1928–1995 Başlangıç
Karşıt maddenin tarihi Paul Dirac adlı genç bir fizikçinin matematiksel denkleminin garip çıkarımıyla başlar.
20. yüzyılın baÅŸlarında 2 önemli teori olan kuantum mekaniÄŸi ve görecelik teorileri fiziÄŸi temellerinden sarsıyordu. 1905 yılında Albert Einstein’ın meydana çıkardığı özel görecelik teorisi uzay-zaman ve kütle-enerji arasındaki iliÅŸkiyi açıklıyordu. Bu sırada yapılan deneyler ışığın bazen dalga; bazen de küçük parçacık akımları halinde davrandığını gösteriyordu. Max Planck’ın önerdiÄŸi teoriye göre ışık dalgaları “kuanta” adı verilen küçük paketçikler halinde yayılıyordu, bu ışığın hem dalga hem parçacık halinde yayılması anlamına geliyordu.
1920′lerde fizikçiler atom ve bileÅŸenlerine aynı kavramı uygulamaya çalışıyorlardı. 1920′lerin sonunda Erwin Schrodinger ve Werner Heisenberg yeni kuantum teorisini keÅŸfettiler. Bundaki tek sorun teorinin görecelik teorisine uygulanabilir olmayışı yani sadece yavaÅŸ hızlardaki parçacıklar için geçerli olup ışık hızına yakın hareket edenler için sonuç vermemesiydi.
1928′de Paul Dirac problemi çözdü: elektron davranışını tanımlamak için özel göreliliÄŸi ve kuantum teorisini bir araya getiren bir denklem yazdı. Dirac denklemi, ona 1933 Nobel Ödülünü getirdi, aynı zamanda baÅŸka bir problem yarattı: x2=4 denkleminin 2 çözümü olduÄŸu gibi (x= -2, x=2), Dirac denkleminin de biri pozitif enerjili diÄŸeri negatif enerjili elektronlar için olmak üzere 2 çözümü vardı. Fakat klasik fiziÄŸe ( ve saÄŸduyuya) göre bir parçacığın enerjisi daima pozitif bir sayı olmaydı!
Dirac bunun, her parçacığın kendisiyle tıpatıp aynı ama yükü zıt olan bir karşıt-parçacığı olacağı anlamına geleceğini açıkladı. Mesela elektron için her yönüyle aynı ama pozitif yük içeren bir karşıt-elektron olmalıydı. Nobel konferansında karşıt maddeden oluşan tamamen yeni bir evrenin varlığını kurgulamıştı.
1930 - Doğanın Yardım Eli
1930′da gizemli karşıt parçacık avı baÅŸladı. O yüzyılın daha öncesinde, Victor Hess (1936 Nobel Ödülü sahibi) yüksek enerjili parçacıkların bir kaynağını keÅŸfetmiÅŸti: kozmik ışınlar. Kozmik ışınlar, dış uzaydan gelen çok yüksek enerjili parçacıklardır. Dünya atmosferine çarptıklarında muazzam bir düşük enerjili parçacık saÄŸanağı yaratırlar ki bunun fizikçiler için çok kullanışlı olduÄŸu ispatlanmıştır.
1932′de Carl Anderson, CalTech’ten genç bir profesör, kozmik parçacık saÄŸanağı hakkında çalışırken, pozitif yüklü ve elektronla aynı kütleli bir parçacığın bıraktığı izi gördü. Bir yıllık çalışma ve gözlemler sonucu, izlerin gerçekten karşıt elektron olduÄŸuna ve her birinin kozmik ışınların etkisiyle kendi yanına bir elektron ürettiklerine karar verdi. Karşıt elektronlara pozitif yüklerinden dolayı “pozitron” adını verdi. DoÄŸrulama kısa bir süre içinde Occhialini ve Blackett’ten geldi, böylece bu çalışma Anderson’a 1936 Nobel Ödülünü getirdi ve Dirac’ın öngörüsü doÄŸrulanmış oldu.
Uzun yıllar kozmik ışınlar, yüksek enerjili parçacıkların tek kaynağı olarak kaldılar. Keşiflerin akışı durmadı ama beklenen karşıt parçacığın, karşıt protonun keşfi için fizikçiler 22 yıl beklemek zorunda kaldılar.
