Tem 31

mahser.jpg

Özet
Nihad vapurla İstanbul’a gelir.Çanakkale Savaşından daha yeni çıkmıştır ve uzun zamandır İstanbul’u görmüyordu.İlk olarak arkadaşı Faik’in yanına gitti.Daha sonra iş aramaya başladı.Bir gün Seniha Hanımla karşılaştı. Seniha onu evine davet etti.

Ertesi gün Seniha’nın yaşadığı eve gitti.Orada Muazzez ile tanıştı. Seniha Nihad’dan kızına öğretmenlik yapmasını ve onun bir kaç mektubunu kaydetmesini istiyordu. Nihad bu işi hemen kabul etti.Daha sonra Muazzez ile balkona çıktılar.İçerideki odada Seniha’yı ve Alaaddin Beğ’i gördüler.Aralarında kötü işler hakkında konuşuyorlardı.Bunları Nihad ve Muazzez duydular. Nihad çok şaşırmıştı.Çünkü o yıllardır bu insanlar için savaşmıştı.Muazzez ile bu konuları konuşmak için buluşma kararı aldılar.

Bir kaç gün sonra Nihad’la Muazzez buluştular.Seniha ve kocası Mahir Beğ’in yaptıklarını anlatıyordu.İkisinin ne kadar sahtekar insanlar olduklarını , Seniha’nın vücudunu kullanarak erkekleri nasıl kandırdığını ve daha sonra onları nasıl kullandığını anlatıyordu.Onlar bunlarla da kalmayıp Muazzez’in annesinin apartmanını dalavere ile almışlardı.. Nihad bunları duyunca şok olmuştu.
Devamını Okuyun.. »

Tem 30

saat.jpg

Bir gün, dünyanın kendi ekseni etrafında bir dönüşü tamamladığında geçen süredir. Bunu herkes bilir. Aslında tam da öyle değildir. Çünkü dünya kendi ekseni etrafında dönüşü sırasında yörüngesi üzerinde güneşin etrafında da döndüğünden, güneşten bakıldığında bir tam devri için geçen süre farklı gözlemlenir.

Bugün bütün dünyanın kabul ettiği zaman sistemine bakalım;
Devamını Okuyun.. »

Tem 29

dunya.jpg

Dünya, Güneş Sistemi’nin 9 gezegeninden biridir ve Güneş’e olan uzaklığı bakımından 3. Sırada bulunur. Coğrafya’nın asıl konusunu oluşturan Dünya’yı incelemek için bazı kavramların bilinmesi gerekir:
Eksen
Kutup Noktası
Ekvator
Paralel
Meridyen

Dünya’nın Şekli :

Dünyanın Şekli ve Boyutları :

Dünya, Kutup Noktaları’nda basık, Ekvator’da şişkindir. Dünya’nın kendisine özgü bu şekline geoid denir. Geoide en yakın geometrik şekil elipsoiddir. Verilen boyutlar “Hayford Elipsoidi” ne aittir.

Dünya’nın Boyutları

Ekvator yarıçapı = 6.378,4 km
Kutuplar yarıçapı = 6.356,9 km
Ekvator çevresi = 40.076,6 km
Kutuplar çevresi = 40.009,1 km
Pratikte bu uzunluklar yaklaşık olarak alınmaktadır.
Devamını Okuyun.. »

Tem 28

 

elektroliz.jpg

Elektroliz Nedir?

Bir elektrik akımı tarafından aşılan bir elektrolitin uğradığı ayrışmaya elektroliz denir. Elektroliz, bu akımın elektrolit içinde iletilmesiyle birlikte gelişir.

Elektrolit, çoğunlukla erimiş olarak ya da bir tuz eriyiğinin sulu çözeltisi halindedir. Volta pilinin bulunmasıyla (1800) ve suyun elektrolizine uygulanmasıyla ilgili ilk deneyler, XIX. yy’ın başlarında gerçekleştirilmiştir.Elektroli z sözcüğünün, olayı özel olarak inceleyen Michael Faraday tarafından ortaya atıldığı sanılmaktadır.

