12 Eylül Darbesi veya 1980 Darbesi, Türkiye’de, Türk Silahlı Kuvvetleri’in 12 Eylül 1980 günü emir komuta zinciri içinde gerçekleÅŸtirdiÄŸi askeri müdahale.
27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi.
Bu müdahale ile Süleyman Demirel’in BaÅŸbakan’ı olduÄŸu hükümet görevden alındı, Türkiye Büyük Millet Meclisi laÄŸvedildi, 1970 sonrasında deÄŸiÅŸtirilen 1960 Anayasa’sı tamamen rafa kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir baskı dönemi baÅŸladı.
Genelkurmay BaÅŸkanı Orgeneral Kenan Evren ve Kuvvet Komutanları tarafından oluÅŸturulan askeri cunta Milli Güvenlik Konseyi adı altında 1983 genel seçimine kadar Türkiye’ye iliÅŸkin tüm kritik kararları aldı.
Darbe ardından geçen 3 yıl içerisinde önemli kanunların tamamına yakını deÄŸiÅŸtirildi ve cuntanın belirlediÄŸi Danışma Meclisi tarafından hazırlanan Anayasa, 1982 yılındaki halk oylamasında, yüzde 92′lik “Evet” oyu ile büyük farkla kabul edildi.
Halk oylamasında ‘Hayır’ oyu kullananları sandık başında baskı altında tutmak için rengi dışardan görünen oy pusulaları kullandırıldığı iddia edildi ama bu, Anayasa’nın çok büyük çoÄŸunlukla kabul edilmesini açıklayan tek neden deÄŸildi. Anayasa’nın kabulünün bir baÅŸka önemli etkeni olarak, ihtilal öncesi iç savaÅŸ ortamı nedeni ile vatandaÅŸların kendi hayatlarından endiÅŸe etmesi de ifade edilir.
12 Eylül 1980 darbesi, Türkiye’de halkın önemli bölümü tarafından, siyasi ve ekonomik sorunların hiçbirine çözüm bulamayan iflas etmiÅŸ parlamenter rejimin ‘haklı’ alternatifi olarak görüldü. Bu nedenle, darbeye bir direniÅŸ olmadığı gibi, büyük çoÄŸunluk, darbe liderlerini, ülkenin yeni liderleri olarak kısa sürede benimsedi.
Aynı halk oylamasında, Kenan Evren CumhurbaÅŸkanı seçildi. Kabul edilen Anayasa’da, cunta üyelerinin ömür boyu yargılanmasını engelleyen geçici 15. madde seçimlerle iktidara gelen hiçbir hükümet tarafından kaldırılmadı ve 12 Eylül liderlerinin dokunulmazlığı sürdü.
12 Eylül 1980 askeri darbesinin gerekçeleri arasında ülkede yaygınlaÅŸan siyasi cinayetler, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin birçok tur ardından CumhurbaÅŸkanı’nı seçememesi ve 6 Eylül günü Konya’da Necmettin Erbakan önderliÄŸinde yapılan ve darbe liderlerinin ÅŸerîat amaçlı bir kalkışma giriÅŸimi olarak nitelediÄŸi yürüyüş gösterildi.
Ülkede tırmandırılan saÄŸ -sol ve alevi - sünni gerginliÄŸi bireysel ve kitlesel siyasi cinayetleri besledi. 12 Eylül 1980 öncesinde saÄŸ ve sol siyasi hareketin önde gelen temsilcileri cinayetlere kurban gitti. Doç. Bedrettin Cömert, Abdi İpekçi, Gün Sazak, Nihat Erim ve tanınmış birçok kiÅŸi saÄŸ ve sol gruplara mensup militanlar tarafından öldürüldü. Darbe öncesinde siyasi cinayetlerin sayısı her gün 30′a yaklaşıyordu.