1954 - Güç Araçları
Karşıt proton araştırmaları 1940larda ve 50lerde laboratuar deneylerinin o zamana kadar ki en yüksek enerjili seviyelere çıkmasıyla kızıştı.
1930′da, Ernest Lawrance (1939 Nobel Ödülü sahibi) kiklotron denen proton gibi bir parçacığı onlarca MeV enerjiye çıkartan parçacık hızlandırıcıyı icat etti. Hemen ardından, karşıt-protonun bulunması için harcanan efordan dolayı hızlandırıcılar çağı baÅŸlamış oldu. Ve yeni bir bilim dalı olarak yüksek enerji fiziÄŸi doÄŸdu.
California, Berkeley’deki Betatron’u 1954 yılında inÅŸa eden yine Lawrence idi (o zamanlar BeV idi, ÅŸimdi GeV diyoruz). Betatron, 2 elektronu karşıt proton üretmek için en uygun yüzey olarak öngörülen 6,2 GeVluk enerjide çarpıştırabiliyordu. Aynı zamanda baÅŸlarında Emilio Segre olan diÄŸer bir fizikçi grubu karşıt protonları saptamak için yeni bir makine tasarladılar ve yaptılar.
Ekim 1955′de büyük haber New York Times’ın ön sayfasından duyuruluyordu: “Yeni Atom Parçacığı Bulundu, Negatif Proton!”. Karşıt protonun keÅŸfiyle Segre ve takımı (O. Chamberlain, C. Wiengand ve T. Ypsilantis) doÄŸanın temel simetrilerinden birinin kanıtında baÅŸarılı olmuÅŸ oldular: madde ve karşıt madde.
Segre ve Chamberlain 1959 Nobel Ödülüne layık görüldüler. Sadece bir yıl sonra, Betatronda çalışan ikinici takım (B. Cork, O. Piccione, W. Wenzel ve G. Lambertson) karşıt nötronu bulduklarını duyurdular.
1965 - Karşıt Çekirdek
O zamana kadar atomu oluşturan 3 parçacığının da birer karşıt parçacığı olduğu biliniyordu. Yani, eğer parçacıklar atomda birbirlerine bağlanıp maddenin en küçük yapı birimini oluşturuyorlarsa, karşıt parçacıklarında birbirlerine bağlanıp karşıt maddenin en küçük yapı birimini oluşturmamalarını düşünmek için bir sebep yoktu.
Ama madde ve karşıt madde Dirac’ın ifade ettiÄŸi gibi tamamen eÅŸit ve zıt veya simetrik midir? Sonra önemli adım bu simetrinin test edilmesiydi. Fizikçiler, atom altı karşıt parçacıkların bir araya geldiklerinde nasıl davranacaklarını bilmek istiyorlardı. Karşıt proton ve karşıt nötron birbirine tutunup karşıt çekirdek oluÅŸturacaklar mıydı?
Cevap 1965te karşıt döteryumun (ağır hidrojen), bir karşıt madde çekirdeÄŸinin bir karşıt proton ve bir karşıt nötrondan oluÅŸmuÅŸ hali (tıpkı döteryumun bir proton ve bir nötrondan oluÅŸması gibi), bulunmasıyla geldi. Hedef, eÅŸzamanlı olarak iki takım tarafından vurulmuÅŸtu: biri Antonino Zichichi önderliÄŸinde CERN’deki Proton Synchrotron’u kullanmışlardı, diÄŸerleri ise Leon Lederman baÅŸkanlığında New York’taki Brookhaven Ulusal Laboratuvarı’nın Alternating Gradient Synchrotron (AGS) hızlandırıcısını kullanarak baÅŸarmışlardı.
1995 - karşıt parçacıktan karşıt maddeye
Karşıt çekirdek yaptıktan sonraki soru, karşıt elektronlar karşıt çekirdekle karşıt maddeyi oluşturacak bağları yapabilir miydi?
