Eyl 30

kulak.jpg

Kulak (auris), işitme işlevini gören ve denge organını içinde bulunduran anatomik yapıdır.

Üç kısımda incelenir:

* Dış kulak,
* Orta kulak,
* İç kulak.

Dış kulak (Auris externa)

İki kısımdan oluşur. Dışa doğru çıkıntı yapan kısmına kulak kepçesi (auricula) adı verilir. Kulak kepçesi sesin yönünün belirlenmesinde işlev görür. Burayı orta kulağa bağlayan kanal ikinci kısmı yapar ve dış kulak yolu (meatus acusticus externus) adını alır. Dıştan içe doğru uzanan bu kanal yaklaşık 2,5 cm kadardır ve S harfi şeklinde kıvrılmıştır. Kanalın bir kısmı kıkırdak; diğer kısmı kemik yapısındadır. Kıkırdak kısım üzerinde tragi adı verilen kıllar vardır. Kanal içinde bezlerin salgısı ve bunların üzerine binen tozlar sonucu kulak kirleri (cerumen) oluşur. Bu kirler birleşip kuruduğu zaman (buşon) kanalı tıkayabilir ve işitmeye engel olabilirler.

Dış kulak yolunun sonunda yarı saydam olan sedef renginde kulak zarı (membrana tympani) bulunur. Kulak zarı; dış kulak ile orta kulağı birbirinden ayırır. Her iki yüzü, atmosfer basıncı ile dengelenmiştir. Zarın iç yüzünü, östaki borusu (tuba auditiva) aracılığı ile boğazdan (pharynx) gelen hava dengeler. Böylece kulak zarının içe çökmesi engellenmiş olur.
Devamını Okuyun.. »

Eyl 30

avogadro-sayisi.gif

Avogadro sabiti, bir elementin bir molündeki atom sayısı ya da bir bileÅŸiÄŸin bir molündeki molekül sayısıdır. 1 mol yani 12 gr Karbon12 elementindeki atom sayısı deneysel olarak hesaplanarak 6.02214199×1023 bulunmuÅŸtur. Sayı, bu alandaki katkılarından dolayı İtalyan bilim adamı Amedeo Avogadro’nun (1776–1856) adı ile anılır.
1811 yılında Avogadro, aynı sıcaklık ve basınç koşulları altında eşit hacimdeki gazların, türleri ne olursa olsun aynı sayıda molekül içereceğini keşfetti. Bu atomların büyüklüğünü ve ağırlığını isabetli bir şekilde ölçmeyi sağlıyordu.
Devamını Okuyun.. »

Eyl 29

kasinma.jpg

Özellikle yetiÅŸkin insanlarda hiç bir hastalık belirtisi dahi olmaksızın kaşıntı görülebilmektedir. İşte insanoÄŸlu\’nun kaşınma nedenleri ve bilimin kaşıntıya son vermek için geldiÄŸi son aÅŸama:
Kronik hale gelen kaşıntı son derece rahatsız edicidir. Hatta zaman zaman ağrıdan bile daha fazla eziyet verebilir. Tıpkı ağrıda olduğu gibi kaşıntı da farklı nedenlere dayanan bir belirtidir.

Fakat özellikle de yetiÅŸkinlerde herhangi bir hastalık belirtisi olmayan kaşıntılar da görülmekte. Avrupa\’nın tek kaşıntı tedavi merkezine sahip Münster Üniversite KliniÄŸi\’nde ÅŸimdi etkili bir tedavi bulundu.
Devamını Okuyun.. »

Eyl 29

mahya.jpg

Ramazan, rahmet ve bereket ayı olduÄŸu gibi tatlı telaÅŸlar ayıdır aynı zamanda. İftar ve sahur telaşı evlerin içiyle sınırlı kalmaz, dışarıya ve nihayet bütün hayata taÅŸar. Yüzlerde rahmet deryasında yıkanmışlığın ışıldadığı saatlerde, bu telaÅŸ tatlı heyecanlara dönüşür. İftar, sahur, teravih, mukabeleler… Büyük-küçük, kadın-erkek, herkeste görebilirsiniz bu heyecanı.