12 Eylül 1980′e gelindiÄŸinde 19 ilde sıkıyönetim uygulanıyordu.
Ülkede, yönetemeyen hükûmet, karar alamayan Meclis ve ardı arkası kesilmeyen siyasi cinayetlerin yol açtığı yılgınlık havası, 12 Eylül öncesi dönemin son BaÅŸbakanı Süleyman Demirel’in “70 sente muhtacız” sözü ile özetlenen iÅŸsizlik, kıtlık ve iÅŸyeri anlaÅŸmazlıkları ile yoÄŸunlaÅŸtı.
Darbe ardından, siyasi cinayetlerin çok kısa sürede sona ermesi, güvenlik güçlerinin ÅŸiddet eylemlerini darbe öncesinde neden önlemediÄŸi / önleyemediÄŸi sorularını da beraberinde getirdi. Amerika BirleÅŸik Devletleri yönetiminin darbeden haberdar olduÄŸu ve darbe gecesi BaÅŸkan Jimmy Carter’a “bizim çocuklar iÅŸi bitirdi” anlamında bir mesajın, bir toplantının ortasında iletildiÄŸinin anlaşılması, 12 Eylül’de ABD’nin rolü konusunu da tartışmalara açtı.
Türkiye’nin DoÄŸu ve GüneydoÄŸusu’nda baÅŸlatılan ayrılıkçı silahlı hareket, 12 Eylül yönetiminin getirdiÄŸi Kürtçe konuÅŸma yasağı ile güçlendirildi ve gerekçelendirildi. Diyarbakır Cezaevi baÅŸta olmak üzere bölge cezaevlerindeki kötü muamele, 1983 seçimlerinden sonra yoÄŸunlaÅŸacak Kürdistan İşçi Partisi (PKK) adına terör eylemlerini gerçekleÅŸtirenlerin gerekçelerinden biri oldu. Bu cezaevlerinde tutulan PKK militanlarının önemli bölümü, daha sonra, PKK yöneticileri arasında yer aldı.
12 Eylül 1980 ardından partiler laÄŸvedildi, parti liderleri önce askeri üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı. Bu durum, siyasi partilerin sürekliliÄŸi konusunda tarihsel sorunlar yaÅŸayan Türkiye’de siyasi temsilin demokratikleÅŸmesi önünde yeni bir engel oluÅŸturdu, siyasi gelenekler geçici de olsa alt-üst edildi.
6 Kasım 1983 genel seçimine, kapatılan eski siyasi partilerin hiçbiri katılamadı; 1982 yılında hazırlattığı Anayasa’yı onaylayarak cuntayı destekleyen seçmen, cuntanın iÅŸaret ettiÄŸi emekli Orgeneral Turgut Sunalp liderliÄŸindeki Milliyetçi Demokrasi Partisi yerine Turgut Özal liderliÄŸindeki Anavatan Partisi’ni Türkiye’yi yönetmek üzere seçti. Daha sonra, siyasi yasakların kalkması ile eski liderler ve eski kadrolar, yeni partiler ile seçimlere katıldı.
Darbe, siyaseti yeniden tasarlama hedefi ile yola çıkarken, Amerika BirleÅŸik Devletleri ile Sovyetler BirliÄŸi arasında gerilimin çok tırmandığı bir dönemde solu tasfiye etmek için sağı kullanma hedefine yöneldi. Aynı dönemde, açılan İmam Hatip Liseleri’nin sayısında büyük artış oldu aynı zamanda YÖK kuruldu ve ÅŸu anda ülkemizde süre gelen ’siyasal islam’ ‘okullarda türban’ gibi pek çok çatışma konusunun temeli atılmış oldu.
ABD’nin, Sovyetler BirliÄŸi’ni YeÅŸil Hilal ile kuÅŸatma, yani Afganistan’dan baÅŸlayarak, Orta Asya’daki Türk ve Fars kökenli müslümanların dini inançlarını güçlendirerek zayıflatma tasarısı, Türkiye içinde de uygulandı. Bu uygulama, 12 Eylül 1980 sonrasında geçen 25 yıl içinde, İslamcı muhafazakarlığın yaygınlaÅŸması ve AKP iktidarı ile sonuçlandı.