Cevap, baya sonları çok özel bir makine, CERNnin eÅŸsiz Düşük Enerji Karşıt Proton Çemberi (Low Energy Anti proton Ring (LEAR)) sayesinde geldi. Hızlandırıcıların aksine LEAR aslında karşıt protonları “yavaÅŸlatıyordu”. Fizikçiler bundan sonra bir pozitronu (yani karşıt elektronu) karşıt protonla baÄŸ kurup gerçek bir karşıt hidrojen, gerçek bir karşıt madde atomu oluÅŸturması için denemelere baÅŸladılar.
1995′in sonlarına doÄŸru bu ÅŸekildeki ilk karşıt atomlar Alman ve İtalyan fizikçilerden oluÅŸan bir takım tarafından CERNde elde edildi. Sadece 9 karşıt atom üretilmesine karşı, haber tüm dünya gazetelerinin ön sayfasına çıkacak kadar heyecan uyandırıcıydı.
Başarı, karşıt hidrojen atomlarının karşıt dünya üzerindeki çalışmalarda, hidrojenin bilim tarihinde son asırda oynadığını role benzer bir rol oynayabileceğini söylüyordu. Hidrojen evrenimizin 3 çeyreğini oluşturuyor ve kainat hakkında bildiklerimizin çoğu sıradan hidrojen hakkındaki araştırmalardan elde edilmişti. Fakat karşıt hidrojen tamamen sıradan hidrojen gibi mi davranıyor? Bu soruyu cevaplamak için CERN yeni bir deney tesisi yapmaya karar verdi: Karşıt-proton Yavaşlatıcısı ( the Antiproton Decelerator (AD) ).
Hızlandırıcılar Çağı
Öncü Makineler
Ernest Lawrance’ın kiklotronu icadından sonra fizikçilerin maddenin yapısında derinlere inmeleri için hızlandırıcıların en iyi yol olduÄŸu anlaşılmış oldu.
Hemen sonra ABD yolu gösterdi: böylesi makineler herhangi bir Avrupa ülkesinin tek başına yapması için çok büyük ve pahalıydı. Fakat 1954te Avrupalı fizikçiler İsviçre Cenova’da merkezi bir laboratuar kurmaya karar verdiler ve böylece CERN (Conseil Européen pour la Recherche Nucléaire) kurulmuÅŸ oldu. Bu tarihten sonra CERN yüksek enerji fiziÄŸindeki teknik ve bilimsel geliÅŸmelerde baÅŸrolü oynamaya baÅŸladı.
Protonları ve elektronları onlarca MeV enerjilere hızlandıran ilk tek mıknatıslı siklotronlardan ve betatronlardan sonra, yeni simit ÅŸekilli (”doughnut-shaped”) iki türlü parçacığı da GeVluk enerjilere hızlandırabilen senkrotronlar geliÅŸtirildi. 1950lerden itibaren yeni odaklama teknikleriyle makineler 30 GeVluk hale getirildi. 1970lerin baÅŸlarına kadar maddenin yapısı hakkındaki araÅŸtırmalarda birkaç önemli adım daha atıldı. Bulunan yeni parçacıkların sayısı çığ gibi attı, tabii bundaki katkıları için CERNdeki 28 GeV Proton Synchrotron (PS)un, Brookhavendaki 33 GeV Alternating Gradient Synchrotron (AGS)un ve yeni ve etkili parçacık detektörü “bubble chamber”in (kabarcık odası) baÅŸarılı bütünleÅŸmelerine teÅŸekkür borçluyuz.
Çarpıştırıcılar
Büyük hızlandırıcılar macerasının başlamasından hemen sonra fizikçiler fark ettiler ki hızlandırılmış bir parçacık demeti sabit bir hedefe çarptığında, enerjinin çoğu hedefin geri tepmesinde harcanıyor ki asıl amaç olan parçacık çalışmaları ve parçacıkların etkileşim araştırmaları için geriye sadece küçük bir yüzde kalıyor. Bunun yerine eğer iki parçacık demeti birbiriyle kafa kafaya çarpıştırılırsa geri tepme için hiç enerji harcanmayacak, tüm enerji deneye kalacaktı - 2 hızlanmış arabanın kafa kafaya çarpmasında ki yıkımla birinin durgun olduğundaki arasındaki farkı düşünün.