Elektroliz ile ilgili bazı terimler:
Elektrolit:İçinde serbest iyon bulunduran ortamlara denir.
Elektrot:Elektrolit içine batırılan metallere denir.
Anot:Bir elektroliz kabında üreticinin pozitif kutbuna bağlı elektroda denir.
Katot: Elektroliz kabında üreticinin negatif kutbuna bağlı elektroda denir.

Devamını Okuyun.. »

Tem 27

serap.jpg

Çölde susuzluktan ölmek üzere bir adam düşünün. Olduğu yerden ötelere doğru bakıyor ve yüzü güneşin parlak ışıklarını yansıtan,çevresi ağaçlık bir göl görüyor.Son bir çabayla, o yönde ilerliyor ama,gölün ve çevresindeki ağaçların görüntüsü ansızın kayboluyor. Güçsüz adımlarla, düşe kalka vardığı yerde kızgın kumlardan başka bir şey yoktur.

Söz konusu adamın uzaktan gördüğü şey sadece bir seraptır. Çölle ilgili şeyler okuyanlar,bu konuda filmler görenler, “serap” diye tanımlanan bu görüntüyü bilirler. Fakat bir serabın ne olduğunu, hangi nedenlerle görüldüğünü de bilirler mi acaba?

Serap, atmosferdeki belirli şartlar yüzünden tabiatın gözlerimize oynadığı bir oyun,bir aldatmacadır. Bu konuda daha ayrıntılı açıklamaya girişmeden önce, baktığımız herhangi bir şeyi,o nesneden gözlerimize yansıyan ışık huzmeleri (ışınlar) sayesinde görebildiğimizi belirtelim.Genellikle,bu ışınlar gözümüze doğru bir çizgi halinde ulaşır. Bu yüzden, belirli bir uzaklıktan baktığımız zaman sadece ufkun üzerindeki şeyleri görürüz.
Devamını Okuyun.. »

Tem 26

tuvalet.jpg

İnsanlar tarihlerinde çok uzun bir süre tuvalet kullanmadılar. Başlangıçta hayvanlar nasıl yapıyorlarsa, onlar da öyle yaptılar. İşlerini en yakın çalının dibinde veya bir ırmak kenarında görebiliyorlardı. Ancak toplumlar geliştikçe, köyler, kasabalar ortaya çıktıkça tuvalet ihtiyacını karşılamak için daha uzak mesafelere gitme zorunluluğu doğdu. Ayrıca açıkta bırakılan atıkların yarattığı kötü koku ve hastalık tehlikeleri de insanlarda bu konuda bazı önlemler almanın zamanının geldiği bilincini oluşturdu.

Binlerce yıl önce Sümerler, Mısırlılar ve Hindistan’da yaşayanlar oturakta oturup, ihtiyaçlarını giderdikten sonra oturağa düşenleri uzakta bir yerlere döküyorlardı. İki bin yıl önce ise Romalılar ilk basit tuvaleti kullanmaya başladılar. Atıklar oturdukları deliğin içine düşüyor, deliğin altından akan su onları uzağa taşıyordu.
Devamını Okuyun.. »

Tem 25

 

dilenci.jpg

Osmanlı tarihinin her döneminde yardımı hak eden yoksullarla, yardım hak etmeyen kesimler arasında bir ayırım yapılmış olduğu söylenebilir. Özellikle dilenciler konusunda böyle bir ayırıma sıklıkla rastlanabiliyor. Çalışamayacak durumdaki dilencilerin mesleklerini Cer kağıdı verilir ve tayin edilmiş olan başbuğun sorumluluğu altında icra etmelerine göz yumulurken, çalışabilecek durumda olduğu halde dilenciliği tercih ettiği düşünülen kimseler yakalanıp kürek ve kalebentlik gibi çeşitli cezalara çaptırılmıştır.

