Mar 31

bursanin-fethi.jpg

Osmanlı Devleti ‘nin ilk başkentlerinden biri olması hasebiyle Bursa, devletin, idarî, siyasî, dinî, ilmî, kültürel, sosyal ve ekonomik hayatında önemli derecede rol oynayan bir merkezdi. Çok daha sonraları gelecek olan Keçecizâde Fuad Paşa’nın “Bursa Osmanlının dibacesidir” sözü, Bursa’nın Osmanlı tarihinde oynadığı role işaret etmektedir.

Kurulusu, milattan önceki yıllara dayanan Bursa, daha sonra Romalıların eline geçer. Roma’nın Doğu ve Bati olmak üzere ikiye bölünmesinden sonra çevresi ile birlikte Doğu Roma İmparatorluğunun (Bizans’ın) idaresinde kalmıştır.

Osmanlı Devleti ‘nin kurucusu olan Osman Bey’in siyasi faaliyetlerinden bahsedilirken işaret edildiği gibi Osman Bey, Bursa’yı kuşatma altına almış fakat fethine muvaffak olamamıştı. Bununla beraber Bursa’ya Bizans’tan gelecek yardıma mani olmak için, şehrin yakınlarına iki kale yaptırmış, bunlardan birine Ak Timur’u, diğerine de Balabancık’ı muhafız olarak tayin etmişti. Böylece Osman Bey, Bursa’ya dışardan gelebilecek yardim yollarını denetim altına almış oluyordu. Bu sebeple 1315 yılından itibaren Bursa, Osmanlılar tarafından çevresinde inşa edilen kaleler vasıtasıyla bir mânâda muhasara altına alinmiş oluyordu.
Devamını Okuyun.. »

Mar 30

bakteriler.jpg

Bakteriler, monera aleminde yer alır ve prokaryot hücreli canlılardır.
Hollandalı bir kumaş tüccarı olan Leeuwenhoek´un en büyük merakı, çıplak gözle görülmeyecek kadar küçük nesneleri kendi yaptığı merceklerle incelemekti. Bazıları bir toplu iğne başı büyüklüğünde olan bu küçük ama güçlü mercekler nesneleri 200 kez büyüte biliyordu .

Leeuwenhoek bu merceklerle önce durgun bir sudaki küçük hayvancıkları, ardından daha küçük olan bakterileri görmeyi başardı.
Daha sonra kendi tükürüğündeki bakterileri gözlemleyerek şekillerini çizen Leeuwenhoek , böylece yepyeni bir, alemi gözle görülmeyen canlıların dünyasını keşfetmiş oldu ve bu görüş alanında hareket eden çeşitli küçük organizmalar bulunduğunu görerek hayret etmiş heyecanlanmış ,gördüklerini hemen İngiliz Kraliyet Bilim derneğine bildirmiştir.
Devamını Okuyun.. »

Mar 29

mabas_46.jpg

Hz. Muhammet (s.a.v) bir gün evinde yatak kıyafetiyle oturmuş, az önce kendisini ziyarete gelen Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’le konuşuyordu. Bir süre sonra kapı çalınmış ve kendisine Hz. Osman’ın geldiği bildirilmişti,

Hz. Osman’ın geldiğini öğrenen Hz. Muhammet (s.a.v), hemen başka bir odaya geçerek, üzerindeki geceliği çıkarmış elbiselerini giymişti. Hz. Muhammet (s.a.v)’in bu davranışını gören Hz. Ayşe, elbiselerini neden giydiğini sormuş ve şu karşılığı atmıştı:

“Osman’dan melekler utanır, ben nasıl utanmam!..)”