DiÄŸer laboratuarlar elektronları çarpıştırmaya yoÄŸunlaşırlarken, CERN protonlar üstünde çalışıyordu. Fikre göre, protonlar PSden alınıp, yeni bir makinenin birbirine baÄŸlı iki çemberinde hızlandırılıp çarpışmalarını saÄŸlamaktı. Yeni makinenin adı “The 31+31 GeV Intersecting Storage Rings (ISR)”dı ve birçok teknolojik zorluÄŸun üstesinden geldikten sonra ilk proton-proton çarpışması 1971 yılında gerçekleÅŸti.
Aynı zamanda parçacık detektörleri de yeni geliÅŸmeler göstermekteydi ve eski “bublle chamber” yerini daha çok sayıda ve büyüklükte etkileÅŸimleri gösteren daha hızlı ve teknolojik aletlere bıraktı. Fakat ana geliÅŸmelerden biri ancak 1980lerde gerçekleÅŸti: etkili soÄŸutma teknikleriyle karşıt maddenin oyuna girmesi saÄŸlandı ve hemen oyuna hâkim bir pozisyon kazandı.
İki paralel yol hızlandırıcıların gelişmesinde etkili oldu; biri, fizikçilerin maddenin temel bileşenlerini öğrenme hakkındaki meraklarını gidermekte karşıt parçacıkları kullanmaya devam ederek bizi yüksek enerji bilgilerimizin sınırlarının ötesine taşımasıydı. Diğeri ise karşıt parçacıkların çalışmanın ana konusu haline gelmesiyle düşük enerjilere yavaşlatılması ve karşıt maddenin özelliklerinin keşfi için izole edilmesiydi.
Yüksek Enerji Öncüleri
İlk önce, 1960larda elektron-pozitron çarpışmasıyla gündeme geldiler. Anderson’ın pozitronu keÅŸfinden sonra, fizikçiler nasıl yüksek sayıda pozitron elde edebileceklerini öğrenmiÅŸ oldular (radyasyonun madde ile etkileÅŸimi aynı zamanlı olarak elektron ve pozitron ortaya çıkartır). ABD’de ve Avrupa’da birkaç çarpıştırıcı yapıldı ve bunlar sayesinde maddenin ve evrenin temel doÄŸası hakkında birçok önemli keÅŸfe imza atıldı.
İlk elektron-pozitron çarpıştırıcısı Bruno Touschek tarafından Frascati (Roma) da 1960 yılında tamamlanan “Anello d’Accumulazione” (AdA) idi. İçlerindeki en büyük makine olan CERN’nin Large Elektron Pozitron (LEP), 1989 yazında 91,2 GeVluk çarpıştırma enerjisiyle çalışmaya baÅŸlamıştı. Emeklilik yılı 2000de muazzam bir çarpıştırma enerjisi olan 204 GeV’a ulaÅŸmıştı. LEP çemberinin etrafındaki detektörler büyük kesinliklerdeki deneyler ve testler gerçekleÅŸtirip, parçacıklar ve etkileÅŸimleri hakkındaki bilgilerimizi çok öteye taşıdılar.
Aslında LEP, yapılmış en büyük dairesel elektron-pozitron çarpıştırıcı olarak kalacaktır: elektronların bir özelliÄŸi olan “senkrotron radyasyonu”, elektronları daha büyük dairesel çarpıştırıcılarda daha yüksek enerji seviyelerinde hızlandırılmasını imkânsız kılıyor. Fakat yeni nesil elektron-pozitron çarpıştırıcılarının planı hazır: elektronların ve pozitronları düzgün bir çizgisel yol üzerinden kilometrelerce hızlandıktan sonra kafa kafaya çarpışacağı “doÄŸrusal çarpıştırıcılar.
Proton - karşıt proton çarpıştırıcıları büyük zorluklar sunsa da elektron-pozitron çarpıştırıcılarının çalışmalarında ve keşiflerinde tamamlayıcı rol oynamışlardır. Bir karşıt proton bir karşıt elektrondan 2000 kat daha büyük kütleye sahip olduğu için yaratılmaları çok daha büyük enerji gerekiyor. Ayrıca karşıt protonları bir araya getirmek ve çarpıştırıcıda karşıt proton demetini dolaştıracak uzunlukta depolamak daha zordur.