Onsekizinci yüzyılın sonlarından itibaren dilencilere ilişkin politikalarda değişme başlamıştır. Bu değişim, tek tek bireylerin üretken kapasitesinin önemsenmesine ve bedensel ve fiziki cezalandırmalardan, daha çok ıslan ve terbiye eksenli bir uygulamaya doğru yavaş da olsa bir geçiş olarak değerlendirilebilir. Bu yönelimle dilenciler, devletin “ pozitif sosyal politikalarının “ doğrudan muhatapları haline dönüşme yoluna girmişlerdir.
Devamını Okuyun.. »

Tem 24

halter.jpg

Çok eski çağlardan bu yana yapıldığı bilinen halter sporunun örneklerini tarihsel freskler ve vazolar üzerinde görmek mümkündür. Eski Olimpiyat Oyunları’nın ünlü güreşçisi Kretonlu Milo dünyanın ilk haltercisi olarak kabul edilir.

1896 yılından bu yana olimpiyat sporları arasında yer alan halter, günümüzde dokuz sıklette yapılmaktadır; 52 kg’a kadar olanlar “sinek sıklet”, 52 - 56 kg arası “horoz sıklet”, 56 - 60 kg arası “tüy sıklet”, 60 - 67.5 kg arası “hafif sıklet”, 67.5 - 75 kg arası orta sıklet”, 75 - 82.5 kg arası “yarı orta sıklet”, 82.5 - 90 kg arası “yarı ağır sıklet” ve 90 kg ve daha üstü ağırlıklar ise “ağır sıklet” olarak adlandırılır. Halter 1.31 m uzunluğunda, 26 mm kalınlığında “bar” adı verilen metal çubuğun iki ucuna asılı belirli kilodaki ağırlığın, iki kolla başın üzerine kaldırılması temeline dayanır.

Büyük halter yarışmaları günümüzde iki bölümde düzenlenmektedir; koparma ve silkme. Koparmada yarışmacı barı iki eliyle kavramak ve makaslama ya da çömelme hareketiyle bir hamlede kaldırıp, hareketi tamamladığında kolları gergin bir durumda halteri başının üzerinde baş hakem bırak işareti verinceye değin tutmak zorundadır.
Devamını Okuyun.. »

Tem 23

padisahin-isi.jpg

Çok soğuk bir kıs günü padişah, tebdili kıyafet gezmeye karar vermiş.Yanina bas vezirini alıp yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir adam görmüşler..
Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş. Padişah, ihtiyari selamlamış. ” Selamünaleyküm ey pir’i fani…”
” Aleykümselam ey serdar’i cihan…
“Padişah sormuş.” Altılarda ne yaptın ?”
” Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor…”
Padişah gene sormuş. ” Geceleri kalkmadın mi ?”
” Kalktık…Lakin, ellere yaradı…
“Padişah gülmüş. ” Bir kaz göndersem yolar misin ?”
” Hem de cıyaklatmadan..
” Padişahla bas vezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar. Padişah bas vezire dönmüş.
” Ne konuştuğumuzu anladın mi ?”
Devamını Okuyun.. »

Tem 22

boga.jpg

Aslında kırmızı renk hiçbir boğayı kızdırmaz. Çünkü boğalar renk körüdür ve kırmızıyı diğer renklerden ayırt edemezler. Boğa güreşinde matador boğayı eline aldığı şapkasını şalını sallayarak kızdırır. Boğanın kırmızı şala saldırdığı inancı yanlıştır.

İspanya’da boğaların kırmızı renge saldırdığı inancı, matadorların kırmızı başlık kullanmaları nedeni ile yaygınlaşmıştır. Halbuki başlıklarda bu renk boğayı kızdırmak için değil, seyircilere hoş görüntü verebilmek için seçilmişti.

Kırmızı renk aslında insanları etkiler. Yapılan deneylerde bu rengin insanlarda kan basıncını yükseltip, kalp atışını hızlandırdığı saptanmıştır. Bunun nedeninin de kırmızının, kanın rengi olduğu sanılmaktadır.
Devamını Okuyun.. »


Şu an 1. sayfadasınız1234>>
Untitled Document MtN ürünleri: Dersler I Web tasarım teknik destek I Hediyelik eşyalar I Genel sağlık I Şiir I Resim-Fotoğraf I Ödev Arşivi I Turizm-Tatil
eXTReMe Tracker