1983 yılındaki genel seçimde Turgut Özal’ın BaÅŸbakan olması ile Türkiye ekonomisinin küresel entegrasyonu baÅŸladı. Bu anlamda, tasarlamadan da olsa, 12 Eylül cuntası, içe dönük kapalı bir ekonomiye sahip olan Türkiye’yi olumlu ve olumsuz tüm yönleri ile küresel ekonominin bir parçası haline getiren geliÅŸmeleri tetikledi.
“Bizim çocuklar iÅŸi bitirdi..”
İlk kez Mehmet Ali Birand’ın 12 Eylül Saat:04.00 (1984) adlı kitabında ortaya atılan, 12 Eylül Darbesi sırasında dönemin ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Türkiye Masası Sorumlusu Paul Henze’in askeri müdahaleyi haber alırken haberi ulaÅŸtıran diplomatın yours boys have done it - seninkiler yaptı/bizim çocuklar iÅŸi bitirdi - anlamındaki konuÅŸması, 12 Eylül Darbesi içinde ABD’nin rolü konusunda tartışmalara neden olmuÅŸtur.Henze’den sonra Ankara’daki çocuklar baÅŸardı ÅŸeklindeki mesaj BaÅŸkan Jimmy Carter’a iletilmiÅŸtir.
Paul Henze 2003 yılında bir türk gazetesine verdiÄŸi demeçte Bizim çocuklar iÅŸi baÅŸardı sözlerinin Mehmet Ali Birand’ın uydurması olduÄŸunu belirtmiÅŸ.Ancak kısa bir süre sonra Birand 1997′de Henze ile yaptığı görüşmenin sesli ve görüntülü kayıtlarını yayınlayarak Henze’i yalanlamıştır.
12 Eylül’ün Sonuçları
650.000 kişi göz altına alındı
1 milyon 683 bin kiÅŸi fiÅŸlendi.
Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
7 bin kişi için idam cezası istendi.
517 kişiye idam cezası verildi.
Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1′i Asala militanı).
İdamları istenen 259 kiÅŸinin dosyası Meclis’e gönderildi.
71 bin kiÅŸi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.
388 bin kiÅŸiye pasaport verilmedi.
30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.
14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.
300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.
937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
23 bin 677 derneÄŸin faaliyeti durduruldu.
3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
31 gazeteci cezaevine girdi.
300 gazeteci saldırıya uğradı.
3 gazeteci silahla öldürüldü.
Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
39 ton gazete ve dergi imha edildi.
Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
14 kişi açlık grevinde öldü.
16 kişi kaçarken vuruldu.
95 kişi çatışmada öldü.
73 kişiye doğal ölüm raporu verildi.
43 kiÅŸinin intihar ettiÄŸi bildirildi.
12 Eylül 1980 faÅŸist darbesi, geliyorum diye bağıra çağıra geldi. Partimiz ve diÄŸer örgütler gelenin ne oluÄŸunun bilincinde olmasına karşın, 12 Eylül’ü önleyici bir ÅŸey yapamadı. FaÅŸizm, bir karabasan gibi gelip kentlerimize, caddelerimize, sokaklarımıza kara bayrağını astı. Artık radyolardan sürekli olarak Kenan EVREN’lerin sesini duyduk, televizyonlardan görüntülerini izledik, yazılı basından haberlerini okuduk.
1970′li yıllar dünyada ve ülkemizde, sosyalist savaşımın doruklara çıktığı yıllardı. Afrika’da, Asya’da, Güney Amerika’da emperyalist-kapitalist sistem sürekli olarak geriletilirken, SOSYALİZM geniÅŸ emekçi yığınların bir kurtuluÅŸ seçeneÄŸi olarak baÅŸarı üstüne baÅŸarı kazandığı bir gerçekliÄŸe dönüşmüştü.