Ancak, 1980lerin başında Simon van der Meer CERN’de “stokastik soÄŸutma” yönetimini geliÅŸtirmesiyle karşıt proton demetlerini biriktirmek, yoÄŸunlaÅŸtırmak ve kontrol etmek olası hale geldi. CERN’nin Super Proton Synchrotron (SPS) makinesi 300 GeV proton - karşıt proton çarpıştırıcısı haline geldi ve 1983′deki Carlo Rubbia baÅŸkanlığındaki UA1 deney takımı SPSde W bozonu ve Z bozonu adı verilen iki yeni parçacık gördüler. Fizikçiler uzun yıllar boyunca bu 2 parçacığın varlığından şüphe etmiÅŸlerdi ve bu büyük keÅŸif Rubbia’ya ve van der Meer’e 1984 Nobel Fizik ödülünü getirdi.
Bugün, en büyük proton - karşıt proton çarpıştırıcısı FermiLab, Chicago bulunmakta. 1.8 TeV çarpışma enerjisiyle (1800 GeV) Tevatron, 1995′te yukarı kuarkı bulmasıyla haber olmuÅŸtu.
Ve dahası var. 1990ların başından beri CERN, LEP ile yeraltı tünelinde yer değiştirecek ve 2 protonu bir rekor olan 14 TeV enerjide çarpıştıracak Large Hadron Collider (LHC) için hazırlanıyor.
Ama neden proton - karşıt proton çarpışması değil, proton - proton? 14 TeV gibi yüksek enerjilerde proton - proton çarpışmasıyla proton - karşıt proton çarpışması oldukça benzer görünüyor. Ve hala proton demetleri oluşturmak karşıt protonlardan çok daha kolay, böylece fizikçiler, iki çok yoğun proton demeti kullanarak çarpışma oranını maksimuma çıkarmayı seçtiler.
LHC ÅŸu anda CERN’de yapım aÅŸamasında ve dört deney –ATLAS, CMS, LHCb ve ALICE - ÅŸimdiden planlanmış durumda.
Düşük Enerji Öncüleri
Soğutma tekniğinin bulunmasıyla, mevcut karşıt madde parçacık fiziğinde önemli bir araç haline geldi. Karşıt madde üretilmesinin, biriktirilmesinin ve toplanmasının farklı basamaklarını kontrol etmek için makineler yapıldı. Gelişme aşamasının ilk zamanları olmasına rağmen birçok laboratuarın hedefi yüksek enerji deneylerinin spesifik ihtiyacı olan artan enerji ışınlarını doldurmaktı.
Fakat düşük enerji karşıt protonları ile yapılabilecek birçok ilginç ÅŸey vardır ve düşük enerji (düşük hız) madde ve karşıt madde arasındaki tahmin edilen simetriyi doÄŸrudan test etmek için olan yollardan biridir. YavaÅŸ karşıt protonlar “gerçek” tuzaklara yakalanabilirler ve böylece, özellikleri (kütle, manyetik alandaki davranışları vs.) proton ile karşılaÅŸtırıldı. Ve karşıt maddenin tüm parçalarının yapılabileceÄŸi anlaşıldı, karşıt atom pozitrondan ve karşıt protondan oluÅŸuyordu. CERN bu araÅŸtırma dalına belirli biçimde para yatıran tek laboratuardı. 1980′de karşıt proton üretimini ve depolamasını kendi çemberlerinde yavaÅŸlatabilmek için yeni bir makine yapmaya karar verdiler. 1982′de Low Energy Anti proton Ring (LEAR) ortaya çıktı: PS’den gelen karşıt protonları farklı ara enerjilere, birkaç MeV’un altına, yavaÅŸlatabiliyordu.