Ne acıdır ki, Hz. Muhammet (s.a.v)’in böylesine saygısını kazanan bu büyük adam, öldürmesini bilmediği için, kendisine baş kaldıranlar tarafından vahşice öldürülecekti…

Hz. Osman, Hicret’ten 47 yıl önce, bugünkü tarihle 575′te Mekke’de dünyaya gelmişti. Mekke’nin soylu Kureyş ailesindendi, O tarihlerde Kureyşliler birçok kollara ayrılmışlardı. Bunların en önemlileri, Hz. Muhammet (s.a.v)’in de bağlı bulunduğu Haşimiler, öbürü Hz. Osman’ın soyu olan Emevilerdi. Bu iki aile Mekke’yi birlikte yönetiyordu.
Devamını Okuyun.. »

Mar 28

1-nisan.jpg

1 Nisan şakasının ortaya çıkışı ile ilgili birkaç rivayet bulunmasına karşın en çok itibar göreni budur.Ayrıca 1 tane daha vardır oda Türkleri zamanında hile ile yendikleri gün olan 1nisandır, büyüzden hile günü de denir.

Rivayete göre Fransa´da 1564´e kadar yıl 1 Nisan günü başlarmış. Fakat o yıl kral Charles IX takvimi değiştirme kararı vermiş. Ve 1 Ocak uygulamasına geçilmiş. 1 Ocak 1565 tarihinde herkes birbirine hediyeler sunmuş, “mutlu yıllar” dilemiş.
Fakat 1 Nisan gelip çattığında bazı cingöz muzipler, sanki yılbaşı kutlanıyormuşçasına, eskiden olduğu gibi yine hediyeler alıp vermişler. Bunu muziplik nedeniyle “şaka” niyetine, “gülmek için” yaptıklarını söylemişler. O günden itibaren, her yılın 1 Nisan günü, büyük-küçük herkes biribirine şaka yapmaya koyulmuş.

Fransa´da yılın bu döneminde, yani Nisan ayının başında, balık avı yasaktır. Zira bu dönem balıkların üreme mevsimidir. İşte böyle bir ortamda muziplik yapmayı sevenler balık avcılarını kandırmak için ırmaklara çiroz ringa balıkları atmışlar. Atarken de “Nisan Balığı” diye bağırmışlar.
Günümüzde tatlı sulara balık atılmıyor, ama balık şeklinde çikolatalar yeniliyor, dostlar işletiliyor, insanların arkasına kağıttan balıklar iliştirilerek gülüşmelere yol açılıyor.
Devamını Okuyun.. »

Mar 27

don-kisot.jpg

İspanya, Meça Kenti’nin köylerinden biride elli yaşlarında soylu bir adam yaşardı. Bu adam boş zamanlarını şövalye romanları okuyarak geçirirdi. Bu onda öyle bir tutku haline gelmişti ki kendini okuduğu romlarda anlatılan “gezici şövalye” olarak görmeye başlamıştı. Artık o, evinde oturamazdı, Romalarda olduğu gibi zırhını ve silahlarını alıp serüvenden serüvene koşmalıydı.

Fakat bir eksiği vardı, okuduğu romanlarda her şövalyenin yaptığı kahramanlıkları adadığı bir prensesi olurdu. Prenses olarak kendi köyünde yaşayan ve çok güzel bir kız olan Aldonz Lorence’yi seçtikten sonra yola koyuldu yolda kendisinin şövalye ilan ettirmediğini hatırladı, bu yüzden yolda gördüğü ilk kişiye kendini şövalye ilan ettirecekti.

Biraz daha yol aldıktan sonra bir han gördü, bu hanı bir şatoya benzetti, içindede kendini şövalye ilan edecek bir soylunun yaşadığını düşündü. Hancı Don Kişot’u ilk gördüğünde onun nasıl bir insan olduğunu ve onun suyuna gitmeyi kendisi için uygun olacağını düşündü ve Don Kişot’un isteğini geri çevirmedi. Sabaha karşı uydurma bir tören düzenleyip Don Kişot’u şövalye ilan ettiler.
Devamını Okuyun.. »

Mar 26

cografi-sinirlar.jpg

Yunanistan Sınırı

Türkiye-Yunanistan karasuları sınırı, Akdeniz’de Mets adası önlerinden baslar. Akdeniz’de Tütkiye-Yunanislan karasuları sınırı Meisten sonra Öniki Adalar dışta kalacak şekildedir. Meis adasının Türkiye kıyılarına uzaklığı 3 km den daha azdır.