Ülkemizdeyse, geniÅŸ halk yığınları yüzünü sosyalizmden yana dönmüş, egemen güçlerin uykularını kaçırmıştı. IMF’nin, Dünya Bankası’nın politikaları, iÅŸbirlikçi erkler aracılığı ile uygulanamaz olmuÅŸtu. BaÅŸta İstanbul olmak üzere sanayi bölgelerinde fabrikaların neredeyse yarısından fazlasında işçiler greve çıkmışlardı. 24 Ocak Kararları’nı egemen erk uygulayacak durumda deÄŸildi.
Sermaye, gittikçe güçlenen sosyalistlerin atılımını önlemek için MHP ve yan örgütlerini harekete geçirmiş, onlara bol bol sokak çeteleri kurdurtmuştu. Hemen tüm kentlerimizde, günde 20-30 insanımız yaşamını yitiriyor, sokaklarda kanlı bir kapışma yaşanıyordu. Öğrenciler, polis müdürleri, savcılar, öğretim üyeleri, sendikacılar seçilerek birer birer katlediliyor, cinayeti işleyenlerse bir türlü bulunamıyordu.
Tuzakçıbaşı Demirel’in becerisi ile Milliyetçi Cepheler kuruluyor, siyasi gericilik her gün biraz daha tırmandırılarak, Sol’un ve sosyalistlerin üzerine çullanmakta bir çekince duymuyordu. Sermaye, bilerek ve isteyerek ülkemizi ateÅŸe atmış, korku ve güvensizliÄŸin dozunu her gün biraz daha arttırarak kitlelerin bıkkınlığından sonuç alma yolunu seçmiÅŸti. Ülkemizin, dini inanç ve etnik açıdan duyarlı kentleri bilinçli olarak seçilip iç savaÅŸ görüntülerini andıran kanlı katliamlar gerçekleÅŸtirilerek, yığınların korkuya teslim olmaları istenmiÅŸti. MaraÅŸ katliamı akıllara durgunluk verecek denli korkunç boyutlara tırmandırılmış, arkasından da Çorum olayları gelmekte gecikmemiÅŸti. Sivas’ta, Malatya’ da devletin gözetiminde faÅŸist sokak çeteleri terör estiriyor, büyük kentlerde sıkıyönetim ilan edilmesine karşın olayların ardı arkası bir türlü kesilmiyordu. Özetle; karanlık güçler tarafından kendi çıkarlarına koÅŸullar, adım adım olgunlaÅŸtırılıp geliÅŸtiriliyordu. Artık 12 Eylül 1980 FaÅŸist darbesinin ucu görünmüş sayılırdı.
Ne var ki, sermaye kitle desteÄŸini arkasına alarak faÅŸist bir diktatörlük kuracak nesnelliÄŸe sahip deÄŸildi. MHP ve kitlesi ÅŸiÅŸtiÄŸi kadar ÅŸiÅŸmiÅŸ olmasına karşın, sermaye MHP’ye dayanarak bir gün bile erkte kalamazdı. MHP, sermayeye olan borcunu ödemiÅŸ sayılırdı ve devre dışı bırakılmalıydı. Bırakıldı da. 1945 İkinci Paylaşım Savaşı sonrası faÅŸizmin kitle desteÄŸi ile erki ele geçirmesinin koÅŸulları yoktu. Dünyanın her tarafında kitleler önemli ölçüde faÅŸizme karşı ÅŸerbetlenmiÅŸ sayılırdı. Bu yüzden de sermaye, dünyanın her tarafında askeri diktatörlükler aracılığı ile erke el koyuyordu. Üstelik bu konuda sermaye, 12 Mart 1971 faÅŸizmiyle deney sahibiydi de.