Ve ramazan ayı heyecanının yansımaları vardır müminlerin yaşadığı her yerde. Özellikle de camilerde. Pencerelerden adeta bütün aleme nur hüzmeleri yayılır. Minereler gelin gibi donanmıştır.
Ramazan ayında camilerden söz ederken ilk akla gelen, mahyalardır. Asırlardır yaşayan bir gelenek olan mahyalar, özellikle Osmanlı döneminde ramazan coşkusunun, rahmete şükrün bir ifadesi olarak çok önemsenirdi. Halk, mahya kandillerinin gökyüzünde ışıldamasını merakla beklerdi.

Devamını Okuyun.. »

Eyl 29

sigetvar.jpg

Kanunî Sultan Süleyman’ın son seferi; adını, kuÅŸatılan Zigetvar (Sigetvar veya Szigetvar) kalesinden alır (1566).
1562′de Avusturya ile Osmanlı Devleti arasında bir antlaÅŸma yapıldı. Sekiz yıl süreli olan bu antlaÅŸmaya göre, İmparator Ferdinand, Erdel’i Osmanlılara bırakıyor ve elindeki Macaristan toprakları için, yıllık 30 bin duka vergiyi kabul ediyordu.

Bir süre sonra hudutlarda ve Macaristan’da bazı anlaÅŸmazlıklar çıktı. Avusturya, bu anlaÅŸmazlıkları bahane ederek, gerekli vergiyi iki yıl üst üste göndermedi. 1564′te Ferdinand öldü. Sadrazam Semiz Ali PaÅŸa, Avusturya elçisinden birikmiÅŸ vergiyi ve geriye kalan altı yıllık antlaÅŸma süresinin yenilenmesini istedi. Yeni imparator Maximilian II ise, paranın ödenmesini, anlaÅŸmazlıkların çözülmesine bırakmayı uygun gördü.

Bu arada, Osmanlı himayesinde bulunan Erdel beyi Zsigmond, imparatorla aralarında anlaÅŸmazlık konusu olan Çatmar veya Zatmar ÅŸehrini zaptetti. İmparator da Erdel’e saldırarak, Tokaj ve Serenç (Szerencs) taraflarını aldı. Budin beylerbeyi, Erdel Beyine yardım etti.

Devamını Okuyun.. »

Eyl 28

mezartaslari.jpg

Ziyaret olunan yer manasında olan , ölü gömülen ve üzeri bina ile örtülmemiş çukura mezar , kabirdenilmesi, üstü yapılan müslüman kabirlerine türbe adı varilmesine , bu üstüne bina yapılmamış mezarların baş ve ayak uçlarına taş ve heykeller dikildiği görülmektedir.

Eski Yunanlılar ve Romalılarda ve diğer toplumlarda bu maksatla mezarlar, mezar binaları, anıtlara ait bilgiler mevcuttur. Türbeler ve mezar abideleri sanat tarihi bakımından , kurganlar, yer altı mezar mağraları, ehramlar, mozaleler, mezar abideleri , mahsen mezarlar gibişeylerdir. Dinler tarihi bakımından da önemli olan mezar, mezar taşları , türbe ve mezar anıtları geniş bir inceleme konusu olmaktadır.
Devamını Okuyun.. »

Eyl 28

kemik.jpg

Hemen hemen bütün kemiklerde, özellikle de vücuttaki uzun kemiklerde iki farklı yapı bulunur. Kemiğin gövdesi yoğun kemik dokusu içerirken, uçları ince bir kemik katmanından, gözenekli kemik yapısından oluşur. Aslında bu düzenleme, kemiklerin işlevini yerine getirebilmesi açısından oldukça önemlidir. Çünkü kemik ancak böyle bir dizayna sahip olduğu takdirde yoğun baskı altında kalmadan hareket edebilir ve kendisine yüklenen ağırlık ve gerginlik kemik gövdesinden eklemlere aktarılır. Eğer her bölge aynı yapıda olsaydı; kemiklerde esneklik ve sağlamlık gibi özellikler olmazdı.
Vücudumuzu ayakta tutan kemiklerin genel yapısı yanda görüldüğü gibidir. Bu özel tasarım her insanda aynıdır. Bu sayede her insanda kemikler aynı saÄŸlamlığa ve esnekliÄŸe sahiptir. Kemikler Allah’ın kusursuz yaratmasının örneklerinden biridir.
Kemik dokusu, kemik hücreleri ve bu hücrelerin salgıladığı etraflarındaki ara maddeden oluşur. Kemik dokusunda üç çeşit hücre bulunur. Kemiklerin yapımında rol alan ve şekil almasını sağlayan, kemik içindeki boşlukları oluşturan ve bu boşlukları birbirlerine bağlayarak iletişimi kuran hep bu hücrelerdir.