Türkiye bu kesimde, bir karasuları sınırı varlığını kabul edemez. Çünkü, adaların minimum 3 millik karasulan hakkı olduğu kabul edilirse; Türk gemilerine Meis adası ile Teke yöresi arasındaki geçiş hakkı, kendiliğiden kapanmış olur.
Türkiye’nin güneybatı kıyılarını denizden kuşatan adalar topluluğu (On iki ada), 1911 Trablusgarp Savaşı’na kadar Osmanlı Devletine bağlı idi.
Savaşta İtalya’nın işgaline uğrayan adalar, 1946′ya kadar bu statüyü korudu. Ancak II. Dünya Savaş’ından yenik çıkan italya bu adaları 1947′de boşaltınca, Rum nüfus varlığını gerekçe gösteren Yunanistan Türkiye’nin aktif bir politika izlememesinden de yararlanarak adaları ülkesine katmıştır.
Devamını Okuyun.. »

Mar 25

kanser-haftasi.jpg

Kanser bir hücre hastalığıdır. Hücre, canlıların yapı taşıdır. Yapıları ve işlevleri birbirine benzeyen hücreler bir araya gelerek dokuları, dokular birleşerek organları ve sistemleri oluştururlar.

Hücrenin ana özelliği bölünüp çoğalmasıdır. Bölünüp çoğalan hücreler vücuttan atılır.

Kanser, hücrenin olağandışı bölünüp çoğalmasıdır. Kanserli hastalarda hücre, canlının zararına çoğalır. Organların işlevlerini yapmalarını engeller.

Halk sağlığı yönünden kanserin önemi; hastalığın öldürücü olması ve sık görülmesidir. Bu açıdan bakıldığında kanser hastalığı dünyanın en önemli sağlık sorunudur.

Kanserle savaşabilmek, zararlarını azaltabilmek için halka hastalığın önemini ve kanserle savaş yollarını anlatmak gerekir.
Devamını Okuyun.. »

Mar 24

ebu-bekir-muhammed-ibn-zekeriya-el-razi.jpg

Tam adı Ebu Bekir Muhammed İbn Zekeriya El Râzî’dir. Râzî 864 yılında İran’ın Ray şehrinde doğdu. Yerleşik inançları sorgulayan felsefî düşünceleriyle tanınmış olan Râzî (öl. 925), bilimle de ilgilenmiş ve kimya ve tıp gibi alanlarda yapmış olduğu çalışmalarla bilim tarihinde seçkin bir yer edinmiştir.

Kimya biliminde Câbir’in açmış olduğu yoldan giderek yapısal dönüşüm kuramını benimsemiştir; ancak Câbir gibi Aristotelesçi değildir; maddenin oluşumunu dört unsurun birleşmesiyle değil, atomların birleşmesiyle açıklama eğilimindedir. Câbir gibi, bir dizi deney yaparak saf elementi elde etmeye çalışmış ve bu işlemin, maddenin erimesi, çözülmesi, parçalanması, ortaya çıkan parçaların farklı parçalarla birleşmesi ve oluşan ürünün çökelmesi gibi 5 ayrı süreçten geçtiğini belirtmiştir.