Askerlere sıkıyönetim yetkileri verilmiş olması durumu değiştirmemişti. Olaylar önlenemediği gibi, sanki görünmez güçler tarafından sürekli olarak el altından kışkırtılıyordu da. (Bu savımızı, 12 Eylül 1980 faşist darbesinin arkasından olayların şıp diye kesilmesi anlatmaya yeter de artar bile.)
12 Eylül 1980 Sabahı alışık olduğumuz o sesi duyduk. Türk Silahlı Kuvvetleri erke el koymuştu ve bildirge üstüne bildirge yayınlayarak demir yumruğunu da solun ve sosyalistlerin tepesine indirmek üzere eyleme geçmişti. Artık Beşlilerin ağzından çıkan her söz yasa sayılıyor, zaman yitirmeksizin uygulamaya geçiliyordu.
Siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin, sendikaların üye ve yöneticilerinin evleri, işyerleri anında basılıyor, üye ve yöneticileri işkenceden geçirildikten sonra tutuklanarak cezaevlerine gönderiliyordu. Tutuklanan kimileri işkencede yaşamlarını yitirirken, kimileri gözaltında kayboluyor, kimilerinin izine ise aylarca rastlamak olası değildi. Ülke, dışarısı ve içerisi ile büyük bir cezaevine çevrilmişti. İşkenceler akıl almaz boyutlarda uygulandığı için bütün yasaklamalara ve saklamalara karşın yapılanların kokusu ta dünyanın öbür tarafında bile duyuluyor, dünyanın bütün gözleri ülkemizdeki faşist işkencecilere çevriliyordu.
12 Eylül faÅŸizminden zarar görenler salt sosyalistler deÄŸildi. Zarar görmek için namuslu bir yurttaÅŸ olmak bile yeterli nedendi. İşte bu yüzden insanlara büyük acılar yaÅŸatıldı. Biraz daha ÅŸanslı olanlar, yakalarını sürgün ve 1402′lik olarak iÅŸten atılarak kurtarırken, kimileriyse yıllarını cezaevlerinde geçirerek büyük bedeller ödemek zorunda kaldılar. Mamak, Metris, Diyarbakır ve daha baÅŸka cezaevleri bu uygulamaların devamı olarak dünya çapında nam saldı.
Tutuklananlar aylarca ve hatta yıllarca duruÅŸmaya çıkarılmayarak bu cehennem ortamında yaÅŸatıldılar. Sistemli olarak Cezaevlerinde yapılan iÅŸkencelerde yaÅŸamlarını yitirenler oldu. İlhan ERDOST kaba dayak yüzünden Mamak’ta beyin kanaması geçirerek yaÅŸamını yitirdi. Daha baÅŸkaları aynı sonu paylaşırken çokları da sakat kaldı.
Bütün bu yapılanlara karşı ilerici, devrimci, sosyalist tutuklulardan tavır gelmekte gecikmedi. Cezaevlerinde günlerce süren direnişler başladı. Bu direnişleri ve işkenceleri dışarı yansıtmaması için her türlü yazılı ve sözlü basına yasak kondu ve yıllarca sürecek olan insanlık suçları işlendi.
Artık sermaye rahatına ermiÅŸ, astığı astık, kestiÄŸi kestik vurgununa ve talanına kavuÅŸmuÅŸtu. İşçiler haklarını almak için grev yapamadıkları gibi örgütlenme haklarından da yoksun kalmışlardı. Emekçi kitleler ekonomik boyunduruÄŸa vurulmuÅŸ, açlık ve yoksulluÄŸun pençesine atılmışlardı. İşbirlikçi sermayeye ve yabancı emperyalist ortaklarına gün doÄŸmuÅŸtu. 24 Ocak kararları silahların gölgesinde uygulanmaya baÅŸlanmış, ekonominin dümeni Turgut ÖZAL’ın eline verilmiÅŸti. Talan ve köşe dönmecilik yediden yetmiÅŸe herkesin ereÄŸine dönüşmüş, insani ne kadar deÄŸer yargısı varsa tersine çevrilmiÅŸti.
