|
Åžub
11
|

Eski çağların en büyük astronomları, İÖ 7. yüzyıldan sonra Babil ve Mısır astronomisinin bütün mirasına konan Eski Yunanlılar arasından yetişti.
Bu bilginler ” duraÄŸan ” yıldızların (birbirlerine göre konumları deÄŸiÅŸmeyen yıldızların) doÄŸuÅŸ ve batışlarını saptadıkları gibi, gökyüzünde ” gezen ” , yani duraÄŸan yıldızlara göre sürekli yer deÄŸiÅŸtiren beÅŸ tane de parlak gökcismi gözlemlediler.
Eskiden Yunanca’dan türetilmiÅŸ planet sözcüğüyle anılan bu gezegenler aslında kendi ışığı olmayan, ama GüneÅŸ ışınlarını yansıttıkları için parlak görünen gökcisimleridir. Dünya’mız da Yunanlılar GüneÅŸ Sistemi’ndeki dokuz gezegenden yalnızca beÅŸini biliyorlardı: Merkür, Venüs, Mars (Merih) , Jüpiter ve Satürn.
Eski Yunan’ın ilk büyük astronomi bilginlerinden Miletli Thales (İÖ yaklaşık 624-546) Ay ve GüneÅŸ tutulmalarının zamanını önceden saptamayı baÅŸarmış, ama tutulmaların nasıl gerçekleÅŸtiÄŸini açıklayamamıştı.
Bu bilgin Dünya’nın bir tepsi gibi düz olduÄŸuna ve su üstünde yüzdüğüne inanıyordu. İÖ 6. yüzyılda yaÅŸamış olan Sisamlı Pisagor, o çaÄŸdaki meslektaÅŸlarının çoÄŸu gibi hem astronom hem de ünlü bir matematikçiydi.
Pisagor’a göre Dünya yuvarlak, daha doÄŸrusu küre biçimindeydi ve evrenin merkezinde hareketsizdi; GüneÅŸ, yıldızlar ve gezegenler de onun çevresinde dolanıyordu. İÖ 3. yüzyılda gene Sisam (Samos) Adası’nda yetiÅŸmiÅŸ olan Aristarkhos, GüneÅŸ’in Dünya’nın çevresinde deÄŸil, tam tersine Dünya’nın GüneÅŸ’in çevresinde döndüğünü söyleyen ilk astronomlardan biri oldu.
O zamanlar hiç kimsenin inanmadığı bu savıyla gerçeÄŸi yakalayan Aristarkhos, Dünya’nın GüneÅŸ’e olan uzaklığını hesaplarken aynı baÅŸarıyı gösteremedi. GüneÅŸ’in Dünya’ya uzaklığını Ay ile Dünya arasındaki uzaklığın 20 katı olarak hesaplamıştı; oysa GüneÅŸ Dünya’mıza Ay’dan 400 kat daha uzaktadır.
Eski Yunan’ın en büyük astronomlarından biri İÖ 2. yüzyılda yaÅŸamış olan Hipparkhos’tu. Trigonometri denen matematik dalını kuran bu bilgin, geliÅŸtirdiÄŸi trigonometri yöntemleriyle pek çok yıldızın konumunu belirledi. 850 kadar yıldızı kapsayan bir katalog hazırlayarak, bu yıldızları parlaklığına göre altı sınıfa ayırdı. Hipparkhos’un bu sınıflandırması bugünkü astronomların kullandıkları sistemin temelini oluÅŸturur.
Parlaklığı birinci dereceden ya da ” kadir ” ‘den olan yıldızlar uzun süre gökyüzünün en parlak yıldızları sayıldı. Ama çağımızda bu deÄŸerler yeniden gözden geçirildiÄŸinde, parlaklığı sıfırın altındaki eksi kadirlerle ölçülen birçok yıldız olduÄŸu anlaşıldı. Çıplak gözle belli belirsiz görülebilen en sönük yıldızlar ise altıncı kadirdendir.
Eski Yunanlı astronomların son büyük temsilcisi olan Klaudios Ptolemaios ya da Arapça’dan dilimize geçen adıyla Batlamyus, İS 2. yüzyılda Mısır’daki İskenderiye kentinde yaÅŸadı. Pisagor gibi o da Dünya’nın evrenin merkezinde hareketsiz durduÄŸuna ve yıldızların Dünya’nın çevresinde dairesel yörüngeler çizerek döndüğüne inanıyordu.
Batlamyus’a göre, GüneÅŸ’in ve gezegenlerin Dünya’nın çevresinde dolanırken çizdikleri bu yörüngeler basit birer çember olamazdı; çünkü gezegenler arada bir yörüngeleri üzerinde geriye dönüyormuÅŸ gibi görünüyordu. Batlamyus bunu açıklamak için ” ilmek ” kavramını ortaya attı.
