayrıntılarını hazırlamakla görevlendirdi.
Jeolog Faujas de Saint-Fond deneye katılma kaydı açtı; yapımcı Anne-Jean Robert (1758-1820) balonun imalini ele aldı; tanınmış Fizikçi Jacques Charles (1746-1823) de girişimin bilimsel yönetimine atandı.
Özellikle gazların genleÅŸmesi konusunda incelemeler yapmış olan Jacques Charles yalnız meslektaÅŸlarının saygıyla eÄŸildikleri bir bilim adamıydı. “Uçan bir makine” meydana getirme iÅŸiyle görevlendirildiÄŸinde, bilimsel bir ruhla iÅŸe koyuldu ve sıcak hava yerine hidrojeni kullanmaya karar verdi. Ne yazık ki, Robert’in “Mariot Kanunu”ndan haberi olmadığından kusursuz bir küre biçimi vermek için balonu iyice doldurdu. 27 AÄŸustos 1783′te, Paris halkının yarısının toplandığı Champ-de-Mars’da toplar atılmaya baÅŸladı. Bu iÅŸaretle havalanan balon, bir anda 1.000 metreye yükselip bulutların arasında kayboldu. İnsan zekâsının bu ‘mucize’si karşısında kalabalık bağırıyor, haykırıyor, kucaklaşıyor, aÄŸlaşıyordu. ne var ki, balon yükseÄŸe çıkınca aşırı gerilmiÅŸ, patlamış ve Paris’ ten yirmi kilometre uzaÄŸa düşmüştü.
Bu sırada Etienne Montgolfier de, Paris’e gelmiÅŸ ve “Montgolfiere” imal etmeye baÅŸlamıştı. Bu yine küre biçiminde, altın renkli iÅŸlemelerle süslü mavi bir balondu. Altına bir kafes asarak içine bir koyun, bir horoz, bir de kaz koydukları balonu Versay sarayında kral, kraliçe ve saray mensupları önünde salıvermeye karar verdiler. KararlaÅŸtırılan zamandan üç saat önce, sarayın parkları ve civar sokaklar görülmemiÅŸ bir kalabalıkla dolmuÅŸtu.
Saat ikide halatlar kesildi ve balon ‘yolcularını’ alarak havalanmaya baÅŸladı. On dakika sonra da Vaucresson koruluÄŸuna indi. Herkes hayvanların yolculuÄŸu nasıl geçirdiklerini öğrenmek için oraya koÅŸuÅŸtu. Hedefe ilk varan Pilatre de Rozier, kafesi açınca hayvanlar saÄŸ salim dışarıya fırladılar. Böylece atmosferin yüksek tabakalarının canlılar için solunuma elveriÅŸsiz olmadığı da kanıtlanmış oldu.. Bu gözlem gözü pek bir insan olan Pilatre’i çok heyecanlandırmıştı. İnsanların önlerinde açılan bu yepyeni egemenlik alanının kâşiflerinden yalnız hayvanlar olmasına gönlü razı gelmiyordu. Bu yeni dünyayı insan keÅŸfe çıkmalı ve bu kiÅŸi de kendisi olmalıydı.
Pilatre yalnız gözünü budaktan sakınmaz kiÅŸi deÄŸil, aynı zamanda bir bilim adamıydı da. Montgolfierler onun verdiÄŸi ölçüler üzerine, 20 metre yüksekliÄŸinde 16 metre çapında bir balon imal etmeye koyuldular. Sıcak havanın girdiÄŸi alt deliÄŸin aÄŸzına sorgun aÄŸacından küçük bir bölme eklediler. Ocağı meydana getirecek olan saman yığınını buraya doldurdular. Deney günü yaklaÅŸtıkça sorumlu kiÅŸileri bir korkudur alıyordu. Bir insanın kendisini böyle çılgınca bir tehlikeye atmasına izin verilecek miydi? XVI. Louis, “Kurban olarak insan verilmek isteniyorsa, ölüme mahkum kiÅŸileri koÅŸsunlar bu iÅŸe!” diye emretti. Pilatre bundan gocundu, “Göklere yükselme onurunu aÅŸağılık canilere mi vereceÄŸiz? Hayır, asla bu olmayacak,” diyerek dostlarından D’Arlandes Marki’si François-Laurent’ı kralı ikna etmeye gönderdi.
Deney günü saat 13′te balon gözü pek yolcusunu ve ona katılan D’Arlandes’i de alarak Muette bahçesinden havalandı. Balon ve yolcular 1.000 metre yükseklikten Paris’in üstünde dolaÅŸtılar. Sokaklar, balkonlar, hatta damlar insan almıyordu. Balon Butte-aux-Cailles’a yumuÅŸak bir iniÅŸ yaptı. Yolcular, yer çekiminin bin yıllık zincirlerini kıran yiÄŸit şövalyelere yaraşır bir zafer alayını artlarına takıp baÅŸkente döndüler.


Mart 23rd, 2007 at 09:09
Bu balonun nasıl yapıldığını (minyatür olarak) anlatmalısınız.Proje ödevleri için bilgi olur ve daha fazla ilgi görülebilir.
Nisan 18th, 2007 at 11:02
biraz kısaltsan iyidi
Kasım 19th, 2007 at 19:09
bnce çok müthiş bi icat
Kasım 25th, 2007 at 18:30
neyle çalıştığını başa yazınız
Åžubat 14th, 2008 at 17:10
şimdi siteniz güsel benim bi ödevim vardıu o yüzden sitenizi ziyaret ettim ama çok uzun metin tşkler
Åžubat 28th, 2008 at 18:45
işime çok yaradı kaç saattir arıyorum sonunda burda .buldum ama daha yazacagım sayfalarca yazı var bittim ben
Mart 9th, 2008 at 20:00
yha cok saolun bunu koyduÄŸunuz için size minntdarım…..