Kenan EVREN, dilinde Kuran ayetleri alanlarda kitlelerin karşısına çıkmış, kendini yalan ayetlere vermiÅŸti. Sözümona dinsel öğelerin yapıştırıcılığına soyunulmuÅŸ, her köşebaşı Kuran kurslarıyla donatılmıştı. İmamlara Suudi Arabistan kaynaklı parasal destek verilmesi günün modası sayılırdı. Laiklik iki yüzlü Atatürkçü’ler tarafından bol bol konuÅŸulmasına karşın, toplum tarikatçıların otlağına çevrilmiÅŸti. O dönemde devlet tarafından iyice palazlandırılan köktendinciler, hem mali açıdan hem de kitle desteÄŸi olarak iyice güçlenmiÅŸler, yaÅŸamın her alanına sızmışlardı. Gün onların günüydü ve toplumu çaÄŸdışı bir karanlık tehdit eder hale gelmiÅŸti. Fetullah Gülenler ve daha baÅŸka karanlık yüzlü hocalar kıyı bucağı iyice doldurmuÅŸlardı. Amerika tarafından kuruluÅŸu ve erke geliÅŸi desteklenen ANAP tarikatların kontrolünde siyasi gücünün doruÄŸuna gelmiÅŸti.
Hangi taşı kaldırsanız altından yolsuzluk fışkırıyordu. BeÅŸlilerden Tahsin ÅžAHİNKAYA, yolsuzluÄŸun başını çektiÄŸi için, içinde uyuÅŸturucu ticareti yapan Güney Amerika ülkelerindeki generaller de dahil, dünyada 25 zengin generalin arasına giren bir servete sahipti. Bakanların, bürokratların, milletvekillerinin adları yolsuzluklara karışmıştı. Bir baÅŸka deyiÅŸle; at binenin, kılıç kuÅŸananın’dı. 12 Eylül ve onun himayesinde erkte oturanları en iyi anlatan sözcüklerden biri yolsuzluk sözcüğüydü.
İyice budanmış olan 1961 ANAYASASI, 1982 ANAYASASI ile yürürlülükten tamamıyla kaldırılmış, temel hak ve özgürlükler sonuna kadar kısılmıştı. Yasa yerini keyfiliÄŸe bırakmış, BeÅŸlilerin söyledikleri, yasa yerine geçmiÅŸti. 1982 ANAYASASI demokrasi karşıtı bir uygulama ile %90′ları aÅŸan bir çoÄŸunlukla kabul ettirilmiÅŸ ve 12 Eylülcülerin yaptıklarından dolayı yargı önüne çıkarılamayacaklarına dair bir yasa maddesi de Anayasa’ya konulmuÅŸtu.
Kurulan Sıkıyönetim Mahkemeleri, yöntem ve temel açıdan yasal dayanaktan yoksun olup keyfi bir işlerliğe sahipti. Sanık olarak mahkeme önüne getirilen kimseler düşman muamelesi gördüğü için hiç bir yasal haklarını kullanamaz durumdaydılar. Avukatlar savunmanlık görevini yapmaları için konuşma haklarını kullanamadıkları gibi sık sık yargı heyeti tarafından duruşma salonundan atılıyordu.
YaÅŸları küçük olmasına karşın, Erdal EREN ve Necdet ADALI ölüm cezası alıyor ve karar hiçbir aÅŸamada düzeltilmeksizin ölüm cezaları infaz ediliyordu. Dönem; Yasaların hiçe sayıldığı bir dönem olup, uygulamalar neredeyse açıktan açığa öç alımına dönüştürülüyordu. Ülke içinde hiç kimse hak ve özgürlüklerini kullanamaz duruma getirilmiÅŸti. O dönem, başını Aziz NESİN’in çektiÄŸi ve AYDINLAR DİLEKÇESİ olarak bilinen dilekçeciler bile cuntanın hışmına uÄŸramaktan kurtulamamıştı. Tutuklamalar, yargılamalar yıllarca sürmüş, baskı ve yıldırma politikası bir karabasan gibi ben aydınım diyenlerin tepesine çökmüştü.