Çalışmaları sırasında yeni kimyevî maddeler, yeni yöntemler ve yeni aletler geliştiren Râzî’nin en önemli başarılarından birisi, farklı organik maddeleri damıtmak suretiyle çeşitli yağlar, tuzlar ve boyalar elde etmiş olmasıdır; ayrıca, demir gibi zor eriyen aaaallerin ergitme işlemleri ile ilgili araştırmalar da yapmıştır.
Devamını Okuyun.. »

Mar 23

marmara-bol.jpg

Çanakkale İlindeki Kaynaklar
Hıdırlar Kaplıcası
Ulaşım
Eski adı Angonya olan bu kaplıca, Yenice ilçesine baglı olan Hamdibey bucagının batısında (Tahtalıdağın güney batısında) olup Hırdırlar köyünde bulunmaktadır. Balıkesir - Çanakkale yolunun Çanakkale’den itibaren 122. kilometresinden ayrılarak bir kilometre sonra Engece köyüne gelinir. Hıdırlar kaplıcası buradan 10 kilometre uzaklıktadır.
Kimyasal Bulgu
Kaplıcayı besleyen asıl kaynağın sıcaklığı 73 derece, diğeri 81 derecedir. Çamur banyosu olarak kullanılan suyun sıcaklığı 41 derecedir. Sıcak kaynaklar az madenli sıcak sulardandır. Bu sularda sodyum katyonu ile sülfat anyonu fazla miktarda bulunmaktadır. Klorür ve hidrokarbonat iyonları anyonlar miktarının ancak % 30′una gelmektedir. Radyoaktivite bakımından kaynaklar birbirinin aynı olup ölçülen miktar 11,7 - 13,6 Eman arasında değişmektedir.

Küçükçetmi Kaplıcası
Ulaşım
Küçükçetmi kaplıcası Çanakkale’ye bağlı Ayvacık ilçesinin Küçükkuyu bucağının 3 kilometre kuzeyinde ve Küçükçetmi köyünden 1,5 kilometre uzaklıktadır. Burada İnciraltı ılıcası denen ve Çamaşırlık kaynağı adı verilen iki kaynak bulunmaktadır.
Kimyasal Bulgu
Kaynaklar 41 derece sıcaklıkta olup hidrokarbonatlı sular sınıfına girer. Bir miktar serbest karbondioksit gazı bulunur. Kaynak sularının radyoaktivitesi 6,4 Eman civarlarındadır.
Sağlık
Bazi agrili hastaliklarda etkili olabilir.

Devamını Okuyun.. »

Mar 22

kucuk-aga.jpg

1-)KİTABIN KONUSU :
Birinci Dünya Savaşı ile birlikte Osmanlı Devleti eski gücünü,heybetini kaybetmeye başlamış,isyanlar ve işgallerle zayıf duruma düşmüştür.Kitapta , bir Anadolu kasabası olan Akşehir’den yola çıkılarak ,kurtuluş mücadelesinin bir bölümü anlatılmaktadır.Olaylar Akşehir’in bir kasabasında başla ve gelişir.

2-) KİTABIN ÖZETİ :
Dünya Savaşı resmen sona ermiş olmakla birlikte , Osmanlı Devleti üzerinde yarattığı etkiler tüm gücüyle devam emektedir.Savaş sonrası bir çok asker memleketlerine geri dönmüştür.Zayiatın büyüklüğü evlerine dönen erlerin çoğunun gazi oluşuyla daha da iyi anlaşılmıştır.
Bu erlerden biri de Salih adlı Akşehirli bir askerdir.Memleketine döndüğünde kaybettiği kolunun acısıyla beraber , ülkenin durumunu daha acı bir şekilde anlayan Salih gittiğinden beri çok şeyin değiştiğini görür.Önceleri dost olarak yaşayan Rumlar ve kendi halkı şimdi birbirinden soğumuştur.
Devamını Okuyun.. »


Şu an 1. sayfadasınız1234>>
Untitled Document MtN ürünleri: Dersler I Web tasarım teknik destek I Hediyelik eşyalar I Genel sağlık I Şiir I Resim-Fotoğraf I Ödev Arşivi I Turizm-Tatil
eXTReMe Tracker