Devamını Okuyun.. »

Eyl 27

akciger.jpg

AkciÄŸer
Akciğer, hava soluyan omurgalılardaki temel solunum organıdır. Ana görevi atmosferdeki oksijeni kan dolaşımına nakletmek ve dolaşımdaki karbondioksiti atmosfere çıkartmaktır. Bu görev, gaz değişiminin vuku bulduğu milyonlarca küçük, müstesna biçimde çok ince duvarlı hava kesecikleri oluşturan özelleşmiş hücrelerin mozaiği sayesinde gerçekleşir. Akciğerlerin solunumla ilgili olmayan görevleri de vardır.

AkciÄŸer ile ilgili tıbbi terimler genellikle pulmo- ile baÅŸlar; bu Latince pulmonarius, “akciÄŸerlerin”, sözcüğünden gelmektedir ki bu sözcük de Yunanca pleumon yani “akciÄŸer” ile akrabadır.

AkciÄŸer kanseri

Erkeklerde en sık görülen kanser çeşidi olan akciğer kanseri, kadınlarda da sigara kullanımının artmasıyla beraber giderek daha sık görülmektedir.
Devamını Okuyun.. »

Eyl 27

cekirdek-tepkimeleri.jpg

BilindiÄŸi gibi atomlarda bir çekirdek bulunduÄŸunu 1911′de Rutherford ve öğrencileri Geiger ile Marsden, alfa parçacıklarının saçılması deneyi ile göstermiÅŸlerdi.Fakat çekirdek kimyasının ve fiziÄŸinin doÄŸuÅŸu 1896 yılına dek geri götürülebilir. Çünkü bu yıl,Becquerel’in uranyum bileÅŸiklerindeki radyoaktiviteyi keÅŸfettiÄŸi yıldır.

Radyoaktifliğin keşfinden sonra, rayoaktif maddelerden yalılan ışımalar üzerine çeşitli araştırmalar yapılmış ve Rutherford bu çalışmaları birleştirerek yayınlanan ışımalar alfa, beta ve gamma olarak adlandırılmıştır. Bu ışımalar, elektrik yüklerine, maddelerdeki giriciliklerine ve havayı iyonlaştırıp iyonlaştırmamalarına göre sınıflandırılmışlardır. Sonradan yapılan çalışmalar alfa ışınlarının helyum çekirdekleri, beta ışınlarının elektron ve gamma ışınlarının yüksek enerjili fotonlar oldukları göstermiştir.

1911 yılının iki büyük olayı var: Atom fiziğinin kurucularının ilk toplantısı Solvay Konferansının yapılması. Bu toplantıda tarihin en büyük kadınlarından biri de vardı: Marie Curie. Fotoğrafta ön sırada, soldan ikinci (oturan) Rutherford.
Devamını Okuyun.. »

Eyl 26

mikrobiyoloji.jpg

Mikrobiyoloji sözcüğü “mikros”, “bios” ve “logos” kelimelerinin birleÅŸmesinden meydana gelmiÅŸtir. Yunanca’da mikros küçük, bios yaÅŸam, logos bilim anlamına gelmektedir.
Mikrobiyoloji, mikroorganizma adı verilen birçoğu ancak mikroskopta görülebilen küçük canlıları inceleyen bir bilim dalıdır. Mikrobiyoloji, mikroorganizmaların özelliklerini, yüksek canlılarla ve birbirleriyle ilişkilerini inceleyen bir bilim dalıdır.
Mikrobiyoloji geniş kapsamlı bir bilim dalı olup, birçok dallara ayrılır. Bunların başlıcaları tıbbi mikrobiyoloji, toprak, tarım, su mikrobiyolojisi, endüstriyel mikrobiyoloji ve uzay mikrobiyoloji gibi genel alanlar yanında genel mikrobiyoloji, bakteriyoloji, immunoloji, viroloji, parazitoloji ve mikoloji gibi her biri özel bir grubu inceleyen dallardan oluşur.
Devamını Okuyun.. »


Şu an 1. sayfadasınız12345>>...Son
Untitled Document MtN ürünleri: Dersler I Web tasarım teknik destek I Hediyelik eşyalar I Genel sağlık I Şiir I Resim-Fotoğraf I Ödev Arşivi I Turizm-Tatil
eXTReMe Tracker