İç ve dış borçlar 12 Eylülcülerin döneminde neredeyse üçe katlanmış ve ülkenin öz kaynakları faiz ödemelerine harcanır olmuÅŸtu. IMF’den, Dünya Bankası’ndan ve emperyalist güçlerden gelen istekler tartışmasız uygulamaya konulmuÅŸ, özelleÅŸtirme talanını yeni liboÅŸlar bir kurtuluÅŸ gibi savunmaya baÅŸlamışlardı. Dört eÄŸilimi partisine taşıdığını söyleyen Turgut ÖZAL’ın parlamentoyu taktığı falan yoktu. Bütün kararların aÄŸababası ÖZAL sayılırdı. Ve zaten parlamentodan diÅŸe dokunur bir karar çıkması da eÅŸyanın doÄŸası gereÄŸi olanaksız gibiydi. Turgut ÖZAL, partisine dönekleri, dincileri, faÅŸistleri, tatlısu liboÅŸlarını doldurmuÅŸ bir padiÅŸah havası yaşıyordu.
Kitlelerin yoksulluk düzeyi gitgide artmasına karşın zamların önünü almak olası değildi. Türk parası sürekli olarak değer yitirerek eriyor, dışa bağımlılığın dayanakları her geçen gün biraz daha güçlendiriliyordu. Türk Parasını Koruma Kanunu da iptal edildiği için, Amerikan Doları günlük yaşamımıza neredeyse tamamıyla girmiş bulunuyordu. Artık, Amerika bizi bir kağıt parçasıyla soyup soğana çevirmeye başlamış, üretmeden tüketmek moda bir hastalık haline gelmişti.
Koskoca ülke ekonomik, sosyal, siyasal açıdan 12 Eylülcülerin cenderesi altında iyice sıkıştırılmış, yozlaşmalar uç safhaya varmıştı. Zenginler bir eli yağda bir eli balda dikensiz gül bahçesinde har vurup harman savuruyorlardı. Bütün bunlara karşın bunlara; birisi çıkıp bu suyun bolluğu nereden geliyor diyemiyordu. Kitlelerin uyutulması için bol bol milliyetçilik ve dincilik yapılarak toplum içten içe çökertiliyordu.
Sonuç olarak 12 Eylülcüler ülkemizin kentlerine, sokaklarına, caddelerine faşizmin kara bayrağını asmışlar emekçi kitleleri inim inim inletmişlerdi. Bugün çektiklerimizin neredeyse tamamı 12 Eylülcülerin suçuydu ve yaptıkları yanlarına kar kalmamalıydı.
Tarihimizin yüz karalarından sadece birtanesi olan 12 Eylül darbesi ile ilgili bir yazıyı hem kızarak hemde utanarak yayınladım.Ama bilinmelidirki bugün bunu yapanlar aramızdalar ve kendilerini büyük sanan zavallı küçük adamlar olarak dolaşmaktadırlar.Mutlaka bunun hesabı yargı ile sorulmalıdır.