Bu karmaşık sisteme göre her gezegen, Dünya’yı merkez alan büyük bir çemberin çevresinde daha küçük çemberler çizerek dolanıyordu. Aynı zamanda küçük çemberlerin merkezleri büyük çemberin üstünde batıdan doÄŸuya doÄŸru kayarak ilerlediÄŸi için ilmek denen eÄŸriler çiziyordu.
Batlamyus bu evren modelini ” Matematik Derlemesi ” adlı kitabında açıkladı.İS 2. ve 14. yüzyıllar arasında bu bilim yalnızca Arap astronomların katkılarıyla geliÅŸti. Batlamyus’un çalışmalarını kendi incelemeleriyle geliÅŸtiren Araplar, bu ünlü astronomun kitabını el-Mecisti adıyla Arapça’ya çevirdiler.
Bu çeviri bütün dünyanın ilgisini çekti ve yapıt Almagest adıyla anılır oldu. Parlak yıldızların bugünkü adları da Araplardan kalmadır. Astronomideki Eski Yunan geleneÄŸini ve bilgi birikimini 8. ve 15. yüzyıllar arasında İspanya’daki MaÄŸribiler aracılığıyla Avrupa’ya taşıyan da gene Araplar oldu.
ÇaÄŸdaÅŸ astronomi Polonyalı bilgin Mikolaj Kopernik (1473-1543) ile baÅŸladı. Dünya’nın hem GüneÅŸ’in çevresinde dolandığını, hem de 24 saatte bir kendi ekseni çevresinde döndüğünü saptayan Kopernik bu bulgularını ” Gökyüzü Kürelerinin Dönmesi Üzerine ” adlı ünlü kitabında açıkladı.
Kopernik yalnız Dünya’nın deÄŸil bütün gezegenlerin GüneÅŸ’in çevresinde dolandığını belirtti. Dairesel yörüngeler üzerindeki bu dolanımı Batlamyus’un ilmek modelinden daha iyi açıklamış, ama tam doÄŸruya varamamıştı. Kopernik’in görüşleri uzun süre benimsenmedi ve insanların yaÅŸadığı Dünya’yı bütün evrenin merkezi olarak gösteren Batlamyus modeli 17. yüzyılda bile egemenliÄŸini sürdürdü.
Danimarkalı bir soylu ve çok titiz bir gözlemci olan Tycho, gezegenlerin hareketlerini kendisinden önceki bütün astronomlardan daha doÄŸru olarak gözlemledi. Kepler de bu gözlemlerden yola çıkarak GüneÅŸ Sistemi için yeni bir model geliÅŸtirdi. Kepler’in modeli gezegenlerin hareketine iliÅŸkin üç yasaya dayanıyordu.
Bilgin bunlardan ilk ikisini 1609′da, üçüncüsünü ise 1618′de açıkladı. Yörüngeler yasası denen 1. yasaya göre gezegenler GüneÅŸ’in çevresinde çember deÄŸil, hafifçe basık elips biçiminde yörüngeler çizerek dolanır; GüneÅŸ de bu elipsin odaklarından birinde yer alır. Alanlar yasası denen 2. yasaya göre bir gezegenin dönme hızı, yörünge üzerinde bulunduÄŸu noktaya baÄŸlı olarak deÄŸiÅŸir; gezegenlerin hareketi GüneÅŸ’e en yakın oldukları noktada (günberi noktası) en hızlı, en uzak oldukları noktada (günöte noktası) en yavaÅŸtır.
Dolanım süreleri yasası (3. yasa) ise, iki gezegenin dolanım sürelerinin karelerinin birbirine oranı ile bu gezegenlerin GüneÅŸ’e olan ortalama uzaklıklarının küplerinin birbirine oranının eÅŸit olduÄŸunu belirtir. Bu yasaya göre, gezegenlerden birinin GüneÅŸ’e olan ortalama uzaklığı ve dolanım süresi ile ikinci bir gezegenin dolanım süresi bilinirse, bu gezegenin GüneÅŸ’e olan ortalama uzaklığı hesaplanabilir.
1969′da Ay’a ayak basan iki ABD’li astronotla insanoÄŸlu ilk kez Dünya dışındaki bir gökcismine ulaşıp araÅŸtırma ve gözlem yapmayı baÅŸarmıştı.
1970′lerde de sürdürülen bu Ay yolculuklarında önemli bilimsel deneyler yapıldı ve Dünya’ya Ay taÅŸlarından örnekler getirildi. 1980′lerin sonlarında ise Merkür’den Neptün’e kadar uzanan gezegenler insansız araÅŸtırma uydularıyla incelendi. GüneÅŸ Sistemi konusunda elde edinilen bugünkü bilgilerin çok büyük bir bölümünü bu uzay araçlarına borçluyuz.
Ama GüneÅŸ Sistemi’nin ötesindeki gökcisimlerini inceleyecek astronomların güvenebilecekleri tek aygıt, eskiden olduÄŸu gibi gene teleskoptur.
Yorum Yaz
Sende Yorumunu Yaz
Bu yazıya yorum yazabilmek için Giriş yapmalısınız .
Son Yorumlayanlar