ÇeÅŸitli önemli bilimsel baÅŸarılar LEAR’a teşükkür borçludur, bunlarda biri ilk karşıt madde parçaları derleyicisi olmasıdır.1995′de Alman ve İtalyan fizikçilerden oluÅŸan bir takım (deney PS210) ilk kez “karşıt hidrojen”in dokuz atomunu oluÅŸturmayı baÅŸardılar, normal atomda bir protonun yörüngesinde elektron dönüyorken, böyle karşıt atomlarda karşıt elektron karşıt protonun yörüngesine yerleÅŸmesi saÄŸlanıyordu. Sonuç 1996′ın sonunda FermiLab’da ki bir grup tarafından doÄŸrulandı. Deney E862′de, Tevatron Antiproton Accumulator’dan direk çıkartılan karşıt protonların kullanılmasıyla bazı karşıt hidrojenler saptandı. KeÅŸif heyecan vericiydi: hidrojen atomları olaÄŸan maddenin davranışlarıyla ilgili farklı ve temel ölçümlerde çok kritik bir fiziksel sistemdi. Karşıt hidrojen üretimi, karşıt maddenin sistematik araÅŸtırmasında ve temel fizik prensiplerini test etmede açılan bir kapıydı.
1996′ın sonunda LEAR resmen kapatıldı ama CERN bu araÅŸtırma konusu hakkında alternatif ve daha güçlü bir yolu önceden görmüştü: Anti proton Decelerator (AD).
Kozmolojide karşıt madde
Tabii ki, hızlandırma veya yavaşlatma karşıt madde üzerinde çalışmanın tek yolu değildir. Karşıt madde dış uzayda bir yerlerde bulunabilir. Dirac kendisi ilk önce karşıt maddenin astronomik ölçekte bulunması hakkında kafa yormuştu. Fakat onun teoreminin doğrulanmasından hemen sonra, pozitron, karşıt proton ve karşıt nötronun keşfiyle, karşıt gezegenlerin, karşıt yıldızların, karşıt galaksilerin ve hatta karşıt bir evrenin varlığı hakkında asıl spekülasyon başladı.
1950′lerin sonlarına doÄŸru, bizim galaksimizdeki karşıt maddenin miktarı yüz milyondan az bir hata payıyla hesaplandı. EÄŸer karşıt maddenin evrende izole bir sistemi olsaydı yani olaÄŸan madde ile etkileÅŸimsiz bir sistemde olsaydı, hiçbir dünyaya baÄŸlı gözlem bunun doÄŸruluÄŸunu ayırt edemezdi.
Böylece, görünürde hiçbir şey olmasa bile galaksi dışında karşıt madde varlığı olasılığı tamamen açıktı. Takip eden yıllarda, evrende madde kadar karşıt madde olduğu görüşü basit simetri prensipleriyle harekete geçmiştir.
Fakat bugünlerdeki güçlü inanışa göre madde öncelikli tek bir evren vardır. Söylenebilir fakat eğer doğal bir karşıt madde mesela karşıt evrenden bir karşıt çekirdek bize ulaşmaya çalışırsa dünya atmosferindeki bir çekirdek ile birlikte imha olur ve biz asla onu gözlemleyemeyiz.
20 yılı aÅŸkın süredir, bilim adamları bu araÅŸtırma için yapılan araçları (önce balonlar ÅŸimdi uydular) imha olma probleminin üstesinden gelmek için atmosferden olabildiÄŸinde yukarda tutmaya çalışıyorlar fakat böyle bir çaba pahalı ve zor. Åžimdi, deneylerin uydularda gerçekleÅŸtirilmesi planlanıyor. Mesela 1998′de Alpha Magnetic Spectrometer (AMS), yüksek enerji parçacığı dedektörü, Discovery uzay mekiÄŸinde 10 günlük bir görev için uçtu ve ÅŸu anda önümüzdeki yıllarda Uluslararası Uzay İstasyonuna kurulmak için tekrar dizayn edilip bir üst modele geçiliyor. Dünya atmosferinin üstünde yörüngede, hedeflerinden biri herhangi bir kozmik karşıt madde formu.
One Yorum var “Antimadde (Karşıt Maddenin Tarihçesi)”
Sizde Yorumunuzu Yazın
Ama önce siteye Buradan giriş yapın Hala Üye değilseniz Buradan üye olabilirsiniz.



Aralık 23rd, 2007 at 05:20
kaynak?