İDAM EDİLENLER
Adı Soyadı
Tarih
Yer
Necdet Adalı (sol görüşlü)
7 Ekim 1980
Ankara
Mustafa Pehlivanoğlu (sağ görüşlü)
7 Ekim 1980
Ankara
Serdar Soyergin (sol görüşlü)
25 Ekim 1980
Adana
Erdal Eren (sol görüşlü)
13 Aralık 1980
Ankara
Cevdet Karakaş (sağ görüşlü)
4 Haziran 1981
Elazığ
Veysel Güney (sol görüşlü)
10 Haziran 1981
Gaziantep
Ahmet Saner (sol görüşlü)
25 Haziran 1981
İstanbul
Kadir Tandoğan (sol görüşlü)
25 Haziran 1981
İstanbul
Mustafa Özenç (sol görüşlü)
20 AÄŸustos 1981
Adana
İsmet Şahin (sağ görüşlü)
20 AÄŸustos 1981
İstanbul
Seyit Konuk (sol görüşlü)
13 Mart 1982
İzmir
İbrahim Ethem Coşkun (sol görüşlü)
13 Mart 1982
İzmir
Necati Vardar (sol görüşlü)
13 Mart 1982
İzmir
Fikri Arıkan (sağ görüşlü)
27 Mart 1982
Ankara
Sabri Altay (adli suçlu)
23 Nisan 1982
Adapazarı
Cengiz Baktemur (sağ görüşlü)
30 Nisan 1982
Elazığ
Şahabettin Ovalı (adli suçlu)
12 Haziran 1982
Sinop
Ednan Kavaklı (adli suçlu)
18 Haziran 1982
Ankara
Ali Bülent Orkan (sağ görüşlü)
13 AÄŸustos 1982
Ankara
Veli Acar (adli suçlu)
13 AÄŸustos 1982
Isparta
Eşref Özcan (adli suçlu)
19 AÄŸustos 1982
Kayseri
Halil Fevzi Uyguntürk (adi suçlu)
29 Aralık 1982
Afyon
Kazım Ergun (adli suçlu)
29 Aralık 1982
AkÅŸehir
Muzaffer Öner (adli suçlu)
29 Aralık 1982
Amasya
Adem Özkan (adli suçlu)
13 Ocak 1983
Balıkesir
Hüseyin Çaylı (adli suçlu)
13 Ocak 1983
Afyon
Osman Demiroğlu (adli suçlu)
13 Ocak 1983
Isparta
Ahmet Mehmet Uluğbay (adli suçlu)
22 Ocak 1983
AkÅŸehir
Ali AktaÅŸ (siyasi)
23 Ocak 1983
Adana
Duran Bircan (adli suçlu)
23 Ocak 1983
Denizli
Levon Ekmekçiyan (Asala)
28 Ocak 1983
Ankara
Ramazan Yukarıgöz (sol görüşlü)
29 Ocak 1983
İzmit
Ömer Yazgan (sol görüşlü)
29 Ocak 1983
İzmit
Erdoğan Yazgan (sol görüşlü)
29 Ocak 1983
İzmit
Mehmet Kambur (sol görüşlü)
29 Ocak 1983
İzmit
Ahmet Kerse (adli suçlu)
30 Ocak 1983
Gaziantep
Rıdvan Karaköse (adli suçlu)
5 Åžubat 1983
AkÅŸehir
Cavit Karaköse (adli suçlu)
5 Åžubat 1983
AkÅŸehir
Süleyman Karaköse (adli suçlu)
5 Åžubat 1983
AkÅŸehir
Fatih Laçinligil (adli suçlu)
24 Åžubat 1983
KeÅŸan
Faik Görünmez (adli suçlu)
24 Åžubat 1983
Kilis
Mustafa Başaran (adli suçlu)
30 Mart 1983
Edirne
Hüseyin Üye (adli suçlu)
30 Mart 1983
Nazilli
Şener Yiğit (adli suçlu)
20 Nisan 1983
Isparta
Cafer Aksu Altıntaş (adli suçlu)
20 Nisan 1983
Ordu
Abdülaziz Kılıç (adli suçlu)
26 Mayıs 1983
Edirne
Halil Esendağ (sağ görüşlü)
5 Haziran 1983
İzmir
Selçuk Duracık (sağ görüşlü)
5 Haziran 1983
İzmir
İlyas Has (sol görüşlü)
6 Ekim 1984
İzmir
Hıdır Aslan (sol görüşlü)
24 Ekim 1984
İzmir
Sizde Yorumunuzu Yazın
Ama önce siteye Buradan giriş yapın Hala Üye değilseniz Buradan üye olabilirsiniz.






